Kemalist Zihnin Yüzkarası
By Mustafa Akyol on Ağu 27, 2008 in Kemalizm
[Orjinali Turkish Daily News'da yayınlandı - çeviren: Ekrem Senai]
Geçen haftaki “Atatürk’ü Tanrı Zanneden” adlı yazım talihsiz bir şekilde birçok insanı çileden çıkarmış. Birçok okur öfkeli e-postalar göndermişler ve Türkiye’de Atatürk’ün ne derece kutsandığını eleştiren bu yazıyı ne cüretle yazdığımı sormuşlar.
“Editör’e mektuplar” kısmını okuyorsanız, bu tepkilerden ikisine denk gelmişsinizdir. Bunlar Birleşik Devletlerde yaşayan iki Türk okurdan geliyor. New Jersey’den olan bir okur, yazımın onu “şoke ” ettiğini söylüyor ve “birileri Akyol’a fena halde yanıldığını söylemeli” diyor. Bir diğeri , bir hanımefendi, “ızdırap” duyduğunu ve “naif bakışım” olduğunu söylüyor. Ayrıca ben “Türk olamaz”mışım.
Bu eleştirilere içten teşekkür ediyorum, çünkü bahsettiğim konuyla ilgili iyi birer örnek oluşturuyorlar. Türkiye’de popüler bir “Atatürk kültü”nün mevcut olduğundan ve takipçilerinin “gerçeklikten kopma”larına yol açan “katı mental tutum”larından bahsetmiştim. Ve işte bu mütecaviz yorumlarda bunu tam olarak görmek mümkün oluyor.
Kavrama problemi
Size bir örnek vereyim. İlk okur, bana sataşmasının dışında şunları söylüyor: “Türkiye’de tüm insanlar arasında diyalog geliştirilmeli; böylece insanlar ‘Türk olmaktan gurur duyuyorum’ demekten korkmamalı”. “Türkiye’de tüm insanlar arasında geliştirilen diyalog”un nasıl herkesin Türk olmakla gurur duymasına yol açacağını anlamak güç. Ama bu küçük bir mesele. Asıl ilginç mesele ise Türkiye’de bazı insanların “Türk olmakla gurur duyduklarını” söylemeye korktukları zannı. Aslına bakarsanız, bu ülkede bunu söylemek hiçbir zaman problem olmadı ve bu devletin resmi mantra’sıdır. Gerçek problem ise her zaman Türk’ün dışında bir şey olmakla övünmek istemeniz olmuştur- örneğin Kürd, Ermeni, Hristiyan ve hatta supranasyonel Müslüman… (Örneğin 1982′de, politikacı Şerafettin Elçi’nin tutuklanmasına yol açan sebep sadece “Ben bir Kürdüm ve Türkiye’de Kürdler de vardır” demesi olmuştur.)
Bu yüzden bu Kemalist okurun Türkiyede “Türklüğün” baskı altında olduğunu söylemesi anlamsızdır, fiilen Türklük, hiçbir baskı görmeyen tek kimlik olma özelliğindedir.
Canlı bir gerçeklikten-kopuş görmek için ikinci okura da göz atmalısınız. Beni Atatürk bayrakları üzerindeki “Sizi izliyorum” mottosunu eleştirmekle eleştiriyor. Ama şunu yazması ise büyük bir hata: “”Bu İngilizceyi bilen herkesin basitçe anlayabileceği gibi ‘Senin adımlarını takip ediyoruz’ demek”miş. Halbuki benim eleştirdiğim mottonun Türklerin Atatürk’ü izlemesiyle ilgisi yok. Daha çok Atatürk’ün tüm Türkleri izlemesi anlamına geliyor. Bu İngilizce de bilseniz böyle, Türkçe de.
Ne Yayınla, Ne yok ol!
Kemalist okurların yazılarındaki kavrama problemlerinin hepsini anlatmayacağım. Önyargılı olmayan herkes için Kemalizm’in dogmatik bir ideolojiye dönüşmüş olduğu ve bağlılarının acınacak bir entelektüel fakirlik içinde olduğu aşikardır. İkinci fenomeni her sahada görmek mümkün. Türk medyasında, örneğin, en az birikimli köşe yazarları hep tutucu Kemalistlerdir. Köşeleri ya bilindik klişelerle veya öfkeli polemiklerle doludur. Akademide, Kemalist olduğu bilinen bilim adamları veya fakülteler hep uluslararası akademik literature hiçbir şey katmamış olanlardır. (Ne yayınlarlar ne de yok olurlar!)
Elin parmaklarını geçmeyen sayıdaki tüm dünyanın saygı duyduğu Türk bilim adamları ise içeride Kemalist meslektaşları tarafından taşa tutulur. Şerif Mardin, herhalde şimdiye kadar Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli Türk sosyoloğudur, hepsi kemalist üyelerden oluşan Türk Bilim akademisi (TÜBA) tarafından, basitçe dine karşı çok yumuşak bulunduğu için boykot edilmiştir. Aslında sosyal bilimlerde Türkiye’yi, üretken ve eklemli akademisyenler ve çoğu Kemalistlerden oluşan diğerleri diye ikiye ayırmak lazım.
Edebiyatta da durum farklı değil: Türkiye’nin başarılı romancıları, örneğin Nobel ödüllü Orhan Pamuk veya Elif Şafak, hep Kemalist kutunun dışında düşünmeyi başarabilmiş olanlardır. Bu yüzden Kemalistlerin onlardan nefret etmesi, başarılarını komplo teorileriyle açıklamaya çalışmaları tesadüf değil. Örneğin onlara gore Orhan Pamuk’un Nobel ödülünü alması “emperyalistler”in “Türklüğü aşağılamak” için onu kullanmasından ibaret…
Bir süredir, Kemalist zihnin nasıl bu derece sığ olduğunu anlamaya çalışıyorum. Bunu Mustafa Kemal Atatürk’le ilişkilendiremezsiniz. Çünkü kendisi zeki, iyi eğitimli ve kültürlü bir devlet adamıydı ve bilimi ve öğrenmeyi kuvvetli bir şekilde desteklemişti. Bence problem, bağlılarının onu nasıl anladıklarıyla ilgili. Onu ve onun zamanını ihtiyaç duydukları tüm bilgeliğin kaynağı olarak gördükleri için dünyayı anlamaya ihtiyaç duymuyorlar. Ulu Önder’in onu zaten mükemmel şekilde anladığını, biz Türklere ise sadece onun doğru yolunda yürümenin kaldığını düşünüyorlar.
Evanjelik zihin
Bu düşünme şekli herhangi bir paradigmada entelektüel fakirlik yaratıyor. Dinsel fundamentalizm bunun en çarpıcı örneği. Aslında din, dinamik bir şekilde yorumlandığında entelektüel gayrete itekleyen bir güç olabilir- Averroes (Ibn-I Rüşd) veya Newton gibi örnekleri oluşturduğu gibi. Ama inananlar kutsal kişinin hayatını ve getirdiği kitabı incelemek çabasıyla kalırlarsa din, zihni kısıtlayan bir araç haline gelmiş olur.
Meşhur kitabı “Evanjelik Zihnin Yüzkarası”nda, Amerika’lı tarihçi Mark Noll, ülkesindeki evanjelik Hristiyanların bu zihniyetten zarar gördüklerini belirtiyor. Evanjelikler, ekonomiden, politik bilime, edebi kritiğe ve yaratıcı yazın’a, tarihi araştırmalardan felsefi çalışmalara, dil biliminden bilim tarihine, sosyal teori ve sanatlara kadar modern öğrenimin tüm tayflarına engaje olmayı başaramıyorlar. “Evanjelik zihnin yüzkarası…” diyor Noll, “ortada zihin diye bir şeyin mevcut olmamasıdır.”
Amerikan Hristiyanlığı uzmanı değilim, ve bu yüzden Noll’un haklı olup olmadığını söyleyemem. Ama Kemalizm’i biliyorum ve bu ideoloji de aynı problemden muzdarip. Evet, Kemalizm’in de kendi “yüzkarası” var; ve bu da Kemalist zihin diye bir şeyin mevcut olmamasından ibaret.
3 [?]


36 Yorum
Yazan:meral aksu Tarih: Ağu 28, 2008 | Reply
“Akademide, Kemalist olduğu bilinen bilim adamları veya fakülteler hep uluslararası akademik literature hiçbir şey katmamış olanlardır. (Ne yayınlarlar ne de yok olurlar!)”
Ne komik (ve nefret dolu) bir yargi bu boyle. Kimi kandiriyorsunuz siz allahaskina?
Ilhan Basgoz, Yucel Askin, Mubeccel Kiray, Cahit Tanyol, Niyazi Berkes, Erdal Inonu, Celal Sengor, Muazzez Ilmiye Cig, Cigdem Kagitcibasi, Inci Gokmen, Levent Toppare, Ozdemir Ince, Huseyin Batuhan, Erdogan Tezic, Mine Urgan, Turan Dursun, Turkan Saylan, Zulfu Livaneli, Fazil Say, Suna Kan, Bozkurt Guvenc, Hifzi Veldet Velidedeoglu, Takiyeddin Mengusoglu, ITU’nun bircok fakultesi, Bilkent Kimya, ODTUnun bircok bolumu (Kimyasindan, Insaat Muhendisligine), Bogazici Molekuler Biyoloji ve Genetik bolumu, Hacettepe Tip… bunlar hemen aklima gelenler!
Bir bakin bakalim Odtu Kimya yayin yapiyor muymus yapmiyor muymus, bir gidin bakalim Odtu malzeme muhendisligine ne kadar degerli yayinlar yapiliyor! Bir sorun bakalim oradakilere turban takmak sari etek giymekle ayni sey miymis yoksa icki satanlari doven zihniyetin bir parcasi miymis!
Daha sayalim mi? Tabi turbanin kadini asagilamanin bir simgesi oldugunu soyleyen herkesi pis kemalist ilan edip nefretinizi kusmak olunca amac isler degisiyor.
Demek istedigim Serif Mardin’in kotu bir sosyolog oldugu, Orhan Pamuk’un romanlarinin bes para etmedigi degil.
Ancak anlasilan Ataturk’u takdir ettigini uc asagi bes yukari soyleyen herkesi “aa pis kemalist din dusmani” demek Sn Akyolda bir idee fixe olmus.
Mustafa Beyin bir terapiye girmesinde bence yarar var zira kafayi kendine gore Kemalizm tanimlariyla ve Muslumanligi elestiren, geri yanlarini belirten insanlari kafayi bozmus. Allah akil fikir versin diyorum.
Yazan:duman Tarih: Ağu 28, 2008 | Reply
Bayagi saymissiniz. 30.000 ogretim gorevlisi icinde epeyce yekûn tutuyor.
Herhalde 80 yildir bir turlu devrimi tamamlayan cumhuriyetin ilk 500′e sadece bir tane (yaziyla bir) universite sokabilmesindede Akyol gibilerinin engellemelerinin etkisi vardir:)
Universiteler yuksek liselerdir denir. 60-70 yil onceki lise kitaplarinin daha agir oldugu soylenir hep. Kemalist modernlesme adeta bir suru yaratmistir. Endoktrine edilmis, mankurtlasmis bir cahiller surusu. Arada cikan uc-bes kisiyi sayip zugurt tesellisinde bulunmak ise gaye, baska tabii. Turkiye’den onyillar sonra demokratik bir duzene, modernlesmeye gecmeye baslamis ulkeler bizi sollayip sollayip gectiler. Hayli ornek var, hem zenginlestiler hem de teknolojik acidan pekcok sey urettiler. Turkiye ise anadol endustrisinden ote gidemeyen cakma bir devlet kapitalizminde kaldi. Bu ulkeyi 100 yildir ittihatci ve (devamen) kemalist zihinler yonetiyor. Neyi ne kadar basardiklari ortada.
Siyasal cuvallamalar bir yana (kurt sorunu, laikcilik, otoriter rejim vs) bilim, teknoloji ve refah acisindan da kemalist modernlesme tam bir hayal kirikligidir. Zugurt tesellisi rahatlatiyorsa sorun degil, ama gercekler boyle.
Yazan:duman Tarih: Ağu 28, 2008 | Reply
Engin Ardıc’in epey onceki (gecen yil) bir yazisi:
Profüsür
Türkiye’de birtakım üniversiteler, pardon, yüksek liseler var ya, bunların elbette birer de rektörü var; gazeteci-yazar, ya da piyanist-şantör gibi, ‘müdür-rektör’…
Bu rektörlerden tam on dokuzunun (rakamla 19) uluslararası endekslere girebilen bilimsel yayını yokmuş!
Bunların arasında YÖK başkanı Prof. Erdoğan Teziç de bulunuyor (eskiden Galatasaray Üniversitesi’nin rektörüydü), Boğaziçi’nin rektörü Prof. Ayşe Soysal da!
Uluslararası yayın yapmayanların, ya da yapamayanların listesine bakın da dudağınız uçuklasın: Bunların arasında İTÜ’nün rektörü, Marmara’nın rektörü, Mimar Sinan’ın rektörü, Bilgi’nin rektörü falan da var.
YÖK üyeleri arasında da, başkanın yanısıra, hiç uluslararası yayın yapmayan altı (rakamla 6) profesör daha varmış.
Biz uydurmadık, Web of Science taramasına giren Science Citation Index, Social Science Citation Index, Arts and Humanities Citation Index gibi ciddi ‘yayın katalogları’ söylüyorlar.
Dolayısıyla, tekzip gönderecek rektör arkadaşların mahkemeye ellerinde kanıtlarıyla birlikte başvurmaları rica olunur…
Sözünü ettiğimiz taramaya elbette ‘kısa not, editöre mektup, kitap eleştirisi, kongre tebliği’ gibi ‘yan faaliyet’ dahil edilmemiş, dolayısıyla Galatasaray’dan Erdoğan ağabeyim ya da Boğaziçi’nden Ayşe bacımız (’ablam’ dersem kızacak) tekziplerinde ‘benim fi tarihinde Harvard’ın bir doçentine yazdığım İngilizce aşk mektubu olacaktı’ gibilerden unsurlara yer verebilirler…
Bunda da şaşılacak bir şey yok, çünkü, gençler hatırlamazlar, biz otuz yıl önce ‘tavukçuluk profesörünü’ TRT’ye genel müdür yapmış bir milletiz!
Bu ülkede Tansu Çiller bile profesördür yahu, rektöre neden kızıyoruz?
Kızmayalım, çünkü bu rektörlerin hepsi çok Atatürkçü insanlardır. Öyle olmasalar zaten rektör olamazlardı.
Vallahi İran’da da ‘Şahçı’ olmayan rektör olamıyordu eskiden… Bugün de İslamcı olmayanı o mevkiye getirdiklerini hiç sanmam.
Kızacak bir şey yok, çünkü Türkiye’de üniversitelerin görevi bilim üretmek ve bunu öğrencilerine de aktarmak değil, Atatürk ilke ve devrimlerine yürekten bağlı genç kuşaklar yetiştirmek, çıkıntılık eden profesörleri de ya kapının önüne koymak, ya da çoluk çocuğa gaz verip arabasının lastiklerini patlattırmaktır!
O zaman da rektör olmak için uluslararası bilimsel yayın şartı aranmaz, çünkü Atatürkçü olmak gerekli ve yeterli sayılır (öhö, ‘necessary and sufficient’ diyorlar hani, profesör anlar)… Rektör dediğinin ilimle bilimle ne ilgisi var, rektörün işi üniversiteyi çekip çevirmek, öğrencilere göz kulak olmak, döner sermayeyi döndürmek, hocaların beleş yurtdışı gezi formlarını onaylamak, biri sıcak, biri zeytinyağlı, biri de tatlı olmak üzere üç kap yemek çıkmasını sağlamak, otoparkı bölüştürmek, saç, tırnak ve etek muayenesi yapmak, kızların açık saçık gezmesini önlemek, buna karşılık başörtülü karıları kovalamak, sigara içenlerin kulağını çekmek, falan filan.
Bizim, milli bir yaklaşımla, yabancı sermayeye ihtiyacımız olmadığı gibi, profesörlerimizin uluslararası yayın yapmaya da ihtiyaçları yoktur. ‘Otarşi’ politikamıza bir geri dönebilsek, tek parti diktasının ‘devr-i saadeti’ bir geri gelebilse, zaten pis emperyalistlerin kitabına da dergisine de beğenisine de onayına da ihtiyaç kalmayacaktır.
O zaman da bin çiçek açsın, bin yeni yüksek lise açılsın: Emre Aköz’ün hatırlattığı gibi taşra illerinde kiralar artsın, üniversitelerin kapılarında ilkokullarda olduğu gibi simitçiler, macuncular, gofretçiler, pamuk helvacılar, iyi sucular çoğalsın, esnafın da yüzü gülsün!
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=60684,10,2
Yazan:Bilal Atış Tarih: Ağu 28, 2008 | Reply
devrimler, devrimciler; bunların vazifesi modern, muassır bir devlet tesis edip Ülkemizi yeniden dünyanın efendisi haline getirme gibi bir düşünceleri asla olmadı. Devrimciler bu topraklarda yaşayan bireyleri kimliklerinden kopararak herkezi kemalist ideolojiyi bir din olarak dayatmaktan ibarettir. Bugüne ulasalcı olarak akseden zihniyette ülkemin bir şablomdan ibaret olarak sergilenme ütopyası değil mi?
Atatürk’ün yaptıklarını düşüncelerini devrine göre tartıp değerlendirmek gerekir. İyi idi belki kötü. Ama ülemizi buhale getiren temelleri ben İsmet inönü, Celal Bayar zihniyetine bağlıyorum. Vatandaşlarıo ezerek devlet yönetmeyi başarı sayan ve devamı CHP zihniyeti Atatürkçülük maskesi ardında karşımıza çıkar ve Atatürkü sevmeyi ibadet olarak sergiler. Asla özgürlükçü ve yenilikçi olamadılar. Türk olmamızın kürt olmamızın yada başka kimlik taşımamızın farkı var mı T.C. vatandaşı olmakj dahi başlı başına bir sorun zaten. AKP bile inanmadığı halde Atatürke toz konduramıyor. Olmuyor olmuyor bu memlekette Atatürke yaslanılmadan bir halt edilmiyor. Selametle
Yazan:Mustafa Akbas Tarih: Ağu 28, 2008 | Reply
Kemalizm azami kullanma tarihini coktan gecmis hic bir zaman basari gösterememis ölü bir ideoloji.
Hic bir zaman türkiye toplumunun cogunlugu tarafindan benimsenmemistir. Nedeni de belli sadece kuru kuru Türkluk vurgusu yapan ve silah zoru ile halka dayatilmak istenen bir baski yönetimi oldugu icin.Azinlik olan Kemalistler bugün bile arkalarina laik Alevileri alarak cogunlugun hür irade hakkini baltalamak isteyorlor.
Yazan:Mustafa Akbas Tarih: Ağu 28, 2008 | Reply
Kemalizm azami kullanma tarihini coktan gecmis hic bir zaman basari gösterememis ölü bir ideoloji.
Hic bir zaman türkiye toplumunun cogunlugu tarafindan benimsenmemistir. Nedeni de belli sadece kuru kuru Türklük vurgusu yapan ve silah zoru ile halka dayatilmak istenen bir baski yönetimi oldugu icin.Azinlik olan Kemalistler bugün bile arkalarina laik Alevileri alarak cogunlugun hür irade hakkini baltalamak isteyorlar.
Yazan:meral aksu Tarih: Ağu 28, 2008 | Reply
“Nedeni de belli sadece kuru kuru Türklük vurgusu yapan ve silah zoru ile halka dayatilmak istenen bir baski yönetimi oldugu icin.Azinlik olan Kemalistler bugün bile arkalarina laik Alevileri alarak cogunlugun hür irade hakkini baltalamak isteyorlar.”
Ne guzel, ne guzel:) Alevi olarak beni de dahil etmissiniz. Bu ulkenin sizin gibi bilimsel dusunce dusmanlarinin yolundan gidip gittikce dinci fasizme suruklenmesini isteyen biri olarak nelere kadirmisim, ne baskilar yapmistim, vay be… Annem de benim Sivas’ta ogretmendi, pis kemalist, ne baskilar yapti, cehennemde yanar herhalde, zaten turban bile takmiyor, oruc tutmuyor, bak bak ustelik ramazanda lokantaya filan bile gidiyor.
Size Mustafa Bey ile birlikte akilli tasarim teorisi ile basarili analizler, hiristo-muslim fundamentaist ideolojisi ile bilim dunyasinda basarilar dilerim. Eminim biyoloji ve tip dunyasi sizi cok coook ciddiye alacaktir!
Yazan:burak Tarih: Ağu 29, 2008 | Reply
Öncelikle yazı ile yukardaki resmi bağdaştıramadım, ince bir hiciv yapıldığı düşünülmüşse de affola, yakıştıramadım. Gerçi şimdi bunu söylediğim için de yazara “editöre mektuplar” kısmındaki yazılar gibi bir örnek teşkil edeceğim, değil mi…
Çok genç olmama rağmen bu yazı ve türevlerini onlarca kez okudum. Bu yazıyı da okuduktan sonra yüzümde bir gülümseme ve “So what?” dedim kendi kendime. Mesela, evet kemalist proflar şöyle, kemalistler böyle, diğerlerini konuşalım. Dünyada başarı elde etmiş kemalizme tepkili olan proflarımızı konuşalım. Konuşabilecek miyiz, Şerif Mardin dedikten sonra kaç tane daha isim sayabileceğiz. Bu liste ne kadar uzar…
Bu arada şunu da söylemek istiyorum, maalesef bizim üniversitelerin rektörleri sadece bilim adamı olamaz çünkü aynı zamanda da binlerce kişinin bulunduğu bir yapıyı yönetmek zorunda. Bazı sistemlerde hem yöneticilik hem de bilimsel yaklaşım/deneyim’i aynı kişide aramamak adına Rektör yardımcılığına akademik kariyeri olmayan sadece yönetim konusunda tecrübeli kişiler getirilir. Bizde böyle bir sistem olmadığı için yöneticilik vasfı daha ağır basan kişiler bu noktalara getiriliyorlar ya da Erdoğan Teziç gibi isimleri düşünürsek, geliyorlar.
Onu da geçiyorum, Kemalistler çok yanlış insanları getirdi de şuanki iktidar partisinin yök başkanı için seçimine ne demeli. Demek ki sadece Kemalist’ler değil, bir amaç güden her kesim aynı hataları yapıyor.
Sevgiler
Yazan:blue Tarih: Ağu 29, 2008 | Reply
Mustafa Akyol yazisinda sosyal bilimler alanindaki durumdan bahsetmis. Yoksa matematik veya fen alaninda ugras veren bir profesorun kemalist bagnazligi tabi ki isine engel olmaz. Ama sosyal bilimler alaninda-tarih, sosyoloji, siyasi bilimler vs. konularinda boyle degil. Basit bir kiyas yapmak icin Mete Tuncay ile Emre Kongari veya Nilufer Gole ile Nur Serteri veya Kemal Karpat ile Turkan Saylani karsilastirabilirsiniz. Aradaki bariz farkin nereden kaynaklandigini hala anlamadiysaniz, fikrinizi Kemalizmden 1 ay uzak birakip temiz hava ve bol gunes almanizi tavsiye ederim. Beyin hucrelerinizin akisinin hizlandigini farkedeceksiniz :)
Yazan:blue Tarih: Ağu 29, 2008 | Reply
Bu arada resimdeki ‘getiriyoruz’ ifadesi cok komik hakikaten. Bunu okuyunca ellerinde mektup her beraber kopruden atlayan kemalistler geldi aklima.
Tabi 10 Kasimlarda 24 saat Nutuk okumasi yapilmasinin normal karsilandigi bir ulkede bazi seylerin esprisini anlamak zor olabiliyor.
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Ağu 30, 2008 | Reply
Kemalizmin eleştirisine tahammülü olmayan kesimleri de biraz anlamak lazım.E,yıllarca egemen otoritelerce,kitlelere dokunulamaz,tartışılamaz kutsallar şeklinde zorla dayatıldı…Toplumsal zihin,doğruluğundan sual sorulmaz doktrinlerin istilasıyla dumura uğratıldı…Eğitim niyetine körpecik beyinler ezberlerle dolduruldu…Yani daha ne olsun?Resmi ideolojinin bir iktidar ve güç aracına dönüştürüldüğü böylesi bir retoriksel atmosferde,buna iman etmiş olanların toleranslı davranmaları falan mı bekleniyordu?Sanırım böyle bir beklenti eşyanın tabiatına aykırı olurdu.Dolayısıyla şimdi yeni yeni birşeylerle yüzleşmeye başlandığında,birilerinin kutsallarına saldırılmış gibi tepki göstermesini de doğal karşılamak gerekir.
Yazan:Husrev Özel Tarih: Ağu 30, 2008 | Reply
Kimi, kendini Kemalist, diye, niteleyen lakin,
Atatürk’ü olması gerektiği şekilde anlayıp, algılayamamış kişilerin yaptıkları hatalardan yola çıkılarak, bütün Atatürkçü anlayışı yanlış
ad edip, buna saldırmak mümkün olsa bile, mesnetten uzak olup, dolayısı ile tesirsiz kalır.
Kemalistlik adına (veya başka bir saikle hareket ederek) yanlış yapanlar ile, bu gün ülkeyi bölmek isteyenlerin bulundukları saf,
bize göre aynıdır, gayrı değil.
Bu Devlet, adını taşıdığı Türkler tarafından kurulup, bu topraklarda yaşarken “Ne mutlu Türküm diyene” diye bilen herkese ana sütü gibi helal olup, hayat bahş eder, aksini düşünce sahplerine ise haram ve zehir olur…
Yazan:burak Tarih: Ağu 30, 2008 | Reply
Sorun da o ya fikrim kemalizm’de değil(fikrin kemalizmde olması da ne demekse), ben sadece bu mevzunun konuşulma şekline takıntılıyım fakat maalesef anti-kemalist mi diyim artık hangi saçma kelimeyi kullanayım her neyse bu yazının fikrinin benimseyen kimseler de tıpkı kemalistler gibi bir düşünce yapısına sahip olmasın çünkü ben yukarda bir kemalizm savunuculuğu yapmadım. Sırf farklı bir şeyler söylediğim için sanki savunuculuğunu yapmışım gibi düşünmüşsünüz. O yüzden hep beraber temiz hava, güneş, kum, mehtap falan ne varsa.
sevgiler
Yazan:blue Tarih: Ağu 31, 2008 | Reply
burak bey,
ortadaki sorunun kemalizmle ilişkisini kopartıp olayı basit bir dekanların yöneticilik problemine endekslemek; diğer yandan “kemalist öyle de kemalist olmayan öyle değil mi” diyerek zaten mevcut yapının kemalist olduğu ve hepimizin de bu yapının kurbanları olduğunun üzerini örtüp flulaştırmanız öyle bir intiba verdi diyelim. Aslına bakarsanız bu endoktrinasyon daha ufacıkken başladığı için toplumca temiz hava, bol güneşe ihtiyacımız var.
Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Ağu 31, 2008 | Reply
“Evet, Kemalizm’in de kendi “yüzkarası” var; ve bu da Kemalist zihin diye bir şeyin mevcut olmamasından ibaret.”
Mevcut olan Atatürkçü zihniyetin kısmen çarpıtılmış ve kullanılmış olmasından ve bu çarpık öğretilerin bir kısım toplum tarafından özümsenmiş olmasından kaynaklanıyor desek daha doğru olur diye düşünüyorum.
Sayın Akyol’a teşekkür ediyorum.sapla samanı ayırmış.Aslında bu konuyu daha fazla irdelemek gerekiyor.
Sözde kemalistlerde olmayan bir özeleştiri mantığı-mekanizması işletilmeye çalışılmalı.Kemalistler biz nerede-neyi yanlış yaptık veya yapıyoruz demiyorlar hiç.Direk tu kaka.
Nasıl ki bazı çevrelerde dini duyguları kullanarak eylemlerde bulunmak son derece kolaysa,kemalizde de aynı.Atatürk-bayrak vs kullanılarak aslında kişisel ve grup çıkarları gözetiliyor.Gerçekte vatanı düşünen pek yok maalesef.
Çevremde gördüğüm en sinir olduğum şeylerden bir tanesi.Yanlışlara gözyumulması.Göz yumuyorsan,susuyorsan sende suçlusun yanlışı yapan kadar.Neyse konuyu dağıtmayalım.
Atatürk’ün söylediği gibi,
Beni övme sözlerini bırakınız.Gelecek için neler yapacağız onları söyleyin.Sözde Kemalistler, son 70 yılda ne yaptınız gelecek için.Hatırlatayım bu arada,bütün 06 brokratları yüklü maaşları,villaları,evleri var batı sahillerinde.kimin parası bunlar,sormak gerek.Bir zamanlar dansöz oynatan bakanlık hangi bakanlık,bir müşteşara 8 tane sekreter nerede verilir?Türkiye’nin malı deniz yemeyen domuz zihniyeti hangi ideolojinin ürünüdür?
off offff…
Yazan:burak Tarih: Ağu 31, 2008 | Reply
Yukarda söylediğim gibi sadece konunun işlenişinin hoşuma gitmediğini belirtmiştim, endeksleme değil c’est l’orientation. Bahsettiğiniz konu, ek bilgi olarak “Engin Ardıç alıntısı”na atfen söylenmişti.
Blue bey telakki minvallerimiz anladığım kadarıyla farklı. Ben, bizzat, bir sınıf/grup/kesim yaratısı ve aslen olmayan(Ata öğretisiyle bağdaşmayan) “kemalizm”‘den hoşnut değilim fakat bu konuya değinen insanların yazılarında bu yaratılan akımla ilgisi olmadığını düşündüğüm benazir kişilik “Mustafa Kemal’”in de dahil edilmiş olduğu hissiyatına varmam hoşuma gitmiyor ve çözüm bulma konusunda bir destek oluşturmadığını düşündüğüm için yorumlarım bu yönde şekilleniyor.
Bir de “Atatürk’ü Tanrı Zanneden” adlı ele avuca sığmayan yazı… Atatürk’ü emin olalım ki kimse tanrı olarak görmüyor ama bu demek değildir ki tanrı’dan daha çok sevilmeyecek. Galiba sorun da bu: “zihniyet”, en fazla tanrı sevilmeli diyor. Ondan daha fazla sevilen biri olunca “blue screen” veriyor, sonrasında toparlanamıyor, işte asıl deniz havuz da tam burada gerekli oluyor.
sevgiler
Yazan:blue Tarih: Eyl 1, 2008 | Reply
burak bey,
isterseniz Ataturk tanri deyin, tanridan fazla sevin. Sorun olan bu degil. Sizin gibi dusunmeyenlere bunun empoze edilmesi. Aradaki farki anladigimiz zaman belli bir ortak duzeleme gelmis olacagiz sanirim.
Yazan:burak Tarih: Eyl 1, 2008 | Reply
Üzgünüm sizin için, haddinizi aştınız, saçmalığınızı devam ettirmeyeceğim.
Fakat siz yine de bize bir iyilik yapın bizim için de düşünün, bu imposed kemalizm’den kurtarın bizi blue screen bey.
Sevgiler
Yazan:elif dedim Tarih: Eyl 2, 2008 | Reply
Burak Bey
Sizi kemalizmden kurtarmak gibi bir niyetimiz yok. Herkes dilediği gibi düşünebilir ve inanabilir.
Blue haklı sorun, hangi düşünce olursa olsun devlet tarafından millete dayatılması..
Fakat toplumsal olarak birbirimize empati ile yaklaşmamız lazım.
Blue’da gördüğüm empati ve anlayışı malesef sizde göremiyorum.
Uçlarda yapayalnız geziniyor ve sizi topluma, anlayışa ve dayanışmaya davet eden birini reddediyorsunuz gibi geldi bana.
Sürçi lisan ettiysem affola…
saygılarımla…
Yazan:burak Tarih: Eyl 2, 2008 | Reply
Burası yavaş yavaş ilginçleşmeye başladı. Siz kimsiniz önce onu merak ediyorum ben.
cümlesindeki “miz” ekinin anlamını nedir? Sadece iki muhabbetle insnalar nasıl siz, biz olabiliyorlar yoksa buradada mı bir cemaat söz konusu?
E yani göremezsiniz hatta size de gösteremem cünkü mesela alttaki cümle benim cümlem:
bu da sizin:
Yani sadece zaman kaybı, ya sadece bir yorum okuyup üzerine yorum yapıyorsunuz ya da okuduğunuzu anlamıyorsunuz, ironileri idrak edemiyorsunuz. Bence bu benim sorunum değil.
Ayrıca daha aramızda iki konuşma geçen birisi çıkıp da “sen düşünemiyorsun, kemalizm sana ve senin gibilere empoze ediliyor” gibi cümleler sarfettikten sonra ciddiye alıp bir anlayış gösterecek değilim. Herkes haddini bilmeli.
Yanlış.
Sevgiler
Yazan:Suat Tarih: Eyl 2, 2008 | Reply
Burak bey,
YÖK başkanının nesi var? Nesini beğenmediniz, liberalliğini mi?
Nasıl birisi olmalı?
Diğer söyledikleriniz de bana solcuların ortacı ergenekonculuğunu anımsattı.
Yanlış.
Bu sistemi kuran Atatürk’tür. İnönü sadece devam ettirmiştir.
Ek olarak. Behçet Kemal’in meşhur Ata şiirleri Atatürk zamanında yazıldı.Kişi putlaşması olarak görülebilecek gazete manşetleri, şiirler, denemeler onun zamanında seranat olarak dillendirildi hep. Bunları engellemedi, aksine musamaha gösterdi.
Zaten sonrasında “Şimdi ölsem ardımda bırakacağım manzara diktatörlük manzarasıdır” diyen de kendisidir.
Kemalist düşünce pratiği de dahil, mevcut sistem -eğitimden, ulusçuluğa, endoktrine edici eğitim sisteminden, Kürt meselesindeki yanlışlara, ordunun müdahale huyundan, gardrop modernleşmeciliğine kadar Atatürk’ün eseridir. Postmodernizm düşmanı komutanlar boşuna ona atıfta yapmıyorlar.
Nasıl? Bu diğerlerinin azlığının yegane sebebi olan bu sistemi konuşmadan mı?
Yazan:elif dedim Tarih: Eyl 2, 2008 | Reply
cümlesindeki “miz” ekinin anlamını nedir?
Burak Bey
Açıklayayım…
Sizinle ilk defa muhatap olduğum için
“Sizi kemalizmden kurtarmak gibi bir niyetim yok” desem cümle anlamsız olacaktı. Çünkü sizinle ilk defa muhatabım.
Cümlenin başındaki sizi kelimesi ise nezaket olarak sen yerine siz kullanılmıştır.
Ya da Bluenun “Sizi kemalizmden kurtarmak gibi bir niyeti yok” desem onun adına hüküm vermiş olacaktım.
Sonuç olarak, cümlede geçen siz ve biz ler kamplaşma ve kutuplaşmayı göstermiyor.(Öyle görmeyi çok isteseniz de tutturamadınız)
Ya da karşınızda sizin tabirinizle şucu’lar ya da bucu’lar yok…
Ayrıca böyle ufak şeylere takıldığınıza inanamıyorum…
Artık kesin kanaat getirdim.
Uçlarda yapayalnız geziniyor ve sizi topluma, anlayışa ve dayanışmaya ve empatiye davet eden birini veya birilerini reddediyorsunuz…
Kamplaşma ve ayrışma maleesef damarlarınızdaki asil kanda mevcut.
Diğer mevzuları Suat Bey çok güzel cevaplamış…
Teşekkürler Suat abi..
Ama yine de sizi empatiye davet ediyorum…
Ve size zeytin dalı uzatıyorum
“Yaradılanı severiz, Yaradan’dan ötürü”
Saygı ve muhabbetle..
Yazan:burak Tarih: Eyl 2, 2008 | Reply
Merhaba suat bey;
Yusuf Özcan’ın yaptığı gafları geçiyorum, şu olay nasıl sizi rahatsız etmiyor, anlamıyorum.
Kusura bakmayın ama arkasından böyle bir laf edilen kişinın istifasını verememesi ne kadar aciz olduğunun olduğunun belgesidir.
Bu derece ciddi iddialarda bulunabildiğinize göre Nutuk’u okumşsunuzdur ama ben sizin Andrew Margon’un Atatürk kitabını ve Ali Fuat Cebesoy’u da okumanızı tavsiye ederim.
Böyle bir söz söylediğini ilk kez duydum umarım bir kaynak gösterebileceksiniz. Gerçi kaynak gösterebilseniz dahi anakronizm hatasına düşüp o günkü değerlerdirmeler ve yapılması gerekenlerle bugunu kıyaslayarak çok büyük bir hataya düşeceksiniz. Böyle bir durumda yakında Baykal’ın özellikleriyle Atatürk’ün özelliklerinin de çok benzer olduğunu savunmanız gerekecek. Ha bunu savunuyorsanız zaten bu konuşmaların da bir anlamı kalmayacak.
Bu cümleler için benim diyebileceğim: Bugün, son 30 yıldır Kürtleri Türkleştirme çalışmaları kesinlikle Atatürk’ün dönemindeki gibi değerlendirilmemelidir. Evet İsmet Paşa’nın Kürt raporunu okuduğumda bugün gibi düşününce çok büyük hatalar yapılmış gibi gözüktüğünü ben de hissettim fakat yıllarca sürmüş bir savaştan yeni çıkmış bir ülkenin başına yeni bir sorun açılmaması için izlenen doğru olmasa da haklı bir politikaydı.
Ordunun müdahale huyu derken nasıl bir bağlantı kurdunuz? 3 aylık diktatörlükten mi bahsediyorsunuz yoksa milletvekilleri arasında askerlerin de olmasından mı? Hatta kendinin de asker olmasından mı? Hiç siyaset sahnesine girmemesini mi takdir ederdiniz?
Gardrop moderneşmeliği bence yerinde bir hareketti fakat ceza faktörleri korkunç bir hataydı, hala bu konuda neden bu kadar acımasız davranıldığını anlamış değilim.
Sevgiler
Yazan:burak Tarih: Eyl 2, 2008 | Reply
e. d. bey;
Sorun da o ya, “yaradan için sevecekseniz beni neyleyim sizin sevginizi”.
Madem artık o kadar kanisiniz uçlarda bulunduğuma, bu konuda bir şey deme ihtiyacı hissetmiyorum artık ama ben yerimden memnunum, size ortalarda mutlu bir hayat diliyorum.
Ayrıca zeytin dalı da komik oldu, bir küslük söz konusu olamaz, sadece konuşuyoruz burada, konuşmadan olmuyor, ama sesli ama sessiz.
Yazan:elif dedim Tarih: Eyl 2, 2008 | Reply
Burak Bey
Kaynak istemistiniz
Okyar, Fethi. 1980. Üç Devirde Bir Adam. İstanbul: Tercüman Tarih Yayınları. Sayfa : 392-393
Meseleye daha hakim olmak istiyorsaniz ve anakronizm hatasina dusmemek icin
ilgili konunun linki
http://www.derinsular.com/ansiklopedi/2007/04/bireysel-haklar-tarihimiz-13-serbest-firka.php
Ayrica ilgili sitedeki Sayin Serdar Kayanin yazdigi Bireysel Haklar Tarihimizin hepsini okumanizi tavsiye ederim…
saygilarimla…
Yazan:Suat Tarih: Eyl 2, 2008 | Reply
Burak bey,
Hükümetin seçmesinden, seçildiğinden sözederken birden seçim sonrası gaflarına kaymışsınız. Sebep?
Böyle ucuzlukları bırakalım. YÖK tepeden tırnağa siyasi bir kurumdur. Kuran da 12 Eylül rejimidir. Kaldırılmasını istemeyen de CHP ve şürekasıdır. Nokta.
Başkan da son derece liberal bir kişi. Bu çürük yapıdan mümkün olan en sağlam icraatleri çıkartacaktır.
Bu tip gaflar, siyasi sürtüşmeler yerine -varsa- yanlış icraatlerinden, -varsa- demokrasi ve özgürlük aleyhine uygulamalarından bahsedin.
Takdir edersiniz ki, Atatürk’ün bu sözünü ilk kez duyan birisinin, benim neyi okuyup okumadığımı sorgulaması biraz cüretkâr kaçacaktır. Hele ki Nutuk gibi “kazananın tarihi” bir esere atıfta bulunmak bilimsel açıdan hiçbir biçimde ciddiye alınacak bir şey değil.
Bakın, Mete Tunçay Tek parti dönemini 1925′ten başlatır çünkü öncesinde TBMM, gerek oluşum, gerek siyasi yelpaze (İslamcısından, komünistine kadar her fikirden vekil vardı) gerekse işleyiş açısından- günümüzdeki anlayışla olmasa bile- ‘demokratik’ bir yapıdadır. Aslında bu dönem 1908′de meşrutiyetin ikinci kez ilan edilmesiyle oluşan, liberalinden sosyalistine pekçok partinin kurulup seçimlere katıldığı ‘çok partili parlamenter meşrutiyet’ döneminin devamıdır. Ne yazık ki resmi tarihte bu bilinmez ve cumhuriyet/demokrasi (?) gökten zembille inmiş gibi gösterilir.
Sonradan bu yapı bir süreçle tasfiye edilmiş ve Tek parti dönemi başlamıştır. Nitekim Atilla Yayla’nın 1925-1945 dönemi için “İfade hürriyeti yok, siyasi hürriyet yok, muhalefete teşkilatlanmaya izin verilmiyor. Bu ve benzeri faktörler bir gerileme göstergesidir.” demesi de aynı sebeptendir.
Pek sevilmeyen ama yakın tarih konusundaki birikimiyle ülkenin ilk 5-6 ismi arasına girebilecek Engin Ardıç da Yayla’ya destek verirken aynı sebeplere dayanarak “Profesör Yayla haklıdır. O dönemde ifade hürriyeti yoktur, siyasi hürriyet yoktur, muhalefetin örgütlenmesi yasaktır, tek parti diktası vardır, bu da meşrutiyet dönemine ve cumhuriyetin ilk iki yılına göre bir ilerleme değil, demokrasi açısından bir gerilemedir.” demiştir.
Bir yaygın -ve sanırım daha çok ‘İnönü’den hoşlanmayanların’ formule ettiği- bir kanaat de Atatürk’ün aslında demokrasiye geçmek istediği, özgülüklere önem verdiği ancak ömrünün vefa etmediği, sonrasında İnönü ile bir dikta yönetimine girildiği düşüncesidir. Bu çok yanlış ve tarihsel gerçeklerden uzak bir düşünce. Atatürk’ün böyle bir niyeti vardıysa bile bunu uygulama alanında göremiyoruz. Oysa buna imkanı vardı. Uzun bir konu olmakla birlikte sadece Mete Tunçay’ın şu sözlerini alıntılamakla yetineyim: “… Yoksa Atatürk’ün zamanında işler çok iyiydi de, İnönü’nün, Bayar’ın, Gürsel’in, Sunay’ın, Korutürk’ün cumhurbaşkanlıkları zamanında mı bozuldu? Siyasi tutumlarına göre, bu soruya derece derece ‘evet’ diyecekler çoktur. Ama bütün o ‘evet’ler de derece derece yanlıştır. ”
Kürt sorunu’nun son 30 yılı “sonuç yılları”dır. Kürt sorunu Cumhuriyetin ilk yıllarında doğan bir sorundur (Bu konuda bir makale) Bu sorun 1980 ihtilali sonrasında Diyarbakır cezaevindeki insanlık dışı işkencelerle zirve yapmış PKK’nin PKK olmasını sağlamıştır.
Ordunun müdahale huyu cumhuriyetten de eski bir gelenek. Atatürk kurtuluş savaşını birlikte yaptığı silah arkadaşlarını ekarte etmek için “siyaset ya da ordu” demiştir, ordunun siyasetten uzak tutma ülküsüyle değil. Nitekin rütbesiz kalan askerler sonradan muhalif olmalarına rağmen hiçbir şey yapamamışlardır. Atatürk’ün planı da zaten buydu, onları etkisizleştirmek. Kurtuluş savaşının unutulmaz komutanlarından Kazım Karabekir öyle bir ekarte edildi ki, Atatürk’ün ölümüne kadar evinin bahçesinde domates biber yetiştiriyordu.
Atatürk zamanında ordu her zaman onun emrindeydi. Atatürk’ün isteği dışında birşey yapılabilmesi mümkün değildi. An be an Atatürk’ün komutasındaydı ve siyasete bırakın müdahale etmeyi, tam da siyasetin içindeydi. TBMM’de G.Kurmay Başkanı Fevzi Paşa’nın lakabı (arap alfabesindeki yazılışında bir ilave nokta getirilerek yapılmış bir lakap olan) “öküz paşa” idi. (Atatürk’ün her dediğini yaptığı için)
Gardrop modernleşmeliği yerinde bir hareket falan değildi. Şimdiki ucube toplumu buna borçluyuz. Kılık kıyafeti modernleşirken modern ideolojilerden nasipsiz kalmış içine kapanmış bir toplum olduk. Araftayız. Otoriter zihniyetini atamamış, demokrasiyi özümseyememiş, halkına güvenmeyen bir oligarşi tarafından çeşit çeşit baskı ile yönetiliyoruz. Üstelik bu kesim güya ‘çağdaş, ‘modern’ ama modernlikten anladıkları kılık kıyafetle sınırlı olduğu için batı düşüncesindeki değişimlerden, demokrasinin geldiği noktadan, hak ve özgürlüklerden bihaber biçimde 19 yy pozitivizminin ezberlerini saymaya devam ediyorlar. Postmodernizm gibi bir müphemliği kendine düşman edinen arkaik bir zihniyet bu. Atıfları da sürekli Kemalizme ve onun asrı saadetine.
Sanırım bu kadar açıklama kafi. Okumalarınızı arttırır ve çeşitlendirirseniz yanılgılarınızı gidermeniz mümkün olur.
Selamlar.
Yazan:burak Tarih: Eyl 2, 2008 | Reply
Suat bey,
Siz anlamak istediğinizi anlıyorsunuz;
Ben hükümetin seçtiğine vurgu yapmamıştım dönüp tekrar okuyunuz. Fakat öyle dediğimi düşünelim; ne doğrultusunda seçtiği? Yönlendirebileceği birini seçmiş olması. Liberalmiş, sanki orada bir kukla değilmiş gibi ve hatta sanki liberalizm de çok matah bir şeymiş gibi, bir de son derece liberal olduğuna da vurgu yapmışsınız. Ayrıca yök’ün yararlı yararsız, siyasi olup olmadığıyle ilgili tek bir yorum yapmadım. Demogoji bile diyemiyorum yaptığınıza.
Nutuk, bilimsel değildir tabii ki fakat bir çok şey borçlu olduğumuz kişinin(bakın putlaştırdım) eserini okumadan hakkında yorum yapmak biraz abes kaçar. Bu bizatihi düşüncem tabii.
Evet Sina Akşin de aynı konuya dikkat çeker keza Ahmet Kuyaş hatta Eric Jan Zürcher. So what?
Mete Tunçay’ın sözleri sizde anladığım kadarıyla ayet etkisi yaratıyor fakat Atatürk’ün 1930′dan itibaren tek güç olduğunu düşünmek bence korkunç naif bir yaklaşım.
Cumhuriyet Halk Partisinin devletle tamamen içli dışlı olması ve partinin gelişememesi ve bunun yanında o dönemlerde partinin bürokratikleşmesinin sonuçlarını bugün bile yaşadığımızın ben de farkındayım. Ama Recep Peker’in partiyi bağımsız bir kurum haline getirmeye çalışmasını ve devletten ayırma çalışmalarına da ket vuran İsmet İnönü olduğunu unutmayalım. Tabii bu durumlar öncesinde Takrir-i sukun’la başlayan “halktan uzaklaşma” eğilimini gören Atatürk yeni bir parti’nin kurulmasını düşünmüş ve hatta bu konuda Fethi Okyar’ı teşvik etmiştir. Ama CHP mensuplarının baskılarına karşılık veremeyerek “iki partiye de eşit uzaklıkta duracağım” sözünü kendisi ihlal etmiştir. Bana kalırsa en büyük hatası da bu olmuştur. Bu hatanın da altında “halka rağmen halk için” politakasından başka bir neden yoktur. Doğru mudur? Sadece yanlış diyemiyorum.
PKK, bambaşka bir sorun. PKK’yı yaratanlar ya da destekleyenler içinde kemalist ideoloji kisvesi altında saklanan bir çok insan da var. Dolayısıyla PKK’yı doğal bir süreç, bir evrim olarak görmüyorum. Daha çok bir yaratı gibi hissediyorum.
Bu dikta sisteminin bir sonucu. Dikta sisteminin tartışılacak bir tarafı zaten yok.
Bu beylik sözlerini de çok dinledik. Şahsen etrafta ucube göremiyorum. Ucube gibi giyinen sıfatını illa birilerine yakıştıracaksam o da cüppeli adamlar ve karaçarşaflı kadınlar olabilir. Allahtan o gardrop modernleşmeliği sayesinde çok göremiyoruz. Eğitim sistemindeki sorun da basiretsiz, günü takip edemeyen politkacımlarızdan kaynaklanıyor, her mereti Atatürk’e bağlamak da komik artık. Bunlar değilde Demokrasi dediniz; çok sevdiğim şu an Boğaziçi Üniversitesi doçentlerinden Gün Kut hocamın bir lafı vardı, o geldi aklıma. “Bok yiyen milyonlarca sinek yanılıyor olamaz o zaman bok mu yiyelim…”. Her zaman çoğulculuğu takip etmenin rasyonel olamayacağına vurgu yapmıştı.
Sevgiler
Yazan:burak Tarih: Eyl 2, 2008 | Reply
Teşekkür ederim elif dedim, okuyacağım.
sevgiler
Yazan:meral aksu Tarih: Eyl 2, 2008 | Reply
“Ama sosyal bilimler alaninda-tarih, sosyoloji, siyasi bilimler vs. konularinda boyle degil. Basit bir kiyas yapmak icin Mete Tuncay ile Emre Kongari veya Nilufer Gole ile Nur Serteri veya Kemal Karpat ile Turkan Saylani karsilastirabilirsiniz.”
Sayin blue,
Peki peki, kemalistler artik neyse tu kaka, nilufer gole en buyuk sosyolog, ama Cigdem Kagitcibasi turbani gericiligin sembolu gordugu icin cok kotu bir sosyal psikolog! Turkan Saylan zaten jakobenin teki, hay allah muhammedi de elestirmisti de islama hakaretler etmisti.Latife Tekin ya da zulfu livaneli bes para etmez yazarlar, Elif Safak Zaman’da yazdigi ve cemaate yakin oldugu icin cok buyuk yazar. Emre Kongar’in ya da Metin Heper’in analizleri okumaya degmez ama Emre Akoz ezber bozucudur, fena carpar adami! Bu bagnazlikla size iyi gunler dilerim. Siz bence kafayi ataturk ya da kemalizm artik ne derseniz diyin elestirisi ile bozmussunuz (hay allah gene tanrilastirdim ataturk’u, zaten aleviyim otomatikman kemalizm dini mensubuyum!) Komik olmuyor musunuz?
Karsilastiralim bakalim, emre kongar veya metin heper ile mete tuncay’i. Siz anlamak istediginizi anlamaya devam ediniz. Eger okusaydiniz, benim verdigim isimler arasinda sosyal bilimcilerin cogunlukta oldugunu gorurdunuz. Biyokimya doktorasi yapmama ragmen ragmen az cok amatorce okurum sosyal bilimcileri de.
Ayrica fen bilimleri konusunda bir fark olmayacagi gorusunuze de katilmiyorum, bugun akilli tasarim denen kokten hiristiyancilarin bayraktarligini yaptigi sacmaliklarin turkiye’de bayraktarligini kimler yapiyor bir dusunun bakalim.
Yazan:Suat Tarih: Eyl 3, 2008 | Reply
Burak bey,
Ne alaka? Neyi savunduğunuz belirsiz sizin. Ben en azından bir kıstas belirliyorum. Ve hala siyasi hercümerçten çıkıp bir argüman sunmanızı bekliyorum. Şu icraati yanlış vs gibi. Ama yok.
Ne zatihi düşünceniz olduğunu bilmemem ama Nutuk ancak bir hatıra kitabı olarak okunabilir. Ben de öyle okudum. Ve her hatıra kitabı gibi hissidir, dolayısı ile tarihi işleyiş biçimi nesnel değildir. Bu tür tartışmalarda kıstas olamaz. Gerçek tarihsel olaylarla resmi tarih tezleri arasındaki uçurumları işleyen yığınla akademik yayın var.
(Kurtuluş savaşını bir yana ayırırsak) O halde bu Osmanlı modernleşmesinin evrimindeki kesintiyi ilerleme olarak nitelemek de nereden çıkıyor?
İdeoloji hörgücünden mi?
Fanilerin sözleri bende ayet etkisi yaratmaz. Mete Tunçay iyi bir tarihçidir, nesnel olmaya çabalar. Başka tarihçilerden de yığınla örnekler verilebilir.
Buradan bakınca pek öyle görünmüyor. (Ayrıca kurduğunuz cümledeki yargınızda da hatalar var. CHP nin evletle içli dışlı olması diye birşey yok. CHP bizzat devletti ilk kurulduğu zamanlardan, DP zamanına kadar. İl Başkanı vali olan bir partiye parti denir mi?)
Bir yanlışı düzeltelim. Recep Peker’i faşizan düşüncelerinden dolayı ekarte eden İnönü değil Atatürk’tür. İnönü onu korumuş, hatta Atatürk’ün ölümünden sonra da Başbakan yapmıştır.
Peker ile ilişkide bulunduğu CHP (ve dolayısı ile Atatürk) çizgisi arasında sadece ton farkı vardır. Aralarındaki ihtilafın bir tarafın demokrat bir tarafın faşist olmasından kaynaklı derin bir ihtilaf olduğu gibi saf bir düşünceye kapınılmasın sakın. Tek Parti döneminin uygulamalarını biliyoruz.
Ayrıca Serbest Fırka deneyiminin muhalifleri temizlemek için iyi bir bahane olarak kurgulandığına dair ciddi iddiaları da unutmayalım. Mesela bir yazı:
http://www.ozguruniversite.org/guncel_tolga_scp.php
Hala bu hatanın ceremesini çekiyoruz. Zaten eleştirdiğimiz şey de bu hata.
Ve bir de kişi putlaştırmasına bizzat Atatürk’ün gözterdiği musamaha. (”Kabe arabın olsun bize çankaya yeter” vb gibi pekçok dini şiir Atatürk hayatta iken yazıldı.)
Sistem aynı mihvalde halen devam ediyor.
İsteyerek ya da değil, halk için ya da otorite için; sonuçta Atatürk bu sistemi kurmuş ve kucağımıza bırakmıştır.
Bence de yok. Ama tartışmaya (daha doğrusu savunmaya) çalışan sizsiniz.
Ben Kürt konusuna sizin “Bugün, son 30 yıldır Kürtleri Türkleştirme çalışmaları kesinlikle Atatürk’ün dönemindeki gibi değerlendirilmemelidir.” sözleriniz üzerine atıfta bulundum. Kürt sorunu, ulusçuluk politikalarının sonucudur. Bu da cumhuriyetle birlikte başladı.
PKK sonuçtur, onu kullanan çeşitli devlet içi ya da dışı yapıların olması sorunu ortadan kaldırmıyor. 80 ihtilali sonrası Diyarbakır cezaevi işkenceleri olmasa PKK çok marjinal, etnik milliyetçi sol bir örgütten öteye gidemezdi. PKK’yı bu hale getiren Atatürk’un yolundan gittiklerini söyleyen, kendilerini memleketin sahibi sanan 12 Eylül darbecileridir.
Ben görüyorum, hatta birisiyle tam şu an yazışıyorum da.
Demokrat ama… İşte.. Özgürlükçü ama… işte.. Dikta karşıtı ama… işte.. Böyle uzar gider.
Hatta öyle bir ucubelik ki, benim ‘ucubelik eleştirimi dışardan görünür, kılık kıyafet kurgulu bir şey sanıyor. Ben düşünsel ucubelikten sözetmiştim, tekrar okursanız belki anlarsınız.
Eğitim sistemindeki sorun, basiretsiz, günü takip edemeyen politkacılarımızzdan kaynaklanmıyor, bu politikacıları da üreten milli öğütüm sisteminden kaynaklanıyor.
Endoktirine etmek için tasarlanmış bir sistem var ve üretim bantları tam kapasite çalışıyor. Arada çıkan bazı üretim hataları da işte böyle böyle birşeyler anlatmaya çalışıyor.
Bir link daha, endoktrinasyon için:
http://www.derinsular.com/ansiklopedi/
Hocanız ihtimal, beğenmediği bir sonucu eleştirmek ve/veya totaliter rejime özentisini belli etmek için bok böceklerini kullanmış. İşte endoktrinasyonun sonuçları. Böyle laflar eden insanlar doç olabiliyor.
İki yanlış bir doğru yapmaz. Doğrudur, demokratik süreçler her zaman rasyonel sonuçlar vermez, ancak bundan daha makul bir rejim de henüz bulunamamıştır. Demokrasi ehven-i şerdir, mutlak iyi değil.
Demokrasi insanlara hata yapma hakkı verir. Liberalizm de temel hakları korur. Çoğunluğun baskı ile azınlığın haklarını elinden almasına izin vermez. Buna liberal demokrasi derler. (Ama sahi, liberallik matah bişi değildi, değil mi?) Bunlar, Avrupa’da Vatandaşlık/Hayat Bilgisi muadili - 1 gibi derslerde öğretilir. Siyasal düşüncenin evrilip geldiği nokta bugün için budur. Arkaik zihniyetli akademisyenlerimizin bunu algılayamaması normal. Zaten muadilleri paşalar da postmodernizmden nefret etmiyor mu?
Niçin insan hakları temelli, birey odaklı bir devlet olamadığımız, 80 yıllık bir geçmişe rağmen bizden çok daha sonra bağımsızlığa, demokrasiye, özgürlüğe kavuşmuş ülkelerin ardından nal topladığımız akademisyenlerimizden belli.
Zaten yazının işlediği bir konu da bu değil miydi?
Selamlar.
Yazan:Suat Tarih: Eyl 3, 2008 | Reply
Hay hay, karşılaştıralım:
Olmamış hoca!
Nereye gitsem karşıma çıkıyor. En son Ankara-İstanbul uçağında gördüm. Taksim otobüsünde de görmüştüm. Nereye gitsem o… Otobüste, parkta, kafeteryada, kitapçıda… Hatta, bu gibi durumlar için pek de elverişli bir ortam sayılmayan takside de görmüştüm. Daha doğrusu, taksiden inen beyefendi kılıklı adamın elinde görmüştüm.
İkide birde karşıma çıkan “şey”, bir kitap.
Bu kitap, değerli sosyolog-amatör tarihçi Emre Kongar’ın imzasını taşıyor.
Kendimi, çıkan her kitabı satın almakla yükümlü saydığım için (bu kötü bir alışkanlık, siz öyle yapmayın, en azından okumayacağınız kitabı satın almayın), uygun bir aralıkta edinmiş, ama derinlemesine tetkik etme fırsatı bulamamıştım. Şöyle bir karıştırmıştım. “Şöyle bir karıştırmak” da yetiyor aslında mevzuyu anlamaya ama, her zaman olduğu gibi merakıma yenik düştüm ve başladım bu “tarihimizle yüzleşen” kompleks kitabı şurasından burasından okumaya…
Kitap hakkında konuşmadan önce, “Emre Kongar nedir?” sorusuna cevap aramak lazım.
Bu konuda en güzel tanımlamayı Yusuf Kaplan yaptı, “Emre Kongar entelektüel, münevver filan değil, bir literatidir” dedi. Literati? Yani okumuş yazmış, bilgi küpü, malumatfuruş. O kadar.
Emre Kongar bir tarihçi de değil…
Belki de, sosyolog olması hasebiyle tarih ve edebiyat gibi “kardeş disiplinlerle” ilgileniyor ama, bana göre sosyolojiye bakışında da problemler var. (Bkz. Kongar’a göre “Rönesans, aydınlanma, tarım ve endüstri devrimi.”) Neredeyse lise kitaplarının diliyle konuşuyor; sosyoloji durağan bir alanmış ve son yıllarda hayat (toplumlar) hiç değişmemiş, ortaya hiç yeni kuram atılmamış gibi ezber laflar ediyor, dahası bunu “bilimsel bilgi” sanıyor…
Bir de tabii, fena halde “aydınlanmacı…”
Sanki laik Cumhuriyetimiz bu alanda rüştünü yeterince ispat etmemiş gibi hâlâ laiklik ve aydınlanma propagandası yapıyor; insanlara dönüştürülebilir, ikna edilebilir, “aydınlatılabilir” varlıklar gözüyle bakıyor.
Sadece Pozitivist-aydınlanmacı dünya görüşüyle sosyal olayları kavramak ve oradan çıkarsama yapmak mümkün mü oysa? Olabilir mi böyle bir şey?
Kongar, ikide birde karşıma çıkan kitabında, tarihimizle yüzleşiyor. Kitabının ismi de zaten, “Tarihimizle Yüzleşmek.”
Hemen belirteyim:
İşlek bir kalemi var Kongar’ın. O kadar kötü metinler, öyle berbat eserler okuyoruz ki, Kongar’ın yazdıkları, onların yanında “Türkçe’nin şahikası” kalıyor. Hocası olsaydım, sosyoloji ve tarihten sınıfta bırakırdım, ama Türkçe’de en yüksek notu verirdim. Hem kalemi işlek, hem dili sade. Ne yazsa, kendini okutur. En azından ben, Kongar’ın yazdığı her şeyi okurum. Belki de bu “dil başarısı” yüzünden çok satıyor, çok okunuyor. Tabii, işin içinde, hafiften bir çılgın Türk ittirmesi de yok değil…
Fakat, bu demek değil ki, Kongar, yaptığı işin hakkını veriyor…
Kitabının ismi, “Tarihimizle Yüzleşmek” ama, ne doğru dürüst tarihle yüzleşiyor, ne de tarihin kompleks meseleleriyle ilgili zihin açıcı şeyler söylüyor. Ondan bir Kemal Tahir rikkati (yahut celadeti) beklemek nafile… Yazdıkları, benzetmek gibi olmasın da, tarihin (resmî tarihimizin) adeta teyidi niteliğinde…
Bazı konulara da, nedense (neden acaba?) hiç girmiyor.
Türklerin nasıl Müslüman “yapıldığına” ilişkin kendince mikro ayrıntılar sunuyor, Cumhuriyet’in kuruluşu ve “Türk devrimleri” bahsinde en ince detaya kadar iniyor ama, onsuz Cumhuriyeti ve Türk devrimlerini anlayamayacağımız mevzulara, mesela Mustafa Suphi olayına, “Birinci Meclis-İkinci Meclis” zıtlaşmasına ve dolayısıyla Ali Şükrü Bey cinayetine hiç değinmiyor. Halit Paşa olayı da yok. İstiklal Mahkemeleri bahsi de yok. “61 Devrimi”nin hazırlık çalışmaları hiç yok. Ne anladım şimdi ben!
Kongar, 1930′larda yaşasaydı, yazdıkları (kısmen) yeni ve orijinal sayılabilirdi. Artık yirmi birinci yüzyılı idrak ediyoruz ve resmî söylemin teyidine dayalı şeyler (ideolojik olarak) para etse bile, değer ifade etmiyor.
Hulasa, Kongar tarihimizle yüzleşmiyor; hasbelkader tarihle yüzleşmiş eşhasla (örtük olarak Kemal Tahir’le, İdris Küçükömer’le, Mete Tunçay’la, Murat Belge’yle filan) yüzleşiyor…
Fakat, olmuyor! Olmamış!
Yazan:burak Tarih: Eyl 3, 2008 | Reply
Ama yani siz tam bir terbiyesizsiniz. Hiç tanımadığınız bir kişi hakkında derste soylediği bir şey için nasıl boyle atıp tutabiliyorsunuz. Yazık…
Selametle
Yazan:Suat Tarih: Eyl 3, 2008 | Reply
Sözlerinizi size iade ediyorum.
Neyini tanıyacağım, akrabalık mı yapacağım, dünür mü olacağım? Sözleri ortada ya işte, bu tip laflar eden insanlar, demokrasiyi sindiremeyen otoriter zihniyetli insanlardır. Örneklemek için kullandığınız bağlam da aynı zihniyete işaret ediyor.
Ps: Verecek başka cevabınız yok sanırım. Neyse, vesileyle çapınızı görmüş olduk.
Yazan:burak Tarih: Eyl 3, 2008 | Reply
şu “ps”iniz beni benden aldı. dayanamadım ve takdir de ettim açıkçası, hiç boyle bir kullanımla karşılaşmamıştım, hoşuma gitmedi değil.
Neyi savunduğum nasıl açık değil. Ben bu adamın kukla olduğunu soyluyorum. Hareketleriyle de bunu kanıtladığını belirtiyorum. O kadar.
Saçma sapan bir paragraf. Ben ne diyorum siz ne diyorsunuz. Sırf konuşmak için konuşuyorsunuz.
Biri bu şekilde bir analiz mi yaptı? Kim yaptı? Nerde bir alıntı yapar mısınız? Ezbere konuşuyorsunuz.
İçli dışlı’ydı derken ben de devlettiye getirmiştim lafı ama kusura bakmayın, pek net olamamışım.
Açıyoruz Moderneleşen Türkiye’nin Tarihi’ni, Eric Jan Zürcher, 1925′den sonrasını tekrar okuyoruz.
Çok güzel söylemiş kim söylemişse.
Atatürk’ün kurduğu sistem doğru bir sistemdir, devamını getiremeyen, günü takip edemeyen kah zavallı kah rant peşinde koşan siyasetçilerimizdir. Bu kadar büyük bir oluşuma önayak olurken de yaptığı hataları mazur görüyorum. Ne de olsa benim putum.
Dikta sistemini savunmuyorum, o dönemde gerekli olduğunu savunuyorum.
Evet çok doğru. Ben de tamamen katılıyorum buna ama bu insanlar Atatürk’ün yolundan gitmediler, Atatürk’e en büyük zararı verdiler ve sizin gibilerin ortaya çıkmasında çok etkili oldular.
Hakkaten ilk okuduğumda anlamamışım, şu an anladım kusura bakmayın.
Ucube galiba ben oluyorum, benden çok var. Demekki haklısınız, etrafta da çok var. Ama genelde ucubeler bir toplulukta azınlık kalırlar, bu ucubeler sizler gibiler olmasın. Ne de olsa sizin gibileri görmek çok da kısmet olmuyor. Ben şanslıyım.
Gün Kut demokrasi ve insan hakları hocasıydı ve sadece demokrasinin sınırı konulu bir derste rasyonalitesinden bahsederken böyle bir şey soylemişti ama yani sizin alıp bu cumleyle bir kişiyi ozetleyebilmenize hayran kaldım. Leb demeden çorum. Endoktirişkaymış, sonra bir de demokrasi, insan hakları, liberalizm, herkesi anlamaya çalışalım ayakları. Ya bırakın allah aşkına. Ne olduğunuz bu denli önyargılı olmanızdan çok açık. Neyi konuşuyorsunuz.
Bu paragrafı da güleyim diye koydunuz, amacınıza ulaştınız.
Gün Kut aynı zamanda European Commission against Racism and Intolerance’ın üyelerindendir. Şurada link’i de var.
Nasıl bir komisyon olduğuna bakmak isterseniz diye koydum “bu demokrasi yanlısı olduğunu kanıtlamaz” cinsinden cümlelerle lütfen bana hariçten gazel okumaya kalkmayın.
sevgiler
Yazan:elif dedim Tarih: Eyl 3, 2008 | Reply
Burak Bey
Seviyeyi iyice dusurdunuz….
Bu sekilde bir yere varamazsiniz…
Lutfen size verilenleri almaya ve istifade etmeye calisiniz..
Suat Beyin verdigi linkleri daha once okumustum ama bir daha okudum…
Lutfen siz de okuyun…
Derin sular sitesi ansiklopedi bolumundeki Bireysel Haklar Tarihimizi, endoktrinasyon yazi dizisini ve hatta Kemalizmin nasil dogdugunu yazan kemalizm yazi dizisini hepsini okuyun…
Okumalarinizi cesitlendirin…
Resmi tarihin soylemleri dogrultusunda, hersey toz pembe degil malesef…
Mesela liselerde okutulan inkilap kitabinda Ali Sukru Beyden, Halit Pasa` dan bahsedilmez…K.Karabekir ve Ataturkun diger silah arkadaslari nasil ekarte edildi hic bahsetmez…
K.Karabekirin Kurtulus savasi anilari kitabinin yakildigindan da hic bahsetmez..
Demokrasiye gecis cabalari da iki satirla gecistirilir… Neden acaba ?
Benim zamaninda oyleydi…Inkilap kitabinin simdi de cok degistigini sanmiyorum…
Suat Bey verdiginiz linkler icin ve aydinlatici yorumlariniz icin tesekkurler…
Not : Burak Bey verdiginiz cevaplar cok agresif ve cok kirici…
Bana verdiginiz cevaplar da oyle…
Sirf sizi kaybetmeyelim ve ortak noktalarda bulusmaya calisalim diye, verdiginiz nahos cevaplari icime attim…Karsilik vermedim…
Hala ortak bir nokta arama gayretindeyim…
Lutfen gayretlerimi bosa cikarmayin…
Size uzattigim zeytin dalinin da anlami buydu…
Ama yine de siz bilirsiniz…
Yazan:burak Tarih: Eyl 4, 2008 | Reply
Elif dedim bey, “Lutfen size verilenleri almaya ve istifade etmeye calisiniz..” gibi bir cumle kurduktan sonra bir cevap veremeyeceğim size, daha önceden konuşmalarımızda kırıcı bir laf etmişsem affola.
Selametle