<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Çağdaş uygarlık seviyesinin üzeri - Bölüm 4 yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/01/31/cagdas-uygarlik-seviyesinin-ustu-bolum-4/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/01/31/cagdas-uygarlik-seviyesinin-ustu-bolum-4/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 10:07:29 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Tarik tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/01/31/cagdas-uygarlik-seviyesinin-ustu-bolum-4/#comment-24874</link>
		<dc:creator>Tarik</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2009 12:37:59 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3208#comment-24874</guid>
		<description>Çok güzel özetlemişsiniz. Yanlız küçük bir parantez açmak istiyorum. Hatırlatmak isterim ki, bütün bahsettiğiniz bu "modernleşme-kalkınma" ekonomi politiği, bugün kullandığımız anlamda "anti demokratik" koşullarda yürütülebilecek bir programdır.

Örneğin İngiltere'de bugün anladığımız anlamda yetişkin nüfusun (21 ya da 18 yaş) tamamının oy kullanıp siyasete katılması 20nci yüzyılda gerçekleşmiş bir olaydır. O şimdilerde çok övülen libereal düşünür ve siyaset adamı, J.S Mill'in seçildiği parlamentoları oluşturan seçimler, İngiltere'deki yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 10'unun oylarıyla ve açık oy prensibiyle gerçekleştiriliyordu.

Mill kadınlara oy hakkı verilmesini savunan bir "liberal" entellektüel olarak hatırlanır ama kendisinin "maddi ve coğrafi durumdan bağımsız olarak bütün yetişkin yurttaşlara" oy hakkı verilmesine KARŞI mücadele verdiği nedense gizlenir. Keza Almanya, Fransa gibi ülkelerin parlamentolarında (örneğin)Marx ve Engels'in komünist manifestolarını kaleme aldıkları tarih itibariyle "çalışan sınıflara" demokratik temsil imkanı tanınmamıştır. Çalışan sınıflar, yani; sadece DAĞDAKİ ÇOBAN değil, tarladaki köylü, şehirde atölye ve fabrikalarda çalışan işçi, hatta kendi işini sürdüren ama yıllık vergi limitinin altında kalan küçük esnaf..Kendilerini "yöneten" parlamento ve devlet başkanlarının seçimin tesir etme şansına sahip değildirler.

Ülkemize dönersek, 1947'de serbest seçimlere gidildiğinde seçmenin yüzde 90'ının köylerde yaşıyor olduğunu ve önemli bir kısmının oylarının ağalar ve aşiretler araclığıyla yönlendirildiğini kabul etmemiz gerekir. Elimizde bugün yeterli araştırma bulunmasa da bunun aksini düşünmek sosyo-politik anlamda imkansızdır. Bugün bile, hala güneydoğuda kırsal alan "devlet yanlısı-örgüt yanlısı" olarak ikiye bölünmüştür. Aşiretlerin blok oylarıyla kimi kentlerde doğrudan yurttaşı hedef alan hiç seçim çalışması yapmadan milletvekili çıkartabilirsiniz.

Böyle bir kır ekonomisi içerisinde ve feodal ilişkilerle hesaplaşmadan girişilen sistem değişikliğiyle (çok partili ve eşit oy hakkı prensibi)tutarlı ve sürdürülebilir bir bağımsız (ulusal ekonomi içerisinde, ulusal burjuva ve devlet kanalıyla) ekonomik kalkınma mümkün müdür?

Bizde "yasak" çoktur; devlet yöneticilerimiz "hayır" demeyi iyi bilirler ama nedense yasakladıkları fenomenlere kuvvet veren olgularla hesaplaşıp, onların değirmenine su taşıyan süreçleri ülke yararına, sistem içerisine çekecek "kanalların" inşası hep ihmal edilmiştir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Çok güzel özetlemişsiniz. Yanlız küçük bir parantez açmak istiyorum. Hatırlatmak isterim ki, bütün bahsettiğiniz bu &#8220;modernleşme-kalkınma&#8221; ekonomi politiği, bugün kullandığımız anlamda &#8220;anti demokratik&#8221; koşullarda yürütülebilecek bir programdır.</p>
<p>Örneğin İngiltere&#8217;de bugün anladığımız anlamda yetişkin nüfusun (21 ya da 18 yaş) tamamının oy kullanıp siyasete katılması 20nci yüzyılda gerçekleşmiş bir olaydır. O şimdilerde çok övülen libereal düşünür ve siyaset adamı, J.S Mill&#8217;in seçildiği parlamentoları oluşturan seçimler, İngiltere&#8217;deki yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 10&#8242;unun oylarıyla ve açık oy prensibiyle gerçekleştiriliyordu.</p>
<p>Mill kadınlara oy hakkı verilmesini savunan bir &#8220;liberal&#8221; entellektüel olarak hatırlanır ama kendisinin &#8220;maddi ve coğrafi durumdan bağımsız olarak bütün yetişkin yurttaşlara&#8221; oy hakkı verilmesine KARŞI mücadele verdiği nedense gizlenir. Keza Almanya, Fransa gibi ülkelerin parlamentolarında (örneğin)Marx ve Engels&#8217;in komünist manifestolarını kaleme aldıkları tarih itibariyle &#8220;çalışan sınıflara&#8221; demokratik temsil imkanı tanınmamıştır. Çalışan sınıflar, yani; sadece DAĞDAKİ ÇOBAN değil, tarladaki köylü, şehirde atölye ve fabrikalarda çalışan işçi, hatta kendi işini sürdüren ama yıllık vergi limitinin altında kalan küçük esnaf..Kendilerini &#8220;yöneten&#8221; parlamento ve devlet başkanlarının seçimin tesir etme şansına sahip değildirler.</p>
<p>Ülkemize dönersek, 1947&#8242;de serbest seçimlere gidildiğinde seçmenin yüzde 90&#8242;ının köylerde yaşıyor olduğunu ve önemli bir kısmının oylarının ağalar ve aşiretler araclığıyla yönlendirildiğini kabul etmemiz gerekir. Elimizde bugün yeterli araştırma bulunmasa da bunun aksini düşünmek sosyo-politik anlamda imkansızdır. Bugün bile, hala güneydoğuda kırsal alan &#8220;devlet yanlısı-örgüt yanlısı&#8221; olarak ikiye bölünmüştür. Aşiretlerin blok oylarıyla kimi kentlerde doğrudan yurttaşı hedef alan hiç seçim çalışması yapmadan milletvekili çıkartabilirsiniz.</p>
<p>Böyle bir kır ekonomisi içerisinde ve feodal ilişkilerle hesaplaşmadan girişilen sistem değişikliğiyle (çok partili ve eşit oy hakkı prensibi)tutarlı ve sürdürülebilir bir bağımsız (ulusal ekonomi içerisinde, ulusal burjuva ve devlet kanalıyla) ekonomik kalkınma mümkün müdür?</p>
<p>Bizde &#8220;yasak&#8221; çoktur; devlet yöneticilerimiz &#8220;hayır&#8221; demeyi iyi bilirler ama nedense yasakladıkları fenomenlere kuvvet veren olgularla hesaplaşıp, onların değirmenine su taşıyan süreçleri ülke yararına, sistem içerisine çekecek &#8220;kanalların&#8221; inşası hep ihmal edilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
