Kadınların Dikkatine! “Ben de Varım!”
By Nurhayat Kızılkan on Eyl 26, 2008 in Duyuru, Kadın
Kol kola yürüyemediğimiz bir “kamusal alan” , bizim “kamusal alanımız” değildir!
Bizler inançlı- inançsız, örtünmeyen-örtünen, kadın hak ve özgürlükleri anlayışı içinde “sen varsan ben yokum” demeyen kadınlar olarak;
Başörtülü kadınların; cahil, yobaz, fesat, takiyyeci, fırsatçı, örümcek kafalı gibi sıfatlarla bir “islami robot” imajıyla değerlendirilerek, ırkçı yaklaşımlarla şiddete maruz bırakılmalarına karşı çıkıyoruz. Başörtüsüz kadınların; cinsel meta, teşhirci ya da bir tahrik mekanizması gibi cinsiyetçi yaklaşımlarla değerlendirilmesine karşı çıkıyoruz. Kadınlar arasında yaratılan uçurumların kadınların ezilmesini ve sömürülmesini kolaylaştırdığını biliyoruz. Ve kadınlara uygulanan baskıların üstesinden, ancak barış ortamında, hak ve özgürlüklerin uygulanmasıyla gelinebileceğini düşünüyoruz.
Biz her türlü ayrımcılığın ve adaletsizliğin karşısında olan kadınlar, “kadının yeri kocasının dizinin dibi” anlayışıyla bizleri yok sayan, “genel ahlak” düzenlemesiyle ayrımcılık yapan, kadın özgürlüğüne sınırlar getirmek isteyen bir “er meydanı” olarak devletin kadınlara yönelik her türlü yasağını ve baskısını reddediyoruz. Biz kadınlar; birilerinin bedenimizi modernite, laiklik, cumhuriyet, din, gelenek, görenek, ahlak, namus ya da özgürlük adına denetlemesini istemiyoruz.
“Herhangi birini yok saymak, onu kendi varlığından kuşku duymaya yöneltir”
Hannah Arendt
Biz kadınlar birbirimizden kuşku duymuyor; birbirimize sahip çıkıyoruz!
Çünkü biz kadınlar, farkında olduklarımızla yan yanayız!
Bildiriye destek ve imzalamak için:
A “public sphere” that we cannot walk arm in arm is not our “public sphere”!
We, as those women, believers and non-believers, veiled or not-veiled,those who act within the frame of women’s rights and liberties and thus who do not claim “if you’re here, then I ain’t”, inside a women right and liberties, are against that;We oppose the racist subjection of veiled women, via being considered as “Islamic robots” by such adjectives as ignorant, bigoted, mischievous, disingenuous, opportunist, fuddy-duddy. We oppose the sexist consideration of not-veiled women as if they are sexual commodities, exhibitionists, seducers. We know that the oppression and exploitation of women are facilitated by the gaps created among them. And we think that the suppression of women can be overcome only in an environment of peace and by the practice of rights and liberties would be able to overcome the suppression over the women.
We, the women who are against all kinds of discrimination and injustice, reject all types of prohibitions and oppressions of the state as a “field of contest for brave men”, which ignores our existence by relying on the understanding that “the place of woman is by her husband’s foot”, which makes discrimination by the regulations on “public morality”, which aims at delimiting women’s liberties. We, the women reject the control over our bodies in the name of modernism, secularism, republic, religion, tradition, custom, morality, honor or freedom.
“Ignoring anyone directs him/her to be suspicious about his/her own existence.”
Hannah Arendt
We, the women are not suspicious of each other, but we look after each other!
Because we, the women stay together with whom we recognize!
Bildiriye destek ve imzalamak için:
2 [?]


















14 Yorum
Yazan:Nurhayat Tarih: Eyl 26, 2008 | Reply
Hep Birlikte Özgür Oluncaya Kadar Birbirimize Sahip Çıkacağız
Yine okullar açılıyor, yine aynı görüntülere şahit oluyoruz:
Bir grup kadın duvarın berisinde arkadaşlarının serbestçe girip çıktığı okula girememenin sıkıntısını; gencecik bir yaşta yetkili parmaklarca işaret edilmenin eziyetini; kalabalıklar içerisinde yalnız kalmanın hüznünü; eğitim, aş, iş gibi en temel insan haklarını kendisi için ulaşılmaz kılan sistemin utanç verici ağırlığını yaşıyor. Ve her şeyin ötesinde, daha belki yaşları yirmilere henüz varmış genç kadınlar bir özgürlük mücadelesinde ayakta kalmaya zorlanıyor.
Kadın oldukları için, inandıkları gibi riyasız yaşamak istedikleri için, onlara yıllardır bu ırkçılığa varan ayırımcılığı yaşatanlar bilmeliler ki:
Farklı inanç, düşünce ve yaşam pratiğinin içinden gelen kadınlar olarak biz onların yanındayız.
Her gün bir kapıdan geçerken onları “olması gereken” kılıklara sokan ayırımcılığınızdan siz değil biz utanıyoruz!
Peruk, şapka, kapüşon gibi totaliter laikliğin saçlarını dayatma hakkını kendinizde görmenizden siz değil biz hicap duyuyoruz!
Önlerine sürdüğünüz “eğitim almak istediğim için suçluyum, bunu biliyor ve imzalıyorum” vesikalarını vicdanlarımız önünde biz reddediyoruz!
Birimizin tutsak olduğu yerde hiçbirimiz özgür değiliz.
Birimizin mahrum olduğu yerde hiçbirimiz sahip olduklarımızla mutlu değiliz.
Birimizin hakaret gördüğü yerde hiçbirimiz itibar sahibi değiliz.
Bu direnç ve özgürlük sınavında başörtülü-başörtüsüz kadınlar yan yana yürüyeceğiz.
Ta ki hepimiz özgür oluncaya kadar….
Birbirimize sahip çıkıyoruz!
Destek ve imza için: birbirimizesahipcikiyoruz@gmail.com
Metni görmek için: http://birbirimizesahipcikiyoruz.blogspot.com
Yazan:elif demir Tarih: Eyl 29, 2008 | Reply
sözde özgür devletiz nedense örtülüler bu özgürlüğe girmiyo daha dogrusu gıremıyo örtülü olma herseyi yap senden iyisi yok ama dınıni yasayamak isteyene milyonlarca zulüm var ama unutmayalım ki, bu dünya fani illa ki bize zulüm edenlere de mevla yanına kar bırakmıcaktır bunu düşünmek beni o kadar mutlu ediyor ki anlatamam acayip moral buluyorum çok şükür yarabbim sana adedince şükürler olsun allaha emanet olun mevla hepimizin yar ve yardımcısı olsun arkadaslar
Yazan:Erkul YILMAZ Tarih: Eyl 29, 2008 | Reply
Kampanyanızı destekliyorum.Bu işin çözümü gecen gün büyük gazteci Ahmet Altanın yazısında gizlidir. Ezilenler bir olmadıkca daha çok ezileceklerdir. Ezilenleri sosyal kültürel,siyasi ve dinsel farklılıklara ayırarak birbirine karşı duyarlı hale getirmişler ve hepsini birbirine karşı kullanıyorlar.Başörtüsü,zorunlu din dersi,Kimlik sorunu,dinsel özgürlükler.Hepside ezilen ama ezenler bunları gerektiği zaman birbirine karşı öyle bir kullanıyorki hepside ezilmesine ragmen biri diğerinin hakına karşı çıkartılarak hepsinin magduriyeti devam ediyor.Artık aklınızı başınıza alın ezilenler hepinizin sorunu aynı yeter artık birimizin mağduriyeti hepimizin dediğiniz gün hepsi bitecek.Taki ne zaman bunu söylediniz o zaman kurtuluş. Lütfen oturup bir düşünün acele hayat gelip geçiyor.Gelecek nesle miras ezilmişlik degil onurlu vatandaşlık ve güzel kardeşcew bir beraberlik bırakın.Hadi birbirimizin derdi ile dertlenelim. Biraz enpati biraz cesaret ve kuyruk olma yerine baş olmayı hedef koymak herşeyin sırrı.
Yazan:SOSYAL DEMOKRAT Tarih: Eki 5, 2008 | Reply
Türban bir baskı unsurudur ve eşitliğe aykırıdır. 1980-1998 döneminde türban serbest bırakıldı. Peçeyle, Aczmendi kıyafetiyle, çarşafla üniversiteye geldiler. Siyasi sömürücüler en sonunda taleplerini, “Cuma namazı saatinde ders programı yapmayın”, “Allah’ın ve Hz. Peygamber’in bahsedilmediği kitapları okutmayın” noktasına kadar taşıdılar.
Türban, kadın özgürlüğüne ve Cumhuriyet ilkelerine karşı bir tavırdır. Düzeni sağlayan kurallara aykırıdır. Türbanın özgürlükle ve demokrasiyle bir ilişkisi yoktur.
Türban takmak isteyen hanımlar, Gazi Kemal Atatürk’ün kendilerine tanıdığı;
a) Seçme-seçilme haklarını iade etsinler.
b) Kocaları veya erkek yakınları olmadan sokağa çıkmasınlar ve çıktıklarında da 4 adım arkadan yürüsünler.
c) Osmanlı döneminde olduğu gibi haftada iki gün sokağa çıksınlar.
d) Evlerinden dışarıyı ancak pencerelerinin, cumbalarının arkasından seyretsinler.
e) Resmi nikahtan vazgeçip, dört tanesi bir erkeğe gitmeyi kabul etsinler.
f) 1/2 miras hakkını kabul etsinler.
g) 1/2 şahitliği kabul etsinler.
h) Kocalarını aldattıklarında, recm edilmeyi kabul etsinler.
i) Kocası “boş ol” dediği zaman boşanmış olmayı kabul etsinler.
j) Vücut hatlarını göstermeyecek, torba kara çarşafa girsinler.
k) İş hayatından çıksınlar.
l) Araba kullanma, iş hayatı, yalnız seyahat etme gibi sosyal faaliyetlerden Suudi Arabistan’da olduğu gibi vazgeçsinler.
m) Ameliyat olabilmek için kocasından izin alsınlar.
Vesaire, vesaire… Ben de o zaman kendilerini destekleyeceğim.
Ey hanımlar, şimdi sadece başınızı parlak ve rengarenk bir bezle kapatarak parçası olduğunuz oyunun sonucu çok vahim ve karanlıktır. Lütfen aklınızı başınıza alınız. Atatürk sizi birey yaptı. Ücretsiz ve bedelsiz elde ettiğiniz haklarınıza sahip çıkın. Yeniden sizi kul yapmak istiyorlar. Son zamanlarda çıkmaya başlayan yazılardan anlayacağınız üzere türbanınız artık onları kesmez oldu. Bu kıyafetlerinizden ve makyajınızdan dahi rahatsızlık duymaya başladılar.
Yazan:meryem çiftçi Tarih: Eki 16, 2008 | Reply
sitenizi zaman gazetesi yazarı Nihal Karacanın yazısından öğrendim.Çok beğendim.İnsanların birbirini tanıdıkça önyargılardan kurtulduğuna inanıyorum.Tüm kalbimle sizleri destekliyorum.
Yazan:SOSYAL DEMOKRAT Tarih: Eki 16, 2008 | Reply
@ Meryem Çiftçi;
Neyi destekliyorsunuz? Gericiliğin simgesi türbanı mı? Siz türbanlı mısınız? Türbanlı değilseniz, yarın bir gün sizin de başınızı kapatmaya çalışsalar ne yapacaksınız? AKP lilerin size destek çıkacağına mı inanıyorsunuz?
Üniversitelerin bilim yuvası olduğundan haberiniz var mı? Dini simgelerin kamusal alana girdiğinde laik devlet niteliğini yitireceğimizi biliyor musunuz? Öyle özgürlükçülük yapacağım deyip, ülkemizi daha şeriatçı yaptığınızın farkında mısınız?
Saygılar,
Yazan:rukiye Tarih: Eki 22, 2008 | Reply
“Turban bir baski unsurudur ve esitlige aykiridir”
(sosyal demokrat)
Yanlis anlamayin sadece merakimdan soruyorum,turbanlimisiniz? ki bu kadar rahat basortusu icin bir baski unsurudur diyorsunuz.Bunu basortu takan biri soylese insanlar belki hak verirler ama baortuden hoslanmayan birinin turban baski unsurudur demesi bana komik ve saldirgan bir ifade geliyor zira basortuluyum ve uzerimde hicbir baski unsuru hissetmiyorum.Esitlige aykiridir demissiniz,insanlar birbirine esit olmak zorunda degil.Kimisi pantolon giyer,kimisi mini etek,kimisi carsaf,kimisi pardesu…Sanirim tek tip insan modeli gormek istiyorsunuz, o modele uymayanlari da esitlige aykiri olarak nitelendiriyorsunuz.Dunyada yasiyoruz sayin sosyal demokrat,insanlar birbiri gibi olamaz burda.Acaba sarisinla esmeri yanyana gordugunuzde de mi esitlige aykiri oldugunu dusunuyorsunuz?Ya da pantolonlu ile mini etekliyi yanyana gordugunuzde bunlar da esit giyinmemis deyip sinirleriniz mi bozuluyor?
Yukarida saydiginiz maddelere gelince insanlar insan olduklari icin zaten bu haklara sahiptirler,bunlar birilerinin birilerine verdigi haklar degildir.Bu derece ortuden rahatsiz olmaniz bencil bir kisiliginiz oldugu izlenimi birakti bende.
Yazan:cansu Tarih: Eki 22, 2008 | Reply
bu ülkenin derdi başörtüsü ya da türban değildir. bu ülkenin derdi tarikatlar,şehler, mollalar, onların dizinin dibinden ayrılmayan başbakanlar, bakanlar ve abd ve ab tarafından sözde özgürlük adı altında dayatılan irticadır. bu ülkedeki sizin türban dediğiniz sorunun çözümü tarikatlardan kurtularak, abd ve ab kapısından ayrılarak çözülür. dini inanç gereği takılan türban dayatılmaz. biz çok iyi biliyoruz ki türbana özgürlük diyenler mollaların sözünden çıkmayan sözde demokrat ve özgürlükçülerdir.
özgürlüğü ve demokratlığı bu adamlardan öğrenmeyeceğiz biz kadınlar.
sorunun farkındayız. çözümünde nasıl olacağını biliyoruz.
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eki 22, 2008 | Reply
@ Cansu,
Ben sizi galiba anlamadım ,belki daha iyi anlamam konusunda siz yardımcı olursunuz?
Şimdi bu tarikatlar,şeyhler mollalar ABD yada AB li mi demek istiyorsunuz?
Yada bu tarikatlar,şeyhleri ve mollaları aracılığı ile Türkiye’yi İran’a döndürecek irticai faaliyetler konusunda ABD ve AB yi ikna mı etmeyi becerebilmişler mi demek istiyorsunuz?Bu durumda başbakan ve bakanlar tarikatlardan aldıkları emirleri ABD ve AB ye “siz bunları bize özgürlükmüş gibi dayatın” mı diyorlar?ABD ve AB neyi dayatacakları hususunda bizimkilerden emir mi alıyor?
“mollaların sözünden çıkmayan sözde demokrat özgürlükçüler türbana özgürlük” derken neyi dayatılıyor o zaman?
Başörtülü kadınlar eğitim almak istiyor çünkü diplomalı ev kadını anne olmak istiyorlar hatta sırf bu nedenle ülkelerinden uzaklarda eğitim almaya bile razı oluyorlar.Neden?Çünkü molla ve şeyhler onlara başörtüsünü değil ama“eğitimi” dayatıyor öyle mi?
Bakalım anlamış mıyım;mollalar dini inanç gereği türbanı dayatmıyorlar ama onu kullanmayı tercih etmiş olana eğitim özgürlüğü tanınmasını dayatıyorlar öyle mi?İlginç! Bu mollalar çok demokrat o zaman :-)
Eğitimli kadınları evde anne ve eş olarak istihdam edeceklerse neden bunu dayatıyorlar sizce?
Eğitimli kadın kolay itaat etmeyeceği için “sorun çıkaran”a dönüşmez mi?
Siz de eğitim almış bir kadın olarak kimden ne öğreneceğinizi çok iyi bilebiliyorken başörtülü eğitimli kadınlar neden bunları bilemeyecek olsunlar ki?Başörtülü eğitimli kadınla sizin aranızdaki fark ne?IQ seviyesi mi niyet okuyuculuk mu?
İrtica yada onun söylentisi ABD yada AB nin işine yaramaz ama Türkiye’yi dünyadan koparmak (ki asıl irtica budur)isteyen tahakkümcü zihniyet sahiplerinin ,özgürlükleri mümkün olduğunca kısıtlayarak,var olma imkanlarının zeminini sağlamlaştırma yönünde çok işine yarar!
Yazan:cansu Tarih: Eki 23, 2008 | Reply
peki fethullah gülen nerede yaşıyor? ılımlı islam ve yeşil kuşak projeleri sana neyi hatırlatıyor? kimin projeleridir bunlar?
bu mollaların şeyhlerin evinde kaldın mı hiç? hani şu liselere hatta ilk öğretime kadar inen abla-abi evleri? orda nasıl beyin yıkandığını çok iyi bilir kalan arkadaşlar. bende kaldım. lisedeyken.orda öyle bir duyguya kapılıyorsun ki başım açık ya sanki ben dünyanın en günahkar insanıymışım gibi…..
sadece bununla da kalmıyor. üniversitede… bir cemaat evinde kalan kıza söylenen ‘ bir arkadaşını daha getirirsen bilmem ne kadar para alırsın! ‘ okulda eğer dersin 15.00 de bitiyorsa en ge. 17.00 de evde olmak zorundasın. hiç bir sosyal hayatın yok. neden ama özgürsün ya napacaksın o kadar saat dışarda git evde kuran oku, senden küçükleri eğit, nasıl kapanacaklarını nasıl namaz kılacaklarını anlat…
bu insanlar neden kalıyor bu yurtlarda-evlerde? çünkü çok ucuz ! peki ordan nasıl çıkıyorlar? biz özgürlük istiyoruz. türban takmak istiyoruz okulda.
gerçekten özgürlük dediğimiz şey de bu dimi?
anayasa mahkemesinin gerekçeli açıklamasını okudum. ayrımcılığa yol açabilir diyor. yine okuduğum üniversiteden nasıl ayrımcılığa yol açtığını iki taraflı örnekle açıklayayım. okulumuzun edebiyat bölümünden bir öğretim görevlisinin dersinden ne hikmetse sadece türbalı arkadaşlar geçebiliyor. şimdi siz nerden bilecek ki türban taktıklarını diyeceksiniz. o kadar bariz ki türban üstünde peruk. ama türbanın yarısı gözüküyor. yada okulumuzun felsefe bölümünde yine bir öğretim görevlisinin dersinden de bu sefer türbanlı öğrenciler geçemiyor.
elbette bunlar yanlış davranışlar. fakat olacak bu iki başlı eğitim sürdükçe önüne geçilemeyecek.
ama şu da var madem özgürlük diyoruz. o zaman hocalarda istediğini geçirip istediğini bırakmakta özgürdür!!
şimdi bilim yuvalarına dogma karıştırdığınız zaman ne olur biliyor musunuz? yine haberlerde okuduk. türbanlı bir hanım doktor 9 yaşından büyük erkeklere bakmam diyor! enteresan değil mi? doktorsun sen ! hipokrat yemini etmişsin.
ha ama özgürlük diyordık dimi pardon. o doktor da istediği hastaya bakmakta özgürdür!
arkadaşlar kusura bakmayında bu kadar özgürlük çok fazla!
Yazan:rukiye Tarih: Eki 23, 2008 | Reply
Bu ulkenin derdi basortusu!!!Ve bunu tarikat,molla,seyh vb.kelimeleriyle saldirarak yapiyor.Basortusu yasaksa herkes icin yasak hicbir molla,tarikat,seyh diktasi kabul etmeme ragmen benim icinde yasak.Tamamen bagimsiz bir inanca sahip olmama ragmen benim icin de yasak.Hulasa basortu yasagi sebebi molla,seyh degil!!!
Yazan:çuvaldız Tarih: Eki 23, 2008 | Reply
@ Cansu,
Yeşil Kuşak projesi mi;komunizm ve radikal İslam ile oluşturulan din bariyeri.
T.C tarihine bakarsanız radikal İslamın söz konusu olduğu bir dönemden söz edebilir misiniz?Cumhuriyetin başlangıcında,komunizmin tavan yaptığı dönemlerde batının muasır medeniyet seviyesine ulaşmak için yapılan devrimlerle radikal İslamı bırakın ılımlısının bile var olabileceği boşluk bırakılmamıştır.Kılığından kıyafetinden tutun harflerine kadar.
Bu projenin dile getirilmesinden önce 60 darbesi ve 71 muhtırası yaşandı.Ülkemizde dini neredeyse yok seviyesinde (bazen silah gücü ile)tutan ideolojik anlayışın siyasi literatürde adı nedir sizce?Bu dönemlerde radikal İslam varlığından söz etmek mümkün mü peki?Hayır,hatta bu yaklaşımı ile Avrupa’dan ziyade Rusya’ya daha yakın görünmüyor mu?O halde ülkemizde etkisi hafifletilerek “ılımlı” hale getirilecek “radikal” bir din anlayışı mevcut değilse(iran olmayacağız denildiğine göre bu tespit kabul ediliyor demektir) nasıl olur da “ılımlı İslam projesinin bir paçası olunduğu” iddia edilebilir?Ortada ılıklaştırılacak/hafifletilecek yoğunluklu bir din anlayışı yok ise “ılımlılaştırma” size göre din seviyesinin “yukarı” çekiliyor anlamına geliyor!Nerdeyse sıfır seviyesinden oda sıcaklığına taşınmak istenen bir İslam anlayışı sizde “panik “duygusu yaratıyor.Birilerinin sizlerin sahip olduğu haklara sahip olması sizin için sahip olduğunuz hakların “kaybedilmesi” anlamına geliyor.Haklar birinden aınıp diğerine verilen bir şey midir?Bu durumda sizin sahip olduğunuz hakların “sıfır “seviyesinde tutularak yok sayılan insanlara ait olduğunu söylemiş olmuyor musunuz?
Gelelim ılımlı İslam projesine;
Şimdi olaylara biraz dinsel bakalım , İslamın ılımlısı olmaz , çünkü kuran mevcut İlahi yapısını muhafaza etmektedir vede hükm ler olduğu gibi yerinde sabit durmaktadır. İslami bakış pencerelerinin ardına gizlenen güçler onyıllar boyu Kuran’ı okun(a)mayan bir kitap haline getirmeyi başarmıştır. İşbu temel üzerine islamiyet bünyesine sayısız ilavelerde bulunulmuş vede günümüzde dinimiz tamamen sahte din adamlarının dilinin ucundan öğrenilecek bir kurum haline gelmiştir.Peki bundan kimler sorumlu?
Ilımlı islam projesinin temelinde olan , kuran ve islam uygulamalarının belirli periyotlar ile hafifletilmesi vede , kitabı tanımadığı halde islama incilin kabul ettirilmesi ise ülkemiz özelinde bunun anlamı olsa olsa ılımlı Hırırstüiyanlaştırma projesi olabilir Düşünün bugün pek çok insan dinin yerinin sadece kalpler/vicdan olması gerektiğine ve insanların dışarıdan bakan gözlere inanclarını, şeklen bile belli edecek şekilde davranmamasını salık veriyor;bakıldığında etraflarında dini inancı belli olmayacak insanlar görmek istiyorlar! Şekli bir tarafa bırakalım bu inanmış insanların kelam seçimlerine,açıklamak için giriştikleri eylemlere bile din propagandası deyip engel olmaya çalışıyorlar.Merhaba,selam yada aleyküm selam yada bye,iran yolcularını teşhis edebilmek için bir bir selamlaşma kelimesi yetip de artıyor bile.Neden?Tırmanan,İranlaşmaya sebep olacak bir dindarlıktan dolayı mı bu karşı çıkış yoksa yok edilmesi gereken,Hıristiyanlaştırılamamış hala İslami unsurları barındıran özelliklerin yüzyıllar geçmiş olsa bile muhafaza edilebilmesinden dolayı mı?
Ancak cemaatci,fırkacı, yozlaştırılmış İslam ile siz ve sizin gibi düşünenlerin düşünceleri feth edilebilir.gazetede gördüğünüz bir iki yalan haber size aradığınız karşı çıkma fırsatını sunar.Zaten onlar da bu amaca hizmet etmektedir. Toplum din yasaklamaları ile fırkacı zihniyete prim vermek zorunda bırakıldıkça,onun işbirlikçilerinin fetva ve cemaatlerinde diz çöktükce , islam daha da yozlaşacak tır.Ilımlaştırma adı altında istenen tam da bu değil midir?Bunu idrak edebilmenin yolu İslam’ı, Kuran’ı kendisinden öğrenmektir,gazete kupürlerinden yada yasaklar nedeniyle kontrol edilemez biçimde faaliyet süren ne öğrettiği belli olmayan gizli saklı din adamı müsvettelerinden değil.
Benim için size başörtüsü takmanız konusunda baskı yapan molla ile üniversiteli kızlara başlarını açmaları yönünde baskı yapan anlayış sahipleri arasında hiçbir fark yoktur.Mollanın dar görüşlü olmasını anlarım ama onunla fikir bağlamında aynı paralelde kalan ama “üniverse”in bir parçası olduğunu iddia edenlerin ise ancak sahtekar olabileceğini düşünürüm.
Anayasa mah.kararından önce burada bir arkadaş ne ki başörtüsü nedeniyle üniversiteye gidemeyenlerin sayısı % 1,mevzu bile etmeye değimez mealinde şeyler yazmıştı.Şimdi bu küçümsenen göz ardı edilen,sayısal değeri bakımından varlığı ehemmiyet taşımayan bu % 1 diğerlerine baskı mı yapma ihtimali mi varmış?
İki noktadan biri yanlış olmalı ya bu küçümsenen %1 lik sayı yanlış sayı çok daha fazla yada sayılar nedniyle çekince belirten anayasa mahkemesinin “gerekçeli karar”ı yanlış!
başı açık okula alınmak ayrıcalık değil mi peki?Siz bu sahip olduğunuz ayrıcalığı edebiyat hocanızı suçlarken neden hatırlamıyorsunuz?Felsefe hocanız “yasaklamalardan” güç alan bencil bir tavır sergiliyor,o sıralara dayatılan şartlara razı olup oturmuş kızlara bir çeşit caydırma,yıldırma uygulamıyor mu?Kime baskı yapıyor ki o kızlar?O hoca din düşmanı ise ve “teşhis edebiliyor olmak”onun intikamcı duygularını harekete geçiriyor ve irade gösterip kimliğine uygun vazife icra edemiyorsa görevden alınması şarttır.Onu görevden almayanlar da onun fikirdaşıdır.Bu da üniversitelerin bir “bilim yuvası”değil fikirbirliğine varmış olanların “kamp”ı olduğunun açık ispatıdır öyle değil mi?Orada eğitim alan başörtülü kızlarla mı “bilime dodma” bulaşıyor,zavallı bilim hep karantinada tutulmalı o halde,bünyesi çok zayıf olmalı!
Hastaya bakmayan doktor da eğitim vermeyen felsefe hocası da aynı derecede görv suçu işlemektedir.
Fazla dediğiniz özgürlük bu noktada işe yarayabilir ne dersiniz?Eğer siz her ikisine de karşı çıkıp onlara görevlerinden el çektirtebiliyorsanız,hakkınıza sahip çıkabilecek kadar özgürsünüz demektir.Onlardan birine hayır derken diğerini “ama”larla savunmaya çalışıyorsanız işte böyle “bu kadar da özgürlük fazla” diyebilecek duruma düşersiniz.Siz abla-abi evinde beyin yıkandığından behsederken yıkanmış bir beyne sahip olduğunuzun emarelerini gösterdiğinizin farkında mısınız acaba?
Bu kadar özgürlük fazla diyen biri için bunu sakınmadan yazabilirim.
Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eki 23, 2008 | Reply
@ Cansu,
İnsanları yaşamak zorunda oldukları ülkelerin siyasal projelerinin bir parçası olarak mı kabul edeceğiz?İlginç bir yaklaşım.
1.Meclis vekillerinin bazıları yurt dışına sürülen orada yaşayan yada yurt dışında Osmanlı adına büyükelçilik yapmış olanlar,
1938 meclis vekillerinden bazıları yurt dışına sürülenlerden yada İzmir suikastına adı bir şekilde karışanlardan,
Bu insanların tümü bir sebepten bir süre yurt dışında yaşamışlar ee bu durumda onlar hangi projenin parçası oluyorlar?
Sürgün edilmek ve canını kurtarmak için kaçmak zorunda kalmak arasında sizce nasıl bir fark var?
Yazan:cansu Tarih: Eki 23, 2008 | Reply
meraklı; bu kadar özgürlük fazla derken o felsefe hocasınında, hastasına bakmayan doktorunda özgürlüklerinden bahsediyorum. benim için ikisi de aynı şey. benim başörtüsü ile hiç bir derdim yok takanlarla da. ben gördüklerimi, yaşadıklarımı ve bence türbanın altında yatan amaçları yazdım.
he ben sırf inancım için takıyorum diyenler de vardır elbet onlara zaten birşey diyemem.
ama bence bilimin olduğu yerde dogmaya yer olmamalı. bu da benim fikrim.