<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Madımak yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2008/12/05/madimak/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2008/12/05/madimak/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 07:08:35 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Bugün MOSSAD için ne yaptın? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/12/05/madimak/#comment-34490</link>
		<dc:creator>Bugün MOSSAD için ne yaptın? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2009 08:02:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2490#comment-34490</guid>
		<description>[...] yeniden hedef seçilen Hristiyan ve Yahudilerin öldürülmesi, talan edilen ev ve işyerleri, Madımak Katliamında hedef seçilen Alevîler, Güneydoğu&#8217;da OHAL yoluyla yaşamak dahil bütün hakları [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] yeniden hedef seçilen Hristiyan ve Yahudilerin öldürülmesi, talan edilen ev ve işyerleri, Madımak Katliamında hedef seçilen Alevîler, Güneydoğu&#8217;da OHAL yoluyla yaşamak dahil bütün hakları [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Çözüm Neden Liberalizm Değil? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/12/05/madimak/#comment-24858</link>
		<dc:creator>Çözüm Neden Liberalizm Değil? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 23:03:59 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2490#comment-24858</guid>
		<description>[...] Madımak katliamı üzerine son dönemde olan tartışmalar, bir kısır döngüden çıkabilme imkânını düşünmek açısından bir şans da yaratıyor. Rasim Ozan Kütahyalı`nın Madımak katliamı ve Alevifobi üzerine yazdığı yazılar, liberal bir bakış açısının problemlerini göz önüne koyduğu gibi, çözümün de ne `olamayacağını` göstermesi açısından önemli yazılar. [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Madımak katliamı üzerine son dönemde olan tartışmalar, bir kısır döngüden çıkabilme imkânını düşünmek açısından bir şans da yaratıyor. Rasim Ozan Kütahyalı`nın Madımak katliamı ve Alevifobi üzerine yazdığı yazılar, liberal bir bakış açısının problemlerini göz önüne koyduğu gibi, çözümün de ne `olamayacağını` göstermesi açısından önemli yazılar. [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Talha Can tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/12/05/madimak/#comment-22952</link>
		<dc:creator>Talha Can</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Dec 2008 18:23:23 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2490#comment-22952</guid>
		<description>&lt;strong&gt;Temel meseleye eğilip bu altyapıyı sorgulamalı, özeleştiri yapmalıyız. Ama yapmıyoruz. Sahte bahanelerle üstünü örtüyoruz sadece, okumuş cahillerimiz başta olmak üzere en iyi yaptığımız şey bu.&lt;/strong&gt;
Böylece en geniş perspektifli yorumlarımız dahi Amerika, masonlar, Yahudiler gibi komplo teorileri ile suçun aşırtılması sonuçlanıyor. Evet, Madımak'ın bir provokasyon olduğu istihbarat faaliyetleri ile doğrulanmıştır fakat yazıda da söylenildiği gibi bunca insanın hali ve haleti ruhiyesi nasıl açıklanacak? Suçlu perde arkasında birileri ise perdenin önündeki figüranlarda hiç mi hata yok. Öz eleştiri yapmalıyız. Geçenlerde bir arkadaşım Demirel'den dem vuruyordu. Epey saydı, haklıdır da... Sonra sordum, Demirel bu ülkenin siyasetinde 40 yıl dikdatörlükle mi kaldı? Bu adamın bahsedilen her türlü foyası bu dönemde meydana çıkmış iken bunca insan silah zoruyla mı oy verdi de adamı siyasette barındırdı. Şimdi saymalar, sövmeler... Biz özeleştiri yapmadıkça aynı yumuşak karından daha çok hançer yeriz. Okumak yok, düşünmek yok, sorgulama yok, özeleştiri yok; sonra kahvehane köşelerinde yaptığımız en entelektüel muhabbet şuna dönüyor: ne olacak bu memleketin hali?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Temel meseleye eğilip bu altyapıyı sorgulamalı, özeleştiri yapmalıyız. Ama yapmıyoruz. Sahte bahanelerle üstünü örtüyoruz sadece, okumuş cahillerimiz başta olmak üzere en iyi yaptığımız şey bu.</strong><br />
Böylece en geniş perspektifli yorumlarımız dahi Amerika, masonlar, Yahudiler gibi komplo teorileri ile suçun aşırtılması sonuçlanıyor. Evet, Madımak&#8217;ın bir provokasyon olduğu istihbarat faaliyetleri ile doğrulanmıştır fakat yazıda da söylenildiği gibi bunca insanın hali ve haleti ruhiyesi nasıl açıklanacak? Suçlu perde arkasında birileri ise perdenin önündeki figüranlarda hiç mi hata yok. Öz eleştiri yapmalıyız. Geçenlerde bir arkadaşım Demirel&#8217;den dem vuruyordu. Epey saydı, haklıdır da&#8230; Sonra sordum, Demirel bu ülkenin siyasetinde 40 yıl dikdatörlükle mi kaldı? Bu adamın bahsedilen her türlü foyası bu dönemde meydana çıkmış iken bunca insan silah zoruyla mı oy verdi de adamı siyasette barındırdı. Şimdi saymalar, sövmeler&#8230; Biz özeleştiri yapmadıkça aynı yumuşak karından daha çok hançer yeriz. Okumak yok, düşünmek yok, sorgulama yok, özeleştiri yok; sonra kahvehane köşelerinde yaptığımız en entelektüel muhabbet şuna dönüyor: ne olacak bu memleketin hali?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>TT tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/12/05/madimak/#comment-22931</link>
		<dc:creator>TT</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2008 20:49:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2490#comment-22931</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt; Madımak olaylarında provokasyon olduğu çok çok büyük ihtimal. Ama bu, provokasyonla da olsa nihayetinde orada insanların öfkeyle toplanarak acı bir katliam yaptıkları gerçeğini değiştirmiyor. Demek ki bu kadar kolay dolduruşa gelen, cana kıymaya hazır altyapısı olan insanlar var toplumumuzda.

Maraş, Çorum, 6-7 Eylül olayları da aynı değil mi?&lt;/blockquote&gt;

Bu tür kalabalıkların da itina ile oluşturulduğu ortaya çıkmaya başladı...Yani gelişigüzel toplanmış gözüken bir kalabalığın aslında pek de öyle gelişigüzel olmadığı provokasyonun büyüklüğüne bakınca bu konunun da ihmal edilmeyeceğini,kalabalık lazımsa işin şansa bırakılmayacağını düşünebiliriz...

Taha Kıvaç bu günkü yazısında 6-7 Eylül olaylarındaki protestocu kalabalığın arasında Orhan Birgit,İlhan selçuk ve Süleyman Demirel'in adlarını veriyor...

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=06.12.2008&#38;y=TahaKivanc

Belki de kalabalığın hatırı sayılır bir kısmı  moda tabirle çakmadır...:)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p> Madımak olaylarında provokasyon olduğu çok çok büyük ihtimal. Ama bu, provokasyonla da olsa nihayetinde orada insanların öfkeyle toplanarak acı bir katliam yaptıkları gerçeğini değiştirmiyor. Demek ki bu kadar kolay dolduruşa gelen, cana kıymaya hazır altyapısı olan insanlar var toplumumuzda.</p>
<p>Maraş, Çorum, 6-7 Eylül olayları da aynı değil mi?</p></blockquote>
<p>Bu tür kalabalıkların da itina ile oluşturulduğu ortaya çıkmaya başladı&#8230;Yani gelişigüzel toplanmış gözüken bir kalabalığın aslında pek de öyle gelişigüzel olmadığı provokasyonun büyüklüğüne bakınca bu konunun da ihmal edilmeyeceğini,kalabalık lazımsa işin şansa bırakılmayacağını düşünebiliriz&#8230;</p>
<p>Taha Kıvaç bu günkü yazısında 6-7 Eylül olaylarındaki protestocu kalabalığın arasında Orhan Birgit,İlhan selçuk ve Süleyman Demirel&#8217;in adlarını veriyor&#8230;</p>
<p><a href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=06.12.2008&amp;y=TahaKivanc" rel="nofollow">http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=06.12.2008&amp;y=TahaKivanc</a></p>
<p>Belki de kalabalığın hatırı sayılır bir kısmı  moda tabirle çakmadır&#8230;:)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ç-z tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/12/05/madimak/#comment-22918</link>
		<dc:creator>ç-z</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2008 13:35:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2490#comment-22918</guid>
		<description>Suzannur hanım,
&lt;blockquote&gt;Futbol bile bütün fanatikliği altında çok daha insani bir kimlik sunabiliyor insana. 

Yoksa, buralarda bir şey olduğun anda, baştan sona gurur doluyorsun, taşıyorsun, fışkırıyorsun. İlk fırsatta da milletin üzerine fışkırtıyorsun. Hem bir şey olup hem de ondan hicap duymak, duyabilmek, ara sıra duyma ihtimaline sahip olmak, yok. Yani 301’den bir kimlikle değil binbir kimlikle yargılanıyorsun. Her gün yargılanıyorsun. Birbirini yargılıyorsun. 

Bu yüzden de kimse kendi içinde bir savaş, bir mücadele yaşamıyor. Bütün savaşlar, dışımıza, cepheye taşınıyor. Kimse içindeki ırkçılıkla savaşmıyor. Kimse içindeki ikiyüzlülüğe ilişmiyor. Sosyalist, solcu, liberal, demokrat, Müslüman olduğun anda zaten zemzemle yıkanıyorsun. 

Kendini temizlemek için bir fikir, bir kimlik seçiyorsun. Sonra da kendinden başka hiç kimseye hayrın olmuyor.
Gökhan Özgün
http://www.taraf.com.tr/makale/2877.htm&lt;/blockquote&gt;

Nasıl kendisinden başkasına hayrı olsun,bataklıkta, çamura gark olmuş bir insan, üzerine bulaşan çamurdan temizlenebilmek için eline tutuşturulan yine o bulunduğu bataklığın çamurlu suyu ile yıkanmaya çalışıyor.

Birbirimiz yargılamak için kışkırtılan,bulaştığımız çamurun farkında olan ama nasıl kurtulacağımıza dair durup,düşünmeye her gün yargılanmaktan aman bulamıyoruz ki..İçine hapsedildiğimiz kavramların konservelenmiş olarak önümüze hazır koyduğu çoklu cevap şıklarından herhangi birini “özgür irademiz” ile seçtiğimize,onun kendi kararımız olduğuna inanıyoruz. “Sosyal bir varlık” olma mecburiyetinin yarattığı hep bir şeylere “ait” olma baskısı altında  sözüm ona kendi hareket alanımız içinde davrandığımıza inanıyor olsak da “toplumun” kendine ait olmayan hiçbir “özel alana” tahammül edemediğinin maalesef farkına varamıyoruz.

Birey olarak o kadar güçsüzleştirilmiş yada öyle olduğumuz vehmine o kadar çok inanmışız ki kalabalık olarak hareket etmemiz emredildiğinde hiç itirazsız buna itaat ediyoruz. Bu nedenle “toplumun” yine bir kitle halinde davranıp iç hesaplaşma yapmasını istedikten sonra içlerindeki adamlara birey olduğunu hatırlatmak maksadıyla “niye kullanıldığının farkında olamadın,senin aklın peynir ekmek mi topluyordu,vicdanın neredeydi” diye hesap sormak pek mümkün olamaz. 

&lt;strong&gt;Olsa olsa düşünce özgürlüğünün bir türlü sindirilememiş olmasının ve özgürlüğün “sadece bana” anlayışının simgesidir bu tarz oyuna gelmeler ve bunun adı bencillikten başka bir şey değildir.&lt;/strong&gt;demişsiniz.
Belki de haklısınız ama (üst ve alt kimlik ayırımı yapılarak) ulus,millet, vatan, ülkü,bayrak vs.yaratmak için kullanılacak olan bu çok kimlikli kuklanın parçalarını birleştiren(!)iplerin(sınırları belirlenmiş özgürlükler) zaman zaman kuklayı hareketsiz kılacak kadar karışmasından da gerçekleşebileceği ihtimalini göz adrı etmemek gerekir.Sindirilememiş olan "özgürlükler" değil de kuklaya atfedilmeye çalışılan meziyetler,kimlikler de olabilir!

Not:Bu ve buna benzer olaylarda kalabalıkların tek bir birey gibi hareket ediyor olması bana Takva adlı bir filmin kahramanını hatırlatıyor;günahtan kaçıp hayır işlemek daha çok sevap kazanmak(temizlenmek) için daha çok günaha batan sonra da yaptıklarının yada arada kalmışlığın ağırlığı altında ezilip çıkış yolu bulamayıp akıl sağlığını yitiren Muharrem’i. Söylediğim şey sadece din ve dindarlıkla sınırlı değil,vatanseverlik için de,Atatürkçülük için de geçerli.,.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Takva_(film)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Suzannur hanım,</p>
<blockquote><p>Futbol bile bütün fanatikliği altında çok daha insani bir kimlik sunabiliyor insana. </p>
<p>Yoksa, buralarda bir şey olduğun anda, baştan sona gurur doluyorsun, taşıyorsun, fışkırıyorsun. İlk fırsatta da milletin üzerine fışkırtıyorsun. Hem bir şey olup hem de ondan hicap duymak, duyabilmek, ara sıra duyma ihtimaline sahip olmak, yok. Yani 301’den bir kimlikle değil binbir kimlikle yargılanıyorsun. Her gün yargılanıyorsun. Birbirini yargılıyorsun. </p>
<p>Bu yüzden de kimse kendi içinde bir savaş, bir mücadele yaşamıyor. Bütün savaşlar, dışımıza, cepheye taşınıyor. Kimse içindeki ırkçılıkla savaşmıyor. Kimse içindeki ikiyüzlülüğe ilişmiyor. Sosyalist, solcu, liberal, demokrat, Müslüman olduğun anda zaten zemzemle yıkanıyorsun. </p>
<p>Kendini temizlemek için bir fikir, bir kimlik seçiyorsun. Sonra da kendinden başka hiç kimseye hayrın olmuyor.<br />
Gökhan Özgün<br />
<a href="http://www.taraf.com.tr/makale/2877.htm" rel="nofollow">http://www.taraf.com.tr/makale/2877.htm</a></p></blockquote>
<p>Nasıl kendisinden başkasına hayrı olsun,bataklıkta, çamura gark olmuş bir insan, üzerine bulaşan çamurdan temizlenebilmek için eline tutuşturulan yine o bulunduğu bataklığın çamurlu suyu ile yıkanmaya çalışıyor.</p>
<p>Birbirimiz yargılamak için kışkırtılan,bulaştığımız çamurun farkında olan ama nasıl kurtulacağımıza dair durup,düşünmeye her gün yargılanmaktan aman bulamıyoruz ki..İçine hapsedildiğimiz kavramların konservelenmiş olarak önümüze hazır koyduğu çoklu cevap şıklarından herhangi birini “özgür irademiz” ile seçtiğimize,onun kendi kararımız olduğuna inanıyoruz. “Sosyal bir varlık” olma mecburiyetinin yarattığı hep bir şeylere “ait” olma baskısı altında  sözüm ona kendi hareket alanımız içinde davrandığımıza inanıyor olsak da “toplumun” kendine ait olmayan hiçbir “özel alana” tahammül edemediğinin maalesef farkına varamıyoruz.</p>
<p>Birey olarak o kadar güçsüzleştirilmiş yada öyle olduğumuz vehmine o kadar çok inanmışız ki kalabalık olarak hareket etmemiz emredildiğinde hiç itirazsız buna itaat ediyoruz. Bu nedenle “toplumun” yine bir kitle halinde davranıp iç hesaplaşma yapmasını istedikten sonra içlerindeki adamlara birey olduğunu hatırlatmak maksadıyla “niye kullanıldığının farkında olamadın,senin aklın peynir ekmek mi topluyordu,vicdanın neredeydi” diye hesap sormak pek mümkün olamaz. </p>
<p><strong>Olsa olsa düşünce özgürlüğünün bir türlü sindirilememiş olmasının ve özgürlüğün “sadece bana” anlayışının simgesidir bu tarz oyuna gelmeler ve bunun adı bencillikten başka bir şey değildir.</strong>demişsiniz.<br />
Belki de haklısınız ama (üst ve alt kimlik ayırımı yapılarak) ulus,millet, vatan, ülkü,bayrak vs.yaratmak için kullanılacak olan bu çok kimlikli kuklanın parçalarını birleştiren(!)iplerin(sınırları belirlenmiş özgürlükler) zaman zaman kuklayı hareketsiz kılacak kadar karışmasından da gerçekleşebileceği ihtimalini göz adrı etmemek gerekir.Sindirilememiş olan &#8220;özgürlükler&#8221; değil de kuklaya atfedilmeye çalışılan meziyetler,kimlikler de olabilir!</p>
<p>Not:Bu ve buna benzer olaylarda kalabalıkların tek bir birey gibi hareket ediyor olması bana Takva adlı bir filmin kahramanını hatırlatıyor;günahtan kaçıp hayır işlemek daha çok sevap kazanmak(temizlenmek) için daha çok günaha batan sonra da yaptıklarının yada arada kalmışlığın ağırlığı altında ezilip çıkış yolu bulamayıp akıl sağlığını yitiren Muharrem’i. Söylediğim şey sadece din ve dindarlıkla sınırlı değil,vatanseverlik için de,Atatürkçülük için de geçerli.,.</p>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Takva_" rel="nofollow">http://tr.wikipedia.org/wiki/Takva_</a>(film)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/12/05/madimak/#comment-22910</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 23:07:48 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2490#comment-22910</guid>
		<description>Dogum yapan kediler plasentayi ve göbek baglarini disleriyle keserek/yiyerek yavrularini "özgürlüge" kavustururlar. Ancak bazen anne kediler göbek baginda durmaz, yavrunun önce karnini yer, ardindan da geri kalan kismini.

Bireye odakli bati düsüncesi buna bakarak anne kedide genetik bozukluk aramistir uzun zaman. Oysa anneyi "çocuk katili" yapan çevre/toplum olmustur. Bebekliginde veya hamileliginde bir kaza/stress/güvenlik sorunu yasayan anne kediler yavrularini yiyebiliyorlar.(W.H.THORPE, H.B. CAUDLE, 1937)

insanin evlatlarini öldürmesi degil &lt;strong&gt;korumasi bir suç olabilir &lt;/strong&gt;bazen. Yeni Gine, Kuzey Kanada ve Sibirya yerlilerinde kendi çocuklarini öldürme gelenegi vardir.

Eski Romalilar ve Aztekler de çocuklarini öldürürlerdi. Gelenekler, dinî ve millî degerler ugruna hareket etmek çocugunun hayatini korumanin üzerindedir bir çok toplumda. Ama &lt;strong&gt;TOPLUMDA &lt;/strong&gt;diyorum. çünkü deliren anne aslinda &lt;strong&gt;TAMAMEN CiNNET GEçiREN&lt;/strong&gt; bir toplumun ferdidir. "Dogru" davranmaktadir çocuklarini öldürürken.

Milliyetçi Fransizlarin "Anavatani" (mère patrie) milyonlarca çocuk yemistir kediler gibi. Birinci ve ikinci dünya savaslari sirasinda çocuklarini ölüme yollamak vatanî bir görev, onlari korumak ise vatana ihanetti.

Bugün de bir çok ülke de çocugunu öldüren bir anne hapse girer. Ama &lt;strong&gt;"bir oglum daha olsa onu da yollarim"&lt;/strong&gt; diyen annelere madalya takilabilir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Dogum yapan kediler plasentayi ve göbek baglarini disleriyle keserek/yiyerek yavrularini &#8220;özgürlüge&#8221; kavustururlar. Ancak bazen anne kediler göbek baginda durmaz, yavrunun önce karnini yer, ardindan da geri kalan kismini.</p>
<p>Bireye odakli bati düsüncesi buna bakarak anne kedide genetik bozukluk aramistir uzun zaman. Oysa anneyi &#8220;çocuk katili&#8221; yapan çevre/toplum olmustur. Bebekliginde veya hamileliginde bir kaza/stress/güvenlik sorunu yasayan anne kediler yavrularini yiyebiliyorlar.(W.H.THORPE, H.B. CAUDLE, 1937)</p>
<p>insanin evlatlarini öldürmesi degil <strong>korumasi bir suç olabilir </strong>bazen. Yeni Gine, Kuzey Kanada ve Sibirya yerlilerinde kendi çocuklarini öldürme gelenegi vardir.</p>
<p>Eski Romalilar ve Aztekler de çocuklarini öldürürlerdi. Gelenekler, dinî ve millî degerler ugruna hareket etmek çocugunun hayatini korumanin üzerindedir bir çok toplumda. Ama <strong>TOPLUMDA </strong>diyorum. çünkü deliren anne aslinda <strong>TAMAMEN CiNNET GEçiREN</strong> bir toplumun ferdidir. &#8220;Dogru&#8221; davranmaktadir çocuklarini öldürürken.</p>
<p>Milliyetçi Fransizlarin &#8220;Anavatani&#8221; (mère patrie) milyonlarca çocuk yemistir kediler gibi. Birinci ve ikinci dünya savaslari sirasinda çocuklarini ölüme yollamak vatanî bir görev, onlari korumak ise vatana ihanetti.</p>
<p>Bugün de bir çok ülke de çocugunu öldüren bir anne hapse girer. Ama <strong>&#8220;bir oglum daha olsa onu da yollarim&#8221;</strong> diyen annelere madalya takilabilir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>suzannur tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/12/05/madimak/#comment-22905</link>
		<dc:creator>suzannur</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 19:29:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2490#comment-22905</guid>
		<description>Madımak bir faciaydı ve hala aynı türden facialar yaşanmaya devam ediyor. Simgesel anlamda orasının müze olması zihinsel bir değişimin öncülü olarak kabul edilmek istense dahi, biryığın insan bunu sadece görüntü kurtarmak için yapıldığı zannından kurtulmayacaktır ki çoğunlukla da öyledir. Önce bir iç hesaplaşma gerekiyor toplumda ve bunun bir şekilde, -ivedilikle, yazı, programlar, medya... aracılığıyla- insanları daha aktif ve katılımla sorgulamanın içine dahil etmek gerekiyor, toplumun zayıf tarafının ortaya dökülmesi, endoktrinizasyona açık beyinlerimizin her seferinde nasıl kullanıldığının insanlara anlatılması ve ne ilginçtir ki, insanlarımızın da her seferinde aynı oyuna gelmesi(!)nin engellenmesi gerekiyor. Aslında artık, kullanıldık, biz aslında çok iyiydik, niye böyle yaptık, kollektif adrenalin... zımbırtıları beni iyice geriyor. Bir kere oyuna geldin, iyi de ikincisinde niye yaptın, üçüncüsünde ve sonrasında...? Yok artık, bunun adı sadece kullanılmak olamaz, burada sakat bit durum var ve ben henüz adını koyamadım. Olsa olsa düşünce özgürlüğünün bir türlü sindirilememiş olmasının ve özgürlüğün "sadece bana" anlayışının simgesidir bu tarz oyuna gelmeler ve bunun adı bencillikten başka bir şey değildir. 
Sadece orayı müze yapmak, evet sadece görüntü olacaktır. Ama şu da bir gerçek ki, görüntü bile olsa bu bir başlangıçtır yeter ki orayı da diğer müzelerimiz pozisyonuna düşürmeyelim ve hatalarımızla yüzleşmekten kaçınan toplumumuza bahane sunmayalım.
Al sana müze... Eeee, ya devamı? Tamam lokantayı da kapattık, garibanı işyerinden ettik, devamı ne olacak? Her yeri müze ile doldursak da müzeyi sadece bir taş bina olarak sadece tarihin bir parçası görürsek ve o tarihi geleceğe taşıyamazsak... sadece bir müzemiz daha olur. Hatta belki ilerde paralı(!)müze olur. Müzenin giderleri vs. diye. Bunu bile yapabiliriz bu zihniyetle devam ettikten sonra.
Sahi, oranın müze olması, sembolik anlamının insanlara anlatılması eksik kaldıktan ve insanlar bu olanlardan ders çıkarmadıktan sonra anlamı olacak mı? Kaçımız Madımak'ın sorumluluğunu üstlenebilecek özeleştiriye sahibiz ve olayı taraf boyutuna getirmeden ve sen-ben analojisiyle kavgaya dönüştürmeden olayları sadece olduğu gibi görebiliyoruz? Provakasyon mu? İyi de demezler mi adama, senin aklın peynir ekmek mi topluyordu birileri seni kullamırken?! Hassasiyet mi? Ölen bir insan hangi hassas duyguna hitap ediyordu cayır cayır yanarken!...
Bu sadece bencillik, özgürlüğü kendine yontma ve tahammülsüzlük... Ve önce bunlarla yüzleşmemiz gerekiyor ve bunlarla yüzleşebildikten sonra orası ha müze olmuş ha olmamış bana göre. Zaman akıp gidiyor ve bir bina yitip gidebilir ama o binaya yüklenen özeleştiri kültürü ve özgürlüğün herkese ait olduğu anlayışı yerleştirilirse topluma, bu daha kalıcı olacaktır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Madımak bir faciaydı ve hala aynı türden facialar yaşanmaya devam ediyor. Simgesel anlamda orasının müze olması zihinsel bir değişimin öncülü olarak kabul edilmek istense dahi, biryığın insan bunu sadece görüntü kurtarmak için yapıldığı zannından kurtulmayacaktır ki çoğunlukla da öyledir. Önce bir iç hesaplaşma gerekiyor toplumda ve bunun bir şekilde, -ivedilikle, yazı, programlar, medya&#8230; aracılığıyla- insanları daha aktif ve katılımla sorgulamanın içine dahil etmek gerekiyor, toplumun zayıf tarafının ortaya dökülmesi, endoktrinizasyona açık beyinlerimizin her seferinde nasıl kullanıldığının insanlara anlatılması ve ne ilginçtir ki, insanlarımızın da her seferinde aynı oyuna gelmesi(!)nin engellenmesi gerekiyor. Aslında artık, kullanıldık, biz aslında çok iyiydik, niye böyle yaptık, kollektif adrenalin&#8230; zımbırtıları beni iyice geriyor. Bir kere oyuna geldin, iyi de ikincisinde niye yaptın, üçüncüsünde ve sonrasında&#8230;? Yok artık, bunun adı sadece kullanılmak olamaz, burada sakat bit durum var ve ben henüz adını koyamadım. Olsa olsa düşünce özgürlüğünün bir türlü sindirilememiş olmasının ve özgürlüğün &#8220;sadece bana&#8221; anlayışının simgesidir bu tarz oyuna gelmeler ve bunun adı bencillikten başka bir şey değildir.<br />
Sadece orayı müze yapmak, evet sadece görüntü olacaktır. Ama şu da bir gerçek ki, görüntü bile olsa bu bir başlangıçtır yeter ki orayı da diğer müzelerimiz pozisyonuna düşürmeyelim ve hatalarımızla yüzleşmekten kaçınan toplumumuza bahane sunmayalım.<br />
Al sana müze&#8230; Eeee, ya devamı? Tamam lokantayı da kapattık, garibanı işyerinden ettik, devamı ne olacak? Her yeri müze ile doldursak da müzeyi sadece bir taş bina olarak sadece tarihin bir parçası görürsek ve o tarihi geleceğe taşıyamazsak&#8230; sadece bir müzemiz daha olur. Hatta belki ilerde paralı(!)müze olur. Müzenin giderleri vs. diye. Bunu bile yapabiliriz bu zihniyetle devam ettikten sonra.<br />
Sahi, oranın müze olması, sembolik anlamının insanlara anlatılması eksik kaldıktan ve insanlar bu olanlardan ders çıkarmadıktan sonra anlamı olacak mı? Kaçımız Madımak&#8217;ın sorumluluğunu üstlenebilecek özeleştiriye sahibiz ve olayı taraf boyutuna getirmeden ve sen-ben analojisiyle kavgaya dönüştürmeden olayları sadece olduğu gibi görebiliyoruz? Provakasyon mu? İyi de demezler mi adama, senin aklın peynir ekmek mi topluyordu birileri seni kullamırken?! Hassasiyet mi? Ölen bir insan hangi hassas duyguna hitap ediyordu cayır cayır yanarken!&#8230;<br />
Bu sadece bencillik, özgürlüğü kendine yontma ve tahammülsüzlük&#8230; Ve önce bunlarla yüzleşmemiz gerekiyor ve bunlarla yüzleşebildikten sonra orası ha müze olmuş ha olmamış bana göre. Zaman akıp gidiyor ve bir bina yitip gidebilir ama o binaya yüklenen özeleştiri kültürü ve özgürlüğün herkese ait olduğu anlayışı yerleştirilirse topluma, bu daha kalıcı olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
