Türk Medyasından Utanmak
By Mustafa Akyol on Ara 15, 2008 in Basın Özgürlüğü, Türk Basını, medya
[MustafaAkyol.Org sitesinde yayınlandı]
Geçenlerde bir konferans için Washington’daki Georgetown üniversitesindeydim. Bir ara kampüsün orta yerindeki kafeteryada duran bilgisayarlara gidip biraz internete bakayım dedim. Türkiye’nin çok satan bir gazetesinin internet sitesini açtım, başlıklara göz atmaya başladım. Ancak arkamdan geçen üniversite öğrencilerini görünce tedirgin oldum ve sayfayı kapattım. Çünkü ekranda en az yarım düzine çıplak kadın fotoğrafı vardı ve karşımdaki yayın bir “gazete”den çok bir “erotik site”ye benziyordu. Beni görenler, “adama bak, el âlemin içinde hangi sitelerde geziyor” diye düşünebilirdi.
Tedirginliğimi abartılı bulabilirsiniz. Ama Türk medyasının kayda değer bir kısmının sayfalarında ve özellikle de internet sitelerinde başka her şeyden çok “kadın vücudu” sergilendiğinin sanırım siz de farkındasınızdır. Hatta bir ara Suudi Arabistan gibi “internet bekçiliği” yapan ülkeler bu yüzden bu gazetelerin sitelerini yasaklamıştı. Sonra ne olduysa bizimkiler “temiz internet” kampanyası başlattı. Ama kısa süre sonra her şey eskiye döndü. Ülkenin “ciddi” geçinen, kamuoyuna yön verme iddiasında olan gazetelerinin yarısı hala “erotik yayın” olma sınırında geziyor. Hangilerini kast ettiğimi sanırım biliyorsunuzdur. Eminim onlar da kendilerini biliyordur.
Burada derdim “erotik yayın”a karşı çıkmak değil. Özgür bir toplumda her şey gibi ona da yer vardır. Batı’da erotizm de, pornografi de belirli sınırlar içinde serbesttir. Ama kendilerini bu “meşreb”e dahil eden yayınlar, ciddi yayınlardan ayrılır. Kendilerinde ülkenin kültürü, siyaseti, dış politikası hakkında yorum yapma hakkı gören ciddi yayınlar, bir taraftan da “beyaz kadın fotoğrafı ticareti” yapmaz. Türkiye’de ise tüm bunlar içiçe geçmiş durumda.
Bu içiçe geçmişlik, aslında söz konusu gazetelerin “ciddi” kısmının da ne kadar ciddiye alınması gerektiği konusunda bize ipucu veriyor. Zaten bu “ciddi” kısmı biraz inceleyince, Türkiye’ye dışarıdan bakan birisinin hayretle karşılayacağı saçmalıklar çıkıyor karşımıza. Kendi uydurdukları efsanelere sorgusuz-sualsiz inanan, bunları her gün tekrar ede ede bir tür “ansiklopedik bilgi”ye dönüştüren, bir tür hayal aleminde debelenip duran bir medya tablosu var ortada.
Örneğin Batı’nın Türkiye’de bir “ılımlı İslam Cumhuriyeti” kurdurmak istediği yönündeki yaygın inancı ele alalım. Türkiye’de bunu çok somut bir gerçekmiş gibi her gün tekrar edip duran kimi “köşe yazarları” ve onlara inanan milyonlar dışında dünyada böyle bir “komplo”dan haberi olan kimse yok. Bu “Beyaz Türk efsanesi”nin tek dayağı da, bir önceki Amerikan dışişleri bakanı Colin Powell’ın ayaküstü verdiği bir demeçteki bir dil sürçmesi. Ama Batı siyasi sistemi ve kültürü hakkındaki bilgileri “Batılı yaşam tarzı” hakkındaki uzmanlıklarının binde birine bile yetişemeyen Beyaz Türkler için bu gibi bilgi kırıntıları, üzerine paranoyalar inşa etmek için yetiyor da artıyor bile. Paranoya tükenince yeni ufuklara açılıyor, mesela bir önceki gün haritada yerini bile gösteremeyecekleri Malezya’ya koşuyorlar.
Karşı çıktıkları “iç düşman”ların nesine karşı çıktıkları da merak konusu. Başını örten milyonlarca kadını “türbanlı” diye tek bir kategoriye sokup, “uzaylı” muamelesine tabi tutuyorlar. Liberalleri eleştirmek için buldukları en etkili yöntem, onlara “liboş” demek. Yani liberalizm gibi koscoca bir felsefe karşısında tek yapabildikleri, sonuna bir “oş” takısı getirmek.
İşte medyamızın mâlum kesimleri, sadece “beyaz kadın fotoğrafı ticareti” yaptıkları için değil, aynı zamanda ülkeyi içine sürükledikleri tüm bu zihinsel fakirlik için de utanç verici durumda. Yurtdışında el âlemin önünde açıp rezil olmamaya çalışsak da, durum gizlenemeyecek kadar aşikâr.
…Bu makale ilginizi çekti ise…
Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu? Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk… Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…
2 [?]



34 Yorum
Yazan:ebedi zibidi Tarih: Ara 15, 2008 | Reply
Türkiye ve diğer bilumum islam ülkesinde kadınlar “kadın” olmadıkları, ve asla da olamayacakları için, bu kadın bedeni ticareti hız kesmeden, ve hatta giderek daha da iğrençleşerek yol almaya devam edecektir.
“Bu elimde görmüş olduğunuz güneş siperlikli başlığa şapka denir efendiler” lafıyla “medeniyet”e adım atmış bir güruhtan da başka bir şey beklenemez zaten. Dünyada hangi aklı başında insan kıyafetle Batılı olunacağına hükmetmiştir de bizde etkili olmasını bekliyoruz 80 küsur senedir??? Yani herhalde kimonolu Japonlar da teknolojiyi emperyalist güçlerden öğrenip zengin oldular memleketteki bu tayfanın iki kulağı arasındaki birikintinin yorumuna göre.
Türkiye’de kadın Mustafa Kemal’in devrimiyle özgür falan olmamıştır. Ekonomiye katılmıştır, hepsi o kadar. Kadından genelkurmay başkanı da yaparsınız, astronot da…bu onların özgür olduklarını ispat etmez. Özgür olmak demek erkeklerinkine çapkınlık deyip de kadınlara gelince ahlak sözlüğünden kelimeler türetmemek demektir. Özgür olamadıkları için de materyal hazlarda kendilerini ifade etmeye çalışır yurdum hatunları. Alemin gerçek özgür hatunlarına da iç çekerek bakar.
Türkiye’de kadın, o gazetelerdeki ifrazat yayınlardaki gibi algılanmaktadır - erkeklerin dünyasının bir aksesuarıdır sadece. Erkeğin maddi manevi otoritesinin birer sembolü misali gezdirilir, erkeğin vitrinidir. Kadınların fi tarihinde yaptıkları lüks butik alışverişinin artığı torbalarla her yere gitmeleri gibi erkekler de satın aldıkları kadınları topluma kendi güçlerinin vitrini olarak bakmaktadırlar. Mesele bundan ibarettir.
Gazetelerimiz de sanırım cüretkar resimlerine göre kendi aralarında bir klasman tutturmuşl olsalar gerek. Benim asıl acıdığım, tiksindiğim, o rezil memlekete ateşe vermek istediğim konuysa şu: o resimleri derlemek meslekleri olan, bu işten maaş alan, çevresindekilere fors çeken azotlu varlıklar var aramızda!!!
Çok kötü, çoook.
Yazan:snowqueen Tarih: Ara 15, 2008 | Reply
Mustafa Akyol’un Amerika maceraları bana Simpson’ların yan komşusu dinibütün Ned Flanders’i
hatırlatıyor, şu ulusal müzeye girip evrimle ilgili kısmı görünce müstehcenlik sınırı gerekçesiyle çocuklarının gözlerini kapatan adam:)
“Beyaz kadın fotoğrafı ticareti” yapılmasını eleştirmek, “biz Avrupa’dan çok Amerakiya’ya yakınız bakın orada da eşcinsellere karşı çok musamaha yok” diyen cinsiyetçi Akyol’un haddine değil sanırım. Onun ki daha çok
Flanders’in çocuklarının gözünü kapayıp, gördüğü manzara karşısında çığlık atan Flanders’in AHLAKÇI ve bi o kadar trajikomik durumuna benziyor.
Sütunlarında “beyaz kadın fotoğrafı yayınlamayıp”, küçük yaşta kıza tecavüzden yargılanan yazarını
aklayıp paklayan “ahlakçı”, islami gazetelerimiz de var.
Yani liberalizm gibi koscoca bir felsefe karşısında tek yapabildikleri, sonuna bir “oş” takısı getirmek.
Bence gayet makul. Kısa ve öz.:)
“Bu elimde görmüş olduğunuz güneş siperlikli başlığa şapka denir efendiler” lafıyla “medeniyet”e adım atmış bir güruhtan da başka bir şey beklenemez zaten.
Dünyada hangi aklı başında insan kıyafetle Batılı olunacağına hükmetmiştir de bizde etkili olmasını bekliyoruz 80 küsur senedir?
“ziynetlerinizi saklayınız”lafıyla ve “bakın buna tesettür denir”le “ahlaklı” olmaya adım atmaya inanıryorsunuz sanırım. Dünya üzerinde hangi aklı başında insan kıyafetle ahlaklı olacağına hükmetmiştir öyle değil mi?
Bu enterasan bir çelişki elbet, neyse.
Demekki, totaliterlik her yerde, her zamanda aynı.
Bence sadece şekilde kalan değişimleri eleştirirken, başka bir tuzağa düşülüyor.
Oryantalizm ve oksidentalizm gibi.
Batıcı olmamak için, doğucu olmak. Osmanlı bile bu ölçüde doğucu değildi.
Yazan:bilal yaşik Tarih: Ara 15, 2008 | Reply
onlarda böyle daha çok sattıkları için yapıyorlar
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Ara 15, 2008 | Reply
valla bana göre medyanın içine düştüğü hazin durum gözönüne alınınca bu yazılanlar az bile.Maalesef basın yayın ilkeleri,dürüst habercilik anlayışı gibi kriterlerden vazgeçtik,medya tamamen yozlaşmaya ve çürümeye doğru gidiyor.Yani yayıncılık kalitesi diye bir şey zaten kalmadı,artık ahlaki yönden sorgulanması gereken utanç verici bir anlayışta ısrar ediliyor.
Fakat asıl üzücü olanı,bu tavrın artık gittikçe toplumda kanıksanır oluşu.Bu çirkin gidişata dur demek yerine “ama Zaman gazetesi şöyle,Samanyolu tv.böyle”gibisinden tuhaf bir savunma biçimi nedense daha itibar görüyor.Ve ne yazıkki kötü olana başka bir kötüyle karşılık vererek avukatlık yapanlar da aydın,sosyalist vs.geçinenlerden çıkıyor.Bana göre asıl ibretlik durum bu ve bu anlayış devam ettiği sürece medyanın kendine çeki düzen vermesi de bir hayli zor.
Ancak şunu iyi kavramalıyız ki,bir başka kötü örnek emsal gösterilmesi,eleştirilmesi gereken olumsuz durumu daha iyi göstermez…eleştirilmesi gerkeni meşru kılmaz.Dolayısıyla başka örneklerin oluşu sözkonusu eleştiriye engel teşkil etmez.Sonuç olarak bence medyayı eleştirirken böylesi bir taraf anlayışından kurtularak daha objektif yaklaşmamız gerekir.
Bu sonuca nereden vardım diye sorulabilir elbet;zira bu yazıya ilişkin bu yönde bir tartışma henüz başlamış değil.Ancak medya ve basın üzerine yazılan makalelere gelen yorum ve değerlendirmeler hep benzer bir anlayışla karşılandığına tanığım ve eminim avukatlığa meraklı anlayışlar bu tavırlarını tekrarlamakta gecikmeyeceklerdir.Benden söylemesi…Ve bekleyelim ve görelim diyorum.
Yazan:ebedi zibidi Tarih: Ara 15, 2008 | Reply
sayın snowqueen,
ben hiçbir dinin mensubu değilim, kelimenin tam manasıyla bir ateistim - yani dinle ilgilenmiyorum. öyle din düşmanı, yani anti-teist falan değilim…herkesin eşit olduğuna, aynı değerler çerçevesinde değerlendirilmeleri gerektiği kanaatindeyim.
din, hiç şüphe yok ki totaliterizmdir. “ziynetlerinizi saklayınız” lafı da şapka “devrimi”nin sloganı olan o cümleden kalite olarak ne ileridir, ne de geri. ama takdir buyurulmalıdır ki bir tarafta muhammed adlı bir şahıs “size düzen getirdim” demiş ve baskı altına almışken, diğer yanda mustafa kemal adlı bir başka şahıs “sizi medenileştiriyorum, aynen batılı kadınlar gibi olacak hanımlarımız” ilkesiyle yola çıkmış, ancak ve ancak devlet görevlilerine etek zorunluğu ile türban yasağı koyabilmiştir. kadınlarımız, tekrar ediyorum, “kadın” olamamışladır…olamayacakladır da.
gönül isterdi ki islam’ın asırlardır çürüttüğü beyinlere mustafa kemal bir panzehir zerk edebilsin…ama ne olmuştur, toplumda parayla devlete bağlanan kadınlar türban düşmanı, devletten nemalanmayanlar da türban taraftarı olabilmiştir. yoksa iki grup kadının aralarında zerre fark yoktur…iki taraf da cinselliklerinde özgür ya da bedenlerinin sahibi değildirler. şu dandirik arap ülkelerinin “memleketi bok götürüyor ama, sen karıma bak” tavırlı liderlerinin eşleri gibidir bizdeki “açık kafalı” ama “sıkma beyinli” hanımlar.
dediğim budur, öyle mustafa kemal aleyhtarı yazdım diye sağcı kategorisine konmayı hak etmiyorum…dinle alakam yok, tanrı da yok, peygamber de yok. ama kadınlarımız hala aksesuardırlar, bilmem anlatabildim mi.
Yazan:snowqueen Tarih: Ara 15, 2008 | Reply
@ebedi zibidi
Simone de Beavoir demişki, “kadın doğunmaz, olunur”.Bu tartışılır tabi ama haklı olduğu bir taraf varsa, erkek egemen zihinlerin kadınlara
etek ya da başka örtü giydirmesiyle vitrinlikten pek kurtulunmuyor, özellikle resmi bir ideolojinin
“rahim” ine dönüştüyse kadın, vitrini, totaliter rejimlerde olduğu gibi kadının nasıl gözüktüğü oluyorsa.
Ama benim kızdığım MUSTAFA AKYOL gibi her türlü seksist ifadeleri kullanmaktan sakınmayan sonrada gazetelerde çıplak kadın fotoğrafı görünce ahlakçılıkla dudak bükenler.
İki yüzlü püriten ahlakçılığı.
Bana kalsa güzellik yarışmaları bile olmamalı.
Ama her türlü homofobik davranışı, cinsiyet ayrımcılığını makul görüp, sonra da “bu medyada da edep, namus kalmadı yahu” tavrı hoş değil.
Kadın bedeninin sömürülmesi Akyol’un ne zamandan beri umurunda oldu, ar, namus, anane, at, avrat, silah, edep, haya veya başka adla “genel ahlak” sınırına gelince mi? Yeni Dinci Sağ tabir edilen ve Akyol’un pek sevdiği kavram, kadın bedeninin
sömürülmesi konusunda nasıl bir çözüm getiriyor?
Yazan:ebedi zibidi Tarih: Ara 15, 2008 | Reply
sayın snowqueen,
onu mustafa bey’e sormalı
saygılar.
Yazan:suzannur Tarih: Ara 15, 2008 | Reply
İlginç olan şu ki, gazetelerin yaptığı teşhiri, -yorumcuların da birbirine yapıp, onu fikirlerinden dolayı etiketleyerek siz şucusunuz sanırım’la, hayır değilim’i söyletmeye dayalı tekniğin- burada sergileniyor olması.
Şöyle düşünüyorsun, o zaman bucusun…
ve diğeri de kendisini açıklamak zorunda kalıyor, sanki fikirlerinden dolayı suç işlemiş de ancak inanmıyorsa/inanıyorsa ya da eleştiriyi yapanla aynı görüşlere yakınsa aklanabilecekmiş gibi.
İşte gazeteler bunu yapıyor, sadece kadını, bedeni ya da cinselliği teşhir etmiyor, fikir dayatıyor ve farklı her fikri etiketleme yöntemiyle teşhir ederek bireyi ne olduğu ya da ne ise nasıl ifade etmesi gerektiğini empoze ediyor. Bak bu konuda şunu yazmışsın, hımm o zaman bucusun! cık cık cık…
Buna da erk deniyor, erkek egemen kültürü eleştirirken düşülen paradoks olmalı aynı yöntemi seçmek, başka bir şey değil.
Mini magazin evrenimiz de işte bunu örnekliyor.
Aidiyete ait genellemelerle düşünüp bireyi ıskalamak ve ardından etiketlemeye dayalı teşhir kültürü sadece gazetelerin kadına ya da güçsüze (veya zıt görüşündekine) yaptığı şey değil demek ki. Bunu eleştirenler de yanı yöntemi farkında olmaksınız yapabiliyorlar.
Yazan:ebedi zibidi Tarih: Ara 15, 2008 | Reply
sayın suzannur,
çok güzel bir tespit, ve doğru, kendimizi açıklamak durumunda kalıyoruz. ama bir konuya değinmeden geçemeyeceğim, bence insanların fikirleri benimsemelerinde, halk tabiriyle “şucu-bucu” olmalarında bir kabahat yok.
ama bir grubu eleştirirken, eleştirenin kesinkez türkiye’deki kutuplardan birine ait olması gerektiğine hükmedivermek bence türkiye’nin kendini izole edişinin ispatıdır - derdim bu. yani türkiye’de bir özgürlük ve özgürlükçülük ortamı yok, dinsiz bir dünya görüşünü ifade ve savunma ortamı yok, hayatı erkeklerin penceresi haricinde görebilen, kadınları “kadın” düşünebilen yok - ama bunlar türkiye’de yok diye dünyada da yokmuş gibi davranmak, illa türkiye’nin o sığ meclis atmosferindeki bir gruba iliştiriverilmek açıkçası gıcık ediyor.
yoksa ben de birşeyciyim, ondan gocunmuyorum…suçsa suçluyum, n’apalım.
saygılar.
Yazan:ç-z Tarih: Ara 15, 2008 | Reply
İşte gazeteler bunu yapıyor, sadece kadını, bedeni ya da cinselliği teşhir etmiyor, fikir dayatıyor ve farklı her fikri etiketleme yöntemiyle teşhir ederek bireyi ne olduğu ya da ne ise nasıl ifade etmesi gerektiğini empoze ediyor.(Suzannur)
Buna bir örnek ;
Bu da anlaması kıt olanlara Altaylı’nın yapmış olduğu ikinci açıklama;
Bu satırları yazarının kendisinin de itiraf ettiği gibi sağlıklı bir ruh hali içinde olmadığı kesin.Altaylı’nın bu yazdıkları ile yapmaya çalıştığına karşı çıkan,anlaması kıt olanlardan biri olarak benim anladığım;
Irz=namus=insanlık onuru=hudut=kadın(anneniz,kızınız,eşiniz)
mağlubiyet=aşağılanma=kadınlarına tecavüz(annenize,kızınıza,eşinize)
şartlandırılması yaratılarak sözüm ona,evladı ölen asker annesine,eşine,kızkardeşine “kes sesini,onlar senin namusunu korumak için öldüler” denmeye çalışılıyor.Şimdi kalkıp da namus borcu olan askerliğini yaparken evladının ölüm acısını yaşamış olan kadın bu ölümü “sebepsiz” olarak görüp,isyanını dillendirerek hesap sorabilir mi?
http://img87.imageshack.us/my.php?image=041008aktukunkarakol2ie0.jpg
http://img410.imageshack.us/my.php?image=041008aktukunkarakol14gf6.jpg
Bu resimlee baktığınızda asker doğan her Türk erkeğinin gazetelerin 3.sayfalarına haber olan namus/iffet/onur cinayetlerini sadece “töre” nedeniyle işliyor olabilirler mi?Korumak zorunda olduğu “son kale olan kadınının bacak arasına dek uzanan namus sınırına muhafızlık edememiş olduğuna inanadığı için aslında “kadını” öldürmüyor da kendi hissettiği “acz” duygusunu imha etmeye çalışıyor olabilir mi?
Feodal namus anlayışıymış,peh …!!
Yazan:snowqueen Tarih: Ara 16, 2008 | Reply
@Suzannur
“şucu-bucu” tartışmasına şöyle de bakalım.
M.Akyol, medyada “beyaz kadın fotoğrafı ticareti” dediği bir durum hakkında eleştirel bir yazı yazıyor ve Türk medyasından utandığını belirtiyor.
Bunu yaparken “bir kısım medya” tabiri kullanıyor ve buradan bu medya kuruluşlarının “ciddi”liklerini sorgulayıp, liberallere “oş” takısı eklenmesinden duyduğu rahatsızlığı da aradan çıkartıp ahlakçı bir “tü kaka” ile yazısını bitiriveriyor. Oradan “Ilımlı Islam cumhuriyeti” fikrinin de dayanaksız olduğunu dayıyor, kadın bedeninden mi bahsediyorduk, liberallerin “oş” takısından mı, nereden geldik buraya?
Burdan anlıyoruz ki, “bir kısım medya” haricindeki, yani %47 oy almayanları destekleyen, hani o laik-elit-beyaz Türk-darbeci-asker yandaşı-Ergenekoncu-başka bir dinin mensubu-Allahsız-kitapsız(bakın hiç suçu-bucu olmadı) “bir kısım medya”, kadın bedenini bir meta olarak kullanırken, “diğer kısım medya”
utanılmayacak ve “ciddi” bir profil sunuyor.
Öyle ciddi ki, arka sayfa güzeli olmayan gazetelerde, Hüseyin Üzmez’e dair haberler de olamıyor, nedeni ise Türk aile yapısı ve genel ahlakına aykırı olmasın diye.
Zaman Gazetesinden Ali Bulaç, zina yapan kadın hakkında Mustafa Akyol’un hiç utanmayacağı şeyler yazıyor.
Ha birde köylü kurnazlığı durumu var,
“bakın ne kadar ayıp, bikinili kadın fotoğrafı kullanıyorlar, bakamıyorum valla, o denli ciddiyetsizlik, aynı Ilımlı İslam Cumhuriyeti fikri de böyle ciddiyetsizce öyle değil mi, liberallik koskoca bir felsefe, bir de Beyaz Türkler tanımı yaparım kendi ideolojimle, çok ayıp çok, inanın tek amacım kadın bedeninin sömürülmesine tepki koymak!”
Yazan:snowqueen Tarih: Ara 16, 2008 | Reply
Bir ülkenin sınırları bacak arasında biter
Bu da şaşırtıcı değil elbet, Ataerkillikle beraber, üreme ve üretim birbirinden kopunca,
cinsellik, erkeğin kadını “fethettiği, üstünlüğünü kanıtladığı, kapalı kapıdan zorla giriş yaptığı” bir duruma dönüştü. Aynısı ordular için de geçerli. Kadın, toprak sakınıp, ataerkil bir güdüyle korunmalı çünkü başka biri tecavüz edebilir, bizde aynı şekilde giriyoruz ama biz “sahip”iz. İlk fetheden bacak arasından sorumludur ne de olsa!
Namustan, genel ahlaktan gıcık kapmak için onca sebep varken, iş orduyu eleştirmeye gelince “biri namus mu dedi, ne banel” deyip, “kadınlar en az üç çocuk doğurmalı, evim benim haremim” diyeni onaylamakta bir garip.
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Ara 16, 2008 | Reply
ebedi zibidi rumuzlu sayın okuyucuya,
Bu yazıya yorum yazarken bir tek sizin yorumunuz görünüyordu.Doğrusunu isterseniz görüşleriniz(kendi özgürlük anlayışımla birebir benzerlikler gösterse de)ilk etapta islamî kimliğe daha yakın bir izlenim yaratmıştı bende.Ülkemizdeki düşünce ortamı maalesaf böylesi bir ortak yargıya dönüşmüş.Genelde ne söylendiğinden çok,”neci”olduğu üzerinden fikirler tartışılır oldu.Sözgelimi türban serbestisinden yanaysanız,sizin özgürlüklere dair söylediklerinizin bir önemi yok;siz artık o görüşte olmayanların gözünde bir”dinci”oluverirsiniz.Ha deist olmuşsunuz,ateist olmuşsunuz,bu artık hakkınızdaki yargıyı değiştirmiyor.Tabii bu sadece bir örnek.Kürt sorunuyla ilgili barışçıl bir çözümden sözettiğiniz anda “bölücü”;küresel dengelere resmi ideolojinin dışında bir şeyler söylediniz mi “neoliberal”,”işbirlikçi”vs.oluverirsiniz.
Sonrası malum,bir şekilde kendinizi açıklamak zorunda kalıyorsunuz.Sanki buna zorunluymuşsunuz gibi.
İnanın ilk yorumunuzdan sonra bir açıklama getirmeseydiniz “dinci”diye güme gidecektiniz:))Sanki dindar ve inançlı olmak suç!Sayın snowqueen’in kulakları çınlasın:))Umarım kızmıyordur ismini andım diye.Ama karşı olduğu görüşleri alıntılama gereği duyarken nedense dünya görüşünüze dair açıklamanızdan sonra işin rengi değişiverdi.Oysa tartışmaya açık bir yan varsa fikrin bizatihi kendisinde aranmalıdır.Fikir sahibinin şucu ya da bucu olmasında değil.Fikir ya doğrudur ya yanlış;bir “şeyci”olmakla doğruluk kriteri değişmiyor.
İşte liberal düşünceye sahip olmanın böylesi dezavantajları var.Nedense kimseye yaranamıyorlar.Sebebi de sabit bir ideolojiye takılıp kalmamaları.O zaman en kolayından bir”oş”takısını ziyadesiyle hakediyorlar.Gayet makul.Kısa ve öz:)
Yazan:blue Tarih: Ara 16, 2008 | Reply
Ahlakın kodifikasyonunu kim yapıyor? Ben, müslüman olarak kendi ahlak ölçülerimi oluşturuyorum, inanmayana hiçbir şey dayatmıyorum. İslam, egemenliği altındaki hiçbir inanmayan kadın için ahlak ölçüsü belirlememiştir. Bırakın kendi inananları da neye inanacaklarına kendileri karar versin. Totaliterlik, size bunu dayattığım zaman olur, kendime neyi ahlak ölçütü olarak belirlediğim beni ilgilendirir. Hindu’yum ama şu inek eti yememek olayı bana ters diyemez. Oyunun kuralı bu. Bu kurallarla oynayacaksan gel, yoksa git başka oyun oyna seni tutan yok.
Ateizmin (ateistlerin demedim) bir ahlak ölçüsü yok. Ya da varsa da şöyle bir şeydir herhalde: Tanrı yoksa, herşey serbest ! O zaman ortak bir ahlak zemini bulmak çabası da anlamsız. Neden böyle bir şey için çabalıyorsunuz ki? “Dünya üzerinde hangi aklı başında insan…” cümlesi böyle bir çabanın ifadesi. Neden herkes aklı başında olmak zorunda olsun? Asıl totaliterlik bu değil mi?
Yazan:ebedi zibidi Tarih: Ara 16, 2008 | Reply
sayın aziz yılmaz,
Evet, maalesef yukarıda da belirttiğim gibi bir fikre karşı argüman geliştirirken Türkiye’deki egemen algılamanın sizi ittiriverdiği tarafla ilgili görüşlerinizi de hemen ifade etme ihtiyacı duyuyorsunuz bu tür ortamlarda. Daha önce de belirttiğim gibi, bu durumun beni gıcık eden tek yanı TBMM’deki sığ siyasi dağılımın içine kaktırılmaya çalışılmam. Ve bence bu “ya şusun, ya bu” mantığı kesinlikle Türkiye’nin dünyadan kopuk olduğunun güçlü bir kanıtı.
sayın blue,
Ahlakın tanım ve sınırlamasını yaşadığımız dünyada yasalar yapıyor. İleride ne olur bilemem, ama şu anda varolan gerçek bu.
Bireyler, yaşadıkları toplumun bir siyasi işlem neticesinde vücuda getirdiği ortak kurallar bütünü, yani yasalar dahilinde hareket etmekle yükümlüdür. Yasaların değiştirilme yöntemleri ortadadır, bazen bu yasalar yasal olmayan hak arayışlarıyla da değiştirilmeye çalışılır, ama neticede hedef alınan, düzeni belirleyen erk yasalar bütünüdür.
Bir örnek vermek gerekirse; İngiltere’de bir cafe’de marihuana (yani esrar) yakamazsınız kahvenizi yudumlarken, çünkü bu yasal değildir. Dolayısıyla ingiltere’de insanlar uluorta “ben esrar içiyorum” diyemezler, bunu güven dahilinde, ve risk alarak belirli şahıslarla paylaşırlar ancak. Yani İngiltere’de toplum şu anda esrar tüketimine gayri-ahlaki bakmaktadır.
Ama Hollanda’da cafe’de oturup esrar içebilirsiniz (bu arada, lütfen bilip-bilmeyen bilumum yurdum insanları bu örneğime dörtnala saldırmadan evvel ellerindeki verileri İYİCE kontrol etsinler - yani “Hollanda’da bu imkansız, hödö-hödö” falan yazmayın lütfen). Hollanda’da biri işyerinden ayrılırken arkadaşlarına dönüp de “biraz mayışmaya ihtiyacım var” deyip açıkça esrar içeceğini söyleyebilir. Neticede bu o toplumda ahlak dahilinde, eleştiriye açık ama yine de ahlaki bir eylemdir.
Yani sormuşsunuz, “kodifikasyonu kim yapıyor” diye…yasalar yapıyor.
Ama bir konuda dediklerinize katılıyorum. Öteden beri dinini kitapta yazdığı gibi yaşamak isteyenleri takdir etmişimdir. Kitapta yazanları sırf kitapla işi olmayanlar gibi yaşamak istedikleri için yontup duranlara, “ılımlı”-”ılık”-”ara sıcak” tarzı dini anlayış benimseyenlere şahsen ilkesiz gözüyle bakmışımdır. En azından ilkelerinin sallandığının apaçık olduğunu düşünmüşümdür bu tür insanların. Hani vardır ya, ya “allah affeder” derler, ya “evet ama, biz onu şöyle yorumluyoruz” derler…sormazlar mı adama, “kardeşim sen öyle yorumluyorsun, diyorsun o başka türlü yorumluyor…e işte cevabı veriyorsun…neden antik bir kitaba yorum da yorum diye işkence ediyorsun da yorumun kaynağına, zihnine danışmıyorsun sadece?” diye. Yani nedir bu kitap referanslı yaşamda ısrar etmeler???
Lafı getirmek istediğim yer şu; “ateizmin ahlak ölçüsü yok” demişsiniz…Bence zayıf, hatta belki biraz da taş atmaya niyetli bir ifade bu. Çünkü ateizm, tekrar ediyorum: “dinle alakası olmayan” dünya algısı, ahlaki sınırları belirlerken yasaları ölçüt alır. Yani ben “tanrı yok, hobeeey” diye bir ahlak anlayışına sahip değilim. Tersine, insanların davranışlarını, aynı insanların serbestçe katılımlarıyla hareket eden siyasi işlemler neticesinde, vücuda getirdikleri yasaların dahilinde icra etmek zorunda olduklarını düşünüyorum. Yani bu ateist kulunuzun da sınırları var.
Ve bu her şeyde totaliterizm aramak gerçek totaliterizmleri biz tartışırken halı altına süpürmenizi haklı göstermez. Dinler ve baskıcı ideolojilerin tümü totaliterdirler. Atatürkçülük de dünya çapındaki tüm akademik çevrelerce diktatörlük ideolojisi olarak algılanmaktadır. İslam’a açıklama getirmiyorum bile, “ben tek tanrıyım, bana inanmayan günahkardır” mantığı kendi kendini ifade ediyor zira.
Son olarak, bizim koşullarla kadınlarımız “kadın” olamayacaklar anladık da, medyamız ticaretlerini yapmasa keşke.
Saygılar.
Yazan:nacizane fikrim Tarih: Ara 16, 2008 | Reply
gazetelerin kadın fotoğrafları yayınlamasının tek nedeni reklam şirketlerinin tıklama başına sitelere para ödemesi. dikkat ederseniz bu siteler bir tıklayınca 10 kere daha tıklattıran sistemde resimleri koyuyorlar. eğer tıkalnıcak olan lolipop olsa lolipop resmi koyarlar. ben bu işin kadın haklarıyla alakalı olduğunu sanmıyarum. zaten futbol gasteleri malum. bence bunun altında ne ideolojik ne felsefi bi boyut var; amaç sadece daha çok para kazanmak; eger kişi iki bikinili kadın fotosuna bakarken yanından geçenlerden yakalanmaktan korkuyor ise bence sorun sitede değil kişide.
maçizm ise gastelerin değil toplumun bir fenomeni; ayrıca her halükarda kadın vücudu güzeldir ve ona bakmak da (cosmopolitan gibi kadın dergileri de benzer resimleri kadınlar için basarlar ve hatta içindeki yazılar çok daha cinsel içeriklidir). bu tür gasteler dünyanın her yerinde var ingilteredeki the sun gibi. italyada ciddi sayılacak gasteler bile (la reppublica gibi) her gün sayfalarına sexy bayanların resimlerini koyuyorlar.
kötü olan - en çok satan gastenin posta olmasından anlaşılacağı gibi - türkiyedeki birçok gastenin kaliteli yayın-yorum üretmemesi ve reklam giderleri üzerinden iş yapması. aslında bakılırsa ispanya fransa ingiltere gibi basınlarla karşılaştırıldığında türkiyede bir tane bile gerçek gazete yok (maalesef).
Yazan:blue Tarih: Ara 16, 2008 | Reply
sayın zibidi,
Ahlakın tanımını yasalar yapıyor, doğru. Ben daha geniş felsefi bir şeyden bahsediyorum. Mesela, yaşlı insanların kimseye bir faydası yoktur. Din, onlara saygı duymamızı ister bizden. Ateizm mantığına göre (mesela Platon “devlet”inde) onların intihar etmeleri beklenir. Bu, toplumun yararınadır çünkü; eğer ahlak kriteri buna göre belirlenecekse. Veya insanların klonlanıp, yedek parça olarak kullanılması gayet mantıklıdır. Bir ruh’a sahip olmadıklarına göre onları yedek parça olmaktan kurtaracak ne olabilir? Kendine yapılasını istemediğin şeyi, başkasına yapma mı? Ben bu sözü bir yerden hatırlıyorum. Evet, Hz.İsa’ya ait. Geçelim…
Anne, neden çocuğundan sorumlu olsun ki mesela? Çocuk, sadece onun bedeninden çıkmış bir organizma değil mi? Tipini beğenmezse öldürebilmeli diyebilir miyiz? Amerika’da geçen yıllarda bir evrimci profesör, çocuklarını doğurduktan sonra çöpe atan bir annenin davranışının normal olduğunu, hayvanlar aleminden örneklerle meşrulaştırmıştı, kıyamet kopmuştu. Adam tepkiyi hiç anlayamadı, anlayamaz ki. Bir evrimci için ahlak kriteri, doğaya uyum sağlamak ve oradaki uyumu taklid etmek değil mi? Siz, ateist olarak elbette ahlaklı olabilirsiniz. Ama ateizm, bizatihi içinde ahlak gibi bir mefhumu barındırmayan bir şey. Yani ahlakı temellendirebileceği bir felsefesi yok. Tanrı yoksa herşeyi meşrulaştırmak mümkün. Kimseyi aşağılamıyorum. Benden çok daha fazla ahlaklı olabilirsiniz, ama bunun temeli yok, bunu söylüyorum.
Dinlerin tümü totaliterdir, sözü yanlış. Kim açısından totaliter? Din adına yönetilen ülkeler totaliterdir derseniz bunu anlarım. Allah, insanlara baskı yapmıyor ki, gerçek bu, ister inanırsın, ister reddedersin diyor. Reddedersen bil ki yaradılış amacına aykırı davrandın, yanacaksın, rehabilite edileceksin diye tehdit ediyor. Var mı zorlama? Yok ki bu kadar çok iplemeyen var… Ben önemsiyorum. Hayatın bir anlamı olması gerektiğini ve onun tanrıyla ilgili olması gerektiğini düşünüyorum. Varım, o halde düşünüyorum… Onu tanımak için de her şeyimi veririm, her istediğini yaparım. Tanrı Totaliter mi? Komik bir şey bu. Her şey O’nun; acayip olan totaliter olmaması değil mi? İnsancıklara inkar şansı veriyor. Bingo ! Günün şanslısı sensin. Kozmik evrenin köşesindeki dünya gezegeninin istanbul şehrinin ataşehir semtinde evinde bilgisayar başında özgür olduğunu düşünen büyük (!) adam. Ne büyüksün sen ki, evrenin sahibini tanımıyorsun. Bundan büyük özgürlük var mı? En liberal ülkelerde bile yok. Yasalarının seni bağlamadığını söyleyebileceğin bir ülke var mı?
Yazan:snowqueen Tarih: Ara 16, 2008 | Reply
Aslında “ya şucusun ya bucu” Türkiye’nin dünyadan kopuk olduğunun bir kanıtı değil çünkü
Bush’ta “ya bizdensiniz ya onlardan” siyaseti gütmüştü. Böyle bir kutuplaşma heryerde oluştu.
@Sayın Aziz Yılmaz eleştirisinde haklı olabilir ama mevcut siyasi “şuculuk ve buculuk” arasında yer almak istemediğimi ve siyasette özellikle solda AKP’ye eklemlenmemiş bir “üçüncü yol” arayışının olması gerektiğini yazdığımda “üçüncü yolcu= Ergenekoncu” diye az itham edilmediğimi
hatırlatmak isterim.
Dindar ve inançlı olmanın suç olduğunu kimse söylemedi, ama 4 koldan sünni islam propagandası yapılıyorsa ve bunun dayatma olduğu gerçeği görmek istenmiyorsa bırakınız da tepkimiz olsun.
Faşizm sadece milliyetçilik demek değilse, totalitarizm de sadece modern dönemlerin yüzyıl başında kalmış ideolojileri değildir.
Medyada kadın bedeninin nasıl kullanıldığını tartışırken nereden buralara geldik diyorsanız,
bence burada en baştan “bir kısım medya” kriteriyle “şucu-bucu” olma durumunu Akyol yazısıyla yapıyor, biz onun açtığı yoldan devam ediyoruz.
Yazan:snowqueen Tarih: Ara 16, 2008 | Reply
Din tarihçisi Mircea Eliade, özellikle tek tanrılı dinlerin totaliter yapılarına dikkat çeker.
Özellikle mutlak itaat ve toplu cezalandırılmalar kapsamında, bkz. Sodom ve Gommora, Tufan vb.
Diğer yandan Roma devrine bakarsak, “religio” kavramı, halkı “bir arada tutma” manası taşır ve aslında totaliterizmin başlangıcıdır.
Rusya gibi devlet törenlerini “totaliter” bulduğunuz ülkeler, aslında kilise gibi kurumların mirasları olan ritüelleri uygular.
Totaliter ile dini olanı ayırmak pek kolay değil.
Siz değil miydiniz “Kemalizm bir dindir” diyen?
Carl Gustav Jung, totaliter rejimlerin törenlerini, şeytan korkutma gibi, dinsel törenlerden aldığını yazar.
Yazan:blue Tarih: Ara 16, 2008 | Reply
Kadınların teşhir malzemesi olmasına ancak yine kadınlar engel olabilir. O gazetelerde yazan kadınlar, biraz haysiyet sahibiyse istifa etmesi gerekir. Ne var ki maaşları o popolar üzerinden geliyor.
Yazan:suzannur Tarih: Ara 16, 2008 | Reply
Blue,
bu da ilginç. (arz-talebi es geçmeyin ama)
Bundan yine kadınlar suçlu öyleyse, yani gazeteye bakıp da reklam ücretini arttıran erkekler tamamen suçsuz
Yazan:suzannur Tarih: Ara 16, 2008 | Reply
ARKADAŞLAR,
ETİK Mİ, AHLAK MI?!
Kadın sunum yapıp parasını alıyor. Şimdi bu durum bize şunu söylüyor, habercilik yapan bir gazete bunu koyuyorsa bu etik değil ama bir magazin ekinde -elbette izinleriyle- etik. Etikle ahlak aynı şey değil. İşte tartışmalarda -yukardakiler- bu noktayı karıştırdığımız için oluyor.
Eğer Akyol, sadece ahlaktan yola çıkıp da durumu eleştirseydi taraflı bir yan bulmak kaçınılmaz olurdu ama gazetecilik etiğini esas alarak farklı uygulamaları dile getirip bizde bu etiğe uyulmamasını dile getirdiği için kesinlikle objektif, haa bu onun ahlaki yapısıyla da örtüşmüştür, amenna. iyi denk gelmiş deriz:)
Tartışmamız gereken öncelikle gazetecilik etiği. Ahlakı tartışmak, bu toplumun ama bireyin ahlaki sınırlarının örtüşmediği alanları da kapsayacağı için subjektif olacak hatta bir de üstüne dini katarsak, dine ait alanla ahlaka ait alanın birbirine girmesi söz konusu olacağı için sıkıntılı bir duruma yol açacak demektir, ki açmış durumda
Ahlaki yapı her zaman dinlerle örtüşmeyebilir, bizde şöyle bir sıkıntı var. Ahlakın toplumun kültürel-sosyal yapısıyla oluşurken dindışında bir alan oluşturduğunu çoğu insanın es geçmesi (bu dinin etkisini görmemek değil, dikkat)ve dinin önerdiği ahlakla içinde olduğumuz ahlaki yapının aynı şeymiş gibi algılanması.Hatta çoğu zaman gelenekle dinin buradan ahlakın birbirine karıştırılması. Bence kavramlar üzerine biraz daha çalışmalıyız. Ki buradaki tartışmalarımız da hepimizin aynı hataya düştüğünün göstergesi.
Akyol, tutumunda gazetecilik etiği yönünden tamamen haklıdır. Ahlakı tartışacaksak, bu bizim toplumumuzun algısına göre olacaktır ki, bunda da taraflı davranmak zorundayız demektir.
İnsan, kadın, dindar/dinsiz, bireycileşmiş, bireyselleşememiş, fikri background vs.vs…
Metalaşan kadın bedeni, bu beden üzerinden para kazanan erkek açgözlülüğü… İşte benim ahlaki bakışımdaki nirengi noktası. Bence ahlaki değil yani. Ama suçlu SALT kadınlar mı, hayır.Tarihin her döneminde metadan kadına dönüşememek söz konusu ki bu noktada ebedi zibidinin görüşleri hakikaten tartışılmaya açılmalı. Arkaik dönemden günümüze, günümüz modern siyasetine kadar kadın bir şekilde iktidar aracı olarak kullanılmış toplumlarda. Sultanlara, krallara, siyasetçilere ve yaptıkları evliliklere bakın. KADIN KİMLİĞİ üzerine konuşmalıyız bence. Kimdir kadın ve nasıl olmalıdır ki, gelenek, ahlak, siyaset… adı altında daima kullanılma pozisyonundan sıyrılıp kimliğini cinsiyet üzerinden değil, insan olma üzerinden ifade edebilsin.
Yazan:ç-z Tarih: Ara 17, 2008 | Reply
Merhaba SnowQueen,
Her ne kadar çoğu konuda hemfikir olmasak da yorumlarını aradığımı söylemem gerek.(Bu arada istersen sana Evrenye* hakkında detaylı bilgi verebilirim Aramızdaki 6 km lik mesafe dışında aynı yerden sayılırız .-))
Mustafa Akyol’un Amerika maceraları bana Simpson’ların yan komşusu dinibütün Ned Flanders’i
hatırlatıyor, şu ulusal müzeye girip evrimle ilgili kısmı görünce müstehcenlik sınırı gerekçesiyle çocuklarının gözlerini kapatan adam:)
SnowQueen anlaşılan Akyol’un yazısını okurken bazı yerlerinde sen de gözlerini kapatmışsın
Belki bu kısa özet faydalı olur.
“Beyaz kadın fotoğrafı ticareti” yapılmasını eleştirmek, “biz Avrupa’dan çok Amerakiya’ya yakınız bakın orada da eşcinsellere karşı çok musamaha yok” diyen cinsiyetçi Akyol’un haddine değil sanırım.
Tamam diyelim ki bu sebeple Akyol’un eleştirisi haddine değil peki ya aynı sebeple bir gazetenin bir taraftan“Beyaz kadın fotoğrafı ticareti” yaparken diğer taraftan da kadının başörtüsü üzerinden paranoya yaratmaya çalışması haddine midir?Evet,haddinedir diyorsan o halde bir gazeteci olarak Akyol’un da haddinedir.
Yok ama cevabın “hayır” ise sen de bu çelişkiyi işaret eden biri olarak “liboş” sıfatını hak ettin demektir.
(Bu arada “eleştiri haddinin” ne olduğu ve kimin neye “haddi” olacağını kimlerin belirleyebileceğini de yazarsan bundan sonraki eleştirilerde “had” aşılıp aşılmadığı kendilerine müracaat edilip sorulur,öğrenilir ve itaat etmeye gayret edilir)
* Fikirleri ile ilgili özel bir ilginin olduğunu düşündüğüm Ece Temelkuran’la ilgili bir üniversitede gerçekleştirilen sohbetin yer aldığı bir siteden seni haberdar edebilmek için siteni ararken bu bilgiye denk geldim.
Yazan:blue Tarih: Ara 17, 2008 | Reply
sayın snowqueen,
Eğer ölüm bir cezalandırma olsaydı toplu bir cezalandırmadan söz edilebilirdi. Ben, bu felaketlere toplu uyanış diyorum…
Üç kuruş para hırsıyla çimentosundan, demirinden çalan adamın depremden şikayete hakkı yok. Nuh (S) da, halkı yaklaşan sele karşı uyardı; aynı uzmanların yaklaşan depreme karşı uyarması gibi, kimse oralı olmadı; kimse bunun suçunu Allah’a bulmasın. Sodom ve Gomore halkı evlerini volkanın dibinde kurmuştu. Kendi salaklıklarını “işte din totaliterizmi” diye sunmak ne kadar adil?
İnsanoğlu ne yazık ki ibret almıyor. Bugün de küresel ısınmayı kendi elimizle, teknolojimizle, kapitalizmimizle yarattık. dünya yok olurken şöyle diyeceğiz herhalde: Sen ne zalimsin Allah’ım, yaşayıp gidiyorduk… öyle mi?
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Ara 17, 2008 | Reply
Sayın snowqueen,
Tabii ki eleştireceksiniz.Eleştiri hakkınızı ve dolayısıyla görüşlerinizi sabote etmeyi amaçladığımı düşünmediğinizi umuyorum.Ancak bu yöndeki serzenişinize de hak veriyorum.Zira “münazara” dediğimiz şeyin tabiatı gereği zaman zaman böylesi bir intibanın doğması kaçınılmazdır…Tartışmaya derinlik katma,fikirleri çoğaltma amaçlı olduğunda bile tarışmanın akışı içinde diğerinin özgür düşüncesini engelleme gibi bir izlenim doğabiliyor.Doğrusunu isterseniz ifade özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik kasıtlı bir çaba bile faşizmin bir biçimidir.Yani sizin de çok yerinde değindiğiniz gibi faşizm elbete sadece milliyetçilik demek değildir.Dolayısıyla doğruluğundan kuşku duymadığımız ve kendimize göre son derece objektif,bilimsel ve hümanist fikirlerin bile bir başkasına dayatılması evet,faşizmin örtülü bir diğer yüzüdür.Buradaki atıf kendimedir yanlış anlayarak üzerinize alınmayın:)Sizin katılmadığım kimi görüşlerinize rağmen bana oranla işin bu kısmını aştığınızı rahatlıkla söyleyebilirim.Kısacası bunu bir özeleştiri olarak kabul edin.
Totalitarizm’e gelince,burada da size katılıyorum.Totalitarizm elbette belli bir zaman ve ideolojiyle sınırlı bir olgu değil.Modern zamanların başlangıcında farklı versiyonlarıyla dünyaya yayılmış gibi görünse de bunun kökleri çok daha eskiye dayanır ve zaman içinde yeniden uyarlanabileceği zeminleri bulması da elbette muhtemeldir.Ve kuşkusuz dinler de bundan azade değildir.Pekala bir din ve inanç üzerinden de totalitarizm adım adım hayata uyarlanabilir.Burada sanırım hemfikiriz.Ayrıca AKP hükümetinin genel icraatları,din temelli söylemlere sarılarak kendine zemin bulma çabası,bu anlamda bir cemaatleşme ve kadrolaşmaya gitmesi elbette sır değil.Ki bu da totalitarizmden başka bir şey değildir.Dolayısıyla bu tür kaygıların oluşu son derece doğaldır ve yapay bir fobiyle açıklanmanın çok ötesindedir.
Ancak burda atlanmaması gereken bir nokta var.Her ne kadar AKP,bu yolla kendine bir iktidar arama arayışına yönelmiş olsa da,yıllardır uygulamada olan ve toplum olarak bizlere nefes aldırmayan asıl totalitarizm es geçilmemeli ve ıskalanmamalı.Asıl diyorum,zira AKP’nin bu anlamda bir iktidar yolunu zorlaması daha ziyade “gelmekte”olan totalitarizmin işaretlerini verirken,bizler diğer yandan erki elinde tutan ve bunda direnen çok daha acımasız bir başka totalitarizmin pençesinde yaşıyoruz.Peki birini ötekinden daha tehlikeli görerek sadece birine karşı durmak sizce buna sessiz kalmak ve farkında olmayarak prim vermek demek değil midir?Sünni islam dört koldan her yanımızı kuşatacak diye kaygılanırken(ki,bu kaygının küçümsenmemesi gerektiğini söyledim)ama Kemalizmin varolan baskıcı rejimine,Cumhuriyet diye bizlere dayatılan totalitarizme aynı tepkiyi göstermeyerek buna ses çıkarmayacağız.Bana göre bu tutum sorgulanmaya değer.Zira böyle bir tutum(farkında olarak ya da olmayarak,bilinçli veva bilinçsiz)totalitarizmin barındırdığı baskı ve despotizmi,bireysel özgürlükleri kısıtlayıcı yanını görüp karşı durmaktan ziyade bir taraf mantığına işarettir.Kemalizmden gelince çağdaş,ileric,modern vs… dinden gelene gerici,baskıcı,yobaz,faşist!
Dolayısıyla ilk elden yapmamız gereken,bizlere mutlak doğruymuş gibi gelen düşüncelerimizi yeniden sorgulamak olmalı…ideolojilerimizin bizi savurduğu noktaları yeniden gözden geçirmek ve gerçeklerimizle bir kez daha yüzleşmek durumundayız.
Yazan:snowqueen Tarih: Ara 17, 2008 | Reply
@Ç-Z
(Evrenye hakkında detaylı bilgi elbet isterim:D
çok güzel olur, 6 km ötede neresi varmış hemen bakayım:), İnebolu değil sanırım?)
bir gazetenin bir taraftan“Beyaz kadın fotoğrafı ticareti” yaparken diğer taraftan da kadının başörtüsü üzerinden paranoya yaratmaya çalışması haddine midir?
Ben, bu felaketlere toplu uyanış diyorum…
Elbette haddine değil, gene kadınlar üzerinden yapılan siyasetin göstergesi.Akyol’un gene kadın bedeni üzerinden ideoloji dayatıp suçu “bir kısım medya”ya atması aynı çarpıklıkta geliyor.
Muhafazakar medyanın kadına bakışından sadece daha az et görülüyor, daha “ahlaklı” diye utanmıyor.
@blue
Yani bu şekilde yazmak çok istemem tabi ama içimde kalacak,
Ben, bu felaketlere toplu uyanış diyorum…
2.Dünya Savaşı’nda Yahudilerin durumu hakkında biri bu yorumu yapsa nasıl tepki olurdu kimbilir veya atom bombaları hakkında.
Nuh (S) da, halkı yaklaşan sele karşı uyardı;
Gene Eliade bu konuyu şöyle işler,
Nuh felaketlere karşı uyarır, evet, Sümer versiyondaki Utanapiştim gibi ama değişen,
tanrının tavrıdır. Sümer tanrıları, sel sonrası pişman olup üzülür, oysa Eski Ahitin tanrısı Yahve, daha intikamcı olduğu için üzülmez.
Bu da despot ve totaliter tavrın nedenlerindendir. İslam’ın da Eski Ahit üzerinden gelen bir gelenek üzerine inşa edildiğini biliyoruz.
Sodom ve Gomarra gibi “toplu yıkım, kıyım” örnekleri oldukça fazla. Evlerini volkanın dibine kurmaktan ziyade, hikayenin nasıl anlatıldığı, işlendiği önemli. Kimse bugün evlerini volkanın yanına yaptıkları için yokoldular demiyor, itaat etmedikleri ve “sapkın” oldukları için yokoldular diyor,
zaten devletlerde kendi içlerindeki “itaatsizlere” bunu yapıyor.
Bugün de küresel ısınmayı kendi elimizle, teknolojimizle, kapitalizmimizle yarattık.
O zaman şunu sormak lazım, bugün neden “dindar” insanlar kapitalizme yeteri kadar karşı çıkmıyor? Sosyal adalet ve sadaka fikri arasındaki farkın mı etkisi var?
Yazan:blue Tarih: Ara 17, 2008 | Reply
snowqueen,
Çok yanlış bir analoji. Oyun, bu dünyada bitseydi, türküde denildiği gibi “ölüm varsa bu dünyada zulüm var…” diyebilirdik. Halbuki bizim açımızdan “ölüm varsa bu dünyada zulüm yok demek” tir. Çünkü Hitler de, o atom bombasını masum insanların üzerine bırakan da, o masumlar da şu anda aynı yerde. Zalimlerin cezalandırılması zulüm değildir, adalettir. Ölüm de bir son değildir.
Sodome, Kur’an’da Semud kavmi olarak isimlendirilir ve Eski Ahit’ten çok farklı anlatılır. Bildiğimizi zannettiğimiz şeyleri tekrar check etmekte fayda var.
Evet, kimse evlerini çürük yaptıkları için evler yıkıldı da demiyor. Ama evleri çürük yapmak değildir asıl olan; evleri çürük yapacak ahlaki bozukluğa ve sapkınlığa sahip olmaktır. Deprem çürük evleri yıkmadı, çürük toplumu yıktı.
Eğer Kur’an’dan sonra bir kitap gelseydi, günümüzdeki afetler için, Allah onları sonrakilere ibret olsun diye, kötü ahlakları için cezalandırdı derse, bu yanlış mı olur… Sodome gibi, kibirli ve asi bir toplumun evlerini volkanların kenarına inşa etmeleri hiç şaşırtıcı değil. Kur’an’ın dediği gibi:
Biz onlara zulmetmedik, onlar kendilerine zulmettiler (11/101)
Bugün “dindar” insanların kendilerine sorması gereken sorular listesinde 832. sırada bu var zaten. Eğer öyle insanlar varsa…
Yazan:blue Tarih: Ara 17, 2008 | Reply
Bugünkü Hürriyet’in internet sitesindeki haberler:
- İç çamaşırı bile giymeden çalışan bu ünlüyü tanıdınız mı?
- Hastanede sağlık görevlilerinden biri kolunda serumla yatan kızı öpüp okşamış, taciz etmiş.
- Fahişelere ilginç hediye
- Uyanık olduğu saatlerde şefkatli bir eş ama uykuya dalınca seks canavarına dönüşüyor
- Güzel mankenin tanınmadığı dönemde çektirdiği çıplak fotoğraflar ortaya çıktı
- Ünlü yıldız fotoğraf sergisine gitti ve kıyafetiyle sergiyi birbirine kattı
- Her fırsatta güzelliğini sergileyen güzel yıldız internette en teşhirci ünlü seçildi
- Abdullah isteseydi sevişirdim
- Bir kadın kalçasına sarılmış el fotoğrafı eşliğinde haber: yeniden doğdu
- Dansözlü bir fotoğraf eşliğinde haber: Prens Al Jamal’de
Türk medyasının amiral gemisiymiş… Alem gemisi, alem…
Yazan:Yasemin Kargin Tarih: Ara 17, 2008 | Reply
Yazıyı okudum, yorumlarıda.. Tamamen kadınların kullanıldığı bir konuda erkeklerin konuşması ve birbirlerine fikifleri empoze etmeye çalışması enteresan.”Kadını” erkekler,kadınlara burda da bırakmıyorlar anladığım kadarıyla.Yahu siz kendi bedeninizle kendi fikir kirliliğinizle ilgilenip kadınları rahat bırakmatyı ne zaman akıl edeceksiniz? Al işte, yine aynı noktaya geliyor. Kendi ananız bacınız olunca kan dökülür başkasının namusu olunca laflar havada uçar.Kadın istismarı yapan erkekler bundan şikayet eden yine erkekler.Yazarın, gazetelerdeki kadınlardan şikayet eden de erkek, o gazeteyi çıkaran da erkek. Yani çelişkilerden örülü aklınızı ne zaman netleştireceksiniz?
Yazan:Levent Cetin Tarih: Ara 17, 2008 | Reply
Mustafa Akyol odakli dusunmeye gerek yok. Yorumlar yapilirken adamin yazdigi yaziya odaklanmak daha onemli degil mi?
Ben Akyol ile ayni kulvarda olmasam bile, bu yazdigina katiliyorum. Akyol’a durduk yerde ahlakci demek dogru degil.
Kanada’da cok uluslu bir sirkette calisiyorum. Ogle tatilinde her milletten insan internette gazetelerine bakiyor. Ben kendi gazetemi actigimda bana “sen niye gazete okumuyorsun, hep magazin sitelerine bakiyorsun” diye soruyorlar. Evet ben de ucuz seyleri haber diye satan Hurriyet’ten, Milliyet’ten ve benzerlerinden utaniyorum.
Yazan:Serkan Çekiç Tarih: Ara 17, 2008 | Reply
Sayın snowqueen madem sizce hoş o zaman size yazımın devamında snowş dicem. Daha iyisini bulmak için inanın uğraştım ama bundan daha fazlasını edep sınırları içersinde yazmak zor. Diğer yandan sizin hoş bulmanız liberallere liboş demeyi haklı çıkarmaz ya insan gibi neden böyle söylendiğini söyler. Ya da bence gayet hoş keh keh diyerek az gelişmiş bir siyaset anlayışının iyi bir örneği olursunuz. Evet ben de size snowş dedim ama bunu biri sizin sıfatlarınızdan birinin sonuna oş takısı taktığında neler hissedersiniz biraz olsun anlamanız için yaptım. Bu ülkede kavga etmeye en az meyilli sokakta en az görülen kesim şüphesizki liberal kesimdir. Bu kesim her ne kadar tek bir partie yoğunlaşmasada AKP’nin yüzde 45 leri sadece dincilerin köylülerin oyuyla yapmadığı emin olunan bir gerçek ve bu insanlar AKP başarısız olduğunda oy vermeyide keseceklerdir çünkü fanatiklikten tamamıyla uzak bir zihniyet içersinde düşünür büyük bölümü. Yazıktır bir çok liberal bu ülkede belki hiç bi kesimin yapamadığını yapıp dalaşmadan, kırmadan, dökmeden siyaset yapmaya çalışmıştır. Liboş denmesinin en büyük sebebi budur belkide. Evet ilkel insanlara liberalizmi anlatırsan liboş der kominizmi sosyalizmi savunursan dayak yiyebilirsin. Gariptir o dayak atanlar serbest piyasa ekonomisini savunur ve onlara oş eki takmaya sıkar biraz. Dinsizin hakkında imansız gelirmiş demek. Diğer yandan yandan mustafa beye burda hak veriorum yapabileceğnizin en iyisi bu mu hadi ama hani sol kesim bu ülkenin en entelektüel kesimlerdendi. Liberalizm geleli on yıl oldu deyim yerindeyse kurudunuz. Liboştan fazlasını yapamıyosanız liberallerden korkmaya devam edebilirsiniz çünkü lioboş diyerek liberalizmin karşısında duramayacağnız konusunda eminim. Snowş hanım üçüncü yol derken kast ettiğiniz keynesyen ekonomi modeli ise bu modelin 1970 de terk edildiğini ve neden terk edildiğini iyice biliyormusunuz. Eğer biliyorsanız bu sistemin kapitalizmden daha adaletli olacağnı düşündüren şey nedir zira direk olarak piayasaya gerektiğinde devlet mudahalesini savunur ve bu da zenginlerin elini güçlendiren en önemli etkilerden biri. Diğer yandan 1929 1970 arasında başarıyla uygulansada 1970 krizini aşmakta tamamıyla çaresiz kalmıştır. Tabi yinede savaş sonrası yapılanma sınavını başarıyla geçtiği kuşkusuz. Snowş hanımı bi kenara bırakıp asıl konuya gazetelere gelirsek türk gazetelerinin böyle olmasının yanında bir kaç arap ülkesindede aynı durumun yaşandığını görürüz. Konuya gazeteleri eleştirmeden önce şunu göz önünde bulundurarak başlamalıyız. Batı dünyasında neden böyle bir durum yaşanmıyor. Sebep basit orada bu işi üstlenmiş erkek dergileri ve siteler var bunlara ulaşmak çok kolay. Ancak türkiyede bu tür şeyler çoğunlukla yasak yasak olmasada hoş karşılanmayan şeylerdir. BeLki İstanbulda pek dikkat çekmez ama ben güneydoğuda FHM okuyan(çoğunlukla okunmaz bakılır) insanlara verilecek tepklilerden şüpheliyim. Bunun sonucunda bir boşluk oluşuyo ve o boşluğu gazeteler dolduruyo. Bunda gazeteleri suçlamak yersiz. Gazteler resmiykende çizgi romanlar varmış bildiğim kadarıyla. Tabi islam ülkelerinin kadın vücudu görmeye daha meraklı olduğuda tartışmasız bir gerçek. Bu da insanların en temel içgüdülerinden olan cinselliği baskı altına alma çabasının bir sonucu. Yani oyuncudan nefret etmeyin oyundan nefret edin.(bu söz aslında çok doğru bi söz ama acaip acaip karakterler kullandı kalitesi düştü)
Yazan:blue Tarih: Ara 18, 2008 | Reply
Yasemin hanım,
Yukarıdaki yorumların yarısından fazlası kadınlara ait. Kadınlara ait konuları erkekler konuşamaz saplantısını da anlamıyorum. Kadın/erkek ayrımı mı yapıyoruz; herkes her konuda konuşur. Çocuklarla ilgili konuları çocuklar; ormanlarla ilgili konuları ormancılar mı konuşacak? Kadınlara konuşma diyen de yok. Ama söz verince nedense “bu konuları kadınlar konuşsun” dan başka bir şey söylemiyor bazıları.
Bir düzeltme ve özür: Sodome halkının İslam’daki karşılığını Semud kavmi olarak aktardım. Hatalı… Lut kavmi olacak.
Yazan:Yasemin Kargin Tarih: Ara 18, 2008 | Reply
kadınlar konuşsun erkekler sussun demiyorum.herkes ne kadarı uygulanıyor bilmiyorum ama istediğinin düşünmekte ve söylemekte özgür. benim eliştirim fikirlerini birbirine empoze etmeye çalışan bu konuda tartışan erkeklere. konuşulanlar haksız da demedim ve yersiz de demedim. söylediğimi de savunuyorum o gazeteleri trajları artırmak adına kadınları kullanarak çıkaranlarda bu durumdan rahatsızlık duyduğunu dile getirende erkek.
Yazan:blue Tarih: Ara 20, 2008 | Reply
Yasemin hanim,
Dogru bir nokta. Ben de bu yuzden zaten o gazetede calisan kadin yazarlarin istifa ederek tavir ortaya koymasi gerekir diyorum. Yoksa erkeklere kalsa alan memnun satan memnun, boyle gider…