Peyami Safa’dan irtica dersi
By Mustafa Akyol on Eyl 14, 2008 in Kemalizm, Laiklik
Türk düşünce ve edebiyat hayatının büyük ustalarından biri olan Peyami Safa’nın vefatından iki yıl önce, 1959′da yazdığı “İsbatsız İddialar” başlıklı bir makale, ülkemizdeki “irtica tehdidi” söylemine dair bugün de son derece anlamlı olan yorumlar içeriyor. Safa, sözkonusu makalesinde öncelikle gerçek ile vehim arasında ayrım yapabilmek için “isbat şartının” önemine vurgu yapıyor:
Her iddianın doğruluğu, isbat edilmek şartına bağlıdır. Onu tahminden, vehimden, iftiradan ayırmanın başka çaresi olmadığını vicdan ve mantık sahibi her insan bilir. Türkiye’de sosyal yapının normal icaplar çerçevesini aşıp emniyet kuvvetlerinin müdahalesini lüzumlu gösterecek derecede bir irtica hareketi olduğunu iddia edenler bunu isbat etmekle mükelleftirler.
Safa, yorumunun devamında kayda değer bir irtica tehlikesinin varlığına dair hiç bir “isbat” ortaya konamadığını vurguluyor:
Yıllardan beri tekrarladıklari bu iddia hiçbir gün, hiçbir şekilde isbat edilmiş değildir. Münferit vak’alar toplu bir hareketin delili olamaz. Kaldı ki bu vak’aların bir kısmı uydurmadır. Şişirilenleri de vardır. Hepsi doğru da olsa, elli seneden beri Türkiye’de 31 Mart ölçüsünde bir ihtilâl hareketi olmadığı hakikatini ortadan kaldırmaz.
Safa’nın sözünü ettiği “uydurma” ve “şişirilmiş” irtica vak’alarının birine sitemde de daha önce değişmiş, “Bir Tarih Revizyonu: ‘Kubilay’ın Başı Kesilmedi mi?” başlıklı kısa yazıda, ABD’nin ilk Türkiye büyükelçisi olan Joseph Grew’un Kubilay efsanesinin asılsızlığı konusundaki notlarına işaret etmiştim.
Peyami Safa, söz konusu makalesinin devamında “gericilik” kavramının izafiyetine de değiniyor ve bu kavramı dillerine dolayanların aslında toplum üzerinde siyasi ve ideolojik egemenlik kurma peşinde olduğuna işaret ediyor:
Türkiye’de, her memleketin seviyesi ve nisbet ölçüleri dahilinde gerilik temayülleri vardır. Bundan yüzlerce sene sonra da olacaktir. Çünkü gerilik izafîdir. Komünistlere göre sosyalistler, liberaller, muhafazakârlar geridirler. Hem kendi benliğini kaybetmemek hem de ilerlemek zorunda olan her cemiyette (istisnasız her memlekette) muhafazakâr ve inkilâpçı kutupları vardir. Sosyal muvazene ve dinamizm, bu kutuplar arasındaki düşünce ve temayül çatışmasından doğar. İki taraftan birinin lehine muvazeneyi bozan bir taşkınlık hareketi görüldüğü zaman tehlike baş gösterir. Böyle olmadığı zamanlarda “irtica var!” yaygarası, o muvazeneyi bozmakta siyasî veya ideolojik menfaatleri olanların yıkıcı propagandasıdır.
Tarih Peyami Safa’yı haklı çıkarmış gibi görünüyor. Bu satırları yazdığı 1959 yılından bu yana “Türkiye’de 31 Mart ölçüsünde bir ihtilâl hareketi”, yani irtica nitelikli bir devrim girişimi hiç olmadı. Ama “irtica geliyor” paranoyası kullanılarak, defalarca milli iradeye tecavüz edildi, milletin seçilmiş temsilcileri silah zoruyla iktidardan indirildi, dine ve dindarlara baskılar uygulandı.
İşin acı tarafı 1959′dan bu yana geçen yaklaşık yarım asırlık süre içinde pek bir şeyin değişmemiş olması. Hala Türkiye’nin önündeki en büyük tehlikenin “irtica” olduğunu iddia eden ve bu “isbatsız iddiadan” hareketle dindar vatandaşların ibadetlerine ve yaşam biçimlerine kısıtlamalar getiren, daha da getirmek isteyen “seçkinler” var.
Sakın onların bu hiç değiştirmedikleri, sorgulamadan korudukları ve adeta bütünlüklü bir yaşam felsefesi haline getirdikleri paranoyaları da kendi başına bir “irtica” olmasın?…
2 [?]


















10 Yorum
Yazan:Mustafa Akbas Tarih: Eyl 14, 2008 | Reply
Türkideye hakin %100 dinsiz olsa bile sehitligi istismar eden sözde pasalar cikip irtica tehlikesi var deye nutuk atacaklar.Cünkü bu irtica tehlicesi adamöarin kanina girmis ama dindarlarin vergi paralarindan maaslarini alip 30 senedir dag türklerine karsi savasi kazanamazlar o baska bir konu.
Yazan:suzannur Tarih: Eyl 14, 2008 | Reply
Cemil Meriç, Jurnal’de(S.164) şu tespiti yapar:
Türk insanı “kendi vokabüleri ile ya gericidir, ya ilerici. Gerici ise müslümandır:cennet, cehennem. İlerici ise Batı hayranı:caz, dans, cinsi hürriyet ve teknik. Düşünmeye teşebbüs eden, düşünen demiyorum, kaç kişi var? Sosyalizm dağları devirecek, demokrasi altına çevirecek yurdu… Galiba işittiklerini papağan gibi tekrarlamaktan zevk almayan tek çağdaş Peyami idi…Eskiden Batı aforoz edilirdi, şimdi Doğu aforoz ediliyor”
İşin ilginç tarafı şu ki, Batı’yı yüceltenler, ülkedeki gericilere! söz hakkı vermek zorunda kalMAmak için Batı’yı da eleştirmeye başladılar. Bu işin ironik tarafı olmalı. İlerlemeyi Batı’da görmek ama yeterince ilerlediğini düşünerek(devamında verilmiş -kazanılmış değil- haklardan vazgeçmek durumunda kalmak tehlikesiyle yüzleşmek var) bir noktadan sonra Batı’yı tukaka etmek. Etmezse ne olacak, kafasındaki ilerici-gerici şablonu değişecek, hatta öyle bir noktaya gelecek ki, kendisini gerici skalasının içinde bulduğu için şiddetle evrensel reddiyesi düzecek kendisine seçkin diyen kalıplaşmış zihniyetin uzgörüsü tıkanıklığa uğramış şahsiyetleri. Kösnül tipolojinin değişik varyantları.
Paranoyaya obsesyonu da dahil etmek lazım, bunca tekrarın sebebi sadece paranoya olamaz sanırım.
Yazan:elif dedim Tarih: Eyl 15, 2008 | Reply
Mustafa Bey
Son paragrafın işaret ettiği, mükemmel bir sonuçla noktalanmış yine mükemmel bir yazı.
Katılmadığım nokta ise, 31 Mart ayaklanmasının irtica ayaklanması şeklindeki sunumunuzdur.
Bakınız Prof.Dr.Ahmet Akgündüz bu noktadaki görüşleri;
31 Mart Vak’asi diye tarihe geçen bu olay, 14 Nisan 1909 tarihine rastlamaktadir. Tarihçiler bu olayin kendi zülümlerini örtmek isteyen İttihatçıların II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesini temin etmek için, Ingiliz Gizli Servisi’nin yardimi ile ve Ingilizlerin aleti olarak tertipledikleri bir hadise oldugunda ittifak etmislerdir. Ancak suç, samimi Müslümanlara yikilsin diye, bir kisim dini sloganlar kullanilmis ve “seri’at elden gidiyor” diye dine ve dindarlara hücum planlari hazirlanmistir. Ittihadcilar, kendilerinin tertipledikleri bu olayi dindarlari mürteciler diye suçlayarak dindara yikmislar ve maalesef kendileri gibi düsünen tarihçileri de kullanarak, bu olayi en büyük irtica olayi diye takdim etmislerdir.
Yazan:elif dedim Tarih: Eyl 15, 2008 | Reply
Sevgili Mustafa Bey
Sunu da soylemeden gecemeyecegim
31 mart ayaklanmasina zemin hazirlanmak uzere ulkede cesitli faili mechuller gerceklestirilmisti.
Prof.Dr.Ahmet Akgunduzun anlatiklari gunumuz sartlarina uyarlandiginda ne kadar tanidik degil mi ?
Olaylarin orgu plani ve faili mechuller ve taktikler ayni, sadece kurbanlar ve sloganlar farkli…
Yani o donem “Seriat elden gidiyor ” seklinde atilan slogan, gunumuzde “Turkiye laiktir laik kalacak ” sloganina donusuyor
Faili mechuller ve isyanin gunahi yine muslumanlara kaliyor… Bu itibarla, zaman zaman degisik hal ile zuhur etse de, taktiklerin de ayni oldugu soylenebilir…
Tipki Menemen olayi, tipki ugur mumcu suikasti ve diger faili mechuller gibi…
Ergenekon davasi, sonuna kadar gidilmesi ve ortbas edilmemesi sartiyla, son 300 yillik bir donemin sifresini kirabilir inancindayim…
Ergenekon ruhunun yada icimizdeki gizli komitenin, Bediuzzamanin ifadesiyle icimizdeki gizli zindika komitalarinin son asirlarda ve de ozellikle ittihat ve terakki donemi ve tek partili donemlerde bir hayalet gibi başımızın üzerinde gezindiğini söyleyebiliriz.
Kim bilir belki hâlâ o hayaleti kovamadık evimizden. Kovulacağına aklınız kesiyor mu?
Kanatimce bunların hepsi olacak. Nasıl olacak, kim yapacak bilemiyorum. Fakat hadisat ve gidişat gösteriyor ki, İslam geleceğin hâkim dini olacak. Onun yolu da şu gizli zındıka komitesinin yok edilmesinden geçiyor. Ve öyle de olacak!
Çünkü İslam, bütün dinler üzerinde zahir ve hakim olmadıkça kıyamet kopmayacaktır.
Bu bir İlahi vaaddir ve O’nun vaadinde hilaf yoktur!
saygilarimla…
Yazan:suzannur Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply
Sayın elif dedim,
İfade ettikleriniz gerçeğin bir yüzü, ancak diğer yüzüne de bakmak gerekmiyor mu?
31 Mart Vakası’nda müslümanlar kullanıldı, yollara döküldüler, Madımak yangınında müslümanlar kullanıldı, ateşler içinde yananları seyrettiler, Cumhuriyet mitinglerinde laikler Türk bayrağını diğer Türklere salladı, salla bayrağı düşman üstüne altbilinciyle, 1 Mayıs gösterilerinde işçiler polislerle aslan kaç tazı tut oynadılar ve bu insanların hepsi bir şekilde galeyan psikolojisiyle sokaklara döküldüler. Sürü psikolojisini ne zaman aşacak bu toplumun bireyleri ve ne zaman aslında görünenin göstermek istenen olduğu bilinciyle hareket edecekler? Dediklerimi gösteri yapılmasın, en temel demokratik haklar kısıtlansın algısıyla değerlendirmeyiniz. Çok daha farklı bir noktanın üzerine eğilmek istiyorum. Galeyan psikolojisinin şiddet içeren ve hakkı demokratik olmayan yollardan sağlama noktaları üzerinde durmak istiyorum.
Artık, biraz nefes alıp da bu olayın farklı bir yüzü olabilir’i düşünme vakti gelmedi mi? 31 Mart ister irtica ayaklanması olsun, ister farklı(açıklamalarınız da bunun farklı boyutlarını dile getiriyor zaten, gerçeklerin açığa çıkmak gibi kötü bir huyu vardır çünkü), olayların bir de diğer yönünü analiz etmeli ki aynı hataları aynı insanlara gerçekleştirmesin birileri. Yoksa her hatanın prokatif eylemcilerle hangi noktalara geldiği ve suçlunun aslında eyleme karışan BİLİNÇSİZ insanların olmadığı söylemi hiçbir sorunu çözmeyecektir. Yaptığı eylemi üstlenecek bilinç düzeyinin altında olmak ve bunun savunusunun bilinç düzeyi daha yüksek kişilerce yapılması, hatanın hata olması gerçeğini değiştirecek midir ya da bu insanlara aslında satır aralarında bilinçsizler, cahiller demek anlamına gelmeyecek midir?
Artık hatalarla yüzleşme ve onu aklama telaşının dışına çıkmalıyız, evet çıkmalıyız ki aynı hata, aynı bilinçsizlikten yararlanılarak tekrar ettirilmesin. Artık bilinç düzeyimizi yükseltelim.
Yazan:elif dedim Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply
Suzannur Hanim
Guzel yorumunuz icin tesekkurler…
Yazdiklariniza tamamen katiliyorum…
Haddizatinda farkli fikirlerde oldugumuzu da dusunmuyorum…Aslinda ayni seylerden bahsediyoruz.
Yanlis anlasilmamak icin asagida sormus oldugunuz cok guzel sorunuzu cevaplandirmak ve dusuncelerimi biraz daha acmak istiyorum…
Soylemek istedigim eyleme veya isyana katilanlari savunmak veya onlari bilincsizlikle itham etmek degil,
Ic ve dis kusursuz bir kumpastan ve oyun icinde oyundan bahsediyorum…
Ve tarihi cikarlari dogrultusunda saptiran, yanlis aktaran statukoculardan da bahsediyorum.
Ic ve dis guclerin etken oldugu bu kumpaslara ve oyunlara, pekala bilinc duzeyi cok ust seviyede olan insanlarda dusebilir.
Kaldi ki donemin sartlarini, yine ayni donemde, olaylari saglikli bir sekilde degerlendirmek oldukca zordur..
Bizler de ancak olaylarin uzerinden en az 20-50 yil gectikten sonra saglikli bir degerlendirme yapabiliyoruz… Buyuk resmi ancak o zaman gorebiliyoruz…
Yani demek istedigim hata hatadir gercek degismeyecektir…
Yapilmasi gereken de tarih suuruna ermektir ve gecmisten ders almaktir. Yoksa bu hatalara dusenlerin hatasini ortmek degil veya onlari cahillikle ve bilincsizlikle suclamak degil…
(Biraz agir ithamlarda bulunmussunuz)
Malesef yuzyillardir ulkemizde, degisik versiyonlarda ayni oyunlar oynaniyor ve her defasinda da bu oyunlara dusuyoruz…
Bakiniz madimak olayi bakiniz 80 li yillar sag-sol catismalari vs…
Tarih suurumuz ve gecmisten ders alma ozelligimiz olsa butun bunlara duser miyiz?
Unlu bir tarihci der ki;
Iste tarih bize, birinci boganin basina gelenleri anlatir…
Malesef bizim tarih anlayisimiz veya tarih suurumuz; ondan ders cikarmak icin degil, onu efsanelestirmek uzere kuruludur.
Yaniliyor muyum?
saygilarimla
Sevgi ve dua ile…
Yazan:suzannur Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply
Matador anekdotu harika, söylediklerinize katılıyorsam da ben yine de -size ağır da gelse- birinci matadorun durumuna düşmemek için inatla tekrar ediyor durumuna düşeceğim. Kullanıldık, aslında biz temiziz… edebiyatına tahammül edemiyorum. Niye kullandırdın, yetmedi mi yaşadıkların?!Niye kullanıldın, senin de aklın yok mu?! Neden öldürdün, her önüne çıkan öldür deyince gidip de adam mı öldürürsün?!
Müslüman artık hatalarıyla yüzleşmek zorunda, üzerine bırakılan hatalarda kurbanı’ı oynamaktan vazgeçmeli ve oyuna gelmemeli, akıl ve bilinç sahibi olduğunu göstermeli. Aslında son dönem olaylarda insanları sokağa dökemeyen bazıları şunu da anladı, birileri artık bilinçsiz değil ama Ogün Samast’ta bu topraklardan çıktı, bunu da es geçmemeli, her an nisyana gebe bellek, öyleyse savunmaktan öte hatırlatmalı.
Yazan:elif dedim Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply
Suzannur Hanim
Tanistigima memnun oldum…
Sonuc olarak 31 Mart Vakasi, Menemen Olayi, Sivas Madimak olayi ve hatta Fadime Sahin-Ali Kalkanci olaylari vs…birer irtica olaylari degil, olsa olsa ergenekon vari bir yapilanmanin tezgahi diyebilir miyiz? Ana tema olarak bunu anlatmaya calisiyorum.
Daha once de soyledigim gibi farkli dusunmuyoruz. Yazdiklariniza tamamen katiliyorum…
Siz tarihin görünmeyen taraflarına çapraz köşelerinden ışık tutmussunuz, ben de bir baska acidan acizane isik tutmaya calistim.
O kadar guzel noktalara deginmissiniz ki;
ne diyeyim SIZ DE HAKLISINIZ…
saygilarimla…
Yazan:suzannur Tarih: Eyl 17, 2008 | Reply
Sn.elif dedim,
Öncelikle ben de tanıştığıma memnun oldum, bu sizinle ilk yorumlaşmamız :)
Evet, söylediğiniz şeyler özellikle açıklanmalı ve su yüzüne çıkartılmalı ki insanlar kullanıldıklarını görebilsinler. Üstüne de (tatlı babında, yemek sonrası) bakınız tezgah ama tezgahta sergilenen sizsiniz’i bolca hatırlatmalı. Böylece teşhir malzemesi olmaktan uzakta kalmayı öğrenmeli. Bununla birlikte -ki bence en önemlisi- hatalarımızla yüzleşme kültürünü öğrenebilmeliyiz. Bunu başarmadan da ikinci boğanın cahilliğiyle arenaya çıkmaktan vazgeçilmeyecek.
Nasıl bir ülke ki burası, sırayla herkes teşhir malzemesi oluyor da, iş hataya gelince herkes vini-vidi-vici durumunda safı oynuyor?
Hatasıyla yüzleşen, doğruya daha çabuk ulaşır, ister hatayı kendisi yapsın, ister de hata yapacak ortam kendisine hazırlansın. Yusuf’un gömleği…yetmez mi meramımı anlatmaya.
Yazan:elif dedim Tarih: Eyl 17, 2008 | Reply
Suzannur Hanım
Konunun tüm yönleriyle anlaşılması için; enine boyuna tutmuş olduğunuz ışıktan ve konuya olan katkılarınızdan dolayı teşekkür ederim.
Ayrıca çok önemli ve mükemmel tespitleriniz ufkumu genişletti.
Çok doyurucu ve çok aydınlatıcı, muhabbet ettiğimizi düşünüyorum.
Ne de olsa tarih yolculuğunda daha yolun başındayım ve henüz daha, elif dedim…
ve anlaşılan daha uzuun yolumuz var…
saygılarımla