Neden “eğitimli” Türklerin çoğu umutsuzca illiberal?
By Mustafa Akyol on Şub 3, 2009 in AKP, Beyin Yıkama, DTP, Eğitim, Kemalizm, Çeviri
[Orjinali Turkish Daily News'da yayınlandı, çeviren: Ekrem Senai]
Türkiye’nin AB macerasının büyük faydalarından biri de bu ülkeyle ilgili çok önemli ama farkedilmeyen bazı gerçeklerin farkına varılmasını sağlaması. İyi ki AB projesi var ki, Avrupalılar Türk toplumuna daha yakından bakabiliyor, ve bu çok kompleks ve genellikle kafa karıştırıcı ülkede kimin kim olduğunu anlayabiliyorlar. Avrupalıların anladıklarından biri şu ki Türk elitleri demokrasi ve birey özgürlüğü gibi konularda onlarla aynı temel değerleri paylaşmıyorlar. Avrupalı gibi görünen bu Türkler Batılı standartlara kıyaslanınca fazlaca militarist ve ulusalcı kalıyorlar.
İlginç olan nokta şu ki Türkiye’nin bu illiberal eliti, aynı zamanda toplumun iyi eğitimli kısmına da tekabül ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) genelde bu tip Türklerin tercihi ve ilginçtir ki, araştırma üzerine araştırmalar gösteriyor ki CHP üniversite mezunları ve kent profesyonellerinden bir ton oy alıyor. İktidardaki AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi)’nin tabanını ise daha az “eğitimli”, daha az milliyetçi ve AB yanlısı kesimler oluşturuyor.
Peki bu neden böyle? Veya soru şöyle de sorulabilir, neden eğitimli Türkler daha dar kafalı?
Eğitim yoluyla endoktrinasyon
Bunu cevaplayabilmek için, Türklerin “eğitim” deyince ne anladığını bilmemiz gerekiyor.
Aslında bizde bunun manası endoktrinasyon demek. Bir diğer deyişle, eğitim sistemi demokrasiye, özgürlüğe, çoğulculuğa veya eleştirel düşünmeye yönelik bireyler yetiştirmekten çok, öğrencilere “devlet ideolojisini” aşılamak amacıyla tasarlanmış.
Türk ilkokul veya liselerinde biraz dolaşın, ne dediğimi anlayacaksınız. Öğrenciler her haftanın başında ve sonunda devlet ideolojisi etrafında kişisel kült oluşturulan Mustafa Kemal Atatürk’e sadakat yemininde bulunurlar. “Ey büyük Atatürk,” diye sesleniyor tüm öğrenciler, “Açtığın yolda gösterdiğin hedefe yürüyeceğime ant içerim.” Yemin, kollektivist kurban etme sözüyle bitiriliyor: “Varlığım Türk varlığına armağan olsun!”
“Türk varlığını” sürekli yücelten eğitim sistemi, Türkiye’deki diğer etnik kimlikler konusunda ise hiçbir şey söylemiyor. Toplum, homojen bir varlık olarak resimlendiriliyor. Kürtler ve diğer gruplardan hiçbir şekilde bahsedilmiyor, ve eğitiminiz bittiğinde, onlara ilişkin hiçbir şey bilmiyor şekilde mezun oluyorsunuz.
O, afedersiniz, aslında Türk ders kitaplarında bir yerde “Kürt” kelimesi geçiyor: Kurtuluş savaşımızda düşmanlarla birlik olan bir Kürt Teali Cemiyeti’nden bahsediliyor sahiden. Böylece, liseden mezun olduğunuzda, Kürtlerle ilgili kafanızda kalan tek imaj, bir grup “hain” oluyor.
Aslına bakılırsa eğitim sisteminin tamamı size Kemalistler dışında herkesin hain olduğunu anlatıyor. Aslında İşgale karşı gerçekleştirilen bir ulusal direniş olan Kurtuluş Savaşı, sanki sadece günümüzdeki CHP’nin atalarının yaptığı bir mücadeleymiş gibi sunuluyor. Sufi tarikatları, Kürtler ve Araplar, İngiliz ve diğer devletler tarafından satın alınmış iç düşmanlar olarak anlatılıyor. Bu propoganda geleneksel metodla yapılıyor: Gerçeklerin seçmece bir şekilde kullanımı ile… İşgalcilerle birlik olan çok az sayıda Sufi lideri, Kürt grubu veya Arap kabilesi vardı. Ama öğrencilere sadece bunlar anlatılıyor, çoğunluğu oluşturan diğerleri değil.
Sistem kendisiyle gurur duyuyor. Milli Eğitim Bakanlığı resmi olarak amacını “Atatürk devrim ve prensiplerine bağlı nesiller yetiştirmek” olarak açıklıyor. Tüm üniversiteleri yöneten Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) da, aynı amacı tekrarlıyor. Ama bu “prensipler ve devrimler” arasında demokrasi veya bireysel haklar gibi konular hiç mevcut değil. Bundan dolayı Atatürk’ü suçlayamazsınız, çünkü onun zamanında, “devletçilik” gibi fikirler popülerdi ve doğal olarak onları benimsedi. Fakat, zaman değişti, ama sisteme hiçir değişiklik yapılmadı.
Doktrinde bireysel özgürlüğün bulunmaması gerçekten ilginç bir konu. Ben şahsen çocukken bağımsızlık ve hürriyet terimleri arasındaki farkı bilmez, birini diğerinin yerine kullanırdım. Bunun sebebi eğitim sisteminin bana, 1923′te Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda hepimizi özgür kıldığını öğretmesiydi. Cumhuriyet bizi vatandaş olarak kabul ettiği için, özgürlük, ihmal edilebilir küçük bir sorundu. Asıl önemli olan devletimizin, dış güçlere karşı özgür olmasıydı. Bireysel özgürlüğümüzün lafı mı olurdu.
Sadece duvardaki tuğlalardan bir başkası
İşte, Türk sistemi, vatandaşlarını böyle “eğitiyor”. Vatandaşlardan, Pink Floyd’un vurguladığı gibi, sadece duvardaki tuğlalardan biri olması isteniyor. Ve çoğu da oluyorlar. En azından on yıllardır süren endoktrinasyonun izlerini taşıyorlar. İşte bu yüzden, normalde zeki ve mantıklı insanlar olan birçok Türk, ulusal ve ultra-sekülerizm mitlerini sorgulamaya başladığınız zaman mantıksızca konuşmaya başlıyorlar.
Tabi ki, kutu dışında çıkan bir çokları da var. Öncelikle, kendilerini liberal olarak deklare eden ve sistemin otoriteryen olduğunu ve özgürleştirilmesi gerektiğinisöyleyenler bulunuyor. Bunlar etkililer ama çok sınırlı düzeyde. Ayrıca diğer elitler, Kemalist olanları, onların saf veya hain olduğunu düşünüyor.
Büyük Yalana itibar etmeyen toplumun büyük bir kesimi genelde kimlikleri baskı altına alınanlar: Muhafazakar Müslümanlar ve Kürtler. Bu grupları temsil eden siyasi partilerin, AKP ve DTP’nin, diğerlerinden çok daha reformist ve AB yanlısı olmaları tesadüf değil. Ve yine, bu iki partinin kapatılması için “rejimi” koruma görevi bulunan Anayasa Mahkemesinin kapatma davası açması da tesadüf değil.
Kürt tarafındaki bir problem, PKK terörizminin demokratikleşmeye ayrı bir engel sağlaması. Muhafazakar kesim ise böyle bir şiddet geleneğine sahip olmamakla birlikte, giderek daha ılımlı, demokrat ve globalist hale geliyor.
Bu yüzden, Türkiye için tek çıkar yol, Turgut Özal zamanında ve AKP’nin ilk döneminde olduğu gibi liberaller tarafından dile getirilen, muhafazakarlarca benimsenen, AB tarafından desteklenen liberal demokrasiye sahip çıkmak. AKP kapatılsa bile, bu momentum bir başka parti ile sürecektir. Ve Kürtler de güneydoğuda dağlarda Che Guevera’cılık oynayacaklarına bu trene atlarlarsa bu herkesin hayrına olacaktır.
İlliberal elitin liberal demokrasiyi kabul etmesi konusunda ise, hiç iyimser değilim. İnanılmaz reaksiyoner duruşlarına bakılırsa, zihinleri bunu kırabilmek için fazla “eğitimli”…
2 [?]






9 Yorum
Yazan:eg Tarih: Şub 3, 2009 | Reply
tanıl bora’nın sanırım iki sene önce falan yazdığı bir yazısı vardır birikim dergisinde ve başlığı “tahsilli cehaletin cinneti” olan bu uzun makale benim gördüğüm en başarılı türk aydını (sadece türk aydın değil elbette, daha genel bir ‘uzman, modern ve batılı’ aydın profilinin ki buna batılı aydınların çoğu da dahildir bir başka perspektiften)analiziydi. bulabilecek herkese tavsiye ederim.
Yazan:eg Tarih: Şub 3, 2009 | Reply
bu arada liberal demokrasi değil, radikal demokrasidir türkiye’nin ihtiyacı olan. liberal demokrasi; liberal ile demorkasinin birbirlerini “ittiği” bir terkip yaratıyor kanımca.
Yazan:Yağmur Alka Tarih: Şub 4, 2009 | Reply
sayın eg Tanıl Bora dedi, yazıyı kendim okumadım ama linki aşağıda veriyorum. http://www.birikimdergisi.com/birikim/dergiyazi.aspx?did=1&dsid=328&dyid=4918
Yazan:fuatogl Tarih: Şub 4, 2009 | Reply
Sorunun sorus sekli cok yaniltici. Bence dogru soru su olmalidir: Bu memlekette kim “libertaryen” anlaminda gercekten liberal ki? Boyle birsey varmis gibi, gorece egitimli insanlarin illiberalliginden bahsetmek biraz komik kaciyor. AKP filan mi? Yada Mustafa bey gercekten kendisini libertaryen filan olarak mi goruyor? Ornek aldigi memleketlerde kendi bircok gorusleri koktenci olarak kabul edilirken, bunlari bizim memleketimizde “liberal” olarak gormesi biraz komik. Hatta komik filan da degil, trajiktir.
Yazan:Furkan Tarih: Şub 4, 2009 | Reply
Liberallik göreceli bir kavram. Kelime anlamıyla özgürlükcülük ise, bir baskının olduğu yerde liberallikten söz etmek mümkün olur. Bu durumda baskıcı sistemlerin olduğu her yerde bu baskı sistemine karşı çıkanlar liberal sayılabilirler. Türkiye’de baskıyı uygulayan kesimler elitler olduğuna göre (en azından şu anda) onlara karşı çıkan dindarlara da liberal denilebilir bu şartlar altında. Zaman gelir dindarlar da iktidara gelirler ve baskı uygulamaya başlarlarsa onlara karşı çıkan batıcılara da o zaman liberaller denilebilir.
Ama yazının anlatmak istediği kimin liberal olduğu kimin olmadığı değil. Türk elitlerinin bu devleti neden baskı sistemi üzerine kurdukları ve iyi eğitimli insanların neden bu baskı sistemine gönüllü nefer olduklarını anlamaya çalışmak. Bu gözle okursanız belki fayda elde edebilirsiniz bu yazıdan.
Yazan:fuatogl Tarih: Şub 5, 2009 | Reply
Memleketimizde liberallik, ozgurlukculuk, demokratlik kavramlari etrafinda ideolojik ve hegemonik bir dil kurulmus durumda (ucube ornekleri boldur), Mustafa beyin yazi ve yaklasimlari bu hegemonik dile iyi birer ornektir, niyetinden bagimsiz olarak. Birilerinin illa “soylemimin dalga dalga yayilacagi hegemonik bir alan kurmaliyim” falan gibi dusunmesine - hareket etmesine gerek yok. Kendiliginden olan seyler bunlar, kimseye ozel bir yetenek degil. Meseleye bu acidan baktigimi goz onunde bulundurursaniz, ne demek istedigim anlarsiniz sayin Furkan. O yuzden “Yahu ozgurlukcu bir zihniyet mi var ortada, kimi kimden ayiriyorsunuz” diye sormak gerekiyor ilk elden! Boyle bir “ayirma” eylemine musait verili bir durum yok cunku.
Ikincisi, bir insanin sosyal bir baglamda kendi disiyla ozgurlukcu bir iliski kurmasi illa baski gerektiren bir durum degildir. Sirf baski gordugu icin illa bu tarz iliskilerin gelismeyecegini de zaten hepimiz acik bir sekilde gorebiliyoruz diye dusunuyorum. Dolaysiyla, “baski goruyor! tamam o zaman ozgurlukcudur” diye piyasada bolca tuketilen / sundugunuz sey tamamen hayalden ibaret. Ornek isterseniz Hamas i verebilirim!
Aslinda ozgurluk hakkindaki bu tespitiniz cok ilginc (ama vakit dar), tanimlama biciminizin temeli cok yanlis bir yerde duruyor..biraz dusunun!
Yazan:Murat Aygen Tarih: Şub 5, 2009 | Reply
“… neden umutsuzca illiberal?” Sizden daha zor sorular sormanızı bekliyorum. Soygunun, dolandırıcılığın, gaspın kılıfını hangi kumaştan biçerseniz o kumaştan nefret eden de çok olur tabii.. İnanmıyorsanız bu kılıfın BAŞKA kumaşlardan biçildiği yadellere bakınız.
Yazan:Serkan Çekiç Tarih: Şub 5, 2009 | Reply
Şekil 1 A dan da(Murat Aygen) görülebileceği gibi liberalizm denince akla dolandırıcılık, gasp ve soygunun gelmesi bu sebeplerden biri.Yani neymiş bu kitlenin bi problemide liberalizmi açıp okumaya tenezzül etmeyip böyle şerefsizlik gibin hırsızlık gibin bişi (cümlenin orjinalini kullanmak için neler vermezdim ama yasaktır muhtemelen.) olarak görmesi.Yazık.Neyse, okumayan eğitimli adam liberalizme yaramaz zaten.
Yazan:Murat Aygen Tarih: Şub 5, 2009 | Reply
Sevgili Serkan Çekiç; benim değil, çoğu seçmenin aklına gelenlerdir bunlar.. Bir doktriner savunduğu doktrinin süfli maksatlara alet edilmesi karşısında kayıtsız kalmamalıdır. Bu hassasiyeti maalesef ne bir Kemalist, ne bir Sosyalist ve ne de bir Liberal gösterebiliyor. İşte beni şu içinde bulunduğum Internet kalemşörlüğüne iten sebeplerden en önemlisi budur. Sn. Kemal DERViŞ “siz benim ne solcu olduğunu gidin Joseph Stiglitz’e sorun” demişti. Sen de benim ne liberal olduğumu Atilla’ya soruver hele :) iyi geceler..