Etnik Türk solu ve “Gerçek sol”
By Rasim Ozan Kütahyalı on Ağu 26, 2008 in Milliyetçilik, Türk Solu, Türk faşizmi
Daha evvel de yazdım,bugün Türkiye’de olan sol,büyük oranda etnik olarak sadece Türklere,yaşamtarzı olarak sadece laiklere hitap edebilen cemaatçi ve cemaat-içi bir siyasal akımdan başka bir şey değildir…
Biliyorsunuz,bizde sağ-milliyetçiler dahi sürekli “Etnik Türk milliyetçisi değiliz” deme ihtiyacı hissederler.Alenen ırkçı olan sağcılar bile öyle der durur.Sol-milliyetçiler ise bu “tabu”yu da yıktılar. “Emperyalizmin maşası” Kürtlere ve Ermenilere alenen nefret kusup,etnik Türkizm yapan ve bununla da gurur duyan ulusalcı-sol çevreler var.
Bu ulusalcı-sol çevrelerin ne olduğu belli,kendilerini gizlemiyorlar.Hrant katledildiği zaman “Türkiye bir düşmanını kaybetti,hoş gidişler ola” diye yazmaktan bile çekinmediler.Üzülmediklerini alenen ilan ettiler.
Söylemlerini inceleyince görüyorusunuz ki bu ırkçı duruşları onların dünyasına “sağcılık”tan falan sızmamış.Yüzde yüz Türk sol geleneği tarafından üretilmiş söylemler ve argümanlar üzerinden gidiyorlar.Üçüncü dünyalı sol birikimin zeminini aynen benimsiyorlar.Gezmiş ve Guevera ikonlarına adeta tapıyorlar.O dil üzerinden ciddi oranda sol-kökenli Türk ve laik insan malzemesini ikna edebiliyorlar…
Aynı zemine basan,aynı politik figürleri kutsallaştıran,aynı üçüncü dünyalı sosyalist dili benimseyen ama asla ve asla ulusalcı olmadığını,sonuna kadar evrensel,özgürlükçü ve demokrat olduğunu iddia eden bir sol daha var Türkiye’de…
Enternasyonal duruş sahibiyiz diyen ama kendi ülkelerindeki etnik çeşitliliği bile kuşatamayan bir sol bu…Hele Ergenekon sürecinde aldıkları pespaye tavırlardan sonra tamamen “Etnik Türk solculuğu” denebilecek bir zavallı pozisyona düşen bir sol…
Sebebi ise çok açık…Şu yaşadığımız süreçte hiçbir Kürt işçi “Bu emeğin kavgası değildir,bu kirli kavgada ben yokum” demiyor ve asla da demez!Hiçbir Ermeni emekçi “Ergenekon efsanedir,bu kapitalizmin iç kavgası,bu süreçte üçüncü cephe açmak gerekir” demiyor ve asla da demez…Bu ülkede yaşayan Kürtler,Yahudiler,Ermeniler,
İşte bu sol duruşun kümelendiği temel yayın organı olan Birgün gazetesinin merhum Hrant Dink’i “Ermeni” olması dolayısıyla kovduğuna dair iddia geçen hafta dile getirildi.Tabii ben hiç şaşırmadım.Bu sol için tüm Gayrimüslim cemaatler hatta Aleviler ve Kürtler araç niteliğindedir… “Sosyalist devrim” denilen nihai hedefe varmak için yanlarındaysa bu cemaatler,o zaman sorun yok…Bu cemaatlerin hak ve özgürlükleri de promosyon olarak savunulur o zaman.Tabii bu promosyon da “devrim”e kadar,sonrası ne olur bilinmez. “Devrim”den sonra da büyük öncüleri Lenin’in dediği gibi omlet yapmak için harcanacak yumurtalar olabilirler.Daha doğrusu her insan “omlet için yumurta” olabilir bu kafa için.Tek kutsal vardır,o da sosyalist devrim.Geri kalan herşey bu nihai hedef uğruna işlevsel ve araçsal niteliktedir…
Hele ki Ermeniler ve Kürtler gibi topluluklar “dinci,gerici,neo-liberal” çevrelerle(yani İslami kesim ve liberallerle) en ufak bir temas halindeyse,onlarla da ortak bir dil üretebilirmiyiz diye bir arayıştalarsa söylenecek söz bellidir… Kovun bu Ermeni’yi,Kürd’ü,Yahudi’yi,
Haklar ve özgürlüklerin özsel ve vazgeçilmez bir ahlaki değer oluşu,başkasından beslenerek ve onu anlamaya çalışarak yaratılacak,birlikte kurulacak demokrat bir ilişki tipi bu zihniyete tamamen yabancıdır…
Dahası gelin kimse kendini kandırmasın bu dandik etnik Türk sol örneğini bir yana bırakalım;Özgürlükçü ve demokrat bir duruş,Batılı sol geleneğin dahi entelektüel köklerine,solun entelektüel tarihinin anadamarlarına yabancıdır.Şu “gerçek sol” mavralarından da sıkılan yok mu hala?Hangi gerçek sol? New Left Review mi Monthly Review mi gerçek solcuymuş? Castro’ya methiyeler düzen,Chavez’i insanlık için umut ışığı gören bu zihniyet “gerçek sol” mu bilemem ama neresi özgürlükçü neresi demokrat bu kafanın?Hala “Bizim Türk solu tu kaka ama Castro-Chavez bambaşka” diyenlerden misiniz? Zihniyetsel özlerinin aynı olduğunu hala görmüyormusunuz? Bizim gazetede bile bu körlüğü sürdürenler hala var mı? Yok diyemiyorum açıkçası…
Ayrıca sosyalizm ile milliyetçilik ideolojisinin köklerinden gelen ortaklıklar,karşılıklı “hayırhah bakış”lar solun anadamar tarihinde olmayan bir şey midir?Sosyalizmin çöküşünün ardından Milosevic,Tudjman,Kravchuk gibi sosyalist liderler,Kıbrıs’ta AKEL,Yunanistan’da eski “dış” komünist partisi bir gecede milliyetçiliğe kapağı atmamış mıdır?
Ey Halil Berktay hoca,yeniden anladım ki sen tüm Türkiye soluna çok ama çok lazımsın…
3 [?]


















5 Yorum
Yazan:Hasan Tarih: Ağu 27, 2008 | Reply
Chavez de ulusalcı aslında. Sosyalizm; kapalı tarzıyla bir ulusalcının en çok isteyeceği ekonomi biçimidir. Aynı zamanda sosyalist ekonominin beraberinde getireceği ‘herkesi gelirinde eşitleme’ ve ‘devletin verdiğine mecbur bırakma’ devlete karşı farklı bir güç odağının çıkmasına da engel olacaktır.
Şimdi şunu sormak istiyorum, garip gelebilir ama:
“Sosyalizm sol mudur?”
Klasik ezberin dışında düşünür ve ’sol’ kelimesinin idealojik olarak ‘doğru’ ve ‘evrensel’ anlamına geldiğini düşünürsek; bence değil. Sol kelimesinin anlamını ‘özgürlük’ ve ‘insancılık’ olarak düşünürsek bence değil.
Ayn Rand’ın Plato Yayınları tarafından Türkiye’de de tüketime sunulan ‘Yaşamak İstiyorum’ (We The Living) isimli kitabını okudum yakın zamanda. Sosyalizmin; devlet kapitalizmi yani en ‘vahşi’ kapitalizm olduğunu oldukça müspet anlatıyor bu kitap. Bir siyasetin amacı evrensel bir refah ve barış yaratmak, adaletin işlevselliğini arttırmaksa bunu Sosyalizmin hiç beceremediği ortada.
Bu yüzden bana göre ‘adalet, özgürlük, evrensellik ve refah’ demek olan ’sol’da “sosyalizm” e yer yok.
Şaşırtıcı gelebilir ama bence öyle: Sosyalizm sol değildir.
Yazan:fuatogl Tarih: Ağu 28, 2008 | Reply
Hem Türkiyede olan soldan bahsettiğini ima edeceksin(tümüymüş gibi), hemde sol içersinde azınlık, onyıllara varan köklü bir ideolojik ayrımı görmezden gelip, üstelik bu “Türkiye solu” diye gösterilmek istenenin aslında sosyalist sola yillarca fasist nitelikte saldirilar düzenlediğini, askeri erkana yakın olma, etkileme isteğini görmezden gelip, ve tüm bu saçmalığın özünden gelen Halil Berktay ı solun “peygamberi” ilan edeceksiniz. Okur yazarlık, entellektüel çaba gerçekten bu kadar düştü mü memleketimizde?
Bu nasi “dandik” bir iddiadır böyle? Dünyada solun dahil olmadığı kaç tane demokratik, özgürlükçü çıkış, proje gerçekleşmiştir? Günümüzde verili kabul ettiğimiz, doğal kabul ettiğimiz neredeyse tüm haklar, demokratik kazanımlar solun ana rahmi sayılan toplumsal mücadeleler sonucu elde edilmiştir. 20 tane sovyet deneyimi bu gerçeği değiştiremez. Bu nasıl bir algılama körlüğü? Dünyada “en gelişmiş demokrasi” diye sunulan (bence ideal olmaktan hala uzak) demokrasilerde şu gün bile solun payını görmemek için insan akıl ve mantığını değil, içindeki temelsiz kin ve nefretini takip etmesi gerekiyor, bizim klasik sağcı arkafondan kurtulamamış yeni nesil modern sağcılarımızın yaptığı.
Kafalarinin nasil işlediği kendi yazılarından da açıkca belli oluyor zaten. Hem güya solun hiçbir özgürlükçü yönü olmadığı afsatasını işlerler, adeta solu gereksiz göstereip, hemde bu garip görüşü beyan etmemiş gibi insanlari aptal yerine koyarak sola Halil Berktay gibi adamlarin lazım olduğunu açıklayıverirler. Bu ne perhis, bu ne lahana turşusu!
Ortada samimi bir fikir geliştirme pratiğinden öte, bu ülkenin çeşitli yollardan yıllarca zihnine dokunmuş klasik sağcı “tukaka sol” paranoyasının “kibar” yollardan ortaya saçılması söz konusu. Bu kişilerin Halil Berktay lari solun bir çeşit “has adamı” ilan etmesi çok anlamlıdır, hele şu dönemde. İlan ettikleri bu insanların, bugün tüm sola kurnazlıkla maal edilen saçmalıkların mimarlarından, en üst düzeyden ideologlarından olduğunu bilecek ne hafızaya nede entelletüel meraka sahiptir bu arkadaşlar. Başka yorumlarda kabaca anlattım, “yanlışsın” yada “yetmedi daha fazla örnek ver” diyen varsa söylesin icabına bakalım.
Halil Berktay Türkiye soluna lazımmış! Hadi canım sende, dalga mı geçiyorsun… 80 öncesinde devrimci gençlerin bile provokatör ajan ilan ettikleri Doğu Perinçek in sağ kolu olabilecek kafa yapısına sahip adamdan Türkiye soluna ne fayda gelir beyefendi?
Yazan:Bilal Atış Tarih: Ağu 28, 2008 | Reply
Solcu mu arıyorsunuz çok uzaklarda arama aslında o tam bir sosyal adaletçi, Hayat dersini aldığı Hz. Muhammed’in izinden milim bile sapmayan büyük mücahit. Sahabeden ebuzei Gifari. Solcuyum diyen sol edebiyat yapan arkadaşalr lütfen bu insanlığın yüz akının hayatını inceleyin. Muhammed efendimizi, Ali efendimizi ve Ebuzeri keşfettikten sonra hak nedir hukuk nedir daha iyi anlkayacaksınız. Sözü uzatmayacağım. Ebuzeri Gifari nin bir sözü, “İhtiyaç içinde müslüman varsa kişinin günlük yiyecek ve içicek ihtiyacından fazlasını biriktirip alı koyması caiz değildir.” 3. Halife ve Muaviye tarafından zulümden zulüme uğratıldı ki, haktan kıl kadar sapanı acımadan yerebildiği için. Sol eğer sosyal adalet ise işte Ebuzeri Gifari efendim.
Yazan:fuatogl Tarih: Ağu 30, 2008 | Reply
Dedikodu, ve afedersiniz ama “yalan” da demek zorundayım. Birgün deki tayfayi taniyan birisi olarak elbette böyle absürd birşeyin olamıyacağını biliyorum da, dedikodu zincirinin Cemil Erten e kadar varmasi isi ilginç kılıyor. Şu ara Ankarada olduğum için sorup soruşturma fırsatım var, merak ettim sordum olay nedir diye. Bir gazete toplantısı söz konusu. Yakından tanıdığım ve o toplantıya katılan Ali Öztürk arkadaş sözü edilen çarpıtmanın Oğuzhan Müftüoğlunun bir sözünden olduğunu söylüyor arkadaş, yaklaşık 3 yıl önceki bir toplantıdan. Aynı Gazetede yazan Muhsin, ve Hrant in Kürt ve Ermeni meselelerini bolca işlenmesinden, gazetenin sadece etnik meselelere eğildiğine dair oluşan görüntü tartışılmış. Memlekette artan ırkçılık, gazete üzerinde zaten bilinen baskı bağlamında bu meseleler tartışılıyor ve ortamda Cemil bey de varmış. İşte bir gazetede olabilecek böyle doğal bir tartışma, Cemilden bir gazeteciye aktarılıyor, isimsiz verilmeden tabii, sonra etyen bey gibi zaten Hrant in kimliğinden rahatsız olan bir kişi “söylenilene göre” diye kullanıyor, halkanın son ucunda ise Rasim bey gibi senaristler işi ermeni olmasından dolayı kovulması gibi tamamen aslı astarı olmayan bir noktaya getiriyor. Buna rahatlıkla demagoji diyebiliriz, böyle yöntemlere başvurmak zorunda kalıyor arkadaşlar. Bence dedikodu ve yalana itibar etmeden önce, şu yada bu oranda gazeteci kimliğinizle ortaya çıkın, ilk önce böyle bir ifadeyi kimin kullandığını ortaya çıkartın.Kullanılmışmıdır? Kim nerede kullanmıştır, gibi somut ve dürüst bir yönteme başvurun hemen tüketime geçmeden önce. Cemil den, adını unuttuğum bir gazeteciye, oradan mahçupyana, oradan senaristlere. Mesela Rasim beye davet ediyorum. Eğer bu sözlerin kullanıldığını iddia ediyorsa, isim vererek kimin nerede ne dediğini belirtsin, şahit ile mümkünse. Bende söz veriyorum, karşı tarafta muhatap kimler ise yapılan iddiaya muhatap tutacağım. Buyurun, kim nerede ne demiş ortaya çıkaralım!
Yazan:fuatogl Tarih: Ağu 31, 2008 | Reply
Neyse, kendileri cevap vermiş zaten:
Birgün den zorunlu bir açıklama: Etyen Mahçupyan ın 22 Ağustos 2008 tarihli Taraf gazetesindeki köşe yazısında BirGün ü hedef alan ağır suçlamalarına Birgün gazetesinin cevabıdır…
Birde benim aktardıklarıma uygun olarak Ahmet Tulgar bugün bir yazı yazmış:
SAHTE DOSTLAR (2)
Dileleyen Oğuzhan Müftüoğlu ve Doğan Tılıç ın konu ile ilgili cevap niteliği taşıyan son yazılarını da okuyabilir.
Bu arada, bu meselede, hiçbir hakaret içermeyen yorumlarımızın, yayınlanan başka yorumlar arasında yayınlanmaması ise Tarafın gerçekten taraflı bir gazete olduğunu gösteriyor. En azından o konuda dürüst ve tutarlılar!
Fikirsel, ideolojik tartışma muhatabı almaktan öte, başvurulan bu çirkin yöntemleri açığa çıkartmak gerekiyor diye düşünüyorum. İddia sahiplerinin gerçekten samimi entellektüel bir çaba içersinde olduğu izlenimi doğru değil çünkü, buna kanmamak gerekiyor. Karşılarında tahammül edemedikleri bir grup var(demokrasi ve özgürlük nosyonlarının ‘brand’ anlamında tekelini kurmak istiyorlar - gerisi boş onlar için), fikri planda üstünlük sağlayamadıklarını bildikleri için de bu tarz düzeysiz mesnetsiz dedikoducu yöntemlere başvurmak zorunda kalıyorlar. Meselenin taraflarının yöntemlerine bakınca zaten bu hemen ortaya çıkıyor. Örneğin birisi hiçbir özne bağlantısı göstermeden, cesaretlice muhatap belirtmeden aynı klişe sözcüğü tekrarlayıp, “nasıl olsa insanların, kafasında nereye gideceği bellidir” yöntemine başvuruyor. Diğer tarafdaki insanlar ise başlığa muhatabının adını yazarak teker teker sorularını sorma gayreti içersinde. Mesela: Murat Belge’ye Sorular