Cihadizm ve Cihad aynı şey değildir
By Mustafa Akyol on Tem 18, 2008 in Cihad, İslam
11 Eylül 2001′deki terör eylemlerinden bu yana, Avrupa Müslümanları, terörizmin potansiyel zemini olarak görülüyor ve büyüteç altına alınıyorlar. Meselâ 2005′te Londra’da yaşanan ve 70′nin üzerine masum insanın yaşamına mal olan ‘barbarca’ saldırı, bu büyüteci biraz daha kalınlaştırdı. Gerçi Müslüman liderler eylemleri güçlü bir biçimde kınadılar, Tony Blair “Biliyoruz ki Müslümanların büyük çoğunluğu teröre bizim kadar karşı” dedi. Ancak sorun ortadan kalkmış değil.
Sorun şu: Terör eylemleri, bir avuç fanatik militan tarafından gerçekleştiriliyor, ama biraz daha geniş bir Müslüman kitle tarafından benimseniyor. İngiltere’deki Müslümanlar arasında yapılan bir araştırma, Usame bin Ladin’i haklı görenlerin oranının yüzde 13 olduğunu göstermişti ki, bu endişe etmek için yeterince yüksek bir rakam. Ben de iki yıl önce Londra’daki Müslüman öğrencilere verdiğim bir konferansta, blucin ve tişört giyen Pakistan asıllı iki gencin Bin Ladin’i ‘Mehdi’ olarak gördüklerini öğrenmiş ve hayrete düşmüştüm. Peki sorun ne? Batı’da ‘Sorun İslam’da, bu din nefreti öğütlüyor’ diyenler var. Oysa yanılıyorlar. Gerçekte radikalleşen Avrupalı Müslümanların krizi, İslam’dan değil, onun da yanlış yorumlanmasına yol açan bir dizi sosyal, siyasi ve tarihi problemden kaynaklanıyor.
Göçmenler ve çocukları
Sayıları 15 milyonu aşan Avrupalı Müslümanların büyük bölümü ekonomik yönden çok dezavantajlılar ve topluma çok az entegre olmuş haldeler. Çoğu, Avrupa’ya İkinci Dünya Savaşı sonrasında işçi olarak gelen göçmenler ve onların çocukları. Bu göçmenler, Avrupa’ya kıyasla oldukça fakir ülkelerden ve dahası bu ülkelerin de sosyoekonomik yönden en alt düzeyinden geldiler. Almanya’daki Türk işçilerin bu yüzden Alman toplumundan uzunca bir süre izole olduklarını biliyoruz. İngiltere’deki Pakistan ve Bangladeşlilerin, Fransa ve İspanya’daki Kuzey Afrika kökenlilerin ve Avrupa genelindeki Ortadoğu kökenli Müslümanların çoğunun kültürel izolasyonu daha da ileri boyutta. Kültür ve dil farklılığından kaynaklanan izolasyona, bir de ırk farkı eklendiğinde, ayrım iyice keskinleşiyor.
Aslında Avrupa’da yaşayan Müslümanların çoğu bu ayrımdan pek de şikâyetçi değil. Özellikle yaşlılar, yabancı bir toprakta kendi yaşam biçimlerini sürdürmeye çalışıyor. Ancak çocukları bir tür kimlik ikilemi yaşıyorlar: Onlar için vatan, ne babalarının ata yurdu, ne de içinde yaşadıkları ülke. Bu nedenle söz konusu gençler, Fransız uzman Oliver Roy’un ifadesiyle ‘kültürel yönden köklerinden koparılmış’ durumdalar.
İslam’ın modern yorumuna ihtiyaç
Söz konusu genç Avrupalı Müslümanların kimlik bunalımının temel bir nedeni, modern yaşam ile uyumlu bir İslam yorumundan yoksun olmaları. Çoğu, İslami gelenekler ile Batılı yaşam tarzları arasında bir tür orta yol buluyor, ama bu orta yol girişimleri, doktrinsel bir dayanaktan yoksun oldukları için, bazen de bir gerilim ve suçluluk duygusu üretiyor. Ve işte bu suçluluk duygusu, modernleşmiş genç Batılı Müslümanların bazılarında ters bir etki yaratıyor ve bir kimlik krizi sonucunda İslam’ın en radikal yorumlarını -daha doğrusu yanlış yorumlarını- benimseyebiliyorlar. Bu yanlış yorumları ısrarla yayan, Suudi sermayesi ile beslenen radikal imamlar da zaten ortalıkla dolaşıyor ve pek çok camiye egemen durumdalar.
ABD’ye yönelik 11 Eylül saldırısını düzenleyen teröristlerin çoğu, işte bu şekilde ‘yeniden doğmuş’, yani önce modernleşip sonra birden radikalizme savrulmuş gençlerdi. Londra’ya yönelik saldırıyı düzenleyenlerin de yine böyle ‘modern gençler’ olduğu ortaya çıktı.
Fransız uzman Oliver Roy bunlara ‘neofundamentalist’ veya ‘cihadist’ adını veriyor ve bunlar ile yalın İslam arasındaki farkı vurguluyor. Roy’a göre ‘cihadizm’ dini argümanlardan çok siyasi sloganlara dayalı. Dahası cihadistler, pek çok geleneksel İslami kuralı hiçe sayıyorlar.
Örneğin İslam fıkhı, savaş sırasında sivillerin korunmasına vurgu yapar. Cihadistlerin sivillere yönelik terör eylemlerinde, bu prensip açıkça çiğneniyor.
Bu konuda en çok yazıpçizen Batılılardan biri olan Daniel Pipes ise ‘cihadizm’i ‘militan İslam’ diye tanımlıyor ve bunun İslam’dan farkını şöyle özetliyor: “Geleneksel İslam, insanlara Tanrı’nın rızasına uygun olarak yaşatmayı öğretme amacında; militan İslam ise yeni bir düzen kurma peşinde.”
Peki bazı Avrupalı genç Müslümanları etkisi altına alan ‘cihadizm’ neden birdenbire yükseldi? Bir genelleme yaparsak, üç temel cevap bulabiliriz.
Kökenlere ilişkin üç cevap
Birincisi, Avrupa’daki Müslümanların ve genel olarak da İslam dünyasının fakirliği ve umutsuzluğu. Aslında İslam adına hareket eden radikallerin ve teröristlerin çoğu cahil ve fakir kesimlerden değil, aksine eğitimli ve hali vakti yerinde insanların arasından çıkıyor. Ancak aynen burjuva ailelerden gelmesine rağmen ‘proletarya’ için kapitalizmle mücadele eden solcu entelektüeller gibi, onlar da, baskı altına alınmış, fakirleştirilmiş ümmet için kendilerini feda etmek gerektiğine inanıyor.
Leninist bakış açısı
Bu noktada cihadizm denen ideolojiyi kuranların -örneğin Seyid Kutb, Ali Şeriati ve Mevdudi’nin- Marksist-Leninist ideolojiden önemli öçüde etkilendiklerini de belirtelim.
Emperyalistler tarafından kotarılan ve onların yerli temsilcileri olan kompradorlar tarafından desteklenen küresel bir komploya inanan komünistler gibi, cihadistler de, İslam dünyasının fakirlik ve güçsüzlüğünün, Batı’nın ve onun yerel destekçilerinin yürüttüğü bir komplonun sonucu olduğunu düşünüyorlar.
Bu düşünceye göre, İslam dünyasının mevcut sorunlarından kurtulması için, eğitim düzeyini, verimliliğini veya sağlık şartlarını yükseltmek yerine, onu ‘ezenlere’ saldırmak gerekiyor.
Kuran’dan ziyade Lenin’in ‘emperyalizm’ teorisine dayanan bu cihadist ideolojinin Çakal Carlos gibi yeminli Marksistlere cazip gelmesi, bir tesadüf değil…
İslami radikalizmin ikinci bir kaynağı, Batı’nın geçmişteki veya güncel politik suçları. Batı karşıtı duyguların en belirgin kaynakları, İngiltere ve Fransa’nın sömürgecilik geçmişleri ve ABD’nin Soğuk Savaş boyunca Ortadoğu’daki bazı diktatörlükleri desteklemiş olması. Filistin trajedisi de cabası…
Cihadizmin kökenleri hakkındaki üçüncü açıklama ise, gelenekçi İslam ile modern dünya arasındaki kültürel uçurum. Gelenekçi Müslümanların bir kısmı tarafından sergilenen premodern yaşam tarzı (ki bu premodern öğeler, İslam’ın özünde olmadığı halde öyle sanılıyor) İslam ve modern yaşam arasında uzlaşmaz bir çatışma olduğu izlenimini yaratıyor. Söz konusu gelenekçi Müslümanların çok büyük bölümünün terörizmle bir ilgisi yok, ama onların modern dünya ile uyumsuzlukları, cihadistler tarafından, Batı’yla çatışmak için bir neden olarak görülüyor.
Dar-ül Harbe son
Anlattığımız bu olgular, barış isteyen Müslüman liderlerin ve entelektüellerin önüne önemli görevler koyuyor:
Öncelikle, cihadizm ve onun yarı-Marksist dünya görüşü ile, İslam’ı ayırt etmek lazım. İslam, ‘Batı’ya karşı ‘Doğu’nun silahı değil; tüm insanlığa yönelik bir ilahi mesaj…
Batı’ya yaklaşırken bunu bilmek ve düşmanca tepkiler vermek yerine yapıcı eleştiriler getirmek gerekiyor.
Yapılması gereken bir diğer önemli çaba ise, İslami gelenekte yer alan, fakat bugüne hitap etmeyen bazı kavramları yeniden anlamlandırmak. Örneğin sık sık tartışılan ve dünyayı ‘Darül Harb’ ve ‘Darül İslam’ olarak ikiye ayıran geleneksel doktrini ele alalım. Kuran’da yer almayan bu kavramlar, İslam’ın ilk yüzyıllarında Müslüman fakihler tarafından geliştirilmişti. O zamanın dünyasında bir Müslüman’ın, yabancı bir toprakta güvenli olarak İslam’ı yaşaması ve tebliğ etmesi mümkün değildi. Ancak zaman değişti. Bugün açık bir dünyada yaşıyoruz ve Müslümanlar dünyanın dört bir yanında inançlarını yaşamak ve yaymakta özgürler. Özellikle de Batılı liberal demokrasilerde.
Bu, Batı’daki Müslümanların kendi inançlarını güzel örnekler sergileyerek temsil edebilecekleri ve diğer dinlerle barış içinde yaşayabilecekleri anlamına geliyor. Bu mümkün ve zaten İslam’ın asıl mesajı da bu… Kuran, insanların ayrı gruplara bölünmüş olmasının, ‘çatışmak’ için değil ‘tanışmak’ olduğunu haber veriyor. (Hucurat Suresi, 13)
2 [?]





8 Yorum
Yazan:Cüneyt Tarih: Tem 21, 2008 | Reply
Sayin Akyol,
Yaziniz Türk okuru bir nebze tatmin eder, fakat yurtdisinda yillardir yasayanlarin yüzünde ancak bir aci gülümsemeye yol acar. Oldukca iyi bir giris yapmissiniz, fakat cözüm ve sonuc bölümünde sizin de elinizden gelen sey „Islam yeniden yorumlanmali“nin ötesine gitmiyor. Islam’i kim yeniden yorumlayacak? Kimlere nasil kabul ettirecek? Bu „Islam yeniden yorumlanmali“cilar bir de bunun cevabini verseler cok iyi olacak. Islam’in yeniden yorumlanmasi, daha dogrusu caga uydurulmasinin zaruretinin ben de farkindayim da Müslümanlarin en büyük sorunu bunu herkesi kapsayip memnun edecek bir otorite eksikligi. Islam âlemi bugün bir cikmaz sokakta kalmis durumda. Kendini gelistiremiyor, asamiyor. Bati medeniyeti Üsküdar’i gecmis durumda, Islam dünyasi buna karsi koyabilecegi elle tutulur somut bir deger yok. Kendimizi 600 yil öncesinde ne kadar ileri oldugumuza dair bos laflarla avutmayalim. Müslüman ülkeler neden geri? Bu soruya dürüst cevap vermek durumundayiz. Toplumun %50’sinin üretken katkisindan din adina ferâgat eden bir medeniyet ne kadar ilerleyebilir? Bu sorularin cevabi, tezâhürünü Batinin üstünlügüne, attigi fersah fersah farka duyulan nefretin sonucu olan radikal Islam’da gördügümüz asagilik komplekslerinin nedenlerini olusturuyor.
Siz istediginiz kadar „Islam baris dinidir, nefreti ögütlemez, bu yanlis yorumlanmasindan kaynaklaniyor“ deyin. Bugünkü küresel konjonktürde Bati’da genis kitleleri buna hicbir zaman ikna etmeniz mümkün degil. Bu durumda ya
1) „Bati zaten Islam’i sevmez, ne desek bos, hepsinin köküne kibrit suyu“ diyeceksiniz
2) Ya da „Islam’in vitrini neden bu kadar perisan?“ sorusuna dogru yanit arayacaksiniz.
Avrupa’daki Müslümanlarin en nefret ettigim yanlari büyük kesiminin Islam’a, dar mânâda da Türklere olan önyargilara 1. sikki secerek cevap vermeleri, kafayi kuma gömüp eski tas eski hamam hayatlarina devam etmeleri.
Dogru ilk adimi atip 2. sikki secerseniz buna da –affedersiniz- yalap salap „Islam yeniden yorumlanmali“ türünden beylik, kimseye bir sey kazandirmayacak cevaplar vermemeniz gerekiyor. Islam dünyasi ne kadar özelestiri yapabiliyor? Islam dünyasi Bati’ya ne kadar acik? Islam dünyasi bugün ne kadar medeni? Cok mu agir oldu bu son soru? Derin bir nefes alip tekrar sorun bu soruyu kendinize. Medeniyet denen sey tek disi kalmis canavar degil, medeniyetin ölcüsü karikatür icin adam öldürülmemesi, roman yazdigi icin yazar hakkinda ölüm fetvasi verilmemesi, 2008 yilinda „kadinlar araba sürsün mü?“ tartismasinin yapilmamasi. Her firsatta dinsiz diye sövülen komünist Kuzey Kore’den teknoloji alip roketi yapip üstüne Sahap yazmak degil medeniyet. Bati medeniyetinin bugün Türkiye’nin basbakani bile nasil bir bütün oldugunu anlamaktan aciz „ahlâksizligini aldik“ diye sacmalarken 2008 yilinda gelecegi güvence altina alma yolunun daha eldeki genclere bir perspektif sunamazken (bkz. http://europeandcis.undp.org/home/show/7150B2A4-F203-1EE9-B2A59D51CEF6E1A8) hâlâ „disi“ basina 3 cocuktan gectigini sanmak da degil medeniyet.
Anladik, Ne harabî, ne harabatîyiz, kökümüz de mazîde, ona da tamam. Fakat âtî miyiz, orasi su anda bana mechul gibi geliyor.
Kaldi ki Avrupa’da entegrasyon sorunu Islam’in yeniden yorumu vs. ile cözüme kavusturulacak ya da hafifletilecek bir sorun degil, bunun icin fazlasiyla kesif mikro-projeler gerektigini düsünüyorum. Yaziniz bu konuda oldukca zayif kalmis. Iki Pakistanlinin Bin Laden’i mehdî görmesine bu kadar sasirmaniz da zâten konuya ne kadar yabanci oldugunuzun göstergesi.
Yazan:şenşakrak Tarih: Tem 21, 2008 | Reply
Cuney efendinin bir matah gibi soyledigi su sozlere de bakin hele.
Otorite eksikligi? Kuzum diyalektik diye birsey duymadiniz mi? Avrupa “Hristiyan modernlesmesi”ni Kilise otoritesi ile mi yapti, catisma ile mi?
Guya gorulemeyeni(!!) goruyor ve Turkiye’dekileri tatmin edecek(!!) bir yaziya ustten bakip “himm” diyorsunuz ama icinde bulundugunuz ve oykunup onunde egilmekten belinizi kiracaginiz Bati medeniyetinin gecirdigi en temel sureclerden haberiniz yok.
Su temeli bi kavrayin, sonra mikro olceklere, degisimin nasil sessiz ve derinden gerceklestigine, 100 yilin 200 yilin medeniyet tarihinde cok kisa bir zaman olduguna, 3 cocuk onerisine sasirirken avrupanin bu buyume hizi ile devam ederse 100 yil sonra avrupali irklar disinda kitlelerden olusacagina egiliriz.
Ahlaksizlik kismi da var tabi, o da ayri bir sey. Birileri, avrupanin elestirel aklini, diyalektigini, rasyonalitesini, demokrasi ve insan haklari gibi degerlerini alacagina gardrop devrimi yaparak, kicini basini acip kafasina silindir sapka giymesi gibi folklorik rituellerini taklit ederek Batililasacagini ve batililastiracagini sanirsa birileri de tasi gedigine koyar tabi. Kemalist projenin kendine soracak cok sorusu var, nicin ondan cok daha sonra modernlesmeye baslayan ulkeler sollayip sollayip kendisini gecmis?
Bu ulkeyi 100 yildan fazla bir zamandir pozitivist ittihatcilar yonetiyor, samimi muslumanlar degil.
İslam dunyasinin diger bolgelerindeki konuya ise en iyi cevabi bir Batili vermisti:
http://www.derindusunce.org/2008/03/24/888/
Bugun muhafazakarlar, batinin alinmaya gercekten deger, insanligin ortak mirasi olan degerlerini, sadece kemalist veya beyaz turk veya okumus veya bati gormus (bak bak bak) oldugu icin kendini aydinlanmis sanan pozitivist yobazlardan cok daha fazla icsellestirmistir.
Bugunku politik arenadaki kavga da bunun onemli gostergesi. Degisim burada. islam’da bu degisimin tam ortasinda. Korlere duyrulur.
Yazan:şenşakrak Tarih: Tem 21, 2008 | Reply
Ha bir de su muhtesem makalenin ve İslam konusunda batili hakemli dusunce dergilerinde daha pekcok yazinin yazari olan Mustafa bey’i de konuya yabanci olmakla elesitirme curetini gostermis ki, insanin nutku tutuluyor. Eline hasbelkader klavye geciren salliyor azizim, olcusu kantari yok ki..
Yazan:Cüneyt Tarih: Tem 21, 2008 | Reply
Aslinda cevap vermeye degmez ama sirf cok hosuma gittigi icin yazmak istedim.
Bayiliyorum bu “Islam âlemi neden geri kalmis? Sorun acaba bizde mi?” diye sorunca internetin anonimite perdesinin ardindan “ama kemalistler…” diye agzindan salyalar akarak klavyenin basina oturup sövüp sayanlara…
Bir konuda hemfikiriz: Eline klavye geciren salliyor hakikaten… Ama aferin. Islam aleminin olmayan özelestiri yetisine bu derece güzel bir kanit ben de zor sunardim herhalde.
“Mustafa Bey’i elestirme cüreti göstermisim”! Vay vay vay… Cehennemde yanarim artik.
Komik olmaktan öteye gidemiyorsunuz.
Yazan:şenşakrak Tarih: Tem 22, 2008 | Reply
Konu hakkında hicbir fikri olmadan, oykundugu medeniyetin gecirdigini temellerden habersiz dam ustunde saksagan yorum yapan birisinin Mustafa bey’i herhangi bir sey icin -gayet tabi olarak- elestirmekle, Mustafa beyi İslam konusunda “konuya yabanci olmak” gibi bir sacmalikla elestirmek arasindaki farki bilmemesi ve bu ikinci mihvalde kendisine verilen cevabi anlamasi mumkun mu? El cevap: Elbette hayir.
Peki bu serhi anlar mi? Sanmam.
Bunlari anlamayan birisiyle mi basta Mustafa beyin surekli vurguladigi ozelestiri meselesi olmak uzere İslam ve modernlesmeyi konusacagiz?
Bunlari anlamayan, hem Basbakanin “Batinin ahlaksizligini aldik” soylemini ornek verip hem de “peki neyini aldiniz, kic acmak ve kafaya silindir gecirmek haricinde, elestirel akli mi, rasyonalite yi mi, ulkeyi kim yonetti yuzyildir?” cevabini verince sasalayan, savsaklayan birisiyle ne konusacagiz?
İslam dunyasini yuzyillarca yonetmis, fikren onder olmus bir ulkenin halen kemalist oligarsi ile yonetildigini ulkedeki 100 yillik surecin biz ilgilenmesek de genel anlamda İslam dunyasinin modernlesmesi uzerindeki en basat etkenlerden birisinin oldugunu nasil anlatacagiz? Tum bunlara ragmen Ankara İlahiyat okulu cevrelerinin İslam dunyasinin en saygin modernlesmeci ekolunu olusturdugunu nasil dillendirecegiz? Zor.
İnsan biraz zeka seviyesi yuksek okur bekliyor bu tip yerlerde ama nafile.
Bir de rumuzuma dil uzatmis, anonimmis. Sizinki ne, tiklayinca resim ve nufus cuzdani mi cikiyor? Kim kimin kim oldugunu biliyor? Ha Cuneyt, ha Sensakrak, Ha Hasan kel, ha Kel Hasan, ne farkeder? Bu tiplerin en buyuk ozelliklerinden birisi de yazacak birsey bulamayinca rumuza takilmasi. İcerige gelin rumuzda takilip kalmayin.
Oykunmeci, circular argumentci, İslam modernlesmesi icin otorite eksikliginden dem vuracak kadar fasizan, en saglikli degisimin diyalektik oldugundan habersiz, dunyanin gecirdigi sureclerden birsey anlamamis, ustelik oykunduklerinin ne oldugu konusunda da bilgisiz. Profiliniz bu.
Bazi cahil insanlar bilmediklerini bilirler. Bir de birseyler bildigini sanip konusan, ama konustukca cehaleti aciga cikanlar vardir ki, en koyu ve umitsiz vak’a cahiler de onlardir. Aman dikkat.
Yazan:Cüneyt Tarih: Tem 22, 2008 | Reply
Beyefendi,
Size son yazisim, cünkü görüyorumki daha ziyâde polemik olsun diye yazan ve sürekli kisisel saldirida bulunmaktan öteye birsey söyleyemeyen birisiniz.
Asagida metninizden yaptigim alinti bile aslinda bu tartismanin bir tartisma bile olmadiginin, sizin -neden bilmem- bu derece celallenmis ve elestiriye kapali bir sekilde, isi neredeyse küfretmeye vardiracak hallerde Mustafa Akyol taraftarligini üstlendiginizin kaniti.
Bakin ben ne demisim:
Bakin siz ne anliyorsunuz:
Akabinde icerik temelinde Mustafa Akyol’u canla basla savunmnaktan öteye söyleyecek argümani olmayan birinin hezeyanlari:
- dam üstünde saksagan yorum yapan
- kendine verilen cevabi anlamayan
- zekâ seviyesi düsük
- “bu tipler” (artik nasil tiplerse o tipler)
- öykünmeci
- fasizan
- bilgisiz
- cahil
- ümitsiz vak’a
Allah askina, neyinizi ciddiye alip sizinle bu bayagi küfürlerinize mukâbele edecegim, bu derece lümpen bir agiz dalasina gireyim?
Diyorum, komik olmaktan öteye gidemiyorsunuz diye. Yüzünüze ayna tutulunca da böyle anlamsiz, gülünc bagirip cagirmalar…
Kalin saglicakla.
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Tem 22, 2008 | Reply
Tartışmayı biaz açmakta yarar var.Eğer meseleyi hangi din veya ideolojinin insanlığın yegane kurtuluşu olduğu üzerinden tartışırsak,sanırım ortak bir paydada buluşmak bir hayli zor olacak.Herkes benimsediği dünya görüşü,dini inancı ya da ideolojiyi yüceltecek,geri kalanları da tukaka gösterecektir.Dolayısıyla gerek ülkemizde,gerekse dünyada varolan etnik ve dinsel çatışmaların temelinde bu anlayış vardır.
Avrupadaki göçmenlerin durumuna bakalım.Farklı kültürlarden gelmiş insan topluluklarının(özelinde genç kuşakların) yaşadığı kimlik ve kültür ikilemini sadece dini aidiyetlere bağlamak son derece yanıltıcıdır.Evet kuşkusuz ki din olgusu da başlı başına bir nedendir,fakat tek neden bu değildir.Tek nedenin bu olmadığı gibi,varolan sorunsalın ortadan kaldırılması da yine tek başına dinin(burda islam dinin)yeniden yorumlanmasıyla mümkün olmayacaktır.Mesela şöyle de bakarak konuya biraz açıklık getirilebilir.Acaba sayın Akyol’un yazısında değerlendirdiği şekilde islama maledilen terör eylemleri,Avrupada islama karşı uygulanan baskı ve engellemeler sonucu mu yaşanıyor…Bin Laden’nin gençler tarafından bir mehdi,bir kurtarıcı gibi algılanması acaba din ve vicdan hürrüyetine yeterince ortam yaratılamadığından mıdır?Ben meselenin bu tepki üzerinden şekillendiğine inanmıyorum.Zira ister Avrupada olsun,ister demokrasileri gelişmiş diğer ülkelerde olsun islam dinine bizden çok daha toleranslı davranıldığı,camilerine,ibadetlerine karışılmadığı bilinmeyen bir gerçek değil.İslam ülkelerinde farklı din ve inançlara gösterilen toleransın fazlası vardır bu ülkelerde.Londrada milyon dolarlık camiler yaptırılıyor,pek çok batı kentlerinde islami cemaatlere izin veriliyor.Bizde ise kiliseler camiye dönüştürülüyor ve gayrimüslim azınlıkların mallarına elkonuyor.Bu ayıbı kısmen telafi edecek yasal düzenlemer yapılmak istendiğinde ise başta chp olmak üzere laikliğe toz kondurmayan ulusalcı kesimlerden itirazlar yükseliyor.Muhtemelen her bir klisenin küçük devletlere dönüşeceği,vatan elden gidecek kaygılarıyla yapılıyor bu.
Konuya dönecek olursak.Dünyayı kana bulayan Bin Ladin ve türevlerinin islamın gerçek temsilcileri olmadığ/olamayacağı,birer kurtarıcı ve kahraman gibi algılanmamaları için,evet islamın yeniden yorumlanmasına gerçekten ihtiyaç var.Fakat bu,islam dininin bir inanç olmasının ötesinde bir çatışma aracına dönüştürülecek şekilde bir yönetim modeli olarak dayatılması anlamına gelmez,gelmemeli.
Sonuç olarak her bireyin dini inancında,kültüründe,tercih ve seçimlerinde özgür olacağı demokratik bir kültür ikliminin yaratılması ayrıdır,her bir aidiyetin diğeri üzerinde tek doğru olarak dayatılması ayrıdır;bunları birbirine karıştırmamak gerekir.Nitekim bunu birbirine karıştırdığımız için boğazlaşıyoruz.Eğer ötekinin kendi olma hakkına saygı duymayı öğrenirsek zannedersem bütün bunlar birer kavga ve savaş nedeni olmaktan çıkar.
Yazan:ozan Tarih: Tem 22, 2008 | Reply
Paul Valery,tarih için ‘’insanlığın en tehlikeli icadı’’diyor.Niçin?Çünkü tüm zamanların en vebal yüklü kelimesi olan ‘’kimlik’’tüm tılsımı ile tarih denilen laboratuarın içinde yaşamaktadır.Zaten Gauguin de ‘’kimiz biz kimleriz,nereden gelmiş nerelere gideriz?Diye söylenirken aslında ‘’kimlik’’denilen bu tılsımı sorgulamaktadır.Peki bu kimlik nedir?Kısaca kişisel aidiyetlerimiz olarak tanımlayabiliriz ancak bu kelime öyle kestirip atmaya gelecek bir sözcük değildir.Çünkü kimlik denilen sözcüğü derinlemesine anlamaya çalıştığımız zaman aslında dünyada ki her bireyin farklı farklı kimliklere sahip olduğunu görürüz.Her birimizin kimlik cüzdanı vardır ve üzerinde adımız soyadımız doğum yerimiz doğum yılımız dinimiz uyruğumuz vs.yazar,bunlar bile bir bireyi diğerlerinden farklı kılar kaldı ki mensup olduğumuz din veya ulus veya meslek grubumuz veya konuştuğumuz dil,veya gittiğimiz dernek veya tuttuğumuz takım vakit geçirdiğimiz lokal oturduğumuz mahalle bu kimlik farklılıklarını çoğaltır…Bu aidiyetler için Lübnanlı yazar Amin Maalouf ‘’ruhun genleri’’ifadelerini kullanıyor…Çünkü kişilikte her birinin ayrı ayrı etkileri var!
Kimliğin üzerinde ki etkiler zaman için de kimliğin durumunu da değiştirmektedir;
Örneğin Saray Bosna da –Bosna Hersek de 60 yaşlarında bir adamı çevirip kimliğini çeşitli sorularla zaman içinde incelemeye çalışsanız farklı cevaplarla karşılaşırsınız.Mesela ‘’adam 1980’ e gelirken ‘’Ben Yugoslavım!’’diyecekti….Daha yakından sorular sorulduğunda ise Bosna-Hersek Özerk Cumhuriyetinde yaşadığını ve bu arada belki de son olarak Müslüman olduğunu söyleyecekti…’’
‘’…1990’lı yılların başında ise savaşın en şiddetli olduğu dönemde aynı adam hiç duraksamadan ve üstüne basarak kimliği hakkında şöyle diyecekti; Ben Müslüman’ım! Hatta belki de şeriat kurallarına göre bir sakal bile bırakmış olurdu.Hemen arkasından Boşnak olduğunu ve bir zamanlar Yugoslav olduğunu vurguladığının kendisine hatırlatılmasından hiç hoşlanmadığını söyleyecektir’’
Aynı adamı bugün çevirseniz kimliğine dair verdiği cevapların sıralaması değişecektir.’’Önce Boşnak olduğunu sonra Müslüman olduğunu söyleyecek ve belki de düzenli olarak camiiiye gittiğini belirtecektir. Ama ülkesinin kesinlikle Avrupa’nın bir parçası olduğunu ekleyecektir…’’
Aynı adamı 20 yıl sonra çevirseniz ne diyecektir? Boşnak mı Müslüman mı? Avrupalımı Balknalı mı?Bunu tarih gösterecektir ama biz şunu görüyoruz ki kimlik denilen sözcüğün içeriği toplumsal olaylara, zamana ve çevreye göre değişmektedir.
Kimlik denilen olgu bu kadar değişken olmasına rağmen alelade bir haber proğramı açsanız duyacağınız kelimeler bellidir;’’Sırplar katliam yaptı’’,Türkler sınır ihlali yaptı’’İngilizler yağmaladı’’,Yahudiler el koydu’’Filistinliler barışa yanaşmadı’’
vs.Veya söz konusu halklar hakkında;
‘’terörist’’,’’işgalci’’,’’katliamcı’’,’’soykırımcı’’bencil’’,’’antisemitist’’vs sıfatlar…
‘’Çoğu zaman kendinizi en fazla saldırıya uğrayan aidiyetinizle tanımlarsınız;kimi zaman bu aidiyetinizi savunacak gücünüz yoksa onu saklarsınız(örn.sebateistler)Bu durum da o sizin içinizin derinliklerinde kalır,gölgeye sinip ödeşme saatini bekler,ama ister sahip çıkılsın ister izlensin ister baskı altına alınsın şu gerçek değişmeyecektir işte sizin aidiyetiniz ve kendinizle özdeşleştirdiğiniz kimliğiniz o zaman dilimi için odur.Neyinize saldırdılar sizin dininize mi dilinize mi etnik grubunuza soydaşlarınıza mı ten renginize mi ana dilinize mi o saldırılana sahip çıkacak ve onu benimseyeceksiniz buda dünyanın değişmeyen bir kanunudur…
Şimdi Müslümanların bir kısmının Ladin’i çare olarak görüp ona sarılması ile inanın Ladin’in hiçbir alakası yoktur,çünkü insanlar ezilen yanlarını kimlik olarak görüp onunla cevap vermek durumunda kalıyorlar.Bu gidişatın İslam’ın modernizasyonu ile de hiç alakası yoktur ayrıca modernizasyondan da ne kastettiğiniz gayet mühimdir.Tankların altında ezilen çocukların taş atmalarının engellenmesimidir modernizasyon kendilerini güçlü görenlerin savunmasız insanlara saldırmamasımıdır?Bu tavrınız bana genç Cumhuriyet döneminde camilere sıra sokupta İslamı mosernleştiriyoruz onlar gibi bizde sıralarda oturacağız diyen garabet harikası devrimcileri hatırlattı İslam bir iman meselesidir,kişiye topluma göre İslam olmaz kişiler İslam’a göre olur…Ve O İslam’ın değişecek hiçbir hükmü de yoktur…Müslümanlar değişecek çünkü İslam’a uymalarını tam randumanlı bir hale getirmek zorundalr…Aksine sizin değdiniz gibi olursa Müslüamanlar inandığını yaşayacağına yaşadığına inanmaya başlar tıpkı bugün olduğu gibi…İşte Yusuf’un düştüğü kuyu bu!İlk etapta korkunç ve hayal kırıklığı verici olabiliyor ama bu işin sonu Mısır da bir bolluk ve adillerin iktidar olmasıdır…