İslam ve Kapitalizm Üzerine(1)
By Mustafa Akyol on Ağu 11, 2008 in Kapitalizm, Liberalizm, İslam
Kapitalizm nedir?İlk sorgulanması gereken, “kapitalizm” denince ne anladığmız.
Bu kavram Türkiye’de çoğu insanın aklına, işçilerini aç karnına çalıştırırken ellerini ovuştura ovuştura para sayan zalim ve sahtekar patron imajları getirir. Yılmaz Güney filmlerinden “Olacak O Kadar Televizyonu”na dek sürekli boy gösteren bir temadır bu. Gözünü para hırsı bürümüş, ilkesiz ve namussuz adamlardır kapitalistler…
Oysa bu karikatür, kapitalizmin doğru bir tarifi değildir. Kapitalizm, özetle, devletin yerine bireyin girişimci olduğu ekonomik sistemdir. Sermaye birikimi oluşturan bu girişimciler, şirketler ve fabrikalar açıp istihdam yaratır ve elbette ki “patron” olmuş olurlar. Ama “zalim patron” olmaları gerekmez; aksine çalıştırdıkları insanlara haklarını veren dürüst insanlar da olabilirler. Hatta kazançlarının bir kısmını idealist bir biçimde toplum yararına da harcayabilirler.
Zaten kapitalizmin teorik savunucuları da, böyle bir “kapitalist ahlak” öngörmüşlerdir. Ünlü İngiliz iktisatçı Adam Smith’in çok anılan “Milletlerin Zenginliği” kitabından başka “Ahlaki Duyguların Teorisi” adlı bir kitabı da vardır ve orada kapitalist ekonomiyi ve bireysel özgürlüğü etik bir zemine oturtur. Günümüzde Amerika’nın önde gelen Katolik ilahiyatçılarından biri olan Michael Novak da, “Demokratik Kapitalizm’in Ruhu” adlı eserinde aynı mesajı verir: Novak’a göre kapitalizm zenginlik üretmekte en başarılı yöntemdir ve ilahi dinlerin öğrettiği hayırseverlik ilkesiyle desteklendiğinde, bir toplum için en sağlıklı sosyo-ekonomik sistemi oluşturur.
Kur’an ve Kapitalizm
Denebilir ki, “kapitalizm Hıristiyanlıkla uyuşmuş olabilir, ama İslam’a uymaz.”
Oysa tam aksine, İslam’ın kapitalizme Hıristiyanlık’tan daha bile açık olduğunu savunmak mümkündür. İncil’de fakirlik övülmesine rağmen, Kur’an’da “mülk” olumlu bir kavramdır. İslam peygamberi Hz. Muhammed, hayatının büyük bölümünde ticaretle ilgilenmiştir ve hatta “rızkın onda dokuzu ticarettedir” dediği rivayet edilir. Zaten İslam dünyasının Ortaçağ’daki görkemli yükselişinde de, dünya ticaret yollarının merkezinde yer alması ve Müslüman tüccarların bu konumu çok iyi değerlendirmesinin rolü büyüktür.
Ama elbette kapitalizm ticaretten ibaret değildir ve asıl belirleyici karakteri “sermaye birikimi” ve “ekonomik eşitliksizlik”tir. Kapitalizme karşı çıkan Müslüman teolog ve entellektüeller de bu noktaya işaret ediyor ve Kur’an’da sosyal adalete yapılan vurgunun kapitalizmle çeliştiğini düşünüyorlar.
Oysa böyle bir çelişki yoktur, çünkü Kur’an’ın sosyal adalet kavramı, toplum içindeki zenginlerin, kendi istek ve rızalarıyla fakirlere yardım etmeleri üzerine kuruludur. Özel mülkiyet ve veraset pek çok ayette güvence altına alındığına göre, kimsenin malına zorla el konamaz. Zekat ve sadakalar da, zorla alınan değil, gönüllü olarak verilen bağışlardır. Bir başka deyişle Kur’an; fakirlerin “devrim” yapmasından veya malların “kollektivizasyonundan” değil, kapital sahiplerinin ahlaklı ve merhametli davranmasından söz etmektedir.
İşte bu nedenledir ki, İslam asıl sosyalizmle bağdaşmaz: Sosyalizmde özel mülkiyet yerine devlet mülkiyeti vardır ve “sınıfsız toplum” hedeflenir. Eğer toplum “sınıfsız” ise kim kime zekat verecek, hayırseverliğin ne anlamı kalacaktır ki?…
Zaten sosyalizm felsefi açıdan da İslam’a uymaz. Sosyalizm, seküler bir araç olan “devlet”in eliyle “yeryüzünde cennet” yaratmayı hedefler; oysa İslam’a göre cennet burada değildir ve dünya eksikliklerle dolu bir “sınav ortamı”dır. Sosyalizmin hemen her zaman felsefi materyalizmle el ele gelişmiş olması, bir tesadüf değildir…
‘Gavur İcadı’ mı?
Tüm bunları aslında çok daha uzun makaleler ve hatta kitaplarla ele almak gerekiyor. Zaten bu konuda geniş bir literatür var. Bunlar, özetin özeti.
Ancak şu kadarını söylemek lazım: “Kapitalizm İslam’a aykırıdır” diyerek kestirip atan Müslümanlar, dikkat etmeliler: İslam dünyasını, Batı’nın ilerlemesini sağlamış, başarı getirdiği aşikar olan bir sosyo-ekonomik sistemden mahrum bırakma yolunda olmasınlar… Matbaaya, televizyona veya internete “gavur icadı” demek ne ise, kapitalizmi lanetlemek de o olabilir.
Belki de Müslümanların modern dünyanın başarılı araç ve sistemleriyle kavga etmek yerine, onları kendi ahlaki ilke ve amaçlarına göre nasıl değerlendirebileceklerini düşünmeleri gerekiyor. İlim Çin’de bile olsa alınacak ise, ekonomi neden Batı’dan alınamasın?
…Bu makale ilginizi çektiyse…
Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…
Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.
1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.
Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.
4 [?]



28 Yorum
Yazan:snowqueen Tarih: Ağu 13, 2008 | Reply
İslam asıl sosyalizmle bağdaşmaz:Eğer toplum “sınıfsız” ise kim kime zekat verecek, hayırseverliğin ne anlamı kalacaktır ki?…
Dünyada fakirleri bulundurun ki “hayırsever” olarak zekat verip cennete gitmeyi garantileyin.
Platon gibi, herkesin kesesi dolarsa kim çömlek yapacak?
Çömlekçileri isyana teşvik etmememk için onlara güzel bir neden vermek lazım “siz de cennete gideceksiniz orada eşitleneceğiz…”
Eski Mısır’da da firavunlar o koca koca yapıları yaptırırken aynı prensibi güdüp, firavunların ilahi kudretin yeryüzündeki temsilicileri olduğunu öne çıkarıp, köleleri bu şekilde çalıştırmıştı.
Ve ihtiyaçları olan kavram gene ölüm sonrası yaşam vaadiydi.
Yazan:snowqueen Tarih: Ağu 13, 2008 | Reply
Bir başka deyişle Kur’an; fakirlerin “devrim” yapmasından veya malların “kollektivizasyonundan” değil, kapital sahiplerinin ahlaklı ve merhametli davranmasından söz etmektedir.
Acıklı
Yazan:snowqueen Tarih: Ağu 13, 2008 | Reply
allah bu dünyayı insanların saadeti için yaratmıştır. yeryüzündeki saadet ve servet yaradılışta eşit olan insanlara, eşit olarak verilmelidir. birinin zengin, diğerinin fakir, birinin tok, diğerinin aç olması hali yaradılışa ve tabiata uygun değildir.
Şeyh Bedrettin
(Öldürülen bir mutasavvuf)
Öldüren mi kim? Mustafa Akyol’un da içinde durduğu gelenek.
Batıda da bunun savunuculuğuna kilise soyunmuştu.
Yazan:elif dedim Tarih: Ağu 14, 2008 | Reply
Sayin snowquen
Seyh Bedrettin; Muritleri olan Borkluce ve Torlak Kemali devlete karsi isyana tesvikten dolayi Osmanli devleti tarafindan olume mahkum edilmistir. Ve bu isyanlar cok cana malolmustur.
Yani gorus ve fikirlerinden dolayi degil, isyana tesvikten dolayi olume mahkum edilmistir.
Pirinizin buyurdugu gibi;
Parayi ve saadeti tum insanliga esit olarak dagit bakalim…
Nasil olacak bu is ?
Pirin boyle buyuruyorsa,
bir de nasil olacagina dair cozumler sunsaymis keske…
Ayrica saadet olgusunu tum insanliga esit olarak dagitirken, saadet olgusunun olcusu neye gore olacak ?
Nedir olcu ? Para mi, kadin mi, makam mi mevki mi, saglik mi?
Mesela makam mevki olarak herkes vali veya cumhurbaskani(o donem itibariyla sultan) olmak isterse ne olacak ?
Nasil bir cozum onerileriniz var ?
En onemlisi tum insanlik adina bu esit sermayeyi ve esit saadeti dagittin diyelim mevcut durumu nasil koruyacaksin?
Bir de bunu anlat bana…
Hersey teorikte mumkun.
Lafla soyler gecersin.
Pratikte uygulanabilirligi var midir bu sacma duzenin. Mumkun mudur?
Sahi Komunizm neden yikildi.?
Bu masallari gerceklestirebildi mi bari ?
Final : Mulk Allahindir.
Diledigini diledigi kadar riziklandirir…
Kimini zenginlikle imtihan eder…
Kimini fakirlikle imtihan eder…
Kimini saglikli olmakla imtihan eder…
Kimini hastalikla imtihan eder…
Kimini de makam mevkii ile imtihan eder…
Evet burasi imtihan yeridir ve hayat bir imtihadir…
saygilarimla…
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Ağu 14, 2008 | Reply
Elif hanım,
Dunyada pek ornegi kalmadi ama bizim Turkiye’deki modeller boyledir. “Parayi ve saadeti tum insanliga esit olarak dagitmak” slogani ile yola cikilir sonra bir bakmissiniz (G. Orwell’in ‘Hayvan Ciftligi’ romanindaki, ayni amacla yola cikan birlikteligin, lider sinif domuzlarin kat kat ceneleri olan bir esitsizlik duzenine donusmesi gibi) reel sosyalizm canavarina donusuvermis duzen.
Hala hala bu romantik, gerceklikten kopuk seyleri savunan var ya, hayret ediyorum, hayret. Biraz siyasal tarih okuyun, biraz ekonomi okuyun ne bileyim Mises okuyun, Hayek okuyun. Okuyun da su sacmaligi gorun be artik.
Yazan:TT Tarih: Ağu 14, 2008 | Reply
-Şeyh Bedrettin (Öldürülen bir mutasavvuf)
elif hn: gorus ve fikirlerinden dolayi degil, isyana tesvikten dolayi olume mahkum edilmistir.
***
ilhan abi gibi
ileride bu turden muritleri cikar ve soyle yazar:
ilhan selcuk (tutuklanan gazeteci)))
Yazan:snowqueen Tarih: Ağu 14, 2008 | Reply
@elif dedim
Siz bir kadınsınız öyle sanıyorum.
“para mı, kadın mı, mevki mi…” gibi bir saadet ölçüsünü gene “erkek” zihninin saadet ölçüsü üzerinden veriyorsunuz ki bu da savunduğunuz sistemin ruhuna aykırı değil zaten.
Birde dindar olarak maneviyatın tekelinizde olduğunuzdan dem vurarsınız ama sağlık dışındaki saadet ölçüleriniz elbette tahmin edilecek denli sığ.
Herkesin “mevki” sahibi olmak istemesini yadırgamıyorsunuz da (7 ölümcül günahın sizin o tarafta karşılığı var mı?) bunun mantığını yadırgıyorsunuz.
O kadar boş geliyor ki bu laflarınız.
Ben de sizin gibiydim, aynı ölçüde hayalcilikle suçlardım birilerini.
Şimdi kapitalizmin çarklarının yağlandığı bölgedeyim.
“Allah’ın parayla imtihan ettiği” bazı insanlar daha çok tüketsin, harcasın diye yapılan aptal reklam panolarının harcadığı ışık ve enenrji için daha çok enerjiye dolasıyla doğanın daha çok katledilmesine, bazılarının ise “paralı köle”ye dönüştüğü bir sistemi
doğal ve uygulanabilir buluyorsanız söyleyecek pek bir söz yok.
Ya Suat Bey size ne demeli, lafı gelse tasavvuf, kadim İslam alimleri
döktürürsünüz mutlaka egemenlere hizmet etmekten başka ne işe yarıyor bahsettikleriniz. Hala 20.yy başında kalmışsınız,
Hayvan Çiftliği de Hayvan Çiftliği. Biz bilmiyormuyuz Hayvan Çiftliği’ni.
Bugün 2008, tüketim toplumunda yaşamaya koşullandırılıyorsunuz, en son ihtiyacınız olan şeyler ilk ihtiyaçlarınızmış gibi sunuluyor. Alın gerçeğin ta kendisi. Asıl hayalcilik bu sistemi savunmaktır.
Para yenilebilir bir nesne değildir çünkü.
“açlıkla imtihan” olduğuzda ve yeryüzü kaynaklarının içine ettiğinizde
karnınızı para doyurmayacak.
Çocuğum oldu duyorsunuz, o büyüdüğünde nasıl bir gelecek öngörüyorsunuz, gıda fiyatları yüzünden çıkan savaşların ve susuzluk tehlikesinin baş gösterdiği bir dünya mı?
çocuğu veren Allah rızkı da verir mi?
Kim daha hayalci acaba.
Yazan:burak Tarih: Ağu 14, 2008 | Reply
Hakikaten merak ediyorum, kim bu müslümanlar ki modern dünya dediğimiz yerkürenin araç ve sistemleriyle kavga ediyor.
Kapitalizm islama aykırıdır, en azından biraz ekonomi bilen faiz, kur hesabı yapabilen insanlar bunu görebilir fakat ben hiçbir müslüman’ın “kapitalizm İslam’a aykırıdır” diye kestirip attığını görmedim. Şu anki yaratılan Anadolu burjuvazisi(destekliyorum bu akımı) bunun en büyük kanıtı. Aynı ülke de mi yaşıyoruz diye düşünüyorum şu an…
Snowqueen’in değindiği noktada,
Tabii ki herkesin eşit olduğu bir dünya yok ve olmayacak ama çıkıp da sosyalizm islama uymaz, “kim kime zekat verecek” demek de hakkaten komik olmuş.
Bu arada islam’ın ticaretle bir ilişkisi var tabii. Eğer maksat “şeytan taşlamak” ise bilemem ama değilse Hac ticari bir olgudan başka bir şey olamaz. Çıkış noktasının da tamamen ticari olduğuna inanıyorum.
Selamlar
Yazan:elif dedim Tarih: Ağu 14, 2008 | Reply
Sayın Snowqueen
Öncelikle bayan olmadığımı, elif dedim rumuzunun “daha yolun başındayım, alınacak çok mesafe var” manasında bir rumuz olduğunu belirteyim…
Peki sizin sığ olmayan ve derin mi derin saadet ölçüleriniz nelerdir?
Benimkiler sadece bir örnekleme idi.
Sorduğum sorulara cevap verme yerine, ve tıkandığınız noktada neden hemen eleştiriye geçiyorsunuz…
Ben sizden eleştiri yerine beni tatmin edecek ve masalınıza inandıracak cevaplar bekliyordum…
Sevgili T.Suat Demren haklı galiba sizin gibi fosil örnekler dünya da pek kalmadı. Zira türüne az rastlanıyor.
saygılarımla…
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Ağu 14, 2008 | Reply
Snowqueen,
Öyle hemen sıralamaya kalkmayın bakalım. Ağırdan gidin biraz. Kişisel siteme bu bağlamda bir yazı yazmıştım, ilginizi çekebilir:
http://blog.dusunceler.org/?p=144
Yazan:elif dedim Tarih: Ağu 15, 2008 | Reply
Sevgili T.Suat Demren
Kişisel sitenize girdim.
Ve son noktayı koymuşsunuz…
Tebrik ve teşekkürler…
Sizinle aynı fikirde olmak ne güzel…
Selam ve dua ile…
Yazan:snowqueen Tarih: Ağu 15, 2008 | Reply
varoluşun en çetin problemi olan ‘kötülük sorunu’nun sadece ‘bir kısmını’ bu dünyada çözme amacı
yazmış Suat Demren blogunda,
zaten temel çelişkilerden biri de bu. Irmakların aktığı, hurilerin gezindiği mitolojik cennet tasvirleri yüzünden “daha iyi” bir dünya oluşturamamak. Umarım eski bir Afrika kabilesinin cennetine falan düşmezsiniz:)
Şimdi dünya üzerindeki eşitsizlik karşısında böyle açıklamalar olunca ne derece ciddi olabilir ki insan. Anca bu kadar. Şeyh Bedrettin örneği de varken müslümanların hepsi aynı tornadan çıkma ideolojik kalıpta olacak değil elbette.
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Ağu 15, 2008 | Reply
İşte kavrayışınız bu kadar. Benim neye nasıl inandığıma bile benim adıma karar verebiliyorsunuz. İslam’ın özellikle eskatoloji için çok sembolik ve avamı da kapsayan bir dil kullandığını düşünen birisiyim. Ruhun ölümsüzlüğüne inanırım. Ve bilirim ki müteşabih ayetler akılla yorumlanamaz. Zaten der orada hiçbir kulağın görmediği/duymadığı… yani tasvir sanatı kullanılır sadece ‘benzetme’dir oradaki semboller, aslolan ruhun ebedi mutluluğudur, ilahi adalettir.
Bu dünyada varolan, yaşayıp duran, mutluluğu, mutsuzluğu, hazzı, zevki, acıyı, hüznü yaşayıp duran bir insan nasıl olur da ölümden öte bir başka yaşamın olabilirliliğini bu kadar küçümser ya da imkansız bulur anlamış değilim.
Demek ki, dünyaya gelmemiş, görmemiş, buna dair hiçbir şey bilemeyen bir ‘şey’ olsanız ve birisi “dünya diye bir yer varmış, bazı canlılar varmış, en tepeleri yuvarlakmış, iki tane yandan sallanan uzun çubukları varmış, yerler içerler, gezerler,zevk alırlar, ürerler, acı çekerlermiş, gözleri varmış, onunla görürlermiş” dese “ne diyon sen yaw hiç öle şey olur mu, hebele hübele” diyecektiniz. Ki bu bile mazur görülebilir, öncesinde buna dair hiçbir şey bilmemenizden dolayı bu normal. (Bu bile dünyanın yokluğunu göstermeye yeter mi. İşte dünya var.)
İlginç bir insan tipi, vesselam.
Neyse, lekum dinikum veliyedin.
Benim asıl merak ettiğim şey ise şu. Bir türlü paylaşma inceliğini göstermediğiniz şu “eşit insanlar, eşit dünya, kuşlar ağaçlar böcekler..” teorinizin hiç olmazsa ana hatlarını paylaşsanız da insanlığı kurtarsınız? Veya nasıl bir çaba yani bu, nasıl bir yol, nerede başlıyor, nerede bitiyor, bi zahmet söyleseniz. Neden böyle ketumluk yapıyorsunuz, yazık değil mi bize, yazsanız çözüm yolunuzu da biz faniler yararlansak?
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Ağu 15, 2008 | Reply
Elif Dedim,
Ben teşekkür ederim, teveccühünüz.
Selam ve sevgiler.
Yazan:Olcayto Tan Tarih: Ağu 16, 2008 | Reply
Sistemin yanlış idaresini sisteme mal etmek ilki kadar büyük bir hata;
kollektivist bir ekonomi yada devlet tekelindeki bir ekonomiyi, liberal sistemdeki tekellerden farklı kılan ne var?Yani devlet dediğimizde insanın dışında her şeyiyle belirli prensiplere göre hareket edecek bir fenomen tanımlamıyoruz ki üretim kamu tekelindeyken “merkezi planlamacı büyük sovyet” üretim araçlarının zaten hakimidir böyle bir durumda bu adamı durduracak bir irade var mı? Bundan endişe edilmiyor tek bir mal cinsinde yatay kartellerden, yatay tröstlerden endişe duyuluyor, sanki kavram devlete mal edilince sömürü muazzam ahlaki prensipler adına yapılıyormuş yada bir gereklilikmiş gibi bu “sömürü de” ne ise tam olarak para bir yere gitmiyor yeniden bir şekilde sisteme dönüyor haksız kazanç önlendiği sürece işinde daha iyi daha uzman olan, ticareti daha iyi yapan para kazanıyor, yani sermaye ve güç daha işinin ehli olanın eline geçiyor, bununda elbet bir sınırı var üretim araçlarının tümünü kontrol eden tek bir adamın hayır severliğine merhametine kalmaktansa bunu tabana yaymayı neden tercih etmiyoruz? Bu gün şangay 5 lisi bile bu üretim biçimini esas alarak örgütleniyor daha 30 yıl öncesinin en sıkı kollektivistleri olmalarına rağmen
Kapitalizmin sorunları yok mu elbette var ama bütün sorunlarının özünde bilimsel yasalarına sadık kalınmaması mevcut bütün bu aşırı tüketim , marka değeri, tekeller kapitalizmin özüne aykırı unsurlar bunun çıkış yolu ise ekonomik önlemlerden çok bireysel hakların kazanımına ve yaptığı her işte sosyal fayda güden bireylerin sayısının artmasına bağlı islamda da işaret edilen nokta bu bir takım metaforları algılamayarak ona yöneltilen yüzeysel yaklaşımlar bu gerçeği gölgeleyebilir mi?
mülk edinme demez ama hayır sever ol der ancak katiyen sosyal adaleti sağlama da demez ve gelişimin anahtarı bu derece inancımız ve geleneklerimizle örtüşürken hala neden başka alternatif peşindeyiz?
Yazan:blue Tarih: Ağu 16, 2008 | Reply
Sosyalistlerin sınıfsız toplum ütopyası, tüm ütopyalarda olduğu gibi harikulade bir düşünce. Ama tüm ütopyalarda olduğu gibi pratik bir değeri yok, olmadığını gördük.
Fakat bunu söylemek, kast sistemine cevaz vermek; sınıfları keskin çizgilerle ayırmak ve fakirleri fakirliğe mahrum etmek değildir.
Dinler insana, içindeki mal ve para hırsını törpülemesini ve yoksullara yardım etmesini söyler. Eğer sınıflar arasındaki uçurumlar azaltılacaksa bunun yöntemi zenginlerin, fakirleri gözetmesidir.
Tabi vicdanınla savaşmaktansa birilerinin devrim yapıp şu fakirleri doyurmasını beklemek de bir yöntemdir ve sizin nefsinizi tatmin edebilir. Ben, “kahretsin, sosyalizm olsaydı bunlar olmazdı” diye küfretmektense elimden geleni yapmayı tercih ediyorum.
Dünyadaki aktif sosyal yardım kurumlarının da hep dini kurumlara/vakıflara ait olup sosyalistlere pek ait olmaması da bu konuda ibretliktir.
Yazan:Olcayto Tan Tarih: Ağu 16, 2008 | Reply
Dünyadaki aktif sosyal yardım kurumlarının da hep dini kurumlara/vakıflara ait olup sosyalistlere pek ait olmaması da bu konuda ibretliktir.
Hem fikir olmadığım tek konu bu sizinle. Bence bu konuda alınması gereken daha çok yol var. Hayırseverlik sisteme değil insana bağlı. Dini kurumların vakıfların ayakta kalabilmesi temelde bağış toplayabilmesine bağlı bunu toplayabilmesi de aktif bir biçimde sosyal yardımlar yapmalarıyla mümkün. bu konunun üzerine gidilip bu işi icra edenlerin samimi hareket etmeleri sağlanmalı. bir de söylediğinize alternatif çarpıcı bir örnek: Sosyalist küba, dünya sağlık örgütü oranizasyonundan daha fazla doktor gönderiyordu bir dönem yardıma muhtaç ülkelere. şuanki istatistiği tam bilmemekle beraber bunun yakın tarih olduğunu belirtebilirim. (yaklaşık 10 sene)
Yazan:fuatogl Tarih: Ağu 16, 2008 | Reply
Bu pek doğru birşey değil. Kızıl haç da çalışan LinkedIn kaydımda olan tonlarca arkadaşım var, hiçbirisi için motivasyon din filan değildir. Dünyanın birçok yerinde aktif olarak değişik programlarda çalışan birçok insanın temel güdüsü din değildir, kilise vs. kökenli bir program dahi olsa. Örneği boldur…
Birde Anarşist grupların dünyanın birçok yerinde sayısız “çok yönlü” sosyal dayanışma aktiviteleri vardır. Seattle den tutun da Güney amerikaya ve Afrikaya kadar.
Ayrıca birde Güney amerikadaki durum vardır. Buradaki birçok insan hem sosyalisttir, hemde aktif olarak kilise mensubudur. Devrimci sosyal programlara, isyanlara her zaman destek olmuşlardır. Bunlardan birisi daha yeni devlet başkanı seçildi soldan 61 yıllık eski iktidarı devirerek: Fernando Lugo
Bir başka nokta ise politik olarak solun genel olarak sosyal politikalara öncelik verme isteğidir. Ki biliyoruz ki bu tarz politikalar, yardım ve kampanyalardan kat kat daha etkilidir, karşıt politikalar bazen savaşdan daha zararlıdır. Bu açıdan baktığımızda ibretlik durumu baya değişmektedir kanımca.
Ki bu farklı grupların insan sayısı ve maddi imkanlarını da gözönünde bulundurduğumuzda işin görüntüsü büsbütün değişmektedir.
Birde ek olarak dinlerin kabul görme açısından neredeyse sıfırlandığı ülkelerin sosyal düzenlerine bakmakta fayda var. Görülecektir ki sosyal düzey dünyanın en üst seviyelerindedir. Bunların karşısında, çok daha dindar olan amerika, kilise yardımlarına rağmen berbat bir durumdadır milyonlarca aç, ama çelişkili olarak milyonlarca 200 kiloluk insanıyla. Kapitalist sisteme karşı şu yada bu şekilde karşı koymazsan, milyonlarca 200 kiloluk insanla milyonlarca aç insan görmek kaçınılmazlaşır.
Yazıya ilişkin birşey yazacaktım da, Bu kadar basit algılanması karşısında yazacak birşey bulamıyorum. Sunulan şey çok kötü bir formül, sonuçları iyi değildir, kapitalizmin gasp ı meşrulaştırma sistemi olduğunu es geçiyor sığ bir sekülerlik tartışmasıyla. Mustafa bey çok takıntılı “sekülerlik” meselesinde.
Sitesinde yorumlarıma sistematik bir şekilde açıklamasız sansür uygulaması ise yazılarnı ciddiye almamı zorlaştırıyor.
Yazan:ahmet Tarih: Ağu 16, 2008 | Reply
“Sosyalist küba, dünya sağlık örgütü oranizasyonundan daha fazla doktor gönderiyordu bir dönem yardıma muhtaç ülkelere”
Bahsettiginiz durumun sebebi Kuba’nin, herhalde yoneticilerinin olene kadar basta kalmaya yeminli olmalari sebebiyle, saglik sektorune agirlik vermis olmalari ve bu sebeple fazla doktor cikartiyor olmalari durumunda yatiyor.. Tamam doktor cikartiyor ama, para nerede? Yok. Niye yok? Uretmenin tesvik edildigi bir sistem yok ta ondan. Kuba bana kalirsa bugun tek bir Bill Gates’in yaptigi para yardimini yapamaz. Sebep ne diye sorarsaniz, “herkes birbirine yardim etsin” diye bir topluma bulasan sonra hizla yayilan sosyalizm kanserinden baska bir suclu aramaya gerek yoktur.
Yazan:Deveye Hendek Atlatici Tarih: Ağu 16, 2008 | Reply
Hala sosyalistlerin oldugunu gorunce nesli tukenmekte olan bir ture bakiyormusum gibi hissediyorum kendimi. Biraz heyecan, biraz ender rastlanan bir seye bakmanin verdigi degisik ruh hali ve acima.
Bir yazi:
http://radikalfikirler.blogspot.com/2008/08/insanlk-sosyalizme-muhta.html
Yazan:Deveye Hendek Atlatici Tarih: Ağu 16, 2008 | Reply
Cambazligi goruyor musunuz? Dinin sifirlanmasi >> sosyal yardimlasma sisteminin artmasi. Bu yonde sebep sonuc iliskisi yok, bunun cok daha baska saikleri var. Ayrica bu ‘dinin sifirlandigi toplum’larda yasayanlarin yuzyillardan beri dinle harmanlanmis kulturleri ne olacak? Gokten zembille mi indi bu insanlar? Hangi kulturle hangi kadim geleneklerle harmanlanarak yetistiler? Hem neresi imis bu toplumlar? En sekuler toplumlarda bu oran %45 i gecmez. Nasil bir sifirlamaymis bu?
Oysa bu argumanin tam tersi olarak tum dinlerde yardimlasma en cok ovulen dusturlardan. Sosyalizmin dayandigi temel ise diyalektik materyalizm. Haydan geldin huya gideceksin. Ye ic ure, yat, eni sonu maddesin, ruhun yok, yardimlasma sakin, guclu ol yoksa natural selection seni ham yapar vs vs.. Bunu soylemiyor mu darwinism, yoksa yanlis bir teori mi okuduk biz?
Bu tip ‘bul karayi al parayi’ uyanikligi ayip olmuyor mu?
Boyle saklabanliklaria mi kaldi yani sosyalizm savunulmak icin? Yakismiyor Fuat bey.
Yazan:fuatogl Tarih: Ağu 17, 2008 | Reply
Zıplayan Pehlivan, belli ki bana kızmışsın
Karşıdaki insana doğru düzgün cevap verilemediğinde ortaya çıkan bir durum sizinkisi, çok gördüm, belli ki durumun farkındasınız acısını çıkartmak istiyorsunuz. Fakat cümlelerimin anlamını değiştirmeden yapsanız çok güzel olacak. “islami ahlak” a yorsam, haksızlık etmiş olurum, bu sıkıştığında küçümseyici, alaya alıcı kibirli haliniz sizin bir özelliğiniz olmalı.
Bundan bahsediyorum işte, ve yine ağlamak üzereyim.
Bu yöntemleri şahsen hiç kullanmadım, kullananlarda genelde 17-18 yaşında birazcık olgunlaşıp bırakır bu yöntemleri, çünkü karşıdakinin ve 3.cü kişilerin durumu aslında algıladığını kavrayabilecek durumdadır bu yaşlarda. Gerek yok hiç böyle şeylere.
Ayrıca niye acıyorsunuz ki, hani öyleyse gerçekten? Ben içinde yaşadığım dünya düzeninden memnun değilim diyorum, yoksa tutunamıyorum, “sefil durumdayım, pis kapitalistler sizi” dediğim yok ki? Kapitalizmi beğenmemek insanlar arasında gayet normal birşey, sanıldığı kadar nadir birşey değil! Böyle düşündüğümüz için de kafes içersinde yaşatmıyorlar bizi. Neye acıdığınızı anlamış değilim yani.
Şimdi bir dakika! Din sıfırlanırsa sosyal dayanışma seviyesi otomatikman artar gibi birşey dediğimi hatırlamıyorum!!! Anlamadıysanız sorun, keyfinize göre anlam verip karşıdaki insanı canbazlıkla suçlamayın! Madem bu kadar iddialı tartışma niyetindesiniz, “şaklabanlık”, şu bu… karşıdaki insanın laflarını eğip bükmeyeceksiniz!
Dayanışma ve yardımlaşmanın din kaynaklı olduğu anlamını veren bir iddiaya gayet iyi bir örnektir verdiğim. Madem dinden kaynaklanıyor nasıl yani!? Anlatmak istediğim buydu, buradaki insanlar aynı anlamı içeren sayısız yorumumu okumuştur. Yani, eğer “ötekini düşünme” sırf din kaynaklıysa, dünyanın eldeki en iyi “ötekini düşünme” sosyal düzenlerinin nereden geldiğini açıklayacaksınız! Buralarda din, eğer sinemadan daha az popülerse bunu açıklamak zorundasınız. Demek istediğim budur. Yani ortada ibretlik bir durum söz konusu bile değildir, dünyanın bizim tarafına ve amerikaya bakmak yeterlidir.
Ve evet biraz yanlış öğrenmişsin, Evrim Teorisinin derdi sana hayat felsefesi vermek değil, birşeyleri açıklamak, bu bir bilmsel teoridir, hayat kılavuzu değil! Ama konu aldığı biyolojiye bakarsak, işbirliği ve dayanışmanın önemini kavrayabilirsiniz, hele “tür içi” açısından bakarsanız bunun gün gibi ortada olduğunu görebilirsiniz, dayanışma ve işbirliğinin, “altruizm” ve nörolojiye kadar giden karmaşık tonlarca şeyin hayatta kalma açısından önemli olduğunu gösteren sayısız şey vardır.
Bu şu demek sanırım: Din olmasa ben öyle yaşardım! Aslında dinlerinden kopup belli bir dönem sapıtan insan görmedim de değil hani. Bu ezberlenen şeyin dışavurumu olsa gerek.
Konu ben değilim ama, şahsen dinleri ciddiye almıyorum, evet her insan gibi çalışıyorum yiyorum içiyorum, elimden geldiğinde yardımlaşıyorum, kimseyi ezme gibi bir dürtüm de yok, kör hırs ve kibirden de pek hoşlanmıyorum! Özel bir insan, yada istisna bir durum filan da değilim. Yaşıyoruz görüyoruz neyin ne olduğunu.
Ayrıca sosyalizm yada komünizm = diyalektik materyalizm değildir. Ezbere yazıyorsunuz, hiç bilmiyorsanız biraz wikipedia karıştırın iki tık ötede, kopya bari çekin. Hangi “sosyalist” arkadaşınızın ne dediği de açıkca beni ilgilendirmiyor. Marx, Hegel den aldığı diyalektiği farklı yorumlayıp, doğanın, tarihinin(tarihsel materyalizm) bizzat işleyişine uygulamaya çalışmıştır anlamak için. Sosyalizm ise bir toplumun temel olarak ekonomik işleyişine ilişkin bir öneridir. Sizin dediğiniz şey, “gözlükle görülen armut, aslında gözlüktür!” demek gibi birşeydir. Yada, “elektromanyetizm aslında onu anlamaya yarayan matematiğin/teorinin kendisidir, yani elektro manyetizma matematiktir!?” gibi absürd birşeydir. Bana laf yetiştirme derdiyle sapla samanı karıştırmayın. Sosyalizm fikir olarak değişik varyantları olan temelinde ekonomik iddialı bir sistemdir, bunu canı isteyen kilise papazı da savunabilir, şaman da, inançsız insan da.
Baya baya sıfırlanmaya giiyor(kilise kendisi diyor), bir yaşlılar spor aktivitesi ve noel paskalya eğlencesidir. İsveç 80% lere varır, ki geri kalanda da pek dindar değildir, ancak “bir güç vardır muhtemelen” noktasındadır, ölümden sonra hayat, cezalandırma vs. ye inananına daha rastlamadım açıkcası. Japonya hemen arkasında. Danimarkada doğrudan tanrı fikrini kabul etmeyenler 50% lerdedir, hristiyanlığı ciddiye alma durumu ise çok azdır, çoğu “tanrı” noktasındadır. Eğitim seviyesinin hangi şekilde ilişkili olduğunu da siz tahmin edin, uzatmıyayım şimdi.
Son moda da bu. Dine inanmayan, ciddiye almayan, ölümden sonra hayata ve cezalandırmaya inanmayan bir insanın sosyal olarak uyumlu ve ötekini düşünmesini basitce gelenekler yoluyla dine bağlayamazsınız. Dinler ortadan kalktı ve gelenekler kaldı öyle mi?
Bu argüman aslında ana tezin altını oyuyor. Sonuçta din korkusu olmadan belirli şeyler olabiliyor! Bu şunu kabul etmektir; eğer ben mesela çocuklarım karşısında bu değerleri savunup ona göre yaşarsam, din korku, öteki hayat korkusu olmadan benim çocuklarım da bunları savunabilir, ona göre yaşayabilir! Ve geleneğin sırf din kökenli olduğunu ciddi ciddi savunacak değilsiniz herhalde? Yada her din ve gelenek sizin tanrınız tarafından mı gönderildi? İşçi mücadeleleri, sendikal hakların özümsenmesi, “hak arama ve hakları savunma”, kadın hakları mücadelesi, gibi şeylerin önemi yok tabi. Dinlerin etkisi, ciddiye alınma oranı azalırken sosyal hakların artmasının o toplumun geçirdiği toplumsal hareketlenme ve mücadelelerden bağımsız, değil mi!? Bir şekilde dinler ölürken, “kadim” yollardan yoluna devam ediyor. İlginç bir teori ama ciddiye alınamaz düzeyde. “illaki savunmam lazım” şeyi insanı en inanılmazı savunmaya itiyor maalesef.
Ki unutmayın, karşınızda dinleri insan ürünü olarak gören bir insan var! Neyi kime karşı savunduğumuzu bilelim derim. Ben “dinler tanrı tarafından gönderilmiştir, ama yinede işe yaramaz” demiyorum!
Bu sitede ve başka yerlerde sürekli bir şekilde işleniyor. Dediğim gibi, nedir temel tez? Dayanışma, insanlara iyi davranma, moral değerler vesaire din kaynaklıdır, din olmazsa bunlar kolay kolay olmaz, kimlerine göre zor da olsa olabilir, kimilerine göre ise olamaz. İşlenen temel tez budur, karşı çıktığımda budur, burada da sayısız yorumum vardır buna ilişkin. Canbazlık filan yaptığımda yoktur. Sol, sendika, toplumsal dayanışma, sosyal refleksler bu toplumlarda ortalamanın üzerindedir, ve ister beğenin ister beğenmeyin bunun da kaynağı geçmişteki ve günümüzdeki solun değişik spektrumunda yer alan sol toplumsal muhalefetlerdir. Solun dünyadaki haline rağmen toplam oy oranları 45-50% lere ulaşmaktadır, ve adında sosyalist geçen partilerin oranları bile 20-30 lara kadar varabilmektedir. Savunulan politikalar da ortadadır. O kadar ki, liberal takılanları bile kolay kolay sosyal demokratlardan ayıramazsınız politika anlamında. Uzun yıllar yaşadım, halada 1-2 tanesi arasında dolaşıyorum. Bana ne olup olmadığını öğretmeye kalkmayın. Varsa bildiğiniz birşey direktman onu sunun çocukca “acıyorum sizlere” deyip duracağınıza.
Dediğim gibi, hiç gereği yok böyle hokkabazlıklara. Ben sosyalist olduğumu söylediğimi de hatırlamıyorum? Sosyalist i genel anlamda sol olarak alıyorum, bir referansda bulunulduğunda, çünkü buna ilişkin tartışmalardan, anlayışlardan pek haberdar olmadığınızı düşünüyorum. Yoksa hangi sosyalizm diye önce anlaşmamız gerekiyor. Sovyetlerdeki mi? Latin amerikadakiler mi? Çin mi? Avrupa sosyalist görüşleri mi, falan filan… Dikkat ederseniz anarşistleri de saydım önceki yorumumda! Genel olarak soldan bahsediyorum ben, kendime de sosyalist demem. Anarşizme yakın olduğumu düşünüyorum. Noam Chomsky nin fikirlerine de büyük oranda katılırım “anarko syndicalist” olmadan (hani fikriniz olsun diye söylüyorum, ezberle bilgilerle ‘haaaa çok üzücü durumunuz’ diye gelmeyin, habire ciddiye alıp cevap yazacak değilim).
Yani dediğim şudur, dünyadaki gördüğümüz sosyal dayanışma/”solidarity”, sosyal haklar, sadece dini referans alanlardan kaynaklanmıyor. Ve özellikle “hak” dediğimizde bunu iddia etmek gittikçe zorlaşıyor istisnalara rağmen. Özellikle bu şeylerin kurumsallaşması noktasında dini referans alanların pek enderdir katkıları, Latin amerikayı saymazsak. Yanılıyorsam söyleyin, fikrimi değiştireyim.
Yazan:Deveye Hendek Atlatıcı Tarih: Ağu 17, 2008 | Reply
Yapmayin yahu, bakin cok uzuldum. Neredeymis cevap verilemeyen sey ok merak ettim bakim simdi. Yoksa su kevgire dondugunuz sol basligini mi kasdettiniz?
Bir de şu yanlışı düzeltelim. Zıplayan degil, ziplatan.
Nickimin anlamını iyi kavrayin, deveye hendek atlatmanin ne kadar zor birsey oldugu malum. Cok zor bir is yapiyorum:)
Bu nicki bosuna almadim ben. Anlat anlat anlat tepkiler ayni, ezberler ayni. Kendimi talihsiz bir seyyah gibi hissettim. Ondan.
Ben de.
Ve gercekten sosyalistlere olan bakisimdaki bu hissimde ciddiyim.
Niye acimayayaim yavu? Biz de insan evladiyiz, onlar da. Serde merhamet denen birsey var.
Basbayagi oyle diyorsunuz. Bunu direk soylemek sart degil. Dinamiklere yapilan temel elestiri sizi ayni sonuca goturuyor. Ben de icinde yasadigim dunyadan memnun degilim ama bunu elestirirken sosyalistlerin yaptigi gibi elmalarla armutlari karistirmiyorum. Sizin genel anlamda yaklasimiz trafik kazalarindan arabalari sorumlu tutmakla ve “arabalar olmasaydi kazalar olmazdi” demekle esdeger.
Bakin karsinizda cocuk yok sizin. Ben de bunu direk soylediginizi soylemedim zaten. Yoksa ‘cambazlik’ ve ‘bul karayi al parayi’ gibi bir ifadeyi nicin kullanayim?
Ben bu tur psIkolojik fharp tekniklerini iiyi bilirim. Onun icin de cumlenin icerdigi imayi, ulastigi sonucu gayet net bicimde goruyorum.
Bana gore hic olmamis bir ornek. Bunu daha once de konustuk. Gokten zenbille inmis bir topluluktan degil binlerce yillik kulturleri icsellestirmis, biriktirmis, harmanliamis toplumlardan sozediyoruz. Bu durumu almalarinda din basat faktordur.
Yapmayin yahu, gercekten oyle mi? İktisat hocam bile sIk sIk sosyal darwinizm diye bir seyler gevelerdi, ne idi ki o?
Bakin Fuat bey. Ben darwinizmi de sosyalizmi de iyi bilirim. Bilim insanlara hayat felsefesi vermeMeli ama malum gunumuzde burnunda kil aldirmayan bilimcilik insanlara bunu veriyor. Ayrica bu engellenebilir bir sey de degil, siz bilimsel olarak hayli tartismali oldugu halde insanlara maddeden turediklerini, birbirlerini kim daha guzel hizli oldurur kim daha guclu olursa o ileriye gider, evrime intibak eder diye ogretirseniz bunun ‘hayat felsefesine’ etki etmemesi mumkun mudur?
Daha once yazdiklarimi tekrar olacak ama ne demisler ettekrari ahsen velevkeke yuzseksen.
Dinlerin vaazettigi ahlaki degerlerin etkisinin sekuler toplumlarda olmadigini soylemek cok heyecanla edilmis ama bos bir soz.
Neden?
Cunku gozlemledigimiz toplumlarda din hep vardir, dinin oteden beri olmadigi, dolayisiyla da insanlik tarihi boyunca vaazettigi ahlaki degerlerin olmadigi bir dunya yok elimizde. Neye gore din yetmiyor ya da din olmasa da oluyor diyebilirsiniz ki? Ya hic olmasaydi nasil bir dunya olacakti, bunu nereden biliyorsunuz? Oteden beri boyle bir dunya olsaydi da onu gozlemleyebilseydik, o zaman dinin insanliga kattiklarinin (ya da katamadiklarinin) neler oldugunu kiyaslar ve sonucu cok daha iyi gorebilirdik.
Mustafa Akyol’un’da bir yazisinda dedigi gibi: “Bu cok onemli, cunku “benim herhangi bir dini inacim yok” diyen insanlarin cogu da, aslinda topluma sinmis olan din kokenli ahlaki degerlere inaniyor. Isvecliler bugun cok sekuler olabilirler, ama inandiklari ahlaki degerler aslinda Hiristiyanlik’tan suzulerek gelmis seyler.
Bu durum karsisinda “ee, demek ki koken din olsa da, sonra bunlar laiklestirilip yola devam ediliyor” diyebilirsiniz. Ama mesele yine o kadar basit degil. Papa XVI. Benedict’in isaret ettigi bir sorun var: Dini degerler, toplum sekulerize oldugunda da belki bir veya iki kusak yasiyor. Ama zamanla bu degerleri korumanin bir gerekcesi kalmamaya basliyor. “Insanlara karsi merhametli ve yardimsever olmalisiniz” hukmu, din ortaliktan kaybolunca da bir sure etkili olsa bile, bir sure sonra birileri cikip soyle diyor: “Bir dakika, niye oyle olacakmisiz ki? Nicin canimiz ne isterse onu yapmiyoruz?”
Yani ekonomik sorunlarin, kazanim ve kaybedislerin yasandigi bir dunyada ani degisimlerin insan toplumundaki yansimalari kisa vadede degisIk olabilir.
Yine basa donup dinin hic olmadigi bir dunya tasavvur ettiginizde elimizde yegane pusula darwinizm kalir.
Darwinizm ne der? “hayat bir mucadeledir.” Yasam savasi/ekonomik savaslari dinler mesrulastirmaz, zaten var olan mucadeleye zaman zaman bir sebep teskil eder. Bu din olmasaydi bu savaslar olmayacakti demek degil, bilaskis din olmasaydi asgari bir hukuktan yoksun, orman kanunlarinin hukum surdugu, acimasiz bir arena olacaktir demektir. Islam savas hukukunu biraz okuyan birisi bu acimasiz arenada; savas sirasinda, kadinlara, cocuklara, yaslilara, din adamlarina, hayvanlara ve dogaya ilisilmemesi gerektigini soyledigini gorecektir. “Savaslar hic olmasin” gibi sade suya tirit yaklasimlar gercekci degildir, insanlik var oldukca savaslar da olacaktir.
Biraz mantik denen ilimden nasipli olan birisi buradaki temel noktanin ekonomi: yani insanin maddeci yonu oldugunu anlar. Bu yonde bizi insanin en rezil, en asagilik, en hayvanî kismina goturur. Dinin surekli torpulemeye ve metafizik unsurlarla yumusatip “insan” olmaya cabaladigi kismina.
Bu ortada iken, hemen tum kadim dinlerde yerilen insanin bu yonunu torpulemeye calisan dini etkisiz eleman gibi gormek akil sagligi yerinde olan birisinin yapacagi birsey degil. Insanin bu maddeci yonu o kadar agir ve koklu bicimde genlerine islemistir ki din bile kolaylikla basedememektedir. Hal bu iken “Din hic olmasaydi” onermesini dusunmek bile insani buz kestirmeye yeter.
Ahlakin kokeni metafiziktir. Bu kokene bir darwinist asla maddeci bir cevap veremez. Mesele gurultu yapan komsuya karsi geleneksel ahlaktan gelen kulture islemis unsurlari gormezden gelerek “ne yapilacagi” degil mesele sizin herhangi bir olay karsisinda nicin ahlakli davrandiginizla alakalidir.
Insanlari ahlakli olmaya iten, kotuluge karsi engelleyen vicdan da kadim geleneklerin, dinlerin, kulturlerin onbinlerce yilda sekillendirdigi vicdandir, biyolojik degildir. Kadim zamanlardan beri dinlerin insana naksettigi ahlaki edinimler olmasa idi dunya tarihi mevcuttan cok daha vahsi bir tarih olurdu. Dunya mezbahaya donerdi. Edebiyat sanat, medeniyet hicbir sey olmazdi. Medeniyet degil basbayagi orman maymunu olurduk. Nitekim fasizm de ateist ari irk bir ideolojisi olarak cok kisa bir zaman diliminde bunu cok guzel ispatlamistir. Bu kesiti dunya tarihine vurun, “bastan beri dinsiz dunya” onermesinin durumu ortaya cikar.
Ateizme gore insan denen varlik bizatihi bu acimasiz yasam mucadelesinin bir eseridir. Bu da bencilligi, yasamak icin oldurmeyi gerektirir. Yasamak icin oldurmus, hayatta kalmis bu diyalektik sureclerde hep yenmis, uremis, uyum saglamis ve evrimsel surecleri bir bir gecerek “insan” olmustur. Darwinizmin temeli budur. Burada ahlak yoktur, fedakarlik zaaftir, basat elenme sebebidir, doga acimsizdir. Dogada acima, iyilik yapma olmaz. Bazi yasam gruplarinin hareket tarzlarindaki “grup icin yapilan fedakarlik” bile iyilik yapmak falan degildir, yine neslin devami ve korunma icindir, yani ayni hayatta kalma ve yasama durtusu icin. Yani bu bencil evrimsel dinamik icin.
Buna inanan yasamin bir amaci olmadigini dusunen maddeden evrildigini dusunen bir ‘insan’i ahlakli yapacak olan sey nedir? Bunun zerre kadar maddi temeli var mi? ( yaparsam bana da/soyuma da yaparlar disinda) Yok.
Dolayisi ile bir ateist ahlakin, erdemin, ahlakli ve erdemli olmanin kokenini aciklayamaz. “Nicin ahlakli olmaliyim?” sorusunun cevabini ancak ve ancak “ben boyle davranirsam bana/soyuma da boyle davranirlar” seklinde yahut “ben kotuluk yaparsam kotuluk gorurum, ya da cezalandirilirim” seklinde dunyevi, bencil bir mantigi devreye sokarak cevaplandirabilir. Bizatihi iyllik yapmak icin iyilik yapmak, ahlakli olmak icin ahlakli olmak ateizmin “maddi olarak” temellendirebilecegi bir sey degildir. Tirnak icindeki cevaplardan baska herhangi bir cevap bizzat ateizmin amentusu darwinizm ile celisir.
Haa, bu bencilligi gutmedigi halde ahlakli olan ateistler yok? Var hem de cok. Ancak atlanilan -ve farkinda olmadiklari- sey su ki, bu ahlaki degerler toplumlarin kulturel kodlarinin urunudur, ateizmin felsefesinin degil. Bu kodlar da binlerce yillik dini geleneklerin ve vicdan denen ve uyulmasi halde darwinist sureclerde basat elenme sebebi olan metafizik bir elementin eseridir. (Unlu ate Dawkins de “aciklamakta en cok zorlandigimiz sey bu” mealinde seyler soyler, ve tali seyler zirvalar, tipki diger darwinist argumanlar gibi bostur.)
“Kamil insan” dinlerin, geleneksel ogretilerin, tasavvuf ogelerinin modelidir. Darwinizmin, ateizmin mottosu ise “homo homini lupus” tur: yani “insan insanin kurdurur”. Bu, fiziksel teori ile de varsayilan darwinist yasam tarihi ile de uygundur. Simdiye kadar, yani “insan” olana kadar, guclu oldugu, daha iyi yasam alanlari bulup rakiplerini bertaraf ettigi, yasamak icin daha kurnazca oldurdugu, bu diyalektik sureclerde hep yenerek, uredigi, uyum sagladigi ve evrimsel surecleri bir bir gectigi icin dunyaya hakim olan bir “biyolojik makine”, tum bugune gelmesini borclu oldugu tarihsel dinamigine ihanet edecek, genlerini gormezden gelecek (!) etkisinden kurtulacak ve bir metafizige ve “din” gibi kadim ve “distan vazedilmis” ogelere yaslanmadan, ahlak, fedakarlik, iyilik yapmak gibi edinimlere “kendilinden” sahip olacak he mi? Yok yavu?
Bunun komedi oldugunu gormek icin ne gerekiyor bilmiyorum. Insan aklina hakaret gibi.
Yani ahlakin kokeni maddi degil metafiziktir, metafizigin de ateizmde yeri yoktur, kendiniz kandirip temel felsefi teorinizle celismeyin.
Sosyalizm’e gelirsek. Ne oldugunu, nereye yaslandigini cok kavrayamadiginizi dusundugum bu teori ve degisIk tonlari iscin Mises’in Sosyalizm adli kitabini tavsiye ederim. Biraz kalindir ama eh, bu konuda tartismak icin artik muhataplarimdan en azindan bu kitabi okuyup sosyalizm nedir sorusunun cevabini dogru bilmelerini istemek hakkim olsa gerek.
Anarsizme gelince. Ben Chomsky ‘e buyuk saygi duyuyorum. Ama anarsizm mevcut sorunlarimizi cozmek yerine daha da yumak haline getirmekten baska bir ise yaramayacak utopik bir tasavvur. Anakrokapitalizm de buna dahil. Isin ilginci Chomsky anarsizmin sorunlarinin gayet farkinda. Bunu yazilarinda bulabilirsiniz. ( Chomsky ve liberalizm uzerine de bir link: http://www.lewrockwell.com/wall/wall26.html )
Mesela bir soyleside Chomsky soyle diyor:
“Ornegin piyasalari ele alalim (herhangi tutarli bir toplumda isleyebildikleri kadari ile –ki bu sinirlidir; mantigini girmeden, sadece tarihsel gostergeleri kilavuz olarak kabul edersek). Onlar hakkinda neyin yanlis oldugunu gayet iyi anliyorum, ama bu piyasa islemlerini ortadan kaldiracak bir sistemin tercih edilebilir oldugunu gostermekte yetersizdir; sadece mantiksal bir bakis ve cevabi bildigimizi sanmiyorum. Diger tum seylerde de aynen boyle.”
Soylesinin bir yerinde de soyle diyor:
“Hukumetin olmamasi guclu olanin zayif olana hakim olmasina yol acacak midir? Bilmiyoruz. Eger boyle bir sey gerceklesirse, o zaman bu sucun ustesinden gelmek icin toplumsal organizasyon bicimleri -ki pekcok olasilik bulunmaktadir– olusturulmalidir.
Demokratik karar-almanin (-alma surecinin) sonuclari neler olacaktir? Cevaplari bilinmiyor. Deneyerek ogrenmek zorundayiz. Deneyelim ve gorelim.”
Chomsky’nin bahsettigi “toplumsal organizasyon bicimleri” nedir cok merak ettim? Hani otoriteye karsilardi? Bu kisa surede onun sIkayet ettigi “devlet”e bizim sIkayet ettigimiz ‘yeniden dagitimci/planlamaci devlet’e donusmez mi, ne dersiniz? Zaten devlet de bir organizasyon degil mi sonucta? Kusura bakilmasin ama insan denen varligi iyi taniyamamanin eseri bu tip utopik tasavvurlar.
Bir de hangi anarsizm sorusu var. Malum, elinizi sallasaniz anarsist bir ekole carpiyor. Her iki uctaki anarsistlere de “durumunuz uzucu” derim. Cunku onlar da sosyalistler kadar tutarsizlar. (Hatta bu konuda anakro kapitalistlerden de hic hoslanmam.)
Sizin kendinizi ne olarak tanimladiginiz beni cok ilgilendirmiyor. Ben yazdiklarinmiza bakiyor onu elestiriyorum. Parmaga degil, parmagin gosterdigi yere bakiyorum yani. (Malum hani bazi ortacilar da var ya “ben fasist degilim” diyor ama fasizmin manifestosunu yayinlar gibi yorumlar yaziyor, onun gibi. Anladiniz siz onu
Yazan:MER'A-K(IL) Tarih: Ağu 17, 2008 | Reply
Sn.Fuatogl,
Yorumlarınızı ilgi ile okuyorum size göre mutlaka tutarlı açıklaması olduğuna inandığım bir çelişki dikkatimi çekiyor;
30 avrupalı ülkenin ve ABD nin, kapitalizmin dibini çıkararak sömürdüğü insanlara ait “varlığı” “eşitçe dağıtmak(!) yerine LHC gibi bir projeye 12 milyar $ lık bir bütçe ayırması sizce nasıl bir “insanlık” hizmeti olarak görülebilir?
Yazan:fatma Tarih: Ağu 23, 2008 | Reply
insanlar eşit mülke sahip olunca huzur sağlanırmı bilmem ama islamın zekat anlayışı çerçevesinde yaşayanlar acayip huzurlu iyiki ALLAH akıl vermiş onu, hükümlerini, emirlerini ve neyi murat ettiğinini anlamak ne kadar güzel yazık laf kalabalığıyla eleştirme yoluna gidenlere yazık ilahi kudreti birazcıcık aklıyla sorgulayana ve yazık olacak islamı hak olduğu halde batıl diyenlere saygmla duayla
Yazan:XYZ Tarih: Ağu 28, 2008 | Reply
Merkeze kapitali yani parayı koyan, insanın toplum içindeki yeri ve diğer bireylerle ilişkiler ağını homo economicus denilen vahşi yaratığa abzorve eden ekonomi modelini sadece girişimcilik ve serbest ticarete indirgemek büyük yanlışlıktır. Bu homo economicus öyle bir mahluktur ki bazen vahşi bir opürtinist olur bazen uysal bir tavşan görünümüne girer ama gaye değişmez o da kendi çıkarlarını maksimize etmek daha çok para kazanmaktır. Menafaat çatışmalarında menfaatine engel olanı yada kazandıklarını kendisine kaybettirme ihtimali olanları bertaraf etmek için tüm etik değerleri bir tarafa bırakır ve bu insan tipinin ahlaksızlıkları, hoşgörüsüzlüğü ferdiyetçilik şemsiyesi altında ‘özgürlük’ denilerek hasır altı edilir. Merkeze parayı koyan bir sisteme entegre olan birey elbette kendi merkezine sevgi, barış, adalet, insanlık gibi kutsi hedefler yerine parayı ve daha çok para kazanmayı koyacaktır.
Bu insan tipi kapitalizmin mahsuludur eğer bunu göremeyecek kadar fildişi kulesi entellektüeli iseniz bürokratik elit diye tabir edilen jakoben kesimi eleştirirken bir öz eleştiri yapınız.
Yazan:sadık Tarih: Eyl 14, 2008 | Reply
“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” buyurmuş,peygamberimiz.Sırf bu hadis bile islam ile kapitalizmin uyuşmazlığını yüzeysel bir bakışla dahi ortaya koymaya yeter.
Şöyle ki:Kapitalistin aç komşusu olamaz.Kapitalist zengin mahallesinde oturur.Lüks evinde sefasını sürer.Çevresinde fakir olmadığı için parasını dilediği gibi “sınırsız ihtiyaçlar”ını karşılamak için çarçur eder.Fakirlerle aynı yerde ourmaya dahi tahammülü olmayan bu zihniyet müslüman olamaz.Fakirlerle aynı yerde oturan,serveti hava basmayan adam zaten kapitalist değildir!
İnsan parası olduğu için kapitalist olmaz.İnsani duygularını kaybettiği ve parayı insana değer kazandıran bir şey olarak gördüğü için kapitalist olur.
Yazan:BıRAkın Bu işLerii Tarih: Mar 9, 2009 | Reply
B Ü T Ü N ‘İZM’LER HİKAYE..
TEK YOL İ S L A M İ Z M !!!