<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Osmanlının Yıkılışında Tekke ve Zaviyelerin  Rolü Var mıydı ? yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Wed, 23 May 2012 09:42:52 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Milliyetçiliğin Anatomisi : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/#comment-57588</link>
		<dc:creator>Milliyetçiliğin Anatomisi : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Oct 2010 00:05:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3530#comment-57588</guid>
		<description>[...] ki, onu Batı&#8217;nın sorunlarına çare olarak takdim edebilsin! Zaten o esnada Tekke ve zaviyeler de görevlerini yerine [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] ki, onu Batı&#8217;nın sorunlarına çare olarak takdim edebilsin! Zaten o esnada Tekke ve zaviyeler de görevlerini yerine [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Keşifler Çağı ve Uyuyan Osmanlı? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/#comment-38228</link>
		<dc:creator>Keşifler Çağı ve Uyuyan Osmanlı? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 22:13:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3530#comment-38228</guid>
		<description>[...] 2. Osmanlının Yıkılışında Tekke ve Zaviyelerin Rolü Var mıydı?  [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] 2. Osmanlının Yıkılışında Tekke ve Zaviyelerin Rolü Var mıydı?  [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>alperen tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/#comment-26580</link>
		<dc:creator>alperen</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2009 22:33:26 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3530#comment-26580</guid>
		<description>öncelikle laik ve kamalist ideolistlerin şunu unutmaması lazım cumhuriyet osmanlıdan kalan bir sistem degildir ve müslümanlıga ters bir sistemdir onun için bu güne kadar sorunlar yaşanmıştır onun için dirki t.c hiçbir zaman  tam anlamıyla batıdan emir almayan özgür bir ülke olamaz...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>öncelikle laik ve kamalist ideolistlerin şunu unutmaması lazım cumhuriyet osmanlıdan kalan bir sistem degildir ve müslümanlıga ters bir sistemdir onun için bu güne kadar sorunlar yaşanmıştır onun için dirki t.c hiçbir zaman  tam anlamıyla batıdan emir almayan özgür bir ülke olamaz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mehmet Bahadır tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/#comment-25699</link>
		<dc:creator>Mehmet Bahadır</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2009 06:21:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3530#comment-25699</guid>
		<description>&lt;strong&gt;Sevgili Soner ve Sevgili Ezel Kara&lt;/strong&gt;

Öncelikle bütün samimiyetimle belirteyim ki; başta din olmak üzere, her konuda farklı bir ses duymak, ve farklı bir görüş okumak beni mutlu eder ve heyecanlandırır. Arguman ve sloganları değil, fikri İhtilafları zenginlik olarak görmüşümdür. Bu bakımdan kimseyi ikna etmek gibi bir kaygım yok. Sanki karşınızda karşıt devrime hazırlanan biri varmış gibi konuşuyorsunuz. Her ne kadar iyi niyetli olduğunuzu düşünsem de  “Yazdıklarım planlanmış ve ortaya konulmuş devrimlerdir. Sizin somut bir planınız var mı?” sorusunun altında bu yatıyor malesef...Retorik bir tuzak.

Sizlere kızdığımı düşünmeyin sakın. Sizleri daha iyi tanımak, muhabbet ve empati amacıyla yorum yapıyorum. Farklı da düşünsek, hepimiz kardeşiz. Bu ülke hepimize yeter. Empatiyi geliştirdikçe ülkemiz daha huzur ve barış içinde olacak. Buna inanın. 

Somut planım, ilim ve fikir dünyasında en önde olmak ve ülkemize faydalı olabilmek diyebilirim. 

Olaylara bakış açımı şöyle bir örnekle izah edeyim.

“Başta padişah olmak üzere, pek çok devlet erkanının bir tarikata mensup olduğu bir dönem düşünün. O dönemde tarikatların ne kadar önemli ve gerekli kurumlar oldukları, padişah ve devlet erkanının ne kadar erdemli ve saygın kişiler olduklarını söylemek ve bu konuda eserler yazmak oldukça kolaydır. İlim aleminde bu tür çalışmalar hep ihtiyatla karşılanır. &lt;strong&gt;Acaba bu sözler ya da eserler ilmi verilere dayanarak, ilmi bir açıklama mıdır ? Yoksa devrin şartları altında ifade etmek zorunda olduğu aktüel bir değerlendirme midir?&lt;/strong&gt;

Aynı durum günümüz içinde geçerlidir. Tekkeler ve Zaviyeler Kanunu çerçevesinde faaliyetleri yasaklanmış tarikatlar hakkında değerlendirme yaparken, bunların rejim düşmanı olduğunu, mensuplarının cahil, yobaz, örümcek kafalı insanlar olduklarını söylemek çok kolaydır. Ne var ki böyle bir çalışma ya da söylem aynen geçmişte olduğu gibi ihtiyatla karşılanır. Bunları iddia edenler yüzyıl önce de aynı sonuca ulaşabilir miydi acaba ? ”

&lt;strong&gt;Elhasıl, ilmi verilerden ilmi sonuçlar çıkarmaktır aslolan. Gündeme uygun, aktüel sonuçlar çıkarmak değil.&lt;/strong&gt;

sevgilerimle.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sevgili Soner ve Sevgili Ezel Kara</strong></p>
<p>Öncelikle bütün samimiyetimle belirteyim ki; başta din olmak üzere, her konuda farklı bir ses duymak, ve farklı bir görüş okumak beni mutlu eder ve heyecanlandırır. Arguman ve sloganları değil, fikri İhtilafları zenginlik olarak görmüşümdür. Bu bakımdan kimseyi ikna etmek gibi bir kaygım yok. Sanki karşınızda karşıt devrime hazırlanan biri varmış gibi konuşuyorsunuz. Her ne kadar iyi niyetli olduğunuzu düşünsem de  “Yazdıklarım planlanmış ve ortaya konulmuş devrimlerdir. Sizin somut bir planınız var mı?” sorusunun altında bu yatıyor malesef&#8230;Retorik bir tuzak.</p>
<p>Sizlere kızdığımı düşünmeyin sakın. Sizleri daha iyi tanımak, muhabbet ve empati amacıyla yorum yapıyorum. Farklı da düşünsek, hepimiz kardeşiz. Bu ülke hepimize yeter. Empatiyi geliştirdikçe ülkemiz daha huzur ve barış içinde olacak. Buna inanın. </p>
<p>Somut planım, ilim ve fikir dünyasında en önde olmak ve ülkemize faydalı olabilmek diyebilirim. </p>
<p>Olaylara bakış açımı şöyle bir örnekle izah edeyim.</p>
<p>“Başta padişah olmak üzere, pek çok devlet erkanının bir tarikata mensup olduğu bir dönem düşünün. O dönemde tarikatların ne kadar önemli ve gerekli kurumlar oldukları, padişah ve devlet erkanının ne kadar erdemli ve saygın kişiler olduklarını söylemek ve bu konuda eserler yazmak oldukça kolaydır. İlim aleminde bu tür çalışmalar hep ihtiyatla karşılanır. <strong>Acaba bu sözler ya da eserler ilmi verilere dayanarak, ilmi bir açıklama mıdır ? Yoksa devrin şartları altında ifade etmek zorunda olduğu aktüel bir değerlendirme midir?</strong></p>
<p>Aynı durum günümüz içinde geçerlidir. Tekkeler ve Zaviyeler Kanunu çerçevesinde faaliyetleri yasaklanmış tarikatlar hakkında değerlendirme yaparken, bunların rejim düşmanı olduğunu, mensuplarının cahil, yobaz, örümcek kafalı insanlar olduklarını söylemek çok kolaydır. Ne var ki böyle bir çalışma ya da söylem aynen geçmişte olduğu gibi ihtiyatla karşılanır. Bunları iddia edenler yüzyıl önce de aynı sonuca ulaşabilir miydi acaba ? ”</p>
<p><strong>Elhasıl, ilmi verilerden ilmi sonuçlar çıkarmaktır aslolan. Gündeme uygun, aktüel sonuçlar çıkarmak değil.</strong></p>
<p>sevgilerimle.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ezel KARA tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/#comment-25609</link>
		<dc:creator>Ezel KARA</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 22:44:39 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3530#comment-25609</guid>
		<description>boşa uğraşmayın soner bey, burdakileri osmanlının 19.yüzyılda bir şahlanış dönemi yaşamadığına, Abdülhamit'in siyasi bir deha olmadığına ve Mustafa Kemal'in bürokratik bir despot olmadığına hayatta ikna edemezsiniz. Dogmatik bir sitedeyiz sonuçta elden bir şey gelmiyor.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>boşa uğraşmayın soner bey, burdakileri osmanlının 19.yüzyılda bir şahlanış dönemi yaşamadığına, Abdülhamit&#8217;in siyasi bir deha olmadığına ve Mustafa Kemal&#8217;in bürokratik bir despot olmadığına hayatta ikna edemezsiniz. Dogmatik bir sitedeyiz sonuçta elden bir şey gelmiyor.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>soner tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/#comment-25593</link>
		<dc:creator>soner</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 19:12:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3530#comment-25593</guid>
		<description>Mehmet bey,
 Sizi  ilkokul yıllarına döndürmenin gururunu yaşıyorum. En azından Osmanlı'dan Cumhuriyet Türkiye'sine dönebildiniz. Sizin ilk ve orta derceli okullarımızda "ezberlediklerinizi" ben içselleştirdiğim için farklı iki noktada duruyoruz.   Yazdıklarım planlanmış ve ortaya konulmuş  devrimlerdir. Ortaya koyabileceğiniz somut bir planınız var mı?
Teşekkür ederim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet bey,<br />
 Sizi  ilkokul yıllarına döndürmenin gururunu yaşıyorum. En azından Osmanlı&#8217;dan Cumhuriyet Türkiye&#8217;sine dönebildiniz. Sizin ilk ve orta derceli okullarımızda &#8220;ezberlediklerinizi&#8221; ben içselleştirdiğim için farklı iki noktada duruyoruz.   Yazdıklarım planlanmış ve ortaya konulmuş  devrimlerdir. Ortaya koyabileceğiniz somut bir planınız var mı?<br />
Teşekkür ederim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mehmet Bahadır tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/#comment-25586</link>
		<dc:creator>Mehmet Bahadır</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 15:33:56 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3530#comment-25586</guid>
		<description>&lt;strong&gt;Hasan Bey Ve Aziz Bey&lt;/strong&gt;

Değerli yorumlarınızla, katkılarınızdan dolayı teşekkür ediyorum.

Saygılarımla

&lt;strong&gt;Soner Bey&lt;/strong&gt;

Beni okul yıllarına geri götürdüğünüz ve nostalji yapmama vesile olduğunuz için teşekkür ederim. Bu kadar zahmete gerek yoktu. Zira yazdığınız, kıymeti kendinden menkul bu ezberleri okul sıralarında yeterince almıştık zaten. Ezberlerinizde derinleşmenizi temenni ederim.

Saygılarımla</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hasan Bey Ve Aziz Bey</strong></p>
<p>Değerli yorumlarınızla, katkılarınızdan dolayı teşekkür ediyorum.</p>
<p>Saygılarımla</p>
<p><strong>Soner Bey</strong></p>
<p>Beni okul yıllarına geri götürdüğünüz ve nostalji yapmama vesile olduğunuz için teşekkür ederim. Bu kadar zahmete gerek yoktu. Zira yazdığınız, kıymeti kendinden menkul bu ezberleri okul sıralarında yeterince almıştık zaten. Ezberlerinizde derinleşmenizi temenni ederim.</p>
<p>Saygılarımla</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>soner tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/#comment-25582</link>
		<dc:creator>soner</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 14:36:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3530#comment-25582</guid>
		<description>Osmanlı travmasından kurtulamadağınız sürece, bu travma hergün içinizi kemirmeye devam edecektir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı travmasından kurtulamadağınız sürece, bu travma hergün içinizi kemirmeye devam edecektir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>soner tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/#comment-25581</link>
		<dc:creator>soner</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 14:34:19 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3530#comment-25581</guid>
		<description>Metnin ilk bölümü elektrikler kesildiği için yarım kaldı devam edelim;
Ülke halkını her alanda çağdaş ve uygar düzeye çıkarabilmek için değişiklikler tasarlarken, dış görünüşüyle de bunu vurgulaması gerektiğine inanan Mustafa Kemal'in, 25 Ağustos 1925'te Kastamonu'ya yaptığı bir gezide başına şapka giyip, "Buna şapka derler" diye halkı şapka giymeye özendirmesinden sonra, 25 Kasım 1925'te Şapka Giyilmesi Hakkındaki Kanun çıkarılıp, dinsel giysilerle sokakta gezilmesi yasaklandı.
Cumhuriyet döneminden önce Batı uluslarından ayrı takvim, saat, sayı ve ölçülerin kullanılması, hafta tatillerinin cuma günü olması, takvimin başlangıcı olarak Hazreti Muhammet'in Mekke'den Medine'ye göç ettiği tarih olan 622 yılının alınması (hicri takvim), sayı olarak eski sayıları, ölçü olarak da okka, dirhem, arşın, endaze, vb. ölçülerin kullanılması, Türk toplumu ile Batı toplumları arasındaki ilişkilerde büyük karışıklık ve güçlüklere yol açmaktaydı. 26 Aralık 1925'te miladi takvimin kabul edilip, alaturka saat yerine Batı'da kullanılan alafranga saatin kabul edilmesiyle, 23 Mart 1931'de çıkarılan yasayla da gram, kilogram, ton, metre, kilometre gibi ölçülerin benimsenmesiyle, bir yandan Batı ülkeleriyle ilişkiler kolaylaştırılırken, bir yandan da yurdun her yerinde tutarlı bir ölçü ve ağırlık düzeni kurulmuş oldu.
Soyadı bulunmamasının günlük yaşamda yarattığı güçlük ve karışıklıkların önüne geçmek amacıyla 21 Haziran 1934'te çıkarılan yasayla, her Türk kendine uygun bir soyadı almakla yükümlü kılındı. 24 Kasım 1934'te çıkarılan bir yasayla da TBMM Mustafa Kemal'e Atatürk soyadını verdi. Aynı yıl çıkarılan bir başka yasayla ayrıcalıkları belirten eski unvanların yasaklanmasıyla, yasalar önünde eşitlik ilkesinin gerçekleştiril-mesinde önemli bir adım atılmış oldu.
Osmanlı toplumundaki medreseler ile iptidai, rüştiye, idadî türünde okulların toplumun gereksinme duyduğu elemanları yetiştirme açısından özellikle sayı bakımından yetersiz kaldığını gözleyen, eğitimin önemini yaptığı konuşmalarda sık sık vurgulayan Atatürk'ün yol göstericiliği altında TBMM, eğitim ve öğretim işlerini Milli Eğitim Bakanlığı'na verip, 3 Mart 1924'te çıkardığı Öğretimin Birleştirilmesi yasasıyla, mahalle mektepleri ve medreseleri kaldırdı. Anadolu'nun çeşitli kentlerinde meslek okulları, teknik okullar, öğretmen okulları, ortaokul ve liseler açılırken, çıkarılan Üniversiteler Kanunu'yla Darülfünun kaldırılıp, yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu.
Öğrenilmesi son derece güç olan Arap abecesinin okuryazar sayısının artmasını engellediğini, ayrıca Türkçe sesleri dile getirmede güçsüz kaldığını anlayan Atatürk'ün, 1926'dan başlayarak yaptırdığı araştırmalar sonucunda, Türkçe'nin yapısına en uygun abece olduğuna karar verilen Latin abecesi alınıp, yeniden düzenlenerek, 1 Kasım 1928'de çıkarılan Türk Harfleri Hakkında Kanun'la yürürlüğe kondu ve Atatürk'ün kendisinin de katıldığı yaygınlaştırma çalışmaları sonucunda, kısa süre içinde benimsendi.
 Osmanlı döneminde tarihçilerin aşağı yukarı yalnızca yaşadıkları dönemin olaylarını yazıya geçirmekle yükümlü olmalarından ötürü, Türklerin eski tarihlerine ilişkin çalışmalar yok denecek kadar azdı. Türkiye Cumhuriyeti'nin "önceki bütün Türk devletleriyle tarihsel bağı" olduğu, "dünya uygarlığının oluşma ve gelişmesinde Türk uygarlığının önemli payı bulunduğu" görüşünden yola çıkan Atatürk'ün öncülüğünde yapılan çalışmalar, 12 Nisan 1931'de, sonradan Türk Tarih Kurumu adını alan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti'nin kurulmasıyla sonuçlandı.
Osmanlılar döneminde aydınların büyük ölçüde farsça ve arapça sözcük ve dilbilgisi kuralı içeren Osmanlıca'yı kullanmalarından ötürü, aydınlar ile halkın dil bakımından birbirlerinden kopmuş olmaları, cumhuriyetöncesindeki dönemde de bazı aydınları rahatsız etmiş, Selanik'te çıkarılan (1911) Genç Kalemler dergisinde "Yeni Dil" hareketi başlatılmış, ama dilde yabancı sözlüklerden yeterli bir arınma sağlanamamıştı. Türkçe'nin özleştirilerek yeni Türk abecesiyle dünyanın en zengin dillerinden biri haline getirilmesini amaç alan Atatürk, 12 Temmuz 1932'de, sonradan Türk Dil Kurumu adını alan Türk Dili Tetkik Cemiyeti'ni kurdurarak, Türkçe'nin gerçek bir bilim, edebiyat ve sanat diline dönüşmesi çalışmalarını hızlandırdı. devrim tarihi kısaca bu şekildedir. bence çok yerinde ve can alıcı devrimlerdir. Zamanında bu devrimler kimlerin canını yaktıysa günümüzde de yakmaya devam etmektedir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Metnin ilk bölümü elektrikler kesildiği için yarım kaldı devam edelim;<br />
Ülke halkını her alanda çağdaş ve uygar düzeye çıkarabilmek için değişiklikler tasarlarken, dış görünüşüyle de bunu vurgulaması gerektiğine inanan Mustafa Kemal&#8217;in, 25 Ağustos 1925&#8242;te Kastamonu&#8217;ya yaptığı bir gezide başına şapka giyip, &#8220;Buna şapka derler&#8221; diye halkı şapka giymeye özendirmesinden sonra, 25 Kasım 1925&#8242;te Şapka Giyilmesi Hakkındaki Kanun çıkarılıp, dinsel giysilerle sokakta gezilmesi yasaklandı.<br />
Cumhuriyet döneminden önce Batı uluslarından ayrı takvim, saat, sayı ve ölçülerin kullanılması, hafta tatillerinin cuma günü olması, takvimin başlangıcı olarak Hazreti Muhammet&#8217;in Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye göç ettiği tarih olan 622 yılının alınması (hicri takvim), sayı olarak eski sayıları, ölçü olarak da okka, dirhem, arşın, endaze, vb. ölçülerin kullanılması, Türk toplumu ile Batı toplumları arasındaki ilişkilerde büyük karışıklık ve güçlüklere yol açmaktaydı. 26 Aralık 1925&#8242;te miladi takvimin kabul edilip, alaturka saat yerine Batı&#8217;da kullanılan alafranga saatin kabul edilmesiyle, 23 Mart 1931&#8242;de çıkarılan yasayla da gram, kilogram, ton, metre, kilometre gibi ölçülerin benimsenmesiyle, bir yandan Batı ülkeleriyle ilişkiler kolaylaştırılırken, bir yandan da yurdun her yerinde tutarlı bir ölçü ve ağırlık düzeni kurulmuş oldu.<br />
Soyadı bulunmamasının günlük yaşamda yarattığı güçlük ve karışıklıkların önüne geçmek amacıyla 21 Haziran 1934&#8242;te çıkarılan yasayla, her Türk kendine uygun bir soyadı almakla yükümlü kılındı. 24 Kasım 1934&#8242;te çıkarılan bir yasayla da TBMM Mustafa Kemal&#8217;e Atatürk soyadını verdi. Aynı yıl çıkarılan bir başka yasayla ayrıcalıkları belirten eski unvanların yasaklanmasıyla, yasalar önünde eşitlik ilkesinin gerçekleştiril-mesinde önemli bir adım atılmış oldu.<br />
Osmanlı toplumundaki medreseler ile iptidai, rüştiye, idadî türünde okulların toplumun gereksinme duyduğu elemanları yetiştirme açısından özellikle sayı bakımından yetersiz kaldığını gözleyen, eğitimin önemini yaptığı konuşmalarda sık sık vurgulayan Atatürk&#8217;ün yol göstericiliği altında TBMM, eğitim ve öğretim işlerini Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;na verip, 3 Mart 1924&#8242;te çıkardığı Öğretimin Birleştirilmesi yasasıyla, mahalle mektepleri ve medreseleri kaldırdı. Anadolu&#8217;nun çeşitli kentlerinde meslek okulları, teknik okullar, öğretmen okulları, ortaokul ve liseler açılırken, çıkarılan Üniversiteler Kanunu&#8217;yla Darülfünun kaldırılıp, yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu.<br />
Öğrenilmesi son derece güç olan Arap abecesinin okuryazar sayısının artmasını engellediğini, ayrıca Türkçe sesleri dile getirmede güçsüz kaldığını anlayan Atatürk&#8217;ün, 1926&#8242;dan başlayarak yaptırdığı araştırmalar sonucunda, Türkçe&#8217;nin yapısına en uygun abece olduğuna karar verilen Latin abecesi alınıp, yeniden düzenlenerek, 1 Kasım 1928&#8242;de çıkarılan Türk Harfleri Hakkında Kanun&#8217;la yürürlüğe kondu ve Atatürk&#8217;ün kendisinin de katıldığı yaygınlaştırma çalışmaları sonucunda, kısa süre içinde benimsendi.<br />
 Osmanlı döneminde tarihçilerin aşağı yukarı yalnızca yaşadıkları dönemin olaylarını yazıya geçirmekle yükümlü olmalarından ötürü, Türklerin eski tarihlerine ilişkin çalışmalar yok denecek kadar azdı. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin &#8220;önceki bütün Türk devletleriyle tarihsel bağı&#8221; olduğu, &#8220;dünya uygarlığının oluşma ve gelişmesinde Türk uygarlığının önemli payı bulunduğu&#8221; görüşünden yola çıkan Atatürk&#8217;ün öncülüğünde yapılan çalışmalar, 12 Nisan 1931&#8242;de, sonradan Türk Tarih Kurumu adını alan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti&#8217;nin kurulmasıyla sonuçlandı.<br />
Osmanlılar döneminde aydınların büyük ölçüde farsça ve arapça sözcük ve dilbilgisi kuralı içeren Osmanlıca&#8217;yı kullanmalarından ötürü, aydınlar ile halkın dil bakımından birbirlerinden kopmuş olmaları, cumhuriyetöncesindeki dönemde de bazı aydınları rahatsız etmiş, Selanik&#8217;te çıkarılan (1911) Genç Kalemler dergisinde &#8220;Yeni Dil&#8221; hareketi başlatılmış, ama dilde yabancı sözlüklerden yeterli bir arınma sağlanamamıştı. Türkçe&#8217;nin özleştirilerek yeni Türk abecesiyle dünyanın en zengin dillerinden biri haline getirilmesini amaç alan Atatürk, 12 Temmuz 1932&#8242;de, sonradan Türk Dil Kurumu adını alan Türk Dili Tetkik Cemiyeti&#8217;ni kurdurarak, Türkçe&#8217;nin gerçek bir bilim, edebiyat ve sanat diline dönüşmesi çalışmalarını hızlandırdı. devrim tarihi kısaca bu şekildedir. bence çok yerinde ve can alıcı devrimlerdir. Zamanında bu devrimler kimlerin canını yaktıysa günümüzde de yakmaya devam etmektedir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>soner tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/#comment-25579</link>
		<dc:creator>soner</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 14:13:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3530#comment-25579</guid>
		<description>Şeriat hükümlerine dayalı Osmanlı hukuk düzeninin yeni Türk toplumuna uyarlanamayacağının anlaşılması sonucunda, TBMM'nin hilafetin kaldırıldığı gün Şeriye ve Evkaf Vekâletini'ni de kaldırmasıyla (3 Mart 1924), Türk hukuk sisteminde yeni düzenlemeler yapılması gereği de açıkça ortaya konmuş oldu. 20 Nisan 1924 tarihli ikinci Anayasa'yla birlikte, hukuka ilişkin bir dizi yasa yürürlüğe girdi.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde hukuk işleri din kurallarına göre yönetilmekte olduğundan, çağdaş toplumlar düzeyine erişmek isteyen Türk toplumunun temel gereksinmelerinin, söz konusu hukuk yapısıyla karşılanamayacağı anlaşılmıştı. Tanzimat Dönemi'nde hazırlanan Mecelle, bazı yenilikler getirmekle birlikte, kişilerin hak ve borçları, aile kurumu, işleyişi ve sona ermesi, mülkiyet ilişkileri, miras sorunları, kiralama, satın alma, ödünç verme, vb. ilişkiler açısından, gerçek bir Medeni Kanun sayılamazdı. Bu nedenle İsviçre Medeni Kanunu örmek alınarak hazırlanan Medeni Kanun, 17 Şubat 1926'da TBMM'de kabul edilerek, yürürlüğe kondu. Bunu, öbür temel yasalar ile, ceza hukuku  alanındaki boşlukları gideren Ceza Kanunu'nun  kabul  edilip (1 Mart 1926) yürürlüğe konması izledi.
Başlangıçta yalnızca din konularıyla ilgilenen, farklı düşünce sistemleri geliştirerek taraftarlarını çoğaltmaya çalışan tarikatlar, zaman içinde siyasal olaylarda etkili rol oynamaya, çıkarılan tehlikeye düştükçe halkı ayakandırmaya koyulmuşlardı. Bu etkinliklerini cumhuriyetin ilanından sonra da sürdürmeye kalkışmaları ve Menemen Olayı, Şeyh Sait Ayaklanması gibi şeriattan yana ayaklanmalara yol açmaları üstüne "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz. Türkiye Cumhuriyeti her alanda doğru yolu gösterecek, uyaracak güçtedir. Biz uygarlığın bilim ve fenninden güç alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. Başka bir şey tanımayız" diyen Atatürk'ün sözleri ışığında harekete geçilerek, 30 Kasım 1925'te çıkarılan yasayla tekkeler ve zaviyeler kapatıldı.
  Saltanatın kaldırılması, hilafetin kaldırılması, Şeriye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılarak Şeriye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılarak yalnızca din işleriyle uğraşacak Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurulması, tarikat ve zaviyelerin kapatılması aşamalarından geçen laikliğin tam anlamıyla yasal tabana oturtulması için, 1924 Anayasası'nda yeralan "Türkiye devletinin dini İslâm'dır" deyimini tartışmaya koyulan TBMM, 10 Nisan 1928'de Anayasa'nın ikinci maddesini değiştirip, 16. ve 38. maddeler gereğince milletvekilleri ile cumhurbaşkanının ant içerken söylemek zorunda oldukları "vallahi" sözcüğünü maddelerden çıkardı. Ayrıca, 26. maddededi "ahkâmı şeriyenin tenfizi" (şeriat hükümlerinin yürütülmesi) sözcükleri de Anayasa'dan çıkarıldı. İnananların ibadetlerini kendi dilleriyle yapmalarını doğal bir hak olarak gören Mustafa Kemal'in, aydın din adamlarıyla yaptığı görüşmelerden sonra, 3 Şubat 1928'de hutbelerin Türkçe okunmasının  kabul edilmesini, dualar ve ezanın  Türkçeye  çevrilmesi alışmaları izledi. 5 Şubat 1937'de Anayasa'nın ikinci maddesinde laiklik ilkesine yer verilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin laik bir devlet olduğunun yazılmasıyla, laiklik devrimi tamamlanmış oldu.
Osmanlı toplumunda hemen hiçbir toplumsal ve siyasal hakkı bulunmaya kadınlara Medeni Kanun'la bazı haklar tanınmış olmakla birlikte, siyasal haklar açısından bir değişiklik yapılmamıştı. Atatürk'ün girişimiyle kadınların iktisadi ve siyasal yaşama katılmaları yönünde bir dizi değişiklik yapılarak, 1930'da belediye seçimlerinde seçme, 1933'te çıkarılan Köy Kanunu'yla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme, 5 Aralık 1934'te Anayasa'da yapılan bir değişiklikle de milletvekili seçme ve seçilme haklarının tanınmasıyla, Türk kadını o yıllarda Avrupa devletlerinin çoğundaki kadınlardan daha ileri haklar elde etti ve çok geçmeden toplumda erkeklerin çalıştığı her alanda yerini aldı.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Şeriat hükümlerine dayalı Osmanlı hukuk düzeninin yeni Türk toplumuna uyarlanamayacağının anlaşılması sonucunda, TBMM&#8217;nin hilafetin kaldırıldığı gün Şeriye ve Evkaf Vekâletini&#8217;ni de kaldırmasıyla (3 Mart 1924), Türk hukuk sisteminde yeni düzenlemeler yapılması gereği de açıkça ortaya konmuş oldu. 20 Nisan 1924 tarihli ikinci Anayasa&#8217;yla birlikte, hukuka ilişkin bir dizi yasa yürürlüğe girdi.<br />
Osmanlı İmparatorluğu döneminde hukuk işleri din kurallarına göre yönetilmekte olduğundan, çağdaş toplumlar düzeyine erişmek isteyen Türk toplumunun temel gereksinmelerinin, söz konusu hukuk yapısıyla karşılanamayacağı anlaşılmıştı. Tanzimat Dönemi&#8217;nde hazırlanan Mecelle, bazı yenilikler getirmekle birlikte, kişilerin hak ve borçları, aile kurumu, işleyişi ve sona ermesi, mülkiyet ilişkileri, miras sorunları, kiralama, satın alma, ödünç verme, vb. ilişkiler açısından, gerçek bir Medeni Kanun sayılamazdı. Bu nedenle İsviçre Medeni Kanunu örmek alınarak hazırlanan Medeni Kanun, 17 Şubat 1926&#8242;da TBMM&#8217;de kabul edilerek, yürürlüğe kondu. Bunu, öbür temel yasalar ile, ceza hukuku  alanındaki boşlukları gideren Ceza Kanunu&#8217;nun  kabul  edilip (1 Mart 1926) yürürlüğe konması izledi.<br />
Başlangıçta yalnızca din konularıyla ilgilenen, farklı düşünce sistemleri geliştirerek taraftarlarını çoğaltmaya çalışan tarikatlar, zaman içinde siyasal olaylarda etkili rol oynamaya, çıkarılan tehlikeye düştükçe halkı ayakandırmaya koyulmuşlardı. Bu etkinliklerini cumhuriyetin ilanından sonra da sürdürmeye kalkışmaları ve Menemen Olayı, Şeyh Sait Ayaklanması gibi şeriattan yana ayaklanmalara yol açmaları üstüne &#8220;Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz. Türkiye Cumhuriyeti her alanda doğru yolu gösterecek, uyaracak güçtedir. Biz uygarlığın bilim ve fenninden güç alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. Başka bir şey tanımayız&#8221; diyen Atatürk&#8217;ün sözleri ışığında harekete geçilerek, 30 Kasım 1925&#8242;te çıkarılan yasayla tekkeler ve zaviyeler kapatıldı.<br />
  Saltanatın kaldırılması, hilafetin kaldırılması, Şeriye ve Evkaf Vekâleti&#8217;nin kaldırılarak Şeriye ve Evkaf Vekâleti&#8217;nin kaldırılarak yalnızca din işleriyle uğraşacak Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın kurulması, tarikat ve zaviyelerin kapatılması aşamalarından geçen laikliğin tam anlamıyla yasal tabana oturtulması için, 1924 Anayasası&#8217;nda yeralan &#8220;Türkiye devletinin dini İslâm&#8217;dır&#8221; deyimini tartışmaya koyulan TBMM, 10 Nisan 1928&#8242;de Anayasa&#8217;nın ikinci maddesini değiştirip, 16. ve 38. maddeler gereğince milletvekilleri ile cumhurbaşkanının ant içerken söylemek zorunda oldukları &#8220;vallahi&#8221; sözcüğünü maddelerden çıkardı. Ayrıca, 26. maddededi &#8220;ahkâmı şeriyenin tenfizi&#8221; (şeriat hükümlerinin yürütülmesi) sözcükleri de Anayasa&#8217;dan çıkarıldı. İnananların ibadetlerini kendi dilleriyle yapmalarını doğal bir hak olarak gören Mustafa Kemal&#8217;in, aydın din adamlarıyla yaptığı görüşmelerden sonra, 3 Şubat 1928&#8242;de hutbelerin Türkçe okunmasının  kabul edilmesini, dualar ve ezanın  Türkçeye  çevrilmesi alışmaları izledi. 5 Şubat 1937&#8242;de Anayasa&#8217;nın ikinci maddesinde laiklik ilkesine yer verilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin laik bir devlet olduğunun yazılmasıyla, laiklik devrimi tamamlanmış oldu.<br />
Osmanlı toplumunda hemen hiçbir toplumsal ve siyasal hakkı bulunmaya kadınlara Medeni Kanun&#8217;la bazı haklar tanınmış olmakla birlikte, siyasal haklar açısından bir değişiklik yapılmamıştı. Atatürk&#8217;ün girişimiyle kadınların iktisadi ve siyasal yaşama katılmaları yönünde bir dizi değişiklik yapılarak, 1930&#8242;da belediye seçimlerinde seçme, 1933&#8242;te çıkarılan Köy Kanunu&#8217;yla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme, 5 Aralık 1934&#8242;te Anayasa&#8217;da yapılan bir değişiklikle de milletvekili seçme ve seçilme haklarının tanınmasıyla, Türk kadını o yıllarda Avrupa devletlerinin çoğundaki kadınlardan daha ileri haklar elde etti ve çok geçmeden toplumda erkeklerin çalıştığı her alanda yerini aldı.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Aziz Yılmaz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/#comment-25570</link>
		<dc:creator>Aziz Yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 11:27:07 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3530#comment-25570</guid>
		<description>Yazıdan şöyle bir sonuca vardım.İyiye,güzele ve doğruya ulaşmanın yolu her zaman yöntemden geçer.Bir fikir,inanç ya da felsefe,hakikatı bulma yolunda gerekli teorik altyapı ve donanıma sahip olsa bile yanlış uygalandığında doğru sonuçlar vermeyebilirler.Sanırım halıhazırda dünyada varolan kaos ve çatışmaların,savaş ve işgallerin de kaynağında hep bu vardır.Bugün çağdaş ve modern dünya diyoruz,"büyük insanlık"diyoruz,ama insanlık adaletsiz bir dünya sisteminin pençesinde kıvranıyor.Zira hakikatı bulma,yerini ideolojilere,insan yapımı çürük kanunlara bırakmıştır...İnsanlık;sahte diplomasilere,gücü elinde tutan otoritelere teslim edilmiştir.

Dolayısıyla asırlarca hüküm sürmüş bir imparatorluğun kuruluş-yükselme-duraklama-gerileme-çöküş şeklindeki klasik dönemlendirmenin de doğrudan uygulama/yöntem ile alakalı yanları var.Yani her aşama birebir uygulamadaki zihniyetle bağıntılıdır.İslam aleminin tıp,astronomi,matemetik vb.ilimlerde;felsefe,sanat ve mimaride dünyanın başını çektiği dönem ile Osmanlı'nın yükselişte olduğu dönemin aynı zaman dilimine gelmesi bir raslantı olmasa gerek.Aynı şekilde İslam medeniyetinin diğer dünya medeniyetleri karşısında gerileyip kan kaybetmasi de yine duraklama dönemine denk gelmektedir.Dolayısıyla bu süreçlerin doğru okunmasının,geçmiş tarihimizi doğru analiz etmenin bir sakıncası olduğunu düşünmüyorum.Asıl problemli ve sakat olanı Mehmet beyin de çok yerinde değindiği üzere tarihin bazı kesitlerinin yok sayılmasıdır.Bugün geldiğimiz noktada resmi ideolojinin dayatmasıyla bir tarih,bir kültür,koca bir medeniyet yok sayılmaktadır.Hatta tarihinden,kültüründen,inanç ve değerlerinden soğutulan bir nesil yaratılmaya çalışılmaktadır.

İşte asıl sorunumuz bu.Kendi değerlerini küçümseyen,hatırlanmasından imtina eden bir toplumsal bilinç ve algı elbette ne bu gününü ne de geleceğini inşa edebilir.Bizler toplum olarak tam da böyle bir ideolojik bombardıman altındayız.Zira bizlere mutlak doğru olarak dayatılan zihniyet cenderesi toplumu yeniden değiştirmek/dönüştürmek önünde en büyük engel.

Sonuç itibari ile,Osmanlı'nın çöküşünü salt 1920 lerde aramak bizi doğru sonuca götürmeyebilir.Ancak bu anlamda Cumhuriyet yönetiminin de Osmanlının çöküş döneminden çok daha tahripkar sonuçlar doğurduğunu da kabul etmek durumundayız.Zira alınan bir dizi tedbir bizi daha ileriye değil geriye götürmüştür.Adı devrimle anılan bu tedbirler ne yazıkki,bizi ileri götürmediği gibi,toplumun kendini yeniden üretmesi/yenilemesi için gerekli araç ve zeminleri de yok etmiştir.Bu nedenle "o dönem, bu dönem" demeksizin tarihi gerçeklerimizle yüzleşmeli ve özeleştiriden kaçınmamalıyız.İdeolojilerimize takılıp bunu bir taraf psikolojisine hapsettikçe hiçbir sorunumuz çözülmeyecek,aksine sadece kavga ve çatışmaya devam etmiş olacağız.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yazıdan şöyle bir sonuca vardım.İyiye,güzele ve doğruya ulaşmanın yolu her zaman yöntemden geçer.Bir fikir,inanç ya da felsefe,hakikatı bulma yolunda gerekli teorik altyapı ve donanıma sahip olsa bile yanlış uygalandığında doğru sonuçlar vermeyebilirler.Sanırım halıhazırda dünyada varolan kaos ve çatışmaların,savaş ve işgallerin de kaynağında hep bu vardır.Bugün çağdaş ve modern dünya diyoruz,&#8221;büyük insanlık&#8221;diyoruz,ama insanlık adaletsiz bir dünya sisteminin pençesinde kıvranıyor.Zira hakikatı bulma,yerini ideolojilere,insan yapımı çürük kanunlara bırakmıştır&#8230;İnsanlık;sahte diplomasilere,gücü elinde tutan otoritelere teslim edilmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla asırlarca hüküm sürmüş bir imparatorluğun kuruluş-yükselme-duraklama-gerileme-çöküş şeklindeki klasik dönemlendirmenin de doğrudan uygulama/yöntem ile alakalı yanları var.Yani her aşama birebir uygulamadaki zihniyetle bağıntılıdır.İslam aleminin tıp,astronomi,matemetik vb.ilimlerde;felsefe,sanat ve mimaride dünyanın başını çektiği dönem ile Osmanlı&#8217;nın yükselişte olduğu dönemin aynı zaman dilimine gelmesi bir raslantı olmasa gerek.Aynı şekilde İslam medeniyetinin diğer dünya medeniyetleri karşısında gerileyip kan kaybetmasi de yine duraklama dönemine denk gelmektedir.Dolayısıyla bu süreçlerin doğru okunmasının,geçmiş tarihimizi doğru analiz etmenin bir sakıncası olduğunu düşünmüyorum.Asıl problemli ve sakat olanı Mehmet beyin de çok yerinde değindiği üzere tarihin bazı kesitlerinin yok sayılmasıdır.Bugün geldiğimiz noktada resmi ideolojinin dayatmasıyla bir tarih,bir kültür,koca bir medeniyet yok sayılmaktadır.Hatta tarihinden,kültüründen,inanç ve değerlerinden soğutulan bir nesil yaratılmaya çalışılmaktadır.</p>
<p>İşte asıl sorunumuz bu.Kendi değerlerini küçümseyen,hatırlanmasından imtina eden bir toplumsal bilinç ve algı elbette ne bu gününü ne de geleceğini inşa edebilir.Bizler toplum olarak tam da böyle bir ideolojik bombardıman altındayız.Zira bizlere mutlak doğru olarak dayatılan zihniyet cenderesi toplumu yeniden değiştirmek/dönüştürmek önünde en büyük engel.</p>
<p>Sonuç itibari ile,Osmanlı&#8217;nın çöküşünü salt 1920 lerde aramak bizi doğru sonuca götürmeyebilir.Ancak bu anlamda Cumhuriyet yönetiminin de Osmanlının çöküş döneminden çok daha tahripkar sonuçlar doğurduğunu da kabul etmek durumundayız.Zira alınan bir dizi tedbir bizi daha ileriye değil geriye götürmüştür.Adı devrimle anılan bu tedbirler ne yazıkki,bizi ileri götürmediği gibi,toplumun kendini yeniden üretmesi/yenilemesi için gerekli araç ve zeminleri de yok etmiştir.Bu nedenle &#8220;o dönem, bu dönem&#8221; demeksizin tarihi gerçeklerimizle yüzleşmeli ve özeleştiriden kaçınmamalıyız.İdeolojilerimize takılıp bunu bir taraf psikolojisine hapsettikçe hiçbir sorunumuz çözülmeyecek,aksine sadece kavga ve çatışmaya devam etmiş olacağız.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mehmet Bahadır tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/#comment-25560</link>
		<dc:creator>Mehmet Bahadır</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 07:32:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3530#comment-25560</guid>
		<description>&lt;strong&gt;&lt;blockquote&gt;bir takim paradigma olarak gördügünüz konulari sorgulayin tavsiyemdir. Osmanlida “gerilemek devri” diye devir yoktur. Gerilemek demek herseyde her halde her sekilde olamaz ve olmadida(Mustafa)&lt;/blockquote&gt;&lt;/strong&gt;

Mustafa Bey
Uyarınız için teşekkürler.
&lt;strong&gt;Kabaca yapageldiğimiz kuruluş-yükselme-duraklama-gerileme-çöküş şeklindeki klasik dönemlendirmenin Osmanlı tarihini anlamamızın önünde duran en inatçı engellerden biri olduğuna inanıyorum.&lt;/strong&gt;
Bu şekilde sınıflandırmanın yanlış olduğu konusunda sizinle hemfikirim. Yazı da ana tema bu olmadığı için, daha kolay anlaşılması için, yine de tereddütlü bir şekilde böyle aktardım. Çetin Altanın dediği gibi bir lise öğrencisinden Osmanlı padişahlarının isimlerini saymasını isteyin, iyi kötü Kanuniye kadar ki padişahları sayabildiğini göreceksiniz. Belki çok şanslıysanız Deli İbrahim, VI. Murat, II. Mahmut, II.Abdulhamid ve Vahdettin gibi bir kaçını daha sayabilir ama o kadar. Ya sonra...??
	
Oysa bu sayamadığımız döneme daha yakından bakacak olursak onun tam 350 yıl sürdüğünü ve bu zaman diliminin sırlarla dolu olduğunu görürsünüz. Bir toplum ve devletin hayatı için olağanüstü uzun sayılan bu zaman dilimi neden hakkıyla incelenmez? Bu 350 yıl sanki hiç yaşanmamış ve bu sure zarfında kayda değer herhangi bir başarı üretilememiş gibi düşünmek ve ona göre yorum yapmak, en başta bir gerilemenin nasıl olup ta devletin yarı ömründen fazla bir müddet sürebildiğini açıklayamaz. 

&lt;strong&gt;Oysa tarihimizin ve bugünümüzün şifresi, asıl bu suskun 3.5 asır içinde saklıdır.&lt;/strong&gt; Bu şifreyi çözmeyi başardığımızda bugünümüzü ve yarınımızı hazırlayan ipuçlarını deşifre edebileceğiz.

Evet, zannediyorum duraklama ya da gerileme dönemi yerine, manevi duraklama ya da gerileme desek daha doğru olacak.
saygılar...

&lt;strong&gt;Sayın Ezel Kara&lt;/strong&gt;

İlkokul seviyesindeki argüman ve sloganlarınızla meseleye katkı yaptığınızı ya da muhalif olduğunuzu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu şekilde ne beni, ne de sitenin müdavimlerini ikna edebilirsiniz. Üstelik dikkat ederseniz yazı da özeleştiri de var.

saygılarımla...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
<blockquote>bir takim paradigma olarak gördügünüz konulari sorgulayin tavsiyemdir. Osmanlida “gerilemek devri” diye devir yoktur. Gerilemek demek herseyde her halde her sekilde olamaz ve olmadida(Mustafa)</p></blockquote>
<p></strong></p>
<p>Mustafa Bey<br />
Uyarınız için teşekkürler.<br />
<strong>Kabaca yapageldiğimiz kuruluş-yükselme-duraklama-gerileme-çöküş şeklindeki klasik dönemlendirmenin Osmanlı tarihini anlamamızın önünde duran en inatçı engellerden biri olduğuna inanıyorum.</strong><br />
Bu şekilde sınıflandırmanın yanlış olduğu konusunda sizinle hemfikirim. Yazı da ana tema bu olmadığı için, daha kolay anlaşılması için, yine de tereddütlü bir şekilde böyle aktardım. Çetin Altanın dediği gibi bir lise öğrencisinden Osmanlı padişahlarının isimlerini saymasını isteyin, iyi kötü Kanuniye kadar ki padişahları sayabildiğini göreceksiniz. Belki çok şanslıysanız Deli İbrahim, VI. Murat, II. Mahmut, II.Abdulhamid ve Vahdettin gibi bir kaçını daha sayabilir ama o kadar. Ya sonra&#8230;??</p>
<p>Oysa bu sayamadığımız döneme daha yakından bakacak olursak onun tam 350 yıl sürdüğünü ve bu zaman diliminin sırlarla dolu olduğunu görürsünüz. Bir toplum ve devletin hayatı için olağanüstü uzun sayılan bu zaman dilimi neden hakkıyla incelenmez? Bu 350 yıl sanki hiç yaşanmamış ve bu sure zarfında kayda değer herhangi bir başarı üretilememiş gibi düşünmek ve ona göre yorum yapmak, en başta bir gerilemenin nasıl olup ta devletin yarı ömründen fazla bir müddet sürebildiğini açıklayamaz. </p>
<p><strong>Oysa tarihimizin ve bugünümüzün şifresi, asıl bu suskun 3.5 asır içinde saklıdır.</strong> Bu şifreyi çözmeyi başardığımızda bugünümüzü ve yarınımızı hazırlayan ipuçlarını deşifre edebileceğiz.</p>
<p>Evet, zannediyorum duraklama ya da gerileme dönemi yerine, manevi duraklama ya da gerileme desek daha doğru olacak.<br />
saygılar&#8230;</p>
<p><strong>Sayın Ezel Kara</strong></p>
<p>İlkokul seviyesindeki argüman ve sloganlarınızla meseleye katkı yaptığınızı ya da muhalif olduğunuzu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu şekilde ne beni, ne de sitenin müdavimlerini ikna edebilirsiniz. Üstelik dikkat ederseniz yazı da özeleştiri de var.</p>
<p>saygılarımla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hasan Demiroğlu tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/#comment-25532</link>
		<dc:creator>Hasan Demiroğlu</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2009 19:51:39 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3530#comment-25532</guid>
		<description>Yazınız her zamanki gibi bilgi dolu ve harika Mehmet bey.

Tekke ve zaviyeler konusu yeni rejimin eskisine karşı kullandığı en etkili silahlardan. Bu silahı acımasızca kullanırken Osmanlı'nın da tüm diğer devletler gibi "doğma, büyüme, ölme" evrelerine sahip olacağını atlıyorlar.

O kurumlara kendilerinin bir dönem önceki versiyonları İttihatçıların yaptıklarını atlıyorlar.

Ayrıca; acaba yeni bir rejimin işi eskinin ne kadar kötü olduğunu göstermek midir?

Var sayalım ki tekkeler, zaviyeler çok saçma kurumlardı, tamam öyleyse, yıkıldı gittiler.

Peki sormazlar mı yeni rejime, sen ne yaptın diye?

Kendi beceriksizliklerini eskiden yapılan yanlışlarla kapatmak yeni rejimin karakteri.

Saygılar,
Hasan Demiroğlu</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yazınız her zamanki gibi bilgi dolu ve harika Mehmet bey.</p>
<p>Tekke ve zaviyeler konusu yeni rejimin eskisine karşı kullandığı en etkili silahlardan. Bu silahı acımasızca kullanırken Osmanlı&#8217;nın da tüm diğer devletler gibi &#8220;doğma, büyüme, ölme&#8221; evrelerine sahip olacağını atlıyorlar.</p>
<p>O kurumlara kendilerinin bir dönem önceki versiyonları İttihatçıların yaptıklarını atlıyorlar.</p>
<p>Ayrıca; acaba yeni bir rejimin işi eskinin ne kadar kötü olduğunu göstermek midir?</p>
<p>Var sayalım ki tekkeler, zaviyeler çok saçma kurumlardı, tamam öyleyse, yıkıldı gittiler.</p>
<p>Peki sormazlar mı yeni rejime, sen ne yaptın diye?</p>
<p>Kendi beceriksizliklerini eskiden yapılan yanlışlarla kapatmak yeni rejimin karakteri.</p>
<p>Saygılar,<br />
Hasan Demiroğlu</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ezel KARA tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/#comment-25531</link>
		<dc:creator>Ezel KARA</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2009 19:49:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3530#comment-25531</guid>
		<description>anladığım kadarıyla yazıda osmanlı 1925te yıkıldı deniyor cünkü tekke ve zaviyeler o zaman kapandı. valla haklısınız ne diyeyim.osmanlı zaten 1800lerin sonu 1900lerin basında tam bir sahlanış devrindeydi.dünyanın her yerinde borusu ötüm ötüm ötüyordu. cıktı mustafa kemal yıktı bitirdi osmanlıyı.vah vah</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>anladığım kadarıyla yazıda osmanlı 1925te yıkıldı deniyor cünkü tekke ve zaviyeler o zaman kapandı. valla haklısınız ne diyeyim.osmanlı zaten 1800lerin sonu 1900lerin basında tam bir sahlanış devrindeydi.dünyanın her yerinde borusu ötüm ötüm ötüyordu. cıktı mustafa kemal yıktı bitirdi osmanlıyı.vah vah</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mustafa tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/#comment-25529</link>
		<dc:creator>Mustafa</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2009 19:21:54 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3530#comment-25529</guid>
		<description>Sayin Mehmed bey...bir takim paradigma olarak gördügünüz konulari sorgulayin tavsiyemdir. Osmanlida "gerilemek devri" diye devir yoktur. Gerilemek demek herseyde her halde her sekilde olamaz ve olmadida. Bu "gerilemek edebiyati" müslümani asagilik duygusuna itmekten baska birseye yaramiyor. Diyeceksinizki batinin yayilmasi ilelemek ? Hayir.  Bati fikirler ile ilerlemedi. Motor gücü fikirler degildi. Fikirler toplumlari milletleri degistirmedi. Batinin sömürücülüge baslayinca teknige ve ilime ZARURETEN yatirim yaparak daha iyi söürü elde etmek icin idi. Tabi yeni imkanlar ile orta sinifin ve okumus elitin eski düzende revizyon yapmak istemesi dogal idi. Yani kanunlarda ve devlet idaresinde güclü ve nufuzlu orta kesim asilzadelilerin ve kilisenin gücünü kisitlamasi veya yok etmeside dogal idi. Bu iki "kutsal" odaklara karsi kendi hareketinide kutsadi.Aydinlik kutsal hareket imis gibi sunuldu. Kendi kitabini On emirler gibi bir insan haklari beyanname hazirlandi. Tarih yeniden yazildi. Aydinlik hareketi daha cok aydinlikta gözükebimesi icin eski caglar ve özellikle orta cag daha cok karanlik gösterilmesi icab ediyordu. Bizdeki sartlar ise bambaska idi. Ne asilzade kitlesi ne kilise gibi teskilat nede sömürü kültürümüz var idi. Vahsi emperyalizm ve koloniyalizm yani sömürücülük dünyadaki dengeleri düzenleri tamamen altüst etti ve hala o etkileri yasiyoruz. Afrika harab edildi. Amerika kültürleri yok edildi. Asya derin yaralar aldi. Osmanlida tanzimatdan 1909a kadar Osmanli alimlerin cogunlugu toplumda ve devletde yenilenmek hareketlerini desteklediler. Tanzimati ve Hamidi zamanin kötülenmesi yeni osmanli ve sonra ittihat terrakinin propagandalarindan idi ve sonra siyasal islamcilar özellikle siyasi emelleri icin yeni osmanli hareketinin sacma propagandasini kullandilar taklit ettiler. "Gerileme miti" cikti. Devletin zayiflamasi ile yetinmeyip herseyde ama herseyde illa gerilemek görmek istegini nasil ilmi olabilirki ? Bir devlet veya toplum 400 sene gerilemez.  Tarih ilmi tarih ideolojilerinden arindirilmalidir. Size misal vereyim : Osmanlinin en büyük eyaleti Misir bizim "gerileme" dedigimiz bölümde en cok gelisen ve zenginlesen eyaletimiz idi. Kahve ticaretinin monopolü adeta biz idik. Misir Istanbuldan zengin olmustu. Sonrada öyle idi Kavalali Mehmed Ali Pasa nin kurdurttugu fabrikalarda takriben 100 000 isci calisiyordu. Misir eliti ve Osmanli eliti kendini "dogulu" hicbir zaman görmedi. Bati idik. Mehmed Pasa modernlesmek istiyordu ve seriati tatbik ederek. Tanzimat seriati kaldirmadi hilafeti kaldirmadi. Biz kendi ölcülerimiz ile calismak ile ilerleyebilecegimize inaniyorduk. 
Tekkeler tarikatler modernlesmeyi destekliyordu. Sunusiye tarikati mesela kuzey afrikada yerli halki ekonomik olarak hayli ilerletmis idi. Ticaret yapiyorlardi. Ahmet Hilmi efendi, Mustafa Sabri efendi ve Ahmed Naim Efendi gibi alimler Kant felsefesi hakkinda kafa yoruyorlardi. Yabanci dil bilirlerdi. Icimizde oryantalist olan ikinci alt suura izn vermeyelim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayin Mehmed bey&#8230;bir takim paradigma olarak gördügünüz konulari sorgulayin tavsiyemdir. Osmanlida &#8220;gerilemek devri&#8221; diye devir yoktur. Gerilemek demek herseyde her halde her sekilde olamaz ve olmadida. Bu &#8220;gerilemek edebiyati&#8221; müslümani asagilik duygusuna itmekten baska birseye yaramiyor. Diyeceksinizki batinin yayilmasi ilelemek ? Hayir.  Bati fikirler ile ilerlemedi. Motor gücü fikirler degildi. Fikirler toplumlari milletleri degistirmedi. Batinin sömürücülüge baslayinca teknige ve ilime ZARURETEN yatirim yaparak daha iyi söürü elde etmek icin idi. Tabi yeni imkanlar ile orta sinifin ve okumus elitin eski düzende revizyon yapmak istemesi dogal idi. Yani kanunlarda ve devlet idaresinde güclü ve nufuzlu orta kesim asilzadelilerin ve kilisenin gücünü kisitlamasi veya yok etmeside dogal idi. Bu iki &#8220;kutsal&#8221; odaklara karsi kendi hareketinide kutsadi.Aydinlik kutsal hareket imis gibi sunuldu. Kendi kitabini On emirler gibi bir insan haklari beyanname hazirlandi. Tarih yeniden yazildi. Aydinlik hareketi daha cok aydinlikta gözükebimesi icin eski caglar ve özellikle orta cag daha cok karanlik gösterilmesi icab ediyordu. Bizdeki sartlar ise bambaska idi. Ne asilzade kitlesi ne kilise gibi teskilat nede sömürü kültürümüz var idi. Vahsi emperyalizm ve koloniyalizm yani sömürücülük dünyadaki dengeleri düzenleri tamamen altüst etti ve hala o etkileri yasiyoruz. Afrika harab edildi. Amerika kültürleri yok edildi. Asya derin yaralar aldi. Osmanlida tanzimatdan 1909a kadar Osmanli alimlerin cogunlugu toplumda ve devletde yenilenmek hareketlerini desteklediler. Tanzimati ve Hamidi zamanin kötülenmesi yeni osmanli ve sonra ittihat terrakinin propagandalarindan idi ve sonra siyasal islamcilar özellikle siyasi emelleri icin yeni osmanli hareketinin sacma propagandasini kullandilar taklit ettiler. &#8220;Gerileme miti&#8221; cikti. Devletin zayiflamasi ile yetinmeyip herseyde ama herseyde illa gerilemek görmek istegini nasil ilmi olabilirki ? Bir devlet veya toplum 400 sene gerilemez.  Tarih ilmi tarih ideolojilerinden arindirilmalidir. Size misal vereyim : Osmanlinin en büyük eyaleti Misir bizim &#8220;gerileme&#8221; dedigimiz bölümde en cok gelisen ve zenginlesen eyaletimiz idi. Kahve ticaretinin monopolü adeta biz idik. Misir Istanbuldan zengin olmustu. Sonrada öyle idi Kavalali Mehmed Ali Pasa nin kurdurttugu fabrikalarda takriben 100 000 isci calisiyordu. Misir eliti ve Osmanli eliti kendini &#8220;dogulu&#8221; hicbir zaman görmedi. Bati idik. Mehmed Pasa modernlesmek istiyordu ve seriati tatbik ederek. Tanzimat seriati kaldirmadi hilafeti kaldirmadi. Biz kendi ölcülerimiz ile calismak ile ilerleyebilecegimize inaniyorduk.<br />
Tekkeler tarikatler modernlesmeyi destekliyordu. Sunusiye tarikati mesela kuzey afrikada yerli halki ekonomik olarak hayli ilerletmis idi. Ticaret yapiyorlardi. Ahmet Hilmi efendi, Mustafa Sabri efendi ve Ahmed Naim Efendi gibi alimler Kant felsefesi hakkinda kafa yoruyorlardi. Yabanci dil bilirlerdi. Icimizde oryantalist olan ikinci alt suura izn vermeyelim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

