Kur’an “yaratılmış” bir kitap mıdır?
By Mustafa Akyol on Ağu 22, 2008 in Çeviri, İslam
[Orjinali Turkish Daily News'de yayınlandı - çeviren: Ekrem Senai]
Kur’an “yaratılmış” bir kitap mıdır, yoksa “yaratılmamış mıdır?”
Bu soru günümüz insanına belirsiz ve hatta anlamsız gelebilir. Ama İslam’ın ilk yüzyıllarında yaşayan Müslümanlar için çok önemli bir soruydu. Soruya farklı cevaplar verenler arasında sert tartışmalar ve hatta kavgaların olduğu bir soru…
Kur’an’ın “yaratılmış” olduğunu düşünenler, başlıca Mutezile ekolü takipçileridir. Bunlar “akılcılar” olarak da bilinirler, çünkü Allah’ın iradesini anlamak için insan aklının rolüne vurgu yapmışlardır. Mutezileler’e göre, hem Kur’an, hem de insan aklı Allah tarafından yaratılmıştır, insan da bu ikisini uyum içinde kullanıp dünyayı anlamlandırmakla yükümlüdür.
Rasyonalistler Gelenekçilere karşı
Diğer tarafta ise öncülüğünü İmam Ahmed İbn Hanbel’in yaptığı “gelenekçiler” durur. Bunlar aklı şüpheyle karşılar, çünkü onun insanı felakete sürükleyebileceğini düşünürler. Daha çok Peygamber’in “taklid” edilmesi konusunda ısrar ederler: onlara göre bir Müslüman kendi akli yargısını kullanmak yerine Hz.Muhammed’in (S) hayatının tüm detaylarını takip etmeye çalışmalıdır.
Mutezile ve Gelenekçileri ayıran sebeplerden birisi akıl ise, diğeri de Kur’an’ın yapısıdır. Bahsettiğim soru- yani Kur’anın “yaratılmış mı”, yoksa “yaratılmamış mı” olduğu sorusu aslında bu çekişmenin bel kemiğini oluşturur. Mutezileler Kur’an’ın “yaratılmış” olduğunu söylerler, bunun anlamı ise Allah’ın mesajının belirli bir topluma ve belirli bir zaman için yansımış olmasıdır. Kur’an’ın prensipleri sonsuza kadar geçerlidir, ama “lafzı” zamanına ait gerçekliklerle bağımlıdır. Buna göre, Kur’an’ın bağlamında yorumlanması ve bunun için ise aklın kullanılması gerektiğini savunurlar.
Gelenekçiler ise Kur’an’ın “Allah’ın yaratılmamış sözü” olduğuna inanırlar. Bunun anlamı ise Kur’an’ın sonsuzlukta Tanrı ile birlikte varolduğudur. Bu yüzden ayetlerin insanlık tarihindeki belirli bir dönemin bağlamından etkilenmiş olması mümkün değildir. Gelenekçiler sadece prensiplerin değil, Kur’an’ın yazınsal detaylarının da ebedi geçerliliğine inanırlar.
Bu iki grup arasındaki tartışma yüzyıllarca , Gelenekçilerin 13.yüzyıldaki galibiyetine kadar sürmüştür. Fakat Mutezile düşüncesi tamamen ortadan kalkmamıştır. Ayrıca, iki karşıt görüş arasında orta yollar bulan yeni ekoller ortaya çıkmıştır. Özellikle Türklerin yaşadığı bölgeler arasında popüler olan Maturidi ekolü, bu uzlaştırıcı ekollerin en önde gelenidir. Diğer taraftan Gelenekselciliğin en sert formu, günümüz Suudi Arabistan’ının resmi inancı olan Vehhabilik adı altında sürmektedir.
Zeynep Sultan Camii’ne giriş
Benim bütün bu “İslami Hermönetik 101″ bilgilerini hatırlatmama sebep olan şey ise Türk medyasında son zamanlarda tartışılan, bir İstanbul camiinin girişine bir imam tarafından yazılan Kur’an ayeti (5:51): “Ey inananlar! Hristiyan ve Yahudileri kendinize dost edinmeyin,” “Onlar birbirlerinin dostudurlar; onları dost edinen onlardandır.”
Hürriyet gazetesi, Müslümanların Yahudi ve Hristiyanlarla dost olmamasını tavsiye eden bu Kur’an ayetinden yola çıkıp bir haber yapıyor ve Kur’an’ın her ayeti bu şekilde sergilenebilir mi, yoksa Müslümanlar seçici mi olmalı diye soruyor …
Daha sonra bazı sekülerist köşe yazarları Kur’an’ın her ayetinin ciddiyetle ele alınıp alınmaması gerektiğini sorgulamaya başladılar. TDN köşe yazarı Burak Bekdil aynı konuyu dünkü köşesine şu başlıkla taşıdı, “Zeynep Sultan camiindeki ayet”. Bekdil’e göre, “dogmatik müslümanlar” “seçici” olmayı bırakmalılar; Ya her şeyi ne yazıyorsa olduğu gibi kabullenmeli, veya Kur’an’ı günlük yaşamında rehber olarak Kabul etmeyi bırakmalılar. Bekdil’e gore aksi taktirde, Müslümanlar karaktersizleşecekler. En azından, Diyanet İşleri Başkanlığının bahsedilen camiin imamından Hristiyan ve Yahudilerle ilgili bu ayeti kaldırmasını isterken düştüğü durum budur… diyor Bekdil… “Neden Zeynep sultan Camiindeki “ayeti” onaylamıyor,neye dayanarak?” diye soruyor.
Dün, cevap Diyanet İşleri Başkanlığından, Dr.İzzet Er’den geldi. “İmamlarımıza yanlış anlaşılmalara sebep olmayacak ayetleri kullanmalarını tavsiye ediyoruz” dedi. Ve bu özel durumun oluşturduğu problemi şu şekilde ifade etti:
“Ayetler bağlamından çıkartıldıklarında yanlış anlaşılmalar oluyor. Bu ayet bir savaş durumuyla ilgilidir… O zaman, Müslümanlar Yahudilerle savaş halindeydi ve ayet açıkça onları yakın ilişkiler ve savaş sırlarını açığa verebilecek bilgi sızmalarına karşı uyarıyordu. Barışta ise bu ayet geçerli değildir, ve tüm Müslümanlar diğer insanlarla beşeri münasebet ve dostluk ilişkisi içinde olmalıdır.”
Dr. Er ayrıca İslam ideali olarak tasavvuf büyüğü Yunus Emre’nin meşhur sözünü tekrarladı “Yaradılanı hoş gör, Yaradandan ötürü,”. Dr.Er, Kur’an’ın, Yahudi ve Hristiyanlarla ilgili tartışmalı ayetini bağlamına yerleştiren bir başka ayetine de atıf yapabilirdi (60/8-9):
“Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı adil davranmanızı yasak kılmaz; doğrusu Allah adil olanları sever. Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar…”
İlkeli bir çaba
Konuyla ilgili benim duruşum şu: Belli bazı Kur’an ayetlerini slogana dönüştürmek büyük problemler yaratabilir, çünkü ayetlerin bağlamı içinde değerlendirilmesi gerekir. (Benzer biçimde eski ahitte veya Levililer’de de haşin mesajlar var, ama Yahudiler de, Hristiyanlar da bunlara dayanmıyorlar.)
Bu yüzden, “Hristiyan ve Yahudileri dost edinmeyin” ayetini cami kapısına asmak yanlıştır. Kur’an’ın bağlamını düşünmek gerektirmeyen -Allah’ın büyüklüğünü, merhametini, adaletini ve insanın ahlakıyla ilgili-birçok başka ayeti var ve bunlar serbestçe kullanılabilir. Ama bütün ayetler böyle değildir.
Bu ayrımı yapmak bazı fundamentalistlerin öfkeli bir şekilde iddia ettiği ve bazı seküleristlerin alaycı bir şekilde kanıya vardığı gibi Allah’ın sözüne ihanet etmek değildir. Tam tersine, kutsal mesajın gerçekte anlamının ne olduğunu çözmek için içten ve prensipli bir çabadır. Müslüman dünyanın-eğer olacaksa- aydınlık geleceğini oluşturacak da bu çaba olacaktır.
3 [?]



30 Yorum
Yazan:teut Tarih: Ağu 26, 2008 | Reply
Öncelikle belirtmek isterimki konu karmaşık gibi görünsede aslında bana bir kaynağı temelinden sökmek gibi geliyor,yani bir dinin kitabının kökenini araştırmaktansa onun neler anllattığını anlamaya çalışmaya çaba sarfetmk bence daha akilanedir,ama yinede belirtmek isterimki konuya haki bir yazı olmuş faat keşkekuranın keni hakkındakyorumada yer verseydiniz daha kapsamlı olacağına,çalışmlarınızda başarılar dilerim.
saygılarımla
Yazan:Hasan Tarih: Ağu 28, 2008 | Reply
Bana Mütezile ekolünün yaklaşımı daha akılcı geldi. Ayrıca; bildiğim kadarıyla zaten sunni ekoldede ‘îçtihad’ kavramı var. Kur’andaki ayetlerin büyük kısmı müteşebbih, bir kısmı ise nas. Müteşebbih olanlar her dönemin bilgi birikimi, insan aklı ve değişen yaşam koşullarıyla insanın geldiği noktada yeniden yorumlanabiliyorlar. Kur’anı sonsuz kılan budur. İnsanın entelektüel birikimi arttıkça Kur’andaki ayetlerde indikleri derinlik de şüphesiz artacaktır. Normal bir birey bile yaşam aktıkça, yaşlandıkça, birikimi arttıkça dinden daha farklı anlamlar çıkartabilmekte ve bunu yaparken aklını kullanmaktadır. Din bir yana; 14-15 yaşındayken okuduğunuz bir kitabı aradan yıllar geçtikten sonra okuduğunuzda bile daha derin anlamlar çıkarabiliyorsunuz. Aynı zamanda sadece belli bir birikime gelindiğinde anlaşılabilecek anlamları da olabilir yazılan şeylerin.
Bu bakımdan Kur’an ayetlerinin her dönem yeniden yorumlanması son derece akılcı duruyor ve bildiğim kadarıyla zaten Sunni ekolde var. Neden insan birikiminin belli bir düzeyde olduğu bir dönemde yapılan yorumlarda ve inilen derinliklerde kalalım? Ayrıca; yukarıda da dediğim gibi sadece belli birikim seviyelerinde anlaşılabilen derinlikler vardır. Bu birikim seviyesine o dönem gelinmemişse, gelindiği dönemde ‘aklı’ kullanmak neden caiz olmasın?
Yazan:PirMuhammed Tarih: Eyl 28, 2008 | Reply
insanları yanlış yönlendiriyorsunuz.
bu yazıyı yazan kişi biraz din bilgisi öğrense fena olmayacak.
mutezile mezhebinin islam dışı bir mezhep olduğu söylenmemiş:
lütfen İslam hakkında yazarken ya araştırıp ayrıntıları atlamadan, yanlış anlamalara sebep olmayacak tarzda yazılar yazınız ya da yazmayınız.
Yazan:Mustafa Tarih: Eyl 29, 2008 | Reply
Islamiyet artik genis kitlelerce unutulmus bir dindir. Tabi en temel birkac mesele bilirler insanlarimiz ama detayli veya sistematik bilgi sahibi olan cok azdir. Yukaridaki yazi sanki bir hiristiyan yazmis cünkü kullandigi bircok terim islami degil. “Gelenekciler” yoktur. Ehl-i sünnet vel cemaat denilen sünniler vardir. MUtezilenin “akilci” olduguda laftan ibaret cünkü batililar “rasyolanist” ve “rasyonel” farkli kullanirlar. Rasyonalist” heryesi aklin ermedigi seylerde bile akil ile kesin hüküm vermege calisanlardir. Aklin siniri gecen konular mesela ilahi sifatlarin cogu ahiret meseleleri gibi birde ilahi kelam olan Kuranin mahiyeti. Bunlara sadece hayatimiza his organ ve unutkanlik ve duygusallik veya hayalcilik gibi nice sartlarla sinirlanmis ve hata yapabilen akil ile kesin hüküm vermek imkansiz. Ehl-i sünnet rasyoneldir Mutezile rasyanalist tavri vardir. Ehl-i sünnet derki akil ile aklin alabilöecegi seylerde akil yürütmek lazim akli ne köseeye atilacak nede akil putlastirilacak yani sahasini gecip akilsizlik yapmak. Iki asiri halden uzak durmak var sünnilikte. Imam Gazali derki akil göz gibi vahy (kuran) isik gibi. Göz herseyi görmez bu hayatda oldugumuz halimizde. Akil engellerden arinirsa ki ölümden sonra en gec herkezde olacak o zaman akil ile ahiret bilgileri veya diger bilgilere kavusulur.
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Eyl 29, 2008 | Reply
Sayın PirMuhammed,
Ehl-i Sünnet olmayan, İslam dışı mı olur? Ehl-i Sünnet kader meselesini çözmüş müdür? Cüzi irade denilen şey nedir? Var mıdır, yok mudur? Varsa Allah’tan müstakil bir varlığı mı vardır, yoksa Cebriyenin günahı nedir?
Zaten bu yazının amacı, insanların hararetle tartıştığı ve beyin faaliyetlerinin zirvede olduğu bir asırdan, taklitçilik ve otoriteye kayıtsız şartsız itaatın hakim olduğu günümüz uyuşuk müslümanına nasıl geçildiğini ortaya koymak. İslam konusunda görüş farklılıklarına tahammül edememek ciddi bir sorundur. Kendi düşüncemize aykırı fikirleri “İslam dışı” saymak ciddi bir sorundur. Kuru bilgileri ezberleyip İslam’ı öğrendim sanmak ciddi bir sorundur.
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Eyl 29, 2008 | Reply
Sayın Mustafa,
“Gelenekçiler” deyimi akademik bir deyimdir ve ehl-i sünnetten farklıdır. Bunlara ehl-i hadis de diyebiliriz. Şafii, Zahiri, Maliki, Hanbeliler bu gruba girer. Bizim de içinde bulunduğumuz (ki biz de ehl-i sünnetiz) akılcı gruba ise yine bizim itikadi mezhebimiz olan Maturidilik, Eşarilik, Mürcie ve Mutezile girer. Yani ehl-i sünnet ayrıdır, gelenekselcilik ayrıdır.
Ben Mutezile olalım demiyorum. Ama bir gerçek var. İslam’ın zihni verimliliğinin en zirveye eriştiği noktaya ulaşmakta Mutezile’nin rolü büyüktür. İslam dünyası, taklitçilik ve zahiriyecilik ile inanılmaz bir kabızlık yaşıyor. Bunu aşmamız lazım. Kur’an’ı kendi mantığı içinde tefsir etmemiz, hadisi, ruhuna uygun olarak anlamamız gerekir. Rasyonalist olmayalım eyvallah ama rasyonel bile davranmıyoruz. Mesela “Allah’ın hükmettikleriyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir” ayetini, Hz.Ali’nin katilleri çöl bedevileri ile aynı şekilde tefsir ediyorsak bir problem var demektir. İşte kucağımızda el-kaide. İşte vehhabilik. Ehl-i sünnet mi? Ya evet ehl-i sünnet.
Yazan:Mustafa Tarih: Eyl 29, 2008 | Reply
Sayin Ekrem Senai… sag olun yaziniz icin. Burasi karsilikli sohbet veya tartismaya müsait degil takdir edersiniz. Sizin görüsünüze saygim vardir. Kisaca sunlari söyleyim : Malikiler, Safiiler ve Hanbelilerin önemli kismi zaten Esaridirler. Bir takim yazarlar kitablarinda islam inanc ve fikir tarihini cok yetersiz yazmaktalar bunun bir sebebide sahalarinda gercek vukufiyetli olmadiklarindandir. “Taklit” konusu oldugu gibi degil olmadigi gibi izah ediliyor. Birkac ilim tarihcisi yanlislar yaziyor sonraki yazarlar bunu alip yayiyorlar arastirmadan. Böylece hatalar yaygin oluyor. Kolonializmin zirvesi zamanlarindan beri (19yy sonlari) Islam aleminde siyasi ve ekonomik cöküs dini ilimlerdede gerileme getirdi.(artik dini ilimlerde canlanma var). Evet haklisiniz meselemiz agirlikla vehhabiler gibi dini kaba ve bedevi kültürünce yönlendirilmis asiri hareketler. Meselemiz cehaletdir. Islam dünyasinin en büyük meselesi cehaletdir.
Yazan:Furkan Tarih: Eki 12, 2008 | Reply
Sn. Ekrem Senai Bey,
Maide süresinin 45. ayeti nasıl tefsir edilmelidir. Bu konuda sizin fikriniz nedir. Yanlış anlamayın beni, öğrenmek için soruyorum. Benim gibi basit bir insan için anlamı çok açık. Ama öğrenmek istiyorum. Eğer hatalı düşünüyorsam kendimi düzeltmek isterim.
Saygılarımla.
Yazan:Turk3005 Tarih: Haz 23, 2009 | Reply
konunun üzerinden epey zaman geçmiş ama…
sayın ekrem senai bana verdiği cevapta demiş ki;
bilmem. bu sorunun cevabını benden daha bildiğinizi umuyorum. ama yine de belirteyim; islam alimlerinin ortak kanaati ehli sünnete tabi olmayanın hakiki anlamda iman etmiş olmayacağı yönündedir. sorun imam-ı azam’a, sorun imam-ı rabbani’ye cevapları değişmeyecektir. bunun islam’ın farklı yorumlarına saygı göstermemekle ilgisi yok. insanları aşağılayan ya da kendi görüşümden başka hiçbir görüşü kabul etmeyen birisi olmadığım gibi, taassuba şiddetle karşı çıkan biriyim. ama söylediğim, bu işin uzmanı olan insanların görüşüdür (ehli sünnete tabi olmayanın durumu hakkındaki görüş kişisel kanaatim değildir. bu noktayı çok iyi anlamanız lazım). ama kabul edilen bir görüştür. siz buna katılırsınız ya da katılmazsınız. o ayrı konu. ama sizin de buna tahammül etmeyip, muhatabınız olan şahsımı, güya ezbere konuşmakla itham etmeniz de bence ciddi bir sorundur…
bu arada ezber yeteneğim yoktur. basmakalıp olanı ise oldum olası sevmem.
islam’ı öğrenme/öğrendiğini sanma meselesine gelince. bunu tartışma konusu yapmayacağım. bence siz de yapmayın. mevcut bilgim ile inancımı yaşama konusunda gösterdiğim gayret ve hassasiyet, dini bilgimin düzeyi konusunda belki size fikir verebilir.
saygılar.
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Haz 24, 2009 | Reply
Sayın Turk3005,
İslam’da bir afaroz kurumu olduğunu sanmıyorum. Mu’tezile’nin kişinin kendi fiillerinin yaratıcısı olduğunu söylemesi tenzih içindir. Kur’an’ın yaratılmış olduğunu söylemeleri de böyledir. Hata da yapsalar, bu onları İslam dairesinden çıkarmaz. Öyle her farklı düşüneni İslam’dan çıkartırsanız ortada cennete girecek çok fazla insan bırakmazsınız.
Sizi ezbere konuşmakla itham etmemin sebebi önceki yorumunuzda yazarı “bilgisizlikle” itham etmenizdir.
Ehl-i sünnet yolunu benimseyip sorgulamadan, şüphe etmeden; yap denileni yapıp, gerisini fazla düşünmeden dini yaşamak belki de en güzeli bilmiyorum. Ama bunu yaparken de başkalarını bilgisizlikle, insanları yanlış yönlendirmekle suçlarsanız orada bir sorun var demektir.
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Haz 24, 2009 | Reply
Furkan bey,
Sorunuzu yeni farkettim, benim tefsir yapma gibi bir haddim yok, öyle bir bilgim de yok. Sadece şunu biliyorum. Hz.Ali (RA)’yi Sıffin savaşında hakeme gitmeye ikna eden Hariciler; daha sonra hakeme gittiği için onu tekfir ettiler. Haşa, Hz.Ali’nin tövbe etmesi gerektiğini, Maide 45′e uygun hareket etmeyip küfre girdiğini söylediler. Hazret-i Ali (RA)’yi öldürmek için karşısına mızraklarının ucunda Maide 45′i takıp çıkmışlardı. Şimdi bu ayeti Hz.Ali’nin katilleri gibi mi yoksa Haydar-ı Kerrar (RA) gibi mi tefsir edeceğiz? Demek ki Allah’ın mutlak hakimiyetinden; ilim şehrinin kapısı Hz.Ali (RA) farklı bir şey anlıyordu. Yoksa “Allah size emanetleri ehline teslim etmenizi ve hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi söyler (Nisa 58)” ayetiyle çelişmiş oluruz değil mi?
Şuralarda daha geniş ve güzel birer açıklama var:
http://www.mustafaislamoglu.com/makaleler.php?Kat_id=65&Makale_id=442
http://www.mustafaislamoglu.com/yazidetay.php?Yazi_id=441&yazar=
Yazan:eg Tarih: Haz 24, 2009 | Reply
ekrem bey’in yorumlarına katılmakla birlikte mustafa akyol’un da islamla ilgili herşeyi oldukça basitleştirdiğini söylemeliyim. üstelik bu basitleştirmeyi genelde gazete yazısı yazmanın zorunlu bir hatası olarak görme eğilimindeydim. ancak bu basitleştirme (sadece islam dini için değil, felsefenin ünlü şahısları ve akımları için de bu böyle) o kadar sürekli ve istikrarlı bir durumda ki, artık bu basitleştirmenin akyol’un kendisinden kaynaklandığını düşünmeye başladım…
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Haz 24, 2009 | Reply
Enver bey,
Mustafa bey’in Amerika’daki islamofoblarla yapmış olduğu tartışmaları okursanız bilgisinin- en azından İslam tarihi konusunda- hiç de yabana atılacak seviyede olmadığını görürsünüz. Şu seriyi çevirirken ben kendimi epey bir eksik hissetmiştim doğrusu:
http://www.derindusunce.org/2008/04/13/hala-islamin-yaninda-ve-terorizmin-karsisindayim/
http://www.derindusunce.org/2008/04/15/hala-islam%e2%80%99in-yaninda-ve-terorizmin-karsisindayim-2/
http://www.derindusunce.org/2008/04/16/hala-islam%e2%80%99in-yaninda-ve-terorizmin-karsisindayim-3/
Yazan:alper ecer Tarih: Haz 24, 2009 | Reply
şu yazıya takıldım da. ayetin bağlamsal olduğu o kadar açık ki. yahudi ve hristiyanlarla müslümanlar evlenebiliyor bile. yani evlendiğin kişiyle dost olmamak gibi bir şey olamayacağına göre bu ayette kast edilen dost olmama durumu da belirli şartlarda geçerlidir. o şartlar ortaya çıktığında geçerli olur. ramazan gelince oruç tutulması gibi. yani “oruç tut” deyince sürekli her an her yerde tutmak anlaşılmıyor değil mi?
mutezile’nin yaklaşımı aslında burada ilginç bir vurgulama. ne alaka deriz modern insan olarak biz, ama o dönem islam, putperestliğe karşı savaşan bir din. putperestler de genelde bir sürü tanrıya inanırken bir yandan bunların hepsinin aslında aynı tanrının tezahürleri olduğuna falan inanırlar. yani x tanrısına taparlar ama “ne bu böyle, daha kaç tane var bunlardan” dendiğinde “tabii ki tek bir ruh var hepsinin ötesinde, ama x işte onun bi görüntüsü” gibi şeyler söylerler. Horus Ra’nın gözü, bilgelik tanrısı thoth Ra’nın eli falan gibi mesela. Bu dinlerarası debate’de Allah’ın sıfatları ya da melekler sanki benzer bir yoruma açık kalıyorlar ve Mutezile bu yoruma karşı bir ön alma ve, “bakın karıştırmayın, biz şu taraftayız, ona göre taviz vermeyelim karşı tarafa” diyormuş gibi duruyor.
İslam dininin demek istediklerini anlamak için anahtar kavram putperestliktir, çünkü zaten baştan itibaren putlara karşı bir mücadele yürütmüştür ve onlara göre rasyonalist, modern tarafta kalmıştır. Bu rasyonalizm sonradan farkedildiği ölçüde yeniden sistemleştirilmeye de çalışılmıştır değişik düzeylerde. Yani kimileri doğrudan denilenleri ve emirleri yaparken, kimileri bütün söylenenlerin altında temel bir mantık olarak rasyonalizmin yattığını sezmiş ve diğerlerinden daha geniş, hadislerle sınırlı olmayan bir yorumlama kabiliyetine ulaşmışlardır. Ebu Hanife bunun örneklerinden biridir, Hadis külliyetın ötesine geçip, Islam dininin temelinde rasyonalist bir alt metin olduğunu düşünmüş ve böylece hadis olan olmayan her konuda yorum yapabilmeye başlamıştır.
Mutezile bence gene benzer bir yaklaşımın daha aşırıya kaçmış hali. Tipik “aklın yolu birdir” rasyonalizmi onlarda “Allah’tan ayrı bir ilim yoktur” olarak tezahur ediyor sanki.
Yazan:eg Tarih: Haz 24, 2009 | Reply
bilgisi olabilir, bilemiyorum; ancak benim söylemek istediğim şey bambaşka birşey. ben akyol’da herşeyi olabildiğince basitleştirdikten sonra o basitliği karar vermekte kriter olarak kullanmak gibi bir özellik görüyorum. hani bazılarının yptığı gibi; gazali mi döver ibni rüşd mü? bu yaklaşım kadar kaba olmasa da buna yakın bir yaklaşımı var akyol’un maaelesef…
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Haz 25, 2009 | Reply
Enver bey,
Evet öyle bir durum var. Tercih meselesi. Her tarzın bir müşterisi var.
Yazan:Sevgili Özbek Tarih: Haz 25, 2009 | Reply
Yazıyı büyük bir dikkatle okudum. Sevgili yazarımız hiç bir yorum yapmadan Kur-an adına yapılan bir eylemi anlatmıştır. Ben söğlendiği gibi Kur-an’ın bana emrettiği ayette » ey insanlar ne az düşünüyorsunuz’a dayanarak kendi aklımı kullanarak şunları demek isterim. Hiç bir dini emirlerde ve Allah’ın yolladığı ayetlerde insan ayırımı olmaz olamaz. Tüm alemleri yaratan ilah, neden bir başka fikre sahip olan bir insanı yok saysın?
Peygamber efendimizin vefatından sonra hepimizin bildiği gibi halifeler tarafından Kur-an’ın kalan kısmının yazıldığını biliyoruz. Acaba yazılan tüm yazılar, her şey Kur-an’dan mı uyarlanmış? Halifelerin veya ayetleri çevirirken insanların fikirleri olamaz mı? Günümüzde bile en entel en bilgili insan bile yanlış fikirler üretmiyor mu ? Bu ve benzeri soruları çoğaltmak mümkündür ama ben şuna inanıyorum, ne olursa olsun, ne okunursa okunsun kendi aklımızı kullanmak gerekmektedir. Elbette ki benim dini inancım kendi kapasitelerim içerisinde zerrecik kadar varolmaktadır ama düşündüğüm vakit, bizi (insanı) yaratan Allah neden diğer bir ırk insanını düşman göstersin ? Acaba onu bir başka Allah mı yarattı ?
Allah tektir ve tüm alemler içindir.
Güzel yazıya ve kaleme sonsuz teşekkürlerimle sevgilerimi gönderiyorum…
Yazan:eg Tarih: Haz 25, 2009 | Reply
beyefendi kusura bakmayın ama bu konuda oldukça bilgi eksikliğiniz var. size muhammed mustafa el azami’nin “kur’an tarihi” adlı kitabını öneriyorum. o kitap kur’an’ın vahyinden derlenmesine kadar tüm tarihini bütün detayları ve delilleriyle ortaya koyar. yani kullandığınız cümleler bu konuda çok bilgisiz olduğunuzu gösteriyor…
Yazan:Tarik Tarih: Haz 25, 2009 | Reply
Arkadaşlar, İnternette kuranın derlenme süreci üzerine (olabildiğince) kapsamlı bir metin var mı? Bilen varsa ve buraya bir link koyarsa çok makbule geçer. Teşekkürler..
Yazan:cb Tarih: Haz 25, 2009 | Reply
Tarık bey selamlar,
şöyle bir baktım çok inceleyemedim ama okuduğum kadarıyla baktıklarım arasında en kapsamlı olan bu linkti,ayrıca nette pek geniş kaynak bulamıyoruz ya da fazla taraflı oluyor en temiz bilgi sanırım yine karşılaştırmalı ‘kitap’ okumalarında.
http://www.aliaksoy.net/2007/04/10/kuran-tarihi/
not:nesh-mensuh konusuna kadar girilmiş yine bir sorunuz olursa lütfen buyrun.
Yazan:eg Tarih: Haz 25, 2009 | Reply
internette bulunan bilgilere güvenme noktasında sıkıntısı olan bir insan olarak size yine kitap öneriyorum:))
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?AID=16078&id=113131&per=525249544855565053485450484857
muhammed hamidullah’ın da yine aynı isimde bir kitabı var ama linkini bulamadım.
Yazan:eg Tarih: Haz 25, 2009 | Reply
tüm bu tartışmaların arasında bütün müslümanların regaip kandilini kutlarım….
Yazan:özlem Tarih: Haz 25, 2009 | Reply
Alper Bey hatırlarsanız eskiden bu ayet üzerinde Sevan bey ile bir tartışmamız olmuştu. Daha sonra bu tartışmanın devamı olan bir toplantı yapmıştık. O tartışmaya Sevan bey Veli kelimesinin eski bir arapça sözlükteki anlamına bakarak gelmişti. sözlükte veli kelimesinin iki anlamı varmış.
biri dost
diğeri yol gösteren,mürşid anlamına gelen bir kelime. ve bu ayetin tefsirlerinden biri de ben araştırmadım ama o sıra bir bey müslümanların yahudi ve hristiyanları kendilerine yol gösterici olarak seçmemesi ile ilgili idi. elbette ayetler bağlamlarından koparıldığında ve ilgili diğer ayetlerle beraber düşünülmediğinde zaten büyük bir sorun olabiliyor. Ama bir de bunun ötesinde tercüme edildiğinde bir kaç anlama gelebilecek kelimeler daralıp tek bir anlama hapis olabiliyor.
Mesela aynı durumu kadınları darp etmek ile ilgili ayette de görebiliyoruz. Darp kelimesinin ayrılmak uzaklaşmak gibi bir anlamı varken bugün tek bilinen tercümesi dövmek olarak kaldı. Oysa peygamberimizin en sıkıntılı anlarında bile hayatında eşlerine bir kere tokat atmadığını ve atanları kınadığını biliyoruz. Ancak hanımlarına ayrılmayı teklif etmiştir mesela.
Dilin kullanımı çok önemli. Hiçbir şey yapılmasa bu ayetin kullanıldığı yerlerde dost değil Veli edinmeyin şeklinde yazılması gerektiğini düşünüyorum ben.
Yazan:Tarik Tarih: Haz 26, 2009 | Reply
eg, cb teşekkür ederim..
Bu tartışmayla ilgili merak ettiğim bir nokta var.
Şöyle yazmış Akyol:
Yukarıdaki haliyle bu tartışmanın peygamberin vahiy sürecindeki konumuyla ilgili bir iması da var mıdır? Eğer kuranın lafzı “zamanına ait gerçekliklerle bağımlıysa”, bu bağımlılık peygamberin zihin ve ifade gücü sınırları içerisinde düşünülebilir mi? Mütezile vahiy-peygamber ilişkisinde, peygamberi vahye müdahil (kısıtlı, sadece lafzi sınırlar içerisinde olsa da), etkin bir konuma koyar mı?
Yazan:alper ecer Tarih: Haz 26, 2009 | Reply
evet özlem hanım, hatırladım, ilginç ve tam bunla ilgili bi tartışmadyı
ocak 2008miş, baktım şimdi, hatta o toplantıya da davet edilmiştim de olmadı bi şekilde
orada da bunlar geçmişti. her şey baştan belirleniyor aslında, anlamak isteyen anlayabilir. anlamayan da bence anlamak istemediği için anlamıyor. tercümeler de birer yorum olduğu için vesile oluyor.
darp olayını bilmiyordum ben mesela, şimdi öğrenmiş oldum.
Yazan:eg Tarih: Haz 26, 2009 | Reply
http://www.derindusunce.org/2008/11/10/sunni-islam-demokrasiye-engel-midir/
şu yazıda mu’tezile ile ilgili şöyle bir tespit yapmıştım:
bu tespitim mu’tezile’nin kur’an’ın yaratılmış olduğu görüşünden hareketle çıkardığı sonuçlar için de geçerlidir. bu arada akyol’un dediği gibi islam düşüncesi mu’tezile ve ona karşı gibi görünen gelenekçiler (ya da selefiler diyelim) dikatomisinden ibaret değildir. hatta tarık beyin söylediğinin tam tersi mu’tezile peygamberi(s.a.) adeta bir postacı düzeyine indirger. ben burada kur’an ile ilgili şu görüşteyim: bana göre kur’an vahyi yazınsal detayları ile de zaten ebedi geçerliliğe sahiptir. mutezile’nin anlamadığı şey bu vahyin anlaşılmasında “asıl hakikat” rolünü biçtiği aklın, aslında hakikati anlamadaki çok sınırlı kabiliyetidir. hakikat akıl değil vahiydir. akıl ise onu anlamak için araçlardan sadece bir tanesidir. ama mutezile’nin yaptığı gibi aklı ana referans konumuna koyup, herşeyinizi sadece o aklın önderliğinde değerlendirmeye kalkarsanız düşeceğiniz çukurun derinliğini bile… anlamayabilirsiniz… akyol burada her zaman yaptığı bir uyanıklık ile islam tarihini akılcı mutezile ile akıl karşıtları dikatomisine indirgeyiveriyor. böyle olunca da çözümü akılcılarda buluyor. ancak bu bakış, aklın, anlamın tümünü eksiksiz kavrayabileceği ön yargısı ile olduğu için, kur’an’ı da yaratılan ve bu yüzden de “tüketilebilen” bir obje durumuna indirgeyiveriyor. kısaca benim görüşüm bu.
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Haz 26, 2009 | Reply
Tarik bey,
Bir derece var. Ama Enver bey’in söylediği gibi değil. Kur’an’ın yaratılmış olduğunu söylemek Peygamberi postacı konumuna düşürmez. Neo-Mutezilelerden olduğu söylenen Abdülkerim Soroush’un makalelerinden biliyorum; tam tersi, Mutezileler Hz.Peygamber’in (S) Kelam’ın mazharı olduğunu ve mananın onda “yaratıldığını” düşünüyorlar. Lafızları da yaratan Allah’tır; ama nirengi noktası şu ki; Kur’an, onlara göre, ezeli değildir, sonradan yaratılmıştır. Soroush şöyle diyor mesela:
Bununla birlikte mutezile gibi düşündüğüm sanılmasın. Kur’an’da Hz.Peygamber’in (S) vahiy geldiğinde unutmak endişesiyle onu ezberlemek için acele ettiği ve dilini kımıldattığı belirtilir. Ayrıca vahiy meleği Cebrail vasıtasıyla iletilmesi, vahyin; arıya ilham edilmesi ile karşılaştırılmayacak bir hüviyeti olduğunu;Hz.Peygamber’in (S) ne vahyin manasına, ne de lafzına tasarrufta bulunamadığını gösteriyor.
Hayır. Mutezile de böyle demiyor. Onlar da Kur’an’ın eşi benzeri yapılamayacak bir mucize olduğunu düşünüyorlar. Ama onun Hz.Muhammed’de (S) tezahür eden, Allah’ın mucizesi olan bir “mahluk/yaratılmış” kelam olduğunu düşünüyorlar. Yani Mu’tezile düşüncesinde bir yürürlükten kalkma/tükenme düşüncesi söz konusu değil. Belki zamanla bir form değiştirmeden söz edilebilir.
Yazan:Rıdvan Işık Tarih: Kas 29, 2010 | Reply
Gelenekçilerin galip geldiğini kim söylüyor?Bu bir kuruntudur,yada yaygın kabuldur,yaygın olması doğru olması anlamına gelmez.İki İslam dünyasında ayetleri konu-sure bağlamından koparıp istadiği gibi kullanmak malesef çok yaygındır ve yanlış,keyfi bu nedenle çirkin bir davranıştır.Osmanlının son iki-üçyüz yılında batı devletlerinin kanadı altına girip,dost edinmesinin sonucunu gördük,Kur’an yanılmaz,yorumcular bilerek/bilmeyerek yanıltır.
Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Kas 30, 2010 | Reply
Acaba cevaba geçmeden önce soruya daha yakından baksak mı?
“Yaratılmış” ne demek?
Yok iken var edilen mi?
O zaman bu, zamanla ilgili bir şey: Önce yoktu, sonra var oldu.
Peki Yaradan, zaman içinde mi yaratır?
Yaradan için de bir şeyler bir zamanlar yok muydu?
İçinden çıkılması çok güç bir sorun bence.
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Kas 30, 2010 | Reply
Cengiz bey haklısınız, bu sorun benim de uzun süredir kafamı kurcalıyor. Allah için öncelik/sonralık yok. Zaman haddi zatında yaratılmış bir şey… Ama bizim için bir öncelik/sonralık söz konusu. Ehl-i sünnet ve’l cemaat akidesi, hadislerdeki detaylı açıklamalarla şekillendiği için Kur’an-ı Kerim için Allah’ın Kelam sıfatının tezahürü olan ezeli söz olduğu görüşü benimsenmiş. Buna göre, Hz.Peygamber’in (S) hayatı dahi ezelden takdir edilmiş olmalıdır. Benim beyin hücrelerim “error” veriyor. Bu tip mefhumların zaten akılla değil, müşahade ile anlanabileceğini düşünüyorum. Mu’tezile’nin çabalarını takdirle karşılamakla birlikte akla gereğinden fazla yükleniyorlar. Akl-ı meaş tabir edilen bu cüz’i akıl ile soyut/nitel kavramların anlaşılması mümkün değil.