<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Recep İvedik: Halkın elitlerden intikamı yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 11:04:02 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Son 30 günde en çok okunanlar : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-27157</link>
		<dc:creator>Son 30 günde en çok okunanlar : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2009 15:29:31 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-27157</guid>
		<description>[...] Recep İvedik: Halkın elitlerden intikamı [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Recep İvedik: Halkın elitlerden intikamı [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>emre er tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-26060</link>
		<dc:creator>emre er</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2009 10:45:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-26060</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Bir şeyi merak ettim, Recep İvedik’in intikamını aldığı elitlere, Gucci başörtüsüyle gittiği restoranda “istiridye soslu fettucine” yiyen Hayrünnisa Gül’de giriyor mu? ya da “bağyanlar” için yoga derslerine giden, islami holding patronu zevceleri nereye konumlandırdınız?

Bu konuyu aydınlatırsanız sevinirim.
Ki, aydınlatabileceğiniz konusunda ciddi şüphelerim var. &lt;/blockquote&gt;

Sosyolojik tahlilim sizin sorunuzu kapsıyor. Ama yazının konusunu dağıtmamak adına yer vermedim. 

Türkiye'de 3 tane elit var. İlk ikisini yazıda tanımladım.

3. elit yeni yeni ortaya çıkan daha dindar bir kesim. Bu kesimin de kendine göre lüks zevkleri olacak ve onlar da bir süre sonra İvedik'in hedefi olacaklar. 

AKP içinde elitler ile fakirler arasında bu ayrımı da zamanla gözlemleyeceğiz.

Sınıf ayrımı din, millet gözetmez şarları oluştuğunda her yerde herkes için geçerlidir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Bir şeyi merak ettim, Recep İvedik’in intikamını aldığı elitlere, Gucci başörtüsüyle gittiği restoranda “istiridye soslu fettucine” yiyen Hayrünnisa Gül’de giriyor mu? ya da “bağyanlar” için yoga derslerine giden, islami holding patronu zevceleri nereye konumlandırdınız?</p>
<p>Bu konuyu aydınlatırsanız sevinirim.<br />
Ki, aydınlatabileceğiniz konusunda ciddi şüphelerim var. </p></blockquote>
<p>Sosyolojik tahlilim sizin sorunuzu kapsıyor. Ama yazının konusunu dağıtmamak adına yer vermedim. </p>
<p>Türkiye&#8217;de 3 tane elit var. İlk ikisini yazıda tanımladım.</p>
<p>3. elit yeni yeni ortaya çıkan daha dindar bir kesim. Bu kesimin de kendine göre lüks zevkleri olacak ve onlar da bir süre sonra İvedik&#8217;in hedefi olacaklar. </p>
<p>AKP içinde elitler ile fakirler arasında bu ayrımı da zamanla gözlemleyeceğiz.</p>
<p>Sınıf ayrımı din, millet gözetmez şarları oluştuğunda her yerde herkes için geçerlidir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Serbest Yazarlar &#187; Gündem tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-26042</link>
		<dc:creator>Serbest Yazarlar &#187; Gündem</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 20:47:37 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-26042</guid>
		<description>[...] “Recep İvedik:Halkın eltitlerden intikamı” başlığına ve devamındaki tartışmalara özellikle dikkat çekmek istiyorum. Kendimde oradaki tartışmalara recepler arasında koşutluklar arayarak dalmış bulundum,  Adorno&#8217;nun ruhunu şad eden ve sosyalbilimlerin ruhuna elfatiha okuyan bir yorum bırakarak. Bu söylediğimin abartılı olduğu doğrudur, yine de kültür endüstrisi üzerine değerlendirmeleri oraya taşımaktı niyetim. [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] “Recep İvedik:Halkın eltitlerden intikamı” başlığına ve devamındaki tartışmalara özellikle dikkat çekmek istiyorum. Kendimde oradaki tartışmalara recepler arasında koşutluklar arayarak dalmış bulundum,  Adorno&#8217;nun ruhunu şad eden ve sosyalbilimlerin ruhuna elfatiha okuyan bir yorum bırakarak. Bu söylediğimin abartılı olduğu doğrudur, yine de kültür endüstrisi üzerine değerlendirmeleri oraya taşımaktı niyetim. [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>recep ivedik &#171; Mutlak Töz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-26015</link>
		<dc:creator>recep ivedik &#171; Mutlak Töz</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 14:00:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-26015</guid>
		<description>[...] “Recep İvedik:Halkın eltitlerden intikamı” başlığına ve devamındaki tartışmalara özellikle dikkat çekmek istiyorum. Kendimde oradaki tartışmalara recepler arasında koşutluklar arayarak dalmış bulundum,  Adorno&#8217;nun ruhunu şad eden ve sosyalbilimlerin ruhuna elfatiha okuyan bir yorum bırakarak. Bu söylediğimin abartılı olduğu doğrudur, yine de kültür endüstrisi üzerine değerlendirmeleri oraya taşımaktı niyetim. [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] “Recep İvedik:Halkın eltitlerden intikamı” başlığına ve devamındaki tartışmalara özellikle dikkat çekmek istiyorum. Kendimde oradaki tartışmalara recepler arasında koşutluklar arayarak dalmış bulundum,  Adorno&#8217;nun ruhunu şad eden ve sosyalbilimlerin ruhuna elfatiha okuyan bir yorum bırakarak. Bu söylediğimin abartılı olduğu doğrudur, yine de kültür endüstrisi üzerine değerlendirmeleri oraya taşımaktı niyetim. [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>one minute tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25964</link>
		<dc:creator>one minute</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2009 16:31:58 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25964</guid>
		<description>Recep İvedik'in elitizme karşı geldiği fikrine katılmıyorum.
Bence Recep İvedik karakteri hem güçlüye karşı ezilmişlerin bir çeşit isyanı hemde pornografik duygularının tatmini çabası...

Pornografi merak duygusuna yani üçüncü şahısların röntgenlemesine dayanan bir şey.
İnsanlar içinde bulunmadıkları,günlük hayatlarında hiç yap(a)madıkları şeyleri merak ederler, nasıl olduğunu röntgenlediği filmlerdeki şahıslar aracılığıyla öğrenmeye çalışırlar. Cem Yılmaz'standuplarında yada karikatür dergilerinde edilen hiç çekinmeden edilen küfürlerde olduğu gibi bizim de günlük hayatta aklımızdan yer yer geçen ama nazımızın geçemediği kişilere söyleyemediğimiz yada gücümüzün yetmediği  veya sosyal statümüzün elvermediği durumlarda edemediğimiz küfürlerin, yada alamadığımız tavırların ezikliğini yada merakını Recep İvedik karakteri ile bir nevi tatmin edilmeye çalışıyoruz. Benzer durumlar bir zamanlar Kemal Sunal üzerinden sağlanıyordu...Filmin ana karakteri genellikle seyircinin kendine yakın bulduğu sıradan statüde birisi olur ve film boyunca şansının da abartılı derecede yaver gitmesiyle her seviyeden ve güçten insanı birer birer alteder aklına geleni söyler küfreder,güçlü insanları rezil eder ve sıradan bir insan sinemadaki seyircinin filmdeki halkın kahramanı oluverir.

Halkın her talep ettiği şey doğrudur,vardır bir hikmeti anlayışı da geçersiz...
Çünkü sürekli değişen arayış içinde deneme yanılma yapan kitleler kendisine sunulan bazı  doğru olmayan yenilikleri bir süreliğine talep edebilirler ve bir dönem furya halinde giden bir durumun bir süre sonra kesilmesiyle o yeni şeyin geçerliliği yada geçersizliği tespit edilmiş olur.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Recep İvedik&#8217;in elitizme karşı geldiği fikrine katılmıyorum.<br />
Bence Recep İvedik karakteri hem güçlüye karşı ezilmişlerin bir çeşit isyanı hemde pornografik duygularının tatmini çabası&#8230;</p>
<p>Pornografi merak duygusuna yani üçüncü şahısların röntgenlemesine dayanan bir şey.<br />
İnsanlar içinde bulunmadıkları,günlük hayatlarında hiç yap(a)madıkları şeyleri merak ederler, nasıl olduğunu röntgenlediği filmlerdeki şahıslar aracılığıyla öğrenmeye çalışırlar. Cem Yılmaz&#8217;standuplarında yada karikatür dergilerinde edilen hiç çekinmeden edilen küfürlerde olduğu gibi bizim de günlük hayatta aklımızdan yer yer geçen ama nazımızın geçemediği kişilere söyleyemediğimiz yada gücümüzün yetmediği  veya sosyal statümüzün elvermediği durumlarda edemediğimiz küfürlerin, yada alamadığımız tavırların ezikliğini yada merakını Recep İvedik karakteri ile bir nevi tatmin edilmeye çalışıyoruz. Benzer durumlar bir zamanlar Kemal Sunal üzerinden sağlanıyordu&#8230;Filmin ana karakteri genellikle seyircinin kendine yakın bulduğu sıradan statüde birisi olur ve film boyunca şansının da abartılı derecede yaver gitmesiyle her seviyeden ve güçten insanı birer birer alteder aklına geleni söyler küfreder,güçlü insanları rezil eder ve sıradan bir insan sinemadaki seyircinin filmdeki halkın kahramanı oluverir.</p>
<p>Halkın her talep ettiği şey doğrudur,vardır bir hikmeti anlayışı da geçersiz&#8230;<br />
Çünkü sürekli değişen arayış içinde deneme yanılma yapan kitleler kendisine sunulan bazı  doğru olmayan yenilikleri bir süreliğine talep edebilirler ve bir dönem furya halinde giden bir durumun bir süre sonra kesilmesiyle o yeni şeyin geçerliliği yada geçersizliği tespit edilmiş olur.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>blue tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25957</link>
		<dc:creator>blue</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2009 15:50:07 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25957</guid>
		<description>Elit olmak, eğer içinde belli bir sanat zevkine, estetiğe, inceliğe, muaşeret adabına, nezakete, zarafete sahip olmaksa o kadar kötü bir şey olmasa gerek. Şüphesiz Türkiye'de aristokrasi olsaydı her şey çok farklı olurdu. Ama ne yazık ki bize resmi eğitimin armağanıdır; sanat filan pek bir lüzumsuz bulunur; öyle değil mi, Lale Devri bile kötülenmiştir; çünkü "milletin parasının çar çur edilmesidir" . Halbuki kültür denilen şey o "çarçur"lardan müteşekkildir. Şiir, müzik, giyim-kuşam; açlık bahanesiyle terkedilemez. Müzik ve dans için, sanat zevki için, dahası elit olmak için para sahibi olmak da gerekmez. Aşık Veysel mi elittir, yoksa onu Ulus meydanına sokmayan hödük vali mi? 
Ne yazık ki artık Nedim'ler de yok, Aşık Veysel'ler de, Tatyos Efendileri, Lavtacı Andon'ları zaten harcadık; Nazım'lar, Akif'ler, Necip Fazıl'lar bile kalmadı, kuruduk, bittik... Ama Recep İvedik var ya. Vay başımıza gelene...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Elit olmak, eğer içinde belli bir sanat zevkine, estetiğe, inceliğe, muaşeret adabına, nezakete, zarafete sahip olmaksa o kadar kötü bir şey olmasa gerek. Şüphesiz Türkiye&#8217;de aristokrasi olsaydı her şey çok farklı olurdu. Ama ne yazık ki bize resmi eğitimin armağanıdır; sanat filan pek bir lüzumsuz bulunur; öyle değil mi, Lale Devri bile kötülenmiştir; çünkü &#8220;milletin parasının çar çur edilmesidir&#8221; . Halbuki kültür denilen şey o &#8220;çarçur&#8221;lardan müteşekkildir. Şiir, müzik, giyim-kuşam; açlık bahanesiyle terkedilemez. Müzik ve dans için, sanat zevki için, dahası elit olmak için para sahibi olmak da gerekmez. Aşık Veysel mi elittir, yoksa onu Ulus meydanına sokmayan hödük vali mi?<br />
Ne yazık ki artık Nedim&#8217;ler de yok, Aşık Veysel&#8217;ler de, Tatyos Efendileri, Lavtacı Andon&#8217;ları zaten harcadık; Nazım&#8217;lar, Akif&#8217;ler, Necip Fazıl&#8217;lar bile kalmadı, kuruduk, bittik&#8230; Ama Recep İvedik var ya. Vay başımıza gelene&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>snowqueen tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25949</link>
		<dc:creator>snowqueen</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2009 14:07:31 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25949</guid>
		<description>Bir şeyi merak ettim, Recep İvedik'in intikamını aldığı elitlere, Gucci başörtüsüyle gittiği  restoranda  "istiridye soslu fettucine" yiyen Hayrünnisa Gül'de  giriyor mu? ya da "bağyanlar" için yoga derslerine giden, islami holding patronu zevceleri nereye konumlandırdınız?

Bu konuyu aydınlatırsanız sevinirim.
Ki, aydınlatabileceğiniz konusunda ciddi şüphelerim var. 

Diğer taraftan, "yüksek sanat"a gıcık kapanların, kitsch olgusunu bu şekilde sunmasına da itirazım var. Kapitalizmin içini boşalttığı değerleri, "yerli kültür" diye önümüze koyacaksınız neredeyse.
Recep İvedik'in bu denli iş yapmasının temelinde hiç o kadar derine inmenize gerek yok, serbest piyasa ekonomisi, dünyanın her yerinde
kitsch olana daha fazla &lt;strong&gt;ticari&lt;/strong&gt; başarı getirecektir ki getiriyor zaten. Bunu tesadüf olarak gören yoktur diye düşünüyorum.

Böyle bir Recep İvedik okuması yapmanız " yüksek sanata karşı ne denli aykırı bir tavrım var" noktasından(tiyatro, bale ve operaya bakışınızdan bunu mu çıkarmalıyız?), olsa olsa televizyondaki izdivaç programlarından "bakın, toplum Türk aile örf ve adetlerine geri dönmek istiyor, Osmanlı da ne sağlamdı bu değerler" çıkarmaya  kadar şuursuz bir noktaya gidecektir. 

Bence kabul etmekte zorlandığınız nokta şu;
Toplumda artık tek bir elit sınıf yok, sermaye el değiştiriyor. Beyaz Türklere karşı Ak Türkler. Elitleri eleştirken, islami elitizme çaptığınız zaman nasıl bir sosyolojik dinamikten bahsedeceksinz veya bahsedebilecekmisiniz merak ediyorum. 

Diğer taraftan, kapitalizmin nasıl kültürün canına ot tıkadığına bakmadan yaptığınız her popüler kültür okumasının,
"kendi kültürünüz" sandığınız kavramların da canına ot tıkadığının
farkında değilsiniz. "batılı olanı" reddederken, "yerli" olanın
ne olduğu konusunda kafanız karışık bence. 
"yerli" olanla "operayı" bağlaştıramıyorsunuz ama Recep İvedik gibi konumlandırılmış bir projeyi "yerli olan" (meddahlar, karagöz vb.) la bağdaştırmaya dünden isteklisiniz. Bu bir tedavi yöntemi değil, sakatlığın kendisi olmalı.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bir şeyi merak ettim, Recep İvedik&#8217;in intikamını aldığı elitlere, Gucci başörtüsüyle gittiği  restoranda  &#8220;istiridye soslu fettucine&#8221; yiyen Hayrünnisa Gül&#8217;de  giriyor mu? ya da &#8220;bağyanlar&#8221; için yoga derslerine giden, islami holding patronu zevceleri nereye konumlandırdınız?</p>
<p>Bu konuyu aydınlatırsanız sevinirim.<br />
Ki, aydınlatabileceğiniz konusunda ciddi şüphelerim var. </p>
<p>Diğer taraftan, &#8220;yüksek sanat&#8221;a gıcık kapanların, kitsch olgusunu bu şekilde sunmasına da itirazım var. Kapitalizmin içini boşalttığı değerleri, &#8220;yerli kültür&#8221; diye önümüze koyacaksınız neredeyse.<br />
Recep İvedik&#8217;in bu denli iş yapmasının temelinde hiç o kadar derine inmenize gerek yok, serbest piyasa ekonomisi, dünyanın her yerinde<br />
kitsch olana daha fazla <strong>ticari</strong> başarı getirecektir ki getiriyor zaten. Bunu tesadüf olarak gören yoktur diye düşünüyorum.</p>
<p>Böyle bir Recep İvedik okuması yapmanız &#8221; yüksek sanata karşı ne denli aykırı bir tavrım var&#8221; noktasından(tiyatro, bale ve operaya bakışınızdan bunu mu çıkarmalıyız?), olsa olsa televizyondaki izdivaç programlarından &#8220;bakın, toplum Türk aile örf ve adetlerine geri dönmek istiyor, Osmanlı da ne sağlamdı bu değerler&#8221; çıkarmaya  kadar şuursuz bir noktaya gidecektir. </p>
<p>Bence kabul etmekte zorlandığınız nokta şu;<br />
Toplumda artık tek bir elit sınıf yok, sermaye el değiştiriyor. Beyaz Türklere karşı Ak Türkler. Elitleri eleştirken, islami elitizme çaptığınız zaman nasıl bir sosyolojik dinamikten bahsedeceksinz veya bahsedebilecekmisiniz merak ediyorum. </p>
<p>Diğer taraftan, kapitalizmin nasıl kültürün canına ot tıkadığına bakmadan yaptığınız her popüler kültür okumasının,<br />
&#8220;kendi kültürünüz&#8221; sandığınız kavramların da canına ot tıkadığının<br />
farkında değilsiniz. &#8220;batılı olanı&#8221; reddederken, &#8220;yerli&#8221; olanın<br />
ne olduğu konusunda kafanız karışık bence.<br />
&#8220;yerli&#8221; olanla &#8220;operayı&#8221; bağlaştıramıyorsunuz ama Recep İvedik gibi konumlandırılmış bir projeyi &#8220;yerli olan&#8221; (meddahlar, karagöz vb.) la bağdaştırmaya dünden isteklisiniz. Bu bir tedavi yöntemi değil, sakatlığın kendisi olmalı.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>kacakkova tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25871</link>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2009 20:01:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25871</guid>
		<description>sevgili enver,

bütünsel bir aciklayici teoriye isaret etmiyorum, bu bir yanlis anlasilma olur.hele ki bi tane toeriyle aciklayalim kat'a demiyorum. sosyal bilimlerdeki her alani bir teori ile aciklayip aciklamamak degil, kültür endüstrisinin bu aciklamalara, yani soyolojiye ve siyasal bilimlere üstelik bunlari da birbirinden koparmadan sokulmasidir söyledigim en fazla. bunu söylemem de fazla aslinda, kavramin sahipleri bizzat bir kültür kurami olusturmadiklarini bir toplusal elestiri arayisinda olduklarini belirtiyorlar bu kavramla. bence bariz nedenlerle kültür endüstirisi kavrami siyasal alana bulasmalidir. yapisalcilik, göstergebilim, edebiyat kuramlari, psikanaliz ve dahi yapibozumculuk da öyle. uzatmayayim. bulasmanin ne sekilde olacagi ayri bir tartisma konusu. ama göstergebilimden ve yapisalciliktan sonra dogrusu ne sinema elestirilerinin, ne siyasal analizlerin ne de sosyolojik degerlendirmelerin eskisi gibi kendi kompartimanlarinda kalmalari olanakli degil. kültür endüstrisi kavramini da ben bu nedenle siyasala bulastirmayi kacinilmaz görüyorum. ama tabiiki mesele sadece "secimler" degil. bu yani aklima bile gelmedi.yine de söyledigin "halk cikarina bakar" sözünden bakinca, ben bunun kültür endüstrisi kavramini dista birakmamizi gerektir bir sey degil de, tam tersine sokmamizi gerektiren bir sey oldugunu düsünüyorum. "cikar" kavrami hic de yalin bir sey degil cünkü. cebe giren paradan bakinca somutmus gibi görünüyor, ama reel-siyaset aslinda daha cebe girmemis olan para üzerinden döndügü icin hic de sanildigi kadar somut degil buradaki cikar....ben recepler arasindaki ilintileri düsünürken, saniyorum yanlis bir ifadeyle bunlarin ayni mamul oldugunu söylerek bir yanlis anlamaya sebep oldum....elbette ivedik secime girse halk hemen onu secer gibi bir düsüncem yok, mamul ifadesi yanlis bu bakimdan....tersinden tayyip de kendi adiyla bir sinema filmi cekse, halkimiz gülmekten kirilir, ivedikten bile büyük bir izleyici rekoru kirilir demis olurdum ki, bu ilk önermeden bile beter sacma olurdu....hayir öyle demiyorum, tayyibe kimse gülmezdi sinemada ve ivedi'in de secimi kazanma sansi olmazdi....dolayisiyla söyledigimi düzelteyim de, aslinda elmalarla armutlari karsilastirmadigimi, ama mesela elmalarla armutlarin ne bakimdan "meyva" kavrami altinda toplanabildigini sordugumu, bir ortak mamulden degil de, receplerin biri siyasal digeri sinemadan birbirlerinin &lt;em&gt;muadili&lt;/em&gt; olarak (ve fakat eslestrilmeden) nasil degerlendirilebilecegini düsündügüm belirginlessin...sosyal bilimlerin nesnesinin ölümü lafimi ise bu konudan ayristirmak isterim son olarak...yani bence öyle ama, konuyu saptiracak nitelikte baska bir baslik bu....yalniz halki hic bir sekilde bir kez belirlenebilecek sabit bir bütünlük olarak almadigimi belirtmek isterim...aslinda popüler kültürle ilgili vermeye calistigim kisa tanimdada var bu söyledigim sey....göbegi kasinan adamlar "cikarlari" geregi dün darbeye destek verirler, bugünse baska bir seye, onun neye gülüp neye destek verdigine bakarak konusulacaksa, sinemaya kac kisi girdiklerine, kac kisi kimi desteklerdiklerine bakilarak düsünlecekse, yani hem sanatsal hem de siyasal degerledirmenin basi ve sonu bundan ibaret olacaksa, nedenleri sorup anlayacak baska yönler bulamayacaksak, yandi gülüm keten helva demek durumundayiz sosyalbilimlere....</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sevgili enver,</p>
<p>bütünsel bir aciklayici teoriye isaret etmiyorum, bu bir yanlis anlasilma olur.hele ki bi tane toeriyle aciklayalim kat&#8217;a demiyorum. sosyal bilimlerdeki her alani bir teori ile aciklayip aciklamamak degil, kültür endüstrisinin bu aciklamalara, yani soyolojiye ve siyasal bilimlere üstelik bunlari da birbirinden koparmadan sokulmasidir söyledigim en fazla. bunu söylemem de fazla aslinda, kavramin sahipleri bizzat bir kültür kurami olusturmadiklarini bir toplusal elestiri arayisinda olduklarini belirtiyorlar bu kavramla. bence bariz nedenlerle kültür endüstirisi kavrami siyasal alana bulasmalidir. yapisalcilik, göstergebilim, edebiyat kuramlari, psikanaliz ve dahi yapibozumculuk da öyle. uzatmayayim. bulasmanin ne sekilde olacagi ayri bir tartisma konusu. ama göstergebilimden ve yapisalciliktan sonra dogrusu ne sinema elestirilerinin, ne siyasal analizlerin ne de sosyolojik degerlendirmelerin eskisi gibi kendi kompartimanlarinda kalmalari olanakli degil. kültür endüstrisi kavramini da ben bu nedenle siyasala bulastirmayi kacinilmaz görüyorum. ama tabiiki mesele sadece &#8220;secimler&#8221; degil. bu yani aklima bile gelmedi.yine de söyledigin &#8220;halk cikarina bakar&#8221; sözünden bakinca, ben bunun kültür endüstrisi kavramini dista birakmamizi gerektir bir sey degil de, tam tersine sokmamizi gerektiren bir sey oldugunu düsünüyorum. &#8220;cikar&#8221; kavrami hic de yalin bir sey degil cünkü. cebe giren paradan bakinca somutmus gibi görünüyor, ama reel-siyaset aslinda daha cebe girmemis olan para üzerinden döndügü icin hic de sanildigi kadar somut degil buradaki cikar&#8230;.ben recepler arasindaki ilintileri düsünürken, saniyorum yanlis bir ifadeyle bunlarin ayni mamul oldugunu söylerek bir yanlis anlamaya sebep oldum&#8230;.elbette ivedik secime girse halk hemen onu secer gibi bir düsüncem yok, mamul ifadesi yanlis bu bakimdan&#8230;.tersinden tayyip de kendi adiyla bir sinema filmi cekse, halkimiz gülmekten kirilir, ivedikten bile büyük bir izleyici rekoru kirilir demis olurdum ki, bu ilk önermeden bile beter sacma olurdu&#8230;.hayir öyle demiyorum, tayyibe kimse gülmezdi sinemada ve ivedi&#8217;in de secimi kazanma sansi olmazdi&#8230;.dolayisiyla söyledigimi düzelteyim de, aslinda elmalarla armutlari karsilastirmadigimi, ama mesela elmalarla armutlarin ne bakimdan &#8220;meyva&#8221; kavrami altinda toplanabildigini sordugumu, bir ortak mamulden degil de, receplerin biri siyasal digeri sinemadan birbirlerinin <em>muadili</em> olarak (ve fakat eslestrilmeden) nasil degerlendirilebilecegini düsündügüm belirginlessin&#8230;sosyal bilimlerin nesnesinin ölümü lafimi ise bu konudan ayristirmak isterim son olarak&#8230;yani bence öyle ama, konuyu saptiracak nitelikte baska bir baslik bu&#8230;.yalniz halki hic bir sekilde bir kez belirlenebilecek sabit bir bütünlük olarak almadigimi belirtmek isterim&#8230;aslinda popüler kültürle ilgili vermeye calistigim kisa tanimdada var bu söyledigim sey&#8230;.göbegi kasinan adamlar &#8220;cikarlari&#8221; geregi dün darbeye destek verirler, bugünse baska bir seye, onun neye gülüp neye destek verdigine bakarak konusulacaksa, sinemaya kac kisi girdiklerine, kac kisi kimi desteklerdiklerine bakilarak düsünlecekse, yani hem sanatsal hem de siyasal degerledirmenin basi ve sonu bundan ibaret olacaksa, nedenleri sorup anlayacak baska yönler bulamayacaksak, yandi gülüm keten helva demek durumundayiz sosyalbilimlere&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ali Duman tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25865</link>
		<dc:creator>Ali Duman</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2009 16:53:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25865</guid>
		<description>MİZAH; varolduğu günden bugüne; EZİLENİN, EZENİNE KARŞI KULLANABİLDİĞİ YEGANE SİLAH olmuştur. bu anlayışın en tipik örneği charlie chaplin'dir. 
Ancak değişen dünya ile birlikte sinemanın olağanüstü ticarileşmesiyle, bu anlayış değişmiş, ezilenlerin, ezene karşı kullanabildiği tek silah olan mizah,  ticarileşme mantığı sonucu bu işlevini yitirmiştir.
Ticarileşme mantığı mizahı; "ezilenden yana olma" siyasi içeriğinden uzaklaştırarak, salt bir "güldürmeceye" dönüştürmüştür. bu dönüştürme işlemi 12 eylül mantığı içerisinde Gırgır Dergisi'nin böl/parçala/yönet mantığı ile etkisizleştirildiği döneme kadar geri gider.(Gırgır, hem tirajı hem de saygınlığı açısından dünyanın en gözde mizah dergileri arasındaydı)
Türkiye'de mizahın; ticarileşerek, siyasi anlamda işlevsizleştirilmesinin önderliğini cem yılmaz yapmıştır. recep ivedik filmleri, cem yılmaz'ın açtığı yolda "mizah"ın, "güldürmece" ye  dönüştürülmesinde gelinen son noktadır.
recep ivedik filmi, "elit'le alay etmenin" değil, "elit olmayanla alay etmenin" methiyesidir. bu açıdan da  cem yılmaz'ın gırgır'da çizdiği dönemlerde güneydoğu kökenli vatandaşlarımızı "güldürmece"sine malzeme olarak kullanmasına tekamül etmektedir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>MİZAH; varolduğu günden bugüne; EZİLENİN, EZENİNE KARŞI KULLANABİLDİĞİ YEGANE SİLAH olmuştur. bu anlayışın en tipik örneği charlie chaplin&#8217;dir.<br />
Ancak değişen dünya ile birlikte sinemanın olağanüstü ticarileşmesiyle, bu anlayış değişmiş, ezilenlerin, ezene karşı kullanabildiği tek silah olan mizah,  ticarileşme mantığı sonucu bu işlevini yitirmiştir.<br />
Ticarileşme mantığı mizahı; &#8220;ezilenden yana olma&#8221; siyasi içeriğinden uzaklaştırarak, salt bir &#8220;güldürmeceye&#8221; dönüştürmüştür. bu dönüştürme işlemi 12 eylül mantığı içerisinde Gırgır Dergisi&#8217;nin böl/parçala/yönet mantığı ile etkisizleştirildiği döneme kadar geri gider.(Gırgır, hem tirajı hem de saygınlığı açısından dünyanın en gözde mizah dergileri arasındaydı)<br />
Türkiye&#8217;de mizahın; ticarileşerek, siyasi anlamda işlevsizleştirilmesinin önderliğini cem yılmaz yapmıştır. recep ivedik filmleri, cem yılmaz&#8217;ın açtığı yolda &#8220;mizah&#8221;ın, &#8220;güldürmece&#8221; ye  dönüştürülmesinde gelinen son noktadır.<br />
recep ivedik filmi, &#8220;elit&#8217;le alay etmenin&#8221; değil, &#8220;elit olmayanla alay etmenin&#8221; methiyesidir. bu açıdan da  cem yılmaz&#8217;ın gırgır&#8217;da çizdiği dönemlerde güneydoğu kökenli vatandaşlarımızı &#8220;güldürmece&#8221;sine malzeme olarak kullanmasına tekamül etmektedir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>emre er tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25856</link>
		<dc:creator>emre er</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2009 14:04:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25856</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;.insanlar ivedik”e neden gülüyorlar ve tayyibi neden destekliyorlar?….bu iki soruya verecegimiz cevap gülmenin ve destegin ardindaki tepkilerin hakliliklarina yaslanarak bulunamaz…..bir cevap bulunur elbette, ama bulunan sey dogru olmaz&lt;/blockquote&gt;

Buna yüzde yüz katılıyorum. Ben de yazıyı yazarak halk haklıdır mesajı vermiyorum. Varolanı anlattım sadece. Bence de bu durum sorunludur. Ve çözümü kitlelerin ilişkiye geçmesindedir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>.insanlar ivedik”e neden gülüyorlar ve tayyibi neden destekliyorlar?….bu iki soruya verecegimiz cevap gülmenin ve destegin ardindaki tepkilerin hakliliklarina yaslanarak bulunamaz…..bir cevap bulunur elbette, ama bulunan sey dogru olmaz</p></blockquote>
<p>Buna yüzde yüz katılıyorum. Ben de yazıyı yazarak halk haklıdır mesajı vermiyorum. Varolanı anlattım sadece. Bence de bu durum sorunludur. Ve çözümü kitlelerin ilişkiye geçmesindedir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25850</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2009 11:43:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25850</guid>
		<description>@kacakkova,
bence burada iki "hastalık" karşı karşıya. birincisi halkın yaptığı her toplu şeyden bir anlam çıkarma ve bu anlama olumlu konumlar atfetme. bir diğeri ise sosyal bilimdeki her alanı bir "teori" ile açıklamaya kalkma. birincisini emre kardeşim , ikincisini de siz yapıyorsunuz. adorno'nun kültür endüstrisi ile ilgili yazdıklarını çok önemser zaman zaman da kullanırım. ilk yorumumda da onu kast etmiştim. ancak adorno'nun kültür endüstrisi ile ilgili söylediklerini kalkıp siyaset ile ilgili seçimlere direkt yansıtabilmeyi biraz zorlama buluyorum. mesela göstergebilimcilerin ya da yapısalcıların, edebiyat metinlerini okuma ile ilgili geliştirdikleri kimi teorileri, kimi sinema eleştirmenleri aynen sinemaya uygulamay kalktılar. bence edebiyat için anlamlı gelebilen bu teorilerin sinemayla ilgili anlamlı bir tek noktası bile yok. çünkü edebiyat ile sinemanın göstegelerle ilişkisi temelden birbirinden farklıdır.
tekrar konuya dönersek, halkın kendisini yönetecek parti veya kişide aradığı niteliklerle recep ivedik'e gülmesi arasında kurulmaya çalışılan koşutluk çok anlamlı bir koşutluk değil. bu şu demek: recep ivedik seçimlere girse halk onu seçer! beki böyle mi olur...tarihte bunun hiç de böyle olmadığını grebildiimiz yeterince done var. halk kendisini yönetecek yöneticileri seçerken tam da olması gerektiğ gibi çıkarına bakar. ceine giren parası, yaşam şartları düzeliyorsa oy verir, düzelmiyorsa vermez. sizin dediğiniz doğru olsa halkın illai billah hep tayyip erdoğana oy vermesi gereklidir ki bu bu ülkenin siyasi tarihinde hiç olmamış birşeydir. en sevimli bulduğunu %1 lere mahkum edebilmiş bir halk var elde. neyse fazla uzatmaya gerek yok. sonuçta yaptığınız karşılaştırma elma ile armutu karşılaştırmadır. emre er'in çıkarığı sonuç bir yanlışken, sizin çıkardığınız sonuç bir başka yanlışa işaret ediyor. birincisihalkın kendisini "göbeğini kaşıyan adam" diye aşağılanları aşağıladığını iddia ediyor, ikincisi ise halkın zaten göbeğini kaşıyan adam olduğunu...ikisi de son derece yanlış çıkarımlar!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>@kacakkova,<br />
bence burada iki &#8220;hastalık&#8221; karşı karşıya. birincisi halkın yaptığı her toplu şeyden bir anlam çıkarma ve bu anlama olumlu konumlar atfetme. bir diğeri ise sosyal bilimdeki her alanı bir &#8220;teori&#8221; ile açıklamaya kalkma. birincisini emre kardeşim , ikincisini de siz yapıyorsunuz. adorno&#8217;nun kültür endüstrisi ile ilgili yazdıklarını çok önemser zaman zaman da kullanırım. ilk yorumumda da onu kast etmiştim. ancak adorno&#8217;nun kültür endüstrisi ile ilgili söylediklerini kalkıp siyaset ile ilgili seçimlere direkt yansıtabilmeyi biraz zorlama buluyorum. mesela göstergebilimcilerin ya da yapısalcıların, edebiyat metinlerini okuma ile ilgili geliştirdikleri kimi teorileri, kimi sinema eleştirmenleri aynen sinemaya uygulamay kalktılar. bence edebiyat için anlamlı gelebilen bu teorilerin sinemayla ilgili anlamlı bir tek noktası bile yok. çünkü edebiyat ile sinemanın göstegelerle ilişkisi temelden birbirinden farklıdır.<br />
tekrar konuya dönersek, halkın kendisini yönetecek parti veya kişide aradığı niteliklerle recep ivedik&#8217;e gülmesi arasında kurulmaya çalışılan koşutluk çok anlamlı bir koşutluk değil. bu şu demek: recep ivedik seçimlere girse halk onu seçer! beki böyle mi olur&#8230;tarihte bunun hiç de böyle olmadığını grebildiimiz yeterince done var. halk kendisini yönetecek yöneticileri seçerken tam da olması gerektiğ gibi çıkarına bakar. ceine giren parası, yaşam şartları düzeliyorsa oy verir, düzelmiyorsa vermez. sizin dediğiniz doğru olsa halkın illai billah hep tayyip erdoğana oy vermesi gereklidir ki bu bu ülkenin siyasi tarihinde hiç olmamış birşeydir. en sevimli bulduğunu %1 lere mahkum edebilmiş bir halk var elde. neyse fazla uzatmaya gerek yok. sonuçta yaptığınız karşılaştırma elma ile armutu karşılaştırmadır. emre er&#8217;in çıkarığı sonuç bir yanlışken, sizin çıkardığınız sonuç bir başka yanlışa işaret ediyor. birincisihalkın kendisini &#8220;göbeğini kaşıyan adam&#8221; diye aşağılanları aşağıladığını iddia ediyor, ikincisi ise halkın zaten göbeğini kaşıyan adam olduğunu&#8230;ikisi de son derece yanlış çıkarımlar!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>kacakkova tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25846</link>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2009 10:47:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25846</guid>
		<description>"hic bir basari tesadüf degildir"....bir recep ivedik filmi hakkinda yazilan yazinin, bu baslangic ifadesi  aslinda hem yazinin ifade ettigi gercekligi, hem o gercekligi anlamanin sorunlarini düsündürmeye yetiyor.....cünkü sorun tam da budur...tesadüfü ortadan kaldiran sey nedir?...yukardaki yazi söylediklerinden dolayi degil de, daha cok söylemediklerinden dolayi sorunlu geliyor bana...söylediklerinde hakli oldugu yönler var....bunlar ilk basta onbinlerce insanin gidip ivedik"e gülmüs olmasidir mesela...iyi de nedir ivedik'in basarisini zorunluluga dönüstüren....bu noktada yazinin söylemedikleri devreye giriyor saniyorum....yorumlarda o söylenmeyenlerin bir kismi dile getiriliyor....yazida dile getirilen gercekliklerin itiraz edilen yorumlarda dile getirilen yaklasimlarla bütünlestirilmesi ve "elestirel düsünce"nin önemi ile "sanat"in adorno'nun belirttigi niteliklerinin dikkate alinmasi gerekli görünüyor...böylece alindigi varsayilan intikam'in neden carpik bir gerceklik oldugu da anlasilabilir..baska bir yerde yaptigimiz kültür endüstrisi üzerine degerlendirmelerde, siyasette recep tayyibin sinemada recep ivedik'in ayni mamül olduklarini söyledim...
biraz soyut ve anlamsiz görünecektir belki, ama kitle kültürü, halk kültürü, popüler kültür, yüksek kültür alt kültür tartismalarini bu meseleye baglayarak yeniden gündeme almakta fayda var gibi görünüyor...toparlamak icin yalnizca iki noktaya isaret edecegim...birincisi, kültür endüstrisinin daha en basindan beri sadece bilince degil bilincaltina yönelmis oldugudur, bugün bu yolda katedilen teknolojik mesafenin ölcülmesi kolay degil...ikincisi ise, popüler kültür alanin, “tahakküm ve direnis”in, “riza gösterme ve reddedis”in, “ideoloji ve karsi-ideolojiler”in, “özdeslesmelerin ve özdessizlikler”in alani olarak düsünülmesi gerekliligidir...eger böyle ise, ivedik'in basarisini zorunlu hale getiren seyin ne oldugunu sinemaya akin  eden insanlarin sayisindan cikarmak olanakli olmayacaktir....baska bir yöne bakmak gereklidir...recep tayyibin ivedikle olan benzerligi de bu noktada aranabilir....mesele sadece popülerle olanla popülüstligin sinirlarini sürekli olarak belirli bir zihniyet yönünde ihlal etmeleri degil, basarilarini zorunlu kilan yönleri de dogru anlamak durumundayiz....her ikisininde "halkcilik"larinda ve "elitizm-karsitliklari"nda belirli bir tuzak var, tuzagi kendilerinin kurup kurmamalarinin ise önemi yok.....tabii her iki isimle gündeme gelen sosyolojik ve siyasal meseleri de anlamak durumundayiz....insanlar ivedik”e neden gülüyorlar ve tayyibi neden destekliyorlar?....bu iki soruya verecegimiz cevap gülmenin ve destegin ardindaki tepkilerin hakliliklarina yaslanarak bulunamaz…..bir cevap bulunur elbette, ama bulunan sey dogru olmaz...ilk yorumda sosyolojinin ruhuna el fatiha demistim, ama duruma bakilirsa ondan önce ölen baska bir sey var...sosyolojinin ve siyasalin nesnesi/konusu ölmüs durumda asil....</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;hic bir basari tesadüf degildir&#8221;&#8230;.bir recep ivedik filmi hakkinda yazilan yazinin, bu baslangic ifadesi  aslinda hem yazinin ifade ettigi gercekligi, hem o gercekligi anlamanin sorunlarini düsündürmeye yetiyor&#8230;..cünkü sorun tam da budur&#8230;tesadüfü ortadan kaldiran sey nedir?&#8230;yukardaki yazi söylediklerinden dolayi degil de, daha cok söylemediklerinden dolayi sorunlu geliyor bana&#8230;söylediklerinde hakli oldugu yönler var&#8230;.bunlar ilk basta onbinlerce insanin gidip ivedik&#8221;e gülmüs olmasidir mesela&#8230;iyi de nedir ivedik&#8217;in basarisini zorunluluga dönüstüren&#8230;.bu noktada yazinin söylemedikleri devreye giriyor saniyorum&#8230;.yorumlarda o söylenmeyenlerin bir kismi dile getiriliyor&#8230;.yazida dile getirilen gercekliklerin itiraz edilen yorumlarda dile getirilen yaklasimlarla bütünlestirilmesi ve &#8220;elestirel düsünce&#8221;nin önemi ile &#8220;sanat&#8221;in adorno&#8217;nun belirttigi niteliklerinin dikkate alinmasi gerekli görünüyor&#8230;böylece alindigi varsayilan intikam&#8217;in neden carpik bir gerceklik oldugu da anlasilabilir..baska bir yerde yaptigimiz kültür endüstrisi üzerine degerlendirmelerde, siyasette recep tayyibin sinemada recep ivedik&#8217;in ayni mamül olduklarini söyledim&#8230;<br />
biraz soyut ve anlamsiz görünecektir belki, ama kitle kültürü, halk kültürü, popüler kültür, yüksek kültür alt kültür tartismalarini bu meseleye baglayarak yeniden gündeme almakta fayda var gibi görünüyor&#8230;toparlamak icin yalnizca iki noktaya isaret edecegim&#8230;birincisi, kültür endüstrisinin daha en basindan beri sadece bilince degil bilincaltina yönelmis oldugudur, bugün bu yolda katedilen teknolojik mesafenin ölcülmesi kolay degil&#8230;ikincisi ise, popüler kültür alanin, “tahakküm ve direnis”in, “riza gösterme ve reddedis”in, “ideoloji ve karsi-ideolojiler”in, “özdeslesmelerin ve özdessizlikler”in alani olarak düsünülmesi gerekliligidir&#8230;eger böyle ise, ivedik&#8217;in basarisini zorunlu hale getiren seyin ne oldugunu sinemaya akin  eden insanlarin sayisindan cikarmak olanakli olmayacaktir&#8230;.baska bir yöne bakmak gereklidir&#8230;recep tayyibin ivedikle olan benzerligi de bu noktada aranabilir&#8230;.mesele sadece popülerle olanla popülüstligin sinirlarini sürekli olarak belirli bir zihniyet yönünde ihlal etmeleri degil, basarilarini zorunlu kilan yönleri de dogru anlamak durumundayiz&#8230;.her ikisininde &#8220;halkcilik&#8221;larinda ve &#8220;elitizm-karsitliklari&#8221;nda belirli bir tuzak var, tuzagi kendilerinin kurup kurmamalarinin ise önemi yok&#8230;..tabii her iki isimle gündeme gelen sosyolojik ve siyasal meseleri de anlamak durumundayiz&#8230;.insanlar ivedik”e neden gülüyorlar ve tayyibi neden destekliyorlar?&#8230;.bu iki soruya verecegimiz cevap gülmenin ve destegin ardindaki tepkilerin hakliliklarina yaslanarak bulunamaz…..bir cevap bulunur elbette, ama bulunan sey dogru olmaz&#8230;ilk yorumda sosyolojinin ruhuna el fatiha demistim, ama duruma bakilirsa ondan önce ölen baska bir sey var&#8230;sosyolojinin ve siyasalin nesnesi/konusu ölmüs durumda asil&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yavuz Yiğit tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25823</link>
		<dc:creator>Yavuz Yiğit</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 20:05:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25823</guid>
		<description>Tam Zülfü Livaneli'ye yakaşır bir yorum.Nedense bu ülkede sosyalist geçinenler "yani eşitlikçi olanlar,adaletli olanlar,demokrat olanlar,halkı halktan çok düşünenler" halkı aşağılamaktan geri durmazlar.Recep İvedik ağzının payını verdiğinde de "zaten bu gerizekalı halkın 10'da 8'i böyle" Geri kalan iki tanesi de CHP'ye oy veriyor farkettiyseniz:)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tam Zülfü Livaneli&#8217;ye yakaşır bir yorum.Nedense bu ülkede sosyalist geçinenler &#8220;yani eşitlikçi olanlar,adaletli olanlar,demokrat olanlar,halkı halktan çok düşünenler&#8221; halkı aşağılamaktan geri durmazlar.Recep İvedik ağzının payını verdiğinde de &#8220;zaten bu gerizekalı halkın 10&#8242;da 8&#8242;i böyle&#8221; Geri kalan iki tanesi de CHP&#8217;ye oy veriyor farkettiyseniz:)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>emre er tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25821</link>
		<dc:creator>emre er</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 19:20:11 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25821</guid>
		<description>Eleştiriler için çok teşekkürler.

Kısaca birkaç cevap.

&lt;blockquote&gt;elitizm düşmanlığı adına düştüğünüz rezil çukurun farkında değilsiniz &lt;/blockquote&gt;

Elitizm düşmanı olamam; çünkü sosyolojik açıdan büyük ölçüde elitim. Bir elitle benzer zevklere sahibim. Siz de aynı şekilde Enver Bey. Ben hiçbir yazımı da düşmanlık yapmak için yazmam. Bilgim çerçevesinde analiz ederim.

&lt;blockquote&gt;Türk toplumu, Recep İvedik’te kendisini seyrediyor. Özellikle büyük şehirlerde sokağa çıktığınızda karşılaştığınız on kişinin sekizi ona benziyor.&lt;/blockquote&gt;

10 kişinin 8'inin Recep olduğunu iddia etmek için gerçekten halktan bu kadar kopmak lazım. Analize bu varsayımdan başlarsanız, hiçbir dediğiniz tutmaz. Bu da tam bir kör elit tutumu.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Eleştiriler için çok teşekkürler.</p>
<p>Kısaca birkaç cevap.</p>
<blockquote><p>elitizm düşmanlığı adına düştüğünüz rezil çukurun farkında değilsiniz </p></blockquote>
<p>Elitizm düşmanı olamam; çünkü sosyolojik açıdan büyük ölçüde elitim. Bir elitle benzer zevklere sahibim. Siz de aynı şekilde Enver Bey. Ben hiçbir yazımı da düşmanlık yapmak için yazmam. Bilgim çerçevesinde analiz ederim.</p>
<blockquote><p>Türk toplumu, Recep İvedik’te kendisini seyrediyor. Özellikle büyük şehirlerde sokağa çıktığınızda karşılaştığınız on kişinin sekizi ona benziyor.</p></blockquote>
<p>10 kişinin 8&#8242;inin Recep olduğunu iddia etmek için gerçekten halktan bu kadar kopmak lazım. Analize bu varsayımdan başlarsanız, hiçbir dediğiniz tutmaz. Bu da tam bir kör elit tutumu.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>soner tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25818</link>
		<dc:creator>soner</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 15:49:10 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25818</guid>
		<description>Zülfü LİVANELİ'nin konuya yaklaşımı;


Şaban’ın Recep’leşmesi

Recep İvedik 2 filmini ilk üç günde 1 milyon üç yüz bin kişi izlemiş. Belli ki birincisi gibi, bu film de rekor kıracak.

Bu olayı sadece bir sinema başarısı olarak değil, toplumun yüzüne tutulan bir ayna olarak görmekte yarar var.

Türk toplumu, Recep İvedik’te kendisini seyrediyor. Özellikle büyük şehirlerde sokağa çıktığınızda karşılaştığınız on kişinin sekizi ona benziyor.

Bu açıdan “toplumsal bir fenomen karşısındayız!” demek herhalde yanlış olmaz. 


***


Eskiden Kemal Sunal filmleri çok tutulduğu için, insanın aklına ister istemez Şaban tiplemesi ile Recep İvedik tiplemesini karşılaştırmak geliyor. 

Şaban, büyük göçün başlangıcında köyden şehre yeni gelen, alçakgönüllü gecekondu mahallelerinde oturan, başını döndüren şehir karşısında köy safiyeti taşıyan, etrafa şaşkın şaşkın bakan bir tipti. 

Şehrin katakullilerine aklı ermezdi. 

Yüksek binalara bakarken şapkası düşerdi. Gördüklerine hayran olurdu. Karşısına çıkan kızın yüzüne bakarken ağzını toplayamazdı. 

Şaban zamanla şehre alıştı. Oturduğu gecekondunun yerine kaçak bir bina dikti, altına da bir dükkân açtı. Akrabalarıyla birlikte siyasi bir partinin yandaşları arasına girdiği için himaye edildi. 

Artık kentlilere çekinerek bakmıyordu, eline para geçmişti. 

Kentli kızları aşağılıyor, sokakta karşısına çıkanlara amaçsızca kötülük ediyor, ikide bir “Haaayt ulan!” diye bağırıyor, milli maçlardan sonra silah sıkıyordu.

Yüzünden o insani gülümseme silinmiş, tam tersine gördüklerini aşağılayan, hakaret eden bir nefret anlatımı yerleşmişti.

Kentin yeni efendisiydi o ve eski efendileri aşağılama hakkına sahipti.

Böylece Şaban Recep’leşti. Ve Türk toplumu kendi yüzünü Şaban’da değil, bu yeni Recep’te görmeye başladı.

Çünkü Şaban’lar hızla azalıyor, Recep’ler ise her geçen gün artıyordu.

İstanbul’un “kodamanlarını” önüne diziyor ve “Adam olun laaan!” diye bağırıyordu.

***


Bu dönüşümü siyasi bir gelişme sananlar fena halde yanılır. Mesele kültürün değişimidir. Bu toplumun kültürü değişti, başkalaştı.

Şaban’lar Recep’leştikten sonra, kendisine uygun yerel ve genel iktidarları elbette bulacaktı. Bir sonuçtu bu.

Otuz yılı aşkın bir süredir, medya başta olmak üzere birçok kurum “Recep’leşmeyi”, yani lumpenleşmeyi destekledi.

İstanbul’un sözüm ona “elit” leri, gazeteleri ve televizyonlarıyla Şaban’ın Recep’leşmesine müthiş destek verdi. 

Aydınlar lumpenlere bayıldılar, onları başlarına çıkardılar.

Müzik müzik olmaktan çıktı, haykırışlar ve böğürtüler haline dönüştü; İstanbul’un görünümü değişti; televizyonlar insan soyuna yakışmayacak rezilliklere açtılar ekranlarını.

Böylece cehenneme giden yolun taşlarını döşemiş oldular.

Siyasi partiler ayrım tanımadan Recep’leşen topluma kucak açtı. Kendileri de Recep’leştiler.

Sonuç ortada. Ey anlı şanlılar! 

Bundan sonra bu süreci tersine çeviremezsiniz. Biz size yıllar boyunca bu gözlemleri aktarıp; kültür, değerler, gelenekler falan dedikçe kös dinlediniz.

Şimdi sizi de yutmaya başlayan ve sonunda yok edecek olan yeni toplum hepinize hayırlı olsun.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Zülfü LİVANELİ&#8217;nin konuya yaklaşımı;</p>
<p>Şaban’ın Recep’leşmesi</p>
<p>Recep İvedik 2 filmini ilk üç günde 1 milyon üç yüz bin kişi izlemiş. Belli ki birincisi gibi, bu film de rekor kıracak.</p>
<p>Bu olayı sadece bir sinema başarısı olarak değil, toplumun yüzüne tutulan bir ayna olarak görmekte yarar var.</p>
<p>Türk toplumu, Recep İvedik’te kendisini seyrediyor. Özellikle büyük şehirlerde sokağa çıktığınızda karşılaştığınız on kişinin sekizi ona benziyor.</p>
<p>Bu açıdan “toplumsal bir fenomen karşısındayız!” demek herhalde yanlış olmaz. </p>
<p>***</p>
<p>Eskiden Kemal Sunal filmleri çok tutulduğu için, insanın aklına ister istemez Şaban tiplemesi ile Recep İvedik tiplemesini karşılaştırmak geliyor. </p>
<p>Şaban, büyük göçün başlangıcında köyden şehre yeni gelen, alçakgönüllü gecekondu mahallelerinde oturan, başını döndüren şehir karşısında köy safiyeti taşıyan, etrafa şaşkın şaşkın bakan bir tipti. </p>
<p>Şehrin katakullilerine aklı ermezdi. </p>
<p>Yüksek binalara bakarken şapkası düşerdi. Gördüklerine hayran olurdu. Karşısına çıkan kızın yüzüne bakarken ağzını toplayamazdı. </p>
<p>Şaban zamanla şehre alıştı. Oturduğu gecekondunun yerine kaçak bir bina dikti, altına da bir dükkân açtı. Akrabalarıyla birlikte siyasi bir partinin yandaşları arasına girdiği için himaye edildi. </p>
<p>Artık kentlilere çekinerek bakmıyordu, eline para geçmişti. </p>
<p>Kentli kızları aşağılıyor, sokakta karşısına çıkanlara amaçsızca kötülük ediyor, ikide bir “Haaayt ulan!” diye bağırıyor, milli maçlardan sonra silah sıkıyordu.</p>
<p>Yüzünden o insani gülümseme silinmiş, tam tersine gördüklerini aşağılayan, hakaret eden bir nefret anlatımı yerleşmişti.</p>
<p>Kentin yeni efendisiydi o ve eski efendileri aşağılama hakkına sahipti.</p>
<p>Böylece Şaban Recep’leşti. Ve Türk toplumu kendi yüzünü Şaban’da değil, bu yeni Recep’te görmeye başladı.</p>
<p>Çünkü Şaban’lar hızla azalıyor, Recep’ler ise her geçen gün artıyordu.</p>
<p>İstanbul’un “kodamanlarını” önüne diziyor ve “Adam olun laaan!” diye bağırıyordu.</p>
<p>***</p>
<p>Bu dönüşümü siyasi bir gelişme sananlar fena halde yanılır. Mesele kültürün değişimidir. Bu toplumun kültürü değişti, başkalaştı.</p>
<p>Şaban’lar Recep’leştikten sonra, kendisine uygun yerel ve genel iktidarları elbette bulacaktı. Bir sonuçtu bu.</p>
<p>Otuz yılı aşkın bir süredir, medya başta olmak üzere birçok kurum “Recep’leşmeyi”, yani lumpenleşmeyi destekledi.</p>
<p>İstanbul’un sözüm ona “elit” leri, gazeteleri ve televizyonlarıyla Şaban’ın Recep’leşmesine müthiş destek verdi. </p>
<p>Aydınlar lumpenlere bayıldılar, onları başlarına çıkardılar.</p>
<p>Müzik müzik olmaktan çıktı, haykırışlar ve böğürtüler haline dönüştü; İstanbul’un görünümü değişti; televizyonlar insan soyuna yakışmayacak rezilliklere açtılar ekranlarını.</p>
<p>Böylece cehenneme giden yolun taşlarını döşemiş oldular.</p>
<p>Siyasi partiler ayrım tanımadan Recep’leşen topluma kucak açtı. Kendileri de Recep’leştiler.</p>
<p>Sonuç ortada. Ey anlı şanlılar! </p>
<p>Bundan sonra bu süreci tersine çeviremezsiniz. Biz size yıllar boyunca bu gözlemleri aktarıp; kültür, değerler, gelenekler falan dedikçe kös dinlediniz.</p>
<p>Şimdi sizi de yutmaya başlayan ve sonunda yok edecek olan yeni toplum hepinize hayırlı olsun.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hasan tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25808</link>
		<dc:creator>Hasan</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 13:05:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25808</guid>
		<description>Türk sinemasında bu güne kadar tutan bütün komedi karakterleri elit olmayan ve bir yönüyle buna karşı koyan kişilerdi.

Ferhan Şensoy'un tiplemeleri, Cem Yılmaz'ın Arif karakteri vesaire.. Çünkü gülünç olan budur.

Aziz Üstel bir röportajında anlatıyor, ilk TRT'de talk show yapmaya başladığında ekranda bacak bacak üstüne attığı için ve konuklarıyla "naber, nasılsın?" şeklinde konuştuğu için sürekli "elit" kesimden tepkiler almış.

Ancak halk sevmiş, iki yıl kadar TRT'de, sonra çok çok uzun bir dönem de Star'da yayınına devam etmiş.

Cem Yılmaz'ın stand-up'larını izleyin. Sürekli elit kesimle alay etme ve aslında ne kadar yapmacık, ne kadar taklitçi ve ne kadar samimiyetsiz olduklarına vurgular var.

Yılmaz da sürekli olarak "küfür ettiği için" eleştirilir.

Çünkü sanatımıza hakim olan elit bakış açısı için, herşey resmi anlayışa ve edebe uygun olmalı, sınırlar zorlanmamalıdır.

Onlara göre, Tiyatro ve sinema "Reisicumhur İsmet Bey'in yanların refikaları Bayan Mevhibe ve sevimli yavruları Erdal olduğu halde teşrif ettikleri" devlet tiyatroları seviyelerinde kalmalıdır.

Huysuz Virjin de yıllarca bu elit tarafından dışlanıp, sonra halk tabaında bulduğu sempatiyle o elit kesimin tepesine binmedi mi?

Aslında bu alanlar, yani başarısını halkın bütününün ilgisine borçlu olan alanlar, sıradan insanların elitlerden intikam alabilecekleri en güzel yer.

Bu yüzden yazının ana fikrine katılıyorum.

Özellikle şurasına;

&lt;blockquote&gt;Örneğimiz Mc Donalds’a karşı elitin takındığı tutumla ilgili. ABD’nin bir nevi ayak üstü dönercisi Mc Donalds 1980′lerde Türkiye’de açıldığında zengin elitlerin hücumuna uğrar. “Self Service” batılı olduğu için yenilik olarak karşılanır. Halbuki aynı tarihte bir lahmacuncu “Abi, biz lahmacunu masaya getirmiyoruz, gelip kendin alacaksın. Para da peşin.” dese bizim elit bunu doğulu bir çeşit kabalık olarak nitelendirirdi. Ekmeğin arasındaki köfte de aslında yabancı değildir; ama nedense batıdan gelince tadı bir başka olur. Batıcı zihniyetin algısındaki farklılık Mc Donalds’ı böylece bir statü sembolü haline geldi.  İşte gördüğünüz gibi kompleks mantığın yerini aldı, ve ortaya bir “aptallık” çıktı. &lt;/blockquote&gt;


Bir sınıfa ait olma isteği.. Bertrand Russell'in dediği gibi toplumdaki bütün sınıflar kendilerini bir yönüyle diğerlerinden üstün sayar. Kimi en bilgilisi olduğunu, kimi en maneviyat sahibi olanı olduğunu, kimi ise en kültürlü olduğunu savunur.. 

Bir sınıfa ait olmanın ayrıcalığı.. Sürekli gösterilen, takım tutma biçiminde hayatın her alanına sirayet eden durum..

Bu bakımdan, bazı metaların kullanılması ya da benimsenmesi bu metanın kendi içinde barındırdığı özelliklerinden ötürü değil, çoğu zaman kişinin mensubu olduğu sınıfın ona karşı tutumuna göre şekilleniyor.

Çorba ile makarnayı aynı kaşıkla yediği için "alt kesimleri" tenkit eden sevgili beyaz türklerimiz, akın akın Mc'lere akın edip yağlı yağlı patatesleri elleriyle yiyebiliyorlar.

Kalkıp benim gibi "çatal verebilir misiniz?" dediğinizde de lümpen muamelesi görüyorsunuz..

Recep İvedik'in yapımcısı, senaristi farkında olmadan büyük bir çatışmayı ortaya koydu.

Farkında olmadan, bir kesimin bir kesimden intikamını aldı.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Türk sinemasında bu güne kadar tutan bütün komedi karakterleri elit olmayan ve bir yönüyle buna karşı koyan kişilerdi.</p>
<p>Ferhan Şensoy&#8217;un tiplemeleri, Cem Yılmaz&#8217;ın Arif karakteri vesaire.. Çünkü gülünç olan budur.</p>
<p>Aziz Üstel bir röportajında anlatıyor, ilk TRT&#8217;de talk show yapmaya başladığında ekranda bacak bacak üstüne attığı için ve konuklarıyla &#8220;naber, nasılsın?&#8221; şeklinde konuştuğu için sürekli &#8220;elit&#8221; kesimden tepkiler almış.</p>
<p>Ancak halk sevmiş, iki yıl kadar TRT&#8217;de, sonra çok çok uzun bir dönem de Star&#8217;da yayınına devam etmiş.</p>
<p>Cem Yılmaz&#8217;ın stand-up&#8217;larını izleyin. Sürekli elit kesimle alay etme ve aslında ne kadar yapmacık, ne kadar taklitçi ve ne kadar samimiyetsiz olduklarına vurgular var.</p>
<p>Yılmaz da sürekli olarak &#8220;küfür ettiği için&#8221; eleştirilir.</p>
<p>Çünkü sanatımıza hakim olan elit bakış açısı için, herşey resmi anlayışa ve edebe uygun olmalı, sınırlar zorlanmamalıdır.</p>
<p>Onlara göre, Tiyatro ve sinema &#8220;Reisicumhur İsmet Bey&#8217;in yanların refikaları Bayan Mevhibe ve sevimli yavruları Erdal olduğu halde teşrif ettikleri&#8221; devlet tiyatroları seviyelerinde kalmalıdır.</p>
<p>Huysuz Virjin de yıllarca bu elit tarafından dışlanıp, sonra halk tabaında bulduğu sempatiyle o elit kesimin tepesine binmedi mi?</p>
<p>Aslında bu alanlar, yani başarısını halkın bütününün ilgisine borçlu olan alanlar, sıradan insanların elitlerden intikam alabilecekleri en güzel yer.</p>
<p>Bu yüzden yazının ana fikrine katılıyorum.</p>
<p>Özellikle şurasına;</p>
<blockquote><p>Örneğimiz Mc Donalds’a karşı elitin takındığı tutumla ilgili. ABD’nin bir nevi ayak üstü dönercisi Mc Donalds 1980′lerde Türkiye’de açıldığında zengin elitlerin hücumuna uğrar. “Self Service” batılı olduğu için yenilik olarak karşılanır. Halbuki aynı tarihte bir lahmacuncu “Abi, biz lahmacunu masaya getirmiyoruz, gelip kendin alacaksın. Para da peşin.” dese bizim elit bunu doğulu bir çeşit kabalık olarak nitelendirirdi. Ekmeğin arasındaki köfte de aslında yabancı değildir; ama nedense batıdan gelince tadı bir başka olur. Batıcı zihniyetin algısındaki farklılık Mc Donalds’ı böylece bir statü sembolü haline geldi.  İşte gördüğünüz gibi kompleks mantığın yerini aldı, ve ortaya bir “aptallık” çıktı. </p></blockquote>
<p>Bir sınıfa ait olma isteği.. Bertrand Russell&#8217;in dediği gibi toplumdaki bütün sınıflar kendilerini bir yönüyle diğerlerinden üstün sayar. Kimi en bilgilisi olduğunu, kimi en maneviyat sahibi olanı olduğunu, kimi ise en kültürlü olduğunu savunur.. </p>
<p>Bir sınıfa ait olmanın ayrıcalığı.. Sürekli gösterilen, takım tutma biçiminde hayatın her alanına sirayet eden durum..</p>
<p>Bu bakımdan, bazı metaların kullanılması ya da benimsenmesi bu metanın kendi içinde barındırdığı özelliklerinden ötürü değil, çoğu zaman kişinin mensubu olduğu sınıfın ona karşı tutumuna göre şekilleniyor.</p>
<p>Çorba ile makarnayı aynı kaşıkla yediği için &#8220;alt kesimleri&#8221; tenkit eden sevgili beyaz türklerimiz, akın akın Mc&#8217;lere akın edip yağlı yağlı patatesleri elleriyle yiyebiliyorlar.</p>
<p>Kalkıp benim gibi &#8220;çatal verebilir misiniz?&#8221; dediğinizde de lümpen muamelesi görüyorsunuz..</p>
<p>Recep İvedik&#8217;in yapımcısı, senaristi farkında olmadan büyük bir çatışmayı ortaya koydu.</p>
<p>Farkında olmadan, bir kesimin bir kesimden intikamını aldı.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25800</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 11:11:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25800</guid>
		<description>bir kişinin gelip de evinizin içine etmesi ne kadar tebrik edilecek bir vakaysa, işte bu film de o kadar tebrik edilecek bir vakadır! siz, çıkmış şahan ne güzel de evimizin içine ediyor diyorsunuz, buna da sosyolojik anlamlar yüklüyorsunuz. yok elitlerle dalga geçiyormş yok bilmem ne. elitizm düşmanlığı adına düştüğünüz rezil çukurun farkında değilsiniz belki eğer türkiye'de "elitlerle" mücadele edecekseniz, onların yok saydığı kültürel zenginliklerle, onların belki de hiç ulaşamayacağı sanatsal düzeyler ve sentezlerle yapılabilir bu. yoksa elitlerle mücadele ediyoruz diye tüm türkiyeyi göbeğini kaşıyan ayılar haline getirerek değil. bunun neresi takdire değer anlamadım ama sizin yazıdğını hiçbir yazıyı anlamadığım için çok anormal değil!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bir kişinin gelip de evinizin içine etmesi ne kadar tebrik edilecek bir vakaysa, işte bu film de o kadar tebrik edilecek bir vakadır! siz, çıkmış şahan ne güzel de evimizin içine ediyor diyorsunuz, buna da sosyolojik anlamlar yüklüyorsunuz. yok elitlerle dalga geçiyormş yok bilmem ne. elitizm düşmanlığı adına düştüğünüz rezil çukurun farkında değilsiniz belki eğer türkiye&#8217;de &#8220;elitlerle&#8221; mücadele edecekseniz, onların yok saydığı kültürel zenginliklerle, onların belki de hiç ulaşamayacağı sanatsal düzeyler ve sentezlerle yapılabilir bu. yoksa elitlerle mücadele ediyoruz diye tüm türkiyeyi göbeğini kaşıyan ayılar haline getirerek değil. bunun neresi takdire değer anlamadım ama sizin yazıdğını hiçbir yazıyı anlamadığım için çok anormal değil!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25778</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2009 21:17:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25778</guid>
		<description>yaklaşık bir yıl önce yayımlanmış bir yazım var aşağıda...konuyla ilgili olduğu için gönderiyorum. 
************
SİYAD ödüllerinin çoğunu ‘Yumurta’filminin alması üzerine başlayan tartışma, sinema ve sanatın seçkincilikle ilgisi üzerine düşünmek için bir fırsat yaratması açısından oldukça önemli bence.

Yumurta filmi Sinema Yazarları Derneği SİYAD’ın bu yıl verdiği ödüllerin neredeyse tümünü topladı. Bunun üzerine özellikle Hıncal Uluç’un eleştirisi yaygın medyada oldukça etki yaptı. Hıncal Uluç ile birlikte bazı yazarlar ve sinema ‘profesyonelleri’ de bu tartışma içine dahil oldular. Bu grubun temel argümanı SİYAD’ın, ödülleri çok izlenen ve halk tarafından beğenilen filmler yerine çok az izleyici çekebilmiş Yumurta’ya vermesinin bir cins sinema yazarı seçkinciliği olduğuydu. Hatta Hıncal Uluç bunu oldukça hakaretamiz bir şekilde ‘sinema yazarları halkın beğenmediği filmlere ödül veriyor… Adeta biz sinemadan anlarız, halk hiç anlamaz diyorlar… Halkın izlediği, beğendiği filmler yerine hiç izlenmeyen bir filme ödüle veren SİYAD benim için bitmiştir…’gibi sözler kullandı. Bu sözlerle sadece SİYAD’ı değil, Yumurta filmini ve Semih Kaplanoğlu’nun yaptıklarını da yerin dibine batırmak gibi bir niyet içinde olduğu çok açıktı. 

Öncelikle SİYAD’daki çoğu sinema yazarıyla sinema ve hayata bakışımızın çok farklı olduğunu söyleyerek başlamak isterim. Birincisi SİYAD içinde olup da sinema görüşlerini kendime yakın bulduğum sinema yazarı sayısı bir elin parmaklarını geçmez. İkincisi SİYAD, Hıncal Uluç’un dediği gibi hep ‘az izlenen’ filmlere ödül vermiyor. Daha 2 yıl önce Çağan Irmak’ın ‘Babam ve Oğlum’ filmi ödüllerin çoğunu toplamıştı. SİYAD’ı Hıncal Uluç’un sözlerine karşı korumak isteyen Atilla Dorsay, ödüllerin çoğunun bir esere verilmesi değil, ödüllerin eserler arasında paylaştırılma taraftarı olduğunu söyleyerek bir anlamda gizli bir destek de veriyordu aslında. Gerçi bu fikir Atilla Dorsay’ın jüri üyesi olduğu festivaller için de söz konusuydu. Atilla Dorsay genelde ödüllerin eserler arasında paylaştırması taraftarı bir yazar. Ancak bu fikrin, illa ödül paylaştırılacak diye bir sürü hak etmeyen filme de ödül gideceği gibi bir olguyu göz ardı ettiğini unutmamak gerekli. En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim, bu yıl ben Türk sinemasında  ‘Yumurta ‘ harici herhangi bir ödülü hak eden bir film bilmiyorum. Bu açıdan ödülü sonuna kadar hak etmiş bir eser Yumurta. Bu anlamda SİYAD’ın seçimini protesto edenler Yumurta’ya ciddi haksızlık ediyorlar bilerek ya da bilmeyerek…

Yumurta filminin yönetmeni Semih Kaplanoğlu’nu az çok takip edenler Semih Kaplanoğlu’nun ödüllerin çoğunu almaya bile gitmediğini, bir anlamda ödülleri önemsemediğini de bilirler. Dergâh, Altyazı ve Sinema gibi dergilerde röportajı yayımlanan Semih Kaplanoğlu, ruha yönelen bir yönetmen olduğunu ve kendi istediği filmleri yaptığını, bu açıdan ne seyircinin ne de yapımcıların kendi istemediği bir şeyi kendisine yaptıramayacaklarını, kendi filmini yapamazsa hiç yapmamayı tercih edeceğini söylüyordu. Bu açıdan SİYAD ödüllerini almaya bile gitmeyen (çok doğru bir kararla bence) Semih Kaplanoğlu’nun tartışmaları da çok önemsediği kanaatinde değilim.

Kısaca olup bitenden bahsettikten sonra sinema, sanat ve sinemanın seyirciyle ve seçkincilikle ilişkisi üzerine bir şeyler söylemek gerekli. Bu fikirler büyük oranda benim, hayat görüşü, sanat ve sinema görüşü açısından kendime herkesten daha yakın gördüğüm Andrei Tarkovsky’nin görüşlerinden de faydalanarak dile getirilecektir.

Tarkovsky, sanatın rolü üzerine kısacık bir tanım getiriyordu:  ‘ Ne olursa olsun, yalnızca bir meta olarak ‘tüketilmek’ istenmeyen her türlü sanatın amacı, hiç şüphesiz, kendine ve çevresine, hayatın ve insan varlığının anlamını açıklamak, yani insanoğluna gezegenimizdeki varoluş nedenini ve amacını göstermek olmalıdır. Hatta belki de hiç açıklamaya bile kalkmadan onları bu soruyla karşı karşıya getirmelidir.‘

‘Ruh hakkında çok az şey biliyoruz, yolunu kaybetmiş köpekler gibiyiz’ diyen Tarkovsky sanatın amacını da görülmeyeni görülür hale getirmek olarak ifade ediyordu. Bir anlamda mutlak hakikatin bir hiyeroglifi olarak sanat insanın görülmez olana açılan kapısı olmaktadır. Sanatçı da gerçeğin simgesi üzerinden Hakikati dile getirir.

Bir sanat eseri ve elbette ki sanat olarak sinema evrensel olabilmesi için 3 anlam katmanına sahip olabilmeli. Bu anlam katmanları ‘gerçek”, ‘alegorik’ ve ‘tinsel’ katmanlardır. Bütün büyük eserler ve elbette bütün büyük sinema eserleri bu katmanları taşıdıkları ölçüde evrensel, bu katmanlarda başarısızlıkları oranında da sabun köpüğü gibi geçici olurlar. Bu açıdan bir sinema eserinin günübirlik çok izleyici çekmesi o filmi ‘iyi’ yapmadığı gibi onun sanat olması için geçerli bir kriter de değildir. Her halükarda gerçek sanatın ölçütü, eğlence grubuna girmemesi, insanın kendisi ve dünyayla ilgili anlayışını çarpıtmaması ve tam tersine buna yönlendirmesidir. Eğlence türleri sanat sınıfına değil ticari üretim sınıfına girerler. Kaldı ki çok izlenmek, çok okunmak da oldukça sorunlu bir tanım. Bugün çok okunduğu söylenen ‘ Şu çılgın türkler’ kitabını birkaç yıl sonra kim hatırlayacak? Ama ‘Karamazof Kardeşler’ az ama öz olarak yüzyıllar boyunca hatırlanacak öyle değil mi? Ya da bugün çok izlenmiş ‘Gora”yı 3-5 yıl sonra kim hatırlayacak? Peki, Bunuel’in ‘Özgürlüğün Hayaleti’,Tarkovsky’nin ‘Stalker”ı, ya da Bergman’ın ‘Persona”sının 100 yıl sonra bile izlenmeyeceğini kim iddia edebilir? Bu anlamda günübirlik, reklâmlarla izlenmeye, okunmaya yönlendirilmiş ‘çöplükler’ değil, gerçek sanat eserleridir kalıcı olan.

Sanat sadece ruhu uyandırma işleviyle doğrulanabilir. Yani görünmezi görünür kılmak. Bunun için her sanatın olduğu gibi sinemanın da görünmezi görünür kılmak amacıyla ‘imge”leri kullanması gerekir. Bu imgeler görünmez olanı yani ruhu,  görünür, hissedilir hale getirirler. Bu da sanat eserinin sadece ‘gerçek’ ve ‘alegori’ katmanında değil daha çok ‘tinsellik katmanında yaşar hale gelmesini sağlar. Bu anlamda sanatçı ‘yarattığı’ mutlak gerçeğin hiyeroglifiyle evrenselliğe de kapı açar. 

Tarkovsky filmlerinden Nostalghia üzerinden bu konuyu biraz tartışmak gerekebilir. Nostalghia oldukça fazla ödül almış, Tarkovsky’nin SSCB dışında çevirdiği ilk filmi. Belki SSCB ya da başka ülkelerde Tarkovsky yaşarken çok fazla seyirci çekmemiş olabilir (bu konuda yeterli bilgim yok) ancak bugüne kadar her izleyenin sinema hakkındaki görüşlerini değiştirmiş, bazılarının da hayatını değiştirmiş bir film. Sanıyorum daha yüzlerce yıl da sinema sanatının büyük bir başyapıtı olarak izlenmeye devam edecek. Bu filmde ilk katman olan ‘gerçek’ katmanı yurdundan uzak bir şairin, bir opera yazmak üzere yaptığı İtalya’da gezisi ve tercümanı olan Eugenia ile olan ilişkisi var. Filmi sadece bu açıdan değerlendiren izleyici için görüntüleriyle, planlarıyla büyüleyici, hikâyesi ile sıradan bir filmdir muhtemelen. Filmi Tarkovsky’nin vatanına hasretinin ve SSCB’nin zorba rejiminin bir eleştirisinin alegorisi olarak görenler için bir de alegorik tarafı mevcut. Ancak Nostalghia’yı asıl evrensel kılan onun tinsel tarafıdır. Tarkovsky yarattığı imgelerle, bir anlamda Hakikatin ikonlarıyla filmini bambaşka bir düzleme taşımayı başarabilmekte. Eugenia , Andrei Gorchakov için bir tercüman. Boticelli’nin ‘Sudan çıkmış Venüs’ü’kadar güzel. Ancak bu güzelliğe sırtını dönen Gorchakov, bu güzelliğin derinliksiz olduğunu fark ediyor. Andrei için asıl güzellik kilisede Kutsal Meryem heykeliyle sembolize edilen şey. Meryem ikonundan yardım dileyen sıradan kadınlarda simgelenen tinsel alan. Domenico’ya yoldaşlığı seçen Gorchakov tinsel olanın üstünlüğüne ve evrenselliğine de boyun eğmiş oluyor. Semih Kaplanoğlu’nun ‘ruha yönelen bir yönetmen olmak’ istiyorum derken kast ettiğinin bu olduğunu düşünüyorum. İlk iki anlam katmanında kalmak yerine kökene – çocukluk, anavatan, yeryüzü ve son olarak da insanın kopup geldiği tinsel köken – giderek tinsel alana kapı açan sanatçı evrensel olanı da ancak bu şekilde yaratma gücüne sahip olabiliyor. 

Sanatçı kendi halkının ve tarihinin çocuğudur. Bu olgu sanatçıyı halka kendi bildiği bir tarzda hizmet etme yetkisi ve zorunluluğu da verir. ‘Ya yeteneğini son damlasına kadar ve bütünüyle ortaya koymak, ya da yeteneğini üç kuruşa satmak’ sanatçının yapacağı tercihlerdir. Kendi düşüncelerini ve ruhunu gerçekleştirme arayışı içinde olan sanatçı, eserleriyle ilgilenecek birinin mutlak var olduğu inancını taşımasa bu işe kalkışmazdı. Sanatçı bu anlamda hizmet etmek isteyen, dürüstlük ve samimiyetle sorumluluğunun bilincinde olan kişidir. 

Sanat bu açıdan bakınca seçkincidir elbette. Ancak bu seçkincilik sanatçı ve halkın birbirini karşılıklı koşullandırması sonucu olur. Sanatçı kendine sadık ve günlük değer yargılarından uzak kaldığı sürece, halkın hem algılama düzeyini yaratır hem de bunu yükseltir. 
Sanatın en genç ve en yetkin dalı olan sinemada bazı eserleri seçkinci olarak yorumlamak bir açıdan doğrudur. Ancak bu filmin yaratıcısının kendisine sadık kalması sonucu gerçekleşen birşeydir. Yoksa sanatçının ‘anlaşılır’ olmak peşinde koşması en az anlaşılmaz olmayı istemesi kadar saçmadır. İşte bu seçim bu tür ‘gerçek’ sanatçının, eserlerini anlaşılmaz bulanlar tarafından seçkinci olarak yargılanması sonucunu doğurur. Sanatçı ‘anlaşılmaz’ filmler yapmakla suçlanır. Ancak anlaşılırlık ya da anlaşılmazlık tanımlarının, ticari sinema eserleri üzerinden yapıldığı ve bu eserler üzerinden yapılan bir beğeni tanımının gerçek sanatla seyircinin kuracağı ilişkiyi de sakatladığı düşünülmelidir. Gerçek sanatçı eserini seçkinci olmak için kurmaz. Ancak, eseri, ticari sinemayla ve kültür endüstrisinin çöplükleriyle zihni bulanmış ve başka bir alternatif görmediği için de kıyas imkânı olmayan izleyici tarafından izlenmiyorsa sanatçının seçkinci olduğunu değil, ilkelerinden taviz vermediğini ama kültür endüstrisinin aygıtları tarafından dışlandığını gösterir. Elbette tüm ‘az izlenen’ filmler gerçek sanat eseri değildir. Az izlenip de gerçekten çöplük olan çok film vardır, yine çok izlenip de gerçekten başyapıt olan eserler olduğu gibi…

Bir sanatçının halkı ile kurduğu ilişki onun sanatına da yansır. Ancak bu ilişkinin sahteliği ya da gerçekliği yaratılan eserde görünür hale gelir. Sanatçı yaşamın gerçekliği ile kendi sanatsal yaratıcılığının uyumlu ideali arasında uzlaşmaz bir çelişki olduğunu düşündüğü ölçüde tanımlanan ‘seçkinciliğin ‘ tuzağına düşer. Böyle olunca ‘bu halk beni anlamaz’ diye düşünerek gerçekten de anlaşılmaz eserler yapmak niyetine girer. Çağının ahlaksal ideallerini dile getirebilmesi için sanatçının öncelikle çağının kanlı yaralarına bakmayı öğrenmesi gerekir diyen Tarkovsky, sanatçının bu acıları bizzat kendi içinde yaşaması gerektiğini söyler. Bilincine varılan ‘korkunç’ ve alçak gerçeği daha yüksek bir düşünsel eylem adına aşmak sanatçının ana misyonudur ve bu, bu misyonu tanımlamış Tarkovsky için aynı zamanda yaşanmış bir gerçekliktir.

Tinsellik her türlü sanatın ve elbette sinemanın ulaşması gereken evrensellik düzeyidir. Bir sanat eseri ancak bu şekilde ölümsüzlüğün hizmetinde olabilir. Mutlak gerçeğin peşinde olan ve bunun için ilkelerinden taviz vermeyen sanatçı ancak bu şekilde sabun köpüğü olmak yerine kalıcı ve evrensel olmayı becerebilir. 
Sinema sanatçısı elbette mümkün olduğunca çok seyirciye ulaşmak, onlar için gerekli olduğunun farkına varmak ister. Ancak hiçbir gerçek sanatçı daha işin başında başarı hesabı yapamaz veya mümkün olan en büyük onayı garanti edecek çalışma ilkelerini seçemez. Seyircinin eğilimlerinin öncelik kazandığı yerlerde sinema veya sanattan değil, eğlence sanayisinden bahsedilebilir. Bir yönetmenin, herkesin hoşuna gitmek gibi, başarılı ve izlenilir olmak gibi amaçlar uğruna kendini denetleme hakkı yoktur. Bu tür bir denetimin bedeli seyirciyle yönetmenin ilişkisinin temelden farklılaşmasıdır.

Aslında seçkinci olmadığını ve ‘halka’ hitap ettiğini söyleyen sinemacılar seyircileriyle kurdukları ilişkide seyirciyi kendilerinden aşağı gören bir tavır göstermektedirler. Sanatı özümseyebilmek için uyanık ve duyarlı bir ruh yeterken, seçtiği yol ile seyirciyi eğlendirmeye çalışan yönetmen aslında en baştan kendi seyircisini aşağılamak yoluna girmiştir. Seyircisini gerçekten sayan yönetmen onun kendisinden aptal olmadığını bilmelidir. Tarkovsky’nin dediği gibi seyirciyle yönetmen ilişkisinde her ilişkide olduğu gibi doğru soruların sorulması gerek ve yeter şarttır. Yönetmen doğru sorular sorarsa seyircisiyle ilişkisi de, seyircisini bir para kaynağı olarak gören ve onları yontan bir ilişki yerine, seyircisiyle gönül bağı kuran bir ilişkiye dönüşür.

Kültür endüstrisinin getirdiği ‘kötü zevk’ için halkı suçlayan seçkinciler, ‘halkın istediği ve izlediği filmler ‘ yapanlarla aynı noktada buluşmaktalar. Bu kötü zevkten sadece seyirci değil, onları aşağılayıp onlara gerçek sanat eseri sunmayanlarla, gerçek sanat eserini halk anlamaz deyip halktan uzak tutanlar ve bu anlamda bir kıyas imkânı vermeyenler de suçludur elbette.  ‘Seyircisinin hoşuna gitmek isteyen, onun zevk ölçütlerini olduğu gibi kabul edip benimseyen bir insanın seyircisine saygısı yoktur. Bu tutumun tek anlamı olabilir, o da, seyircisinin cebindeki paraları kendi cebine aktarmak istiyordur. Bu düşüncede olanlar yüksek sanatın ideal örneklerini vererek kamuoyunu eğitmektense diğer sanatçılara para kazanmanın yollarını öğretmeye kalkarlar. Seyirci ne yapsın, kendi doğrularından emin, kendi beğenmişliği içinde yaşamını sürdürür. Kendi yargılarına karşı eleştirel bir tutum almayı öğretemediğimiz sürece seyirciyi önemsiyor sayılmayız’ diyen Tarkovsky sanıyorum neredeyse sinema ‘endüstrisinin’ tümünü kast ediyordu. Türkiye’de şu sıralarda yapılan filmlerin çoğunluğu ve Oscar verilen ve sırf Coen’ler, Tarantino’lar, Spielberg’ler, Cronenberg’ler yaptı diye bizim sinema eleştirmenlerimiz tarafından başyapıt diye nitelendirilen çöplükleri de aynı kategoride görmek lazım. Seyircinin istediğini veriyoruz diyenler Coen’in filminin yanında Sokurov’un filmlerini; Spielberg’in filminin yanında Paradjanov filmleri gösterdiler de mi böyle konuşuyorlar? İnsanlara gerçek sanat eserini kıyaslama hakkı ve şansı vermeden yapılan ‘ halkın istediği’ tanımı ne kadar doğru bir tabir?

Bu anlamda en başa, Yumurta ve diğer filmlere bakmakta fayda var. Yumurta filminin yönetmeni ‘sanatçı’ tavrı gösterirken ve bunun acısını da çekerken, filminin, seyircinin duygularını okşayan, seyirciye ‘yalakalık’ eden başka filmlerle karşılaştırılmasına da alınıyor olmalı. Hıncal Uluç eleştirisini yaparken ‘ çevremde hiç kimsenin bu filmi izledim şu böyle iyi oynuyor, bu film şöyle iyi dediğini duymadım’ diyerek aslında Yumurta’yı izlemediğini itiraf ediyor. Hıncal Uluç’a da hak vermek gerek. Hayatında gerçek sanat eseri mi gördü ki bir sürü çöplükle gerçek sanat eserini ayırt edebilecek…</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>yaklaşık bir yıl önce yayımlanmış bir yazım var aşağıda&#8230;konuyla ilgili olduğu için gönderiyorum.<br />
************<br />
SİYAD ödüllerinin çoğunu ‘Yumurta’filminin alması üzerine başlayan tartışma, sinema ve sanatın seçkincilikle ilgisi üzerine düşünmek için bir fırsat yaratması açısından oldukça önemli bence.</p>
<p>Yumurta filmi Sinema Yazarları Derneği SİYAD’ın bu yıl verdiği ödüllerin neredeyse tümünü topladı. Bunun üzerine özellikle Hıncal Uluç’un eleştirisi yaygın medyada oldukça etki yaptı. Hıncal Uluç ile birlikte bazı yazarlar ve sinema ‘profesyonelleri’ de bu tartışma içine dahil oldular. Bu grubun temel argümanı SİYAD’ın, ödülleri çok izlenen ve halk tarafından beğenilen filmler yerine çok az izleyici çekebilmiş Yumurta’ya vermesinin bir cins sinema yazarı seçkinciliği olduğuydu. Hatta Hıncal Uluç bunu oldukça hakaretamiz bir şekilde ‘sinema yazarları halkın beğenmediği filmlere ödül veriyor… Adeta biz sinemadan anlarız, halk hiç anlamaz diyorlar… Halkın izlediği, beğendiği filmler yerine hiç izlenmeyen bir filme ödüle veren SİYAD benim için bitmiştir…’gibi sözler kullandı. Bu sözlerle sadece SİYAD’ı değil, Yumurta filmini ve Semih Kaplanoğlu’nun yaptıklarını da yerin dibine batırmak gibi bir niyet içinde olduğu çok açıktı. </p>
<p>Öncelikle SİYAD’daki çoğu sinema yazarıyla sinema ve hayata bakışımızın çok farklı olduğunu söyleyerek başlamak isterim. Birincisi SİYAD içinde olup da sinema görüşlerini kendime yakın bulduğum sinema yazarı sayısı bir elin parmaklarını geçmez. İkincisi SİYAD, Hıncal Uluç’un dediği gibi hep ‘az izlenen’ filmlere ödül vermiyor. Daha 2 yıl önce Çağan Irmak’ın ‘Babam ve Oğlum’ filmi ödüllerin çoğunu toplamıştı. SİYAD’ı Hıncal Uluç’un sözlerine karşı korumak isteyen Atilla Dorsay, ödüllerin çoğunun bir esere verilmesi değil, ödüllerin eserler arasında paylaştırılma taraftarı olduğunu söyleyerek bir anlamda gizli bir destek de veriyordu aslında. Gerçi bu fikir Atilla Dorsay’ın jüri üyesi olduğu festivaller için de söz konusuydu. Atilla Dorsay genelde ödüllerin eserler arasında paylaştırması taraftarı bir yazar. Ancak bu fikrin, illa ödül paylaştırılacak diye bir sürü hak etmeyen filme de ödül gideceği gibi bir olguyu göz ardı ettiğini unutmamak gerekli. En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim, bu yıl ben Türk sinemasında  ‘Yumurta ‘ harici herhangi bir ödülü hak eden bir film bilmiyorum. Bu açıdan ödülü sonuna kadar hak etmiş bir eser Yumurta. Bu anlamda SİYAD’ın seçimini protesto edenler Yumurta’ya ciddi haksızlık ediyorlar bilerek ya da bilmeyerek…</p>
<p>Yumurta filminin yönetmeni Semih Kaplanoğlu’nu az çok takip edenler Semih Kaplanoğlu’nun ödüllerin çoğunu almaya bile gitmediğini, bir anlamda ödülleri önemsemediğini de bilirler. Dergâh, Altyazı ve Sinema gibi dergilerde röportajı yayımlanan Semih Kaplanoğlu, ruha yönelen bir yönetmen olduğunu ve kendi istediği filmleri yaptığını, bu açıdan ne seyircinin ne de yapımcıların kendi istemediği bir şeyi kendisine yaptıramayacaklarını, kendi filmini yapamazsa hiç yapmamayı tercih edeceğini söylüyordu. Bu açıdan SİYAD ödüllerini almaya bile gitmeyen (çok doğru bir kararla bence) Semih Kaplanoğlu’nun tartışmaları da çok önemsediği kanaatinde değilim.</p>
<p>Kısaca olup bitenden bahsettikten sonra sinema, sanat ve sinemanın seyirciyle ve seçkincilikle ilişkisi üzerine bir şeyler söylemek gerekli. Bu fikirler büyük oranda benim, hayat görüşü, sanat ve sinema görüşü açısından kendime herkesten daha yakın gördüğüm Andrei Tarkovsky’nin görüşlerinden de faydalanarak dile getirilecektir.</p>
<p>Tarkovsky, sanatın rolü üzerine kısacık bir tanım getiriyordu:  ‘ Ne olursa olsun, yalnızca bir meta olarak ‘tüketilmek’ istenmeyen her türlü sanatın amacı, hiç şüphesiz, kendine ve çevresine, hayatın ve insan varlığının anlamını açıklamak, yani insanoğluna gezegenimizdeki varoluş nedenini ve amacını göstermek olmalıdır. Hatta belki de hiç açıklamaya bile kalkmadan onları bu soruyla karşı karşıya getirmelidir.‘</p>
<p>‘Ruh hakkında çok az şey biliyoruz, yolunu kaybetmiş köpekler gibiyiz’ diyen Tarkovsky sanatın amacını da görülmeyeni görülür hale getirmek olarak ifade ediyordu. Bir anlamda mutlak hakikatin bir hiyeroglifi olarak sanat insanın görülmez olana açılan kapısı olmaktadır. Sanatçı da gerçeğin simgesi üzerinden Hakikati dile getirir.</p>
<p>Bir sanat eseri ve elbette ki sanat olarak sinema evrensel olabilmesi için 3 anlam katmanına sahip olabilmeli. Bu anlam katmanları ‘gerçek”, ‘alegorik’ ve ‘tinsel’ katmanlardır. Bütün büyük eserler ve elbette bütün büyük sinema eserleri bu katmanları taşıdıkları ölçüde evrensel, bu katmanlarda başarısızlıkları oranında da sabun köpüğü gibi geçici olurlar. Bu açıdan bir sinema eserinin günübirlik çok izleyici çekmesi o filmi ‘iyi’ yapmadığı gibi onun sanat olması için geçerli bir kriter de değildir. Her halükarda gerçek sanatın ölçütü, eğlence grubuna girmemesi, insanın kendisi ve dünyayla ilgili anlayışını çarpıtmaması ve tam tersine buna yönlendirmesidir. Eğlence türleri sanat sınıfına değil ticari üretim sınıfına girerler. Kaldı ki çok izlenmek, çok okunmak da oldukça sorunlu bir tanım. Bugün çok okunduğu söylenen ‘ Şu çılgın türkler’ kitabını birkaç yıl sonra kim hatırlayacak? Ama ‘Karamazof Kardeşler’ az ama öz olarak yüzyıllar boyunca hatırlanacak öyle değil mi? Ya da bugün çok izlenmiş ‘Gora”yı 3-5 yıl sonra kim hatırlayacak? Peki, Bunuel’in ‘Özgürlüğün Hayaleti’,Tarkovsky’nin ‘Stalker”ı, ya da Bergman’ın ‘Persona”sının 100 yıl sonra bile izlenmeyeceğini kim iddia edebilir? Bu anlamda günübirlik, reklâmlarla izlenmeye, okunmaya yönlendirilmiş ‘çöplükler’ değil, gerçek sanat eserleridir kalıcı olan.</p>
<p>Sanat sadece ruhu uyandırma işleviyle doğrulanabilir. Yani görünmezi görünür kılmak. Bunun için her sanatın olduğu gibi sinemanın da görünmezi görünür kılmak amacıyla ‘imge”leri kullanması gerekir. Bu imgeler görünmez olanı yani ruhu,  görünür, hissedilir hale getirirler. Bu da sanat eserinin sadece ‘gerçek’ ve ‘alegori’ katmanında değil daha çok ‘tinsellik katmanında yaşar hale gelmesini sağlar. Bu anlamda sanatçı ‘yarattığı’ mutlak gerçeğin hiyeroglifiyle evrenselliğe de kapı açar. </p>
<p>Tarkovsky filmlerinden Nostalghia üzerinden bu konuyu biraz tartışmak gerekebilir. Nostalghia oldukça fazla ödül almış, Tarkovsky’nin SSCB dışında çevirdiği ilk filmi. Belki SSCB ya da başka ülkelerde Tarkovsky yaşarken çok fazla seyirci çekmemiş olabilir (bu konuda yeterli bilgim yok) ancak bugüne kadar her izleyenin sinema hakkındaki görüşlerini değiştirmiş, bazılarının da hayatını değiştirmiş bir film. Sanıyorum daha yüzlerce yıl da sinema sanatının büyük bir başyapıtı olarak izlenmeye devam edecek. Bu filmde ilk katman olan ‘gerçek’ katmanı yurdundan uzak bir şairin, bir opera yazmak üzere yaptığı İtalya’da gezisi ve tercümanı olan Eugenia ile olan ilişkisi var. Filmi sadece bu açıdan değerlendiren izleyici için görüntüleriyle, planlarıyla büyüleyici, hikâyesi ile sıradan bir filmdir muhtemelen. Filmi Tarkovsky’nin vatanına hasretinin ve SSCB’nin zorba rejiminin bir eleştirisinin alegorisi olarak görenler için bir de alegorik tarafı mevcut. Ancak Nostalghia’yı asıl evrensel kılan onun tinsel tarafıdır. Tarkovsky yarattığı imgelerle, bir anlamda Hakikatin ikonlarıyla filmini bambaşka bir düzleme taşımayı başarabilmekte. Eugenia , Andrei Gorchakov için bir tercüman. Boticelli’nin ‘Sudan çıkmış Venüs’ü’kadar güzel. Ancak bu güzelliğe sırtını dönen Gorchakov, bu güzelliğin derinliksiz olduğunu fark ediyor. Andrei için asıl güzellik kilisede Kutsal Meryem heykeliyle sembolize edilen şey. Meryem ikonundan yardım dileyen sıradan kadınlarda simgelenen tinsel alan. Domenico’ya yoldaşlığı seçen Gorchakov tinsel olanın üstünlüğüne ve evrenselliğine de boyun eğmiş oluyor. Semih Kaplanoğlu’nun ‘ruha yönelen bir yönetmen olmak’ istiyorum derken kast ettiğinin bu olduğunu düşünüyorum. İlk iki anlam katmanında kalmak yerine kökene – çocukluk, anavatan, yeryüzü ve son olarak da insanın kopup geldiği tinsel köken – giderek tinsel alana kapı açan sanatçı evrensel olanı da ancak bu şekilde yaratma gücüne sahip olabiliyor. </p>
<p>Sanatçı kendi halkının ve tarihinin çocuğudur. Bu olgu sanatçıyı halka kendi bildiği bir tarzda hizmet etme yetkisi ve zorunluluğu da verir. ‘Ya yeteneğini son damlasına kadar ve bütünüyle ortaya koymak, ya da yeteneğini üç kuruşa satmak’ sanatçının yapacağı tercihlerdir. Kendi düşüncelerini ve ruhunu gerçekleştirme arayışı içinde olan sanatçı, eserleriyle ilgilenecek birinin mutlak var olduğu inancını taşımasa bu işe kalkışmazdı. Sanatçı bu anlamda hizmet etmek isteyen, dürüstlük ve samimiyetle sorumluluğunun bilincinde olan kişidir. </p>
<p>Sanat bu açıdan bakınca seçkincidir elbette. Ancak bu seçkincilik sanatçı ve halkın birbirini karşılıklı koşullandırması sonucu olur. Sanatçı kendine sadık ve günlük değer yargılarından uzak kaldığı sürece, halkın hem algılama düzeyini yaratır hem de bunu yükseltir.<br />
Sanatın en genç ve en yetkin dalı olan sinemada bazı eserleri seçkinci olarak yorumlamak bir açıdan doğrudur. Ancak bu filmin yaratıcısının kendisine sadık kalması sonucu gerçekleşen birşeydir. Yoksa sanatçının ‘anlaşılır’ olmak peşinde koşması en az anlaşılmaz olmayı istemesi kadar saçmadır. İşte bu seçim bu tür ‘gerçek’ sanatçının, eserlerini anlaşılmaz bulanlar tarafından seçkinci olarak yargılanması sonucunu doğurur. Sanatçı ‘anlaşılmaz’ filmler yapmakla suçlanır. Ancak anlaşılırlık ya da anlaşılmazlık tanımlarının, ticari sinema eserleri üzerinden yapıldığı ve bu eserler üzerinden yapılan bir beğeni tanımının gerçek sanatla seyircinin kuracağı ilişkiyi de sakatladığı düşünülmelidir. Gerçek sanatçı eserini seçkinci olmak için kurmaz. Ancak, eseri, ticari sinemayla ve kültür endüstrisinin çöplükleriyle zihni bulanmış ve başka bir alternatif görmediği için de kıyas imkânı olmayan izleyici tarafından izlenmiyorsa sanatçının seçkinci olduğunu değil, ilkelerinden taviz vermediğini ama kültür endüstrisinin aygıtları tarafından dışlandığını gösterir. Elbette tüm ‘az izlenen’ filmler gerçek sanat eseri değildir. Az izlenip de gerçekten çöplük olan çok film vardır, yine çok izlenip de gerçekten başyapıt olan eserler olduğu gibi…</p>
<p>Bir sanatçının halkı ile kurduğu ilişki onun sanatına da yansır. Ancak bu ilişkinin sahteliği ya da gerçekliği yaratılan eserde görünür hale gelir. Sanatçı yaşamın gerçekliği ile kendi sanatsal yaratıcılığının uyumlu ideali arasında uzlaşmaz bir çelişki olduğunu düşündüğü ölçüde tanımlanan ‘seçkinciliğin ‘ tuzağına düşer. Böyle olunca ‘bu halk beni anlamaz’ diye düşünerek gerçekten de anlaşılmaz eserler yapmak niyetine girer. Çağının ahlaksal ideallerini dile getirebilmesi için sanatçının öncelikle çağının kanlı yaralarına bakmayı öğrenmesi gerekir diyen Tarkovsky, sanatçının bu acıları bizzat kendi içinde yaşaması gerektiğini söyler. Bilincine varılan ‘korkunç’ ve alçak gerçeği daha yüksek bir düşünsel eylem adına aşmak sanatçının ana misyonudur ve bu, bu misyonu tanımlamış Tarkovsky için aynı zamanda yaşanmış bir gerçekliktir.</p>
<p>Tinsellik her türlü sanatın ve elbette sinemanın ulaşması gereken evrensellik düzeyidir. Bir sanat eseri ancak bu şekilde ölümsüzlüğün hizmetinde olabilir. Mutlak gerçeğin peşinde olan ve bunun için ilkelerinden taviz vermeyen sanatçı ancak bu şekilde sabun köpüğü olmak yerine kalıcı ve evrensel olmayı becerebilir.<br />
Sinema sanatçısı elbette mümkün olduğunca çok seyirciye ulaşmak, onlar için gerekli olduğunun farkına varmak ister. Ancak hiçbir gerçek sanatçı daha işin başında başarı hesabı yapamaz veya mümkün olan en büyük onayı garanti edecek çalışma ilkelerini seçemez. Seyircinin eğilimlerinin öncelik kazandığı yerlerde sinema veya sanattan değil, eğlence sanayisinden bahsedilebilir. Bir yönetmenin, herkesin hoşuna gitmek gibi, başarılı ve izlenilir olmak gibi amaçlar uğruna kendini denetleme hakkı yoktur. Bu tür bir denetimin bedeli seyirciyle yönetmenin ilişkisinin temelden farklılaşmasıdır.</p>
<p>Aslında seçkinci olmadığını ve ‘halka’ hitap ettiğini söyleyen sinemacılar seyircileriyle kurdukları ilişkide seyirciyi kendilerinden aşağı gören bir tavır göstermektedirler. Sanatı özümseyebilmek için uyanık ve duyarlı bir ruh yeterken, seçtiği yol ile seyirciyi eğlendirmeye çalışan yönetmen aslında en baştan kendi seyircisini aşağılamak yoluna girmiştir. Seyircisini gerçekten sayan yönetmen onun kendisinden aptal olmadığını bilmelidir. Tarkovsky’nin dediği gibi seyirciyle yönetmen ilişkisinde her ilişkide olduğu gibi doğru soruların sorulması gerek ve yeter şarttır. Yönetmen doğru sorular sorarsa seyircisiyle ilişkisi de, seyircisini bir para kaynağı olarak gören ve onları yontan bir ilişki yerine, seyircisiyle gönül bağı kuran bir ilişkiye dönüşür.</p>
<p>Kültür endüstrisinin getirdiği ‘kötü zevk’ için halkı suçlayan seçkinciler, ‘halkın istediği ve izlediği filmler ‘ yapanlarla aynı noktada buluşmaktalar. Bu kötü zevkten sadece seyirci değil, onları aşağılayıp onlara gerçek sanat eseri sunmayanlarla, gerçek sanat eserini halk anlamaz deyip halktan uzak tutanlar ve bu anlamda bir kıyas imkânı vermeyenler de suçludur elbette.  ‘Seyircisinin hoşuna gitmek isteyen, onun zevk ölçütlerini olduğu gibi kabul edip benimseyen bir insanın seyircisine saygısı yoktur. Bu tutumun tek anlamı olabilir, o da, seyircisinin cebindeki paraları kendi cebine aktarmak istiyordur. Bu düşüncede olanlar yüksek sanatın ideal örneklerini vererek kamuoyunu eğitmektense diğer sanatçılara para kazanmanın yollarını öğretmeye kalkarlar. Seyirci ne yapsın, kendi doğrularından emin, kendi beğenmişliği içinde yaşamını sürdürür. Kendi yargılarına karşı eleştirel bir tutum almayı öğretemediğimiz sürece seyirciyi önemsiyor sayılmayız’ diyen Tarkovsky sanıyorum neredeyse sinema ‘endüstrisinin’ tümünü kast ediyordu. Türkiye’de şu sıralarda yapılan filmlerin çoğunluğu ve Oscar verilen ve sırf Coen’ler, Tarantino’lar, Spielberg’ler, Cronenberg’ler yaptı diye bizim sinema eleştirmenlerimiz tarafından başyapıt diye nitelendirilen çöplükleri de aynı kategoride görmek lazım. Seyircinin istediğini veriyoruz diyenler Coen’in filminin yanında Sokurov’un filmlerini; Spielberg’in filminin yanında Paradjanov filmleri gösterdiler de mi böyle konuşuyorlar? İnsanlara gerçek sanat eserini kıyaslama hakkı ve şansı vermeden yapılan ‘ halkın istediği’ tanımı ne kadar doğru bir tabir?</p>
<p>Bu anlamda en başa, Yumurta ve diğer filmlere bakmakta fayda var. Yumurta filminin yönetmeni ‘sanatçı’ tavrı gösterirken ve bunun acısını da çekerken, filminin, seyircinin duygularını okşayan, seyirciye ‘yalakalık’ eden başka filmlerle karşılaştırılmasına da alınıyor olmalı. Hıncal Uluç eleştirisini yaparken ‘ çevremde hiç kimsenin bu filmi izledim şu böyle iyi oynuyor, bu film şöyle iyi dediğini duymadım’ diyerek aslında Yumurta’yı izlemediğini itiraf ediyor. Hıncal Uluç’a da hak vermek gerek. Hayatında gerçek sanat eseri mi gördü ki bir sürü çöplükle gerçek sanat eserini ayırt edebilecek…</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>emre er tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25777</link>
		<dc:creator>emre er</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2009 21:13:08 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25777</guid>
		<description>Tarık Bey;

Vallahi teşekkür ederim. 

İnsan eleştilerden bunalıyor. 

Arada hemfikir sesler duymak güzel:)

E tabi hemfikir olmayanlara teşekkür etmemek olmaz. Onlar olmasa nasıl geliştirebilirim kendimi? İnsan oğlu nankör biraz be:)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tarık Bey;</p>
<p>Vallahi teşekkür ederim. </p>
<p>İnsan eleştilerden bunalıyor. </p>
<p>Arada hemfikir sesler duymak güzel:)</p>
<p>E tabi hemfikir olmayanlara teşekkür etmemek olmaz. Onlar olmasa nasıl geliştirebilirim kendimi? İnsan oğlu nankör biraz be:)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>emre er tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comment-25776</link>
		<dc:creator>emre er</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2009 21:09:36 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563#comment-25776</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;geçen sene siyad ödülleri verildiğinde, yumurta ödüllerin çoğunu almıştı. bunun üzerine “hiç izlenmeyen” bir filme bu kadar ödül veriliyor ama recep ivedik şu kadar seyredildi neden ödül verilmiyor elisizm yapılıyor gibi birşey söylenmişti.

ben bu yazıyı yazan nezdinde bu tür şeyleri dillendiren herkese şunu söylüyırm: bakın kardeşim sanat olarak sinemayla zırva olarak “hareketli resim” arasında çok büyük farklar vardır.&lt;/blockquote&gt;


EG Bey;

Kim sanat var diyor? Yazıda en başta özellikle belirttim.

&lt;blockquote&gt;Recep İvedik’in ortada kalite adına çok az şey varken bu kadar başarılı olmasının ardında sanatın dışındaki sosyolojik dinamikler yatmaktadır. &lt;/blockquote&gt;

Sanat yok, zerre yok, sinema da değil. Filmi beğenen insanlar da bunu biliyor. Merak etmeyin halkımız moron değil herşeyin farkında. Hiç kimse süper sanatsal bir film demez film için. Emin olabilirsiniz. 

Bu yazıda filmin sanatsal yönü kesinlikle tartışılmıyor. Tartışılan filmin sosyo-kültürel yönü.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>geçen sene siyad ödülleri verildiğinde, yumurta ödüllerin çoğunu almıştı. bunun üzerine “hiç izlenmeyen” bir filme bu kadar ödül veriliyor ama recep ivedik şu kadar seyredildi neden ödül verilmiyor elisizm yapılıyor gibi birşey söylenmişti.</p>
<p>ben bu yazıyı yazan nezdinde bu tür şeyleri dillendiren herkese şunu söylüyırm: bakın kardeşim sanat olarak sinemayla zırva olarak “hareketli resim” arasında çok büyük farklar vardır.</p></blockquote>
<p>EG Bey;</p>
<p>Kim sanat var diyor? Yazıda en başta özellikle belirttim.</p>
<blockquote><p>Recep İvedik’in ortada kalite adına çok az şey varken bu kadar başarılı olmasının ardında sanatın dışındaki sosyolojik dinamikler yatmaktadır. </p></blockquote>
<p>Sanat yok, zerre yok, sinema da değil. Filmi beğenen insanlar da bunu biliyor. Merak etmeyin halkımız moron değil herşeyin farkında. Hiç kimse süper sanatsal bir film demez film için. Emin olabilirsiniz. </p>
<p>Bu yazıda filmin sanatsal yönü kesinlikle tartışılmıyor. Tartışılan filmin sosyo-kültürel yönü.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

