<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Ölüm Sevgisi Nedir? yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 16:49:08 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/#comment-41857</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Dec 2009 22:34:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/#comment-41857</guid>
		<description>&lt;img src="http://www.konyaninsesi.com/show_image_NpAdvSinglePhoto.php?filename=/2009/10/Ahmet-Nazmi-Memduh.JPG" alt="ölüm sevgisi" /&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.konyaninsesi.com/show_image_NpAdvSinglePhoto.php?filename=/2009/10/Ahmet-Nazmi-Memduh.JPG" alt="ölüm sevgisi" /></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ne yani? Ben de mi? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/#comment-40502</link>
		<dc:creator>Ne yani? Ben de mi? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 00:10:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/#comment-40502</guid>
		<description>[...] Ölüm Sevgisi Nedir?( Mehmet Yılmaz) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Ölüm Sevgisi Nedir?( Mehmet Yılmaz) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ayy bu yazınız çok uzun, hiç vaktim yok! : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/#comment-33965</link>
		<dc:creator>Ayy bu yazınız çok uzun, hiç vaktim yok! : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 23:27:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/#comment-33965</guid>
		<description>[...] sormuştuk &#8220;Ölüm Sevgisi Nedir?&#8221; isimli [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] sormuştuk &#8220;Ölüm Sevgisi Nedir?&#8221; isimli [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Müslümanın afyonu: Yahudi nefreti - Bölüm I : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/#comment-24296</link>
		<dc:creator>Müslümanın afyonu: Yahudi nefreti - Bölüm I : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2009 01:32:49 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/#comment-24296</guid>
		<description>[...] böyle bir ölüm sevgisi geliştirdi bu [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] böyle bir ölüm sevgisi geliştirdi bu [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hasan Yavuz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/#comment-23632</link>
		<dc:creator>Hasan Yavuz</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2008 20:13:23 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/#comment-23632</guid>
		<description>Sevgili Suzannur,
Yaşanan sorunlar karşısında Toplum olarak, yeteri kadar sorgulanmadığı ve çözüm üretilmediği var olan sorunlar karşısında boyun eğmeyi tercih eden bir yapımızın olduğu doğru.Toplumsal bakış açımızın sapla samanı karıştırdığınada inanıyorum,bunun bizi süreklediği kaosa hemen hemen her gün şahit olduğumuz olaylar zaten gündemden hiç eksik olmuyor.Devletin ve bazı yazarlarımızın buna tuz biber ektiğide yansıtığınız diğer bir gerçek.Ancak belirtiğiniz kültürel genetik kodlarının değerlendirilmesi ile ulaşılacak çözüm yolu konusunda şüphelerim var.Kültürel genetik kodlarının çözümü elbette bu sorun dahil bir çok sosyal bilim araştırmalarına önemli katkıda bulunacağı şüphesiz bir gerçektir,ama salt bu yöntemden çıkan değerlendirmelerin sorunlara çözümü konusunun ayaklarının havada kalacağı kanısındayım.Toplumların yaşamla olan ilşkileri karşısında gösterdikleri düşünce ve davranışlarının cevabı genetik kültürel kodları ile cevaplanabilir.Ancak yaşamla olan ilşkilerinden çıkan aksaklıkların getirmiş olduğu normal olmayan davranışları salt genetik kodların verdiği cevaplarda aramak sanırım eksik bir cevap olarak gelir.Bunun yanında sosyal,ekonomik,psikolojik vb.. gibi alanların katkılarını yadsımak ve sorunu sadece bir alanla sınırlı tutmak gibi bir anlayışımızın altında yatan yine genetik kodlarımızın altında yatan bir davranış biçimidir.Bunları söylerken sizi tenzih ederim suzan hanım sadece sürekli bir sorun karşısında gösterilen davranışın tek bir yöntem üzerinde durulma alışkanlığının sürekli tekrarlanması karşısındaki ifademdir.Saygılar...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Suzannur,<br />
Yaşanan sorunlar karşısında Toplum olarak, yeteri kadar sorgulanmadığı ve çözüm üretilmediği var olan sorunlar karşısında boyun eğmeyi tercih eden bir yapımızın olduğu doğru.Toplumsal bakış açımızın sapla samanı karıştırdığınada inanıyorum,bunun bizi süreklediği kaosa hemen hemen her gün şahit olduğumuz olaylar zaten gündemden hiç eksik olmuyor.Devletin ve bazı yazarlarımızın buna tuz biber ektiğide yansıtığınız diğer bir gerçek.Ancak belirtiğiniz kültürel genetik kodlarının değerlendirilmesi ile ulaşılacak çözüm yolu konusunda şüphelerim var.Kültürel genetik kodlarının çözümü elbette bu sorun dahil bir çok sosyal bilim araştırmalarına önemli katkıda bulunacağı şüphesiz bir gerçektir,ama salt bu yöntemden çıkan değerlendirmelerin sorunlara çözümü konusunun ayaklarının havada kalacağı kanısındayım.Toplumların yaşamla olan ilşkileri karşısında gösterdikleri düşünce ve davranışlarının cevabı genetik kültürel kodları ile cevaplanabilir.Ancak yaşamla olan ilşkilerinden çıkan aksaklıkların getirmiş olduğu normal olmayan davranışları salt genetik kodların verdiği cevaplarda aramak sanırım eksik bir cevap olarak gelir.Bunun yanında sosyal,ekonomik,psikolojik vb.. gibi alanların katkılarını yadsımak ve sorunu sadece bir alanla sınırlı tutmak gibi bir anlayışımızın altında yatan yine genetik kodlarımızın altında yatan bir davranış biçimidir.Bunları söylerken sizi tenzih ederim suzan hanım sadece sürekli bir sorun karşısında gösterilen davranışın tek bir yöntem üzerinde durulma alışkanlığının sürekli tekrarlanması karşısındaki ifademdir.Saygılar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>suzannur tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/#comment-23302</link>
		<dc:creator>suzannur</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2008 17:57:11 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/#comment-23302</guid>
		<description>Sayın Hasan,
Özellikle Doğu(bölge olarak değil, içinde bulunduğumuz coğrafi kültürel kodlardan bahsediyorum) kültüründe hernedense ölüm çözüm yolu olarak ifade buluyor. 
Edebiyatçı olmam hasebiyle ilk dönem Türk romanlarını incelerken şu dikkatimi çekmiştir hep, (özellikle) kadın kahramanlar yazarlar tarafından, yaşadığı hataların ya da olumsuzlukların sonucu olarak hep ölümle hürriyetine kavuşturulmuştur! Bunun en önemli nedeni, yazarlarımız tarafından sorunun nedenleri ve çözümünün sorgulamasının değil de kadının ölümü ile sorunun çözüm yolunun(nasıl bir çözümse?!) tercih edilmiş olmasıdır. Bence bu bir toplumsal anlayışın göstergesi. Sorunları çözemiyoruz, uğraşmıyoruz da, ölüm her şeyin ilacı oluyor. Bunu sorunlardan yüzleşmekten korkan, kaçan toplumumuzun ölüme hak etmediği değeri biçerek (intiharın yüceltilmesi ve çözüm olarak gösterilmesi)yine soruna teğet geçmesine neden oluyor ve yerimizde sayıyoruz. Olaylar değişiyor, insanlar değişiyor ama kültürel kodlarımız yerinde durdukça bu bakış açımız değişmiyor.
Sorun bence insana verilen/verilmeyen değerden öte, kültürel kodlarımızdaki aksaklıkta yatıyor.Ölüme bakışımız Batı'dan farklı elbette, ama tasavvuftaki bakış ve ölmeden evvel ölmekle, ölümü kaçış aracı olarak kullanmak çok farklı şeyler ve biz toplum olarak sapla samanı yine birbirine karıştırıyoruz. Ölüme gider gibi araba kullanıyoruz, namus temizlemek için(salt gurur göstergesi aslında) ölüme koşuyor/koşturuyoruz, kavga ediyor ölüme koşuyoruz... Evet, insana verdiğimiz değer belki de azdır ama bunun altındaki neden bence genetik kültürel kodlar ve bu kodların sağlıklı değerlendirilememesi, sorgulanamamasıdır.
Saygıyla.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Hasan,<br />
Özellikle Doğu(bölge olarak değil, içinde bulunduğumuz coğrafi kültürel kodlardan bahsediyorum) kültüründe hernedense ölüm çözüm yolu olarak ifade buluyor.<br />
Edebiyatçı olmam hasebiyle ilk dönem Türk romanlarını incelerken şu dikkatimi çekmiştir hep, (özellikle) kadın kahramanlar yazarlar tarafından, yaşadığı hataların ya da olumsuzlukların sonucu olarak hep ölümle hürriyetine kavuşturulmuştur! Bunun en önemli nedeni, yazarlarımız tarafından sorunun nedenleri ve çözümünün sorgulamasının değil de kadının ölümü ile sorunun çözüm yolunun(nasıl bir çözümse?!) tercih edilmiş olmasıdır. Bence bu bir toplumsal anlayışın göstergesi. Sorunları çözemiyoruz, uğraşmıyoruz da, ölüm her şeyin ilacı oluyor. Bunu sorunlardan yüzleşmekten korkan, kaçan toplumumuzun ölüme hak etmediği değeri biçerek (intiharın yüceltilmesi ve çözüm olarak gösterilmesi)yine soruna teğet geçmesine neden oluyor ve yerimizde sayıyoruz. Olaylar değişiyor, insanlar değişiyor ama kültürel kodlarımız yerinde durdukça bu bakış açımız değişmiyor.<br />
Sorun bence insana verilen/verilmeyen değerden öte, kültürel kodlarımızdaki aksaklıkta yatıyor.Ölüme bakışımız Batı&#8217;dan farklı elbette, ama tasavvuftaki bakış ve ölmeden evvel ölmekle, ölümü kaçış aracı olarak kullanmak çok farklı şeyler ve biz toplum olarak sapla samanı yine birbirine karıştırıyoruz. Ölüme gider gibi araba kullanıyoruz, namus temizlemek için(salt gurur göstergesi aslında) ölüme koşuyor/koşturuyoruz, kavga ediyor ölüme koşuyoruz&#8230; Evet, insana verdiğimiz değer belki de azdır ama bunun altındaki neden bence genetik kültürel kodlar ve bu kodların sağlıklı değerlendirilememesi, sorgulanamamasıdır.<br />
Saygıyla.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hasan Yavuz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/#comment-23300</link>
		<dc:creator>Hasan Yavuz</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2008 17:02:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/10/13/tuzladan-aktutune-kazalar-ve-zayiatlar/#comment-23300</guid>
		<description>yaşadığım kente(Batman)yaşanan intiharlardan sanırım herkes haberdardır.Böyle bir kente yaşamak insan için cazip bir yer değildir çünkü içinizde saklı duran eğiliminizin yılda ortalama otuz kez size hatırlatılması hoş bir durum değildir.İnsanın bu kente ölümle olan aidiyeti,ölümü algılamasının altında yatan hayatı sorgulama yöntemidir.Her ölümün altında farklı nedenler yatsa bile kollektif özellikleri vardır.Ölümün sevgisi nedir?yazısında insanları ölüme yoluyan nedenleri,yöntemleri ile çok güzel anlatılmış.Yaşadığım kente ise insanların ölüme giden yolda kendi içsel dünyalarında kurguladıkları yaşamı sona erdirme düşüncesi zorunluluktan değil bilinçli bir tercihten kaynaklanıyor.Ancak bu her iki durumda bile örtüşen şey bu ülkede insan hayatının önemsenmediği gerçeğidir.Bir taraftan ülkülerin erdemliliği adı altında söndürülen hayatların değersizliği  yatarken diğer yanda ülkü erdemliliğinin insan hayatını içine koyduğu çaresizliklerden doğan kabuledilemez bir manzara önümüze çıkıyor...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>yaşadığım kente(Batman)yaşanan intiharlardan sanırım herkes haberdardır.Böyle bir kente yaşamak insan için cazip bir yer değildir çünkü içinizde saklı duran eğiliminizin yılda ortalama otuz kez size hatırlatılması hoş bir durum değildir.İnsanın bu kente ölümle olan aidiyeti,ölümü algılamasının altında yatan hayatı sorgulama yöntemidir.Her ölümün altında farklı nedenler yatsa bile kollektif özellikleri vardır.Ölümün sevgisi nedir?yazısında insanları ölüme yoluyan nedenleri,yöntemleri ile çok güzel anlatılmış.Yaşadığım kente ise insanların ölüme giden yolda kendi içsel dünyalarında kurguladıkları yaşamı sona erdirme düşüncesi zorunluluktan değil bilinçli bir tercihten kaynaklanıyor.Ancak bu her iki durumda bile örtüşen şey bu ülkede insan hayatının önemsenmediği gerçeğidir.Bir taraftan ülkülerin erdemliliği adı altında söndürülen hayatların değersizliği  yatarken diğer yanda ülkü erdemliliğinin insan hayatını içine koyduğu çaresizliklerden doğan kabuledilemez bir manzara önümüze çıkıyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
