<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Kemalizme göre Türk Kadını ve Cumhuriyet Gazetesi yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 11:16:53 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-35450</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2009 22:06:26 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-35450</guid>
		<description>Felsefe bey'e kısa notlar:

- Kadınlara seçilme hakkını bazı Avrupa ülkelerinden önce vermemiz bir meziyet değildir. Çünkü kanunu çıkartmak kolaydır; uygulama ise hiç o kadar hızlı olmamıştır. Ayrıca Moğolistan, Güney Afrika, Küba, Tayland, Ekvator gibi kıytırık ülkelerin seçilme hakkını bizden önce vermiş olması bu işin bir kıymet-i harbiyesi olmadığını gösteriyor olmalı.
- Yukarıda görüldüğü gibi kadın hareketlerinin İttihat Terakkiyle bir ilgisi yoktur. Ayrıca İttihad ve Terakki dediğiniz Osmanlı'dan ayrı bir şey değildir. İçinde Batıcısı, liberali, İslamcısı, Ermenisi, Turancısı olan bir partidir. Ayrıca, reformların partiyle bir ilgisi yoktur. "Burun" Abdülhamid'in işidir reformlar.
- Atatürk'ün bahşettiği (!) haklar elbette güzel şeyler. Ama bu işler top-down yapılmaz. Taban talep eder ve tepeyi zorlar. Ki böyle olduğunu artık biliyoruz. Yalnız, reformların kalıcı olabilmesi için dinamik bir örgütsel yapının canlılığını koruması gerekir. Mustafa Kemal, işte kadınlara en büyük kötülüğü burada yapmış; Türk Kadınlar Birliğini kapatmış, hiçbir feminist oluşuma göz yummamış; toplumsal gelişimi engellemiştir.
- Yeni Türkiye'nin ilk partisinin Nezihe Muhiddin öncülüğünde açılan, ama Mustafa Kemal tarafından izin verilmeyen Kadınlar halk fırkası olduğunu biliyor muydunuz? Düşünsenize kadınlar biraraya gelip bir parti kuruyorlar ve seçilmek istiyorlar; kendilerine kapı gösteriliyor. Ve Avrupa'dan önce seçilme hakkı aldık diye seviniyoruz? Komik bir şey değil mi bu?
Şu yazıları da okuyun, biraz geniş bakmanızı sağlayacaktır:
http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/
http://www.derindusunce.org/2007/06/23/kadinlar-halk-firkasi-nezihe-muhittin%E2%80%99den-suna-vidinli%E2%80%99ye-siyasette-kadin-eli/</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Felsefe bey&#8217;e kısa notlar:</p>
<p>- Kadınlara seçilme hakkını bazı Avrupa ülkelerinden önce vermemiz bir meziyet değildir. Çünkü kanunu çıkartmak kolaydır; uygulama ise hiç o kadar hızlı olmamıştır. Ayrıca Moğolistan, Güney Afrika, Küba, Tayland, Ekvator gibi kıytırık ülkelerin seçilme hakkını bizden önce vermiş olması bu işin bir kıymet-i harbiyesi olmadığını gösteriyor olmalı.<br />
- Yukarıda görüldüğü gibi kadın hareketlerinin İttihat Terakkiyle bir ilgisi yoktur. Ayrıca İttihad ve Terakki dediğiniz Osmanlı&#8217;dan ayrı bir şey değildir. İçinde Batıcısı, liberali, İslamcısı, Ermenisi, Turancısı olan bir partidir. Ayrıca, reformların partiyle bir ilgisi yoktur. &#8220;Burun&#8221; Abdülhamid&#8217;in işidir reformlar.<br />
- Atatürk&#8217;ün bahşettiği (!) haklar elbette güzel şeyler. Ama bu işler top-down yapılmaz. Taban talep eder ve tepeyi zorlar. Ki böyle olduğunu artık biliyoruz. Yalnız, reformların kalıcı olabilmesi için dinamik bir örgütsel yapının canlılığını koruması gerekir. Mustafa Kemal, işte kadınlara en büyük kötülüğü burada yapmış; Türk Kadınlar Birliğini kapatmış, hiçbir feminist oluşuma göz yummamış; toplumsal gelişimi engellemiştir.<br />
- Yeni Türkiye&#8217;nin ilk partisinin Nezihe Muhiddin öncülüğünde açılan, ama Mustafa Kemal tarafından izin verilmeyen Kadınlar halk fırkası olduğunu biliyor muydunuz? Düşünsenize kadınlar biraraya gelip bir parti kuruyorlar ve seçilmek istiyorlar; kendilerine kapı gösteriliyor. Ve Avrupa&#8217;dan önce seçilme hakkı aldık diye seviniyoruz? Komik bir şey değil mi bu?<br />
Şu yazıları da okuyun, biraz geniş bakmanızı sağlayacaktır:<br />
<a href="http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/" rel="nofollow">http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/</a><br />
<a href="http://www.derindusunce.org/2007/06/23/kadinlar-halk-firkasi-nezihe-muhittin%E2%80%99den-suna-vidinli%E2%80%99ye-siyasette-kadin-eli/" rel="nofollow">http://www.derindusunce.org/2007/06/23/kadinlar-halk-firkasi-nezihe-muhittin%E2%80%99den-suna-vidinli%E2%80%99ye-siyasette-kadin-eli/</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-35449</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2009 21:42:32 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-35449</guid>
		<description>devamı...
&lt;strong&gt;Sonuç&lt;/strong&gt;
Gerek eğitim imkanları, gerek mesleki roller açısından Osmanlı kadınının evrimi, görüldüğü gibi, Avrupa kadınını çok uzak sayılmayacak bir mesafeden izlemiştir. Değişim, doğal olarak, önceleri daha çok toplumun kısıtlı bir elit kesimini ilgilendirmiştir. Ancak Avrupa'da da durumun bundan çok farklı olduğu söylenemez.
Öte yandan sosyal düzenin temelindeki fark, varlığını sürdürmüştür: kadını kamu yaşamından ilke olarak dışlayan haremlik-selamlık sistemi ve bu dışlanmanın simgesi olan tesettür mecburiyeti ortadan kalkmamıştır. 1908'den sonra İstanbul'da peçesiz sokağa çıkan Türk kızlarının sayısında görülen büyük artışa rağmen, Osmanlı reformu, bu hassas alana dokunmaya cesaret edemeyecektir.
İster istemez burada akla gelen soru, eğitim ve mesleki talepler açısından Avrupalı hemcinslerine benzer bir dönüşümü yaşayan Türk kadınının, özel yaşantısındaki kısıtlamalara-toplumsal ufkunu kapatan perdeye- daha ne kadar tahammül edebileceğidir. İlk kız rüşdiyesinin açılmasıyla, kadının rolünü özel yaşam alanına hapseden haremlik-selamlık sistemi ölümcül bir yara almamış mıdır? Deri ceket ve siperli gözlükle uçak uçuran kadınlar, çarşıya giderken peçe takmaya ne kadar zorlanabilirler? Erkeklerle aynı sırada okuyan üniversite mezunları, kocalarının çok eşliliğine nasıl rıza gösterebilirler? Nitekim dikkat edilirse, yukarıdaki listede önceleri eğitim ve meslek konularıyla sınırlı kalan değişimler, 1880'lerden itibaren sosyal yaşantı ve kişi hukukunu ilgilendiren alanları zorlar bir hal almaya başlamışlardır.
Olaya böyle bakınca Atatürk'ün kadın haklarına ilişkin reformları, altmış yıllık Osmanlı reform sürecinin kaçınılmaz bir sonucu olarak görünürler. Kaçınılmaz görünen sonuçların, geciktirilmeden, hızlı ve enerjik bir şekilde uygulamaya konmasında, evet, takdir edilecek bir yan vardır. Mantıken yapılması gereken işleri senelerce sürüncemede bırakıp çürütmek, Türk toplumunun yabancısı olmadığı bir sorundur. Atatürk'ün cesur kişiliğinin, buna meydan vermemektedir rolü inkar edilemez.
Öte yandan, böylesine hassas bir konuda aşırı enerjik bir siyasi müdahalenin toplumda birtakım sıkıntı ve tepkiler doğurmuş olması da yadırganmamalıdır. Doğal akışı içinde gerçekleşecek bir dönüşümü birtakım zorlamalarla hızlandırmaya çalışmanın, acaba uzun vadede dönüşümün hızı ve kalıcılığı üzerindeki etkisi olumlu olmuş mudur?
Aradan altmış yıl geçtikten sonra, tesettürün, bu kez bir çeşit özgürlük simgesi olarak yeniden doğuşunda bu faktörün etkisi gözden uzak tutulmamalıdır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>devamı&#8230;<br />
<strong>Sonuç</strong><br />
Gerek eğitim imkanları, gerek mesleki roller açısından Osmanlı kadınının evrimi, görüldüğü gibi, Avrupa kadınını çok uzak sayılmayacak bir mesafeden izlemiştir. Değişim, doğal olarak, önceleri daha çok toplumun kısıtlı bir elit kesimini ilgilendirmiştir. Ancak Avrupa&#8217;da da durumun bundan çok farklı olduğu söylenemez.<br />
Öte yandan sosyal düzenin temelindeki fark, varlığını sürdürmüştür: kadını kamu yaşamından ilke olarak dışlayan haremlik-selamlık sistemi ve bu dışlanmanın simgesi olan tesettür mecburiyeti ortadan kalkmamıştır. 1908&#8242;den sonra İstanbul&#8217;da peçesiz sokağa çıkan Türk kızlarının sayısında görülen büyük artışa rağmen, Osmanlı reformu, bu hassas alana dokunmaya cesaret edemeyecektir.<br />
İster istemez burada akla gelen soru, eğitim ve mesleki talepler açısından Avrupalı hemcinslerine benzer bir dönüşümü yaşayan Türk kadınının, özel yaşantısındaki kısıtlamalara-toplumsal ufkunu kapatan perdeye- daha ne kadar tahammül edebileceğidir. İlk kız rüşdiyesinin açılmasıyla, kadının rolünü özel yaşam alanına hapseden haremlik-selamlık sistemi ölümcül bir yara almamış mıdır? Deri ceket ve siperli gözlükle uçak uçuran kadınlar, çarşıya giderken peçe takmaya ne kadar zorlanabilirler? Erkeklerle aynı sırada okuyan üniversite mezunları, kocalarının çok eşliliğine nasıl rıza gösterebilirler? Nitekim dikkat edilirse, yukarıdaki listede önceleri eğitim ve meslek konularıyla sınırlı kalan değişimler, 1880&#8242;lerden itibaren sosyal yaşantı ve kişi hukukunu ilgilendiren alanları zorlar bir hal almaya başlamışlardır.<br />
Olaya böyle bakınca Atatürk&#8217;ün kadın haklarına ilişkin reformları, altmış yıllık Osmanlı reform sürecinin kaçınılmaz bir sonucu olarak görünürler. Kaçınılmaz görünen sonuçların, geciktirilmeden, hızlı ve enerjik bir şekilde uygulamaya konmasında, evet, takdir edilecek bir yan vardır. Mantıken yapılması gereken işleri senelerce sürüncemede bırakıp çürütmek, Türk toplumunun yabancısı olmadığı bir sorundur. Atatürk&#8217;ün cesur kişiliğinin, buna meydan vermemektedir rolü inkar edilemez.<br />
Öte yandan, böylesine hassas bir konuda aşırı enerjik bir siyasi müdahalenin toplumda birtakım sıkıntı ve tepkiler doğurmuş olması da yadırganmamalıdır. Doğal akışı içinde gerçekleşecek bir dönüşümü birtakım zorlamalarla hızlandırmaya çalışmanın, acaba uzun vadede dönüşümün hızı ve kalıcılığı üzerindeki etkisi olumlu olmuş mudur?<br />
Aradan altmış yıl geçtikten sonra, tesettürün, bu kez bir çeşit özgürlük simgesi olarak yeniden doğuşunda bu faktörün etkisi gözden uzak tutulmamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-35447</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2009 21:30:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-35447</guid>
		<description>&lt;strong&gt;Osmanlı Reformları&lt;/strong&gt;
Osmanlı devletinin reform sürecine baktığımızda bizi hayrete düşüren şey, eğitim ve meslek alanında kadınların sağladığı gelişmenin, Batı örneklerini ne kadar yakından izlediğidir. Bunda çok önemli bir faktör, şüphesiz, Tanzimat'la birlikte Batı'yla hızlı bir kültürel bütünleşme sürecine giren Osmanlı gayrimüslimleri olmuştur. Osmanlı Hristiyanlarının eski geleneklerinin, Hristiyan Batı'dan çok Müslüman Doğu'ya yakın olduğu, bu arada belirtilmelidir. Örneğin İstanbullu Ermeniler en az 1830'lara kadar peçe kullanmış ve haremlik-selamlık adabını izlemişlerdir. İlk Ermeni kız ortaokulu Kumkapı'da 1840 yılında açılmış; bunu çok sayıda başkaları izlemiştir. 1880'lerde Harput Amerikan kolejinin (çoğu gayrimüslim olan) öğrencilerinin yarıdan fazlası kızdır. 1882'de Maraş'ta ağırlıkla Ermeni toplumuna hitap eden bir kız koleji açılır. Ermeni ve Rum kadın sanatçılar, 1870'lerden itibaren İstanbul'un tiyatro sahnelerinde boy gösterirler.
İslam çoğunluğunun- ve devletin- bu değişime ayak uydurması uzun sürmemiştir. İslam-Türk kadınlarının toplumdaki konumu şu dönüm noktalarından geçer:
1857: Osmanlı imparatorluğunda köle ve cariye ticareti yasaklanır.
1859: İstanbul'da ilk kız rüşdiyesi (ortaokulu) açılır. Taşrada ilk kız rüşdiyeleri 1883'te açılacaktır. 1906'da tüm imparatorlukta (gayr-i müslim okulları hariç) 85 kız rüşdiyesi ve 25 karma rüşdiye vardır.
1869: Dört yıllık ilköğretim kız ve erkek çocuklar için mecburi kılınır. 1895'te ilkokul yaşındaki İslam kızlarının %35 kadarı (712.423 nüfusun 253.349'u) ilkokullara kayıtlı görünür.
1870: Darülmuallimat (kız öğretmen okulu) kurulur.
1873: İlk kadın öğretmen atanır. 1881'de ilk kez bir İslam kadın, bir okul kapanma töreninde söylev verir.
1879: Fransa'dan alınan Hukuk ve Ceza Muhakemeleri Usul Kanunlarıyla, nizami mahkemelerde kadın ve erkeğin şahitliği arasındaki ayrım kaldırılır. (Şeriye mahkemelerinde bu ayrım 1924'e kadar korunacaktır)
1880: İstanbul'da ilk kız idadisi (lise) açılır. Fransa'da ilk kız lisesi de aynı yıl açılmıştır. Ancak İstanbul'daki okul iki yıl sonra ilgisizlikten kapanır; ikinci kız lisesi ancak 1913'te kurulur.
1886: Kadınlar tarafından çıkarılan ilk Türkçe dergi Şeküfezar yayınlanır; dergi, kadınların toplumsal haklarına ilişkin yazılara yer verir. 1893-1907 yılları arasında yayınlanan Hanımlara Mahsus Gazete, dönemine göre yaygın bir okuyucu kitlesine ulaşır.
1890: İstanbul'da Amerikan Kız Koleji kurulur; önceleri yalnız gayrimüslimlere hitap eden bu okul, ilk Türk mezununu 1901'de verir.
1908: Hürriyetin ilanı sonrasında çeşitli siyasi ve sosyal amaçlar güden 20 kadar kadın derneği kurulur.
1909: Aktif siyasete atılan ilk Türk kadını Emine Semiye Hanım, Osmanlı Demokrat Fırkası yönetiminde görev alır.
1912: Balkan harbinde türk hemşireler ilk kez hastanelerde çalışırlar.
1913: Bedriye Osman Hanım telefon idaresinde göreve başlar. Belkıs Şevket Hanım uçak kullanan ilk Türk kadın ünvanını alır. Emval-i Gayrımenkule İntikalatına Dair Muvakkat Kanunla, taşınmazların geniş bir kesiminde, kadın ve erkeğin mirastan eşit pay almaları sağlanır.
1914: İnas Darülfünunu (Kızlar Üniversitesi) kurulur.
1917: Hukuk-u Aile Nizamnamesiyle, müslim ve gayrimüslimler için medeni nikah mecburiyet konur; kadınlara boşanma hakkı tanınır; kocanın ikinci kez evlenmesi, ilk zevce açısından geçerli boşanma sebebi kabul edilir.
1918: Savaş dolayısıyla kadınlardan gönüllü amele taburları oluşturulur.
1919: Sultanahmed mitinginde Halide Edip ilk kez kitlesel bir siyasi gösteriye hitaben konuşur.
1920: İnsan Darülfünunu talebesinin sınıfları boykotu üzerinde, kız öğrenciler Darülfunun'a kabul edilirler. İlk Türk kadın tiyatro sanatçısı Afife Jale İstanbul'da sahneye çıkar.
1922: İstanbul Tıp Fakültesine ilk kız öğrenciler alınır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Osmanlı Reformları</strong><br />
Osmanlı devletinin reform sürecine baktığımızda bizi hayrete düşüren şey, eğitim ve meslek alanında kadınların sağladığı gelişmenin, Batı örneklerini ne kadar yakından izlediğidir. Bunda çok önemli bir faktör, şüphesiz, Tanzimat&#8217;la birlikte Batı&#8217;yla hızlı bir kültürel bütünleşme sürecine giren Osmanlı gayrimüslimleri olmuştur. Osmanlı Hristiyanlarının eski geleneklerinin, Hristiyan Batı&#8217;dan çok Müslüman Doğu&#8217;ya yakın olduğu, bu arada belirtilmelidir. Örneğin İstanbullu Ermeniler en az 1830&#8242;lara kadar peçe kullanmış ve haremlik-selamlık adabını izlemişlerdir. İlk Ermeni kız ortaokulu Kumkapı&#8217;da 1840 yılında açılmış; bunu çok sayıda başkaları izlemiştir. 1880&#8242;lerde Harput Amerikan kolejinin (çoğu gayrimüslim olan) öğrencilerinin yarıdan fazlası kızdır. 1882&#8242;de Maraş&#8217;ta ağırlıkla Ermeni toplumuna hitap eden bir kız koleji açılır. Ermeni ve Rum kadın sanatçılar, 1870&#8242;lerden itibaren İstanbul&#8217;un tiyatro sahnelerinde boy gösterirler.<br />
İslam çoğunluğunun- ve devletin- bu değişime ayak uydurması uzun sürmemiştir. İslam-Türk kadınlarının toplumdaki konumu şu dönüm noktalarından geçer:<br />
1857: Osmanlı imparatorluğunda köle ve cariye ticareti yasaklanır.<br />
1859: İstanbul&#8217;da ilk kız rüşdiyesi (ortaokulu) açılır. Taşrada ilk kız rüşdiyeleri 1883&#8242;te açılacaktır. 1906&#8242;da tüm imparatorlukta (gayr-i müslim okulları hariç) 85 kız rüşdiyesi ve 25 karma rüşdiye vardır.<br />
1869: Dört yıllık ilköğretim kız ve erkek çocuklar için mecburi kılınır. 1895&#8242;te ilkokul yaşındaki İslam kızlarının %35 kadarı (712.423 nüfusun 253.349&#8242;u) ilkokullara kayıtlı görünür.<br />
1870: Darülmuallimat (kız öğretmen okulu) kurulur.<br />
1873: İlk kadın öğretmen atanır. 1881&#8242;de ilk kez bir İslam kadın, bir okul kapanma töreninde söylev verir.<br />
1879: Fransa&#8217;dan alınan Hukuk ve Ceza Muhakemeleri Usul Kanunlarıyla, nizami mahkemelerde kadın ve erkeğin şahitliği arasındaki ayrım kaldırılır. (Şeriye mahkemelerinde bu ayrım 1924&#8242;e kadar korunacaktır)<br />
1880: İstanbul&#8217;da ilk kız idadisi (lise) açılır. Fransa&#8217;da ilk kız lisesi de aynı yıl açılmıştır. Ancak İstanbul&#8217;daki okul iki yıl sonra ilgisizlikten kapanır; ikinci kız lisesi ancak 1913&#8242;te kurulur.<br />
1886: Kadınlar tarafından çıkarılan ilk Türkçe dergi Şeküfezar yayınlanır; dergi, kadınların toplumsal haklarına ilişkin yazılara yer verir. 1893-1907 yılları arasında yayınlanan Hanımlara Mahsus Gazete, dönemine göre yaygın bir okuyucu kitlesine ulaşır.<br />
1890: İstanbul&#8217;da Amerikan Kız Koleji kurulur; önceleri yalnız gayrimüslimlere hitap eden bu okul, ilk Türk mezununu 1901&#8242;de verir.<br />
1908: Hürriyetin ilanı sonrasında çeşitli siyasi ve sosyal amaçlar güden 20 kadar kadın derneği kurulur.<br />
1909: Aktif siyasete atılan ilk Türk kadını Emine Semiye Hanım, Osmanlı Demokrat Fırkası yönetiminde görev alır.<br />
1912: Balkan harbinde türk hemşireler ilk kez hastanelerde çalışırlar.<br />
1913: Bedriye Osman Hanım telefon idaresinde göreve başlar. Belkıs Şevket Hanım uçak kullanan ilk Türk kadın ünvanını alır. Emval-i Gayrımenkule İntikalatına Dair Muvakkat Kanunla, taşınmazların geniş bir kesiminde, kadın ve erkeğin mirastan eşit pay almaları sağlanır.<br />
1914: İnas Darülfünunu (Kızlar Üniversitesi) kurulur.<br />
1917: Hukuk-u Aile Nizamnamesiyle, müslim ve gayrimüslimler için medeni nikah mecburiyet konur; kadınlara boşanma hakkı tanınır; kocanın ikinci kez evlenmesi, ilk zevce açısından geçerli boşanma sebebi kabul edilir.<br />
1918: Savaş dolayısıyla kadınlardan gönüllü amele taburları oluşturulur.<br />
1919: Sultanahmed mitinginde Halide Edip ilk kez kitlesel bir siyasi gösteriye hitaben konuşur.<br />
1920: İnsan Darülfünunu talebesinin sınıfları boykotu üzerinde, kız öğrenciler Darülfunun&#8217;a kabul edilirler. İlk Türk kadın tiyatro sanatçısı Afife Jale İstanbul&#8217;da sahneye çıkar.<br />
1922: İstanbul Tıp Fakültesine ilk kız öğrenciler alınır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-35446</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2009 21:09:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-35446</guid>
		<description>devamı...
&lt;strong&gt;Batı'da Durum&lt;/strong&gt;
Osmanlı toplumunun durumu, o halde , bir yönüyle geleneksel BAtı toplumuna benzemekte fakat bir yönüyle ondan ayrılmaktadır. Farklılık, kadınları kamu alanından resmen dışlayan haremlik-selamlık sistemi ve bunun görsel ifadesi olan tesettürdedir. Otorite taşıyan kamu görevlilerinden kadınların uzak tutulması açısından ise, eski Osmanlı ve Batı toplumları arasında önemli bir fark görünmemektedir. Avrupa'da da kadınlar 20.yüzyıla kadar bakan, vali, elçi, hakim, profesör, doktor, müdür, müfettiş ve rahip olamamışlar, buna karşılık en eski zamanlardan beri esnaf, hancı, işçi, sahne sanatçısıolabilmişler, az çok serbestçe sokağa çıkabilmişler ve kamuya açık yerlerde karşı cinsle nispeten serbest sosyal ilişkiye girebilmişlerdir. Batı toplum düzeni, kişi hukuku alanındakadın ve erkek ayrımı gözetmemiş, Ortaçağ başlarından bu yana kadınlar, miras, evlilik ve mülkiyete ilişkin konularda erkeklerle hemen hemen eşit haklara sahip olmuşlardır. İslam toplumunda hukuken ve ahlaken kabul gören cariyelik kurumu, Hristiyan toplumlarda en eski zamanlardan beri iğrenç sayılmıştır.
Batı dünyasında kadınların otorite sahibi makam ve mesleklerde hak iddia etmeye başlamaları 19.yüzyıl ortalarına dayanır. Sürecin ilk basamağı, kadınların erkeklere eş bir eğitim ortamına kabul edilme mücadeleleridir. Bu bağlamda ortaya çıkan "kız kolejlerinin" ilki İngiltere'de 1848'de, ABD'de 1861'de kurulmuştur. Meslek ve elişi okulları dışında, üniversiteye hazırlayıcı tipte orta dereceli kız okulları Prusya'da ilk kez1872'de, Fransa'da 188*'de açılmıştır. Kız öğrenci kabul eden üniversiteler ABD'de 1850'lerden, İngiltere'de 1870'lerden itibaren görülür. Viyana Üniversitesi ilk kız öğrencisini 1897'de Sorbonne 1899'da Alman ünivesiteleri 1895 ile 1905 arasında kabul etmişlerdir.
1855'te Florence Nightingale'in hemşirelik mesleğini kurması, kadınların sosyal ilerleyişinde bir başka dönüm noktasını temsil eder. ABD'de 1887'de bir kadın belediye başkanı seçilir. 1890'da yine aynı ülke, ilk kez bir kadının sendika yöneticiliğine tanık olur. 19.yüzyılın son ve 20.yüzyılın ilk yıllarında, belli başlı Batı ülkelerinde kadın hakları başta olmak üzere çeşitli siyasi davalarda sivrilen kadın aktivistler ortaya çıkarlar. İlk uçağın 1907'de icadından hemen sonra çeşitli ülkelerde uçak uçuran kadın pilotlar, kadınların özgürleşme sürecinde bir başka simgesel aşamayı temsil eder.
Bu eğilimin doğal uzantısı, 19.yüzyıl ortalarında İngiltere ve ABD'de doğup kısa sürede öteki ülkelere sirayet eden oy hakkı mücadelesidir. 1906'da Finlandiya, yeryüzünde kadınlara oy hakkı tanıyan ilk ülke olmuştur. Birinci Dünya Savaşını izleyen toplumsal çalkantılarda, hemen tüm Batı ülkelerinde (Fransa, İtalya ve İsviçre hariç olmak üzere) kadınlar bu hakkı kazanırlar. 1917 Şubat ihtilali ardından Rusya, 1918'de İngiltere ve Kanada, 1919'da Almanya ve Avusturya, 1920'de ABD ve Macaristan, kadınlara oy hakkı tanırlar. İlk kadın parlamento üyesi İngiltere'de 1919'da seçilir. Modern tarihin ilk kadın bakanı ise, 1932'de ABD'de göreve gelir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>devamı&#8230;<br />
<strong>Batı&#8217;da Durum</strong><br />
Osmanlı toplumunun durumu, o halde , bir yönüyle geleneksel BAtı toplumuna benzemekte fakat bir yönüyle ondan ayrılmaktadır. Farklılık, kadınları kamu alanından resmen dışlayan haremlik-selamlık sistemi ve bunun görsel ifadesi olan tesettürdedir. Otorite taşıyan kamu görevlilerinden kadınların uzak tutulması açısından ise, eski Osmanlı ve Batı toplumları arasında önemli bir fark görünmemektedir. Avrupa&#8217;da da kadınlar 20.yüzyıla kadar bakan, vali, elçi, hakim, profesör, doktor, müdür, müfettiş ve rahip olamamışlar, buna karşılık en eski zamanlardan beri esnaf, hancı, işçi, sahne sanatçısıolabilmişler, az çok serbestçe sokağa çıkabilmişler ve kamuya açık yerlerde karşı cinsle nispeten serbest sosyal ilişkiye girebilmişlerdir. Batı toplum düzeni, kişi hukuku alanındakadın ve erkek ayrımı gözetmemiş, Ortaçağ başlarından bu yana kadınlar, miras, evlilik ve mülkiyete ilişkin konularda erkeklerle hemen hemen eşit haklara sahip olmuşlardır. İslam toplumunda hukuken ve ahlaken kabul gören cariyelik kurumu, Hristiyan toplumlarda en eski zamanlardan beri iğrenç sayılmıştır.<br />
Batı dünyasında kadınların otorite sahibi makam ve mesleklerde hak iddia etmeye başlamaları 19.yüzyıl ortalarına dayanır. Sürecin ilk basamağı, kadınların erkeklere eş bir eğitim ortamına kabul edilme mücadeleleridir. Bu bağlamda ortaya çıkan &#8220;kız kolejlerinin&#8221; ilki İngiltere&#8217;de 1848&#8242;de, ABD&#8217;de 1861&#8242;de kurulmuştur. Meslek ve elişi okulları dışında, üniversiteye hazırlayıcı tipte orta dereceli kız okulları Prusya&#8217;da ilk kez1872&#8242;de, Fransa&#8217;da 188*&#8217;de açılmıştır. Kız öğrenci kabul eden üniversiteler ABD&#8217;de 1850&#8242;lerden, İngiltere&#8217;de 1870&#8242;lerden itibaren görülür. Viyana Üniversitesi ilk kız öğrencisini 1897&#8242;de Sorbonne 1899&#8242;da Alman ünivesiteleri 1895 ile 1905 arasında kabul etmişlerdir.<br />
1855&#8242;te Florence Nightingale&#8217;in hemşirelik mesleğini kurması, kadınların sosyal ilerleyişinde bir başka dönüm noktasını temsil eder. ABD&#8217;de 1887&#8242;de bir kadın belediye başkanı seçilir. 1890&#8242;da yine aynı ülke, ilk kez bir kadının sendika yöneticiliğine tanık olur. 19.yüzyılın son ve 20.yüzyılın ilk yıllarında, belli başlı Batı ülkelerinde kadın hakları başta olmak üzere çeşitli siyasi davalarda sivrilen kadın aktivistler ortaya çıkarlar. İlk uçağın 1907&#8242;de icadından hemen sonra çeşitli ülkelerde uçak uçuran kadın pilotlar, kadınların özgürleşme sürecinde bir başka simgesel aşamayı temsil eder.<br />
Bu eğilimin doğal uzantısı, 19.yüzyıl ortalarında İngiltere ve ABD&#8217;de doğup kısa sürede öteki ülkelere sirayet eden oy hakkı mücadelesidir. 1906&#8242;da Finlandiya, yeryüzünde kadınlara oy hakkı tanıyan ilk ülke olmuştur. Birinci Dünya Savaşını izleyen toplumsal çalkantılarda, hemen tüm Batı ülkelerinde (Fransa, İtalya ve İsviçre hariç olmak üzere) kadınlar bu hakkı kazanırlar. 1917 Şubat ihtilali ardından Rusya, 1918&#8242;de İngiltere ve Kanada, 1919&#8242;da Almanya ve Avusturya, 1920&#8242;de ABD ve Macaristan, kadınlara oy hakkı tanırlar. İlk kadın parlamento üyesi İngiltere&#8217;de 1919&#8242;da seçilir. Modern tarihin ilk kadın bakanı ise, 1932&#8242;de ABD&#8217;de göreve gelir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-35444</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2009 20:51:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-35444</guid>
		<description>Devamı...
İslam kişi hukukunun unsurlarından olan çokeşlilik, Osmanlı toplumunda belirleyici bir rol oynamamıştır. Çok eşliliğin üst düzey Osmanlı devlet görevlileri arasında yaygın olduğu bilinmekteyse de, toplumun orta ve alt sınıflarında pek rağbet görmediği anlaşılmaktadır. Romanlardan ve seyyah gözlemlerinden elde edilen izlenim (Kürt ve Arap bölgeleri dışında) öteden beri tek eşliliğin norm kabul edildiğidir. Duben &#38; Behar'ın araştırmalarına göre 1885 itibarıyla İstanbul'da evli erkeklerin sadece %2.51'i çok eşlidir, bunlar arasında da ikiden fazla eş sahibi olanların oranı son derece düşüktür. Bursa, İzmir, Selanik gibi kentlerde de çok eşlilik oranlarının bundan çok farklı olmadığı anlaşılıyor. 
Günümüz Türk toplumunda çokeşlilik pratiğinin aşağı yukarı aynı düzeylerde seyrettiği bilinmektedir. Dolayısıyla medeni kanun değişikliğinin -çokeşli hanelerde eşleri her türlü hukuki güvenceden mahrum bırakmak dışında- bu alanda önemli bir değişiklik sağlamamış olduğunu kabul etmek zorundayız.
&lt;strong&gt;Kamu alanında &lt;/strong&gt; kadınların resmen herhangi bir görev almaları sözkonusu değildir. Buna karşılık erkekler vasıtasıyla kullandıkları fiili iktidarın dönem dönem "kadınlar saltanatı" düzeyine varmış olduğu bilinir. "Harem entrikası" denilen olgu yalnız hanedan düzeyinde değil, diğer üst düzey devlet görevlilerinin aileleri arasında da yaygındır. Toplumun alt tabakalarında durumun ne olduğuna dair elimizde yeterli veri yazık ki yok; ancak günümüzdeki geleneksel köy ve kasaba yaşantısından eğer geçmişe dönük sonuçlar çıkarmak mümkünse, kadınlar resmen değil ama fiilen sahip oldukları sosyal gücün Türk toplumunda yabana atılır bir düzeyde olmadığını kabul etmek gerekecektir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Devamı&#8230;<br />
İslam kişi hukukunun unsurlarından olan çokeşlilik, Osmanlı toplumunda belirleyici bir rol oynamamıştır. Çok eşliliğin üst düzey Osmanlı devlet görevlileri arasında yaygın olduğu bilinmekteyse de, toplumun orta ve alt sınıflarında pek rağbet görmediği anlaşılmaktadır. Romanlardan ve seyyah gözlemlerinden elde edilen izlenim (Kürt ve Arap bölgeleri dışında) öteden beri tek eşliliğin norm kabul edildiğidir. Duben &amp; Behar&#8217;ın araştırmalarına göre 1885 itibarıyla İstanbul&#8217;da evli erkeklerin sadece %2.51&#8242;i çok eşlidir, bunlar arasında da ikiden fazla eş sahibi olanların oranı son derece düşüktür. Bursa, İzmir, Selanik gibi kentlerde de çok eşlilik oranlarının bundan çok farklı olmadığı anlaşılıyor.<br />
Günümüz Türk toplumunda çokeşlilik pratiğinin aşağı yukarı aynı düzeylerde seyrettiği bilinmektedir. Dolayısıyla medeni kanun değişikliğinin -çokeşli hanelerde eşleri her türlü hukuki güvenceden mahrum bırakmak dışında- bu alanda önemli bir değişiklik sağlamamış olduğunu kabul etmek zorundayız.<br />
<strong>Kamu alanında </strong> kadınların resmen herhangi bir görev almaları sözkonusu değildir. Buna karşılık erkekler vasıtasıyla kullandıkları fiili iktidarın dönem dönem &#8220;kadınlar saltanatı&#8221; düzeyine varmış olduğu bilinir. &#8220;Harem entrikası&#8221; denilen olgu yalnız hanedan düzeyinde değil, diğer üst düzey devlet görevlilerinin aileleri arasında da yaygındır. Toplumun alt tabakalarında durumun ne olduğuna dair elimizde yeterli veri yazık ki yok; ancak günümüzdeki geleneksel köy ve kasaba yaşantısından eğer geçmişe dönük sonuçlar çıkarmak mümkünse, kadınlar resmen değil ama fiilen sahip oldukları sosyal gücün Türk toplumunda yabana atılır bir düzeyde olmadığını kabul etmek gerekecektir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-35442</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2009 20:41:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-35442</guid>
		<description>Sevan Nişanyan bu konuyu güzelce özetlemiş aynen alıyorum:
Soru: Atatürk reformları, Türk kadınını kölelikten kurtarmış mıdır?
Cevap: Atatürk döneminde Türkiye'de kadınların toplumsal konumuna ilişkin olarak yapılan bellibaşlı düzenlemeler şunlardır:
1. Peçenin reddi ve açık kıyafetin teşviki (1920'lerden itibaren)
2. Medeni kanun gereğince (1926) çok eşliliğin hukuki dayanağının ortadan kaldırılması; miras hukuku ve hukuk muameleleri usulünde, 1879 ve 1913 düzenlemelerinden geriye kalan bazı eşitsizliklerin giderilmesi.
3. Kadınların devlet memuriyetlerine ve bazı siyasi görevlere atanması (1923'ten itibaren); TBMM'ne kadın milletvekilleri seçilmesi (1935)
4. Kadınlara oy hakkının tanınması (belediye seçimlerinde 1930; genel seçimlerde 1935).
Kabul etmek gerekir ki bunlar önemli ve cesur kararlardır. En azından kentli orta sınıf açısından,  Türkiye'nin toplumsal panoramasını olumlu yönde değiştirmekte hatırı sayılır bir rol oynamışlardır. Çeşitli yönleriyle eleştirdiğimiz bir rejimi, bu alanda attığı adımlardan ötürü takdirle anmamız gerekmektedir.
Yine de takdirin ölçüsünü kaçırmamak için, atılan adımları tarih perspektifine yerleştirmekte yarar olabilir.

&lt;strong&gt;Eski Osmanlı düzeni&lt;/strong&gt;
Geleneksel İslam toplumunun büyük ihtimalle Bizans ve İran'dan devraldığı sosyal düzenin en belirgin özelliklerinden biri, özel yaşam ile kamusal alan (hane ile sokak; haremlik ile selamlık; private ve public)arasına çizilen son derece keskin ayrım çizgisidir. Ev mimarisinden kent düzenine, muaşeret kurallarından temizlik adabına kadar her alanda bu ayrım karşımıza çıkar ve şark toplumları ile batı toplumları arasındaki en temel farklardan birini oluşturur. Ticaretin, cemaatin ve siyasetin dahil olduğu "kamu" alanı, kadınlara kapalıdır. Kadınlar hatta bu alanda görünmemek zorundadır: Bundan ötürü özel yaşamlarında birçok erkekten daha özgür ve kudretli olan kadınların bile, sokak ve çarşıya çıktıkları zaman yüzlerini örtmeleri- kimliklerini gizlemeleri- gerekir. Tesettür, derin kökleri olan bir sosyal yapının görsel simgesidir. 
Özel yaşam alanında kadınların sahip oldukları özgürlük veya özgürlüksüzlük düzeyinin, geleneksel İslam toplumunda başka herhangi bir geleneksel toplumdan pek farklı olduğunu düşündüren bir delil yoktur.
Üst sınıf Osmanlı kadınlarının, kendi nam ve hesaplarına olağanüstü servetlere sahip olabildikleri- ve servetleriyle orantılı kişisel kudrete kavuştukları- bilinir. Örneğin I.Abdülhamid'in kızı Esma Sultan (1778-1848), 19.yüzyılın ilk yıllarında imparatorluğun muhtemelen en zengin kişisidir. İstanbul'da iki saray ve iki yalıya ilaveten, Girit, Kemer, Edremit ve Biga'da arazilere sahiptir. Çeşitli siyasi entrikalara adı karışmıştır. 25 yaşında dul kalmış ve ölünceye kadar bir daha evlenmemiştir.
Orta ve alt sınıf kadınların mülkiyetten aldıkları payda küçümsenecek boyutta değildir. Örneğin İstanbul'da Osmanlı döneminin ilk yüzyılına ait vakıfların %30 kadarının kadınlar tarafından, şahsi mülklerinden vakfedilmiş olduğu görülmektedir; bunların büyük çoğunluğu, ev, dükkan, arsa gibi mütevazi gayrımenkullerdir. Bundan, o dönemde İstanbul'da İslam'lara ait gayrımenkullerin üçte bire yakın bir oranının kadınlar üzerine kayıtlı olduğu sonucu çıkarılabilir kigünümüzde de Türkiye'de kadınlara ait gayrımenkul miktarı bundan farklı değildir.
Kadınlara ait taşınmazlar arasında, dükkan ve çiftlik gibi icar getiren mülkler de vardır; dolayısıyla kadınların, kiracı veya aracı vasıtasıyla da olsa, iş idaresine giriştikleri varsayılmalıdır. Ayrıca 16.yüzyılın Osmanlı toplumunda faizcilik, tefecilik gibi işlerin daha çok kadınlar tarafından yapılmış olduğu belirtilmektedir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sevan Nişanyan bu konuyu güzelce özetlemiş aynen alıyorum:<br />
Soru: Atatürk reformları, Türk kadınını kölelikten kurtarmış mıdır?<br />
Cevap: Atatürk döneminde Türkiye&#8217;de kadınların toplumsal konumuna ilişkin olarak yapılan bellibaşlı düzenlemeler şunlardır:<br />
1. Peçenin reddi ve açık kıyafetin teşviki (1920&#8242;lerden itibaren)<br />
2. Medeni kanun gereğince (1926) çok eşliliğin hukuki dayanağının ortadan kaldırılması; miras hukuku ve hukuk muameleleri usulünde, 1879 ve 1913 düzenlemelerinden geriye kalan bazı eşitsizliklerin giderilmesi.<br />
3. Kadınların devlet memuriyetlerine ve bazı siyasi görevlere atanması (1923&#8242;ten itibaren); TBMM&#8217;ne kadın milletvekilleri seçilmesi (1935)<br />
4. Kadınlara oy hakkının tanınması (belediye seçimlerinde 1930; genel seçimlerde 1935).<br />
Kabul etmek gerekir ki bunlar önemli ve cesur kararlardır. En azından kentli orta sınıf açısından,  Türkiye&#8217;nin toplumsal panoramasını olumlu yönde değiştirmekte hatırı sayılır bir rol oynamışlardır. Çeşitli yönleriyle eleştirdiğimiz bir rejimi, bu alanda attığı adımlardan ötürü takdirle anmamız gerekmektedir.<br />
Yine de takdirin ölçüsünü kaçırmamak için, atılan adımları tarih perspektifine yerleştirmekte yarar olabilir.</p>
<p><strong>Eski Osmanlı düzeni</strong><br />
Geleneksel İslam toplumunun büyük ihtimalle Bizans ve İran&#8217;dan devraldığı sosyal düzenin en belirgin özelliklerinden biri, özel yaşam ile kamusal alan (hane ile sokak; haremlik ile selamlık; private ve public)arasına çizilen son derece keskin ayrım çizgisidir. Ev mimarisinden kent düzenine, muaşeret kurallarından temizlik adabına kadar her alanda bu ayrım karşımıza çıkar ve şark toplumları ile batı toplumları arasındaki en temel farklardan birini oluşturur. Ticaretin, cemaatin ve siyasetin dahil olduğu &#8220;kamu&#8221; alanı, kadınlara kapalıdır. Kadınlar hatta bu alanda görünmemek zorundadır: Bundan ötürü özel yaşamlarında birçok erkekten daha özgür ve kudretli olan kadınların bile, sokak ve çarşıya çıktıkları zaman yüzlerini örtmeleri- kimliklerini gizlemeleri- gerekir. Tesettür, derin kökleri olan bir sosyal yapının görsel simgesidir.<br />
Özel yaşam alanında kadınların sahip oldukları özgürlük veya özgürlüksüzlük düzeyinin, geleneksel İslam toplumunda başka herhangi bir geleneksel toplumdan pek farklı olduğunu düşündüren bir delil yoktur.<br />
Üst sınıf Osmanlı kadınlarının, kendi nam ve hesaplarına olağanüstü servetlere sahip olabildikleri- ve servetleriyle orantılı kişisel kudrete kavuştukları- bilinir. Örneğin I.Abdülhamid&#8217;in kızı Esma Sultan (1778-1848), 19.yüzyılın ilk yıllarında imparatorluğun muhtemelen en zengin kişisidir. İstanbul&#8217;da iki saray ve iki yalıya ilaveten, Girit, Kemer, Edremit ve Biga&#8217;da arazilere sahiptir. Çeşitli siyasi entrikalara adı karışmıştır. 25 yaşında dul kalmış ve ölünceye kadar bir daha evlenmemiştir.<br />
Orta ve alt sınıf kadınların mülkiyetten aldıkları payda küçümsenecek boyutta değildir. Örneğin İstanbul&#8217;da Osmanlı döneminin ilk yüzyılına ait vakıfların %30 kadarının kadınlar tarafından, şahsi mülklerinden vakfedilmiş olduğu görülmektedir; bunların büyük çoğunluğu, ev, dükkan, arsa gibi mütevazi gayrımenkullerdir. Bundan, o dönemde İstanbul&#8217;da İslam&#8217;lara ait gayrımenkullerin üçte bire yakın bir oranının kadınlar üzerine kayıtlı olduğu sonucu çıkarılabilir kigünümüzde de Türkiye&#8217;de kadınlara ait gayrımenkul miktarı bundan farklı değildir.<br />
Kadınlara ait taşınmazlar arasında, dükkan ve çiftlik gibi icar getiren mülkler de vardır; dolayısıyla kadınların, kiracı veya aracı vasıtasıyla da olsa, iş idaresine giriştikleri varsayılmalıdır. Ayrıca 16.yüzyılın Osmanlı toplumunda faizcilik, tefecilik gibi işlerin daha çok kadınlar tarafından yapılmış olduğu belirtilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Felsefe tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-35428</link>
		<dc:creator>Felsefe</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2009 15:33:32 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-35428</guid>
		<description>yazıdaki hangi yanlışı düzelteyim bilemedim. Tük kadınının Cumhuriyet yönetimiyle kazandığı haklar:
 1924 Tedhidi Tedrisat Kanunu: Kadınlara erkeklerle eşit şartlarda ve birarada eğitim hakkı verilmesi.

1926 Türk Medeni Kanunu: Boşanma hakkı, çok eşliliğin kaldırılması, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı.

Bunlar cumhuriyetin daha ilk yıllarında yapılan reformlardır.Bunları yetersiz görüyorsanız kocasının 4. karısı olamk durumunda kalmış bir kadına fikir danışabilirsiniz.

 Seçme seçilme hakkının Avrupa ülkelerinden önce verilmesi ise Türkiye adına çok büyük bir başarı ve ilericiliktir. Gelinen noktayı düşünün ki Osmanlıda bir dönem nüfus sayımlarına bile dahil edilmeyen, çalışma hakkı, eğitim hakkı olmayan, şahitliği mirası erkeğin yarısı sayılan, sokağa peçesiz ve kocasına danışmadan çıkamayan, erkeklerle aynı ortamda bulunması dahi hoş karşılanmaya Türk kadınları,Avrupa için bile lüks sayılacak bir hakkı talep edecek konuma gelmişler.    

Kadın derneklerinin seçme seçilme hakkında rolü olması verilen hakkı gölgelemeyeceği gibi aynı zamanda kadınlara siyasal hak arama imkanının verildiğini de gösterir. Kadınların siyasal ve toplumsal hak aramaya başlaması Osmanlı döneminde 1908-1914 yıllarına denk gelir ki bu dönem artık ittihat terakkinin sazı iyice eline aldığı, meşrutiyet yönetimine geçildiği dönemdir. Bu döneme kadar Osmanlıda kadınların hak arama imkanı bile yoktur. Değil kadın hakları bireysel haklardan bile söz edilemez. Son padişahlardan Abdülhamitin ''burun'' kelimesinin gazetelerde yazımını kendisinin biraz irice olan burnunu çağrıştırdığı için yasaklaması teokratik zihniyetin bireysel haklarına verdiği değeri anlatmaya yeter. 

Ayrıca siz liberal görünümlü dincilerin beğenmediğiniz ittihat terakkinin reformlarını Osmanlı adına sahiplenmeniz de şaşırtıcı.

Seçme seçilme hakkının ancak 1934 yılında  verilmesi de yapılan reformların pek çok dinamik gözetilerek yapılmak zorunda olmasından kaynaklanır. O dönemde hak arayan kadınlar toplumun çok ufak bir yüzdesiydi, sadece bir kaç derneğin istekleri göz önüne alınarak toplumun çoğunluğunun bakış açısı göz ardı edilemezdi. Laiklik ilkesi bile çok sonraları anayasaya girebilmiştir. Sizce Atatürk laikliğe karşımıydı da, bu ilke bu kadar geç yürürlüğe girdi bir düşünün. Yüzyıllardır dini teokrasiyle yönetilen, kadının aklen dinen eksik olduğuna inandırılmış, okuma yazma oranı erkelerde yüzde 8 kadınlarda yüzde 1 olan bir toplum bu kadar ani değişimlere,Avrupa'da bile olmayan hakların bu kadar çabuk sağlamasına ne tepki gösterirdi sizce? Osmanlının son dönemlerinde ve cumhuriyet döneminde çıkartılan onlarca gerici ayaklanmayı nasıl görmezden gelebiliyorsunuz?  Yani sizin milletten tepki vardı o yüzden bu haklar tanındı argümanınız baştan yanlış.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>yazıdaki hangi yanlışı düzelteyim bilemedim. Tük kadınının Cumhuriyet yönetimiyle kazandığı haklar:<br />
 1924 Tedhidi Tedrisat Kanunu: Kadınlara erkeklerle eşit şartlarda ve birarada eğitim hakkı verilmesi.</p>
<p>1926 Türk Medeni Kanunu: Boşanma hakkı, çok eşliliğin kaldırılması, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı.</p>
<p>Bunlar cumhuriyetin daha ilk yıllarında yapılan reformlardır.Bunları yetersiz görüyorsanız kocasının 4. karısı olamk durumunda kalmış bir kadına fikir danışabilirsiniz.</p>
<p> Seçme seçilme hakkının Avrupa ülkelerinden önce verilmesi ise Türkiye adına çok büyük bir başarı ve ilericiliktir. Gelinen noktayı düşünün ki Osmanlıda bir dönem nüfus sayımlarına bile dahil edilmeyen, çalışma hakkı, eğitim hakkı olmayan, şahitliği mirası erkeğin yarısı sayılan, sokağa peçesiz ve kocasına danışmadan çıkamayan, erkeklerle aynı ortamda bulunması dahi hoş karşılanmaya Türk kadınları,Avrupa için bile lüks sayılacak bir hakkı talep edecek konuma gelmişler.    </p>
<p>Kadın derneklerinin seçme seçilme hakkında rolü olması verilen hakkı gölgelemeyeceği gibi aynı zamanda kadınlara siyasal hak arama imkanının verildiğini de gösterir. Kadınların siyasal ve toplumsal hak aramaya başlaması Osmanlı döneminde 1908-1914 yıllarına denk gelir ki bu dönem artık ittihat terakkinin sazı iyice eline aldığı, meşrutiyet yönetimine geçildiği dönemdir. Bu döneme kadar Osmanlıda kadınların hak arama imkanı bile yoktur. Değil kadın hakları bireysel haklardan bile söz edilemez. Son padişahlardan Abdülhamitin &#8221;burun&#8221; kelimesinin gazetelerde yazımını kendisinin biraz irice olan burnunu çağrıştırdığı için yasaklaması teokratik zihniyetin bireysel haklarına verdiği değeri anlatmaya yeter. </p>
<p>Ayrıca siz liberal görünümlü dincilerin beğenmediğiniz ittihat terakkinin reformlarını Osmanlı adına sahiplenmeniz de şaşırtıcı.</p>
<p>Seçme seçilme hakkının ancak 1934 yılında  verilmesi de yapılan reformların pek çok dinamik gözetilerek yapılmak zorunda olmasından kaynaklanır. O dönemde hak arayan kadınlar toplumun çok ufak bir yüzdesiydi, sadece bir kaç derneğin istekleri göz önüne alınarak toplumun çoğunluğunun bakış açısı göz ardı edilemezdi. Laiklik ilkesi bile çok sonraları anayasaya girebilmiştir. Sizce Atatürk laikliğe karşımıydı da, bu ilke bu kadar geç yürürlüğe girdi bir düşünün. Yüzyıllardır dini teokrasiyle yönetilen, kadının aklen dinen eksik olduğuna inandırılmış, okuma yazma oranı erkelerde yüzde 8 kadınlarda yüzde 1 olan bir toplum bu kadar ani değişimlere,Avrupa&#8217;da bile olmayan hakların bu kadar çabuk sağlamasına ne tepki gösterirdi sizce? Osmanlının son dönemlerinde ve cumhuriyet döneminde çıkartılan onlarca gerici ayaklanmayı nasıl görmezden gelebiliyorsunuz?  Yani sizin milletten tepki vardı o yüzden bu haklar tanındı argümanınız baştan yanlış.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Son 60 günde en çok okunanlar : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-28850</link>
		<dc:creator>Son 60 günde en çok okunanlar : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2009 15:59:29 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-28850</guid>
		<description>[...] Kemalizme göre Türk Kadını ve Cumhuriyet Gazetesi [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Kemalizme göre Türk Kadını ve Cumhuriyet Gazetesi [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-26056</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2009 10:29:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-26056</guid>
		<description>sayın dumur,

Bazı noktalarda uzlaşmakta fayda var. Yoksa iş kör döğüşüne gidiyor:
Osmanlı batılılaşması meşrutiyetle başlamadı. 18.yüzyıl başında, 3.Ahmed döneminde başladı. 2.Mahmud döneminde devam etti. Sonra Gülhane Hatt-ı Hümayünü var. Daha Atatürk bebekken aydınlar latince harflerine geçişi tartışıyorlardı. Mecelle laik hukuk kodifikasyonuna geçişin bir adımıydı. Osmanlı 200 yıldır Batılılaşıyordu zaten. Bu 200 yılda, içinde Atatürk'ün de olduğu birçok aydın yetişti. Fakat cumhuriyeti kuran irade, bu geleneği seyri içinde sürdürmek yerine bütün kötülükleri ona atfettiği bir devr-i sabık kurgusu yarattı. Eski, tümden kötüydü. Bütün iyilikler, yeniye aitti. Amaç, sizin gibi militan zihinler oluşturmaktı. Padişahları, insanları ezmek için fırsat bekleyen sadistler gibi sunan, Atatürk'ü, milletin sahip olduğu her fazileti bahşeden bir yarı tanrı olarak resmeden militan bireyler yetişmesinde bu endoktrinasyon başarılı da oldu. Fakat, eski yazıyı yasaklayarak gerçekleri saklamak da ancak bir süre mümkün oldu. Osmanlı'yı araştırdıkça insanlar, hiç de kendilerine sunulduğu bir manzara olmadığını gördüler. Göremeyenler de, ezberlerini tuti kuşu gibi söylemeye devam edegeldiler.
Şu makaleyi bir okuyun ondan sonra belki sizin için birçok şey aydınlığa kavuşacaktır:
http://www.derinsular.com/pdf/bireysel-haklar-tarihimiz.pdf
Mossad'la ilgili espriyi ciddiye alıp cevap yazmanız çok hoş olmuş. Tevellüt kaç bu arada? :)
Bir de "payidaht" değil o, "pay-i taht"tır. Adadürk patişahı dahttan intirdi denir mi? Olmaz de mi?
Nahoş beyin tabirini de ilk kez duydum. 
Bu sitede hiç padişah övgüsü görmedim. Said Nursi'yle de bir ilişkimiz yok. Kadın hakları, hiçbir medeni ülkede bahşedilmemiştir. Nitekim, bizde de bahşedilmemiş, söke söke alınmıştır. 
www.mustafaarmagan.com.tr/yaziGoster.php?yaziNO=1071</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sayın dumur,</p>
<p>Bazı noktalarda uzlaşmakta fayda var. Yoksa iş kör döğüşüne gidiyor:<br />
Osmanlı batılılaşması meşrutiyetle başlamadı. 18.yüzyıl başında, 3.Ahmed döneminde başladı. 2.Mahmud döneminde devam etti. Sonra Gülhane Hatt-ı Hümayünü var. Daha Atatürk bebekken aydınlar latince harflerine geçişi tartışıyorlardı. Mecelle laik hukuk kodifikasyonuna geçişin bir adımıydı. Osmanlı 200 yıldır Batılılaşıyordu zaten. Bu 200 yılda, içinde Atatürk&#8217;ün de olduğu birçok aydın yetişti. Fakat cumhuriyeti kuran irade, bu geleneği seyri içinde sürdürmek yerine bütün kötülükleri ona atfettiği bir devr-i sabık kurgusu yarattı. Eski, tümden kötüydü. Bütün iyilikler, yeniye aitti. Amaç, sizin gibi militan zihinler oluşturmaktı. Padişahları, insanları ezmek için fırsat bekleyen sadistler gibi sunan, Atatürk&#8217;ü, milletin sahip olduğu her fazileti bahşeden bir yarı tanrı olarak resmeden militan bireyler yetişmesinde bu endoktrinasyon başarılı da oldu. Fakat, eski yazıyı yasaklayarak gerçekleri saklamak da ancak bir süre mümkün oldu. Osmanlı&#8217;yı araştırdıkça insanlar, hiç de kendilerine sunulduğu bir manzara olmadığını gördüler. Göremeyenler de, ezberlerini tuti kuşu gibi söylemeye devam edegeldiler.<br />
Şu makaleyi bir okuyun ondan sonra belki sizin için birçok şey aydınlığa kavuşacaktır:<br />
<a href="http://www.derinsular.com/pdf/bireysel-haklar-tarihimiz.pdf" rel="nofollow">http://www.derinsular.com/pdf/bireysel-haklar-tarihimiz.pdf</a><br />
Mossad&#8217;la ilgili espriyi ciddiye alıp cevap yazmanız çok hoş olmuş. Tevellüt kaç bu arada? <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /><br />
Bir de &#8220;payidaht&#8221; değil o, &#8220;pay-i taht&#8221;tır. Adadürk patişahı dahttan intirdi denir mi? Olmaz de mi?<br />
Nahoş beyin tabirini de ilk kez duydum.<br />
Bu sitede hiç padişah övgüsü görmedim. Said Nursi&#8217;yle de bir ilişkimiz yok. Kadın hakları, hiçbir medeni ülkede bahşedilmemiştir. Nitekim, bizde de bahşedilmemiş, söke söke alınmıştır.<br />
<a href="http://www.mustafaarmagan.com.tr/yaziGoster.php?yaziNO=1071" rel="nofollow">http://www.mustafaarmagan.com.tr/yaziGoster.php?yaziNO=1071</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>dumur tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-26054</link>
		<dc:creator>dumur</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2009 09:33:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-26054</guid>
		<description>Yine çarpıtma yine süslü yazılar, 

Koskoca Milyonluk Osmanlı İmparatorluğunda 3 entellektüelin çıkmasıyla, entellektüel yetiştirme kapasitenin ve hedefinin olduğu yorumunu hemen çıkarabiliyorsunuz.

Öyleki ne yazık ki Osmanlı  imparatorluğunda batılılaşma sonrasında bildiğimiz entellektüel aydınların yetişebildiğini, bununda meşrutiyetle sağlandığını, meşrutiyetişnde Dönem padişahlarının darbeleriyle devamlı müdehaleye uğradığını biliyor olmalısınız. 
  
Osmanlıda kadının yeri ile ilgili yapacağınız yorumların hiç birine katılmam, bırakınız demokrasi adına atılan adımların bile önü kesilmiştir. 

Ancak Paidahtın zayıflamasıyla bu hareketler güç kazanmıştır, olaki payidahtın demokrasi hareketlerine karşı Enver paşa gibi yarattığı canavarlarıda unutmayın. 

Cuymhuriyet kadınlara bir çok özgürlük vermiştir, ne yapsanız boş  ne yazsanız kof,başörtüsünü bayrak yaptınız iktidara geldiniz, şimdi de önden bağımsızlık veriyoruz ayağına ilerde kurulacak asıl yüzlerini saklıyorlar.

Asla kadınlara hak verilmez sizler gibilerde, kadınlar daima ikinci sınıf vatandaş olmuştur.

Şimdi yüzünüz gülüyor, yakında sizin karanlık yüzünüzüde göreceğiz, bilen biliyor

Fransa merkez dedim canım mossad CIA siz yazmışsınız ne de yakışmış, sitenin içeriğinden bunlarla bağlantıda olduğunuz şimdi aklıma geldi, 

Gelsinler kapımızı çalsınlar, ek korkum allahtır, gerisi ıvır zıvırdır. Vereck bir candan başka borcum yoktur yüce rabbime. 

kemalistler@yahoo.com mail adresi alıp Cumhuriyeti yeren yazılar yazmak nasıl bir kemalistliktir, siz insanları aptal mı sanıyorsunuz.

Size ancak, nahoş beyinlerini yıkadığınız zavallılar inanır.

Övdüğünüz padişahlar, said-iNursi kadınlar için ne yapmışda Atatürk'e dil uzatıyorsunuz.

İlkönce kendi saçmalıklarınızın üzerinde düşünün sonra Cumhuriyete dil uzatın. Cumhuriyet sayesinde özgürce burada yazıyorsunuz. Unutmayın ihanet etmeyin derim.

Saygılarımla</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yine çarpıtma yine süslü yazılar, </p>
<p>Koskoca Milyonluk Osmanlı İmparatorluğunda 3 entellektüelin çıkmasıyla, entellektüel yetiştirme kapasitenin ve hedefinin olduğu yorumunu hemen çıkarabiliyorsunuz.</p>
<p>Öyleki ne yazık ki Osmanlı  imparatorluğunda batılılaşma sonrasında bildiğimiz entellektüel aydınların yetişebildiğini, bununda meşrutiyetle sağlandığını, meşrutiyetişnde Dönem padişahlarının darbeleriyle devamlı müdehaleye uğradığını biliyor olmalısınız. </p>
<p>Osmanlıda kadının yeri ile ilgili yapacağınız yorumların hiç birine katılmam, bırakınız demokrasi adına atılan adımların bile önü kesilmiştir. </p>
<p>Ancak Paidahtın zayıflamasıyla bu hareketler güç kazanmıştır, olaki payidahtın demokrasi hareketlerine karşı Enver paşa gibi yarattığı canavarlarıda unutmayın. </p>
<p>Cuymhuriyet kadınlara bir çok özgürlük vermiştir, ne yapsanız boş  ne yazsanız kof,başörtüsünü bayrak yaptınız iktidara geldiniz, şimdi de önden bağımsızlık veriyoruz ayağına ilerde kurulacak asıl yüzlerini saklıyorlar.</p>
<p>Asla kadınlara hak verilmez sizler gibilerde, kadınlar daima ikinci sınıf vatandaş olmuştur.</p>
<p>Şimdi yüzünüz gülüyor, yakında sizin karanlık yüzünüzüde göreceğiz, bilen biliyor</p>
<p>Fransa merkez dedim canım mossad CIA siz yazmışsınız ne de yakışmış, sitenin içeriğinden bunlarla bağlantıda olduğunuz şimdi aklıma geldi, </p>
<p>Gelsinler kapımızı çalsınlar, ek korkum allahtır, gerisi ıvır zıvırdır. Vereck bir candan başka borcum yoktur yüce rabbime. </p>
<p><a href="mailto:kemalistler@yahoo.com">kemalistler@yahoo.com</a> mail adresi alıp Cumhuriyeti yeren yazılar yazmak nasıl bir kemalistliktir, siz insanları aptal mı sanıyorsunuz.</p>
<p>Size ancak, nahoş beyinlerini yıkadığınız zavallılar inanır.</p>
<p>Övdüğünüz padişahlar, said-iNursi kadınlar için ne yapmışda Atatürk&#8217;e dil uzatıyorsunuz.</p>
<p>İlkönce kendi saçmalıklarınızın üzerinde düşünün sonra Cumhuriyete dil uzatın. Cumhuriyet sayesinde özgürce burada yazıyorsunuz. Unutmayın ihanet etmeyin derim.</p>
<p>Saygılarımla</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hasan Rua tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-26026</link>
		<dc:creator>Hasan Rua</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:57:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-26026</guid>
		<description>Sn. dumur;

Öyle görülüyor ki yazıyı okumamışsınız. Eğer okusaydınız bu yazıda Kadının cumhuriyet döneminde edindiği hakların onlara Cumhuriyet tarafından verilmediğini, tamamen kendi çabalarıyla aldıklarını ve bu çabayı gösteren örgütlerin Osmanlı'dan bu yana var olduğunu öğrenmiş olurdunuz.

Burada asıl mesele ne biliyor musunuz? Kemalizmin, feminist mücadeleni önünü sürekli kesmesine rağmen bugün sırf türban serbestisine karşı olmak adına onu sahiplenmesi. Bu nasıl bir tezat? Bu nasıl bir ikiyüzlülük? "Havva'nın kızları mecliste manto modasını tartışacak" diyen bir gazetenin bugün "Atatürk'ün Cumhuriyet kadınına verdiği haklar geri alınmak isteniyor" diye yazmasını mantığınızın neresine sığdırıyorsunuz?

Kemalist bürokrasinin kadın hareketine çektirdikleri ortadayken; partileri kapatılan, düşünceleriyle alay edilen bu kadınlara haklarının sizler tarafından verildiğini iddia etmek, açıkça, tarihi çarpıtmaktır!

Başka hiçbir şey değil.

Bu yüzden "ne yapsalardı, çarşafla mı devam etselerdi" gibi sözlerinizin bir anlamı kalmıyor. Çünkü zaten onlar hiçbir şey yapmadı, hatta önünü kesti.

Saygılar...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn. dumur;</p>
<p>Öyle görülüyor ki yazıyı okumamışsınız. Eğer okusaydınız bu yazıda Kadının cumhuriyet döneminde edindiği hakların onlara Cumhuriyet tarafından verilmediğini, tamamen kendi çabalarıyla aldıklarını ve bu çabayı gösteren örgütlerin Osmanlı&#8217;dan bu yana var olduğunu öğrenmiş olurdunuz.</p>
<p>Burada asıl mesele ne biliyor musunuz? Kemalizmin, feminist mücadeleni önünü sürekli kesmesine rağmen bugün sırf türban serbestisine karşı olmak adına onu sahiplenmesi. Bu nasıl bir tezat? Bu nasıl bir ikiyüzlülük? &#8220;Havva&#8217;nın kızları mecliste manto modasını tartışacak&#8221; diyen bir gazetenin bugün &#8220;Atatürk&#8217;ün Cumhuriyet kadınına verdiği haklar geri alınmak isteniyor&#8221; diye yazmasını mantığınızın neresine sığdırıyorsunuz?</p>
<p>Kemalist bürokrasinin kadın hareketine çektirdikleri ortadayken; partileri kapatılan, düşünceleriyle alay edilen bu kadınlara haklarının sizler tarafından verildiğini iddia etmek, açıkça, tarihi çarpıtmaktır!</p>
<p>Başka hiçbir şey değil.</p>
<p>Bu yüzden &#8220;ne yapsalardı, çarşafla mı devam etselerdi&#8221; gibi sözlerinizin bir anlamı kalmıyor. Çünkü zaten onlar hiçbir şey yapmadı, hatta önünü kesti.</p>
<p>Saygılar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-26018</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 14:22:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-26018</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Osmanlıdaki kadın ile ilgili yazı yazsam yayınlarmısınız.?&lt;/blockquote&gt;
Evet, özellikle Nezihe Muhiddin'in Kadınlar Halk Fırkası'nı, seçilme hakkı isteyen kadınların, Muzaffer Atatürk tarafından nasıl "asıl vazifelerinin analık" olduğunu; "eğer seçilme hakkı istiyorlarsa askerlik de yapmaları gerektiğini", meclisi basacak kadar ileriye giden Türk Kadınlar Birliğinin nasıl kapatıldığını, o kara çarşaflı diye şekilsel olarak değerlendirdiğiniz kadınların arasından Latife hanım, Fatma Aliye, Halide Edip gibi entelektüel insanların ortada devrim filan yokken nasıl yetişmiş olabildiğini filan sorgulayan bir yazı tabi ki olabilir. Yoksa bildiğimiz, üstünde çarpı işareti olan kara çarşaflı kadın, diğer tarafta da modern kadın resmi üzerinden bir değerlendirmeye gidecekseniz o dolmaları ilkokuldan beri çok yuttuk, doyduk artık.  Daha fazlası ciğerlere baskı yapıyor, bünye kaldırmıyor maruz görün.
Önce Osmanlı'da Kadın'ı yazabilecek donanıma ulaşın sonra elbette yazabilirsiniz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Osmanlıdaki kadın ile ilgili yazı yazsam yayınlarmısınız.?</p></blockquote>
<p>Evet, özellikle Nezihe Muhiddin&#8217;in Kadınlar Halk Fırkası&#8217;nı, seçilme hakkı isteyen kadınların, Muzaffer Atatürk tarafından nasıl &#8220;asıl vazifelerinin analık&#8221; olduğunu; &#8220;eğer seçilme hakkı istiyorlarsa askerlik de yapmaları gerektiğini&#8221;, meclisi basacak kadar ileriye giden Türk Kadınlar Birliğinin nasıl kapatıldığını, o kara çarşaflı diye şekilsel olarak değerlendirdiğiniz kadınların arasından Latife hanım, Fatma Aliye, Halide Edip gibi entelektüel insanların ortada devrim filan yokken nasıl yetişmiş olabildiğini filan sorgulayan bir yazı tabi ki olabilir. Yoksa bildiğimiz, üstünde çarpı işareti olan kara çarşaflı kadın, diğer tarafta da modern kadın resmi üzerinden bir değerlendirmeye gidecekseniz o dolmaları ilkokuldan beri çok yuttuk, doyduk artık.  Daha fazlası ciğerlere baskı yapıyor, bünye kaldırmıyor maruz görün.<br />
Önce Osmanlı&#8217;da Kadın&#8217;ı yazabilecek donanıma ulaşın sonra elbette yazabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>blue tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-26016</link>
		<dc:creator>blue</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 14:07:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-26016</guid>
		<description>dumur,

Bayılıyorum şu dedektif komplo teorisyeni kemalistlere. Ama size zahmet olmuş, yukarıdaki iletişim kutusuna da bakabilirdiniz. Evet, bizim merkez Fransa'da. Ayrıca Balıkesir, Bilecik, Ankara, İstanbul, İzmir, Kayseri ve bilumum illerde şubelerimiz var, etrafınız kuşatıldı. IP adresinizi de tespit ettik zaten. CIA'i, MOSSAD'ı yolluyorum şimdi, birazdan kapınız çalınacak. Aha benimki çaldı iyi mi?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>dumur,</p>
<p>Bayılıyorum şu dedektif komplo teorisyeni kemalistlere. Ama size zahmet olmuş, yukarıdaki iletişim kutusuna da bakabilirdiniz. Evet, bizim merkez Fransa&#8217;da. Ayrıca Balıkesir, Bilecik, Ankara, İstanbul, İzmir, Kayseri ve bilumum illerde şubelerimiz var, etrafınız kuşatıldı. IP adresinizi de tespit ettik zaten. CIA&#8217;i, MOSSAD&#8217;ı yolluyorum şimdi, birazdan kapınız çalınacak. Aha benimki çaldı iyi mi?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>dumur tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-26014</link>
		<dc:creator>dumur</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 13:17:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-26014</guid>
		<description>İşte yine derin düşünce yinevahim bir derin düşünce yanlışlığı.

Yazıklar olsun, sırtına sopa, karnına bebe denile denile, beyinin yanında at koşturan Türk kadınını karaböcek çarşaflıya çevirip, Boşol deyip bir çöp misali atılıp, parayla alınan, 4 tanesi damızlık bir inek gibi alınıp, boşolan, üstüne kuma getirtilen (Ki bunların hiç biri gerçek islam anlayışından değildir)Türk kadını'nı, özgür düşünceye yaklaştıran Atartürkçü hareketi, ilk oy verme hakkı için Amerika'da İngiltere'de ölümü göze alan kadınların olduğu bir çağda, altın bir tabakda hiç bir mücadele vermeden bu seçeneğin sunuldıuğu cumhuriyet'için, yine göstermişsiniz nefretinizi, KUTLARIM!. 

Ne yapsalardı, Kara çarşafa devam mı deselerdi, O çağda Cumhuriyeti eleştirirken bugün modern dediğiniz batı dünyasındaki kadınların durumu neydi? Zaten arap yarım adasını hiç sormaya bile gerek duymuyorum.

O günkü İslam dünyasındaki kadının yerini  söylemeye gerek duymuyorum, peygamber efendimiz, cennet annelerin ayakları altındadır, derken, kadını bir mal haline getiren yanlış İslami yaklaşıma devam mı edilseydi.

İngiltere'deki kadın hareketlerini okuyun ki, size ders vermeyeyim, oradan buradan bulduğunuz devamı olmayan yazılarla bilgi eksik bilgiler vermeyin.

Kadın hareketlerinin başladığı yer olan batıda bile kadınlar bugünkü hakları için o zamanlar canlarından olmuşlar, hapse girmişler. Bunları okuyup Bilmeden Türkiye Cumhuriyeti için bunları yargılamaya kalkmayın.

Tarihsel yargı o dönemi karşılaştırarak yapılır,GÜNÜMÜZE GÖRE DEĞİL O dönemde malum İslam ülkeleri kadınları için ne yapıyordu? Bir zahmet bunlarıda yazıverinde öğrenelim!  

Zamanın insanını  zamana göre düşünün, siz kimsinizde Muzaffer Atatürk'ü Sayın Tayyip Erdoğanla karıştırıyorsunuz. Nasıl kirli bir zihniyetin çarpışık sonucudur bu, bir ülkenin kurucusu ile o ülkenin zamane başbakanını nasıl karşılaştırıyorsunuz. Nasıl bir zihniyet hatası bu?

Daha öncede yazdım Objektif olamayan (açlara yardım ile ilgili makalede yazmıştım)Hükümet  yanlısı bir sitenin tek taraflı yorumu ancak bu kadar olur.Düşünmye alıştırılmamış beyinlere tek taraflı okside edilmiş bilgi!

Sizin gibi bir bakış anlayışınızla sizi tek taraflı yargılasam, neler çıkar hiç düşündünüzmü. Osmanlıdaki kadın ile ilgili yazı yazsam yayınlarmısınız.?

Halen soruyorum, gerçek.atatürkçü, kemalist@yahoo.com, gibi maillerle mail boxumu kirletiyorsunuz, IP tarıyorum Fransa çıkıyor, Ne alaka beyler, sizler kimsiniz, Fransa IP si neden çıkıyor, fransadanmı iştirak ediyorsunuz Türkiye'deki fikir alemine

Saygılarımla</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>İşte yine derin düşünce yinevahim bir derin düşünce yanlışlığı.</p>
<p>Yazıklar olsun, sırtına sopa, karnına bebe denile denile, beyinin yanında at koşturan Türk kadınını karaböcek çarşaflıya çevirip, Boşol deyip bir çöp misali atılıp, parayla alınan, 4 tanesi damızlık bir inek gibi alınıp, boşolan, üstüne kuma getirtilen (Ki bunların hiç biri gerçek islam anlayışından değildir)Türk kadını&#8217;nı, özgür düşünceye yaklaştıran Atartürkçü hareketi, ilk oy verme hakkı için Amerika&#8217;da İngiltere&#8217;de ölümü göze alan kadınların olduğu bir çağda, altın bir tabakda hiç bir mücadele vermeden bu seçeneğin sunuldıuğu cumhuriyet&#8217;için, yine göstermişsiniz nefretinizi, KUTLARIM!. </p>
<p>Ne yapsalardı, Kara çarşafa devam mı deselerdi, O çağda Cumhuriyeti eleştirirken bugün modern dediğiniz batı dünyasındaki kadınların durumu neydi? Zaten arap yarım adasını hiç sormaya bile gerek duymuyorum.</p>
<p>O günkü İslam dünyasındaki kadının yerini  söylemeye gerek duymuyorum, peygamber efendimiz, cennet annelerin ayakları altındadır, derken, kadını bir mal haline getiren yanlış İslami yaklaşıma devam mı edilseydi.</p>
<p>İngiltere&#8217;deki kadın hareketlerini okuyun ki, size ders vermeyeyim, oradan buradan bulduğunuz devamı olmayan yazılarla bilgi eksik bilgiler vermeyin.</p>
<p>Kadın hareketlerinin başladığı yer olan batıda bile kadınlar bugünkü hakları için o zamanlar canlarından olmuşlar, hapse girmişler. Bunları okuyup Bilmeden Türkiye Cumhuriyeti için bunları yargılamaya kalkmayın.</p>
<p>Tarihsel yargı o dönemi karşılaştırarak yapılır,GÜNÜMÜZE GÖRE DEĞİL O dönemde malum İslam ülkeleri kadınları için ne yapıyordu? Bir zahmet bunlarıda yazıverinde öğrenelim!  </p>
<p>Zamanın insanını  zamana göre düşünün, siz kimsinizde Muzaffer Atatürk&#8217;ü Sayın Tayyip Erdoğanla karıştırıyorsunuz. Nasıl kirli bir zihniyetin çarpışık sonucudur bu, bir ülkenin kurucusu ile o ülkenin zamane başbakanını nasıl karşılaştırıyorsunuz. Nasıl bir zihniyet hatası bu?</p>
<p>Daha öncede yazdım Objektif olamayan (açlara yardım ile ilgili makalede yazmıştım)Hükümet  yanlısı bir sitenin tek taraflı yorumu ancak bu kadar olur.Düşünmye alıştırılmamış beyinlere tek taraflı okside edilmiş bilgi!</p>
<p>Sizin gibi bir bakış anlayışınızla sizi tek taraflı yargılasam, neler çıkar hiç düşündünüzmü. Osmanlıdaki kadın ile ilgili yazı yazsam yayınlarmısınız.?</p>
<p>Halen soruyorum, gerçek.atatürkçü, <a href="mailto:kemalist@yahoo.com">kemalist@yahoo.com</a>, gibi maillerle mail boxumu kirletiyorsunuz, IP tarıyorum Fransa çıkıyor, Ne alaka beyler, sizler kimsiniz, Fransa IP si neden çıkıyor, fransadanmı iştirak ediyorsunuz Türkiye&#8217;deki fikir alemine</p>
<p>Saygılarımla</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>fatma feza tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-25623</link>
		<dc:creator>fatma feza</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2009 08:12:10 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-25623</guid>
		<description>Çok yazık bende Cumhuriyet ismini almış olan bu gazeteyi severek okuyup gurur duyardım  oysaki o isme hiçte layık değilsiniz.ATAMA ihanet ettiniz sizi hiç af etmiyeceğim</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Çok yazık bende Cumhuriyet ismini almış olan bu gazeteyi severek okuyup gurur duyardım  oysaki o isme hiçte layık değilsiniz.ATAMA ihanet ettiniz sizi hiç af etmiyeceğim</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>hidayet tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-25328</link>
		<dc:creator>hidayet</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2009 21:46:00 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-25328</guid>
		<description>Kemalizm  reklamları sıktı artık..Altı yaşında ilkokul birde bebelerin beynini yıkaya yıkaya usanmadınız..hala atatürkizm ve kemalcilikle kendi kendinize masturbasyon yapıyorsunuz,bu ancak SİZLERİ  tatmin eder..her türlü sapıklık ve saçamasapan fikirleri atatürkün arkasına sığınarak savunmaya çalışmanız KABAKTADI verdi artık..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Kemalizm  reklamları sıktı artık..Altı yaşında ilkokul birde bebelerin beynini yıkaya yıkaya usanmadınız..hala atatürkizm ve kemalcilikle kendi kendinize masturbasyon yapıyorsunuz,bu ancak SİZLERİ  tatmin eder..her türlü sapıklık ve saçamasapan fikirleri atatürkün arkasına sığınarak savunmaya çalışmanız KABAKTADI verdi artık..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>fatih y. abbas tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-25316</link>
		<dc:creator>fatih y. abbas</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2009 19:56:49 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-25316</guid>
		<description>Kadına ve Cocuga Silah Kullanma Yasagi,Ozgurluk, Haklar Ve Is Hayati 
Kadin haklari,feminizm, calisma hayati, savas askerlik,ozgurlukler ve cinsiyet ayrimi uzerine...

Inanclar, dinler, felsefi gorusler, ekonomi-politikasi ve hukuki rejim gibi konularda asla notr-tarafsiz degiller. Bildigim notr tek ideoloji ve \"mulkiyet ayrimi gozetmeyen\" siyasi gorus, fasizmdir. Inanclar, dinler ve ahlaki ogretilerin, cinsiyetlere gore de, olgunluk ve yasa gore de, parametrik degerleri ve bunlara bagli olan\"hukuki olculeri\" ozgun hukuki kıyasalamalari ve hukuk mantigina dayanan onerileri vardir.

Ahlaki tavsiyeler de bu kapsamda dusunulmelidir. Bu nedenle ozgurluk bahsinde, ekonomik faaliyete katilim muzarekesi, isbolumu anlasmalari ve mulkiyet hukuku konusu hayati onemdedir. Acaba, ekonominin %80\'inin devlet kontrolunde oldugu ve kamuya ait veya kamu tesvikli isletmeciligin ekonominin neredeyse tamamina yakın oldugu \"herkesin canını bile feda etmeye zorlandigi, kutsal odevi diye dayatildigi\" modern ulus devletin ekonomisinde (guya kapitalizm deniyor) hangi \"bireysel-liberal ozgurlugu\" savunma ve yasama imkani vardir?Ozgurluk taleplerinin \" ekonomi politik, hukuki ve etik baglamlari\"onemlidir.(devami.. 

http://kiltabletler-ii.blogspot.com/2009/02/kadna-ve-cocuga-silah-kullanma.html</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Kadına ve Cocuga Silah Kullanma Yasagi,Ozgurluk, Haklar Ve Is Hayati<br />
Kadin haklari,feminizm, calisma hayati, savas askerlik,ozgurlukler ve cinsiyet ayrimi uzerine&#8230;</p>
<p>Inanclar, dinler, felsefi gorusler, ekonomi-politikasi ve hukuki rejim gibi konularda asla notr-tarafsiz degiller. Bildigim notr tek ideoloji ve \&#8221;mulkiyet ayrimi gozetmeyen\&#8221; siyasi gorus, fasizmdir. Inanclar, dinler ve ahlaki ogretilerin, cinsiyetlere gore de, olgunluk ve yasa gore de, parametrik degerleri ve bunlara bagli olan\&#8221;hukuki olculeri\&#8221; ozgun hukuki kıyasalamalari ve hukuk mantigina dayanan onerileri vardir.</p>
<p>Ahlaki tavsiyeler de bu kapsamda dusunulmelidir. Bu nedenle ozgurluk bahsinde, ekonomik faaliyete katilim muzarekesi, isbolumu anlasmalari ve mulkiyet hukuku konusu hayati onemdedir. Acaba, ekonominin %80\&#8217;inin devlet kontrolunde oldugu ve kamuya ait veya kamu tesvikli isletmeciligin ekonominin neredeyse tamamina yakın oldugu \&#8221;herkesin canını bile feda etmeye zorlandigi, kutsal odevi diye dayatildigi\&#8221; modern ulus devletin ekonomisinde (guya kapitalizm deniyor) hangi \&#8221;bireysel-liberal ozgurlugu\&#8221; savunma ve yasama imkani vardir?Ozgurluk taleplerinin \&#8221; ekonomi politik, hukuki ve etik baglamlari\&#8221;onemlidir.(devami.. </p>
<p><a href="http://kiltabletler-ii.blogspot.com/2009/02/kadna-ve-cocuga-silah-kullanma.html" rel="nofollow">http://kiltabletler-ii.blogspot.com/2009/02/kadna-ve-cocuga-silah-kullanma.html</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Olcayto Tan Haskol tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-25288</link>
		<dc:creator>Olcayto Tan Haskol</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2009 00:39:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-25288</guid>
		<description>&lt;strong&gt;
İşbirlikçilerden erdemli, akılcı ve ahlaklı bir duruş beklemiyoruz neyse ki.. Ne MAL olduğunuz ortada..&lt;/strong&gt;
Safi beylik lafı ahkam kesmeye gelince üstüne yok, satırlar arasında da bir fikir yok.
Seni bu bahsi geçen işbirlikçilerden daha erdemli akılcı yada ahlaklı yapan nedir.
Hakarete varan üslubunmu.
Nasıl bir kafa bu güzel kardeşim.Bir çember çiziyorsun kafana bunun dışında kalan işbirlikçi
erdemsiz ahlaksız, en basit kavramları bile algılamamış.
Nasıl böyle yargılıyorsun
Ne içiyorsanız banada yollayın artık.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
İşbirlikçilerden erdemli, akılcı ve ahlaklı bir duruş beklemiyoruz neyse ki.. Ne MAL olduğunuz ortada..</strong><br />
Safi beylik lafı ahkam kesmeye gelince üstüne yok, satırlar arasında da bir fikir yok.<br />
Seni bu bahsi geçen işbirlikçilerden daha erdemli akılcı yada ahlaklı yapan nedir.<br />
Hakarete varan üslubunmu.<br />
Nasıl bir kafa bu güzel kardeşim.Bir çember çiziyorsun kafana bunun dışında kalan işbirlikçi<br />
erdemsiz ahlaksız, en basit kavramları bile algılamamış.<br />
Nasıl böyle yargılıyorsun<br />
Ne içiyorsanız banada yollayın artık.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>NKİCVAS tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-25283</link>
		<dc:creator>NKİCVAS</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2009 22:00:54 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-25283</guid>
		<description>Cumhuriyet gazetesi de CHP de sizin gibi Amerikan beslemelerinden, liberal faşistlerden çok daha demokrattır.
 
Sizin gibilerin Afganistan'daki kadınlar kadar aklı var ancak.. Onlar sadece burka giyiyorlar.. Size giydirdiklerinin haddi hesabı yok bu Cumhuriyetin.. Yarım aklınızla acısını çıkarmaya bakıyorsunuz değil mi?
 
"Derin düşünce" imiş!! Sizin gibilerde bırak "derin" düşünceyi, en basit kavramlar bile oturmamıştır. 
 
İşbirlikçilerden erdemli, akılcı ve ahlaklı bir duruş beklemiyoruz neyse ki.. Ne MAL olduğunuz ortada..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet gazetesi de CHP de sizin gibi Amerikan beslemelerinden, liberal faşistlerden çok daha demokrattır.</p>
<p>Sizin gibilerin Afganistan&#8217;daki kadınlar kadar aklı var ancak.. Onlar sadece burka giyiyorlar.. Size giydirdiklerinin haddi hesabı yok bu Cumhuriyetin.. Yarım aklınızla acısını çıkarmaya bakıyorsunuz değil mi?</p>
<p>&#8220;Derin düşünce&#8221; imiş!! Sizin gibilerde bırak &#8220;derin&#8221; düşünceyi, en basit kavramlar bile oturmamıştır. </p>
<p>İşbirlikçilerden erdemli, akılcı ve ahlaklı bir duruş beklemiyoruz neyse ki.. Ne MAL olduğunuz ortada..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hasan tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/08/kemalizme-gore-turk-kadini-ve-cumhuriyet/#comment-25274</link>
		<dc:creator>Hasan</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2009 18:12:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3416#comment-25274</guid>
		<description>Soner bey;

Friedrich Von Hayek'in " Kölelik Yolu" ismindeki kitabında planlamanın işlevsizliği üzerinde durulur.

Biz liberaller, kendiliğinden doğan düzen'i savunuruz.

Bakınız, bugün kadın haklarının nispeten geliştiği ülkeler aynı zamanda kapitalizmin geliştiği ülkelerdir.

Bu iki durum birbirleriyle paraleldir.

Benim planım bu.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Soner bey;</p>
<p>Friedrich Von Hayek&#8217;in &#8221; Kölelik Yolu&#8221; ismindeki kitabında planlamanın işlevsizliği üzerinde durulur.</p>
<p>Biz liberaller, kendiliğinden doğan düzen&#8217;i savunuruz.</p>
<p>Bakınız, bugün kadın haklarının nispeten geliştiği ülkeler aynı zamanda kapitalizmin geliştiği ülkelerdir.</p>
<p>Bu iki durum birbirleriyle paraleldir.</p>
<p>Benim planım bu.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

