Atatürk’e Nasıl Bakıyorum?
By Mustafa Akyol on Tem 23, 2008 in Kemalizm, Resmî Tarih, Ulus-Devlet
Atatürk bence büyük bir askeri ve siyasi dehadır, ve Türkiye kendisine çok şey borçludur. Kurtuluş Savaşı’nın lideri odur ve sanırım o olmasa, bu savaş bu denli başarılı bir şekilde yönetilip zafere ulaştırılamazdı. (Bunu, sonradan Atatürk’le yolları ayrımış olan Kazım Karabekir de belirtir.) Sadece bu bile, Atatürk’e milli bir kahraman olarak saygı duymam için yeterli.Atatürk’ün devlet adamlığı dönemi de önemli başarılarla doludur. Ama, yine açıkça söyleyeyim, bu dönemde bazı hatalı politikalar izlediğini de düşünüyorum. (”Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek” adlı kitabımda bunların bir kısmına değindim de.) Zaten bazı politikalarının-örneğin radyolarda Türk müziği çalınmasının “Batılılaşma” amacıyla yasaklanmasının-hatalı olduğunu kendisi de görmüş ve bunlardan geri adım atmıştır. Bu açıdan, Atatürk’ün, onun “izinde” yürüdüklerini iddia eden pek çok insandan daha pragmatik ve gerçekçi olduğunu düşünüyorum.
Atatürk’ün kimi felsefi görüşlerine (örneğin pozitivizme kayan bilimcilik söylemine) de katılmıyorum; ama bunların o devirde çok daha itibarlı görüşler olduğunu görmek lazım. Hepimiz kendi devrimizin verilerinden ve akımlarından etkileniyoruz; Atatürk için de geçerli bu.
Kısacası “Atatürk’e karşı” filan değilim. Ama iki şeye karşıyım. Birincisi, Atatürk’ün etrafında bir “lider kültü” inşa edilmesi. Ancak diktatörlüklerde görülecek bir biçimde, insan-üstü vasıflara haiz bir kurtarıcı gibi gösterilmesi. Bunun, Türk toplumu için sağlıklı bir psikoloji olmadığı kanısındayım.
İkinci karşı olduğum şey ise, Atatürk’ün kendi döneminin şartları nedeniyle izlediği politikalardan asla değişmeyecek ilkeler türetmek ve böylece bir ideoloji inşa etmek. “Kemalizm” dediğimiz şey, bu. Buna karşı olmamın en önemli nedeni ise, Türkiye’ye zarar vermesi. Özellikle de Türkiye’nin demokratikleşme ve özgürleşme sürecine engel olmak için kullanılması. Halkın iradesine dayanmadan iktidara gelmek veya onu yönlendirmek isteyen her zorba, bir şeyleri kutsallaştırıp ona yaslanmaya mecbur; Türkiye’de de bu iş hemen hep Atatürk üzerinden yapılıyor. 27 Mayıs 1960′ta öyle olmuştu, sonra da hep öyle oldu. Sorun burada; ulusal bir kahraman olduğuna kuşku bulunmayan Atatürk’te değil..
3 [?]









29 Yorum
Yazan:Mustafa Akbas Tarih: Tem 23, 2008 | Reply
Merhaba Derin Düsünce ve Mustafa Akyol, bu sitedeki makaleleri üc dört aydir okumaktayim.
Atatürk konusunda biraz ironik takilacak olsam!!! Belki simdi Atatürk yukaridan Türkiyenin ve Türklerin halini bakip ve diyor kendine ben ülkeyi kurtarmak ile cok büyük bir hata etmisim.
Yazan:maksut Tarih: Tem 23, 2008 | Reply
genç bir türk vatandaşı olarak şunu görüyorum eminimki aklı başında herkeste bunun farkındadır. 60-70li yılların aşırı solcu tek tip kafaları ki bunlara kendi düşünceleriyle yetişmiş genç neslin bir kısmıda dahildir. açıkça dine toplumsal değerlere olan düşmanlıklarını ortaya koyamadıklarından Atartürkü kendileri için bir kalkan yapmış ve bu işi böyle götürmeye çalışmaktalar. konumlarında bir sarsıntı ufak bir bozulma olduğu zamanda milleti irtica, terör vb tehlike varsayımlarıyla korkutmaya çalışmaktalar. milletim artık sırtına semer vurulan eşşek olmayı bırakmaya karar vermeli o zaman özendiği çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşabilir yoksa bir önceki yazıda anlatılan kuzey korenin bir benzeri olmaktan kurtulamaz.
Yazan:burak Tarih: Tem 23, 2008 | Reply
Ben Türk toplumu için sağlıklı olup olmadığını söylemiyorum fakat sadece neden sağlıksız bulduğunuzu merak ediyorum.
Yazan:fizikci Tarih: Tem 23, 2008 | Reply
Burak Bey,
Bir insanı insan-üstü göstermenin nesi sağlıklı olabilir ki? Üstüne üstlük bunu yapanlar dogmalara karşı çıkma iddiasındalar. Kemalizm’den daha dogmatik ne var?
Yazan:Tınmaz Melaike Tarih: Tem 24, 2008 | Reply
Sayın Mustafa Akyol,
İnanıyorum ki buna benzer düşüncelere sahip olan bu ülkede yaşayan bir çok insan var. Özellikle son cümlenize katılıyorum, daha doğrusu 2008 yılının değerleriyle Atatürk’ün yüzyıl başında yaptıklarını, sahip olduğu fikirleri eleştirmenin anakronik bir davranış olduğunu, ve de “Atatürk karşıtlığı”nın da biraz kolaya kaçmak olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki, 2008 yılında yaşadığımız -ya da bu döneme kadar yaşamış olduğumuz- sorunların tek sorumlusu olarak Atatürk’ün görülmesi ve o olmasaydı hayatımızın ne kadar güzel olacağı yönündeki sıklıkla duyduğumuz yargıların, en basitinden, bir suçlu bulmak için kullanılan kolay yol olduğuna inanıyorum. Sonuçta sizin de yazınızda değinilen lider kültü ve Kemalizm gibi sorunların dolaylı dolaysız birçok sorumlusu vardır; bunda 8 yaşında, Ankara soğuğunda paltosuz 10 Kasım anma törenlerini bahçede yapan ilkokul öğrencileri soğuktan tir tir titrerken “Atatürk sizler için şunu yaptı bunu yaptı karda kışta şuralarda uyudu, siz çok mu görüyorsunuz bunu ona, utanın kendinizden!” diye azarlayan, en hafif tabirle “manyak” ilkokul hocalarının bile payı vardır.
Son bir kaç yıldır Türkiye’de olan bir çok gelişmeyi, hep söylenegelen yüzyıllık “laik-dinci” çekişmesi olarak görmesem de, belli konuların konuşulabiliyor olması, demokratikleşme yönünde özlemini çektiğimiz icraatların göstermelik de olsa yapılabiliyor olmasını Türkiye açısından iyi bir gelişme olarak görüyorum. Tabii ki kesinlikle yanlış anlaşılmasın, politik düzeydeki çoğu icraatı göz boyama ve iktidar savaşı olarak görüyorum, ne yazık ki görünür olan hiçbir politikacının demokrasiden nasibini almamış olduklarına da inanıyorum. Ama demokrasi denilen şeyin de ulaşılması gereken bir hedef olmasından ziyade, sürekli yeni açmazlar yaratan bir paradigma olduğuna inanıyorum. Sonuçta o hep örneğini verdiğimiz Batılı ülkelerdeki demokrasilerin bile inanılmaz korkunç açmazları var.
Konuya dönecek olursak; bu dünyada yaşayan bir birey olarak varlığım için kimseye her sabah kalktığımda şükretmek istemiyorum. (ve bu şükretmeme isteğimin de hiçbir çevre tarafından kınanmamasını, en azından “neden şükretmiyorsun bakıyım??! sen X misin Y misin, hangi örgütle ne bağlantın var, kimler bu düşünceleri kafana sokuyor?” gibi suçlamalarla cezalandırılma tehlikesi olmadan yaşamak istiyorum.) İronik bir biçimde, çocukluğumdan beri iki şeye varlığım için şükretmem öğretilmiştir bana,birincisi Atatürk’e ve bu vatan için şehit olmuş binlerce insana, ikincisi de Allah’a. (Bizim aile tipik bir atatürkçü aile olduğundan kemalist din anlayışı sebebiyle kafalar biraz karışıktı, o yüzden hep öncelikle Atatürk’e ve şehitlere, sonra sıra Allah’a gelirdi!) Fakat ben sabah kalktığımda birilerine varlığım için şükretmek yerine, yaşadığım yerin daha iyi olması için, insanların daha mutlu ve hak ettikleri bir yaşam biçimine sahip olabilmeleri için ben ne katkı sunabilirim sorusu benim için çok daha önemlidir; bunun da toplumsal sorunlara aktif bir şekilde katılıp, söz ve eylem üreten bir vatandaş olma bilincini geliştiren bir durum olduğuna inanıyorum. Çok fazla şükredip hiçbir geri dönüşüm sağlamayan insan örneklerini hepimiz gayet iyi biliriz. Atatürk’ü kurtarıcı ve insan-üstü bir pozisyona sokmanın,ah Atatürk 10 yıl daha yaşamış olsaydı şu olmazdı, bize bir Atatürk lazım…vs. gibi düşünmenin de bu açıdan bizi hareketsizliğe ve çaresizlik hissine yönlendirdiğine inanıyorum. Bunun da, atatürkçü olalım olmayalım, hepimizin psikolojisi için tehlikeli olduğu noktasında size katılıyorum.
Her şeye rağmen, ben yaşadığım ülkeden ümitliyim, değişim bir anda değil ama yavaş yavaş yıllar içinde gelecektir ve bu değişim sürecinde söz ve eylem üretebiliyor olmak, tüm olumsuzluklara rağmen doğrularımı savunabiliyor olmak, kendi geçmişimde sadece seyirci olduğum dönemlere nazaran, daha içimi ferah tutuyor.
Önemli olan hepimizin politik düşüncesini desteklemesek de birbirimize saygı duyabiliyor olmamız ve hakarete aşağılamaya varmadan her konu hakkında konuşabiliyor ve eleştirebiliyor olmamız.
Yazan:ozan Tarih: Tem 24, 2008 | Reply
…Kemalizm ile Atatürk sevgisi çok farklı şeyler önce bunu ayırmamız gerekiyor,cihat ve cihadizm arasında ki nüans farkı ne ise kemalizm ve Atatürk sevgisi arasında ki fark odur…
Peki kimdir bu kemalizmin fikir babası, Mustafa Kemal mi sizce?İnanın hiç alakası yok! Biz Onu Tekin Alp olarak tanıyoruz ama gerçek adı Muhis Kohen..
Bir seferat Yahudisi,Dünya Siyonist Kongresinin Hamburg ayağında Osmanlı Yahudilerini temsil ediyor Cumhuriyet sonrası ise en çok fikir danışılan Cumhuriyet aydınlarından (!) biri oluyor…. Kemalizm tabir olarak kullanılma tarihi 1930′lardan sonra zaten…
Mustafa Kemal hakkında görüş bildirenler Onun askeri ve siyasi bir deha olduğunu bildirmişlerdir.Askeri bir deha olduğu konusuna sonuna kadar katılıyorum ama bu konuda da abartılar yok değil,ama siyasi bir deha olduğunu konusuna kesinlikle katılmıyorum…
Askeri açıdan baktığımızda Trablusgarp da Çanakkale de Milli Mücadele yaptıkları ve başarıları zaten göz önündedir…Ama dedğim gibi bu başarıların abartıldığı da olmuyor değil Mesala Çanakkale…Bu savaş milli mücadelenin başlangıcı gibidir çünkü Balkan harbi gibi bir bozgunun ardından Anadolu da yaşayan müslümanlar bir araya gelişlerin ve toplanışların en önemlisini Çanakkale de meydana getirmişlerdir ve biz 14 ay gibi bir süre devam eden ve Ocak 1916 da sona eren bu mücadeleyi genel de deniz ve kara mücadelesi olarak ikiye ayırıyoruz,işin deniz kısmında Yani 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferi olarak nitelendirilen kısımda Mustafa Kemal hiç yoktur.Kim vardır peki Alman Askeri Heyeti Kurmayları ve Cevat Paşa ve Selahattin Adil ve diğer Türk Topçuları bu konuda Mirliva Sedat’ı okumanız yeterli…Bunun yanında Oglender,A.Moorreaed gibi askeri tarih çalışmları veya monografi yapanlarında yazdıklarını okuduğunuzda bu gerçeği görebilirsiniz.Kaldı ki gerçek budur…Yani 18 Mart Deniz Savaşında Mustafa Kemal yoktur ama bugün sadece tüm Çanakkale Zaferi ona maledidilir,Çanakkale Deniz Zaferinin ilk kutlama kartpostallarında Cevat Paşa’nın resimleri vardır sonra bunlara Mustafa Kemal’inkiler eklenir ardından Cevat Paşa çıkarılır ve Mustafa Kemal tek başına kalır…Tüm bu tarih tasviye organizasyonları yapılırken Mustafa Kemal Cumhurbaşkanıdır ve Cevat Paşa bunlara hiç ses çıkaramaz…
Hemen aklınıza gelebilir 18 Mart da Mustafa Kemal yoktur ama ”ya Conkbayırında Anafartalar da oradada mı yoktur?”Diye sorabilirsiniz hayır oaradadır zaten sadece orada..ve ora ile ilgili Çanakkale de topçu kuvvetlerinin başında olup Cumhuriyet sonrası meydana gelen tasfiye hareketlerinden kendini kurtaramayan Selahattin Adil’in Çanakkale de ezber bozacak bir tespiti vardır;”Çanakkale gibi uzun siper savaşlarının yapıldığı bir cephe de bir tepenin bir ihityat tümeni ile tutulmasının veya bir tepenin kurtulmasının hiç bir önemi yoktur çünkü bir tepe kurtulsa bile diğerleri işgal altındadır”der…
Çanakkale de Mustafa Kemal’e bir de bu gözlükten bakmak lazım diye düşüyorum…Sadece bu konu değiil Çanakkale de ezberimizin bozulması gereken bir çok konu var…Geçelim….
Ama kişi putlaştırması organizasyonlarının miladının Çanakkale’den başladığını da unutmayalım…Bir de söyleden geçemiyeceğim bir de çok mühim Esat Paşa var..Nam-ı değer Çanakkale Kahramanı!Hatıraları aslında 4 cilttir,biz 1 cildini biliyoruz neden?Çünkü Esat Paşa eski silah arkadaşlarının içinde bulunduğu hatıraları ortaya sererek bazılarını rencide etmek istemez ve rencide etmek istemediği veya çekindidği isimlerden bir tanesi de kesinlikle Mustafa Kemal’dir..
Daha söylenebilecek çok şey elbet ama birde Mustafa Kemal’iin siyasi yönüne bir bakalım…Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Mustafa Kemal’in Cumhuriyet döneminde ki en önemli hatalarından biri eleştiriye kapalı olmasıdır.Özellikle 1927′e kadar yapılan tasviye hareketleri ile Ankara da kalan kadrolar Gazi’ye göbekten bağlı,onun düşünceklerini eşeltiremeyen,her dediğine kafa sallayan insanlardan oluşmaktadır.Bu tablonun sebebi de şartlar değil Musta Kemal’dir,Milli Mücadele ve Çanakkale de Onunla birlikte savaşmış hatta ondan daha kıdemli olan aisimlerden hiç kimse 1927 de Gazi Nutuk’u okurken yanında yoktur.Refet Bele,Sakalllı Nurettin Paşa,Esat Paşa,Vehip Paşa,Kazım Karabekir hiç kimsecikler yoktur…
1922 yılında Büyük Taarruzdan hemen sonra Halide Edip Gazi’ye yaklaşarak ”Biraz dinlenseniz Efendim”dedğinde Gazi’nin cevabı:
”ne dinlenmesi daha Yunanlılardan sonra mecliste birbirimizi yiyeceğiz” ve bizim paşaların kavgası olarak bildiğimiz süreç başşlar bu süreçte üstüne ne çok gidilen isim Kazım Karabekir’dir hani Milli Mücadele başladığı zaman Erzurum da Gazi’yi ben ve askerlerim emrinddedir diye karşılayan konutan…Dr.Rıza Nur’un isim babalığını yaptığı Türkiye devleti kurulduktan sonra tasviye edilen uzaklaştırılan Kazım Karabekir Paşa tüm bu olanlara rağmen çıldırmamak için tarih bilimine sığınır,sürekli kağıtlara evraklara içini döker ve bu arada resmi ve rutin rejim baskınlardan tarihi evraklarını kurtarmaya çalışır.Biz bugün Cumhuriyet Tarihine dair kara delikleri Onun kurtardığı evraklardan öğreniyoruz.Peki bu tasfiyeler niçin yapılır?Laik-Demokratik ve çağdaş bir hukuk devleti için mi?O zaman tüm isimler gerici olarak görülen paşalar tasviye edildikten sonra neden hızla tek kişilk bir yönetime doğru koştuk?Yunan Tanrı’larının Tapınaklarını bilirsiniz her yan kapkaranlık ışık sadece tapınakta yatan İnsan-Tanrı’yı işaret ediyor..Tüm gözler onda karanlığın arkası kimseyi ilgilendimiyor,işte Türk tarihi de bu Yunan Tapınaklarına döndürülmeye çalışmıştır,tüm gözler bir kişi de…Biz bugün buna mutlak iktidar harekatı diyoruz!
*************************************************
Bizde Lailkik hareketleri tamamen Müslüman Anadolu halklarının manevi kalelerine karşı yapılmıştı,İstiklal Mehkemeleri ile Engisizyon arasında 3 tane fark sayabilirmisinz bana…Öldürmek için mi yapılana devrim denir yaşatmak için mi yapılana?Bir devrim halkının geçmişi ve tarihi ile bağlarını koparıyorsa değişimi ona dayatıyorsa oun o halk için yapıldığını iddia edebilirmisiniz?Bence Cumhuriyet Tarihini serinkanlı bçim de ve bir yabancı gibi kuş bakışı incelemek şarttır…
Yazan:ümit harmancı Tarih: Tem 27, 2008 | Reply
peki,12 mart muhtırası arefesinde, izmir de bir gecede arabasının önünden 2 tane kara köpek geçmesini yorumlayarak geleceği gören ‘büyük entellektüel!!’ kimdir???hani sizlerde öve öve bitiremezsiniz ya cemaat oylarıyla ‘yüzyılımızın 1 numaralı enteli’ seçersiniz ya..dilimin ucuna geliyor ama hatırlayamıyorum,Allahallah adı neydi??????
(meraklısı AD yayınlarından 1995 te çıkan ‘benim küçük dünyam’ kitabına bakabilir..kitapta argüman çok)
Bizde diyoruz ki temiz dini duygulara ve sahiplerine sonuna kadar evet,dinin siyasete alet edilmesine hayır…..
Yazan:suzannur Tarih: Tem 27, 2008 | Reply
Ümit Bey,
Dini duygulara sahip insanların ne kadar temiz(!) olduklarına kim karar verecek?
Nicel bir ölçüt söyleyebilir misiniz?
Hangi duygu temiz de hangisi kirli?
İnanmak temiz de kamusal alanda inanmak kirli mi mesela?
Artı tabiata bakarak olaylar hakkında yorumda bulunmak, birçok kültürde vardır, Kızılderililerden şamanlara, günümüz NLP kitaplarından çeşitli öğretilere kadar her yere… uzanır. Bu, tabiatla bütünleşme ve hayata ait anlamlandırmanın bir değişik türüdür. Sizin hoşunuza gitmeyen birinde bu tarz bir örnek görmeniz olayı tümden kötülemeniz için bir sebep sanırım. Pireye kızıp yorgan yakmak gibi. Sizin hayata bakarken küçücük bir olaya anlam yükleyebilen ve sezgileriyle akılı idrak noktasında yaşayan herkese farklı bakmanız lazım o zaman. Hatta rüyalar bile bu sınıflandırmanın içine girebilir. Yoksa bu tarz sezgisel anlamlandırmalar da mı kirli duygulara giriyor?
Bir de afedersiniz ama dinin siyaset alanına alet edilmesine hayır cümlenizi de açar mısınız? Avrupa’da Hristiyan Demokrat Parti gibi adını dahi dininden alan partiler varken ve demokrasisi bizi çok aşan bir düzeydeyken bu ülkeler, oralarda dinin her alanda temsiline izin veriliyor da iş bu ülkeye gelince mi din her yerden, kamusal alanlardan, siyasetten… uzak kalmak zorunda bırakılıyor?
İnsanlar dine ait bir talebi demokratik yollardan ifade etmek istediklerinde, din neden siyasete alet edilmiş oluyor? Ha, diyorsunuz ki, ben alet edilmesi dedim, iyi de normal bir talep bile çok laik! ülkemizde irtica geliyor kumkumasıyla anormal bir talepmiş gibi gösterilirken, siz hangi talebi, dinin siyasete ait edilmemesi olarak kabul edeceksiniz? Bunda da temiz ve kirli sınırınız var mı, varsa neler? Söyleyin de inanan insanlar hangi taleplerinin temiz hangisinin kirli olduğunu bilerek bir şeyleri talep edebilsinler. Gerici, yobaz, antilaik… gibi ifadelerle boyalı basına ve medyaya reklam olmadan bunları bilsinler ki bir de amacı tamamen temizken ülkeyi yıkmak istiyorlar gibi iftiralarla uğraşıp inançlarının temizliğini ispat etmek zorunda bırakılmasınlar. Çocuğunun mezuniyetine girip girememesinin temiz-kirli bir duygu olup olmadığını da bilsin ki, bir de buna itiraz ettiğinde gazetelerde tüm suçlu oymuş gibi lanse edilmesin mesela.
Saygıyla.
Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Tem 28, 2008 | Reply
olay budur sayın Akyol.
birbirimizi Atatürk konusunda çok iyi anladığımızı düşünüyorum.
Yazan:ümit harmancı Tarih: Tem 29, 2008 | Reply
Sayın Suzannur Hanım;
sitedeki makale dışında , bireylerle ‘dokunduğumuz filin neresi?’ yarışmasına girmem.bir kez bozalım bu düsturu….
Semt pazarından bir kaç ytl ye aldığı türbanla başını örten siz ve adını bilmediğim milyonlar son derece temiz inananlar..
Ancak Gucciden,YSL den,Versace den bilmem kaç bin dolara aldığıyla başını örtüp ; bu başörtüsünü meydanlarda erdoğana,güle,unakıtana oya tahvil edenler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim..
‘Başımı örteceksem,ingiliz mandasını tercih ederim’ diyenler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.( ha bu arada size bir sorum olacak;ülke bağımsızken mi yoksa işgal altındayken mi yapılan ibadet dinen daha makbuldür??)
Beş kuruş malvarlığım yok deyip takiyye kasetleri çıkınca ,ABD ye tayin olanlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Gazetesinde yazmaya cesaret edemediklerini,Taraf gazetesine finansör olarak kursağından konuşanlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim..
Gurbetçilerin temiz dini duygularını kullanarak ‘dini bütün holding’ yaftası altında paralarını iç edenler için ;Atatürk karşıtlığı gözünü kararttığından tarihi gerçekleri tahrif edenler için;kredi ile yandaş medya yaratanlar için;baş emperyaliste gidip ‘bizi delikten süpürmeyin’ diyenler için;24 yaşında holding genel müdürü , 14 yaşında sigortalı olanlar için;deprem gibi bir doğa olayını ahlaksızlıkla açıklamaya kalkan şarlatanlar için;hüseyin üzmezler için;newyorkta yediği 500 dolarlık istakozlu makarna haberini gazetelere sızdırdı diye garsonu ekmeğinden edenler için;emniyette bürokraside F tipi kadrolaşanlar için;kürt sorununu müslümanlık çatısı altında çözeceğini sanan ahmaklar için;Allah ile kul arasında aracılık etmeye kalkan din hokkabazı müceddidler için vb vb vb vb vb vb için AYNI ŞEYİ SÖYLEYEMEYECEĞİM…
(nicel ölçütler genelde fen bilimlerinde geçerlidir,su her yerde sıfır derecede donar;şimdi sosyal bir varlık olan ve her 10 yılda bir deri değiştiren mehmet barlas,ahmet hakan,şahin alpay,mehmet altan vb gibilere nicel bir ölçüt getirebilirmisin??adam ,hamamın namusunu kurtarmak için ‘liberal marksizm’ diye kitap yazıyor(fenni tabirle,kafası estiği için yerçekimi kanununu ilga ediyor )..Marx ı ,Hıgh Gate mezarlığında ters döndürüyor yaaa..(işte biz böyle prof dr yetiştiririz!!!)….
Suzannur hanım; avrupa ve hristiyanlık Aydınlanmayı yaşadı,hemde ağır bedeller ödeyerek.O çok öykündüğünüz hristiyan demokrat partilerin sadece adı hristiyan;hiç biri engizisyon dönemine dönelim sevdasında değil!!!!müslüman toplumlardan aydınlanmayı yaşayan var mı?Ampul resmi ile aydınlanılmıyor maalesef!!Bir nebze yaşama yolunda olan bu ülke idi oda sulandırıldı 1950 lerden sonra.Şerif Mardin de ‘öğretmen imama yenildi’ diyerek cenaze namazına buyur etti herkesi..
uykum geldi ,bu kadar magazin yeter,belki bir gün selefilik konusunu konuşuruz..
son söz; dini Allah ile kul arasına bırakalım ve kudsiyetini bozmayalım…(hınzırca güldünüz değil mi? ”cahil,islamiyet hayatın her alanını kuşatıyor,ne bırakması ne bireyi” diye değil mi?).O zaman aydınlanma işimiz ampule kaldı,Allah yardımcımız olsun….
Yazan:blue Tarih: Tem 29, 2008 | Reply
Ümit bey,
Sizde geleceğin Tuncay Özkan’ını gördüm. Potansiyel var, ciddiyim.
Avrupa aydınlanmayı yaşadı ve büyük bedeller ödedi. Bize aydınlanmayı kim yaşatacak ve hangi bedelleri ödetmeyi düşünüyorsunuz, belirtir misiniz?
Kürt sorununu müslümanlık çatısı altında çözmeye çalışmak ahmaklıkmış. En azından bir teori… Osmanlı’da yüzyıllarca test edilmiş ve çalışmış bir teori. Peki sizin teoriniz nedir? Kürtlerin karda ayakları kart-kurt sesler çıkardığı için adına Kürt denilen dağ Türkleri olduğu mu? Ahmaklık ölçütleri farklılaşabiliyor. Yeter ki bir ideolojiye bila-kaydu-şart iman edilmiş olsun.
Yazan:snowqueen Tarih: Tem 29, 2008 | Reply
@blue
Kürt sorununu “kürt-islam sentezi” şeklinde çözmenin karşıtı kart-kurt sesleri mi?
Birde “Atatürk idolleştiriliyor, kemalizm dini” gibi serzeniş sahipleri Fethullah Gülen’in idolleştirilmesi” konusunda “canım ona sevgi bağı var” diyor ki daha şahane. Kişi putlaştırması bazılarının işine geldiği noktada taşlanması gereken, işe gelmediği noktalarda gözden kaçırılan bir şey olursa işimiz iş.
Bence kimse putlaştırılmasın çünkü bir kimseyi idolleştirmek onu dünyamızın dışında tutmaktır.
Aslında tarihte ironik olan, bugün totaliter ideolojileri eleştirenlerin altyapısı.
Hoşuna gitmeyen bir düzende belirli felaketler göndererek(bkz.Nuh tufanı vb.) insanları toplu yoketmekte sakınca görmeyen ve itaat ilkesine bağlı metinlerin olduğu kutsal kitapları referans alarak
totaliterliği eleştirmek kozmosun bize bir şakası olmalı.
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Tem 29, 2008 | Reply
Ümit Bey,
Son yorumunuzda,dinin farklı amaçlara alet edildiğine değinmişsiniz.Doğrudur,ülkemizde dini istismar ederek bunu kişisel çıkarlarına alet edenlerin sayısı hiç de az değil.Bu sadece bize özgü bir durum da değildir.Bugün dünyada demokrasileri örnek alınan,model sayılan Avrupa ülkeleri de dahil dünyanın her yerinde benzer süreçler yaşanmıştır.Ortaçağ Engizisyon dönemi buna en iyi örnektir.Yıllarca din ve kilise baskısıyla bilimin,her türlü yeniliğin,toplumsal dönüşümün önü kapatılmış;bilim insanları,düşünürler,muhalifler giyotinlere gönderilmiş,insanlar meydanlarda yakılmıştır.Neden?Çünkü dini bir siyasal otorite haline getiren karanlık güçler iktadarlerını ancak terör estirerek,insanları korkutup sindirerek ayakta tutabiliyorlardı.
Dolayısıyla tarihin her kesitinde din,inanç ve ideolojileri geniş halk kitlelerine karşı koruyucu bir kalkan gibi kullanan zihniyetler hep olagelmiştir.Farklı biçimlerde tezahhür etse de aynı amacı güden benzer yöntemler kullanılmış ve hâlâ kullanılmaya devam edilmektedir.Sovyet Rusya’sından K.Kore’ye,ABD den Irak’a farklı kültür ve coğrafyalarda izlenen yöntem aynıdır;din,inanç ve ideolojiler kutsallaştırılarak talan ve sömürü düzeninin meşrulaştırılması hedeflenir.ABD,demokrasi götüreceğim diye dünyayı kana bular;Saddam,başka kutsiyetleri dayatarak uzun yıllar halkını inim inim inletir;Stalin,muhaliflerini hunharca katlederek diktatörlüğünü pekiştirir;K.Kore babadan oğula geçen tanrılaştırmayla sefalete sürüklenir.Hitler’i,Mussolin’i si de korkunç vahşet ve soykırımlarını hep halk adına,toplum adına yapmışlardır muhtemelen.Dolayısıyla hep kutsal(!) bir dava uğruna insanlara bunca ağır bedeller ödettirilimiştir;bazan devlet,bazan ulus bazan da din adına…Fakat tarih tanıktır ve tüm kirli ve pis oyunlar zamanla gün yüzüne çıkar,er veya geç insanlık tarafından kara bir leke olarak anılmalarının birgün zamanı gelir.
Konumuza dönecek olursak;evet bugün ülkemizde de kutsallara sığınarak toplumu karanlığa sürüklemek isteyen zihniyetler var.Kimi Kemalizm’i kalkan olarak kullanır,kimi bunu dinle yapar kimi de Kürtçülükle…Bunlara hep beraber tanık oluyoruz.Ancak böyle kötü niyetli zihniyetler var diye insanların haklarından,özgürlüklerinden,inanç ve düşüncelerinden vazgeçmesi gerekmez.Bunu bahane ederek ötekini düşman görmemize bizi yöneltmemeli.Dolayısıyla sorun burda başlıyor.PKK terör estiriyor diye kürt halkının kendisini özgürce ifade etmesine karşı çıkıp onları düşman mı görmemiz lazım?Sizin de değindiğiniz gibi islam dinini basamak olarak kullanıp palazlanan kesimler var diye insanların inançlarını küçümseyip onları düşman görmemiz mi lazım?
Bu bakımdan halkların inanç ve kimliklerini suistimal ederek toplumu birbirine kırdıran odaklara karşı elbette uyanık olmalıyız.Ancak bunu yaparken sapla samanı birbirine karıştırıp bizden olmayanları ötekileştirip dışlamamalıyız.Kalıci bir barış ve huzur ortamını arzu ediyorsak bunu insanları aynılaştırarak,tektipleştirerek yapmamalıyız.Bakın,uzun zamandır ülkemizi karanlığa sürükleyen derin bir güç var.Her gün kokusu biraz daha yayılan derin çeteler var.Hangi taşı kaldırsanız onlar çıkıyor,kirli çamaşırları bir bir ortaya çıkıyor.Fakat farklı kimliklere her fırsatta tahammülsüzlüklerini gizlemeyen sözüm ona solcu geçinenler bu çetelere toz kondurmuyor,hatta gönüllü avukatlığına bile soyunabiliyor.Dolayısıyla ideolojik hastalıklarımızdan arınıp gerçekleri görmemiz gerekir.Bu ülkede çete ve mafyalara sempati duyarak demokratikleşemeyiz,gelişemeyiz,huzura ve barışa kavuşamayız.Ve bütün bunlar olup biterken buna seyirci kalıp,suspus olup(hatta sempati duyup)her kötülüğün kaynağını türbanda,inanç özgürlüğünde aramak sağlıklı bir düşünce olamaz ve hiç bir sorunumuzu da çözemez.
Yazan:turan çevik Tarih: Tem 29, 2008 | Reply
atatürk e bakmak zorunluluğu mu var ki?
dünyalılardan bir grup neden böyledir allahım????
Yazan:blue Tarih: Tem 29, 2008 | Reply
snowqueen,
Kürt sorununun çözümü konusundaki alternatifler belli. Bunlar Balkan savaşından beri tartışılan şeyler. Yeni değil. Elimizde Kürt sorununun çözümüne dair iki somut-uygulanmış durum var:
1. Atatürk’ün de bahsettiği “milliyetimiz yalnız Türk değildir. Yalnız Çerkez değildir. Yalnız Kürt değildir. Hepsinden memzuç anasır-ı İslamiyedir” sözünde ifade bulan İslam birliği. Atatürk milli mücadele boyunca bu birliğe dikkat çekmiş ve başarılı da olmuştur. Doğu illerimiz, hala Türkiye sınırları içerisindeyse, bu Atatürk’ün ürt halkına, anasır-ı İslamiye olarak bakmasının sonucudur. Çünkü bildiğimiz gibi Lozan’da Kürtler azınlık statüsünde değerlendirilmek isteniyor. Kürt cemiyetleri buna şiddetle karşı çıkıyor ve ayrılık istemediklerini söylüyorlar.
2. Ne zaman Cumhuriyet kurulup ulus-devlet safhasına geçiliyor ve din, baskı altına alınmaya başlıyor Kürt isyanları başgöstermeye başlıyor. Şeyh Said isyanı Kürtçü bir hareket değil, hilafetin kaldırılmasına karşı çıkıyor. Sonra da ipin ucu kaçırılıyor zaten. Dine hürmetkar olduğunu parti programına yazdı diye Terakkiperver Cumhuriyet fırkası kapatılıyor, sıkıyönetim ilanı ve baskı başlıyor. İnönü’nün konuşması mealen Türk milliyetçiliğinden ve Türk olmayanların kafalarının ezileceğinden bahsediyor ve öyle de oluyor. Bundan sonra isyanların ardı arkası kesilmiyor. Dersim isyanı, binlerce insanın çoluk-çocuk demeden kimyasallarla öldürülmesi (ilk kadın pilotumuz Sabiha Gökçen’in marifetiyle) ve köylerin yaklılıp yıkılmasıyla bastırılıyor. Öyle bir yıkım ki, insanın bu gaddarlığı anlaması mümkün değil. Her ne ise… Ondan sonra hep baskı, zulüm. Din bağı da ortadan kalkınca marksist PKK kuvvet buluyor. Bugün çok açık bir tablo var. Müslüman ahali ayrılıkçılığı desteklemiyor. Bugün eğer Kürt halkı mesela Ortodox olsaydı, siz PKK’yı zaptedemezdiniz.
3. Federasyon modeli. Böyle bir şey söz konusu olamaz. Çünkü Doğu’da yaşaan Kürtler ve Batıda yaşayan Türkler gibi bir ayrım yok. Hatta Doğu’dakinden fazla Kürt belki İstanbul’da var. Ve Türkler, Kürtler kaynaşmış, böyle bir ayrım yapıp federe devlet kurma imkanınız yok.
4. Entegrasyon. Ayrılıkçı ülkelerle yıllarca savaşan Fransa, İngiltere, İspanya bu işi böyle çözdü. İnsanlara istediği dilde konuşma, yazma, eğitim özgürlüğü, kendi dillerinde yayın hakkı vereceksiniz. Kültürlerini aşağılamayacaksınız. Önlerine engeller çıkartmayacaksınız. Meclis’te partilerini kapatmayacaksınız, seslerini duyuracaklar, herşeyi özgürlükle dile getirebilecekler, her an elinizdeki balyozu kafalarına indirecek şekilde sallayıp durmayacaksınız.
Başka bir çözüm var mı, varsa ben bilmiyorum. Müslümanlık ortak paydasının kullanılmasını küçümseyebilirsiniz. Nişantaşı’ndan dünya daha farklı görünüyor olabilir. Bir kere Diyarbakır’a gidip köylerde, şehirde biraz dolaşırsanız fikriniz değişecektir.
Yazan:blue Tarih: Tem 29, 2008 | Reply
Snowqueen,
Atatürk’le Fethullah Gülen’i neden ve hangi amaçla karşılaştırdığınızı anlamadım. İdolleştirilme açısından bir kıyas çok saçma olur. Fethullah hocanın kendisine yapılan aşırı hürmeti kötüye kullanmadığı ortada. Ne diktatör olup başa geçmek gibi bir tutum sergiliyor, ne de kendisine tanrı muamelesi çeken Behçet Kemal kadar yalakalar yok etrafında. İdollük söz konusuysa Tarkan’ın, Keremcan’ın, Müslüm babanın müritleri Fethullah hocayı geçer. Öl dese ölürler, adam jiletle kendini doğruyor.
Yazan:blue Tarih: Tem 29, 2008 | Reply
Eh en azından biz tanrının işine karışmıyoruz. Toplu katliamı yapanın Nuh peygamber olmadığına dikkatinizi çekerim.
Evet, tanrı sözü karşısında itaatkarız. İşte bu yüzden totaliter zorbalara itaat etmiyoruz. Çünkü O, bize itaat etmememizi söylüyor. ama inançsız bir adamın zorbalığa boyun eğmemeyi emredecek tanrısı yok. Ölünce gidecek yeri de olmadığı için yavşaması kaçınılmaz. Fark bu…
Yazan:suzannur Tarih: Tem 29, 2008 | Reply
Ümit Bey,
Maşallah, nicel bir ölçüt geliştirmemişsiniz (zaten getirilemez, bunu anlatmaya çalışmıştım, en azından anlamışsınız) ama siz kendi nitel ölçütlerinizi sıralamış da sıralamışsınız. Semt pazarından üç kuruşa başörtüsü alan yurdum temiz inançlısına diyecek söz bulamamışsınız da AKP’li zengin ve tabii ki size göre kirli inançlılara amiyane tabirle geçirmişsiniz. Aynı nitel değerlendirmeyi ülkemizin değişik grupları için de ölçüt olarak kullanabiliyor musunuz? Yani solculuk yapıyorum diye bangır bangır bağırıp, kapitalizmin en renkli, cafcaflı yerlerinde çalışıp(medya, bankacılık, reklamcılık…), pastadan en büyük payı alanları da görebiliyor musunuz(hem de neler yiyor ve içiyorlar…)? Bu ülkede hataları sadece kirli inanç sahipleri yapmıyor Ümit Bey, çevrenize bir bakın bakalım neler oluyor? tek derdiniz ampül mü, o bugün gelir yarın gider, ya memlekete kazık çakanlara ne diyeceksiniz, onlar için de iki çift lafınız var mı, yoksa ampül düşmanlığınız onlara sempatiyle bakmanıza mı neden oluyor, belki siz de onların avukatlığını yaparsınız, kim bilir?
Dindar insanlar sizin için fakirken temiz de zenginken mi kirli bu arada? Her fikrin doğru ve yanlış uygulayıcısı vardır, keramet her yanlışa doğru duruşu sergilemektir. Ha ıstakoz yemiş garsonu işinden etmiş, ha kurulmuş partisinin başına, memur gibi, çeteleri savunmuş…
Şahin Alpay’la Mehmet Altan’ın nesini beğenmediniz, geldikleri köklerin hatalarını gün yüzüne çıkarmalarını mı? Ah, siz de Türkeş gibi altpsikolojiye mi sahipsiniz, davadan döneni vurur musunuz yoksa, yok, vurmaktan beter etmek de var, bu daha etkili bir teknik.
Kürt sorununda da din tek başına bir çözüm olamasa da bu çözümlerden biridir, en azından demokratik haklar tam olarak sağlanana kadar. Yoksa bunca eziyeti çekmiş bir halk ne diye sizinle bir arada yaşasın, kara kaşınız kara gözünüz için mi? (Türk solu dergisi gibi yapın siz de yok sayın da kökünden bir çözüm bulun, rozet de veriyorlarmış, eminim gururla taşıyorlardır. Türk olmak insanı ari yapıyor ya! Bakın onlar da bu çözümü bul-MUŞ!)
“ha bu arada size bir sorum olacak;ülke bağımsızken mi yoksa işgal altındayken mi yapılan ibadet dinen daha makbuldür??”demişsiniz. Niye sordunuz anlamadım, ibadet edeceksiniz de başlamak için hangisinin doğru an olduğunu mu öğrenmeye çalışıyorsunuz, hayırlı amellerde acele etmek lazımdır, siz bugün başlayın. Daha hayırlı günü mü olur başlamanın :)
Bu arada aydınlanmamızdaki ölçüt ampül değil, o yüzden üzülmeyin, ampül dediğiniz siyasi bir parti, bu din de o siyasi partiyle doğmadı, büyümedi, o olmayınca da bitmeyecek. Evet, Allah yardımcımız olsun, çünkü buna hepimizin ihtiyacı var.
Son söz olarak da yanlış her yerde yanlıştır Ümit Bey, AKP’nin ve çevresindekilerin hataları inananların hataları değildir ve farklı düşünce gruplarını temsil eden baştaki zerzevatın hataları da o düşünceye inanan insanların hataları değildir. Önemli olan, hatanın hata olduğunu görmektir. İnanan insanlar AKP’nin tapulu malı değil, bunu zihninize yerleştirin. Dindarları da sadece fakirseler temiz görme anlayışından da vazgeçin. Çünkü al birini vur ötekine, değişen hiçbir şey olmaz. Sen-ben davasında kimse temiz çıkmaz çünkü. Sağmış, solmuş… şuymuş, buymuş… Şu genellemelerden kurtulun hele, bakın ne temiz sohbetler yapıyoruz :)
Saygıyla.
Yazan:burak Tarih: Tem 29, 2008 | Reply
İnanmamak da bir tür inanç olduğu gibi bakmamak da bir bakma şekli gibi düşünülebilir.
@fizikci,
Sadece bu konuda insanların zihinleri nasıl işliyor, onu merak ettiğim için sormuştum. Ayrıca yine farkettim ki bir şeyin aşırıcılığını yapan insanlar diğer insanların maalesef sağlıklı düşünmelerine ket vuruyor. Güncel olarak gördüğüm bu yaklaşım daha çok milliyetçilik gibi olgular ya da din gibi kavramlar üzerinde etkili oluyor. Bir taraf “+” yukle yuklenirken diğer taraf yüksüz olsa bile en azından bir direnç mekanziması oluşturmak için “-” yukleniyor. E tabii her kavramın var olabilmesi için en az bir rakibi olmalı, bu da doğanın kanunu.
Selamlar.
Yazan:snowqueen Tarih: Tem 29, 2008 | Reply
@blue
Fethullah hocanın kendisine yapılan aşırı hürmeti kötüye kullanmadığı ortada
Bu göreceli değil mi? Bana göre sapına kadar kötüye kullanıyor ve kullandı da. Ben kötüye kullandığını düşünüyorum(ha keza benim gibi birsürü insan) ne olacak şimdi? Ya yanlış değilsek siz bunu hiç düşündünüz mü?
İdollük söz konusuysa Tarkan’ın, Keremcan’ın, Müslüm babanın müritleri Fethullah hocayı geçer. Öl dese ölürler, adam jiletle kendini doğruyor.
İdolleştirme okul öğretmenimizden aşık olduğum kadına/erkeğe kadar iner. İnsanoğlunun çocukluk hastalığı bu. Bu hastalığın ileriki boyutu kula kulluk etmek. Kıyaslama yapıp kendimizi kandırmayalım.
Hem İslam’da böylesi aracılar da ne oluyor, ruhban sınıfı mı vardı İslam’da? Bir söz duymuştum tanrı iyi insanlarla başkalarına ulaşır, kötü insanlar ise kendi emelleri için tanrının meşruiyetini kanıtlamaya çalışır gibi birşeydi.
Toplu katliamı yapanın Nuh peygamber olmadığına dikkatinizi çekerim.
Ben de Mircea Eliade “dinsel düşünceler ve inançlar tarihi” okumanızı tavsiye ederim.
Evet, tanrı sözü karşısında itaatkarız
Totaliter rejimlerin de özü bu değil mi zaten, İTAAT.
İşte bu yüzden totaliter zorbalara itaat etmiyoruz. Çünkü O, bize itaat etmememizi söylüyor.
Yapmayın pek sayın Blue.
İtaat etmemenizi mi söylüyor? Papa totaliter zorba değil mi Semavi dinlerin hristiyanları itaat ediyor? F.Gülen de gözümde aynı ölçüde zorba, islami holding patronu ama 5 vakit namaz kılan adam da.
Gerişi boş, gerisi hikaye. Eski Mısırda da böyleydi 21.yy yaşantısında da. Hangi zorbalığa boyun eğmekten bahsedyorsunuz?
Birilerinin gemicik alıp birilerinin o gemiciklerin yapımında ölmesinden daha zorbacası var mı?
ama inançsız bir adamın zorbalığa boyun eğmemeyi emredecek tanrısı yok. Ölünce gidecek yeri de olmadığı için yavşaması kaçınılmaz. Fark bu…
Valla şu dünyada zorbalığa en çok baş kaldıran insanlar olarak anarşistlerin sesinin çıktığını gördüm ama niyeyse “no master” derler hep. Demekki bu denklemde bir hata var.
Yazan:snowqueen Tarih: Tem 29, 2008 | Reply
Müslümanlık ortak paydasının kullanılmasını küçümseyebilirsiniz. Nişantaşı’ndan dünya daha farklı görünüyor olabilir.
Öncelikle Nişantaşından baktığımı nereden biliyorsunuz
İşte bunu yapıyorsunuz, Müslümanlık ortak paydasının kullanılmasını küçümsersen Beyaz Türk’sün değil mi?:)
Elbette partilerini kapatmayacaksın, kültürlerini, dillerini korumalarına olanak verip tepelerinde “balyoz”la durmayacaksın ama Kürt-İslam sentezi dayatıpta kitleleri koyun gibi uyuşturmayacaksın.
Türk-İslam sentezinin ne matah olduğunu gördük.
Yazan:ümit harmancı Tarih: Tem 29, 2008 | Reply
sayın blue;
Doğu sorunu hakkındaki düşüncelerimi sormuşsunuz.şu an iki günlük nöbetteyim,hastalarla uğraşıyoruz(geri kalmış/bıraktırılmış Türkiye bataklığının ürettiği hastalarla uğraşıyoruz.oysa asıl politika bu bataklığı kurutmaya yönelik sosyal tedbirler olmalı ;elimizde sinekkıran sivrisinek(hastalık) avlıyoruz,ne yapalım!!)..
Doğu sorunu hakkındaki görüşlerimi ,Ferhat Kentel in yazısına yapacağım ‘ENTELLEKTÜEL ÇETE’ isimli yorumumda belirteceğim…Ülkemizin ,düşün hayatını Obskürantist bataklığa çeviren bu entellektüel çeteyi deşifre etmeye çalışıcam..
Adı geçen çete hakkında ipuçlarını,yine bu sitede yayınlanan,Neşe Düzel in Sevan Nişanyan ile gerçekleştirdiği röportaja yaptığım yorumda bulabilirsiniz..kalın sağlıcakla…
Sayın Suzannur hanım ve Aziz Yılmaz beye de selamlar…..
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Tem 30, 2008 | Reply
Ümit Bey benden de size selamlar,iyi nöbetler dilerim.Sözünü ettiğiniz değerlendirmenizi memnuniyetle okuyacağım bilmiş olun.Bütün çabamız daha güzel bir Türkiye için.İnanıyorum ki birbirimizi dinlemeye ve anlamaya da çaba gösterirsek bunu başarmamızın önünde hiçbir engel kalmayacak.
Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Tem 30, 2008 | Reply
yaw arkadaşlar boşu boşuna yemeyin birbirinizi,fethullah hoca ben “hiç” im diyor.cemaat büyüksün hoca diyor.atatürk “beni övemeyin memleket için ne yapacaksınız,onu söyleyin” diyor.bizimkiler her tarafa büst dikiyor,sonra yangel yat.
bence insanların kim olduklarına değil ne yaptıklarına bakın.atatürkçüler memleket için ne yapmış,fethullahçılar memleket için ne yapmış,kıyaslayın bi bakalım.
dürüstçe…
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Tem 30, 2008 | Reply
Sayın Bigalıoğlu,
Sorunumuz da bu ya;insanların ne yaptığıyla değil kim olduklarıyla ilgileniyoruz daha çok.Mesela varsayalım ki bugün AKP yerine iktidarda başka bir parti olsaydı acaba bu partiye yöneltilen suçlamalardan ötürü yargılanır veya kapatılmasına gerekçe gösterilebilir miydi?Şimdi bunu söyledim diye benim AKP li olduğumu iddia ederek bir anda zıplayacak olanlar olduğunu biliyorum.Fakat dediniz ya dürüstçe tartışalım diye,ben de bunu yapmaya çalışıyorum sadece.Bu tür sorgulamaları adet haline getirip pusuda bekleyenleri merakta bırakmadan şimdiden cevabımı da yazayım.
AKP yi eleştirmek başkadır,sudan nedenlerle parti kapatmaya çalışmak ve bunu desteklemek başkadır.Zira kapatma davasıyla ilgili iddianamede icraat veya uygulamalara ilişkin tek satır yer almamıştır.Fakat sözüm ona AKP yi eleştirenler bu partiyi işbirlikçilikle,BOP’uygulamakla,neoliberal politakalara alet olmakla,hatta vatan hainliğiyle falan suçluyorlardı.Peki ne oldu da bunlara hiç yer verilmedi?Demekki gaye bu değilmiş.Yöneltilen suçlamalardan fazlası bile yapılsa bu kimsenin umurunda falan değilmiş;eğer bildik jargonu kullansalardı,bıktırıcı ezber ve sloganlara sarılsalardı pek mesele olmayacak ve geçinip gidecektik.
Sonuç olarak dediğiniz gibi işimiz gücümüz niyet okumak,kimin ne yaptığıyla değil kim olduğuyla ilgilenmek…Aynı takımı tutuyorsak mesele kalmıyor.Ha,memleket kötü idare edilmiş,hak hukuk çiğnenmiş,adalet yerlerde sürünmüş ne çıkar,yeterki aynı koroya katılalım gerisi teferruat.
Yazan:blue Tarih: Tem 30, 2008 | Reply
snowqueen,
Her şey görecelidir. Ben demiyorum, Einstein diyor. Önemli olan somut örnek göstermek. Fethullah hoca, kendisine gösterilen aşırı hürmeti nasıl kötüye kullanmış? Örnek?
Kimin iyi, kötü olduğuna nasıl karar vereceğiz? İncil’de “meyvalarına bakın” der. Eğer topluma zararlı caniler, haydutlar, zalimler yetiştiriyorsa kötüdür. Ama vehimle olmaz. Ben de Fethullah hoca’ya ölüp bitmiyorum ama adil olmak lazım. Hiç bir faulünü görmedim. Yetiştirdiği talebeler de kuzu gibi, kimseye bir zararları yok, hiçbirinin asayişe zarar verdiği görülmemiş. Var mı bildiğiniz bir vukuat? Yok. Eh askeriyeye, bürokrasiye, bilmemnereye sızma işi de bence gayet olumlu. Şeriatçılar, İslamcılar, bölücüler geleceğine bu insanlar gelsin. Ben kemalistlerden çok daha adil olacaklarına inanıyorum.
Biz, cuma selamlığında padişaha hep bir ağızdan “padişahım gururlanma, senden büyük Allah var” diye bağırırdık. Bunu sağlayan dindi. Bir yahudinin haksız yere elinin kesilmesine hükmettiği için Fatih Sultan Mehmed’in elinin kesilmesine hüküm veren kadılar, ancak mutlak adalet anlayışının hakim olduğu bir ortamda yetişirler. Din, her derde deva bir iksir değil elbette ama totaliter rejimlerin, önce halkın dini duygularını ortadan kaldırmaları manidardır. Çünkü imanlı bir insanın gözü kara olma ihtimali yüksek. Ve haksızlıklara baş kaldırma ihtimali yüksek. Çünkü pragmatik değil. Pragmatik olan canını, malını tehlikeye atıp karşı çıkmaz. Anarşistler konusunda yanılıyorsunuz. Anarşistlerin birçoğu inançlıdır. Onların karşı olduğu organize dinlerin otoriterliğidir. Bu noktada mesela Osmanlı’da en fazla baş ağrısına sufilerin sebep olmuş olması tesadüf değil.
5 vakit namaz kılıp holding sahibi olanlar filan… Nasıl yapsınlar? Namazı mı bıraksın, holdingi mi?
Türk İslam sentezini savunan kim? Ne sentezi, ne Türk’ü, ne İslam’ı? Dinde Türk diye bir şey yok. Hatta, İslam dedikleri de Hristiyanlığı, Museviliği, hatta bence Brahmanizmi, Budizmi, Taoizmi kapsayan bir din. Kümeyi inananlar ve inanmayanlar olarak kuruyorum ve geniş tutuyorum. Bu geniş kümede Türklük ancak cirmi kadar yer tutar.
Nişantaşı’nda değil miydiniz? Etiler miydi?
Yazan:snowqueen Tarih: Tem 30, 2008 | Reply
@blue
Fethullah Gülen kendisine gösterilen hürmeti nasıl kötüye kullandı diye bakarsanız 12 eylül dönemine göz atın derim. Sonrasında Amerika çıkarlarına nasıl hizmet ettiğine ve hala da bunun içinde olduğuna. Yeşil kuşak projeleri yeterli değil mi?
SIzma işlemiyle birlikte “adil” olacakları gene göreceli ve sizin yorumunuz, bu fetihçi anlayış nedir yani? Gülen cemaatinin de aynı ölçüde militarist, ataerkil ve üzerine kapitalizmi yeşilleyerek allayan pullayan tarafı tüylerimi diken diken ediyor.
Tarih imanlı insanan gözünün kara olduğunu göstermiyor, yanlışınız var ya da ikimiz tarihi farklı okuyoruz, tam tersi din refah içindeki küçük kitlelere karşı yığınların başkaldırmasını engelliyor.
“padişahım senden büyük Allah var” diyen başka padişaha “padişahım sen çok yaşa” dedi. “padişahım senden büyük Allah var” demek
padişahın veya feodal ağaların, din baronlarının neden ve ne için orada durduklarını sorguladı mı sizce? Müslüman Spartakus çıktı mı?
Doğunun despotizmi buna imkan tanımaz. Bunun tersi bir kanıt göremiyorum, Şeyh Bedrettin vb. bir kaç kişi dışında.
Öte dünya hayali MIsır’dan beri halk yığınlarını ferahlatmak için ortaya kondu. Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar ama büyük dinler bu vesileyle kıyametin “ahlaksızlıktan” kopacağını buyurabildi.
Platon’un dediği gibi herkes zengin olmamalı sonra çömleklerimizi kim yapacak? Önemli olan çömlekciyi isyana teşvik etmemek.
Bu kadar basit bir denklemi gözden kaçırmak mümkün değil.
Nişantaşı’nda değil miydiniz? Etiler miydi?
Otosanayi ve plazaların arasında biryerdeyim, birşey farketti mi?
Yazan:snowqueen Tarih: Tem 30, 2008 | Reply
Hristiyanlığın ilk ortaya çıkısına bakın, Roma devletinin zorbalığına karşı yoksul kesimler arasında yayıldı. PEki Roma’yı bu denli zorba yapn neydi? Romalı katı ve gözüpek bir işadamıdır aynı hirsityanların ve müslümanların bugün olduğu gibi. Oldukça pragmatik değiller mi?
Yazan:snowqueen Tarih: Tem 30, 2008 | Reply
çok uzun oldu ama dinsel gücün iktidar amacıyla kullanılmasından bahsediyorum, tarih dinsel gücü elinde bulunduran iktidar odakları ve bunların karışsında duranlarla da dolu aynı zamanda, laikliğin de bu ilkeyle ortaya çıktığını söyleyebiliriz.
Tek tanrı fikrini ortaya atan Akheneton’un bunu salt iman gücüyle yaptığını söylemek garip olur amaç gereğinden fazla MAL EDİNMİŞ
tapınağın hakimiyetini kırmaktı, aynı şey Bİzans’ta da oldu Avrupa’da da.
Fethullah Gülen’i de bu anlamda iktidar odaklarıyla birlikte değerlendirin bence. Tertemiz iman gücüyle değil!