<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Küreselleşme Korkusu yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Tue, 22 May 2012 04:18:01 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>İlber Ortaylı ile Söyleşi &#171; Eğitimde Ankara tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/#comment-88052</link>
		<dc:creator>İlber Ortaylı ile Söyleşi &#171; Eğitimde Ankara</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Nov 2011 09:14:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/#comment-88052</guid>
		<description>[...] “Küreselleşme Korkusu “ ve “Ortadoğu yeniden doğar mı küllerinden?” makalelerinin yazarıTan Haskol‘un tarihçi ve Topkapı Sarayı Müdürü İlber Ortaylı ile yaptığı sohbeti ilginize sunuyoruz. [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] “Küreselleşme Korkusu “ ve “Ortadoğu yeniden doğar mı küllerinden?” makalelerinin yazarıTan Haskol‘un tarihçi ve Topkapı Sarayı Müdürü İlber Ortaylı ile yaptığı sohbeti ilginize sunuyoruz. [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Küreselleşme Korkusu 3 : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/#comment-43101</link>
		<dc:creator>Küreselleşme Korkusu 3 : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Dec 2009 15:42:32 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/#comment-43101</guid>
		<description>[...] Birinci Bölüm [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Birinci Bölüm [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Küreselleşme Korkusu 2 : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/#comment-41663</link>
		<dc:creator>Küreselleşme Korkusu 2 : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 23:05:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/#comment-41663</guid>
		<description>[...] Birinci Bölüm [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Birinci Bölüm [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>İlber Ortaylı ile sohbet : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/#comment-30272</link>
		<dc:creator>İlber Ortaylı ile sohbet : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2009 21:50:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/#comment-30272</guid>
		<description>[...] &#8220;Küreselleşme Korkusu &#8220; ve &#8220;Ortadoğu yeniden doğar mı küllerinden?&#8221; makalelerinin yazarıTan [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] &#8220;Küreselleşme Korkusu &#8220; ve &#8220;Ortadoğu yeniden doğar mı küllerinden?&#8221; makalelerinin yazarıTan [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Beria İzmirlioğlu tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/#comment-18941</link>
		<dc:creator>Beria İzmirlioğlu</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 14:25:10 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/#comment-18941</guid>
		<description>Olcayto Bey' e öncelikle incelikle açıkladığı küreselleşmenin üç saç ayağı konusunda teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Belki farklı bir yazının konusu olmakla birlikte bu hususta son zamanlarda okuduğum en kapsamlı yazı olması nedeni ile bu önemli konunun daha iyi bir şekilde anlaşılabilmesi amacıyla, yararlı olacağını düşündüğüm kimi noktalarda eklemeler yapmak ve tanım dışı bilgi itibari ile yetersiz bulduğum bazı husularda eleştirilerde bulunmak istiyorum.

Öncelikle küreselleşme teması incelenirken bilhassa üzerinde durulmasının faydalı olacağını düşündüğüm ve bu neticede küreselleşmenin daha iyi algılanabileceğine inandığım bazı kavramları yazınız paralelinde tanımlamak istiyorum.

Yazınızda belirttiğiniz gibi küreselleşme adına "Fransız İhtilali" vb gibi net bir başlangıç noktası tanımlamak mümkün olmasa bile temelde dünyanın yekpare bir vücut haline gelmesini (zamanın el verdiği coğrafi sınırlar içinde) amaçlayan ve yayılımında aynı ortak arzuları barındıran üç küreselleşme hareketinden yani üç zaman çizgisinden bahsetmek mümkündür.

Basit bir anlatımla küreselleşmenin özünden; Batının altyapısı(kapitalizm) ve üstyapısı(rasyonalizm, demokrasi, insan hakları vb) ile tüm dünyaya yayılması olarak bahsedebiliriz.

Burada olay yazınızda işlendiği gibi; kimi büyük ülkelerin planlı ve programlı olarak genişleme stratejisi değil, sermayenin temel amacı olan karın maksimizasyonunun itici gücünden kaynaklanmaktadır. Bu da doğal olarak pazarların büyütülmesi ile olacaktır.

Bu minvalde az önce bahsettiğim gibi, Batı' nın bu yayılımını üç dalga halinde ele almak mümkündür. Eğer bunları kabaca tarhilendirirsek;

Birinci dalga 1490'lardadır. Merkantalizm ile başlamış, sömürgecilikle sonuçlanmıştır.

İkinci dalga 1890'larda sanayici devrimi ile başlamış ve bununla taşınmış, sömürgecilik ile nihayete ermiştir.

Şahsım adına bugün hala içinde bulunduğumuzu düşündüğüm üçüncü dalga ise; 1970'lerde çok uluslu şirketlerin doğması ile başlamış, 1980 de iletişim devrimi ile ivmelenmiş ve 1990 da Sovyetler Birliği'nin çöküşü, Batı' nın rakipsiz kalması ile uluslararası sistemde bir dinamik haline gelmiştir.

Dikkat edildiği taktirde açıça görünecektir ki bu üç dalganın da ortak noktası; yeni pazarlar yaratımıdır. Yani kapitalizm, kendi bünyesinde oluşturduğu sermayeye dar geldiğinde yeni pazar arayışları ile yeni bir dalga vücud bulmuştur.

Bu hususta bir diğer önemli nokta ise; 2. Dalga ve 3. Dalga arasındaki paralelliktir. Sovyetler Birliği'nin varlığı ile bir dönem sekteye uğramasına rağmen, tarihin devamında 3. dalga bir öncekinin modern bir devamı niteliği kazanmıştır. Şimdilik iki dalga arasında en önemli fark, yazınızda da belirtildiği gibi; uluslararası spekülatif sermayenin en azından şimdilik her türlü denetimin dışına çıkmış bir şekilde akışkanlık kazanmış olmasıdır.

Yine küreselleşme dinamiğinden bahsederken, yer verilmesi gereken önemli bir husus da Hegemon güç kavramıdır. Burada uzun uzadıya bir hegemon güç tanımlaması yapmaktansa, her hegamon gücün karşında ama büyük ama küçük bir başka gücün (challanger) çıkacağıdır. Bu, yazınızda değinilen yekpare bir dünya kültürü yaratılmasının önündeki en önemli engeldir zira modernleşme kavramını ele aldığımızda sanayileşme başat bir belirleyicidir. Uluslararası ilişkiler bağlamında bugün sanayileşmeyi başarmış "Asya Kaplanları" nın Batının altyapısını benimsediği açıktır ancak üstyapıyı sahiplenme bakımından Asya Kaplanları' nın nasıl bir yol izleyecekleri, Batı kültürünün dünyaya yayılımında öneli bir belirleyici olacağı görüşündeyim. Yine bu dinamiği etkileyecek olan  ve uluslararası ilişkiler terminolojisinde kendine yer bulan "Merkez-Çevre ve Yarı Çevre" kavramı ve bu eksenler arasındaki ilişkiler, içinde bulunduğumuz üçüncü dalganın ana belirleyicileri olacaktır.

Sözü fazlaca uzatıp haddini aşan bir yorum yapmak istemediğimden, son olarak yazınızda bahsi geçen küreselleşmenin şu an için en önemli gündemlerinden biri olan, günümüz pazarlama dinamikleri ve toplumsal yaşama etkileri konusunda ufak bir eleştirimi dile getirmek istiyorum.

Günümüzde pazarlama stratejilerinin en önemli dayanak noktası "Sen buna değersin, çünkü sen merkezsin" anlayışından ileri gelmektedir. Bu yazınızla birebir paralellik içeren, Batı tipi bireyciliğin bir getirisidir.

&lt;blockquote&gt;&lt;em&gt;"Yine de bu tabloya iyimser bir açıdan bakıldığında, küresel şirketlerin yerel pazarlarda tutunabilmek için küresel değil yerel tanıtımlara ihtiyaç duymaları ve satış stratejilerini yerel kültürel değerler üzerinden belirlemektedir. Bu da dünya üzerindeki kültürel heterojenliğin halen tektip Anglo-Sakson kültürel kimlik dayatmasına direndiğinin göstergesidir."

"Yani, yerel pazarda, beğenme ve seçme iktidarı halen tüketicidedir."&lt;/em&gt;&lt;/blockquote&gt;

Ancak bu hususta size katılmam mümkün değil zira bu beğenme ve seçme iktidarı ancak yaratılan kalıplar içindeki bir iktidara tezahür etmektedir.

Global markalar pazarlarda yerel kültürel değerleri içeren bir strateji benimsemiş olasalarda, alışkanlıkların yabancılaşması bakmından yeni bir değer yaratımı ortaya çıkarmaktadırlar.

Bu konuyu fazla uzatmadan basit bir kaç örnek vermek gerkirse;

Türk kültüründe kahve bir muhabbet aracı, bir keyif simgesi görünümündedir. Yakın bir zamanda ülkemize giren Starbucks zinciri, temelde menülerinde Türk Kahvesini barındırmakla birlikte, uzun uzadıya süre gelen kahve sohbetlerinin değişmesi açısından bir itici güçtür, çünkü artık geleneksel kahve içimi alışkanlığı yerini yavaş yavaş  kafeinli-kafeinsiz seçiminden sonra sokaklarda elinde kahvesiyle alışverişine devam eden gençlerin &lt;strong&gt;"iktidarına"&lt;/strong&gt; bırakaktadır.

Yine fastfood zincilerinden örnek vermek gerekirse sizin de belirttiğiniz gibi bu küresel firmalar, Türk Damak tadına ilgi göstermekle birlikte, ülkede fastfood alışkanlığını yaratarak ya da bunun makbuk oluşunu simgeleştirerek tüketim alışkanlığını değiştirmektedirler. Bu da en nihayetinde bir sistemin zorunlu ya da gönüllü kabulüne işaret etmektedir.

Tarafsız kalınması pek de mükün olmayan bu ciddi konuyu ince ve tarafsız şekilde incelediğiniz için bir okuyucu olarak sizi tebrik eder başarılarınızın devamını dilerim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Olcayto Bey&#8217; e öncelikle incelikle açıkladığı küreselleşmenin üç saç ayağı konusunda teşekkürlerimi iletmek istiyorum.</p>
<p>Belki farklı bir yazının konusu olmakla birlikte bu hususta son zamanlarda okuduğum en kapsamlı yazı olması nedeni ile bu önemli konunun daha iyi bir şekilde anlaşılabilmesi amacıyla, yararlı olacağını düşündüğüm kimi noktalarda eklemeler yapmak ve tanım dışı bilgi itibari ile yetersiz bulduğum bazı husularda eleştirilerde bulunmak istiyorum.</p>
<p>Öncelikle küreselleşme teması incelenirken bilhassa üzerinde durulmasının faydalı olacağını düşündüğüm ve bu neticede küreselleşmenin daha iyi algılanabileceğine inandığım bazı kavramları yazınız paralelinde tanımlamak istiyorum.</p>
<p>Yazınızda belirttiğiniz gibi küreselleşme adına &#8220;Fransız İhtilali&#8221; vb gibi net bir başlangıç noktası tanımlamak mümkün olmasa bile temelde dünyanın yekpare bir vücut haline gelmesini (zamanın el verdiği coğrafi sınırlar içinde) amaçlayan ve yayılımında aynı ortak arzuları barındıran üç küreselleşme hareketinden yani üç zaman çizgisinden bahsetmek mümkündür.</p>
<p>Basit bir anlatımla küreselleşmenin özünden; Batının altyapısı(kapitalizm) ve üstyapısı(rasyonalizm, demokrasi, insan hakları vb) ile tüm dünyaya yayılması olarak bahsedebiliriz.</p>
<p>Burada olay yazınızda işlendiği gibi; kimi büyük ülkelerin planlı ve programlı olarak genişleme stratejisi değil, sermayenin temel amacı olan karın maksimizasyonunun itici gücünden kaynaklanmaktadır. Bu da doğal olarak pazarların büyütülmesi ile olacaktır.</p>
<p>Bu minvalde az önce bahsettiğim gibi, Batı&#8217; nın bu yayılımını üç dalga halinde ele almak mümkündür. Eğer bunları kabaca tarhilendirirsek;</p>
<p>Birinci dalga 1490&#8242;lardadır. Merkantalizm ile başlamış, sömürgecilikle sonuçlanmıştır.</p>
<p>İkinci dalga 1890&#8242;larda sanayici devrimi ile başlamış ve bununla taşınmış, sömürgecilik ile nihayete ermiştir.</p>
<p>Şahsım adına bugün hala içinde bulunduğumuzu düşündüğüm üçüncü dalga ise; 1970&#8242;lerde çok uluslu şirketlerin doğması ile başlamış, 1980 de iletişim devrimi ile ivmelenmiş ve 1990 da Sovyetler Birliği&#8217;nin çöküşü, Batı&#8217; nın rakipsiz kalması ile uluslararası sistemde bir dinamik haline gelmiştir.</p>
<p>Dikkat edildiği taktirde açıça görünecektir ki bu üç dalganın da ortak noktası; yeni pazarlar yaratımıdır. Yani kapitalizm, kendi bünyesinde oluşturduğu sermayeye dar geldiğinde yeni pazar arayışları ile yeni bir dalga vücud bulmuştur.</p>
<p>Bu hususta bir diğer önemli nokta ise; 2. Dalga ve 3. Dalga arasındaki paralelliktir. Sovyetler Birliği&#8217;nin varlığı ile bir dönem sekteye uğramasına rağmen, tarihin devamında 3. dalga bir öncekinin modern bir devamı niteliği kazanmıştır. Şimdilik iki dalga arasında en önemli fark, yazınızda da belirtildiği gibi; uluslararası spekülatif sermayenin en azından şimdilik her türlü denetimin dışına çıkmış bir şekilde akışkanlık kazanmış olmasıdır.</p>
<p>Yine küreselleşme dinamiğinden bahsederken, yer verilmesi gereken önemli bir husus da Hegemon güç kavramıdır. Burada uzun uzadıya bir hegemon güç tanımlaması yapmaktansa, her hegamon gücün karşında ama büyük ama küçük bir başka gücün (challanger) çıkacağıdır. Bu, yazınızda değinilen yekpare bir dünya kültürü yaratılmasının önündeki en önemli engeldir zira modernleşme kavramını ele aldığımızda sanayileşme başat bir belirleyicidir. Uluslararası ilişkiler bağlamında bugün sanayileşmeyi başarmış &#8220;Asya Kaplanları&#8221; nın Batının altyapısını benimsediği açıktır ancak üstyapıyı sahiplenme bakımından Asya Kaplanları&#8217; nın nasıl bir yol izleyecekleri, Batı kültürünün dünyaya yayılımında öneli bir belirleyici olacağı görüşündeyim. Yine bu dinamiği etkileyecek olan  ve uluslararası ilişkiler terminolojisinde kendine yer bulan &#8220;Merkez-Çevre ve Yarı Çevre&#8221; kavramı ve bu eksenler arasındaki ilişkiler, içinde bulunduğumuz üçüncü dalganın ana belirleyicileri olacaktır.</p>
<p>Sözü fazlaca uzatıp haddini aşan bir yorum yapmak istemediğimden, son olarak yazınızda bahsi geçen küreselleşmenin şu an için en önemli gündemlerinden biri olan, günümüz pazarlama dinamikleri ve toplumsal yaşama etkileri konusunda ufak bir eleştirimi dile getirmek istiyorum.</p>
<p>Günümüzde pazarlama stratejilerinin en önemli dayanak noktası &#8220;Sen buna değersin, çünkü sen merkezsin&#8221; anlayışından ileri gelmektedir. Bu yazınızla birebir paralellik içeren, Batı tipi bireyciliğin bir getirisidir.</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Yine de bu tabloya iyimser bir açıdan bakıldığında, küresel şirketlerin yerel pazarlarda tutunabilmek için küresel değil yerel tanıtımlara ihtiyaç duymaları ve satış stratejilerini yerel kültürel değerler üzerinden belirlemektedir. Bu da dünya üzerindeki kültürel heterojenliğin halen tektip Anglo-Sakson kültürel kimlik dayatmasına direndiğinin göstergesidir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yani, yerel pazarda, beğenme ve seçme iktidarı halen tüketicidedir.&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Ancak bu hususta size katılmam mümkün değil zira bu beğenme ve seçme iktidarı ancak yaratılan kalıplar içindeki bir iktidara tezahür etmektedir.</p>
<p>Global markalar pazarlarda yerel kültürel değerleri içeren bir strateji benimsemiş olasalarda, alışkanlıkların yabancılaşması bakmından yeni bir değer yaratımı ortaya çıkarmaktadırlar.</p>
<p>Bu konuyu fazla uzatmadan basit bir kaç örnek vermek gerkirse;</p>
<p>Türk kültüründe kahve bir muhabbet aracı, bir keyif simgesi görünümündedir. Yakın bir zamanda ülkemize giren Starbucks zinciri, temelde menülerinde Türk Kahvesini barındırmakla birlikte, uzun uzadıya süre gelen kahve sohbetlerinin değişmesi açısından bir itici güçtür, çünkü artık geleneksel kahve içimi alışkanlığı yerini yavaş yavaş  kafeinli-kafeinsiz seçiminden sonra sokaklarda elinde kahvesiyle alışverişine devam eden gençlerin <strong>&#8220;iktidarına&#8221;</strong> bırakaktadır.</p>
<p>Yine fastfood zincilerinden örnek vermek gerekirse sizin de belirttiğiniz gibi bu küresel firmalar, Türk Damak tadına ilgi göstermekle birlikte, ülkede fastfood alışkanlığını yaratarak ya da bunun makbuk oluşunu simgeleştirerek tüketim alışkanlığını değiştirmektedirler. Bu da en nihayetinde bir sistemin zorunlu ya da gönüllü kabulüne işaret etmektedir.</p>
<p>Tarafsız kalınması pek de mükün olmayan bu ciddi konuyu ince ve tarafsız şekilde incelediğiniz için bir okuyucu olarak sizi tebrik eder başarılarınızın devamını dilerim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>suzannur tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/#comment-18291</link>
		<dc:creator>suzannur</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 15:27:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/#comment-18291</guid>
		<description>Küreselleşme yanında bireycileşmeyi de getiriyor istenilen birey olgusunun dışında. Toplumsal yaşamdan uzak ama içinde, yalnız ama net, bilgi akışım sistemleri ile kalabalık...
İlginç bir yöne gidiyoruz. Aslında büyük şirketler imparatorluğuna doğru ilerliyoruz. Adım adım 1984 romanını yaşamaya başladık.
Bakalım neler olacak? (hele ki yerel, eskiye ait olanın tukaka olduğu ve milliyetçilikle kültürel akışın karıştırıldığı bir dönemdeyken)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Küreselleşme yanında bireycileşmeyi de getiriyor istenilen birey olgusunun dışında. Toplumsal yaşamdan uzak ama içinde, yalnız ama net, bilgi akışım sistemleri ile kalabalık&#8230;<br />
İlginç bir yöne gidiyoruz. Aslında büyük şirketler imparatorluğuna doğru ilerliyoruz. Adım adım 1984 romanını yaşamaya başladık.<br />
Bakalım neler olacak? (hele ki yerel, eskiye ait olanın tukaka olduğu ve milliyetçilikle kültürel akışın karıştırıldığı bir dönemdeyken)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ozan Yardımoğlu tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/#comment-18284</link>
		<dc:creator>Ozan Yardımoğlu</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 11:03:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/08/21/kuresellesme-korkusu/#comment-18284</guid>
		<description>Küreselleşmenin getirdiği özgürlük anlayışı gelişen iletişim mekanizmasının ilerlemesi sonucunda kişinin kendini gerçekleştirebilmesi,yaşam alanını genişletebilmesi,iktisadi girişim serbestisi,karar süreçlerine katılım,bireyin önündeki kamusal engellerin ,sınırların, devletsel duvarların kalkması ya da kaldırılması olarak özetlenebilir gözükse de birey açısından durumun tam tersi bir durum taşıması bir yalanın  nasıl ve  ne kadar güzel söylenebileceğine aslında en güzel örnektir...Gezegenimizdeki sınırlı bir azınlık dışında bireyin önündeki engel ve sınırlamaların kalkmasının aksine devletsel sınırlamalarla oranlandığında çok daha büyük bir güç oluşumu olan küresel impararatorluğun bireyi düşünsel ve iktisadi anlamda her yönden kuşattığını,onu özgürleştirmek bir yana  elinde bulundurduğu güçle bireyin karşısında duran duvarı yıkacağını söyleyip etrafını tel örgülerle çevirdiğini görmek için çok da uzaklara bakmamız gerekmediği de açıktır...Birey özgürleşebileceği ve zenginleşebileceği umuduyla karşısında duran duvarın yıkılacağına o kadar çok inandırılmıştır ki artık  etrafını çevreleyen tel örgülerin farkında bile değildir...Bireyin  seçim şansı bu kuşatmayla ortadan kaldırılmış ,giyeceği pantolon,dinleyeceği müzik,tüketeceği içecek,oy vereceği parti, sahip olacağı felsefe bile devletler üstü bu organizasyon tarafından belirlenebilir olmuştur protest bir azınlığın dışında...Markanın özgürlük olduğu sanısı artık zihinlerde oluşturulmuş  bir totemdir ve birey özgürleştiğini düşündüğü her anda biraz daha tutsaklaştırılmaktadır etrafını çevreleyen tel örgülerle..Tüketim, marka denilen totemin tapınma biçimine dönüşmüştür ve çok Tanrılı dinler dönemi sanki yeniden başlamıştır..Zafer Tanrıçası Nike  tekrar geri dönmüştür  insanların kutsalları arasına...Bu yeni dinin rahipleri (CEOlar) ve bu yeni imparatorluğun yönetenleri ve varisleri dışında her geçen gün birey hareket alanını kaybetmekte,daha çok çalışmaya,daha az kazanmaya ve daha çok tüketmeye koşullandırılmaktadır...Bireysel özgürlük yalanıyla bireyi kuşatmayı başaran bu yeni din ve imparatorluğun yalanını ortadan kaldırmak yine bireylere düşmektedir..Küreselleşme gücünün gerçek kaynağını bireyden almaktadır...Bireyselleşmenin ve zihinsel kuşatmanın karşısında birey olmanın gücünü ortaya koyabilmek alternatif bir gezegen düşleyenler için belki de tek umut olabilecektir yeni dünya düzeninde...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Küreselleşmenin getirdiği özgürlük anlayışı gelişen iletişim mekanizmasının ilerlemesi sonucunda kişinin kendini gerçekleştirebilmesi,yaşam alanını genişletebilmesi,iktisadi girişim serbestisi,karar süreçlerine katılım,bireyin önündeki kamusal engellerin ,sınırların, devletsel duvarların kalkması ya da kaldırılması olarak özetlenebilir gözükse de birey açısından durumun tam tersi bir durum taşıması bir yalanın  nasıl ve  ne kadar güzel söylenebileceğine aslında en güzel örnektir&#8230;Gezegenimizdeki sınırlı bir azınlık dışında bireyin önündeki engel ve sınırlamaların kalkmasının aksine devletsel sınırlamalarla oranlandığında çok daha büyük bir güç oluşumu olan küresel impararatorluğun bireyi düşünsel ve iktisadi anlamda her yönden kuşattığını,onu özgürleştirmek bir yana  elinde bulundurduğu güçle bireyin karşısında duran duvarı yıkacağını söyleyip etrafını tel örgülerle çevirdiğini görmek için çok da uzaklara bakmamız gerekmediği de açıktır&#8230;Birey özgürleşebileceği ve zenginleşebileceği umuduyla karşısında duran duvarın yıkılacağına o kadar çok inandırılmıştır ki artık  etrafını çevreleyen tel örgülerin farkında bile değildir&#8230;Bireyin  seçim şansı bu kuşatmayla ortadan kaldırılmış ,giyeceği pantolon,dinleyeceği müzik,tüketeceği içecek,oy vereceği parti, sahip olacağı felsefe bile devletler üstü bu organizasyon tarafından belirlenebilir olmuştur protest bir azınlığın dışında&#8230;Markanın özgürlük olduğu sanısı artık zihinlerde oluşturulmuş  bir totemdir ve birey özgürleştiğini düşündüğü her anda biraz daha tutsaklaştırılmaktadır etrafını çevreleyen tel örgülerle..Tüketim, marka denilen totemin tapınma biçimine dönüşmüştür ve çok Tanrılı dinler dönemi sanki yeniden başlamıştır..Zafer Tanrıçası Nike  tekrar geri dönmüştür  insanların kutsalları arasına&#8230;Bu yeni dinin rahipleri (CEOlar) ve bu yeni imparatorluğun yönetenleri ve varisleri dışında her geçen gün birey hareket alanını kaybetmekte,daha çok çalışmaya,daha az kazanmaya ve daha çok tüketmeye koşullandırılmaktadır&#8230;Bireysel özgürlük yalanıyla bireyi kuşatmayı başaran bu yeni din ve imparatorluğun yalanını ortadan kaldırmak yine bireylere düşmektedir..Küreselleşme gücünün gerçek kaynağını bireyden almaktadır&#8230;Bireyselleşmenin ve zihinsel kuşatmanın karşısında birey olmanın gücünü ortaya koyabilmek alternatif bir gezegen düşleyenler için belki de tek umut olabilecektir yeni dünya düzeninde&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

