RSS Feed for This Post

Kapitalizm Müslümanlığı Bozar mı?

[MustafaAkyol.Org sitesinde yayınlandı]

Geçen hafta Radikal gazetesinde “Asıl Tehlike Budizm Değil Kapitalizm” başlıklı bir haber vardı. Bu yargının sahibi ise, Radikal muhabirinin yoga hakkındaki sorularını cevaplayan ilahiyatçı Prof. Dr. Salih Akdemir’di. Aslında bu tartışma, belki takip etmişsinizdir, Malezya Fetva Konseyi Başkanı’nın bir uzakdoğu disiplini olan yoganın İslam’a uymadığını söylemesiyle başlamıştı. Oysa Prof. Akdemir’e göre, bir ruh ve beden eğitimi olan yoga, çoktanrıcılığa dair ögeler içermedikten sonra, bırakın İslam’la çelişmeyi, onun değerlerine son derece uygundu.

Yoga konusunda Prof. Akdemir’e tümüyle katılıyorum. Dahası onun aktardığı “Bilgelik müminin yitik malıdır; nerede bulursa bulsun, o, ona herkesten daha layıktır” mealindeki hadisin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu perspektifi kaybeden bazı Müslümanlar, “gavur icadı” her şeyi peşinen reddetme yoluna giriyorlar ki, bu da İslam dünyasının ufkunu daraltıyor.

Peki ama yoga konusunda gösterdiğimiz açık görüşlülüğü kapitalizmden niye esirgeyelim?

Bir başka deyişle, kapitalizmin nesi İslam’a aykırı?

Bazı okurların bu soruya, “nesi mi aykırı, her şeyi aykırı” diye cevap vereceğini ve sonra da şuna benzer bir şeyler diyeceğini tahmin edebiliyorum: “Kapitalizm, açgözlülüğü, acımasızlığı, sömürüyü, paraya tapmayı meşrulaştırır. İslam’da ise kanaatkârlık, paylaşma ve sosyal adalet vardır.”

Önce solcu kesimde üretilmiş sonra da İslami kesimde yankı bulmuş olan bu ezber, Türkiye’de çok yaygındır. Ama bir o kadar yanlıştır. Kuşkusuz açgözlülük, acımasızlık, sömürü ve paraya tapma kötü şeylerdir ve İslam’a da aykıdır. Ama kapitalizm bunlarla özdeş değildir ki… Bir kapitalist, bu kötü özelliklere olabileceği gibi, ahlaklı ve erdemli bir insan da olabilir. Aslında kapitalizmi yaratanlar da, Max Weber’in “kapitalizmin ruhu” hakkındaki ünlü çalışmasında ortaya koyduğu gibi, ikinci tipte, yani ahlaklı ve hatta ahlakçı Hıristiyan dindarlardır.

Bu konudaki kafa karışıklığını en iyi tespit edip eleştiren isimlerden biri, değerli iktisatçı ve sosyolog merhum Prof. Dr. Sabri Ülgener’di. “Din ve Zihniyet” adlı eserinde şöyle diyordu:

“Kapitalist zihniyet, Max Weber’e göre, birçoklarının sandığı gibi hudutsuz bir kazanma ve sömürme hırsı demek değildir. Öylesi tarihin her devrinde görülmüştür. Batı kapitalizmi için yeni olan, düzenli bir ‘meslek’ çatısı altında rasyonel-metodik çalışmayı kendine vazgeçilmez bir hayat ilkesi ve felsefesi haline getirmiş, tüketim ve gösterişten çok tutum ve hesaplılık tarafına yatkın vazife ve iş adamıdır.”

İşte bu “vazife ve iş adamı”nın zenginliği, solcu söylemdeki ezberin aksine, toplumun geri kalanı için bir kayıp ve “sömürü” değildir. Aksine, bu sayede istihdam yaratılır, yeni iş imkanları ortaya çıkar. Zenginleşme, kuşkusuz toplumun önce bir kesiminde başlar, ancak giderek geri kalanına yayılır.

Bu süreçte ortaya çıkan gelir dağılımı eşitsizliği ise, kısmen sosyal devlet tarafından, ama ondan daha da etkili biçimde sivil toplum eliyle hafifletilir. İslamiyet’in büyük önem verdiği ve “zekat” yoluyla kurumsallaştırdığı hayırseverlik de, bu ikincisini teşvik etmektedir zaten. İçinde bulunduğumuz Kurban Bayramı da bir yönüyle bu hayırseverliğin bir parçası değil mi?

İslam dünyasının kalkınması, işte bu şekilde “sosyal” yönü de olan bir “Müslüman kapitalizmi”nin gelişmesiyle mümkün olacak. Zaten bunun en iyi örneğini de, özellikle Turgut Özal’dan bu yana, Türkiye’de yaşıyoruz. Bu yol, doğru yol. “Solcu ezber” ile önünü tıkamamak lazım.

…Bu makale ilginizi çektiyse…

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…

Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.

Buradan indirebilirsiniz.

 

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

 

 

 

Share on Facebook

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 8 Yorum

  2. Yazan:Enver Gülşen Tarih: Ara 16, 2008 | Reply

    kapitalizm weber’in dediği gibi başlangıçta protestan, hatta püriten bir ruhun tetiklediği bir şeydir evet. ancak aynen aydınlanmanın düşünürlerinin niyetlerinin, aydınlanmanın metodları ve içeriğiyle zorunlu bir uçuruma varması gibi, kapitalizmi kuranların niyetleri, kapitalizmin yöntem ve içeriğiyle tamamen çelişen bir noktaya; zulme, eşitsizliğe, adaletsizliğe varmıştır. bana kalırsa mustafa akyol doğru niyetin, yanlış içerik ve metodlarla ne kadar yanlış bir yola gireceğini(girdiğini)ve insanlığı getirdiği uçurumu görememiş. bu yüzden, bence kapitalizme oldukça yüzeysel bakan bir yazı olmuş.

  3. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Ara 17, 2008 | Reply

    Sanırım burada kavramları yerli yerinde kullanmak(ya da enazından onlara takılmamak)gerekir.Evet,kuşkusuz “ezberler”lerimiz var.Bizde her türlü dünya görüşünün,farklı siyasi ideolojilerin hatta felsefe ve inançların “ezberleri”var.E,haliyle “sol”ezberler de olacak ve oluyor.Fakat bu böyle diye kapitalizm eleştirilmesin mi?Bu nasıl bir mantık?İşte kavramların yerli yerine oturulması gerektiğinde kastım buydu.Zira sayın Aktaş’ın övmekle bitiremediği kapitalizm ile “sol ezberler”olarak nitelendirdiği diğer kesimlerin yakındığı kapitalizm birbirinden ayrılıyor.Ya da her iki görüşün kapitalizmden farklı çıkarımlara vardığı görülüyor.Yazarın kapitalizm üzerine daha önce yayımlanan yazılarından, kapitalizmi sadece iş,aş,üretim,istihdam vs.gibi çağın bir nimeti gibi algılarken,bu sistemin sosyal adalet ve hakça bir paylaşımdan uzak olduğunu düşünen kesimleri de sanki üretmeye,istihdama ve her türlü kalkınma biçimine karşı boşboğaz birileri gibi görüyor.Oysa,o ezberci diye kestirip attığı kesimlerin de elbette üretim ve istihdama,kalkınmaya vs.ye itirazı yok.İtiraz,bizatihi sistemin işleyiş şeklinedir…adaletsiz gelir dağılımına,hak gaspına,sömürü ve yoksulluğadır.Fakat her nedense Mustafa Bey de kendi ezberlerine takılıp kalıyor…Büyük resmi ya kaçırıyor ya da görmezden geliyor.

    Şimdi adı isrer kapitalizm olsun ister başka bir şey,acaba ülkemizde varolan ekonomik sistem adil işleyebiliyor mu?Hadi adil ve hakça paylaşımdan vazgeçtik,örneğin toplumun çeşitli katmanları arasında günden güne büyüyen gelir adaletsizliğindeki uçurumu önleyebilior mu?İşsizliğe,yoksulluğa çare olabiliyor mu?İstihdam yaratıp ülkenin kalkınmasını sağlayabiliyor mu?

    Mustafa Bey,evet,kapitalizm bütün bu saydıklarıma çaredir ve her şey yolunda gidiyor diyebiliyorsa benim başka sorum yok.

    Dolayısıyla özerinde tartıştığımız şey insanların yaşama tutunma hakkıdır.Adil bir paylaşımdır,geçim derdidir.Eğer sistem bunu karşılamaktan uzaksa ki,gerçeklerimiz ortada,o halde doğru işlemeyen bir şeyler,bir arıza,bir sakatlık var demektir.E,peki bu arızalı haliyle kabul edip “islamla ne kadar bağdaşır”ın tartışmasını mı yapmalıyız.Hem islam dininin de böyle arızalı bir sisteme onay vereceğine de ayrıca ihtimal vermiyorum.İslam da tıpkı yazarın “ezberci”diye kestirip attığı “solcular”gibi elbette sömürüye,talana,adaletsizliğe karşıdır.Üretim,istihdam ve kalkınmaya değil.

    O halde hakça bir yaşam talep eden her kesimi böylesi haksız suçlamak,bunu idelojik bir tartışmaya dönüştürmek yerine,insanın emeğiyle insanca yaşabileceği,yetenekleriyle üretime katılabileceği ve bununla mutluluk duyabileceği formüller bulalım.Hatta salt maddi zenginliğin kaygılarıyla sınırlı kalmaksızın insanın doğayla,yaşamla bütünleşmesini sağlayacak,yaşamı daha anlamlı kılacak projeler üretilmeli.Yani bütün derdimiz sosyalizm,kapitalizm ya da başka bir “izm”e takılıp kalmak,bunlar arasında bir tercih yapmakla sınırlı olmamalı.

    İnsanın yaşam serüvenine,toplumların ekonomik işleyişine baktığımızda sosyalizmin de,kominizmin de,kapitalizmin de insanı bu anlamda mutlu edememiş “kurtuluş”için tek ve mutlak yol olamamıştır.

    Peki neden bunu sorgulamıyoruz?İnsanoğlu bütün alternatiflerin tükendiği sınıra mı dayandı?Daha yaşanılır bir dünyayı yeniden inşa etmek bir ütopyadan mı ibaret?Değil.Bakınız,günümüzden binler yıl öncesinde bu projeler üzerine kafa yorulduğunu görüyoruz.Platon bütün bu “izm”ler icat edilmeden toplum için en “ideal”düzeni oluşturacak toplumsal mühendisliğin temelini atmıştır.Thomas Moore,”Ütopya”sıyla bunu amaçlamıştır.Bunlar elbette günümüz dünyasında geçerli olacak toplumsal projeler değildir.Ancak bu arayış hep vardı.Yakın tarihimizde Alman toplumbilimci Erich Fromm Marksizmin de eleştirisini yaparak insan özgürlüğünün,insanın yaşamla bütünleşmasinin sadece verimli bir üretimle elde edilemeyeceğini yapıtlarında dile getirmiştir.Zira salt üretim ve fazlasına sahip olma tek başına insanını mutlu etmeye,toplumun birada uyum içinde yaşamaya yetmemiştir.Sağlıklı tahlil edildiğinde kapitalist sistemin insanı daha da açgözlüğe ve doyumsuzluğa sürüklediği bir gerçektir.

    Son olarak söylemek istediğim şudur:Daha yaşanılır bir dünya sadece soyalizmden ya da kapitalizmden geçer diye bir mutlak doğru yoktur,bunu kabul etmek durumundayız.Eğer her şey bununla halolsaydı bu savaşlar,bu işgaller,toplumlar arsında bitmek bilmeyen çatışmalar neden tüm hızıyla sürüp gidiyor?İnsanoğlu gittikçe kendi özüne neden yabancılaşıyor…Kendi ürettiği nesnelerin esiri olup özgürlüğünden neden kaçıyor?Demek ki biz insanların önünde henüz keşfedemediğimiz nice yollar var.Ve sanırım ilk elden düşünmemiz gereken şey bu:Neden özgürlüğümüzden kaçıp nesnelere bağımlı oluyoruz?Bu soruya doğru yanıt bulamadığımız ve hayata uygulamadığımız sürece bu kavga da bitmeyecek…Ne sosyalizm ne de kapitalizm bizi kurtarmaya yetmeyecek.

  4. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Ara 17, 2008 | Reply

    Yorumumda yazarın soyismi Aktaş olarak yazılmış.Doğrusu Akyol olacaktı.Başta sayın Akyol olmak üzere tüm katılımcılardan özür dilerim.

    Kolay mı,kapitalizm bizde kafa mı bıraktı:))

  5. Yazan:blue Tarih: Ara 17, 2008 | Reply

    Mustafa bey, sürekli ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıyor. Tamam, sosyalizm, devleti güçlü kılıp totaliter rejimlerin oluşmasına zemin hazırladığı için kötüdür ama çıkış noktası doğrudur: Sömürünün bitmesi ve insanların eşitliği. Öte yandan kapitalizmin de rekabet ve mülkiyet, serbest piyasa düşünceleri güzel. Ne var ki insanın tamah etmemesi ve sürekli daha çok istemesi, kapitalizmi, dünyada eşitsizliği arttıran ve emperyalizme destek veren bir manivela haline getiriyor.
    Ben bir mühendisim, pek anlamam bu işlerden ama anlayan sosyal bilimciler, ekonomistler illa ki kapitalizmi vahşilikten, sosyalizmi devlet tekelinden çıkartacak bir yol bulabilirler gibi geliyor. Neden ikisinden birinin kucağına koşmamız gerektiğini bir türlü anlayamıyorum.

  6. Yazan:metedro Tarih: Ara 17, 2008 | Reply

    Sayın Aziz Yılmaz’â katılmamak yiğidi öldürüp sonra hakkını yemek olur.

    Ben şunu eklemek istiyorum:

    İslamdan uzaklaşan insan, bozulan hayat dinamiklerini tekrar onarmak için çeşitli izimler üretmeye başlamıştır. İçerisinde yaşadığı bu hayatı tümüyle kavrayamayacağı için de (çünkü hayat onu kapsıyor, o hayatı değil) onu düzene sokmak için getirdiği her yasa, teori, izim ve kurduğu her plan eksik ve faydasız olacaktır. Oysa ALLAH insanın kendisinide, hayatın kendisinide yartırken belli bir düzen ve fıtrat üzerine yaratmıştır. bu sistemin huzurlu olması içinde yasasını da koymuş ve bunu bildirmiştir. İşte aranan oradadır.

    Gerisi laf kalabalığı ve boşa kürek sallamaktır. Gün yaklaştı ama insan hala oyun oynuyor!

  7. Yazan:fatih yasar abbas Tarih: Ara 17, 2008 | Reply

    Sistem oncelikle insanin vicdanidir.
    Acigi gedigi zaafi, olmayan hic bir “sistem” yoktur. Sistemde ariza ne demektir? Bu arizasiz sistem kurma kudretine sahip olanlar kimler olabilir?

  8. Yazan:Olcayto Tan Haskol Tarih: Ara 17, 2008 | Reply

    Bütün yorumcuların ağzına sağlık,
    tüm fikirler ve sistemler sizin gösterdiğiniz sağduyuyla bunların yaşamın pratik araçları olduğunu unutmadan masaya yatırılır ,tartışılır ve üzerine çalışılırsa gelişim, dönüşüm hep iyiyiye doğru olur.

    Bir sistemi dogma kabul edip ortaya fikir koymadan onu sahiplenmek bu konudaki tutumları merkezileştirmek ise bir eşyaya tapmak gibi.
    Saban tarla sürmek için pratik bir araç ,ama traktör daha pratik , traktörcüler ve sabancılar diye ikiye bölünmeden kendi fikrininde yanlış olabileceğini kabul ederek tarlayı en iyi, en doğru şekilde sürmek lazım
    sürelim ki insanlar faydalansın…

  9. Yazan:Levent Cetin Tarih: Ara 18, 2008 | Reply

    “Sistem icinde olmak” kapitalizmle ilgili bir laf. Sistem disinda kalanlar marjinallesiyor, icinde olanlar da tersine torpuleniyor, cakil tasi gibi yuvarlaniyor.

    Kapitalizm cok guclu. Karsisinda sosyalizm, islamcilik, laiklik bilmemne dayanmaz. Hepsini kara delik gibi ceker icine. Evrimlesir de. O yuzden yerine konacak bir sey de bulunamaz.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin