RSS Feed for This Post

‘Eğitim hakkı’ talebinin ’salaklığı’ üzerine

Ekonomitürk sitesinde, en temel insan haklarından birisinin gaspının nasıl ilkel, kaba ve aynı oranda da saçma bir mantıkla normalleştirilebildiğine dair güzel bir örnek okudum bu akşam.

Şöyle demiş Barış bey:

Açıkça ortaya koymakta fayda var. Türkiye’de başörtüsü sorunu ya da mağduriyeti söz konusu değil.

Ortada bir mağduriyet sorununun olması için tamamen gönüllü olarak üniversiteye girmek için başvuran kişinin, başvuru sırasında belirtilmemiş bir şart nedeni ile üniversiteye alınmıyor olması gerekir. Kimse kimseyi zorla üniversite kapısına göndermiyor. Üniversiteye başı örtülü olarak giremiyeceğini bile bile hala üniversiteye girmek için çabalayan kızın, sigara içilmesi yasak olan bir lokantaya girip sigara içmek isteyen kişiden farkı yoktur. Bu şartları önceden bildiğin halde hala zorluyorsan, problem mağduriyet problemi değildir. İçeride sigara içmenin yasak olduğunu bile bile sigara içmekte ısrar ediyor bundan dolayı cezalandırıyorsa, bu kişi mağdur değil salaktır. Türbanla (ya da baş örtüsü ile) kampüse giremeyeceğini bile bile üniversiteye başvuru formunu dolduran kız da aynı durumdadır.

Aynı mantığı kullanarak sonsuz sayıda insan hakkı ihlalini meşrulaştırabilirsiniz. Sadece bir örnek olarak; yazıya benimle hemen aynı biçimde tepki gösteren Serdar bey’in çok yerinde olarak yazdığı gibi: “Bu mantığa göre, karşı taraf da tutsun başörtüSÜZ olarak üniversiteye girmeyi yasaklasın, ondan sonra da buna karşı çıkan kızlara, “Hem başı açık girilemeyeceğini biliyorsunuz, hem de bile bile yine de üniversiteye başvuruyorsunuz. Sizinki mağduriyet değil, salaklık!” desinler. Nihayetinde de bunun adı siyaset falan olsun.”

Eğer genetik kodlarınız, belli bir zihniyet yapısı endoktrine edilerek adamakıllı iğfal edilmişse ileriki zamanlarda bu kodlardan kurtulmak kolay olmuyor.  İçinizde yerleşik olarak bulunan “Çoban Sülü- Koministler Moskova’ya, Başörtülüler Arabistan’a” mantığını değişik tezahür ve tonlarıyla adamakllı içselleştirdiğinizi, karşılaşılan olaylara verdiğiniz tepkiler açığa çıkartıyor. Faşizmin pek çok değişik tonundan birisi de bu, söylendiğinde sert gelse de.

‘Okumuş’ olmak, ‘Batı görmüş’ olmak sadece -varsa- tanımlayan sıfatlarınızın önünde bazı ekler yapıyor, düşüncelerinizi dillendirirken biraz daha tumturaklı ifadeler kullanıyorsunuz ama sonuçta  ‘Okumuş”, ‘Batı görmüş” XXX olduğunuz gerçeğini değiştirmiyor. Bir sürü büyük büyük rakamın en sonunda sıfır ile çarpılması gibi. Sonuç sıfır.

Anlaşıldığı kadarıyla Barış bey ’sivil itaatsizlik’ kavramından ve bunun öneminden de habersiz. Ki zaten o kadar ilkel bir mantık var ki ortada -yine Serdar bey’in de sözettiği gibi- bu zihniyetle ilkel kısmını aşıp da konuşulmaya değecek kavram kalmıyor.

Barış bey yazısına eklediğim kısa yorumuma yönelik  (bana ve aynı biçimde yorum ekleyen Serdar bey’e) uzun cevabında sistem sorunundan sözetmiş.  Hem ilgili mantığı  kurgulayıp hem de “ben sistemdeki sorunu dillendiriyorum” demek  özrü kabahatindan büyük bir yaklaşım.  Gayet tabii ki sorun sistem kaynaklı sorun, ancak kişilerin bu tip sorunlara yönelik ilkesel duruşları olur; bunun sistemin kabul ve dayatımları ile uyuşması gerekmeyeceği gibi sistemin sorunları dillendirilirken,  mağdur ettiği kitlelere hitaben, “siz mağdur falan değilsiniz, üstelik de salaksınız” demek ilkesel duruşun da apaçık belli edildiği sistem borozanlığından başka bir şey değildir.  Bunu  “ben sadece sistem sorununu dile getiriyorum” gibi bir ‘çevir kazı yanmasın’ uyanıklığı ile geçiştirme çabası da ortalama bir insanın zekasını küçümsemektir.

Zaten yorumunun sonunda   “Tekrar söyliyeyim, bugün başörtülülere yüksek eğitim hakkı verilmiyor diyemezsiniz, çünkü isteyen istediği yerde bu eğitimi alıyor.” demesi de çalakalem yazılmış cevabın ciddiyetini gösteriyor.  George Orwell’in  “bazı domuzlar diğer domuzlardan daha eşittir” ilkesini örnekleyip üzerine, dileyenin o “bazı domuzlar”ın sınıfına kolayca geçebileceğini (nasıl olacaksa) varsayarak “isteyen istediği yerde bu eğitimi alıyor” cümlesini kurması da”tutarsızlık”la geçiştirilemeyecek kadar açık bir saçmalık. İsteyen (ya da istediği yere puanı yeten)  herkes bu eğitimi alamıyor, bazıları ‘zorbaca’ engelleniyor, o engellenenlerden ancak ekonomik açıdan durumu müsait olanlar    başka ülkelere giderek eğitim alabiliyor.  Bu reel durumun neresi “bugün başörtülülere yüksek eğitim hakkı verilmiyor diyemezsiniz, çünkü isteyen istediği yerde bu eğitimi alıyor.” cümlesi ile bağdaştırılabilir, anlamak çok güç.

Burada mesele,  mağduriyeti AKP’nin veya bir başka siyasi hareketin kullanması, özgürlük kavramına salt “başörtüsüne özgürlük”  olarak bakan kişilerin/siyasilerin olması,  özgürlük taleplerinin seçmece olması, genel, kapsamlı özgürlük taleplerinin gözardı edilmesi vs gibi olgular değil. Tüm bunların tartışıldığı bağlamın hak ve özgürlüklere yönelik ilkesel duruşla zerre ilintisi yok, olmamalı da.

Gayet basit; temel insani haklar –  eğitim hakkı — başörtüsü serbestliği. Nokta. İlkelerin “iç bağlam,  dış bağlam, konjonktür,  ver şunu, al bunu, ama bunu yapmadın, hadi o zaman yallahı” olmaz.  Önce haklar konusunda duruş belirlenir, sonra gerçekleşmeyenler üzerine bunu mümkün kılan zihniyet üzerine tartışma/eleştiri yapılır. Hem bunu yapmayıp hem de en temel insan haklarından birisinin ihlali için “mağduriyet felan yok, salaklık var” demek de  söylediğim gibi sistem borozanlığından başka birşey değildir.

Yazının ‘türban’ kısmı dışındaki bölümlerinde katıldığım tespitler var. Mesela en önemlisi bizim sorunumuzun ekonomik ya da politik değil felsefi olduğu tespiti, doğru bir tespit. Bizim, ciddi felsefî arka planı olan bir zihniyet sorunumuz var.

Gelgelelim aynı sorunu, yazarın farkında olmadan kendi zihniyetiyle örneklemesi oldukça ironik olmuş.

Zevkle takip ettiğim Ekonomitürk yazarlarından birisi (hatta bence en önemlisi) bile böyleyse, bizim ‘felsefi sorunumuz’un epeyce derinlerde olduğu anlaşılıyor.

3 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 17 Yorum

  2. Yazan:Alper Akalın Tarih: Tem 25, 2008 | Reply

    Ben Türkiye’deki esas sorunu, “devletçi kafa”larda ya da “herşeyi devletten bekleyen” zihniyetlerde görmekteyim..

    Biz devlete karşı bağımlılığımızı (dependability) arttırdıkça, devlete karşı eğilip bükülmemiz, Barış Bey’in gösterdiği ilkesiz duruş gibi(ne yapalım sistem böyle)çok rahat içselleştirilebiliyor türk toplumu tarafından..

    Devlete bağımlılıktan kastım nedir? efendim, biz millet olarak devlete vergi vermeyi çok severiz.. Vergi bizim ülkemizde kutsaldır.. Vergi vermeyen namussuzdur, vergi vermek namus borcudur.. Hırsız olan, elimize cebini zorla sokan devlet değil, hakkı ile kazandığı parasını vermek istemeyen vatandaştır..

    Amma velakin verdiğimiz verginin karşılığını da her platformda isteriz.. Sadece iyi bir sağlık ve eğitim sistemi ile bitmez isteklerimiz; tütün üretiriz mesela, devlet alsın fazla tütünü deriz.(Hatta alsın, bir de üstüne yaksın ki, piyasa fiyatı düşmesin) Tütün, fındık, şeker pancarı; bunları keşke hep devlet alsa da, biz de rahatımıza baksak derdindeyizdir. Ne de olsa devlet para babasıdır; parası bitse bile darphaneden basar gene alır ürünümüzü:D

    Devlet bize iş bulsun, lütfen elektriğe zam yapmasın, mümkünse estetik ameliyat masraflarımızı bile devlet karşılasın..

    Konuyu şuraya bağlayacağım; biz devlete kul köle olmayı o kadar içselleştirmişiz ki; devlete o kadar çok görev vermişiz ki; kavga da zaten devlet iktidarı kavgası.. Kemalist Statukoda, modernleşen muhafazakar kesimde bu büyük iktidarın peşinde.. Halbuki, güç yozlaştırır; 80 yıldır yozlaşan bir kemalizm var, 22 temmuzdan sonra da yozlaşmanın ilk tadlarını bize yaşatan ama daha yoz kemalizmin gazabına ugrayarak frene basmak zorunda kalan muhafazakarlık ise öbür elde..

    Halbuki, madem ki, beceremioruz bu kadar büyük bir gücü yönetmeyi,(ki 200 yuzyıldır avrupada monarşiler bu yüzden yıkılmıştır / ya da sembolik hale gelmiştir), neden bu gücü dağıtmayı denemiyoruz? diye sormuyoruz kendimize..

    Mesela, devlet üniversiteleri neden (özeller de var güya ama bence çok önemsiz bir paya sahip bütüne bakıldığında) devletin? Neden devlet bu üniversitelere sahip die hiç kendimize soruyormuyuuz? Ucuz oldugu için mi; ucuz olduğunu söyelyen kim. Devlet bütçesinin %11′i (en çok pay ayrılan bakanlık) eğitime gidiyor. Ee devleti finanse eden kim; vergi ödeyen halk, yani biz, yani para bizim cebimizden çıkıyor. İkincisi; bir araştırma gösteriyor ki, devlet üniversitelerini okuyan kişilerin %80′inin geliri yoksulluk sınırının üstündeki orta sınıfa ait. Üçüncü veri, üniversiteye gidenlerin %90′ı dersaneye gitmiş ve her yıl bu dersanelere ve özel derse akıtılan kişi başı para 4000 dolar civarında..

    Birileri eğitim beleş mi dedi? Kesinlikle değil..

    Peki devlet üniversitelerinin bir an özel olduğunu düşünelim.. Bir kere, rekabeti baltalayan devlet üniversiteleri ortadan kalkacağı için ücretler aşağı inecek bu bir. Dersanelere gerek kalmayacak zira özel üniversiteler, avrupadaki gibi genelde lise diplomasına göre veya özel bir kurumun uyguladığı (toefl) gibi sınavlarla kayıt alacak, bu para üniversitelere akacak bu iki. Üç, sıcak baktığım bir öneri değil ama; devlet eğitime harcadığı bütçeyi, öğrencilere özel ünvye gitmeleri için kredi veya bursa harcar bu üç..

    Şimdi, özel üniversiteler olursa, yöke gerek kalmaz bu 4. Yök kanunu olmazsa, türban düzenlemesi, doğal olarak mülkiyet kendilerinde olduğu için, her üniversitenin şahsına münhasır olur bu 5. Yani, türbanlıları ilke gereği üniversitlerine almayan ünvler de olacaktır ama daha büyük bir çoğunluğu, türbanlı öğrencileri de ünvye alacaktır, buna da devlet karısamayacaktır; zira dediğim gibi ünv benim ünvm, kim karışabilir..

    Şimdi bu kadar analizden sonra, fakirler nasıl okuyacak diye bana gelmeyin; yukarda da yazdım, şu anki sistemde zaten fakirler değil orta sınıflar okuyor ve cebimizden de baya para cıkıyor.. Zaten, elbette hakeden fakirlere burs veren unvler olacaktır zira cogu unvnin burslu kontejanı da var..

    Devlet iktidarını halka (ya da piyasaya) dağıttığımızda, bir çok klişe, sembolik sorunun kalkacağı kanısındayım. Bize yönetemeyeceğimiz ve uğruna daima kavga edip 5 darbe, onlarca kontrgerilla üreteceğimiz büyük devlet değil, aksine kavga etmeye gerek bile görmeyeceğimiz, makam arabasına binmekten imtina edeceğimiz küçük ama etkin bir devlet lazım.

  3. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Tem 25, 2008 | Reply

    Baris Bey çok dogru seylere isaret etmek isterken çok tuhaf argümanlar kullanmis. Akil almaz bir sey. Ne Baris Bey’e ne de EKONOMITURK gibi bir siteye yakismiyor.

    AKP=dindar=islam=seriat=iran=….

    matigini bu sitede ilk defa görüyorum. Analizi reddeden, basitçilige siginan, kestirmeden bir yazi. çok yazik.

    Üniversiteye başı örtülü olarak giremiyeceğini bile bile hala üniversiteye girmek için çabalayan kızın, sigara içilmesi yasak olan bir lokantaya girip sigara içmek isteyen kişiden farkı yoktur.(BARIS)

    Yasaktan yana, güçlüden yana, Devletin MUTLAK DOGRULARI(!) adina bireyi ezmeyi uygun gören bir bakis… Böyle bir lafi acaba fasist bir siteden mi KES-YAPISTIR yapti istemeden?

    Kürtçenin yasak oldugunu bile bile kürtçe konusanlara iskence yapilmasi normal mi?
    Fahiselere tecavüz etmenin serbest oldugunu bile bile fahise olanlar mahkemeye basvusmasin mi?

    Fasizmin tarifine bir bakiverin siyasi terimler sözlügünden.

    Her halükarda SAVUNULMAZI SAVUNMAK YERiNE asgari nezaket geregi DELiKANLI GiBi bir özür dilemesi icab eder yazarin.

    illâ ki AKPli sanilmak istemiyorsaniz, hem nalina hem mihina bir sey yazmak niyetindeyseniz bunu okuyun önce:

    http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/

    Saygilarimla (her seye ragmen)

  4. Yazan:Tınmaz Melaike Tarih: Tem 25, 2008 | Reply

    Sayın Alper Akalın,

    Devletin mutlak gücünün dağıtılması konusunda size katılıyor olsam da bunun yönteminin sizin söylediğiniz şekilde olması konusunda sizinle ayrışıyorum. Dediğiniz yöntemle ifade ettiğiniz gibi bazı sembolik sorunlar çözülebilecek olsa da (ki açıkçası ondan da şüpheliyim, keza bu sembolik sorunlar sadece devletin aygıtları ve bürokrasisi tarafından körüklenen şeyler değildir) yerine yeni sorunlar ve hak ihlalleri yaratacaktır.

    Her ne kadar yazınızda da belirtmiş olsanız da, yazınızı okurken “peki ya üniversite ücretini ödemeye gücü yetmeyenler?” sorusu sürekli aklımdaydı. Ve bu noktada “fakirler zaten okuyamıyor, onlar yine de okuyamasın biz o sırada başka sorunları çözelim” tarzındaki bir yaklaşımı ise fazlasıyla pragmatist buluyorum. Bunun yerine “kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” yargısını koşulsuz bir şekilde yerine getirebilecek farklı çözümlerin aranmasının daha yerinde olabileceğine inanıyorum.

    Bunun yerine, herkesin farklılığını kaldırabilecek anlayışta ve donanımda yapılanmış üniversitelere ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. (Tabii bunun çözümü nedir diye soracak olursanız, size şu anda verebileceğim somut bir çözüm yok, ama biraz konu hakkında araştırılınca bulunabileceğine de inanıyorum)

    Barış Bey’in söyledikleri konusunda da; sonradan ifadelerini “düzeltmeye” çalışıp, aslında Türkiye’de daha geniş eksenli bir hak ihlali ve özgürlük sorununun olduğu noktasında kendisine katılıyorum. Fakat bu noktayı ifade ederken de, türbanla üniversiteye gitme hak talebinin salaklık olarak değerlendirilmesini de “talihsiz açıklama” olarak düşünüyorum. Keşke yazısına daha farklı bir şekilde başlamış olsaydı!

    saygılarımla,

  5. Yazan:dogansah genc Tarih: Tem 25, 2008 | Reply

    Yorum yazan Alper arkadaşıma sonuna kadar katılıyorum. Ayrıca Benim için doğru işi yapan adamın nasıl biri olduğu(şeriatçı ya da kemalist) farketmez. Ben doğru yapıldığını düşündüğüm işin arkasında dururum ve herkesin böyle hareket etmesini beklerim. Yanlışsa yanlış deyip doğruysa doğru demeliyiz. Yoksa bu doğru ama yanlış işler yapan adamlar yapıyor demek bu olayın yanlış olduğunu göstermez.

    3H Hareketi Üyesi/Dogansah Genc

  6. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Tem 25, 2008 | Reply

    Barış Bey’in türbanla ilgili görüşleri bana göre kabul edilemez.Göz göre göre ihlal edilen bir talebin bu şekilde dile getirilmesi ne uslüp ne de içerik yönünden tasvip edilebilirdi.Fakat yine de yazının tamamını okumadan bir yargıda bulunmak biraz yargısız infaz gibi olacağından,yazının bütünü içinde değerlendirilmesinin daha yerinde olacağını düşündüm.Doğrusu sezgilerim beni pek de yanıltmadı.Makalenin tamamını okuduğumda(türbanla ilgili talihsiz değerlendirmeleri saymasak)pek çok noktada hiç de haksız olmadığı kanaatine vardım.Üslubu tartışmalı olmaklı berebar tepkisel bir yaklaşım var.Dikkatlice okunduğunda aslında bu tepkiyi beslemeye müsait bir toplumsal gerçeklikle kuşatıldığımızı görmek çok da zor değil.Bu nedenle eleştiride biraz daha toleranslı davranılması gerektiğini düşünüyorum.

  7. Yazan:burak Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    Türban seküler bir hak değildir dolayısıyla türban özgürlüğünü demokrasilerde, özgürlüklerde aramak doğru değil. Bu bizim tarihimizin kucağımıza oturttuğu bir sorun. Ne sigara gibi saçma örneklerle açıklanabilir ne de özgürlüklerin kısıtlanması eleştirileriyle açıklanabilir. Hatta bunun bir açıklaması da yapılamaz. Bu işin çözümü toplum ve iktidardadır lakin daha önceki iktidar partilerinin çözmedikleri/çözemedikleri gibi bu iktidar partisi de çözemeyecektir. Çözemeyeceği gibi bu türban sorununu tek katlı karkas bir evden triplex bir villaya da çoktan dönüştürmüştür. Bu dindarlaşma korkusu cereyan ettikçe ve pomapalandıkça da bu sorunun çözümü gelmeyecektir.

    Tabii ki herkesin inancına saygım var ama yani türban takacağım diye üniversiteye gitmemek de bana göre akıl kârı değildir. Heleki Allah, bağışlayan ve esirgeyense ki yazan bu. Ha tabii işin siyasetinde olanlarına diyecek sozum yok. Herkes siyasetini kıyafetlerine yansıtmakta özgürdür bana kalırsa. Fakat bu noktada siyasi simgeyle Üniversite’ye girememenin çok da yanlış bir tarafı yok.

  8. Yazan:MY Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    “siyasi simgeyle Üniversite’ye girememenin çok da yanlış bir tarafı yok.” (BURAK)

    1) Ecevit kasketiyle üniversiteye girmek serbest mi? EVET.
    2) Amerikan bayrakli bir T-Shirt ile girebilir miyim? EVET.
    3) Türbansiz girmek serbest mi? (türbanin ziddi olan siyasi tercisi simgeliyor) EVET.
    4) Atatürk rozetiyle girme serbest mi? EVET.

    Siz hâlâ neyi savunuyorsunuz?

    Ve neden bir kiz “ya inancin ya egitim hakkin” gibi seçenek ile karsi karsiya birakilsin?

    Bu sorunu bizim kucagimiza birakan Kiyafet devrimi degil mi? Devlet ne karisiyor insanlarin kiyafetine? Saçmaligin burada oldugunu neden söylemiyorsunuz?
    Kurtulus savasinda savasan askerlere sizin kiz torunlariniza böyle “ikinci sinif muamelesi yapacam” deseydi Atatürk
    acaba yine savasirlar miydi?

    Erzurum ve Sivas Kongrelerinin, Amasya genelgesinin orjinal metinlerini açin da bakin biraz, her yerde ANASIRI ISLAM denmemis mi?

    Sen git milleti ALLAH adina savastirn ondan sonra da kizlari basörtüyor diye okula alma, askerde terfi ettirme, yüksek devlet memuru yapma, …

    Bütün bu saçmaliklarin karsisinda durmaniz gerekmez mi akil ve vicdan sahibi bir insan olarak?

  9. Yazan:burak Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    Her noktadan Atatürk’e ulaşmak ya da bulaşmak bu sitenin ve ahalisinin mizacı, onu anladım. Kendisine yapılan tek bir methiye olmadığından - gerçi şimdiye kadar yapılanlar bir yüz yıl daha idare edebilir, o konuda haklısınız- da Atatürk’ü sevmediğinizi ve yaptıklarını hatalı bulduğunuzu da anladım. “Bizim tasvip ettiğimiz noktaları da var” gibi bir cümleyle komik olmayacağınızdan da eminim. Atatürk’e karşı tutumunuzun tek nedeni de din(özgürlük???), onu da anladım. Keşke hindistan ve afrika ülkelerinin bir çoğu gibi sonradan özgürlüğümüze ulaşsaydık da siz de dininizi çok daha özgür bir şekilde yaşayabilseydiniz de yaşarken nelerden hangi özgürlüklerden feragat ederek yaşayacaktınız? Siz ki özgürlük neferlerisiniz, bir çok özgürlüğünüz elinizden alınıp sadece dininizi yaşayabilseydiniz, tutumunuz ne olurdu acaba? Hakkaten merak ediyorum.

    (Mehmet bey bu cümleleri size değil, lütfen üzerinize alınmayınız)

    Mehmet Bey;

    Bence yanıldığınız noktalar var.

    1) Ecevit kasketiyle üniversiteye girmek serbest mi? EVET.
    2) Amerikan bayrakli bir T-Shirt ile girebilir miyim? EVET.
    3) Türbansiz girmek serbest mi? (türbanin ziddi olan siyasi tercisi simgeliyor) EVET.
    4) Atatürk rozetiyle girme serbest mi? EVET.

    Bu cümleler gerçekten içinde bulunduğumuz durumu açıklayamaz. Bu örneklerin son tahlilde yukarıdaki sigara örneğinden gıdım farkı yoktur. Gerçekçi olduğumu düşünüyorum/olmaya çalışıyorum. Başınızda/Başımızda her noktaya karısı türbanlı birini ulamaya/atamaya çalışan biri/birileri var. Aynı şekilde bu insanların 10- 15 yıl önceki demeçlerini hepimiz çok iyi biliyoruz. Herkes değişebilir, bunu tabii ki anlayabilirim. Fakat İnsanlara/karşıtlara bu kişilerin değiştiklerine dair bir kanıt gösteremiyoruz. Dolayısıyla hem özellikle Türban’ın en üst mevkilerde konumlandırılması hem de en alttan önünün açılması insanlara korku pompalıyor. Bu doğru ya da yanlış bir korku, bilemem. İnsanlar bu korkularında gayet samimiler. Şimdi ne ecevitin şapkası, ne çizgili kırmızı beyaz mavi tişört ne okula türbansız girmek ne de Atatürk rozeti bu duruma örnek teşkil edebilecek bir pozisyon değil.

    Hepsini geçtim, “Ve neden bir kiz “ya inancin ya egitim hakkin” gibi seçenek ile karsi karsiya birakilsin?” böyle bir seçenek olabilir mi? Dinimiz bir Türban’dan mı ibarettir. Bu mudur bize yıllardır öğretilen.

    Nüdistlere de inançları/düşünceleri/herneleriyse çıplak olmak diye onlara da bu hak verilmeli mi? Hep aynı hikaye değil mi? Değil. Herkese her koşulda özgürlük diye bir şey olamaz/olmamalıdır. Laik bir ülkede ve özellikle Türkiye’de Demokrasi bir noktaya kadar belki araç ama asla amaç olmamalıdır. Biz bir özgürlükler ülkesi amerika değiliz, olamayız. Keza İngiltere değiliz ve asla olamayız. Almanya da değiliz. Biz tam olarak şeriat hukuku diyemiyorsak da, bir din hukukundan gelen bir birliğiz. Sizin bahsettiğiniz Erzurum ve Sivas metinlerinde de insanların “bu hukuk zihniyetinde ve devletin dinin tekelinde olması gerektiği” düşüncelerinde olduğundan, bahsettiğiniz politika uygulandı. İnsanlar yaratılan sinerjiden caydırılmamak için bir şekilde kandırıldılar/aldatıldılar. Bahsettiğiniz orjinal metinleri ve aynı zamanda saltanatın kaldırılırken Hilafetle ilgili soylenenleri, hepsini okudum. Çok büyük çelişkiler içerdiği konusunda hakkınızı veriyorum. Ama bu yanlış tutumların sürüklendiği sonuç mesela benim doğrularım oluyor.

    Sen git milleti ALLAH adina savastirn ondan sonra da kizlari basörtüyor diye okula alma, askerde terfi ettirme, yüksek devlet memuru yapma, …

    Yani hocam öyle bir konuşuyorsunuz ki sanki Allah adına savaştırıp herkesi dinsiz yapmış, yapmaya çalışmış gibi. Herkes dinini gayet yaşıyor. Diyanet için ayrılan para bence dudak uçuklatıcı. Ayrıca “yüksek devlet memuru yapma” derken galiba o dönemlerden bahsediyorsunuz, yukarda söylediklerimle aynı kapıya çıkıyor.

    Bütün bu saçmaliklarin karsisinda durmaniz gerekmez mi akil ve vicdan sahibi bir insan olarak?

    Genelde söylemlerinize katılamadığım için sizin gibi duramıyorum ama ben de Türban’ın dini siyasete karıştıran zihniyetlerden kurtulduğumuz zaman- yani benim için demokrasinin “ama甑a terfi edebileceği zaman- tabii ki üniversitelerde takılabilmesi taraftarıyım, bir kısım insan elini kolunu sallaya sallaya üniversiteye girebiliyorken onların kapıda beklemelerinden zevk alabilecek ve bu durum karşısında üzülmeyecek değilim fakat üzerinden rant sağlayabilecek insanlar buldunduğu sürece bu özgürlüğe sıcak bir türlü bakamıyorum.

  10. Yazan:MY Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    Burak Bey,

    Totalitarizm endiselerinize aynen katiliyorum. Islam dini buna alet edilebilecegi gibi komünizm veya baska ideolojiler de edilebilir.

    Atatürk’ün hayal ettigi çagdas dünya 1930′larin avrupasiydi. Bu modernist, pozitivist ve milliyetçi avrupa, bu ulus-devlet silsilesi iki dünya savasi çikardilar.

    Avrupalilar bile bu “çagdas” dünyanin bir hata oldugunu anladilar. Atatürk de bugün hayatta olsaydi belki o günlerde yaptiklarini yapmazdi.

    Eger vakit ayirabilirseniz “Şu kamplaşmadan kurtulalım mı?” adli yazi¨mi okumanizi öneririm. Atatürk düsmani degilim. Rahmetli olmus birine nasil düsmanlik edeyim?

    Ben onun o zamanki fikirlerini kullanarak bugün hala haksizlik yapilmasina düsmanim. Kürtlere, basörtülülere, Ermenilere hatta ateistlere baski yapilirken hep ayni seyi HOMOJEN bir milleti hedefliyor yöneticilerimiz.

    AKP içinde yok mu böyle HOMOJEN bir ULUS HAYALi kuranlar? Var. Elbette var.

    Ama artik bireysel özgürlükler devletin önüne geçmeli. Devlet ugruna birey feda edilmesin diyorum.

    çünkü insani korumayan devlet mesrulugunu yitirir. isgal gücü durumuna düser.

    Burak Bey,

    Son olarak ufak bir elestirim olacak size, insanlarin NE düsündükleri kadar onlarin NE olduklariyla da ugrasiyorsunuz.
    Oysa dünyaya ATATÜRK YANDASI ve ATATÜRK KARSITI deliklerinden bakarsaniz saglikli düsünemezsiniz.
    Tipki islamcilarin bütün dünyayi MÜSLÜMANLAR ve ISLAM DÜSMANLARI diye iki gruba ayirmasi gibi bu.

    Eninde sonunda YOBAZLIK olur varacaginiz nokta.

    Saygilar

  11. Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    Sn.Burak,

    Her noktadan Atatürk’e ulaşmak ya da bulaşmak bu sitenin ve ahalisinin mizacı, onu anladım.

    Bazen siz ulaşmak istemeseniz de tüm yollar aynı noktaya çıkar bakın siz bile başörtüsü meslesinde sounun kaynağını yine tarihte bulmuşsunuz;Bu bizim tarihimizin kucağımıza oturttuğu bir sorun.
    Haksızlık etmeyin bildiğim kadarıyla bu sitede 500 yazı yayınlamış(Mehmet bey yanlışsam düzeltiniz lütfen)
    Siz hepsini okudunuz mu?
    Ben sadece yakı tarihte yayınlanmış olduğu için hatırladığım ve devamını beklediğim sadece 1 tanesi ile size bunun aksi olduğunu söyleyebilirim;
    http://www.derindusunce.org/2008/06/23/ataturk-kosesi-aciliyor-22-haziran-1919-amasya-genelgesi-bildirgesi/

    Mesela siz de konuk yazar olarak 501.yazıyı yazıp,gönderebilirsiniz böyle bir imkan tanınıyor.Neden bu imkanı değerlendirmiyorsunuz?

    Evet eleştiri yapalım ama eleştirdiğimiz şeye katkımızın ne/nasıl olduğunu da “eleştirelim”?

    * * *

    Dinimiz bir Türban’dan mı ibarettir. Bu mudur bize yıllardır öğretilen.

    Kendi kendinize güzel bir soru sormuşsunuz o zaman size pompalanan korkunun din ile alakalı olarak öğretilenlerle bir alakası olabilir mi dersiniz?

    türban takacağım diye üniversiteye gitmemek de bana göre akıl kârı değildir. Heleki Allah, bağışlayan ve esirgeyense ki yazan bu.

    Siz de “yaratılan sinerjiden caydırılmamak için bir şekilde kandırılıp/aldatılanldardan biri olarak size öğretilen dinin uleması kesilip kişilerin sizin çözüm olarak gördüğünüzü daha akıl karı olduğunu kabul etmelerini istiyorsunuz ki?Hangi hak ve kendini beğenmişlikle başkalarının talebini “akıl karı olmamakla” tanımlayabiliyorsunuz?Akılcıl bir çözüm olduğuna dair kanıtınız nedir;korku mu?

    Biz bir özgürlükler ülkesi amerika değiliz, olamayız.

    Bu düşüncenizin temelinde size öğretilmiş olan “din” olabilir mi?
    fakat üzerinden rant sağlayabilecek insanlar buldunduğu sürece bu özgürlüğe sıcak bir türlü bakamıyorum.
    Yasaklamak da bir çeşit “rant” sağlamak değil midir?Yasakladığınız başörtüsü değil onu kullanmayı tercih etmiş olan bir İNSAN ve onun en tabii öğrenim hakkı!
    türban özgürlüğünü demokrasilerde, özgürlüklerde aramak doğru değil.
    Doğru(!)olan, aranması gereken yer neresi?
    Bu işin çözümü toplum ve iktidardadır,
    Peki toplum ve iktidar çözüm için eylemde bulunduğunda ne olduğunu da hatırlıyor musunuz?
    Laik bir ülkede ve özellikle Türkiye’de Demokrasi bir noktaya kadar belki araç ama asla amaç olmamalıdır.
    Pompalanan korkular ,yanlış tutumlar ve öğretiler sonucunda işte böyle cümleler kurar ve bunun da “kendi doğrularınız” olduğuna inanırsınız.Demokrasi oturmamışsa ondan araç olarak da faydalanamazsınız!Hangi ülke tarihinde bunca darbe bunca aç-kapa olmuştur?Bunları yapanlar bu hakkı nerden aldılar?

  12. Yazan:burak Tarih: Eyl 24, 2008 | Reply

    @ MY

    En kısa zaman da önerdiğiniz yazıyı okuyacağım, eleştirinize de hak veriyorum.

    Teşekkür ederim.

    @MER’A-K(ıl)
    Sizinle daha aynı fikri paylaşamadık hiçbir yazı altında, alışkanlığın bahşettiği ayrı bir keyifle yazacağım.

    Atatürk ile ilgili derindusuncenin genel tutumu konusundaki fikrim pek değişmeyecek, istisnai yazılar ve yorumlar bir şeyi değiştirmez. Her yazının bir şekilde Atatürk’e ve yaptığı hatalara bağlanması maalesef bende boyle bir intiba bıraktı ve değişecek gibi de durmuyor.

    Mesela siz de konuk yazar olarak 501.yazıyı yazıp,gönderebilirsiniz böyle bir imkan tanınıyor.Neden bu imkanı değerlendirmiyorsunuz?

    Nasıl bir yazı olmasını dilersiniz. Derindusunce’nin Atatürk’e karşı başlattığı bizikandırdın fikrini sadece kandırmayla değerlendirirken ben burada Atatürk için ne desem boş çünkü gerçek bir Atatürkçü(kemalist demiyorum) Atatürk’ün hatalarını da görebilen kişiler olabilmelidir. Ben görüyorum ama bana yanlış gelmiyor. Mesela yukarda yazmışım:

    Bahsettiğiniz orjinal metinleri ve aynı zamanda saltanatın kaldırılırken Hilafetle ilgili soylenenleri, hepsini okudum. Çok büyük çelişkiler içerdiği konusunda hakkınızı veriyorum. Ama bu yanlış tutumların sürüklendiği sonuç mesela benim doğrularım oluyor.

    Sizin bu cümlenizle devam edelim.

    Siz de “yaratılan sinerjiden caydırılmamak için bir şekilde kandırılıp/aldatılanldardan biri olarak size öğretilen dinin uleması kesilip kişilerin sizin çözüm olarak gördüğünüzü daha akıl karı olduğunu kabul etmelerini istiyorsunuz ki?

    Biraz sakin olalım önce. Sonra bu bahsettiğimiz sinerjiyle din’i nerede kesiştiriyoruz, bunu bir anlayalım. Ulema olduğumu mu belirttim? Hayır. Ayrıca ben bir çözüm olarak gördüğümü de söylemedim. Ben sadece fikrimi soyledim. Herkesin fikirleri salt çözümler doğurabilseydi zaten bu durumda olmazdık.

    Hangi hak ve kendini beğenmişlikle başkalarının talebini “akıl karı olmamakla” tanımlayabiliyorsunuz?Akılcıl bir çözüm olduğuna dair kanıtınız nedir;korku mu?

    Lütfen bu kadar hezeyana kapılmayınız. Kendimi beğenmişlik gibi bir durum yok ortada bana bir kızın sırf türban takacağım diye üniversiteye gitmemesi mantıklı, akilane, tutarlı gelmiyor. nokta. Akılcıl bir çözüm olduğuna dair kanıtım yok fakat düşüncem’i yukarıda belirttim. Madem esirgeyen ve bağışlayan size zorla yaptırılmaya çalışılan şeyin affı mevcuttur.

    Yasaklamak da bir çeşit “rant” sağlamak değil midir?

    Gerçekçi olalım. Bugunden bahsediyoruz.

    türban özgürlüğünü demokrasilerde, özgürlüklerde aramak doğru değil.

    Daha önce söylediğim gibi türban seküler bir hak değildir ve özgürlüklerde demokrasilerde aramak yersizdir. Türkiye için bunun çözümünün bulunacağı ortam güven sorunun çözüleceği noktadır. Din’i de araç olarak kullanan insanlardan kurtulunacağı noktadır. O üniversiteye giremeyen kızların üzerinden rant sağlayan insanların devlet erkine sahip olmayacağı/olamayacağı noktadır. Benim fikrim budur.

    Pompalanan korkular ,yanlış tutumlar ve öğretiler sonucunda işte böyle cümleler kurar ve bunun da “kendi doğrularınız” olduğuna inanırsınız.

    Evet inanç işte, sorgulayamıyorsunuz. Siz de bir şeye inanıyorsunuz, dini görevlerinizi yerine getiriyorsunuz. Ve aynen pompalanan korkular ışığında gerçekleştiriyorsunuz eylemlerinizi, kendi doğrularınız olduğunu düşünüyorsunuz, yanılıyor muyum?

  13. Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 24, 2008 | Reply

    Burak bey,

    Atatürk ile ilgili derindusuncenin genel tutumu konusundaki fikrim pek değişmeyecek, istisnai yazılar ve yorumlar bir şeyi değiştirmez.

    Sizin “istisna” algılamanız da durumdan duruma değişiklik arz ediyor sanırım.Kişiler başörtüsünün özgürlükler önünde bir engel olduğunu söyleyince “istisna “olmaktan çıkıp bir düşüncenin en önemli ispatı ve hatta kamuflajı gibi algılanıp genellenebiliyor ama ;Atatürk’e karşı tutumunuzun tek nedeni de din(özgürlük???), onu da anladım.

    Her yazının bir şekilde Atatürk’e ve yaptığı hatalara bağlanması maalesef bende boyle bir intiba bıraktı ve değişecek gibi de durmuyor.

    Seçici algı, yanlış intiba oluşmasına neden olabilir ama kişi için bu “yanlış” anlamına gelmeyebilir.Bu kişinin kendini bağlar ve saygı duyulması gerekir.

    Türban seküler bir hak değildir dolayısıyla türban özgürlüğünü demokrasilerde, özgürlüklerde aramak doğru değil. Bu bizim tarihimizin kucağımıza oturttuğu bir sorun.

    Sizin bu cümlenizde sorunun kaynağı olarak ilk bakılan yer neresi?
    Size kısa bir alıntı ile cevap vereyim sizin yada sizin gibi bazılarımızın bugün yaşanan bazı sorunların çözümlerine ulaşabilmek için “neden”araştırmasına kalktıklarında bunun ucu maalesef yakın tarihten çıkmıyor.Oluşturulmuş bir zihniyet getirilen her eleştiriyi Atatürk’e karşımış gibi servis ediyor.
    Bu hususu çok iyi anlatan kısa bir alıntı yapayım;

    Atatürk’ün en iyi bildiği Fransa modelinde olduğu gibi,devrim sağlam destekçiler tabanı yaratmıştı.ama Türkiye’deki devrim,kendisini yaratan kişiyle bütünleşmişti.Böylece devrimin ideallerine sadakat ile Atatürk’ün anısına sadakat eşanlamlı oldu.Bunun sonucunda da kültür devrimini savunanlar ile eleştirenler arasındaki mücadele Atatürk’ün kişiliği üzerine odaklandı.Savunanlar bunu aydınlık ile karanlık arasında mücadele olarak görüyorlardı.(Atatürk-A.Mango sf.602)

    Siz yazarın bu yorumunu da yanlış olarak değerlendirebilirsiniz ama bunun doğruluğunun ispatı olarak kendi tepkilerinize/yaklaşımınıza bakabilirsiniz.

    Ortada yapılmış bir hata sonucunda yaşanan mağduriyetler,hak ihlalleri varsa bunu kasıtlı bir ilişkilendirme olarak görmemek gerekir diye düşünüyorum ve asla sizin fikrinizi değiştirmek gibi de bir amacım da yok.

    Size göre hataların sonuçları “yanlış” uygulamalar sebep olmamış ve siz bunları “doğru” olarak kabul etmişseniz söylenecek bir şey yok.Bu da sizin bazı insanların bugün yaşadıkları mağduriyetleri “hak “etikleri düşüncesine sahip olduğunuzu gösterir.Tek yanlı özgürlük anlayışı!

    Siz de “yaratılan sinerjiden caydırılmamak için bir şekilde kandırılıp/aldatılanldardan biri olarak size öğretilen dinin uleması kesilip kişilerin sizin çözüm olarak gördüğünüzü daha akıl karı olduğunu kabul etmelerini istiyorsunuz ki?

    Bu sizin kurduğunuz bir cümle.Öncesinde yazdığınız cümle de”devletin,dinin tekelinde olması gerektiği”ile alakalıydı.

    Bugün yaratılan sinerji; “din, devletin tekelinde olması gerektiği “şeklinde değil mi?

    Bu yüzden de insanların başörtülerini çıkarmaktansa öğrenim görmemeyi tercih eder olmasını akıl karı bulmuyor değil misiniz?
    Ulemalık kısmına gelince siz değil misiniz “Allah affedicidir bunu da affeder” diyen?
    Evet,elbette bunu fikriniz olarak söylediniz hani şu “yanlış” bulmadığınız hataların günümüzde size göre doğru sonuçlara neden olduğu inancınızla!!!Öyle değil mi?

    Lütfen bu kadar hezeyana kapılmayınız. Kendimi beğenmişlik gibi bir durum yok ortada bana bir kızın sırf türban takacağım diye üniversiteye gitmemesi mantıklı, akilane, tutarlı gelmiyor. Nokta

    Hezeyan mı?Siz katılmıyorsunuz diye ben saçmalıyor mu oluyorum? :-))Bazılarının inançlarının takas edilemez olmasını en iyi sizin anlayabiliyor olmanız gerek.Çünkü rejim endişesi ile başörtüsü kullanan kızların üniversiteye kabul edilmemesi de aynen bana akıl ve mantık dışı geliyor.NOKTA.
    Sıralanan,korku,endişe,niyet okuma ile başörtüsü kulanmayanlara uygulanacağı iddia edilen baskı gibi mazeretler de bana hiçbir şekilde “tutarlı” gelmiyor.

    Daha önce söylediğim gibi türban seküler bir hak değildir ve özgürlüklerde demokrasilerde aramak yersizdir. Türkiye için bunun çözümünün bulunacağı ortam güven sorunun çözüleceği noktadır. Din’i de araç olarak kullanan insanlardan kurtulunacağı noktadır.

    Nasıl bir ortam?Sizi bunun bir özgürlük sorunu ,hak ihlali olmadığına ikna eden sebep “din” değil mi?İnsanlar ancak bu inançlarını sizin de düşündüğünüz şekilde (akli şekle) soktuklarında mı güven sorunu halledilmiş olacak?”Şeklen bana bezersen sana güvenirim.” :-)Din karşıtı olunursa cumhuriyetin temelleri ancak sağlam temellere oturur gibi bir anlayış,sizce bu sağlamştırma işinde “din”i kullanmış olmuyor mu?

    Evet gerçekçi olalım bugünden yani talep ettiği halde yüksek öğrenim göremeyen kızların var olabildiği bir zaman diliminen bahsediyoruz.

    Başörtüsü kullanan insanların bilim insanı olamayacağına inanmış üniversite hocalarının olduğu bugünden!

    Derse girerlerse hak etseler de notlarını hak ettikleri ölçüde vermeyeceklerini ve hatta derslere girmeyeceklerini beyan eden hocaların var olduğu yüksek öğrenime hakim olmuş bir zihniyetin var olabildiği bugünden bahsediyoruz.

    Bu “hocalar”(!)Türk gençliğinin “aydınlanması” için bilgi aktardığı iddia edilen örümcek kafalı insanların “bugün” hala var olabildiklerinin ispatı değil mi?

    Söyler misiniz bu zihniyet” bugüne” ait olabilir mi?

    Evet inanç işte, sorgulayamıyorsunuz. Siz de bir şeye inanıyorsunuz, dini görevlerinizi yerine getiriyorsunuz. Ve aynen pompalanan korkular ışığında gerçekleştiriyorsunuz eylemlerinizi, kendi doğrularınız olduğunu düşünüyorsunuz, yanılıyor muyum?

    Çağdaş olması gereken bir anlayışın(ki bu sebeple benimsediğinizi düşünüyorum aksi ise düzeltin lütfen!) aynen bir din gibi dogmatik özellikler taşıması sizi şaşırtıp düşündürmüyor olması oldukça ilginç!

    inançlar arasında ufak amam ehemmiyeti büyük bir fark var.Sanırım siz de Müslüman’ım ama Laikim diyenlerdensiniz,bu nedenle anlayabilirsiniz.islam dini inananlarının korkuları bu dünya hayatı nihayetlendikten sonrası üzerine kurgulanmıştır.Herkes kendi cehennem ve cennetinin mimarıdır,bunda insan aklına itimat vardır ,insanlar seçimlerinde özgürdür!
    Sizin savunduğunuz inançta ise insanlar bu dünyada bir diğerinin cehennemini inşa ediyor ve ancak bana benzersen bu cennet nimetlerinden yararlanabilirsin diyor.. Bu bana göre oldukça büyük bir fark!

    Saygılarımla,

  14. Yazan:burak Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply

    Merhaba,

    Size göre hataların sonuçları “yanlış” uygulamalar sebep olmamış ve siz bunları “doğru” olarak kabul etmişseniz söylenecek bir şey yok.Bu da sizin bazı insanların bugün yaşadıkları mağduriyetleri “hak “etikleri düşüncesine sahip olduğunuzu gösterir.Tek yanlı özgürlük anlayışı!

    Bu cümlenizden önceki cümlelerinize diyecek bir sözüm yok, hatalı olduğum noktalar olabileceğini görmemi sağladınız, teşekkür ederim. Fakat bu cümledeki tek yanlı özgürlük anlayışı değil söylediğim. Ünlü alman bir tarihçiyle Atatürk arasında şu an tam hatırlayamadığım fakat genel hatlarıyla anlatabileceğim bir diyalog geçmiş. Alman tarihçi bunu anılarında yazdı. “Almayadaki Diktayı eleştiren, Hitler’i sevmeyen ve Atatürk’e de diktatör diyen tarihçiye, Atatürk “madem hitleri sevmiyorsun ve bana da diktatör diyorsun, neden benimle bu muhabbeti yapıyorsun” diye soruyor. Tarihçi de Hitlere baktığımda bir katil görüyorken size baktığımda milletini çağdaş medeniyet seviyesine eriştirmek istiyen bir lider görüyorum” demişti. Yani tabii siz Alman tarihçiye katılmayabilirsiniz fakat ben de böyle görüyorum. Ve bir lider asla suçsuz olamaz. O koltuğa oturan hiçkimse yanlış yapmadan o koltuktan inemez. Başarı için yanlış(hata değil) yapmak da gerekebilir. Bu yüzden yalan/yanlış hazırlanan bildirilerinin bizi doğru sonuca ulaştırdığına inanıyorum.

    Ulemalık kısmına gelince siz değil misiniz “Allah affedicidir bunu da affeder” diyen?

    Tabii ki ben demiyorum ben yazanı soylemeye çalışıyorum, oyle yazmıyorsa bilemem.

    Hezeyan mı?Siz katılmıyorsunuz diye ben saçmalıyor mu oluyorum? :-))Bazılarının inançlarının takas edilemez olmasını en iyi sizin anlayabiliyor olmanız gerek.Çünkü rejim endişesi ile başörtüsü kullanan kızların üniversiteye kabul edilmemesi de aynen bana akıl ve mantık dışı geliyor.NOKTA.
    Sıralanan,korku,endişe,niyet okuma ile başörtüsü kulanmayanlara uygulanacağı iddia edilen baskı gibi mazeretler de bana hiçbir şekilde “tutarlı” gelmiyor.

    Estağfurlah, saçmaladınız demek istememiştim, haddim değil. Hangimizin “nokta”’sı daha büyük olacak yarışına da girmeden şunu soylemek istiyorum burada fikirlerimizi belirtiyoruz değil mi, dolayısıyla size akıl karı gelmeyenle bana akıl karı gelmeyen şeyler farklı olabilir. Bunun için birbirimizi suçlamak bence yersiz.

    Nasıl bir ortam?Sizi bunun bir özgürlük sorunu ,hak ihlali olmadığına ikna eden sebep “din” değil mi?İnsanlar ancak bu inançlarını sizin de düşündüğünüz şekilde (akli şekle) soktuklarında mı güven sorunu halledilmiş olacak?”Şeklen bana bezersen sana güvenirim.” :-)Din karşıtı olunursa cumhuriyetin temelleri ancak sağlam temellere oturur gibi bir anlayış,sizce bu sağlamştırma işinde “din”i kullanmış olmuyor mu?

    Tamam da bakın ben din karşıtlığından mı bahsediyorum? Cümlelerim tek bir tanesinde bile din karşıtlığı olursa buna izin verilmeli gibi bir anlam çıkarabilir misiniz?

    Başörtüsü kullanan insanların bilim insanı olamayacağına inanmış üniversite hocalarının olduğu bugünden!

    Derse girerlerse hak etseler de notlarını hak ettikleri ölçüde vermeyeceklerini ve hatta derslere girmeyeceklerini beyan eden hocaların var olduğu yüksek öğrenime hakim olmuş bir zihniyetin var olabildiği bugünden bahsediyoruz.

    Bu “hocalar”(!)Türk gençliğinin “aydınlanması” için bilgi aktardığı iddia edilen örümcek kafalı insanların “bugün” hala var olabildiklerinin ispatı değil mi?

    O zaman bunu da kabul edelim ki din de hayatın bazı noktalarında ayırt edici bir özellik olabiliyor. Aynı ayrımlar hayatın başka bölümlerinde de cereyan ediyor.

    inançlar arasında ufak amam ehemmiyeti büyük bir fark var.Sanırım siz de Müslüman’ım ama Laikim diyenlerdensiniz,bu nedenle anlayabilirsiniz.islam dini inananlarının korkuları bu dünya hayatı nihayetlendikten sonrası üzerine kurgulanmıştır.Herkes kendi cehennem ve cennetinin mimarıdır,bunda insan aklına itimat vardır ,insanlar seçimlerinde özgürdür!
    Sizin savunduğunuz inançta ise insanlar bu dünyada bir diğerinin cehennemini inşa ediyor ve ancak bana benzersen bu cennet nimetlerinden yararlanabilirsin diyor.. Bu bana göre oldukça büyük bir fark!

    Yahu çok abartmıyor muyuz cehennem inşa etmek konusunda. Herkes dinini yaşayabiliyor mu, evet. Ama hem devlet memurluğunda hem de üniversite’de türban takılamıyor, doğru. Başka? Var mı? Yok. Peki, yarın öbür gün takıldığını düşünelim. Bu kadar hami’lik meraklısı hatta dünyada araplarla ve tüm gelişmemiş ülkelerle yarışabilecek bir millet ve üstüne bu kadar da din işgüzarı insan varken nasıl bir homojen yapı oluşturmayı düşünüyorsunuz çok merak ediyorum. Millet karısının başını kapatıyor ihale alıyor. Resmen canlı şahidim bu konuda. CHP’nin dillendirdiklerinden tamamen bağımsız konuşuyorum. Belediyeler içler acısı. Bazı şirketlerden ramazan için kaç kişi yemek yemeyecek diye sayı istenirken şimdi isim isteniyor. Benim çekincelerim temelinde bunlar yatıyor. Yoksa bir başörtülü ile bir başörütüsüz arasında benim için samimi oldukları sürece pek fark yoktur aralarında.

  15. Yazan:Suat Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply

    Peki, yarın öbür gün takıldığını düşünelim.

    Devletin kolluk kuvvetleri, denetleme mekanizmaları ne güne duruyor? Bu tip çekinceler temel hakların ihlaline gerekçe yapılamaz. Belediyede bir bozukluk varsa düzeltme yoluna gidersiniz, baskı yapan varsa kolluk kuvvetini etkinleştirsiniz. Temel hakları bu argümanlarla kısıtlamaya kalkanlara dünyanın her yerinde faşist diyorlar.

    Tam ters noktadan bir örnek de ben vereyim. Nedim hazar’ın bir yazısından;

    “Ali Kırca Bey tam da kendisinden beklenilecek şu soruyu sordu muhataplarına:

    - Diyelim ki, türban üniversitelerde serbest oldu. Pekiyi bu kızlar mezun olunca ne olacak? Kamu dairelerinde çalışmak isterlerse, türban orada da mı serbest olacak?

    İlk görünüşte ‘Vay be, adam haklı galiba’ dedirtecek bir şark kurnazlığından başka bir şey değil. Kurnazlık çünkü şu an tartıştığımız şey ‘eğitim hakkı’, çalışma hakkı değil. Gerekirse çalışma hakkı da tartışılır; ancak konu o değil. Kaldı ki, cümleyi niye tersinden okumuyorsunuz?

    Mesela ben de şöyle bir sonu sorsam ne olacak:

    - Şimdi üniversitelere örtülü kızları almıyorsunuz, yakında hastanelere (olmadı mı?), mahkemelere (denenmedi mi?), resmi düğünlere (olmuyor mu?) almazsanız ne olacak?

    Öyle mantığa böyle karşı mantık ters midir? Üstelik başta Ali Kırca zihniyeti ve bu ülkedeki tüm jakoben laikçiler bu konuda yüzlerce kez art niyetlerini ele vermiş değiller mi? Bu soruya ‘hayır’ cevabı verenler Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin hemen karşısındaki fotoğrafçıya gidiversinler. Birkaç dengesiz örtü düşmanı insanın oluşturduğu garabeti görsünler. 70 yaşında, ameliyat olması gereken örtülü kadınlara nasıl photoshop ile saç yapıldığına şahit olsunlar! TV stüdyosuna seyirci olarak bile almadıklarını, başını zorla açtıkları kadını nasıl cehaletin önüne kurban olarak attıklarını unuttuğumuzu mu sanıyorlar?

    Bir baskı mavalı uydurdular ki kendilerinden başka kimse inanmadığı halde, ona yapışıp kaldılar. Oysa bakın bu yüzde 5′lik azgın azınlık ve çevrelerine. İşyerlerinde, evlerinde, gezindikleri yerlerde din ve dine ait bir tek şey var mı? Bu ülkede denize girmek isteyen muhafazakâr kadınları bile birer gizli servis ajanı gibi kovalayan kimlerdi acaba?

    Yazının tamamı:

    http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=63969

    Alanen yapılan bu kepazelikler ortada değil mi?

    Aynı mantık işlense ne çıkar ortaya düşünen var mı?

  16. Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 25, 2008 | Reply

    Sn.Burak,
    Vicdanınız nasıl rahat edecekse ona inanmaya devam edeceksiniz nasılsa,Konuda benim için yazışarak anlatılacak bir husus kalmamıştır.

    Siz de bir evlatsınız,muhtemelen ebeveynlerinizin aklındaki prototip evlattan farklı yanlarınız vardır.Yoo endişe etmeyin sizi eleştirmeyeceğim sadece merak ettim bir kızınız olsa ve siz onun bir gün başını örtme kararı aldığını öğrenseniz ve aynen ona bunun “akıl karı” olmadığını açıklasanız ama o da en az sizin inandığınız kadar bunun “akıl karı” olduğuna inanmış olsa;

    1)onun sizin kızınız(karekter) olduğu gerçeği ile bunun saygı duyulması gereken kendi kararı olduğuna mı inanırsınız?

    2)Kızınızın bir yerlede “yanlış” din bilgisi aldığını ve beyninin yıkandığını mı düşünürsünüz?

    a)Çözüm için başka bir “yıkama” eylemine mi başvurursunuz?

    b)Yoksa bu konuda yıkama işleminin yeterli olmadığını görüp,ev hapsi,okuldan men gibi uygulamalarla yıkama işlemini mukavemetlendirmeye mi çalışırsınız?
    Bu arada tüm bunlara onun sebep olduğunu aslında bunları hiç mi hiç yapmak istemediğinizi ama buna sizi mecbur bırakanın “canınızdan çok sevdiğiniz,öl dese öleceğiniz kızınız” için yaptığınızı da onun da sizin için ölmesini değil ama en azından başının örtüsünü atarak göstermesini beklediğinizi mi söylerseniz?

    Böyle bir durumda kızınızın SAMİMİYET testini nasıl yapardınız?

    Hangi sonuç çıkarsa kızınızın SAMİMİ olduğuna inanırdınız?

    Samimiyet testini yanlışı doğru kabul eden siz mi yoksa tarafsız bir hakem(!) mi hazırlayacak?

    Burak bey sade bir vatandaş olarak vereceğiniz cevaplar sadece sizin vicdanınızı ilgilendiriyor.Sizin yerinize tüm bunları bir başkasının canınızdan çok sevdiğiniz kızınıza yapıldığını düşünün.

    Bu duygusal bir yaklaşım değil,çözüme muhtaç bir sorunun hayatları nasıl etkilediğinin açık “soğuk” bir örneği!Buradaki gibi kurgu değil gerçek!

  17. Yazan:burak Tarih: Eyl 26, 2008 | Reply

    sadece merak ettim bir kızınız olsa ve siz onun bir gün başını örtme kararı aldığını öğrenseniz ve aynen ona bunun “akıl karı” olmadığını açıklasanız ama o da en az sizin inandığınız kadar bunun “akıl karı” olduğuna inanmış olsa;

    Bakın, neden böyle yapıyorsunuz ben başörtü takmak akıl kârı değil midir dedim? Kesinlikle hayır. Benim dediğim tek şey “eğer insanlar eğitim ve türban konusunda seçim yapmak zorunda kaldıklarında eğitim’i seçmiyorlarsa, bu seçimi akıl kârı bulmuyorum”. Sadece bunu söyledim. Siz ise bambaşka bir platforma taşıdınız söylediklerimi. Sanki başörtü takmak akıl karı değildir dedim gibi bir magazinsel çıkarım yaptınız. Tekrarlıyorum ben böyle bir şey söylemedim.

    Bir an kızımın olabileceği fikri heycanlandırmadı değil beni. Bugünden 15 belki de 20 yıl sonrası için fikir beyan etmek istemiyorum ama benim çevremde yetişen birinin türban takması zor, hatta imkansıza yakın. Farzedelim ki taktı. Bu reşit olduktan sonraki bir eylemi olabilir. Reşit olduktan sonra da sorumluluklarından kendisi mesuldur. Benim yapabileceğim bir şey yoktur. Kendisi için üzülebilirim.

    Diğer yandan bahsettiğimiz durum çok istisnai bir durum. Bu şekilde bir olayla hiç karşılaşmadım. Yani genelde başörtü takan kızlarımız muhafazakar bir aileden geliyor ya da tutucu ailelere sahip kızlar daha rahat davranabilmek, ailelerden özgürlük kazanmak için başörtü takıyorlar. Şimdiye kadar beni de dahil ettiğiniz kurgu gibi bir kurguyla dediğim gibi hiç karşılaşmadım. Varsa da eminim çok küçük bir kesimi oluşturuyordur. Bu yüzden böyle durumları konuşurken bu kadar istisnai durumlardan bahsetmek çok sağlıklı olmayacaktır.

  18. Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 26, 2008 | Reply

    Sn.Burak,

    Bakın, neden böyle yapıyorsunuz ben başörtü takmak akıl kârı değil midir dedim? Kesinlikle hayır. Benim dediğim tek şey “eğer insanlar eğitim ve türban konusunda seçim yapmak zorunda kaldıklarında eğitim’i seçmiyorlarsa, bu seçimi akıl kârı bulmuyorum”. Sadece bunu söyledim. Siz ise bambaşka bir platforma taşıdınız söylediklerimi. Sanki başörtü takmak akıl karı değildir dedim gibi bir magazinsel çıkarım yaptınız. Tekrarlıyorum ben böyle bir şey söylemedim.

    Anladığım kadarıyla yazdığınız o iki cümledeki durumu o kadar “doğal” buluyorsunuz ki üzerinde “acaba?” diye bir kez bile düşünmeyi aklınızdan geçirmiyorsunuz.

    Başörtüsü kullanmayı seçen eğitim hakkından vaz geçmiştir,
    Eğitim talep eden biri yasak olan başörtüsü kulllanamaz,
    Her ikisi birden talep edilemez,
    Yasak olan başörtüsü yerine eğitimi seçen akıllıdır,
    Yasak olan başörtüsü kullanmayı,şartlı eğitim hakkı ile takas eden aptaldır,

    Doğal bulduğunuz “yasak” mı yoksa “şartlı hak teslimi=takas” mı?

    İyi de baş örtüsünü çıkartarak eğitim almak neden akıllıca olsun.?Neden “akılcı” olmayan bir seçim yapmak zorunda kalsınlar? O başörtülü hanımın erkek versiyonu üniversiteye girebiliyor üstelik seçim yapmak zorunda da kalmıyor!

    Nesneler aracılığı ile kişileri en “doğal” eğitim haklarından mahrum etmek !Size bu Hitlerin Yahudilerin kollarına zorla taktırdığı yıldızı hatırlatmıyor mu ”teşhis” edilebilsinler ki aşağılanabilsinler”

    Baş örtülü insanların üniversiteye alınmıyor olması bu anlama gelmiyor mu?Ne dersiniz?

    Diğer yandan bahsettiğimiz durum çok istisnai bir durum. Bu şekilde bir olayla hiç karşılaşmadım. Yani genelde başörtü takan kızlarımız muhafazakar bir aileden geliyor ya da tutucu ailelere sahip kızlar daha rahat davranabilmek, ailelerden özgürlük kazanmak için başörtü takıyorlar. Şimdiye kadar beni de dahil ettiğiniz kurgu gibi bir kurguyla dediğim gibi hiç karşılaşmadım. Varsa da eminim çok küçük bir kesimi oluşturuyordur. Bu yüzden böyle durumları konuşurken bu kadar istisnai durumlardan bahsetmek çok sağlıklı olmayacaktır.

    Size göre istisnai durumlar göz önünde bulundurularak sağlıklı karar verilemez.!!!

    İyi de “rejim tehlikesi muhtemeldir” anlayışı da istisnai bir gerekçe değil midir?

    Böyle bir istisnai durum için alınan yasaklama kararının sağlıklı olduğunu nasıl iddia edebilirsiniz ki?

    Bu yasaklama yeni sorunlara gebe olmak dışında neyi çözmüş yada garantilemiş olacak?

    Alınmazlarsa ne olur;
    1)Ailesi muhafazakar ve maddi durumu yerinde olanlar kızlarını yurt dışına gönderip istediği mesleğin eğitimini almasını sağlayabilirler,
    2)Muhafazkar ve maddi durumu yerinde olmayanlar tanıdık eş dost tavsiyesi ile bir şekilde burs bulur kızını yurt dışında okutabilir.(1.madde deki kişiler imkanlarını bu noktada destek olarak verebilir.)
    3)Muhafazakar ve tutucu bir aileye sahip daha özgür olmak için başörtüsü takan kızın ailesi muhtemelen üniversitelerde eğitimin şarta bağlı olmasından memnundurlar öyle değil mi?Zira bu şekilde kızlarının daha da özgür olmalarına engel olma imkanına sahip olabiliyorlar.”Eksik etek sen de bak devlet bile seni “adam” yerine koyup okula kabul etmiyor!” Siz Atatürk ilkelerini doğru okuduğunuza inanan eğitimli biri ile o baskıcı,tutucu muhafazakar beyefendi işte böyle farklı nedenlerle de olsa “aynı nokta “da buluşabiliyorsunuz?Yok birbirinizden farkınız!
    Baş örtüsü kullanan kızların bir kısmı, ailelerinden de dediğiniz gibi “akıl kârı “ bulmadıkları için başlarını açmaları yönünde baskı görüyor olabilirler.Ailelerinden ve devlet uygulamalarından tercihlerinin baskı ile değiştirilebilir nitelikte önemsenmez olduğu mesajını alan geleceğin muhtemel anne adayı bu genç kızlar sizce evlatlarını kimin öğretileri ile yetiştirirler?Onların bu durumlarını çevrelerinden gördükleri baskıları göz önünde bulundurarak 15-20 yıl sonrası için rahatlıkla fikir beyan edebilirsiniz.Size göre böyle bir durumun ‘imkansız’ı ne olabilir?

    Seçim yapmak zorunda kalmasalar ve okula alınsalar ne olur?Bakınız Suat beyin yorumunda yer alan alıntı!

    Bir an kızımın olabileceği fikri heycanlandırmadı değil beni. Bugünden 15 belki de 20 yıl sonrası için fikir beyan etmek istemiyorum ama benim çevremde yetişen birinin türban takması zor, hatta imkansıza yakın. Farzedelim ki taktı. Bu reşit olduktan sonraki bir eylemi olabilir. Reşit olduktan sonra da sorumluluklarından kendisi mesuldur. Benim yapabileceğim bir şey yoktur. Kendisi için üzülebilirim.

    İmkansız diye tanımladığım şeyler;insanların balıklar gibi suda oksijen soluyabilmeleri,gökyüzünde kuşlar gibi kanatsız ve takviyesiz uçabilmeleri,suyun 50 derecede kaynaması, vb gibi..

    Kuralları,şartları insanlar oluştururlar.Çoğunluğun menfaati kollanmışsa kurallara uyum sorunu olmaz.

    Siz askeri bir çevredeyseniz “aklın” kuralların dışında tutulması sizin için makul ise evet dediğiniz gibi kişisel menfaatleriniz nedeniyle de onlara uymak zorundaysanız,bu ortamda yetişecek kızınızın baş örtüsü takmasını imkansız olarak değerlendirebilirsiniz.Çünkü başka türlü de düşünebileceği gibi bir ihtimal üzerine,(en başta dediğim gibi) kafa yorup sorguladığınızı tüm yazdıklarınızdan çıkardıklarıma göre ihtimal veremiyorum.Sorgulayan akıl dikte edilmiş bilgi ile yetinmez,içinde bulunduğu çevre ve onu muhafaza etmek üzere inşa edilmiş kurallar da bu sebeple pek bir anlam ifade etmez.

    Her değişim,gelişim “insan” odaklı olmak zorundadır.Akıl,bilgi ve sağduyu sahbi insanlar için de bu doğaldır.Sahip olunanaların en iyisi olduğuna inanmak ve değişimin önünde duran statükocular,bu uğurda feda edilebilecek “istisna” insan hayatları olduğunu düşünenler ise en hafif tabiri ile bencillerdir.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama neyin yayınlanmaya değer olduğuna karar vermek editörün tasarrufundadır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin