Hamas’a Kulak Verelim
By Mustafa Akyol on Oca 12, 2009 in Batı, Filistin
Geçen haftaki “Gazze’de Ne Yapmalı?” başlıklı yazımda İsrail’in süregiden devlet terörünü lanetlemiş, ancak Hamas’ın da ateşkesi uzatmayarak buna bahane oluşturduğunu yazmıştım. Fakat Hamas’ın açıklamalarına kulak verince, meselenin bu kadar basit olmadığı, onu ateşkesi bozmaya itenin asıl İsrail’in tecavüzleri olduğu ortaya çıkıyor. Bunu açıdan kendimi tashih etmeliyim. Doğruya doğru, yanlışa yanlış; benden gelenler dahil.
Bu konuda hepimizin okuması gereken bir yazı, The Guardian gazetesinde yayınlandı. Yazarı, bu gibi Anglo-Sakson yayınlarda görmeyi pek beklemediğimiz bir isimdi: Hamas’ın Şam’daki lideri Halid Meşal. Hani 2005 yılında bizim hükümet tarafından Ankara’ya davet edildi diye epey fırtına kopartılan Meşal.
Şöyle diyordu İslami Mukavemet Hareketi’nin lideri:
“18 aydır Gazze’deki insanlarım kuşatma altında, dünyanın en büyük hapishanesinde, kara, hava ve denizden çevrilmiş durumda. Kafeslenmiş, aç bırakılmış, hastalarımıza ilaç bulmamız bile engellenmiş vaziyetteyiz. Bu yavaş ölüm politikasının ardından da bombardıman başladı… 540’tan fazla insan öldürüldü. Üçte biri kadınlar ve çocuklardı.”
Sonra şöyle devam ediyordu:
“Bu kan nehri, yalanlar ve çarpıtmalarla yürütüldü. Biz Hamas olarak altı ay boyunca ateşkese uyduk. İsrail ise bunu en baştan beri sürekli bozdu. Gazze’ye girişleri açması ve ateşkesi Batı Şeria’ya da genişletmesi gerekiyordu. Ama Gazze üzerindeki ölümcül ablukasını genişletti, elektrik ve su kaynaklarını kesti. Bu toplu cezalandırma hiç durmadı, aksine İsrail’in suikast ve öldürmeleriyle hızlandı. Sözde ateşkes sırasında otuz Gazzeli İsrail saldırılarıyla öldürüldü ve yüzlerce hasta abluka neticesinde yaşamını yitirdi… Batı Şeria’dan İsrail’e hiç füze atılmamıştı. Ama geçen yıl orada da İsrail saldırıları sonucunda 50 kişi öldü veya yaralandı ve yayılmacılık siyaseti durmaksızın devam etti. Sükunetin tadını İsrail çıkardı; benim insanlarım değil.Bu ihlal edilmiş ateşkesin sonuna yaklaşırken, ablukayı kaldıracak ve Refah dahil Gazze’ye yönelik tüm girişleri açacak yeni ve kapsamlı bir ateşkese hazır olduğumuzu söyledik. Çağrılarımız cevap bulmadı. Yine de işgal kuvvetlerinin Gazze’den tümüyle çekilmesi karşısında yeni bir ateşkese başlamayı istiyorduk.
Bizim sürekli devam eden toprak gaspları karşısında susmamız ve İsrail’in merhametine bırakılacak bir iki kantona razı olmamız isteniyor. Gerçek şu ki, İsrail sadece benim halkım tarafından izlenecek tek taraflı bir ateşkes istiyor: Kendisi ise bombardımanları, suikastleri, işgalleri ve kolonyal yayılmacılık siyasetini sürdürmeyi hedefliyor.”
Meşal yazısında şunu da söylüyor:
“Bizim el yapımı mütevazi roketlerimiz, dünyaya yükselen protesto seslerimizdir. İsrail ve onun Amerikalı ve Avrupalı destekçileri, bizim sessizlik içinde ölmemizi istiyor. Ama sessizce ölmeyeceğiz.”
Adalet duygusuna ve vicdana sahip bir kimsenin, buradaki hissiyatı anlamaması ve paylaşmaması mümkün değil. Bizim burada rahat evlerimizde otururken onyıllardır işgal altında yaşayan bir millete “akıl öğretmeye” kalkmamız da hiç yerinde değil.
Ancak onların sadece “cephe”de muhatap olduğu ülkeleri tanıyan, onların içindeki tartışmaları da izleyen olan insanlar olarak, belki Hamas’a ve genel olarak Filistin halkına meselenin farklı bir yüzünü de göstermeye çalışabiliriz. Haklı davalarında onları haksız gibi gösteren kimi eylemlerinin, özellikle de İsrailli sivilleri kasten hedef alan “terör” saldırılarının yanlış olduğunu kendilerine hatırlatmayı, bu açıdan gerekli görüyorum.
Hamas’ın “dünyaya yükselen protesto sesini” sadece füzeler değil, aynı zamanda İngiliz basınında makaleler yoluyla duyurmaya başlaması ise, çok iyi bir adım. Bu, eğer bir “açılım”a dönüşürse, hem dünyanın Gazze’nin sesini duymasına, hem de Gazze liderliğinin dünya realitesi ile yüzyüze gelmesine yarar.
2 [?]



2 Yorum
Yazan:İbrahim Ahmed Tarih: Oca 12, 2009 | Reply
“Bizim el yapımı mütevazi roketlerimiz, dünyaya yükselen protesto seslerimizdir. İsrail ve onun Amerikalı ve Avrupalı destekçileri, bizim sessizlik içinde ölmemizi istiyor. Ama sessizce ölmeyeceğiz.”
işte Gazze’de Hamas ve israil arasında Gazze’de olup bitenLerin özeti…
Malesef Hamas daha önce çok bağırdı ama sesini duyuramadı. Daha doğrusu kimse duymak istemedi..
Olup bitenleri katillerin baskın sesinden değil, mazlum ve maktullerin cılız sesinden dinleyelim…
Yazan:Enver Gülşen Tarih: Oca 13, 2009 | Reply
maalesef tüm dünyada olduğu gibi ülkemiz basınının “zengin” çoğunluğunda da yoğun br israil propogandası var. bu yoğun propogandadan mustafa akyol da bu yazısına gelinceye kadarki bir iki yazısında etkilenmişe benziyordu. ama gerçek işte yukarıda yazılan gibi…
2004′ten son saldırılar öncesine kadar israil tarafından öldürülenlerin sayısı 4000 kişiyi bulur, %90′ı da sivildir bunların. 2005 sonunda hamas intihar saldırılarını yasaklamıştı anlaşabilmek için bir küçücük ufuk görününce….İsrail ordusu sadece 2005-2007′de Gazze’de 222’si çocuk 1290 Filistinli öldürdü. Buna karşılık İsrail’in Gazze’den çekildiği üç yıl içinde hemen hepsi İslami Cihat gibi örgütlerin fırlattığı roketler nedeniyle 11 İsrailli öldü. altta ceyda karan’ın kısa bir özeti var….
**********
Yaser Arafat, pek çoklarının manidar bir hataya düşerek ‘barış anlaşması’ sandığı, resmi adıyla Oslo İlkeler Deklarasyonu’nun açtığı süreçte, 1994′te İzak Rabin’le birlikte Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştü. Ne tuhaftır ki, 2004′te hasmı İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un ‘terörist’ yaftası eşliğinde tıkıldığı Ramallah’taki karargâhı Mukata’da öldü, kimilerine göre öldürüldü. ABD’nin FKÖ’yle gizli diyaloğu sayesinde başlatılan Oslo süreciyle İsrail’i vermeyi istemediği tavizlere zorlamasının bedeliydi ödediği. Bugün Barack Obama, Washington semalarında belirirken, Gazze’de tanıklık ettiklerimiz İsrail’in yine birtakım ‘tavizlere zorlanma’ olasılığına karşı aldığı ‘önlemlerin’ sonucu. Son operasyona, Şii İran’ı denkleme daha fazla sokacak sonuçları içeren bir kumar olması bir yana, bölgede tüm çatışmaların kaynağı Filistin sorunu açısından bakmak da elzem.
Ulusal kurtuluş hareketlerinde radikaller hep olur. Mesele müzakereye meyleden radikallerin yolunu açıp açıp açmamakta düğümlenir. İsrail bugüne dek dışarıdan zorlanmadıkça bu yolu açmadı, açmak zorunda kaldığında da taviz vermemek için akla karayı seçti. Misal en önemli tezi ‘önce güvenlik, sonra barış’ oldu. Ve kimse çıkıp ‘ancak önce barış, sonra güvenlik olur’ demedi, diyemedi. Mesele dönüp dolaşıp aynı yere bağlanıyor. İsrail barış istiyor, ama sadece kendi empoze ettiği, vatandaşlarına asla güvenlik sunamayacak bir barışı. Yani; Filistinlilerin Batı Şeria’nın İsrail’in arzulamadığı, duvarın ötesinde Güney Afrika usulü ‘Bantustan’ olacak toprak parçacıklarında, su kaynakları İsrail’in kontrolü altında yaşamalarını; Doğu Kudüs’ten, yurtlarına BM’nin vakti zamanında verdiği kadarına dahi tekabül etmeyen kısmına dönüş hakkından vazgeçmelerini; bunlara karşılık Batı Şeria’dan zaten coğrafi olarak kopuk bir Gazze’de uslu uslu oturmalarını… Hadi olmadı, Gazze’nin Mısır’a, Batı Şeria’nın Ürdün’e bırakılmasını… (Bu tezi, en son geçen pazartesi Bush’un namlı eski BM elçisi John Bolton, İsrail-Mısır-Ürdün’lü üç devletli çözüm salık verdiği makalesinde ısıttı.) Kısacası Filistinlilerin direnişten vazgeçip, topyekûn yenilgiyi kabul etmesini… Arafat bu koşulları kabul edemediği için göçüp gitti.
İsrail ise Bush’un sekiz yıl ‘yürü ya kulum’ demesiyle uluslararası yasalarda kâğıt üzerinde kalmış devlet vaadini gündemden gayet güzel düşürüp, Filistin sorununu neredeyse insani meseleye indirgemeyi başardı. Artık bitkisel hayattaki Şaron’un danışmanı Dov Weisglass’ın üç yıl önce Gazze’den tek taraflı çekilmeyle Filistinlilerle siyasi sürece son verdiklerini ilan edip “Filistin devleti artık gündemimizden kesin olarak çıktı” sözleri pek manidardı.
İşte, İsrail’in Obama ile girebileceğini hesap ettiği yeni tavize zorlanma süreci, aslında Oslo sürecindeki (*) gibi bir şey vermeyecek olsa dahi, bu vizyonu tehdit edebilir. İsrail, bu süreci kontrol etmek istiyor. ‘Dökme Kurşun’ operasyonu, İsrail’in yeni süreci Arafat’ın tırnağı bile olamayacak Mahmut Abbas’la yaşamak arzusunun tezahürü. FKÖ’nün yerini alan İslami direnişin kalesi Hamas’la değil…
Oysa Hamas, Ocak 2006′da 132 üyeli Filistin meclisinde 76 sandalye elde ettiği, bizzat eski ABD Başkanı Jimmy Carter gözlemciliğinde demokratikliği ve şeffaflığına övgü düzülen seçim sonucunda iktidara geldiğinde, çok daha azına razı olabileceği sinyalleri vermişti. Hatta Fetihleşme sürecine bile girdi denilebilir. İntihar saldırılarının yasaklanmasını sağlamış Başbakan İsmail Haniye, Şubat 2006′da Washington Post’la söyleşisinde, ısrarla İsrail 1967 sınırlarına çekilirse Yahudi devletini tanıyıp tanıma
yacakları sorulunca, klasik Hamas söyleminin dışına çıkıp “İsrail Filistin halkına bir devlet vereceğini, haklarını iade edeceğini ilan ederse onları tanımaya hazırız” demişti. Ama nafile. Bütün mali kaynakları kesilerek hükümet edemez hale getirilen Hamas’ın Mart 2007′de Fetih’le ulusal birlik hükümeti kurup müzakereye hazır olduğunu duyurması da işe yaramadı. İsrail’in yanıtı ‘Hamaslı hükümetle müzakere etmeyiz’ oldu. Zaten böl-yönet taktiği hazırdı. Fetih’in İsrail işbirlikçisi Mahmut Dahlan’lı darbe girişimini önlemenin Hamas’a bedeli ise, Gazze’ye tıkılmak oldu. Hâlâ Hamas’ın Gazze’de darbe yaptığı de-zenformasyonuna inananlar, Bush yönetiminden Temmuz 2007′de istifa etmiş Dick Cheney’nin tanınmış neocon danışmanı David Wurmser’ın, “Bana göre olup bitenler, Hamas’ın darbesi filan değil, Fetih’in darbe girişiminin gerçekleşmeden önlenmesi” yorumuna baksın.
Nihayetinde taktik iyi işledi. Filistin sorununda kılını kıpırdatmamış Bush, Aralık 2007′de son görev yılına girerken ‘iki devletli çözüm’ retoriğiyle süslü Annapolis şovunu yaparken, Gazze göstermelik sınır açmalar dışında abluka altındaydı. İsrail ordusu sadece 2005-2007′de Gazze’de 222’si çocuk 1290 Filistinli öldürdü. Buna karşılık İsrail’in Gazze’den çekildiği üç yıl içinde hemen hepsi İslami Cihat gibi örgütlerin fırlattığı roketler nedeniyle 11 İsrailli öldü. Ama ABD’de seçim dönemine girilirken nefes alan bir Gazze, Hamas’ın meşru muhatap hale getirecekti.
Bugünkü savaşın sebebi, Hamas’ı bitirilemeyecekse bile zayıflatmak ve İsrail’in şartlarında ateşkese zorlamak. Hamas’la diyalog işaretleri veren Obama’ya fren çekmek. İsrail Başbakan Yardımcısı Haim Ramon’un sözleri çok açıklayıcı: “Hamas’ın hükümet etemeyeceği bir duruma gelinmesi gerek. Bu en önemli şey. Savaş berabere biter ve İsrail Gazze’yi yeniden işgal etmekten kaçınırsa, Hamas diplomatik tanınma kazanacak.” Hamas ezilir mi, ezilmez de Obama’nın gözünde bir biçimde meşrulaşır mı bilinmez. İroni o ki, İsrail’in Hamas’ın temsil ettiği gayet de meşru direniş fikrini Filistinlilerin yüreklerinden söküp atması mümkün değil. İsrail 1948′den beri Mısır, Suriye, Ürdün ve FKÖ’yü yendi. Ama gelişmiş silahları Filistin direnişine son vermeye yetmedi.