<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 17:09:33 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>zafer kirac tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-46264</link>
		<dc:creator>zafer kirac</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 15:52:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-46264</guid>
		<description>elhamdurullah   muslumaniz</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>elhamdurullah   muslumaniz</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Derin Düşünce 2 yaşında! : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-26138</link>
		<dc:creator>Derin Düşünce 2 yaşında! : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2009 13:18:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-26138</guid>
		<description>[...] neyi muhafaza ettiğini, neyi tartışabileceğini daha iyi anlamak için &#8220;Şu kamplaşmadan kurtulalım mı?&#8220; adlı yazı [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] neyi muhafaza ettiğini, neyi tartışabileceğini daha iyi anlamak için &#8220;Şu kamplaşmadan kurtulalım mı?&#8220; adlı yazı [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>2008&#8242;in en çok okunan makaleleri : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-24506</link>
		<dc:creator>2008&#8242;in en çok okunan makaleleri : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2009 18:22:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-24506</guid>
		<description>[...] Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Son 90 günün en çok okunan yazıları : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-19535</link>
		<dc:creator>Son 90 günün en çok okunan yazıları : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2008 11:46:20 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-19535</guid>
		<description>[...]  1. Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...]  1. Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>aLaaDDiN YüCe tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-18117</link>
		<dc:creator>aLaaDDiN YüCe</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2008 23:44:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-18117</guid>
		<description>Sayın Olcayto Tan,
Benim savunduğum görüşler bu sistemle çakışır.
ve onun için bu sistem benim görüşlerimi kabul etmez.
ve benim görüşlerim de bu sistemin içinde yer almak istemez.
çünkü hakkın olduğu yerde batıl zail olur.

eğer birşeylerin değişmesini istiyorsak ilk önce kendimizi ve daha sonrada çevremizi değiştirmek lazım. ve herkeste bu düşünce çerçevesinde hareket ederse sorun kalmaz diye düşünüyorum.

ondan sonra zaten sistemde değişir.
çünkü sistemim bir parçası olarak sistemi değiştirmek düşüncesi bana göre çok saçma ve kendini aldatmaktan başka birşey değil.

Sistemden her türlü desteği gülen cemaati çoğunluk! olarak kendilerini çekerlerse yine sorun kalmaz diye düşünüyorum!


ve zaten eğer değişimi istiyorsak ve islamı hakim kılmak istiyorsak örneğimiz ve önderimiz olan peygamber efendimizin hayatına bakmamız lazım. 

o nasıl hareket etmişse bizde aynı şekilde hareket etmemiz lazım.

size bunun içide kitap önermiştim sanırım.
"İslamın Hareket Metodu" 4cilt yeterince bilgi var bu konuda.
evet sizin dediğiniz gibi nur cemaati epeyce geniş bir cemaat ama daha islam'a göre kendilerini değiştirmeden insanları değiştirmeye gittiler.

ve sistemi ilk kendileri korurken ve bu sistem doğrultusundan giderken nasıl olurda islam'ı hakim edelim düşüncesine bürünmüşler tuhaf bir durum ama neyse...
Çünkü hiç bir peygamber hak davayı batıl bir yoldan getirmemiştir. 
ama heralde nur cemaati farklı düşünüyor. peygamberlerin yapmadığını biz yapacağız diyorlar Gibi bir görüntü kirliliği içindeler:P
Nede olsa demokraside çoğunluk ölçü:)(ALLAH'ın dediği değil!) Nur cemaatide çoğunluk olduğuna göre sorun yok sannırım.
isterseniz çoğunluk olan nur cemaati talebelerine soralım ne yapıyorlar bunun için.
Ben kendi çevremde olanlara sorduğum  zaman lüküs hayat deyip başka birşey demiyorlar. nefislerinize zülmetmeyin ayetinin arkasına saklanıp yine başka birşey yapmıolar. yine herkes ile iyi geçinin diyip liberal görüşlülüğe sahip çıkarak yine başka birşey yapmıolar. ve de biz eğer destek vermezsek o zaman başkaları geçer diyip yine sistemin bir parçası olmaya devam ediolar.ha bunlar kötümüdür meselesine gelince,kişiler kendilerince iyi görebilirler. ama bu tür bir düşünceye ALLAH müsade etmemiştir ve bunun içinde yeterince ayet nazil olmuştur. malum bu ayetlerden haberdarsınız tekrardan yazmaya gerek yok diyorum. ama benim bildiğim islamda çoğunluk ölçü değil ve Kur'an da çoğunluğa uymayı doğru bulmamış ve onların zan ile yani tahmin ile kendilerinin doğru olduklarını iddia edeceklerini bildirmiştir.



zaten cemaleddin kaplan'ın fethullah gülen hakkında söyledikleri de çok doğru...
"Dinler arası diyalog" yoksa Hak kelimesini yazmayı unutmuşlarmı!

Dünyada kaç tane hak din varmış da haberimiz yok. gülen cemaati bizi bu konuda aydınlattı sanırım...

Daha fazla dinler arası diyalog için : http://www.diyalogmasali.com/

ve hakaret meselesine de gelince.
ben kimseye hakaret etmedim.
sadece denileni yazdım.
kişilerin söylediklerine bakarak bende neticeye gittim. yani hakareti ben değil o kişiler zaten kendi kendilerine yapmışlar. ve bunu öyle şekilde benimseyen kurumlarda zaten kabul etmişlerdir.


ayetlerden haberdar olmanızda çok güzel... 
o zaman bana fazla soru sormanıza da gerek yok diyorum. 
çünkü müslüman bu ayetlerin ve de peygamber efendimizin çizgisinde hareket ederler.
Ve bütün sorunları Kur’an, Sünnet ve İcma ile müslümanlar çözer.
kendi bence fikirleri çerçevesinde değil.


ve  Bütün cevaplarda Kur’an, Sünnet ve İcma yolunda mevcuttur


Sağlıcakla.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Olcayto Tan,<br />
Benim savunduğum görüşler bu sistemle çakışır.<br />
ve onun için bu sistem benim görüşlerimi kabul etmez.<br />
ve benim görüşlerim de bu sistemin içinde yer almak istemez.<br />
çünkü hakkın olduğu yerde batıl zail olur.</p>
<p>eğer birşeylerin değişmesini istiyorsak ilk önce kendimizi ve daha sonrada çevremizi değiştirmek lazım. ve herkeste bu düşünce çerçevesinde hareket ederse sorun kalmaz diye düşünüyorum.</p>
<p>ondan sonra zaten sistemde değişir.<br />
çünkü sistemim bir parçası olarak sistemi değiştirmek düşüncesi bana göre çok saçma ve kendini aldatmaktan başka birşey değil.</p>
<p>Sistemden her türlü desteği gülen cemaati çoğunluk! olarak kendilerini çekerlerse yine sorun kalmaz diye düşünüyorum!</p>
<p>ve zaten eğer değişimi istiyorsak ve islamı hakim kılmak istiyorsak örneğimiz ve önderimiz olan peygamber efendimizin hayatına bakmamız lazım. </p>
<p>o nasıl hareket etmişse bizde aynı şekilde hareket etmemiz lazım.</p>
<p>size bunun içide kitap önermiştim sanırım.<br />
&#8220;İslamın Hareket Metodu&#8221; 4cilt yeterince bilgi var bu konuda.<br />
evet sizin dediğiniz gibi nur cemaati epeyce geniş bir cemaat ama daha islam&#8217;a göre kendilerini değiştirmeden insanları değiştirmeye gittiler.</p>
<p>ve sistemi ilk kendileri korurken ve bu sistem doğrultusundan giderken nasıl olurda islam&#8217;ı hakim edelim düşüncesine bürünmüşler tuhaf bir durum ama neyse&#8230;<br />
Çünkü hiç bir peygamber hak davayı batıl bir yoldan getirmemiştir.<br />
ama heralde nur cemaati farklı düşünüyor. peygamberlerin yapmadığını biz yapacağız diyorlar Gibi bir görüntü kirliliği içindeler:P<br />
Nede olsa demokraside çoğunluk ölçü:)(ALLAH&#8217;ın dediği değil!) Nur cemaatide çoğunluk olduğuna göre sorun yok sannırım.<br />
isterseniz çoğunluk olan nur cemaati talebelerine soralım ne yapıyorlar bunun için.<br />
Ben kendi çevremde olanlara sorduğum  zaman lüküs hayat deyip başka birşey demiyorlar. nefislerinize zülmetmeyin ayetinin arkasına saklanıp yine başka birşey yapmıolar. yine herkes ile iyi geçinin diyip liberal görüşlülüğe sahip çıkarak yine başka birşey yapmıolar. ve de biz eğer destek vermezsek o zaman başkaları geçer diyip yine sistemin bir parçası olmaya devam ediolar.ha bunlar kötümüdür meselesine gelince,kişiler kendilerince iyi görebilirler. ama bu tür bir düşünceye ALLAH müsade etmemiştir ve bunun içinde yeterince ayet nazil olmuştur. malum bu ayetlerden haberdarsınız tekrardan yazmaya gerek yok diyorum. ama benim bildiğim islamda çoğunluk ölçü değil ve Kur&#8217;an da çoğunluğa uymayı doğru bulmamış ve onların zan ile yani tahmin ile kendilerinin doğru olduklarını iddia edeceklerini bildirmiştir.</p>
<p>zaten cemaleddin kaplan&#8217;ın fethullah gülen hakkında söyledikleri de çok doğru&#8230;<br />
&#8220;Dinler arası diyalog&#8221; yoksa Hak kelimesini yazmayı unutmuşlarmı!</p>
<p>Dünyada kaç tane hak din varmış da haberimiz yok. gülen cemaati bizi bu konuda aydınlattı sanırım&#8230;</p>
<p>Daha fazla dinler arası diyalog için : <a href="http://www.diyalogmasali.com/" rel="nofollow">http://www.diyalogmasali.com/</a></p>
<p>ve hakaret meselesine de gelince.<br />
ben kimseye hakaret etmedim.<br />
sadece denileni yazdım.<br />
kişilerin söylediklerine bakarak bende neticeye gittim. yani hakareti ben değil o kişiler zaten kendi kendilerine yapmışlar. ve bunu öyle şekilde benimseyen kurumlarda zaten kabul etmişlerdir.</p>
<p>ayetlerden haberdar olmanızda çok güzel&#8230;<br />
o zaman bana fazla soru sormanıza da gerek yok diyorum.<br />
çünkü müslüman bu ayetlerin ve de peygamber efendimizin çizgisinde hareket ederler.<br />
Ve bütün sorunları Kur’an, Sünnet ve İcma ile müslümanlar çözer.<br />
kendi bence fikirleri çerçevesinde değil.</p>
<p>ve  Bütün cevaplarda Kur’an, Sünnet ve İcma yolunda mevcuttur</p>
<p>Sağlıcakla.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Olcayto Tan tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-18108</link>
		<dc:creator>Olcayto Tan</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2008 21:03:35 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-18108</guid>
		<description>Alaaddin bey, 
sayfa sayfa yazıyorsunuz, alıntılar yapıyorsunuz ancak bunları hiç biri sorunun cevabı değil kendinizce haklısınız deyip geçiyorsunuz madem savunduğunuz ortaya koyduğunuz bir görüş var bunun uygulanabilirliğini şeklini şemalini bir anlatın bakalım.Adım adım  ne yapılacağını nasıl uygulanacağını ekonomik alandan tutunda hukuğa sosyal hayata her kuruma dair &lt;strong&gt;"pratik" ,"uygulanabilir"&lt;/strong&gt; düşüncelerinizi bizimle paylaşın.Genel olarak verdiğiniz hadislerden haberdarım , görüşlerinizi desteklemek adına bunları yinelemeye gerek yok ben sözünüze güveniyorum.

Şu anki sistemde bunun nasıl uygulanacağını adım adım izah ederseniz belki bir çözüme götürebilir yararlı fikirler üretebiliriz.

Sosyal imkanlara gelince insanlar görüşleri dahilinde örgütleniyorlar Fetullah Gülen liderliğindeki Nur cemaati bu gün ülkenin en büyük sosyal gücü, bu yüzden görüşünüz çerçevesindeki sosyal imkanlara ve sahip olunan kurumların kuvvetine haksızlık etmeyin , böyle bir mağduriyet demagojisine gerek yok herkes neyin ne olduğunu çok iyi biliyor.

Fikirlerinizi bekliyorum...

sağlıcakla.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Alaaddin bey,<br />
sayfa sayfa yazıyorsunuz, alıntılar yapıyorsunuz ancak bunları hiç biri sorunun cevabı değil kendinizce haklısınız deyip geçiyorsunuz madem savunduğunuz ortaya koyduğunuz bir görüş var bunun uygulanabilirliğini şeklini şemalini bir anlatın bakalım.Adım adım  ne yapılacağını nasıl uygulanacağını ekonomik alandan tutunda hukuğa sosyal hayata her kuruma dair <strong>&#8220;pratik&#8221; ,&#8221;uygulanabilir&#8221;</strong> düşüncelerinizi bizimle paylaşın.Genel olarak verdiğiniz hadislerden haberdarım , görüşlerinizi desteklemek adına bunları yinelemeye gerek yok ben sözünüze güveniyorum.</p>
<p>Şu anki sistemde bunun nasıl uygulanacağını adım adım izah ederseniz belki bir çözüme götürebilir yararlı fikirler üretebiliriz.</p>
<p>Sosyal imkanlara gelince insanlar görüşleri dahilinde örgütleniyorlar Fetullah Gülen liderliğindeki Nur cemaati bu gün ülkenin en büyük sosyal gücü, bu yüzden görüşünüz çerçevesindeki sosyal imkanlara ve sahip olunan kurumların kuvvetine haksızlık etmeyin , böyle bir mağduriyet demagojisine gerek yok herkes neyin ne olduğunu çok iyi biliyor.</p>
<p>Fikirlerinizi bekliyorum&#8230;</p>
<p>sağlıcakla.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>aLaaDDiN YüCe tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-18061</link>
		<dc:creator>aLaaDDiN YüCe</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2008 11:16:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-18061</guid>
		<description>öyle bir açıdan yaklaşmak gerekirse olaya, bu konuda kendinizce haklısınız. 
ama Peygamber efendimiz islam'ı anlattığı zamanda İman eden müslümanlar kendi anne ve babalarının örfleri ile çakışmadılarmı? Kardeşleri ile karşı karşıya gelmediler mi? Amca yiyen birbirlerine karşı değillermiydiler?
ve bu durumlar için ayetler nazil olmuyormuydu.
Ey Muhammed!)  De ki: “Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız evler, eğer size Allah’tan, rasulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimliyse Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Şüphe yok ki Allah, fasık olan bir kavme hidayet etmez.” (Tevbe: 24)

Din tekerrürden ibaret değilmi?
“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber müminler, "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki Allah'ın yardımı pek yakındır.” (Bakara Suresi 214. Ayet.)

“Savaş, hoşunuza gitmediği halde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi 216. Ayet.)

 "Yoksa siz -Allah içinizden savasanlar (la savasmayanlar)i belli etmeden-sebât edenler(le etmeyenler)i belli etmeden cennete girivereceginizi mi sandiniz?"(Al-i Imran sûresi, âyet: 142)

 "Yoksa siz (kendi halinize) birakilivereceginizi, içinizden cihad edenleri, Allah'dan, Resulünden ve mü'minlerden baskasini sir dostu edinmeyenleri Allah'in bilmedigini (onun ugrundaki fedakârliklarinizin mükâfatsiz kalacagini) mi sandiniz? Allah, ne yaparsaniz (hepsinden) haberdardir."(Tevbe sûresi, âyet: 16)

Ve eğer etkilenme konusunu açarsak isterseniz bir de laik'liğin bizim aileyi ne kadar etkilediğini ve ailemizi nasıl parçaladığını anlatayım. ama çok uzun olduğu için bunu şimdilik anlatmayacağım.
Sonuçta her devrim bir değişim demektir. ve devrimlerde zaten birbirine zıttır. ve doğal olarak karşı taraflıları sarsar. aynen cumhuriyet kurulduğu zaman o zaman ki müslüman insanları etkilediği gibi. ve o zaman ki insanlar da aynı şekilde sıkıntıların içine girdiler. ve de o zaman benim dedem dahil bir çok insanın toprakları elinden alınıp başka taraflara paylaştırıldı. ve bizim dedelerimiz de haklarını almak için birşey yapamadılar, neden mi çünkü şeriat mahkemesi yoktu ve zaten bahsi bile iğdam dı!

"Bu ülkede Din'i namusu olan insanlar aç kalmaya  mahkumdurlar" Sözü sizce kime ait.
ve de bu söz, sizce pratikte etkisini gösterdimi yoksa göstermedi!
Ben  kendim bu sözün Müslümanlar üzerinde ki yaptığı etkiyi bizat yaşayan biriyim.
zaten sakallı, çarşaflı, türbanlı, Ve de her namaz kılan kişiler irtica olmuyor mu?
vede sosyal imkanları elinde bulunduran kurumlar bu tür kişilere karşı değillermi?
yani bu devlette yaşamak ve sosyal imkanlara sahip olacaksak namussuz mu olmak gerek!?islam'ı bırakıp laikleğe mi girmek gerek!?
Biz müslümanlar olarak bu tür kişilere, getirİlere,sahte ilahlara: ( LA İLAHE ) Dedik, ve devamında da ALLAH'a tek ilah sensin yani( İLLALLAH ) DEDİK. Dünya bu tür inançta olanlara  olsun, ahiret biz müslümanlara yeter!



Bu anlamda bir devletin herhangi bir dine yakınlığı toplumları kültürleri bölüp bir arada yaşamaktan uzaklaştırmaz mı?

daha önceden de zaten size belirtmiştim. din bir yaşam biçimidir. ve de laikliğin bir din olduğunu açıklamıştım. şimdi laik olan insanların islam milletine yakın ilgide olduğunumu söylüyorsunuz?
laikler de kendi inancından olan insanlara yakınlık gösterir. bunu zaten pratikte görüyoruz.
çünkü her kişi kendi yaşayışı üzerinde olan kişileri sever. bu fıtridir.
isterseniz hristiyan olan ülkelere bir bakın veya budist olan ülkelere bunlar kendi inancında olanlarla veya olmayanlara aynı muamalede mi bulunuyorar.

inanın ki farklı bir sonuç bulamazsınız.
zaten katledilen insanları araştırmaya koyulursak hepside farklı inançta oldukları için katledilmiştirler. 
vede bu inanç biçimi eskiden beri günümüze bu şekilde gelmiştir.

Evet dünyada insanların huzurlu mutlu olamlarını helbet hepimiz istiyoruz ama bu türlü türlü inançlarla olmaz. çünkü bütün inançların temelinde birbirlerine zıtlık var. onun  için dünyaya huzur hakim olmaz. 

eğer çözüm diyorsak: çözümün yolu dünyaya tek bir inanç biçimin hakim olması!
ben Dünya daki insanları islam'a davet ediyorum. çünkü ben islamda huzuru buldum.


Ve islam dini de insanların elinden zorla mal mülkünü almaz. avam tabakasında cizye(vergi) verme şartı ile kalan kişilerin mal ve can güvenliğini islam devleti üstlenir. zaten demiştim onların her türlü hakları korunur diye.
zaten islam yayıldığı zamanda bir çok hristiyan ve yahudiler hani o krallıkla yönetilen halklar kendi istekleri ile kendi dinlerini de bırakmadan islam otoritesini kabul etmişlerdir.
ve kendi krallarına kendileri karşı çıkmıştırlar. bunun için halid bin velidin hayatını okumak  kafidir diye düşünüyorum.
veya Hz ömerin hilafet devrinide okumak daha iyi olur.

ama bütün osmanlı padişahların da pek adil olduğuda söylenemez. çünkü  osmanlı devrini kapsamlı bakıldığında islam'a bir çok şekilde aykırı hareket edilmiş. ve doğal olarakta bunu öyle okuyan ve bilen kişiler de bunu islam'a malletmeye çalışmışlar.
yani kişinin zalimliği, islam dininin zalimliği diye lanse edilmiş.
Sağlıcakla</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>öyle bir açıdan yaklaşmak gerekirse olaya, bu konuda kendinizce haklısınız.<br />
ama Peygamber efendimiz islam&#8217;ı anlattığı zamanda İman eden müslümanlar kendi anne ve babalarının örfleri ile çakışmadılarmı? Kardeşleri ile karşı karşıya gelmediler mi? Amca yiyen birbirlerine karşı değillermiydiler?<br />
ve bu durumlar için ayetler nazil olmuyormuydu.<br />
Ey Muhammed!)  De ki: “Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız evler, eğer size Allah’tan, rasulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimliyse Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Şüphe yok ki Allah, fasık olan bir kavme hidayet etmez.” (Tevbe: 24)</p>
<p>Din tekerrürden ibaret değilmi?<br />
“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber müminler, &#8220;Allah&#8217;ın yardımı ne zaman?&#8221; diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki Allah&#8217;ın yardımı pek yakındır.” (Bakara Suresi 214. Ayet.)</p>
<p>“Savaş, hoşunuza gitmediği halde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi 216. Ayet.)</p>
<p> &#8220;Yoksa siz -Allah içinizden savasanlar (la savasmayanlar)i belli etmeden-sebât edenler(le etmeyenler)i belli etmeden cennete girivereceginizi mi sandiniz?&#8221;(Al-i Imran sûresi, âyet: 142)</p>
<p> &#8220;Yoksa siz (kendi halinize) birakilivereceginizi, içinizden cihad edenleri, Allah&#8217;dan, Resulünden ve mü&#8217;minlerden baskasini sir dostu edinmeyenleri Allah&#8217;in bilmedigini (onun ugrundaki fedakârliklarinizin mükâfatsiz kalacagini) mi sandiniz? Allah, ne yaparsaniz (hepsinden) haberdardir.&#8221;(Tevbe sûresi, âyet: 16)</p>
<p>Ve eğer etkilenme konusunu açarsak isterseniz bir de laik&#8217;liğin bizim aileyi ne kadar etkilediğini ve ailemizi nasıl parçaladığını anlatayım. ama çok uzun olduğu için bunu şimdilik anlatmayacağım.<br />
Sonuçta her devrim bir değişim demektir. ve devrimlerde zaten birbirine zıttır. ve doğal olarak karşı taraflıları sarsar. aynen cumhuriyet kurulduğu zaman o zaman ki müslüman insanları etkilediği gibi. ve o zaman ki insanlar da aynı şekilde sıkıntıların içine girdiler. ve de o zaman benim dedem dahil bir çok insanın toprakları elinden alınıp başka taraflara paylaştırıldı. ve bizim dedelerimiz de haklarını almak için birşey yapamadılar, neden mi çünkü şeriat mahkemesi yoktu ve zaten bahsi bile iğdam dı!</p>
<p>&#8220;Bu ülkede Din&#8217;i namusu olan insanlar aç kalmaya  mahkumdurlar&#8221; Sözü sizce kime ait.<br />
ve de bu söz, sizce pratikte etkisini gösterdimi yoksa göstermedi!<br />
Ben  kendim bu sözün Müslümanlar üzerinde ki yaptığı etkiyi bizat yaşayan biriyim.<br />
zaten sakallı, çarşaflı, türbanlı, Ve de her namaz kılan kişiler irtica olmuyor mu?<br />
vede sosyal imkanları elinde bulunduran kurumlar bu tür kişilere karşı değillermi?<br />
yani bu devlette yaşamak ve sosyal imkanlara sahip olacaksak namussuz mu olmak gerek!?islam&#8217;ı bırakıp laikleğe mi girmek gerek!?<br />
Biz müslümanlar olarak bu tür kişilere, getirİlere,sahte ilahlara: ( LA İLAHE ) Dedik, ve devamında da ALLAH&#8217;a tek ilah sensin yani( İLLALLAH ) DEDİK. Dünya bu tür inançta olanlara  olsun, ahiret biz müslümanlara yeter!</p>
<p>Bu anlamda bir devletin herhangi bir dine yakınlığı toplumları kültürleri bölüp bir arada yaşamaktan uzaklaştırmaz mı?</p>
<p>daha önceden de zaten size belirtmiştim. din bir yaşam biçimidir. ve de laikliğin bir din olduğunu açıklamıştım. şimdi laik olan insanların islam milletine yakın ilgide olduğunumu söylüyorsunuz?<br />
laikler de kendi inancından olan insanlara yakınlık gösterir. bunu zaten pratikte görüyoruz.<br />
çünkü her kişi kendi yaşayışı üzerinde olan kişileri sever. bu fıtridir.<br />
isterseniz hristiyan olan ülkelere bir bakın veya budist olan ülkelere bunlar kendi inancında olanlarla veya olmayanlara aynı muamalede mi bulunuyorar.</p>
<p>inanın ki farklı bir sonuç bulamazsınız.<br />
zaten katledilen insanları araştırmaya koyulursak hepside farklı inançta oldukları için katledilmiştirler.<br />
vede bu inanç biçimi eskiden beri günümüze bu şekilde gelmiştir.</p>
<p>Evet dünyada insanların huzurlu mutlu olamlarını helbet hepimiz istiyoruz ama bu türlü türlü inançlarla olmaz. çünkü bütün inançların temelinde birbirlerine zıtlık var. onun  için dünyaya huzur hakim olmaz. </p>
<p>eğer çözüm diyorsak: çözümün yolu dünyaya tek bir inanç biçimin hakim olması!<br />
ben Dünya daki insanları islam&#8217;a davet ediyorum. çünkü ben islamda huzuru buldum.</p>
<p>Ve islam dini de insanların elinden zorla mal mülkünü almaz. avam tabakasında cizye(vergi) verme şartı ile kalan kişilerin mal ve can güvenliğini islam devleti üstlenir. zaten demiştim onların her türlü hakları korunur diye.<br />
zaten islam yayıldığı zamanda bir çok hristiyan ve yahudiler hani o krallıkla yönetilen halklar kendi istekleri ile kendi dinlerini de bırakmadan islam otoritesini kabul etmişlerdir.<br />
ve kendi krallarına kendileri karşı çıkmıştırlar. bunun için halid bin velidin hayatını okumak  kafidir diye düşünüyorum.<br />
veya Hz ömerin hilafet devrinide okumak daha iyi olur.</p>
<p>ama bütün osmanlı padişahların da pek adil olduğuda söylenemez. çünkü  osmanlı devrini kapsamlı bakıldığında islam&#8217;a bir çok şekilde aykırı hareket edilmiş. ve doğal olarakta bunu öyle okuyan ve bilen kişiler de bunu islam&#8217;a malletmeye çalışmışlar.<br />
yani kişinin zalimliği, islam dininin zalimliği diye lanse edilmiş.<br />
Sağlıcakla</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Olcayto Tan tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-18040</link>
		<dc:creator>Olcayto Tan</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Aug 2008 23:48:14 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-18040</guid>
		<description>Estağfurullah hata olacak mutlaka, son söylediğiniz üzarinden devam edeyim o halde, söylediğiniz pratik anlamda nasıl uygulanacak .Yani varolan hukuk sistemi tümüyle değiştirilip şerri kurallara dayalı bir hukuk sistemi getirdiğimizde gayri müslimlerin bazı haklarını elinden almış olmuyor muyuz?Bu anlamda bir devletin herhangi bir dine yakınlığı toplumları kültürleri bölüp bir arada yaşamaktan uzaklaştırmaz mı?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Estağfurullah hata olacak mutlaka, son söylediğiniz üzarinden devam edeyim o halde, söylediğiniz pratik anlamda nasıl uygulanacak .Yani varolan hukuk sistemi tümüyle değiştirilip şerri kurallara dayalı bir hukuk sistemi getirdiğimizde gayri müslimlerin bazı haklarını elinden almış olmuyor muyuz?Bu anlamda bir devletin herhangi bir dine yakınlığı toplumları kültürleri bölüp bir arada yaşamaktan uzaklaştırmaz mı?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>aLaaDDiN YüCe tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-18003</link>
		<dc:creator>aLaaDDiN YüCe</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2008 18:16:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-18003</guid>
		<description>Sayın Olcayto Tan Haskol

Bu konu ile ilgili kitap okumuştum ama hafızama tam yerleşmediğinden olsa gerek veya yerleştide yanlış anladığımdan olsa gerek size yanlış anlattım.

kitabıda şuan  bulamadım yoksa daha ayrıntılı bir şekilde açıklık getirirdim ama tefsirlere müracaat edersek herhalde sorun çözülür.


Yahudi ve Hristiyanlar islam devletinde kalmak istediklerinde islamın onlara tanıdıkları hakları kabul ederek yani cizye vererek kalırlar.
Ve islam devletinde onların her türlü  hakları korunur.
bunun içinde
İslam devletinde yahudi ve hrisitiyanlar kalmak istediklerinde İslam hukukunu baz alırlar. zaten belirttiğim gibi beşer sistemlerdede farklı değildir. 


bunun İçin nisa 60/61/62/63/64/65 ayetlerinin tefsirine bakarsanız daha iyi olur diye düşünüyorum.
http://www.sevde.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm  nisa 60/61/62/63/64/65

yanlış anlattığım için özür dilerim. ama islam'ın emrettiği bu.

 Hükmün Ancak Allah'a Ait Oluşu
Bütün usul kitapları, hakimiyet noktasında hüküm verme yetkisinin sadece Allah'a ait olduğunu belirterek başlarlar. Peygamber efendimiz (sav) ise kendisine Allah'ın indirdiği vahiy ile hüküm verirdi. Bu vahyin metluv olması veya gayrı metluv olması arasında fark yoktur.(Metluv vahiy Kur'an-ı Kerimdir.Gayri metluv vahiy ise peygamberimizin hadisleridir)

Ümmet tarafından vekil olarak seçilen İslam şeriatındaki halife ise, ilahi şeriatı uygulamaya koyar. Bu şeriata muhalif herhangi bir maddeyi çıkartıp yürürlüğe koyması onun ebediyen hakkı değildir, İlahi naslar üzerinde inceleme yapan müctehid alimler ise, müslümanların günlük hayatta karşılaştıkları meselelerde, rabbani hükmün bilinmesi için çaba sarf ederler.

Allahu Teala'nın hakim sıfatı O'nun isimlerinden bir isim ve O'nun özelliklerinden bir özelliktir. O halde kim kendi nevasına göre yasama veya kanun koyma yetkisine sahip olduğunu iddia ederse, ancak uluhiyyet (ilahlık) iddiasında bulunmuş olur. Her ne kadar söylemlerinde ilahlık iddiasında bulunmasa bile fiili olarak ilahlık yetkisine yeltenmiş olur. Bilinmelidir ki; hakimiyet yetkisini kendi üzerinde görerek ilahlık iddiasında bulunan, ister halktan bir tabaka, ister halkın hepsi, ister bir parti veya partiyi organize eden bir gurup, isterse de bir kurul veya tek bir fert olsun sonuç değişmez. Bu iddia Allah'ın kanun koyma yetkisine yeltenmektir ve şirktir. Sahibini dinden çıkarır, (tağut hükmüne sokar). Tağut ister Arap olsun, ister Amerikan olsun, ister Afgan olsun, ister Rus olsun, (ister Türk olsun) tağuttur, değişmez. Çünkü küfür tek millettir. Allah'ın indirdikleri hükümler dışında hüküm koyanlar, namaz da kılsalar, oruç ta tutsalar, dini ibadetlerini yerine de getirseler kafirdirler. Irzlar, kanlar, mallar hakkında ortaya atılan hüküm küfür ve iman açısından hakimin kimliğini belirlemektedir.

"Yoksa onların, Allah'ın dinde izin vermediği şeyleri kendilerine meşru kılacak ortakları mı var?" (Şura Suresi: 42/21)
"Üzerlerine Allah'ın ismi anılmamış olanlardan yemeyin, çünkü o kesinlikle Allah'ın emrinden çıkmaktır. Bununla birlikte şeytanlar kendi dostlarına sizinle tartışmaları için mutlaka telkinde bulunacaklardır. Eğer onlara itaat edecek olursanız şüphesiz siz de müşriklerden olursunuz." (Enam Suresi: 6/121)

Beşeri sistemlere itaat etmek, kalbin rızası ile birlikte olursa şirktir.( Kalbin rızasının kalkması ise ancak ikrah ile mümkündür, (y.y) Sahibini İslam milletinden çıkarır. Kanun çıkarmanın kaynağı Allah'ın kitabıdır. Sonra Resulullah'ın (sav) sünneti, sonra icma, sonra da kıyastır, İslam tarihi boyunca bu kaynaklar üzerinde alimler ittifak etmişlerdir. Allah'ın şeriatından hariç kanun yapan kafir olur. Müslüman imamların ittifakı ile dinden çıkar. Kanun koyma hakkı tağutlara verilirse onlar milleti katlederler, haksız yere ümmetin mallarını yerler ve tüm pislikleri yaparlar. Çünkü kanun onları korur ve onlar kanun adıyla konuşurlar. Bundan dolayı bazı beşeri anayasalarda "memleketimizde filan birisi hakimdir, kanunların üstündedir." (kanunlar onu yargılayamaz) diye beyan edilir. (Günümüzde milletvekillerinin dokunulmaz, oldukları gibi.)

Allahü Teala kendi muhkem kitabında buyuruyor ki:

"Yok yok! Rabbine yemin ederim ki onlar aralarında çıkan çapraşık meselelerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden nefislerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar."(Nisa Suresi: 5/65)

"Allah'u Teala kendi şerefli mukaddes zatına yeminle ifade buyuruyor ki bütün işlerde Allah Resulü'nü hakem tayin etmedikçe hiç bir kimse gerçekten iman etmiş olmaz." (y.y- İbn-i Kesir Tefsiri. 4/1751)

Hakim, Müstedrek'te bu ayetin sebebi nüzulünü şöyle rivayet etmektedir:

"Bir konu hakkında münafık ile yahudi ihtilafa düşmüşlerdi. Konuyu Allah Resulüne götürürler. Allah Resulü yahudinin lehine hükmeder. Yahudi bu hükme razı olur fakat münafık ise bu hükmü kabul etmez. Münafık ihtilafın çözümü için "Ebu Bekir'e müracaat edelim" der. Hz.Ebu Bekir'e giderler ve durumu anlatırlar. Hz Ebu Bekir'de Allah Rasulü gibi hüküm verir. Münafık Hz. Ebu Bekir'in hükmünü de kabul etmez, Hz Ömer'e durumu arz etmeyi ister ve Hz. Ömer'e giderler. Yahudi münafığı Hz. Ömer'e şikayet edip der ki: "Biz Muhammed'e gittik benim lehimde hüküm verdi . Bu adam da kabul etmedi. Sonra Ebu Bekir'e gittik o da benim lehimde hüküm verdi. Bu adam yine kabul etmedi. Ve sana geldik." Hz Ömer bunu işitir işitmez içeri girip kılıcını alır ve münafığın kellesini uçurup şöyle buyurur: "Allah Resulünün hükmüne razı olmayanın hükmü budur. Allah Rasulü o münafığın kanını heder sayar. Çünkü Allah resulünün hükmüne razı olmayan müslüman değildir ve kanı hederdir."
Yukarıda zikrettiğimiz ayetin (Nisa:65) bahsettiği konu (hakimiyet yetkisinin kayıtsız şartsız Allah'a ait oluşu), içinde yaşadığımız şu zamanın en önemli konularındandır. Aynı zamanda hakimiyet yetkisinin sadece Allah'a ait oluşu La ilahe illallah mefhumu ile ilgili olup, direk akideyi ilgilendiren bir husustur. Fıkhi bir konu değildir ki faili fasık olsun. Çünkü Allah'ın indirdiği ile hükmetmek La ilahe illallah'ın pratik halidir. Şehit Seyyid Kutub diyor ki: "Şayet bu dini maden parçasına benzetmiş olsaydık bir tarafı üzerine La ilahe illallah yazılırdı, diğer tarafı üzerine de Allah'ın şeriatı ile muhakeme olmak yazılırdı. Bu ikisi, birbirinden ayrılmaz bir bütündür."

Bilinmelidir ki bu konu, (insanların La ilahe illallah demeleriyle birlikte Allah'ın şeriatından gayrısına meyletmeleri) ciddi bir tehlikedir. Çünkü La ilahe illallah demek Allah'ın indirdikleri ile hükmetmek demektir. Allah'ın indirdiği ile hükmetmemek ise insanların hayatından Allah'ın uluhiyetini (ilahlığını) kaldırmak, beşer hayatını tanzim etme noktasında Allah'ın hakkını gasbetmek ve insanların, insanlar üzerinde rablik iddia etmesidir.

Daha çok Ayrıntı için: http://www.delikanforum.net/dini-bilgi-ve-egitim/62696-hukmun-ancak-allaha-ait-olusu.html

Benim yanlış olduğum noktalardada beni kur'an ve Sünnet ölçüsünde uyarırsanız sevinirim.
Çünkü hatalar biz kullar içindir. Dönmekte öyle!
Sağlıcakla</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Olcayto Tan Haskol</p>
<p>Bu konu ile ilgili kitap okumuştum ama hafızama tam yerleşmediğinden olsa gerek veya yerleştide yanlış anladığımdan olsa gerek size yanlış anlattım.</p>
<p>kitabıda şuan  bulamadım yoksa daha ayrıntılı bir şekilde açıklık getirirdim ama tefsirlere müracaat edersek herhalde sorun çözülür.</p>
<p>Yahudi ve Hristiyanlar islam devletinde kalmak istediklerinde islamın onlara tanıdıkları hakları kabul ederek yani cizye vererek kalırlar.<br />
Ve islam devletinde onların her türlü  hakları korunur.<br />
bunun içinde<br />
İslam devletinde yahudi ve hrisitiyanlar kalmak istediklerinde İslam hukukunu baz alırlar. zaten belirttiğim gibi beşer sistemlerdede farklı değildir. </p>
<p>bunun İçin nisa 60/61/62/63/64/65 ayetlerinin tefsirine bakarsanız daha iyi olur diye düşünüyorum.<br />
<a href="http://www.sevde.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm" rel="nofollow">http://www.sevde.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm</a>  nisa 60/61/62/63/64/65</p>
<p>yanlış anlattığım için özür dilerim. ama islam&#8217;ın emrettiği bu.</p>
<p> Hükmün Ancak Allah&#8217;a Ait Oluşu<br />
Bütün usul kitapları, hakimiyet noktasında hüküm verme yetkisinin sadece Allah&#8217;a ait olduğunu belirterek başlarlar. Peygamber efendimiz (sav) ise kendisine Allah&#8217;ın indirdiği vahiy ile hüküm verirdi. Bu vahyin metluv olması veya gayrı metluv olması arasında fark yoktur.(Metluv vahiy Kur&#8217;an-ı Kerimdir.Gayri metluv vahiy ise peygamberimizin hadisleridir)</p>
<p>Ümmet tarafından vekil olarak seçilen İslam şeriatındaki halife ise, ilahi şeriatı uygulamaya koyar. Bu şeriata muhalif herhangi bir maddeyi çıkartıp yürürlüğe koyması onun ebediyen hakkı değildir, İlahi naslar üzerinde inceleme yapan müctehid alimler ise, müslümanların günlük hayatta karşılaştıkları meselelerde, rabbani hükmün bilinmesi için çaba sarf ederler.</p>
<p>Allahu Teala&#8217;nın hakim sıfatı O&#8217;nun isimlerinden bir isim ve O&#8217;nun özelliklerinden bir özelliktir. O halde kim kendi nevasına göre yasama veya kanun koyma yetkisine sahip olduğunu iddia ederse, ancak uluhiyyet (ilahlık) iddiasında bulunmuş olur. Her ne kadar söylemlerinde ilahlık iddiasında bulunmasa bile fiili olarak ilahlık yetkisine yeltenmiş olur. Bilinmelidir ki; hakimiyet yetkisini kendi üzerinde görerek ilahlık iddiasında bulunan, ister halktan bir tabaka, ister halkın hepsi, ister bir parti veya partiyi organize eden bir gurup, isterse de bir kurul veya tek bir fert olsun sonuç değişmez. Bu iddia Allah&#8217;ın kanun koyma yetkisine yeltenmektir ve şirktir. Sahibini dinden çıkarır, (tağut hükmüne sokar). Tağut ister Arap olsun, ister Amerikan olsun, ister Afgan olsun, ister Rus olsun, (ister Türk olsun) tağuttur, değişmez. Çünkü küfür tek millettir. Allah&#8217;ın indirdikleri hükümler dışında hüküm koyanlar, namaz da kılsalar, oruç ta tutsalar, dini ibadetlerini yerine de getirseler kafirdirler. Irzlar, kanlar, mallar hakkında ortaya atılan hüküm küfür ve iman açısından hakimin kimliğini belirlemektedir.</p>
<p>&#8220;Yoksa onların, Allah&#8217;ın dinde izin vermediği şeyleri kendilerine meşru kılacak ortakları mı var?&#8221; (Şura Suresi: 42/21)<br />
&#8220;Üzerlerine Allah&#8217;ın ismi anılmamış olanlardan yemeyin, çünkü o kesinlikle Allah&#8217;ın emrinden çıkmaktır. Bununla birlikte şeytanlar kendi dostlarına sizinle tartışmaları için mutlaka telkinde bulunacaklardır. Eğer onlara itaat edecek olursanız şüphesiz siz de müşriklerden olursunuz.&#8221; (Enam Suresi: 6/121)</p>
<p>Beşeri sistemlere itaat etmek, kalbin rızası ile birlikte olursa şirktir.( Kalbin rızasının kalkması ise ancak ikrah ile mümkündür, (y.y) Sahibini İslam milletinden çıkarır. Kanun çıkarmanın kaynağı Allah&#8217;ın kitabıdır. Sonra Resulullah&#8217;ın (sav) sünneti, sonra icma, sonra da kıyastır, İslam tarihi boyunca bu kaynaklar üzerinde alimler ittifak etmişlerdir. Allah&#8217;ın şeriatından hariç kanun yapan kafir olur. Müslüman imamların ittifakı ile dinden çıkar. Kanun koyma hakkı tağutlara verilirse onlar milleti katlederler, haksız yere ümmetin mallarını yerler ve tüm pislikleri yaparlar. Çünkü kanun onları korur ve onlar kanun adıyla konuşurlar. Bundan dolayı bazı beşeri anayasalarda &#8220;memleketimizde filan birisi hakimdir, kanunların üstündedir.&#8221; (kanunlar onu yargılayamaz) diye beyan edilir. (Günümüzde milletvekillerinin dokunulmaz, oldukları gibi.)</p>
<p>Allahü Teala kendi muhkem kitabında buyuruyor ki:</p>
<p>&#8220;Yok yok! Rabbine yemin ederim ki onlar aralarında çıkan çapraşık meselelerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden nefislerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.&#8221;(Nisa Suresi: 5/65)</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;u Teala kendi şerefli mukaddes zatına yeminle ifade buyuruyor ki bütün işlerde Allah Resulü&#8217;nü hakem tayin etmedikçe hiç bir kimse gerçekten iman etmiş olmaz.&#8221; (y.y- İbn-i Kesir Tefsiri. 4/1751)</p>
<p>Hakim, Müstedrek&#8217;te bu ayetin sebebi nüzulünü şöyle rivayet etmektedir:</p>
<p>&#8220;Bir konu hakkında münafık ile yahudi ihtilafa düşmüşlerdi. Konuyu Allah Resulüne götürürler. Allah Resulü yahudinin lehine hükmeder. Yahudi bu hükme razı olur fakat münafık ise bu hükmü kabul etmez. Münafık ihtilafın çözümü için &#8220;Ebu Bekir&#8217;e müracaat edelim&#8221; der. Hz.Ebu Bekir&#8217;e giderler ve durumu anlatırlar. Hz Ebu Bekir&#8217;de Allah Rasulü gibi hüküm verir. Münafık Hz. Ebu Bekir&#8217;in hükmünü de kabul etmez, Hz Ömer&#8217;e durumu arz etmeyi ister ve Hz. Ömer&#8217;e giderler. Yahudi münafığı Hz. Ömer&#8217;e şikayet edip der ki: &#8220;Biz Muhammed&#8217;e gittik benim lehimde hüküm verdi . Bu adam da kabul etmedi. Sonra Ebu Bekir&#8217;e gittik o da benim lehimde hüküm verdi. Bu adam yine kabul etmedi. Ve sana geldik.&#8221; Hz Ömer bunu işitir işitmez içeri girip kılıcını alır ve münafığın kellesini uçurup şöyle buyurur: &#8220;Allah Resulünün hükmüne razı olmayanın hükmü budur. Allah Rasulü o münafığın kanını heder sayar. Çünkü Allah resulünün hükmüne razı olmayan müslüman değildir ve kanı hederdir.&#8221;<br />
Yukarıda zikrettiğimiz ayetin (Nisa:65) bahsettiği konu (hakimiyet yetkisinin kayıtsız şartsız Allah&#8217;a ait oluşu), içinde yaşadığımız şu zamanın en önemli konularındandır. Aynı zamanda hakimiyet yetkisinin sadece Allah&#8217;a ait oluşu La ilahe illallah mefhumu ile ilgili olup, direk akideyi ilgilendiren bir husustur. Fıkhi bir konu değildir ki faili fasık olsun. Çünkü Allah&#8217;ın indirdiği ile hükmetmek La ilahe illallah&#8217;ın pratik halidir. Şehit Seyyid Kutub diyor ki: &#8220;Şayet bu dini maden parçasına benzetmiş olsaydık bir tarafı üzerine La ilahe illallah yazılırdı, diğer tarafı üzerine de Allah&#8217;ın şeriatı ile muhakeme olmak yazılırdı. Bu ikisi, birbirinden ayrılmaz bir bütündür.&#8221;</p>
<p>Bilinmelidir ki bu konu, (insanların La ilahe illallah demeleriyle birlikte Allah&#8217;ın şeriatından gayrısına meyletmeleri) ciddi bir tehlikedir. Çünkü La ilahe illallah demek Allah&#8217;ın indirdikleri ile hükmetmek demektir. Allah&#8217;ın indirdiği ile hükmetmemek ise insanların hayatından Allah&#8217;ın uluhiyetini (ilahlığını) kaldırmak, beşer hayatını tanzim etme noktasında Allah&#8217;ın hakkını gasbetmek ve insanların, insanlar üzerinde rablik iddia etmesidir.</p>
<p>Daha çok Ayrıntı için: <a href="http://www.delikanforum.net/dini-bilgi-ve-egitim/62696-hukmun-ancak-allaha-ait-olusu.html" rel="nofollow">http://www.delikanforum.net/dini-bilgi-ve-egitim/62696-hukmun-ancak-allaha-ait-olusu.html</a></p>
<p>Benim yanlış olduğum noktalardada beni kur&#8217;an ve Sünnet ölçüsünde uyarırsanız sevinirim.<br />
Çünkü hatalar biz kullar içindir. Dönmekte öyle!<br />
Sağlıcakla</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Olcayto Tan Haskol tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17997</link>
		<dc:creator>Olcayto Tan Haskol</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2008 16:47:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17997</guid>
		<description>&lt;strong&gt;Ama islam devletinde hangi dine mensup ise gayri müslim bile olsa o dinin gereksinimlerine göre cezalandırılır.
ve islam devletinin getirdiği şartlardan bir tanesi de budur.
örnek yahudiler ve hristiyanlar.&lt;/strong&gt;

bende bundan bahsettim, adım adım gidelim o halde. İslam devletin de bir hristiyan bir müslümanın malını çaldığında yada tam tersi olduğunda.Yani bir gayri müslimle bir müslüman anlaşmazlık yaşadığında bu konu hangi idari birimde çözülür ve bu idari birim hangi hukuku baz alır?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ama islam devletinde hangi dine mensup ise gayri müslim bile olsa o dinin gereksinimlerine göre cezalandırılır.<br />
ve islam devletinin getirdiği şartlardan bir tanesi de budur.<br />
örnek yahudiler ve hristiyanlar.</strong></p>
<p>bende bundan bahsettim, adım adım gidelim o halde. İslam devletin de bir hristiyan bir müslümanın malını çaldığında yada tam tersi olduğunda.Yani bir gayri müslimle bir müslüman anlaşmazlık yaşadığında bu konu hangi idari birimde çözülür ve bu idari birim hangi hukuku baz alır?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>A.Y tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17909</link>
		<dc:creator>A.Y</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 09:17:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17909</guid>
		<description>Sayın, t



Yanlış anlaşılma için özür dilerim. 
Benim yanlış anlamam kısa geçtiğiniz için olmalı sanırım.
Fikirlerinizi açıklamaktan korkmayın.
Yalancılara karşı doğruları savunmaktan çekinmeyin.
ALLAH'u Teala Haklının yanındadır.

Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü haksızlıkla beraber şerefinizi de kaybedersiniz. (Hz Ali)

Sağlıcakla</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın, t</p>
<p>Yanlış anlaşılma için özür dilerim.<br />
Benim yanlış anlamam kısa geçtiğiniz için olmalı sanırım.<br />
Fikirlerinizi açıklamaktan korkmayın.<br />
Yalancılara karşı doğruları savunmaktan çekinmeyin.<br />
ALLAH&#8217;u Teala Haklının yanındadır.</p>
<p>Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü haksızlıkla beraber şerefinizi de kaybedersiniz. (Hz Ali)</p>
<p>Sağlıcakla</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>t tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17904</link>
		<dc:creator>t</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 06:19:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17904</guid>
		<description>Sayın A.Y
yanlış anlamışsınız, malesef Kuran yok demek istemiştim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın A.Y<br />
yanlış anlamışsınız, malesef Kuran yok demek istemiştim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>A.Y tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17897</link>
		<dc:creator>A.Y</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 21:16:14 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17897</guid>
		<description>sayın Olcayto Tan

Şimdi burada üzerinde durulması gereken ve konuyla alakalı çok ciddi pratik bir çelişki var bir başka dinden olan kimseyi islam kendi yasalarıyla cezalandırmaz. Bu durumda gayri-müslimler mensup olduğu dinle cezalandırılır, ancak islam devletinde yaşıyorsa bu şartları Kabul etmiştir söylediğinizin özü bu .demişsiniz


Ben bu yazınızı tam anlamadım. 
Söylediğimin özüde bu değil. 
Yanlış anlama olmuş sanırım.
Şimdi islam devleti olmayan bir devlete gitmek istediğiniz zaman hangi devlet olursa olsun belirli şartlar getirir önünüze ve sizde bu şartlar çerçevesinde orada oturum hakkına sahip olursunuz.
Yani o ülkede kabul ettiğiniz yasalar çerçevesinde kalırsınız.

ve o yasalara aykırı hareket ettiniz mi ya cezalandırılırsınız yada sınır dışı edilirsiniz.
Ama islam devletinde hangi dine mensup ise gayri müslim bile olsa o dinin gereksinimlerine göre cezalandırılır.
ve islam devletinin getirdiği şartlardan bir tanesi de budur.
örnek yahudiler ve hristiyanlar.
Aceleden size yazıyorum çünkü cafe kapanmak üzere. 
yeterince bilgi sunamadım ama daha sonra örnekleri ile isterseniz size açıklarım.

veya "İslamın hareket metodu" kitaplarını okursanız orada bir çok bilgi vardır örneklerle.

Sağlıcakla</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sayın Olcayto Tan</p>
<p>Şimdi burada üzerinde durulması gereken ve konuyla alakalı çok ciddi pratik bir çelişki var bir başka dinden olan kimseyi islam kendi yasalarıyla cezalandırmaz. Bu durumda gayri-müslimler mensup olduğu dinle cezalandırılır, ancak islam devletinde yaşıyorsa bu şartları Kabul etmiştir söylediğinizin özü bu .demişsiniz</p>
<p>Ben bu yazınızı tam anlamadım.<br />
Söylediğimin özüde bu değil.<br />
Yanlış anlama olmuş sanırım.<br />
Şimdi islam devleti olmayan bir devlete gitmek istediğiniz zaman hangi devlet olursa olsun belirli şartlar getirir önünüze ve sizde bu şartlar çerçevesinde orada oturum hakkına sahip olursunuz.<br />
Yani o ülkede kabul ettiğiniz yasalar çerçevesinde kalırsınız.</p>
<p>ve o yasalara aykırı hareket ettiniz mi ya cezalandırılırsınız yada sınır dışı edilirsiniz.<br />
Ama islam devletinde hangi dine mensup ise gayri müslim bile olsa o dinin gereksinimlerine göre cezalandırılır.<br />
ve islam devletinin getirdiği şartlardan bir tanesi de budur.<br />
örnek yahudiler ve hristiyanlar.<br />
Aceleden size yazıyorum çünkü cafe kapanmak üzere.<br />
yeterince bilgi sunamadım ama daha sonra örnekleri ile isterseniz size açıklarım.</p>
<p>veya &#8220;İslamın hareket metodu&#8221; kitaplarını okursanız orada bir çok bilgi vardır örneklerle.</p>
<p>Sağlıcakla</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>A.Y tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17896</link>
		<dc:creator>A.Y</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 20:00:20 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17896</guid>
		<description>Syn T:
 Liberalleri sevmiyorum artık. 

Bu sitede büyüktür, tecrübelidir, doğru söylüyordudur anlayışı var Kuran anlayışı malesef…
Neden ama 
Yoksa Liberaller herkesin kendi fikirlerini özgürce açıklamasının önününü açtığından dolayımı?
Yoksa size göre herkes kendi doğrusunu savunmasın mı? 
Daha doğrusu her şey savunulsun ama  Kur'an savunulmasın mı?
Biraz daha açık olsaydınızya.
Malum sizin de fikrinizin önünü açmış bulunuyor Liberaller.
Sizde kendi bildiğiniz doğruları savunun.
ve de kendi doğrularınızla insanları etkileyin.
Kendi doğrularınızla ne tür bir çözüm sunuyorsunuz?
Herhalde sizin doğrunuz herkes kendi fikirini düşüncesini savunsun ama Kur'an yani ALLAH'ın kelamı olmasın öylemi?
İki kelime yazıp kaçmak ne kadar doğru sizce.
Burası bir bilgi paylaşım platform'u Herkes kendi bilgisini sunuyor.
Herkesin amacı kendi idealini yeryüzünde yaşatmak ve taraftar toplamak.
Amaç aynı düşüncede olup aynı çıkarlar doğrultusunda hareket etmek.
Sizin idealiniz nedir?
Dünya'ya ve Türkiye'ye ne tür bir çözüm sunuyorsunuz?
Sizce insanlar hangi İdeolojiye tabii olmalıdır?
Sizin beğendiğiniz model hangisidir?

Görüyorsunuz ki yorumcu arkadaşlar herkes farklı bir inançta.
ve hiçbiride kendi inancından taviz vermiyor.
Kimse kötü bir inançta değil kendilerince.
Ama işte o kadar çok inanç var, ve hepside birbirine zıt.
Eğer herkes kendi inancından taviz vermezse ve bu inançlar doğrultusunda düzgün bir şekilde hareket edilse o zaman Türkiye'de her gün yeni bir devrim olur!
ve bu devrimler demek her gün ölüm demek her gün korku demek.
ve bu ölümler bu korkular sadece Türkiye içindekiler için sınırlanmaz.
Bütün Dünya bu tür ölüm korkuları ile dolar taşar.
Zaten günümüzde sanki yokmu bu tür örnekler.
Amerika İslam ülkelerine demokrasi götüreceğim diye katlettiği siviller bunun açık örneği değilmi.
Bütün ülkeler benim borum ötsün çabası içinde değilmi.
ve her Ülke belli bir İdeolojinin gerekliliğine göre hareket etmiyormu.
Çin farklımı sizce?
Rusya farklımı sizce?
Amerika farklımı sizce?
Bütün ülkeler benim sözüm geçsin diye hareket etmiyormu.
Hangi ülke seni beni onu bunu düşünüyor.
Hepsi ileriye yönelik kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmiyormu.
ve de onların çıkarlarının önüne geçenleri imha etmiyorlar mı?
Hangi gelişmiş ülkeler sömürü yapmadan ayakta duruyor! 
Avlamasan av olursun.
Ezmezsen ezilirsin mantığı.
Sömürmesen sömürülürsün.
ve bu tür Ülkelerde de ne kadar çok sömürsen o kadar çok güçlü olur ve söz sahibi olursun.
Zaten yapılan her türlü silahlar bunun göstergesi değilmi!
Her ülke neden kendi ürettiği silahlarla boy gösterisi yapıyor sizce.
Bu silahlar neden yapılıyor!
Bu silahlarla hayvanlar mı vuruluyor.
O kadar silah yapılıyor. bu silahları kullanmadan olurmu.Elbet Dünyada tek güç sahibi olmak için kullanılacak.
Bütün kaynakları elinde bulundurup insanları kendine köleleştirmek için ideolojiler ve bu tür ideolojilere göre hareket eden insanlar bunları yapacaktır.
bunlar kim mi: sen, o, bu , şu ne farkeder. 
Bu ne zaman mı olacak. 
Dünyada maddeler azaldığı zaman!
Siz acıktığınız zaman veya  susadığınız zaman açlıktan susuzluktan ölürmüsünüz. Yoksa suyu ekmeği olupta size vermeyenlere karşı savaşırmısınız.
Bu geçmiş zamanda da şimdiki zamanda da hep aynıdır değişen hiç bir şey yoktur.
ve her zaman da olacaktır.

Benim idealimi sorarsanız.
İslam derim.
Neden mi? 
Çünkü İslam Maddeye yönelik bir ideal değildir.
Çünkü İslam ezilenin yanındadır.
Çünkü İslam kul'un başka bir Kul'a, kul olmasına karşıdır.
Ne mutlu ki ALLAH'a kul olupta kulluğun gereksinimlerini yerine getirene.

Sağlıcakla</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Syn T:<br />
 Liberalleri sevmiyorum artık. </p>
<p>Bu sitede büyüktür, tecrübelidir, doğru söylüyordudur anlayışı var Kuran anlayışı malesef…<br />
Neden ama<br />
Yoksa Liberaller herkesin kendi fikirlerini özgürce açıklamasının önününü açtığından dolayımı?<br />
Yoksa size göre herkes kendi doğrusunu savunmasın mı?<br />
Daha doğrusu her şey savunulsun ama  Kur&#8217;an savunulmasın mı?<br />
Biraz daha açık olsaydınızya.<br />
Malum sizin de fikrinizin önünü açmış bulunuyor Liberaller.<br />
Sizde kendi bildiğiniz doğruları savunun.<br />
ve de kendi doğrularınızla insanları etkileyin.<br />
Kendi doğrularınızla ne tür bir çözüm sunuyorsunuz?<br />
Herhalde sizin doğrunuz herkes kendi fikirini düşüncesini savunsun ama Kur&#8217;an yani ALLAH&#8217;ın kelamı olmasın öylemi?<br />
İki kelime yazıp kaçmak ne kadar doğru sizce.<br />
Burası bir bilgi paylaşım platform&#8217;u Herkes kendi bilgisini sunuyor.<br />
Herkesin amacı kendi idealini yeryüzünde yaşatmak ve taraftar toplamak.<br />
Amaç aynı düşüncede olup aynı çıkarlar doğrultusunda hareket etmek.<br />
Sizin idealiniz nedir?<br />
Dünya&#8217;ya ve Türkiye&#8217;ye ne tür bir çözüm sunuyorsunuz?<br />
Sizce insanlar hangi İdeolojiye tabii olmalıdır?<br />
Sizin beğendiğiniz model hangisidir?</p>
<p>Görüyorsunuz ki yorumcu arkadaşlar herkes farklı bir inançta.<br />
ve hiçbiride kendi inancından taviz vermiyor.<br />
Kimse kötü bir inançta değil kendilerince.<br />
Ama işte o kadar çok inanç var, ve hepside birbirine zıt.<br />
Eğer herkes kendi inancından taviz vermezse ve bu inançlar doğrultusunda düzgün bir şekilde hareket edilse o zaman Türkiye&#8217;de her gün yeni bir devrim olur!<br />
ve bu devrimler demek her gün ölüm demek her gün korku demek.<br />
ve bu ölümler bu korkular sadece Türkiye içindekiler için sınırlanmaz.<br />
Bütün Dünya bu tür ölüm korkuları ile dolar taşar.<br />
Zaten günümüzde sanki yokmu bu tür örnekler.<br />
Amerika İslam ülkelerine demokrasi götüreceğim diye katlettiği siviller bunun açık örneği değilmi.<br />
Bütün ülkeler benim borum ötsün çabası içinde değilmi.<br />
ve her Ülke belli bir İdeolojinin gerekliliğine göre hareket etmiyormu.<br />
Çin farklımı sizce?<br />
Rusya farklımı sizce?<br />
Amerika farklımı sizce?<br />
Bütün ülkeler benim sözüm geçsin diye hareket etmiyormu.<br />
Hangi ülke seni beni onu bunu düşünüyor.<br />
Hepsi ileriye yönelik kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmiyormu.<br />
ve de onların çıkarlarının önüne geçenleri imha etmiyorlar mı?<br />
Hangi gelişmiş ülkeler sömürü yapmadan ayakta duruyor!<br />
Avlamasan av olursun.<br />
Ezmezsen ezilirsin mantığı.<br />
Sömürmesen sömürülürsün.<br />
ve bu tür Ülkelerde de ne kadar çok sömürsen o kadar çok güçlü olur ve söz sahibi olursun.<br />
Zaten yapılan her türlü silahlar bunun göstergesi değilmi!<br />
Her ülke neden kendi ürettiği silahlarla boy gösterisi yapıyor sizce.<br />
Bu silahlar neden yapılıyor!<br />
Bu silahlarla hayvanlar mı vuruluyor.<br />
O kadar silah yapılıyor. bu silahları kullanmadan olurmu.Elbet Dünyada tek güç sahibi olmak için kullanılacak.<br />
Bütün kaynakları elinde bulundurup insanları kendine köleleştirmek için ideolojiler ve bu tür ideolojilere göre hareket eden insanlar bunları yapacaktır.<br />
bunlar kim mi: sen, o, bu , şu ne farkeder.<br />
Bu ne zaman mı olacak.<br />
Dünyada maddeler azaldığı zaman!<br />
Siz acıktığınız zaman veya  susadığınız zaman açlıktan susuzluktan ölürmüsünüz. Yoksa suyu ekmeği olupta size vermeyenlere karşı savaşırmısınız.<br />
Bu geçmiş zamanda da şimdiki zamanda da hep aynıdır değişen hiç bir şey yoktur.<br />
ve her zaman da olacaktır.</p>
<p>Benim idealimi sorarsanız.<br />
İslam derim.<br />
Neden mi?<br />
Çünkü İslam Maddeye yönelik bir ideal değildir.<br />
Çünkü İslam ezilenin yanındadır.<br />
Çünkü İslam kul&#8217;un başka bir Kul&#8217;a, kul olmasına karşıdır.<br />
Ne mutlu ki ALLAH&#8217;a kul olupta kulluğun gereksinimlerini yerine getirene.</p>
<p>Sağlıcakla</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>T tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17893</link>
		<dc:creator>T</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 17:29:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17893</guid>
		<description>Liberalleri sevmiyorum artık. 

Bu sitede büyüktür, tecrübelidir, doğru söylüyordudur anlayışı var Kuran anlayışı malesef...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Liberalleri sevmiyorum artık. </p>
<p>Bu sitede büyüktür, tecrübelidir, doğru söylüyordudur anlayışı var Kuran anlayışı malesef&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>A.Y tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17882</link>
		<dc:creator>A.Y</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 09:49:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17882</guid>
		<description>sayın Olcayto Tan,

sizin ile bu konuları daha detaylı konuşmak isterdim ama zamanım olmamasından bende ancak size bu şekilde bir cevap tarzı ile kendimi ifade etmeye çalıştım...

din bir yaşam biçimi olduğu için sizin savunduğunuz herşey de bizim dinimize iyi ve kötü bir şekilde yansır...
din kemal'e ermiştir din'de hiç bir eksik yoktur...


türk dil kurumu demişsiniz... ben türk dil kurumunu savunmuyorum... ve kullandığım kelimeleride türk dil kurumuna bağlı olarak almıyorum... doğru olanlar varsada alıyorum... ben İslama göre yani Kur'an'a göre alıyorum...

Benim için o'nun bunun dediği kelime değil islam'ın dediği kelime önemlidir...

kopyala yapıştır seçeneiğini de genelde size tefsirlerden örnekler getirdim... 
çünkü tefsir yapanlar o tür kelimelerin islama göre ne tür manaya geldiğini daha iyi bilirler...ve de örneklerle açıklarlar...
ve bende zaten yazmaya kalksam farkeden birşey olmayacak...
zaten size belirttim bir müslümanın bütün söylemleri ve eylemleri kur'an dır 


bizim anlaşmadığımız nokta da bu olsa gerek... 
siz türk dil kurumunun kelimelerini kullanıyorsunuz...
bende islamın...
siz türk dil kurumuna göre ne manaya geliyor diye açıklıyorsunuz...
bende islama göre ne manaya geliyor diye açıklıyorum...


gayri müslimler olayına ve türkiye yi şeriat a göre yapma düşüncenizide gelince biraz peygamber hayatı okumanızı tavsiye ederim....

Peygamber de mekke ve medine islam devleti kurduğu zaman nasıl etkilenmişlerse o şekilde etkilenirler diye düşünüyorum... zaten bizim hareket önderimiz ve örneğimizde o'dur

zorbalık seçeneğini de tartışılır örnek bu tür durumlar için tevbe suresine bakmanız yeterli olacaktır...

islam devleti kurulduğu zaman ve  müşrik olan kesimler'e ALLAH ne yapmasını gerektiğini bildirmiştir... ve bütün müslümanlarda o ayetlerin çizelgesi içinde hareket etmişlerdir...ve müşriklere öyle muamelede bulunmuşlardır...


şunu da unutmayın ben delillerimi islam'a dayanarak getiriyorum...
benim verdiğim delillere bakmadan 
bana zorba dediğiniz zaman o zaman siz ALLAH'a Peygambere ve o'na göre yaşayan bütün müslümanlara zorba dediğinizin farkına varın...

ve eğer benim delillerimide çürütmek istiyorsanız kendi bence fikirlernizi değil bana islamdan delil getirin...

hem 85 yıl önce islam şeriat'ı ile yönetilen bir islam devleti yani osmanlı yıkıldığı zaman cumhuriyet ile başlayan o devir o zaman ki insanları nasıl etkiledi diye hiç düşündünüz mü...
ve hala şeriatı isteyen ve şeriatın gerektirdiği gibi yaşamak isteyen insanları neden düşünmüyorsunuz...
biliyorsunuz ki islamda hak ve batıl mücadelesi vardır...
ve hak ile batıl hep bir savaş demektir...
bu da kıyamete son zamanlarına kadar sürecek...
bu demektir ki hiç bir zaman rahat bir yaşam olmayacak... mehdi a.s zamanına kadar...

ve
iman taklidi değil tahkikidir(katılıyorum) 
keşke gereklilerinde de öyle bulunsaydınız...
benden daha çok islamdan delil getiripte bunu bana gösterseydiniz...
türk dil kurumuna göre değil demokrasiye göre değil, kendi bencelerinize göre değil  keşke islama göre delillerinizi sıralayıp hareket etseydinizde bende görseydim...
Biliyorsunuz ki taklidi imandan insan tahkiki imana eylemleri ile geçer... ve benim burda savunduğum herşeyin arkasındayım... 

şunu da açıklayayım bu zamanda taklidi iman'a pek gerek kalmamış çünkü burası islam devleti değildir. islam devleti oslaydı insanların bu tür düşünceye bürünmeleri gayat normal olurdu.
isteyen istediği düşünceyi zaten savunuyor. ne gerek var yani taklidi iman içerisinde olmaya!


dünyada rahat yaşama düşüncenize de gelince sadece kur'an okusanız ALLAH herkes ile dost olmayın der! özellikle yahudi ve hristiyanlarla!putperestleri zaten hiç barındırmaz islam devleti...
dostluk ve düşmalık için daha geniş bilgi için 
islamda vera ve bera'yı okumanızı tavsiye ederim.

siz kendi benceniz ile doğru olduğunuza tahkiki imanlı olduğunuz düşüncesiyle devam edin. 

ama ben de size sorayım siz neye iman ettiniz?
eğer islam'ın gereksinimlerine iman ettiyseniz o zaman islam'ın gereksinimlerine göre hareket edin!
neden savunduğunuz herşey kendi benceniz!
eğer herkes kendi bencesiyle hareket edipte doğruysa o zaman neden isanlara müdahalede bulunuyorsunuz? onlarda kendi benceleri çerçevesinde kendilerince doğru!

bir müslüman yanlışı doğruyu islam çerçevesinde  
delille getirir.
delillerinizi islamdan getirin sizde!
iyi ve kötü kavramını kendi aklınızla değil!
islama göre deliller getirerek açıklayın.
doğru ve yanlış kavramı sizin gibi kişilerin değerlendirmelerine bırakılamaz islam devletinde.
bütün söylem ve eylemler için Kur’an, Sünnet ve İcma Yolu geçerlidir!
sizde delillerinizi Kur’an, Sünnet ve İcma ile belirleyin!
şimdilik bu kadar 

sağlıcakla</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sayın Olcayto Tan,</p>
<p>sizin ile bu konuları daha detaylı konuşmak isterdim ama zamanım olmamasından bende ancak size bu şekilde bir cevap tarzı ile kendimi ifade etmeye çalıştım&#8230;</p>
<p>din bir yaşam biçimi olduğu için sizin savunduğunuz herşey de bizim dinimize iyi ve kötü bir şekilde yansır&#8230;<br />
din kemal&#8217;e ermiştir din&#8217;de hiç bir eksik yoktur&#8230;</p>
<p>türk dil kurumu demişsiniz&#8230; ben türk dil kurumunu savunmuyorum&#8230; ve kullandığım kelimeleride türk dil kurumuna bağlı olarak almıyorum&#8230; doğru olanlar varsada alıyorum&#8230; ben İslama göre yani Kur&#8217;an&#8217;a göre alıyorum&#8230;</p>
<p>Benim için o&#8217;nun bunun dediği kelime değil islam&#8217;ın dediği kelime önemlidir&#8230;</p>
<p>kopyala yapıştır seçeneiğini de genelde size tefsirlerden örnekler getirdim&#8230;<br />
çünkü tefsir yapanlar o tür kelimelerin islama göre ne tür manaya geldiğini daha iyi bilirler&#8230;ve de örneklerle açıklarlar&#8230;<br />
ve bende zaten yazmaya kalksam farkeden birşey olmayacak&#8230;<br />
zaten size belirttim bir müslümanın bütün söylemleri ve eylemleri kur&#8217;an dır </p>
<p>bizim anlaşmadığımız nokta da bu olsa gerek&#8230;<br />
siz türk dil kurumunun kelimelerini kullanıyorsunuz&#8230;<br />
bende islamın&#8230;<br />
siz türk dil kurumuna göre ne manaya geliyor diye açıklıyorsunuz&#8230;<br />
bende islama göre ne manaya geliyor diye açıklıyorum&#8230;</p>
<p>gayri müslimler olayına ve türkiye yi şeriat a göre yapma düşüncenizide gelince biraz peygamber hayatı okumanızı tavsiye ederim&#8230;.</p>
<p>Peygamber de mekke ve medine islam devleti kurduğu zaman nasıl etkilenmişlerse o şekilde etkilenirler diye düşünüyorum&#8230; zaten bizim hareket önderimiz ve örneğimizde o&#8217;dur</p>
<p>zorbalık seçeneğini de tartışılır örnek bu tür durumlar için tevbe suresine bakmanız yeterli olacaktır&#8230;</p>
<p>islam devleti kurulduğu zaman ve  müşrik olan kesimler&#8217;e ALLAH ne yapmasını gerektiğini bildirmiştir&#8230; ve bütün müslümanlarda o ayetlerin çizelgesi içinde hareket etmişlerdir&#8230;ve müşriklere öyle muamelede bulunmuşlardır&#8230;</p>
<p>şunu da unutmayın ben delillerimi islam&#8217;a dayanarak getiriyorum&#8230;<br />
benim verdiğim delillere bakmadan<br />
bana zorba dediğiniz zaman o zaman siz ALLAH&#8217;a Peygambere ve o&#8217;na göre yaşayan bütün müslümanlara zorba dediğinizin farkına varın&#8230;</p>
<p>ve eğer benim delillerimide çürütmek istiyorsanız kendi bence fikirlernizi değil bana islamdan delil getirin&#8230;</p>
<p>hem 85 yıl önce islam şeriat&#8217;ı ile yönetilen bir islam devleti yani osmanlı yıkıldığı zaman cumhuriyet ile başlayan o devir o zaman ki insanları nasıl etkiledi diye hiç düşündünüz mü&#8230;<br />
ve hala şeriatı isteyen ve şeriatın gerektirdiği gibi yaşamak isteyen insanları neden düşünmüyorsunuz&#8230;<br />
biliyorsunuz ki islamda hak ve batıl mücadelesi vardır&#8230;<br />
ve hak ile batıl hep bir savaş demektir&#8230;<br />
bu da kıyamete son zamanlarına kadar sürecek&#8230;<br />
bu demektir ki hiç bir zaman rahat bir yaşam olmayacak&#8230; mehdi a.s zamanına kadar&#8230;</p>
<p>ve<br />
iman taklidi değil tahkikidir(katılıyorum)<br />
keşke gereklilerinde de öyle bulunsaydınız&#8230;<br />
benden daha çok islamdan delil getiripte bunu bana gösterseydiniz&#8230;<br />
türk dil kurumuna göre değil demokrasiye göre değil, kendi bencelerinize göre değil  keşke islama göre delillerinizi sıralayıp hareket etseydinizde bende görseydim&#8230;<br />
Biliyorsunuz ki taklidi imandan insan tahkiki imana eylemleri ile geçer&#8230; ve benim burda savunduğum herşeyin arkasındayım&#8230; </p>
<p>şunu da açıklayayım bu zamanda taklidi iman&#8217;a pek gerek kalmamış çünkü burası islam devleti değildir. islam devleti oslaydı insanların bu tür düşünceye bürünmeleri gayat normal olurdu.<br />
isteyen istediği düşünceyi zaten savunuyor. ne gerek var yani taklidi iman içerisinde olmaya!</p>
<p>dünyada rahat yaşama düşüncenize de gelince sadece kur&#8217;an okusanız ALLAH herkes ile dost olmayın der! özellikle yahudi ve hristiyanlarla!putperestleri zaten hiç barındırmaz islam devleti&#8230;<br />
dostluk ve düşmalık için daha geniş bilgi için<br />
islamda vera ve bera&#8217;yı okumanızı tavsiye ederim.</p>
<p>siz kendi benceniz ile doğru olduğunuza tahkiki imanlı olduğunuz düşüncesiyle devam edin. </p>
<p>ama ben de size sorayım siz neye iman ettiniz?<br />
eğer islam&#8217;ın gereksinimlerine iman ettiyseniz o zaman islam&#8217;ın gereksinimlerine göre hareket edin!<br />
neden savunduğunuz herşey kendi benceniz!<br />
eğer herkes kendi bencesiyle hareket edipte doğruysa o zaman neden isanlara müdahalede bulunuyorsunuz? onlarda kendi benceleri çerçevesinde kendilerince doğru!</p>
<p>bir müslüman yanlışı doğruyu islam çerçevesinde<br />
delille getirir.<br />
delillerinizi islamdan getirin sizde!<br />
iyi ve kötü kavramını kendi aklınızla değil!<br />
islama göre deliller getirerek açıklayın.<br />
doğru ve yanlış kavramı sizin gibi kişilerin değerlendirmelerine bırakılamaz islam devletinde.<br />
bütün söylem ve eylemler için Kur’an, Sünnet ve İcma Yolu geçerlidir!<br />
sizde delillerinizi Kur’an, Sünnet ve İcma ile belirleyin!<br />
şimdilik bu kadar </p>
<p>sağlıcakla</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Olcayto Tan tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17824</link>
		<dc:creator>Olcayto Tan</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Aug 2008 15:31:08 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17824</guid>
		<description>&lt;strong&gt;1.	Sizin gibi insanlar ibadeti namaz oruc hac ile niteliyor… oysa ibadetin aslı itaattır… itaatta kime ise ibadette onadır!!!&lt;/strong&gt;
Ben bu konuyla ilgili tek bir yorum yapmadım benim neyi nasıl zannettiğim konusunda nasıl böyle bir fakir sahibi oldunuz?

&lt;strong&gt;1.	din doğa üstü bir durumdur ve inanç sistemidir bu yüzden islamiyet bir din demokrası ise yönetim biçimidir.”&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;firavunda sizden farklı bir düşüncede değildi zaten…&lt;/strong&gt;bu türk dil kurumunun tanımı yani konuştuğunuz dilin ortak standartlarını belirleyen tanımlayan kurumun adı , bu benim tanımım değil neden beni itham ediyorsunuz anlamadım orayada not koydum ayrıca, bu tanımla ilgili bir sıkıntınız varsa ya konuştuğunuz dili bilmiyorsunuz yada türk dil kurumuna müracaat edeceksiniz,çünkü Türk dil kurumuda firavun gibi düşünüyor.

&lt;strong&gt;1.	demokrasi bir egemenlik biçimi demişsin…
Kur’an da da egemenliğin yalnızca ALLAH’a ait olduğunu yusuf 39-40. ayet açıklar…
39- “Ey hapishane arkadaşlarım, çok sayıda ilaha inanmak mı, yoksa ezici iradeli tek Allah’a inanmak mı daha iyidir?”
yani ey Tan arkadaş 550 puta mı yoksa ezici iradeli tek Allah’a inanmak mı daha iyidir?
1.	ve diğer bir kendince görüşünüze gelince!
islamın ceza hukuku sadece müslümanlar için geçerlidir…
bir başka dinden ve islama göre haram işleyen kişileri islam kendi yasaları ile cezalandırmaz… hangi dine mensup ise o dinin ceza hukukuna göre cezalandırılır…
ama islam devletinde yaşayan kişiler İslamda devletinde yaşamak içinde belli şartları kabul ederek kalmıştırlar ve kalırlar!…&lt;/strong&gt;
Ben bu ayetlerden haberdarım ve islam hukuku astığım astık kestiğim kestik bir hukuktur gibi bir şey söylemedim ne söyledğim ortada lütfen beni söylemediğim şeylerle itham etmeyin.
Firavuna puta nasıl geldik bir anda?fikriniz alyhinde 2 kelam edilince putperest mi olunuyor ?
Savınıza anti-tez olan her fikri islamiyetin karşısına oturtup bunun üzerinden tartışma yürütmeye çalışmak islamiyeti kullanmak olur.Ancak gerçekten fikri olmayan yada dinden başka bir şey bilmeyen kesimler böyle davranır, bu kopyala yapıştırların yada aşırı tutuculuğun altında bu yatmasın sakın?

Bunun gibi onlarca örnek olmakla beraber bu çelişkiler manzumesinden daha  fazla alıntı yapmaya gerek görmüyorum.

Şimdi burada üzerinde durulması gereken ve konuyla alakalı çok ciddi pratik bir çelişki var  bir başka dinden olan kimseyi islam kendi yasalarıyla cezalandırmaz. Bu durumda gayri-müslimler mensup olduğu dinle cezalandırılır, ancak islam devletinde yaşıyorsa bu şartları Kabul etmiştir söylediğinizin özü bu .

Burada kişinin iradesi nasıl bir zorbalıkla ve keyfi biçimde elimden alınmaktadır. Bu sürece pratik olarak bir bakalım ,biz bu gün Türkiye Cumhuriyeti olarak yönetim sistemimizi ve hukuğumuzu şerri kurallara gore düzenleyecek bir anayasa tertip edelim ve Türkiye islam devletine dönüşelim. Bu durum da bu topraklarda yaşayan gayri-müslimler kendi iradeleri dışında gerçekleşen bu uygulamaya neden tabi olmak durumundadırlar? Bu nasıl bir yaklaşım nasıl bir anlayış? bu insanları bu noktadan itibaren nasıl bir cezai yaptırıma tabi kılarız ? Bu cezai yaptırım kişinin inanmadığı bir değerler sistemine tabi olmasını mı gerektirir? Ve tabi olmayacaksa bu kişi kendi topraklarında barınamayacak mıdır ? Burası yüksek oranda müslüman bir ülke olabilir ama biz daha buraya gelmeden burada var olan gayri-müslümleri göz ardı ederek egemenliği bu şekilde mi kullanırız.Bu bahsettiğiniz anlayışlar yüzünden tarihte katledilen yerinden yurdundan edilen onlarca müslüman var.Demokrasinin hakim olduğu yabancı devletlerde huzur içinde yaşayan bu müslümanları ne yapacağız ?Barış içinde insan gibi yaşamak inançların üzerinde pratik bir sistemi zorunlu kılar yoksa ben islam devletiyim, sen hristiyan devletisin bu bölünme anlayış devletleri inançları birbirinden koparır kültürlerin bir arada yaşamasını kaynaşmasını engeller ve bizi ortak çıkarlardan koparır bu durumda çıkarı çatışan bu içine dönük gruplarda  er geç çatışır bunun bir adı da savaş.Avrupa ne zaman bu akılcılığı din tekelinden çıkarmıştır o zaman ilerlemeye başlamıştır rönesans gibi ve biz islamiyeti devlet yönetiminde ne kadar etkin kıldıysak o kadar geriye gitmişizdir.Osmanlı’nın son dönemleri gibi özellikle islam ülkelerinin içinde bulunduğu modern çağ tablosu vahimdir.Bu problemi yaratan islamiyet değil, islamiyetin özünde olan akılcılığın ve vicdanın göz ardı edilmesi.Dünyayı böyle bir kültürel çıkmaza ve bölünmeye götürmeye çalışmak kendi inancını bu kadar bencilce başkalarının yaşamlarına adapte etmeye kalkmak dünyayı her dönem olduğu gibi karanlığa götürür, ancak problem şu demokrasinin görünürde garantörü olan batı devletlerindede aynı dar kafalılık mevcut islam fobisi saçma bir biçimde tutucu hristiyanları sarmış durumda.yani sizi kopyalayıp fransada yetiştirsek tutucu bir hristiyan olarak şu halinizin karşısına koysak yüzyıllardır dünyanın içinden çıkamadığı bu saçma sapan çekişmenin mayası olmaktan öteye gidemezsiniz oysa ben diyorumki sizin bu iki versiyonunuzda istediği şeye inansın ama birbirini özgür bıraksın kendilerini birbirlerine tabi kılmaya çalışmasın isteyen istediği yerde yaşasın, bu iki kişi bu konuları tartışırkende biz insanı nasıl daha insanca yaşatırız sistemi nasıl daha adil kılarız ? Onlarca aç sefil eğitimsiz insana nasıl ulaşırız bunları tartışalım.    





Konuyla ilgisi olmamakla beraber ben açık görüşlü bir müslümanım ancak imanım taklidi değil tahkikidir saygılarımla…</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1.	Sizin gibi insanlar ibadeti namaz oruc hac ile niteliyor… oysa ibadetin aslı itaattır… itaatta kime ise ibadette onadır!!!</strong><br />
Ben bu konuyla ilgili tek bir yorum yapmadım benim neyi nasıl zannettiğim konusunda nasıl böyle bir fakir sahibi oldunuz?</p>
<p><strong>1.	din doğa üstü bir durumdur ve inanç sistemidir bu yüzden islamiyet bir din demokrası ise yönetim biçimidir.”</strong><strong>firavunda sizden farklı bir düşüncede değildi zaten…</strong>bu türk dil kurumunun tanımı yani konuştuğunuz dilin ortak standartlarını belirleyen tanımlayan kurumun adı , bu benim tanımım değil neden beni itham ediyorsunuz anlamadım orayada not koydum ayrıca, bu tanımla ilgili bir sıkıntınız varsa ya konuştuğunuz dili bilmiyorsunuz yada türk dil kurumuna müracaat edeceksiniz,çünkü Türk dil kurumuda firavun gibi düşünüyor.</p>
<p><strong>1.	demokrasi bir egemenlik biçimi demişsin…<br />
Kur’an da da egemenliğin yalnızca ALLAH’a ait olduğunu yusuf 39-40. ayet açıklar…<br />
39- “Ey hapishane arkadaşlarım, çok sayıda ilaha inanmak mı, yoksa ezici iradeli tek Allah’a inanmak mı daha iyidir?”<br />
yani ey Tan arkadaş 550 puta mı yoksa ezici iradeli tek Allah’a inanmak mı daha iyidir?<br />
1.	ve diğer bir kendince görüşünüze gelince!<br />
islamın ceza hukuku sadece müslümanlar için geçerlidir…<br />
bir başka dinden ve islama göre haram işleyen kişileri islam kendi yasaları ile cezalandırmaz… hangi dine mensup ise o dinin ceza hukukuna göre cezalandırılır…<br />
ama islam devletinde yaşayan kişiler İslamda devletinde yaşamak içinde belli şartları kabul ederek kalmıştırlar ve kalırlar!…</strong><br />
Ben bu ayetlerden haberdarım ve islam hukuku astığım astık kestiğim kestik bir hukuktur gibi bir şey söylemedim ne söyledğim ortada lütfen beni söylemediğim şeylerle itham etmeyin.<br />
Firavuna puta nasıl geldik bir anda?fikriniz alyhinde 2 kelam edilince putperest mi olunuyor ?<br />
Savınıza anti-tez olan her fikri islamiyetin karşısına oturtup bunun üzerinden tartışma yürütmeye çalışmak islamiyeti kullanmak olur.Ancak gerçekten fikri olmayan yada dinden başka bir şey bilmeyen kesimler böyle davranır, bu kopyala yapıştırların yada aşırı tutuculuğun altında bu yatmasın sakın?</p>
<p>Bunun gibi onlarca örnek olmakla beraber bu çelişkiler manzumesinden daha  fazla alıntı yapmaya gerek görmüyorum.</p>
<p>Şimdi burada üzerinde durulması gereken ve konuyla alakalı çok ciddi pratik bir çelişki var  bir başka dinden olan kimseyi islam kendi yasalarıyla cezalandırmaz. Bu durumda gayri-müslimler mensup olduğu dinle cezalandırılır, ancak islam devletinde yaşıyorsa bu şartları Kabul etmiştir söylediğinizin özü bu .</p>
<p>Burada kişinin iradesi nasıl bir zorbalıkla ve keyfi biçimde elimden alınmaktadır. Bu sürece pratik olarak bir bakalım ,biz bu gün Türkiye Cumhuriyeti olarak yönetim sistemimizi ve hukuğumuzu şerri kurallara gore düzenleyecek bir anayasa tertip edelim ve Türkiye islam devletine dönüşelim. Bu durum da bu topraklarda yaşayan gayri-müslimler kendi iradeleri dışında gerçekleşen bu uygulamaya neden tabi olmak durumundadırlar? Bu nasıl bir yaklaşım nasıl bir anlayış? bu insanları bu noktadan itibaren nasıl bir cezai yaptırıma tabi kılarız ? Bu cezai yaptırım kişinin inanmadığı bir değerler sistemine tabi olmasını mı gerektirir? Ve tabi olmayacaksa bu kişi kendi topraklarında barınamayacak mıdır ? Burası yüksek oranda müslüman bir ülke olabilir ama biz daha buraya gelmeden burada var olan gayri-müslümleri göz ardı ederek egemenliği bu şekilde mi kullanırız.Bu bahsettiğiniz anlayışlar yüzünden tarihte katledilen yerinden yurdundan edilen onlarca müslüman var.Demokrasinin hakim olduğu yabancı devletlerde huzur içinde yaşayan bu müslümanları ne yapacağız ?Barış içinde insan gibi yaşamak inançların üzerinde pratik bir sistemi zorunlu kılar yoksa ben islam devletiyim, sen hristiyan devletisin bu bölünme anlayış devletleri inançları birbirinden koparır kültürlerin bir arada yaşamasını kaynaşmasını engeller ve bizi ortak çıkarlardan koparır bu durumda çıkarı çatışan bu içine dönük gruplarda  er geç çatışır bunun bir adı da savaş.Avrupa ne zaman bu akılcılığı din tekelinden çıkarmıştır o zaman ilerlemeye başlamıştır rönesans gibi ve biz islamiyeti devlet yönetiminde ne kadar etkin kıldıysak o kadar geriye gitmişizdir.Osmanlı’nın son dönemleri gibi özellikle islam ülkelerinin içinde bulunduğu modern çağ tablosu vahimdir.Bu problemi yaratan islamiyet değil, islamiyetin özünde olan akılcılığın ve vicdanın göz ardı edilmesi.Dünyayı böyle bir kültürel çıkmaza ve bölünmeye götürmeye çalışmak kendi inancını bu kadar bencilce başkalarının yaşamlarına adapte etmeye kalkmak dünyayı her dönem olduğu gibi karanlığa götürür, ancak problem şu demokrasinin görünürde garantörü olan batı devletlerindede aynı dar kafalılık mevcut islam fobisi saçma bir biçimde tutucu hristiyanları sarmış durumda.yani sizi kopyalayıp fransada yetiştirsek tutucu bir hristiyan olarak şu halinizin karşısına koysak yüzyıllardır dünyanın içinden çıkamadığı bu saçma sapan çekişmenin mayası olmaktan öteye gidemezsiniz oysa ben diyorumki sizin bu iki versiyonunuzda istediği şeye inansın ama birbirini özgür bıraksın kendilerini birbirlerine tabi kılmaya çalışmasın isteyen istediği yerde yaşasın, bu iki kişi bu konuları tartışırkende biz insanı nasıl daha insanca yaşatırız sistemi nasıl daha adil kılarız ? Onlarca aç sefil eğitimsiz insana nasıl ulaşırız bunları tartışalım.    </p>
<p>Konuyla ilgisi olmamakla beraber ben açık görüşlü bir müslümanım ancak imanım taklidi değil tahkikidir saygılarımla…</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>A.Y tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17728</link>
		<dc:creator>A.Y</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Aug 2008 01:37:32 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17728</guid>
		<description>Olcayto Tan,
"Dileyen dilediği fuhuşu yapar, zina eder, livata yapar vs.

Demokrasi dinine göre beşeri kanunlar her türlü hak ve özgürlüğü garanti altına alma üzerinedir, biz öyle inanmıyoruz tasvip etmiyoruz diye müslüman olmayan bir kimseyi, islamiyetin şerri hukukuna uymadı diye yargılayamayız.iyi veya kötü bizden farklı düşünüyor diye hiç kimseyi recmedemeyiz."

ve diğer bir kendince görüşünüze gelince!
islamın ceza hukuku sadece müslümanlar için geçerlidir...

bir başka dinden ve islama göre haram işleyen kişileri islam kendi yasaları ile cezalandırmaz... hangi dine mensup ise o dinin ceza hukukuna göre cezalandırılır...
ama islam devletinde yaşayan kişiler islamda devletinde yaşamak içinde belli şartları kabul ederek kalmıştırlar ve kalırlar!...
 
ve islam ceza hukukuda astığım astık kestiğim kestik bir ceza huku değildir... 
bunun için islamın ceza hukuku ile ilgili kitaplar okumanızı tavsiye ederim... örnek:suç ve ceza kitabını önerebilirim... ama DOSTOYEVSKİ'nin değil yanlış anlaşılmasın:P

bu da bir kopyala yapıştır: bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz! (Uğur mumcu)

"Burada bahsi geçen bütün doğrular da yine kişinin doğrusudur yani sizin, sizin gibi düşünenlerin doğrusu, fikrin gelişiminin önündeki en büyük engel kişisel doğruları mutlak doğrular sanmamızdır bu durumda sizin gibi düşünen kişilerin sayısı ne kadar çok ise mutlak doğrularda o kadar çok olacaktır ki bu durumda bunların bir arada barınabilmesi için demokrasiye yine en çok sizin ihtiyacınız olacaktır diye düşünüyorum..”


Bu tavsiyen için sana teşekkür etmiyeceğim çünkü ben ateşten korunmak için islama girdim...
 ve ihtiyaç meselesine de gelince : ALLAH bana yeter diyorum!!


hani merek etmiyorda değilim... siz acaba hangi dine mensupsunuz?

Sağlıcakla...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Olcayto Tan,<br />
&#8220;Dileyen dilediği fuhuşu yapar, zina eder, livata yapar vs.</p>
<p>Demokrasi dinine göre beşeri kanunlar her türlü hak ve özgürlüğü garanti altına alma üzerinedir, biz öyle inanmıyoruz tasvip etmiyoruz diye müslüman olmayan bir kimseyi, islamiyetin şerri hukukuna uymadı diye yargılayamayız.iyi veya kötü bizden farklı düşünüyor diye hiç kimseyi recmedemeyiz.&#8221;</p>
<p>ve diğer bir kendince görüşünüze gelince!<br />
islamın ceza hukuku sadece müslümanlar için geçerlidir&#8230;</p>
<p>bir başka dinden ve islama göre haram işleyen kişileri islam kendi yasaları ile cezalandırmaz&#8230; hangi dine mensup ise o dinin ceza hukukuna göre cezalandırılır&#8230;<br />
ama islam devletinde yaşayan kişiler islamda devletinde yaşamak içinde belli şartları kabul ederek kalmıştırlar ve kalırlar!&#8230;</p>
<p>ve islam ceza hukukuda astığım astık kestiğim kestik bir ceza huku değildir&#8230;<br />
bunun için islamın ceza hukuku ile ilgili kitaplar okumanızı tavsiye ederim&#8230; örnek:suç ve ceza kitabını önerebilirim&#8230; ama DOSTOYEVSKİ&#8217;nin değil yanlış anlaşılmasın:P</p>
<p>bu da bir kopyala yapıştır: bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz! (Uğur mumcu)</p>
<p>&#8220;Burada bahsi geçen bütün doğrular da yine kişinin doğrusudur yani sizin, sizin gibi düşünenlerin doğrusu, fikrin gelişiminin önündeki en büyük engel kişisel doğruları mutlak doğrular sanmamızdır bu durumda sizin gibi düşünen kişilerin sayısı ne kadar çok ise mutlak doğrularda o kadar çok olacaktır ki bu durumda bunların bir arada barınabilmesi için demokrasiye yine en çok sizin ihtiyacınız olacaktır diye düşünüyorum..”</p>
<p>Bu tavsiyen için sana teşekkür etmiyeceğim çünkü ben ateşten korunmak için islama girdim&#8230;<br />
 ve ihtiyaç meselesine de gelince : ALLAH bana yeter diyorum!!</p>
<p>hani merek etmiyorda değilim&#8230; siz acaba hangi dine mensupsunuz?</p>
<p>Sağlıcakla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>A.Y tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17727</link>
		<dc:creator>A.Y</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Aug 2008 01:10:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17727</guid>
		<description>Olcayto Tan arkadaş kopyala yapıştır seçeneğinden rahatsız olmuş ki benden kendi fikirlerimi bekliyor... ben ilk önce islama tabi olan bir müslümanım... ve islam ile alakalı olan herşeyi alır yapıştırırım... ha o'nun görüşü ha benim görüşüm farketmez... çünkü müslümanın ölçüsü Kur'an ve sünnettir... ve bende kur'an ve sünnet ölçüsünde olan bütün bilgileri kabul ederim... ve benim fikrim de zikrim de islam'dır

Sizin gibi insanlar ibadeti namaz oruc hac ile niteliyor... oysa ibadetin aslı itaattır... itaatta kime ise ibadette onadır!!!

mesela ALLAH kur'an da içkiyi yasakladığı için içki içmiyorum... bu da bir ibadettir... mesela zinayı yasakladığı için zina da yapmıyorum... bu da bir ibadettir...
mesela ALLAH namaz kılın diyor ben namaz kılıyorum... bu da bir ibadettir...
ama benim yaptığım bütün itaatler islam çizelgesi içindedir...örnekler çoğaltılabilir...

Din'in aslı da yaşam biçimidir...
bizim yaşam biçimimizi belirleyen ALLAH'tır
yani emreden, emri ile cezalandıran, insanlara hayatlarında yön veren, rızık veren, yaşatan ve öldüren ve tekrar diriltecek olan Alemlerin Rabbi olan ALLAH'tır...

"Bu durumda, demokrasiyi din diye tanımlamamız için, tanımda belirtilen şekliyle demokrasiyi kapsaması gerekiyor ancak görüldüğü üzere böyle bir durum mevcut değil. Demokrasi bir egemenlik biçimiyken , din doğa üstü bir durumdur ve inanç sistemidir bu yüzden islamiyet bir din demokrası ise yönetim biçimidir.bu yüzden islamiyet ve demokrasi karşı karşıya oturtulamaz ve din tanımı altında gruplandırılamaz.Laisim ise zorlama bir tanım olmakla beraber demokrasinin alt yapısını hazırladığı “laiklikten” farklıdır. Laikliği, yani demokrasinin olmazsa olmazını bir sistemmiş gibi -izm lerle süsleyerek ortaya koymak insanları bu kavramdan soğutma çabasıdır.Laiklik demokrasinin bütün dinlere karşı aynı mesafede durarak her birinin inanç özgürlüğünü koruyan bir kavramdır ve bu bağlamda aynı topraklarda yaşayan bir müslümanın baş örtüsü takmasını bir hristiyanın kliseye gidebilmesini ve budist bir rahibin geleneksel kıyafetlerini özgürce giyebilmesini devlet eliyle garanti eder."

"din doğa üstü bir durumdur ve inanç sistemidir bu yüzden islamiyet bir din demokrası ise yönetim biçimidir."

firavunda sizden farklı bir düşüncede değildi zaten...

firavun'a musa a.s ALLAH'ın emirlerine itaat et ve insanlarıda  ettir dediği zaman o olmaz o göklere hükmeder... o emirleri ile sadece doğa olaylarını kontrol altına alır... yer yüzünde otoriter benim diye kıssalar okumuştum... ve demiştir ey mısır halkı siz kimin buyruğu altındasınız?... mısır kimin? burada kimin emirlerine itaat ediyorsunuz?Nil nehri kimin? kimin topraklarında rızıklanıyorsunuz... sizin en yüce rabbiniz ben değilmiyim? Musa'nın sizin dininizi değiştireceğinden korkuyorum vs. vs... tefsirlerde mevcuttur...

demokrasi bir egemenlik biçimi demişsin...
Kur'an da da egemenliğin yalnızca ALLAH'a ait olduğunu yusuf 39-40. ayet açıklar... 
39- "Ey hapishane arkadaşlarım, çok sayıda ilaha inanmak mı, yoksa ezici iradeli tek Allah'a inanmak mı daha iyidir?"

yani ey Tan arkadaş 550 puta mı yoksa ezici iradeli tek Allah'a inanmak mı daha iyidir?

40- "Allah'ı bir yana bırakarak taptığınız düzmece ilahlar, ya sizin ya da atalarınızın taktığı birtakım boş, içeriksiz adlardan başka bir şey değildirler. Allah onlara hiçbir güç vermiş değildir. Egemenlik sadece Allah'ın tekelindedir. O yalnız kendisine kulluk sunmanızı emretmiştir. Dosdoğru din, işte budur. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyor."

-Kul manası türkçede köledir...
köle nedir tan arkadaş efendisine itaat edendir... 
bizim efendimiz ALLAH'tır biz yalnızca ALLAH'a kölelik yaparız müslüman olarak... müslüman ne dir tan arkadaş... ( teslim olandır ) kime teslim olmuş müslüman ALLAH'ın dediğine... ha işte bak bende demek ki ALLAH'ın emrine itaat ediyorum... ve doğal olarak ibadet ediyorum!!!

eğer demokraside sana değişik bir yaşam sunuyorsa o zaman o na neden din demiyorsun ki!!!

ey Muhammed:Şu halde sen, onlar, o sana gelenler arasında her kim olursa olsun Allah'ın hak ile indirdiği Kitap ile hükmet, sana gelen haktan saparak onların isteklerine, eğri arzularına uyma. Zira arzulara uyulmamak için sizden her birine yani siz İslâm ümmetinden yahut siz ümmetlerden her birinize, biz bir şir'a, hak maksûda götürür özel birer yol ve bir minhâc, yani bütün o yolları içine alan umûmî bir cadde, açık bir yol tayin ettik.

yani şeriat belirledik...


demokrasi sadece sizin gibi insanların nefsine yönelik kanun çıkartır... istediğiniz gibi içersiniz... istediğiniz gibi giyersiniz... istediğiniz gibi herşeyi yaparsınız... sadece demokrasiye ters ise yapmazsınız... hiç islam'a tersmi diye düşünüyormusunuz...


Yusuf -Allah'ın selâmı üzerine olsun- burada, harikulâde, son derece net ve aydınlatıcı şu birkaç cümleyle, bu dinin genel niteliklerini, bu inanç sisteminin temel prensiplerini mükemmel bir biçimde çizmiş bulunuyor. Yine şirk, tağut ve cahiliye sisteminin temellerini de son derece şiddetli bir biçimde sarsmış durumda:

"Ey hapishane arkadaşlarım, çok sayıda ilaha inanmak mı, yoksa ezici iradeli tek Allah'a inanmak mı daha iyidir?"

Yusuf, karşısındaki iki genci kendine arkadaş ediniyor. "Arkadaşlarım" diyerek, onların sevgisini kazanıyor. Buradan hareketle de, çağrısının özüne, inancının temeline inmeye başlıyor. Onları kendi inanç sistemine hemen doğrudan çağırmak yerine, önce onlara nesnel bir soru yöneltiyor:

"Çok sayıda ilaha inanmak mı, yoksa ezici iradeli tek Allah'a inanmak mı daha iyidir."

İnsanın özbenliğini, merkezinden vuran, şiddetle sarsan bir sorudur bu. İnsanın özbenliği tek bir ilah tanıdığı halde, birçok rabblerle karşılaşılması neyin nesidir?.. Kulluk edilecek, buyruğuna boyun eğilecek ve şeriatına uyulacak Rabb olmaya gerçek anlamıyla lâyık olan sadece, her şeyden üstün tek Allah'dır. Tanrı birlenip, onun varlıklar dünyasında her şeyden üstün bir otoriteye sahip olduğu benimsendiğinde, buna bağlı olarak, rabbin de birlenmesi ve onun insanların yaşamında her şeyden üstün bir otoriteye sahip olduğunun benimsenmesi gerekmektedir. Allah'ı bir ve her şeyden üstün kabul eden insanların, onun dışında birinin buyruğuna boyun eğmeleri ve Allah dışında bir rabb edinmeleri, bir an için bile olsa asla mümkün değildir. Rabb olarak sadece ve sadece, evrendeki tüm yasaların sahibi ve evrenin yöneticisi durumundaki Allah tanınmalıdır. Tüm evrene söz geçirebilmekten aciz bir kimsenin, buyruklarıyla evrene üstünlük sağlayamazken, otoritesiyle insanlar üzerinde üstünlük sağlayan bir rabb konumuna geçmesi asla doğru değildir!

Burunların ötesini görmeyen bütünüyle kör, aciz, bilgisiz, benmerkezci bir sürü uydurma rabblere boyun eğmek yerine, insanların, her şeyden üstün tek Allah'ın Rabliğine boyun eğmeleri kuşkusuz en doğru olanıdır. Burada belirttiğimiz eksiklikler, Allah dışındaki tüm uydurma rabbler için geçerlidir. insanlığın yaşadığı korkunç perişanlığın temelinde, bir sürü uydurma rabbler edinerek parçalanma ve kulların sözkonusu uydurma rabblerin aralarındaki bencillikler ve çekişmeler doğrultusunda darmadağın olmaları yatmaktadır... Tarih boyunca kimi zaman yeryüzünün sahte rabbleri Allah'ın otoritesini ve rabbliğini kendilerine yamamışlar; kimi zaman da cahil kimseler bilgisizlik, hurafe ve efsanelerin etkisiyle ya da baskı, aldatmaca ve propaganda etkisiyle onlara böylesi bir otorite sunmuşlardır. Yeryüzünün bu sahte rabbleri, ben merkezcilikten, salt kendini ve koltuğunu düşünmekten; kendi otoritesini sürdürüp güçlendirme noktasındaki o amansız hırstan kendilerini bir an için bile olsa sıyıramamaktadırlar. Bu sebeple de otoriteleri için, ama yakın ama uzak vadede, bir tehlike olarak gördükleri tüm güçleri, tüm potansiyelleri ortadan kaldırabilmek; aldatmacaları gün yüzüne çıkıp sona ermemesi için tüm güçleri, tüm olanakları kendilerine övgüler döktürmeye, kendilerinin borazanlığını yapmaya seferber edebilmekten başka bir şey düşünmemektedirler!

Her şeyden üstün olan tek Allah, evrendeki hiçbir şeye en ufak bir gereksinim duymayacak denli güçlüdür. O kullarının, erdemliliğinden, kurtuluşundan; çalışmasından ve belirlediği ilkeler doğrultusunda ilerleme kaydetmelerinden başka hiçbir şey istememektedir. Onların bu yoldaki tüm çabalarını, kendisine ibadet olarak saymaktadır. Kullarını yükümlü kıldığı ibadetlerde bile amaç, onların yaşamlarını ve durumlarını en iyi düzeye getirebilmek için, yüreklerini ve duygularını ıslah edebilmektir... Yoksa Allah'ın kullara hiçbir ihtiyacı yoktur. "Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsızın, Allah ise müstağnîdir, övülmeye lâyık olandır..." (Fâtır Suresi 15) İşte, her şeyden üstün tek Allah'a boyun eğmek ile çeşitli uydurma rabblere boyun eğmek arasında böylesine büyük bir farklılık vardır...

Daha sonra Hz. Yusuf, bir adım daha ilerleyerek, cahiliye inancını ve cahiliyenin korkunç kuruntularını çürütmeye geçiyor:

"Allah'ı bir yana bırakarak taptığınız düzmece ilahlar, ya sizin ya da atalarınızın taktığı birtakım boş, içeriksiz adlardan başka bir şey değildirler. Allah onlara hiçbir güç vermiş değildir."

İster beşer türünden olsun, isterse beşer dışındaki ruhlar, şeytanlar, melekler, Allah'ın hakimi bulunduğu evrensel güçler türünden olsun, sözkonusu sahte rabblerin tamamı, rabblik noktasında bir hiçtir, rabblik gerçeğinin en ufak bir niteliğine bile haiz değildir. Rabblik sadece ve sadece, her şeyden üstün ve tek olan, kulların yaratıcısı ve onların tümünden üstün bir konumda bulunan Allah'a aittir... Gelgelelim çeşitli cahili sistemlere ve ortamlara mensup kimi insanlar, sözkonusu sahte rabblere, kendi kafalarından bazı isimler yamamakta, bazı sıfatlar takmakta ve de kimi özellikler yakıştırmaktadır. Bunların başında da bu tür sahte rabblere tanınan, hüküm koyma ve otorite yetkisi gelmektedir... Oysa Allah onlara ne böylesi bir otorite tanımış, ne da onların doğru olduklarına ilişkin bir delil indirmiştir...

Bu noktada Yusuf, bu çürük inanç sistemini yere sermek üzere son darbesini indirerek, doğruyu açıklıyor: Otorite kimin olmalıdır? Hüküm koyma yetkisi kimin olmalıdır?! Kime boyun eğilmelidir?! Bir başka deyişle, kime "kulluk" edilmelidir?!

"Egemenlik sadece Allah'ın tekelindedir. O yalnız kendisine kulluk sunmanızı emretmiştir. Dosdoğru din, işte budur. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyor."

Hüküm koyma yetkisi, sadece ve sadece Allah'ın olmalıdır. İlahlığının her şeye egemen olması gereğince hüküm, sadece Allah'a özgüdür. Zira egemenlik tanrılığın niteliklerindendir. Egemenliğin kendisine ait olduğunu ileri süren, ister bir birey, bir sınıf, bir parti, ister bir grup, bir ulus, isterse uluslararası bir örgüt şemsiyesi altında tüm insanlar olsun- tanrılığın nitelikleri noktasından herkesten önce Allah'a savaş açmış demektir. Tanrılığın baş niteliği durumundaki egemenlik noktasında yüce Allah'a savaş açan ve egemenliğin kendisine ait olduğunu ileri süren, yüce Allah'ı apaçık bir biçimde inkâr etmiştir. Böyle bir kimsenin kâfir olduğu noktasında dinin kesin hükmü için, sadece bu ayetteki ifade bile yeterlidir!

Kişiyi dosdoğru dinin çerçevesinin dışına çıkaran, tanrılığın baş niteliği konusunda Allah'a savaş açmış bir konuma getiren böylesi bir iddia için, sadece putperestlikte tek bir kalıp yoktur. Bir başka deyişle böylesi bir iddiaya kalkışan kişinin ille de, "Sizin için, kendimden başka bir tanrı tanımıyorum!" ya da -tıpkı Firavun gibi açıkça- "Sizin en yüce rabbiniz benim!" demiş olması şart değildir. Sadece, Allah'ın şeriatını egemen kılmayıp, bir kenara iterek, yasaları başka bir temele dayandırmak ya da sadece Allah dışında egemen konuma gelmiş makamdakileri, otoritenin kaynağı olarak görmek bile bu türden bir iddiaya kalkışmış bir konuma sürüklenmeye yeterlidir. Bunu yapan, tüm uluslar ya da bir grup insan bile olsa, durum değişmemektedir... İslâm sisteminde ümmet, kendisine bir yönetici seçerek ona Allah'ın şeriatının hükümlerini uygulama yetkisini verir. Ancak bu, yasalara meşruluk kazandıran egemenliğin temelinde ümmetin bulunduğu anlamına gelmez. Tam tersine egemenliğin kaynağı sadece Allah'ındır. Ne var ki, İslâm araştırmacılarından bile pek çok kimse, hükümet eden yani yöneten ile otorite kaynağını birbirine karıştırmaktadır. İnsanlar bir bütün olarak, egemenlik yani hüküm koyma hakkına sahip değildirler. Bu hak sadece, bir olan Allah'a aittir. İnsanlar sadece, Allah'ın şeriatında bildirdiği hükümleri uygulamak durumundadırlar. Allah'ın şeriatında yer almamış bir hükmün ne doğruluğu sözkonusudur, ne de meşruluğu! Doğru olan, sadece Allah'ın koyduğu hükümlerdir...

Hz. Yusuf, hüküm koyma hakkının sadece Allah'a ait olduğunu açıklamasının ardından şöyle diyor:

"O yalnız kendisine kulluk sunmanızı emretmiştir."

Bu açıklamayı Arap insanının anladığı biçimiyle anlayabilmemiz için öncelikle, sàdece bir olan Allah'a özgü kılınan "tapmanın, kulluk etmenin" anlamını iyice kavramamız gerekmektedir...

Ayette bunu ifade için kullanılan "a-be-de" fiilinin sözlük anlamı: itaat etmek, boyun eğmek, onurunu yenip alçakgönüllü olmaktır... Başlangıçta bu fiilin, İslâmdaki terminolojik anlamıyla dinin gereklerini yerine getirmeyi içermesi sözkonusu değildi. Sadece, sözlük anlamıyla alınması söz konusuydu... Zaten bu ayet ilk indiği sırada, dinin gerekleri tümüyle henüz bildirilmediğinden, sözkonusu fiilin o anda terminolojik anlamını da içerebilmesi mümkün değildi. Dolayısıyla bu fiille ifade edilmek istenen, o an için sözlük anlamındaki kapsamdır. Ki bu aynı zamanda, terminolojik anlamda da aynen yer alacaktır. Bununla anlatılmak istenen; gerek kulluk noktasında, gerek yasalar ve ahlâki davranışlar noktasında, sadece Allah'a itaat etmek, sadece O'na boyun eğmek, sadece O'nun buyruklarını benimsemektir. Dolayısıyla kulluğun gerçek göstergesi, tüm bu konularda sadece Allah'a boyun eğmektir. Zira Allah, yaratıklarından herhangi bir kimseye değil, sadece kendisine kulluk edilmesini istemiştir.

Tapınmanın, kulluk etmenin anlamını bu şekilde kavramamızın ardından Yusuf'un, hükmü sadece Allah'a özgü kılmayı, neden sadece yüce Allah'a kul etmekle açıkladığını da daha iyi anlıyoruz. Zira, hüküm yüce Allah'dan başkasına ait olması durumunda, O'na kulluk edebilmek, O'na boyun eğebilmek gerçek anlamda mümkün değildir. Yüce Allah'ın, gerek insanların yaşamı, gerekse varlıklar düzeni için kaderde belirlediği karşı konulamaz hükümlerinde de; insanların yaşamlarına ilişkin belirlediği ve seçimi onların iradesine bıraktığı şeriatındaki hükümlerinde de aynı olgu geçerlidir. O'na boyun eğmek, ancak O'nun tüm hükümlerinin benimsenmesiyle gerçekleştirilebilir.

Burada bir kez daha yineliyoruz: Hüküm noktasında Allah'la çekişmeye kalkışmak, buna cüret edenin Allah'ın dininden çıkması demektir. -Bu, dinin mutlak ve açık bir hükmüdür!- Çünkü. böylesi bir eylem kişiyi, sadece Allah'a kulluk etme çizgisinin bütünüyle dışına çıkarmaktadır... Hüküm noktasında Allah'la çekişmeye kalkışmak, buna cüret edenlerin Allah'ın dininden kesinkes çıkmasına neden olan düpedüz bir şirktir! Buna cüret edenin iddiasında haklı olduğunu düşünenler; böyle bir kimseye itaat edenler; onun Allah'a ait otorite ve nitelikleri gaspetmesini yüreklerinde de olsa kınamayanlar da, onunla aynı akıbete düşmüşlerdir! Allah'ın tartısına vurulduklarında, sonuçta hepsinin durumu aynıdır!

Yusuf, gerçek dinin, hükmü Allah'a özgü kılarak sadece O'na kulluk etmek olduğunu belirtiyor:

"Dosdoğru din, işte budur."

Bu sözle bir sınırlama ifade ediliyor: Hükmü Allah'a özgü kılarak sadece O'na kulluk etmeye çağıran bu din dışında, dosdoğru olan hiçbir din yoktur!

"Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyor."

Bilmediklerinden ötürüdür ki Allah'ın bu dosdoğru dinine uymamaktadırlar. Bu noktada hiçbir şey bilmeyen bir kimsenin, ne inanması beklenebilir, ne de gerekenleri yapması!.. Dinin özünü ve gerçeğini bilmeyen birtakım kimseleri, onlar da bu dine mensup diye nitelemek ne akla sığar, ne de realiteye! Bu tür kimseleri müslüman olarak niteleyip eksikliklerinin faturasını da bilgisizliklerine çıkarmak geçerli bir mazeret değildir. Zira bilgisizlik ya da bilmemek, sözkonusu niteliği taşıyabilmeyi anında engellemektedir. Aslında bir şeye inanmak, o şeyi bilip öğrenmiş olmanın sonucudur... Akla da mantığa da uygun olanı budur. Bunun böyle olduğu zaten kendiliğinden apaçık ortadadır.

Hz. Yusuf, harikulâde, net mi net, aydınlatıcı birkaç cümleyle bu dinin genel niteliklerini, bu inanç sisteminin temel prensiplerini mükemmel bir biçimde çizmiş bulunuyor. Öte yandan cahiliye sisteminin temellerini de şiddetli bir biçimde sarsmış durumda..

Tağut, ilahlığın en başta gelen niteliği durumundaki "rabblik" iddiasında bulunmadıkça yeryüzündeki varlığını koruyamaz. Bu amaçla o, insanları kendi buyruğu ve hükmüne köleleştirebilme; kendi düşüncesine ve yasalarına boyun eğdirebilme peşindedir. Dolayısıyla, sözkonusu iddiasını, gerçek düzlemde pratiğe dökebilme sevdasındadır. Bunu diliyle açıkça söylememiş olabilir belki ama, uygulamaları bu noktada sözden çok daha güçlü bir kanıt ve gösterge durumundadır.

Tağut ancak, insanların yüreklerinde dosdoğru din ve gerçek inançtan eser kalmadığı sırada ortaya çıkıp varlığını sürdürebilir. Hükmün sadece Allah'a ait olduğu; zira kulluğun sadece bir olan Allah'a yapılması gerektiği; kulluğun hükme boyun eğmek anlamına geldiği; bunun aslında kulluğun bir göstergesi olduğu vb. esaslar insanların inançlarında gerçekten yer ettiği zaman tağutun varlığını sürdürebilmesi asla mümkün değildir.

Yusuf, iki arkadaşının kafalarını kurcalayan konuyla bağlantılı olarak konuşmaya başlayıp, onlara vermek istediği öğütü mükemmel bir biçimde noktalıyor. Sonra da, tüm söz ve açıklamaları için onlara daha da güven verebilmek için, öğüdünü bitirir bitirmez, rüyalarının yorumunu da hemen yapıveriyor:



ve tevbe 31 suresinde tefsirinde ise itaat kime ise ibadette onadır...

size yine kopyala yapıştır yapıyorum... çünkü benim savunduğum islamdır...
31- Onlar Allah dışında hahamlarını, rahiplerini ve Meryemoğlu İsa'yı ilah edindiler. Oysa onlara sadece tek ilaha, kendisinden başka ilah olmayan ve onların yakıştırma ortaklarından uzak olan Allah'a kulluk etmeleri emredilmişti.

Okuduğumuz ayet, surenin bu kesitinin doğrusal bir uzantısıdır. Bilindiği gibi surenin bu kesitinde müslümanların vicdanlarında beliren şu tür kuşkular giderilmeye çalışılıyordu; "Bu adamlar, yani yahudiler ile hristiyanlar, Kitap ehlidirler. Buna göre onlar, Allah'ın dinine bağlıdırlar."

Bu kuşkulara karşılık, bu surede şu gerçeklere dikkat çekiliyor: Bu adamlar, yüce Allah'ın dinine bağlı değildirler. Bu gerçeği inançlarından sonra pratik hayatları da kanıtlıyor. Onlara tek olarak yüce Allah'a kulluk etmeleri emredildi. Oysa onlar yüce Allah'ı bir yana bırakarak hahamlarını ve rahiplerini ilah edindiler. Tıpkı Meryemoğlu İsa'yı ilah edindikleri gibi. Bu tutumları ise yüce Allah'a ortak koşmaktır, şirktir. Yüce Allah onların bu ortak koşma yakıştırmalarından münezzehtir. Buna göre onlar davranış ve pratik hayat düzeyinde gerçek dini din edinmedikleri gibi inanç ve düşünce düzeyinde de Allah'a inanmış değildirler.

Kitap ehlinin hahamlarını ve rahiplerini nasıl ilah edindiklerini anlatmadan önce Peygamberimizin -salât ve selâm üzerine olsun- bu ayetin açıklamasına ilişkin sağlam kaynaklı sözlerine başvurmak istiyoruz. Çünkü kesin çözüm O'nun sözlerindedir.

Bu ayette geçen "Ahbar" terimi, "Hebr" ya da "Hıbr" sözcüğünün çoğuludur. Bu terim "Kitap ehlinin bilginleri" -daha çok yahudi bilginleri- anlamına gelir. Yine bu ayette yeralan "Ruhban" terimi ise "rahip" sözcüğünün çoğuludur. Bu terim, "Kendini ibadete adamış, dünyadan el-etek çekmiş kişi" anlamına gelir. Rahipler normal olarak evlenmezler, başkaca bir iş tutmazlar, geçim peşinde koşmazlar.

"Durr-ül Mensur" adlı kitabın bir yerinde şöyle deniyor: Tirmizi'nin, İbn-i Munzır'ın, İbn-i Ebu Hatem'in, Ebu Şeyh'in, İbn-i Murdeveyh'in, Beyhaki'nin ve diğer hadis dergilerinin bildirdiklerine göre, sahabilerden Adiyy b. Hatem şöyle diyor; "Bir gün Peygamberimizin yanına gitmiştim. O sırada Tevbe suresinin `Onlar Allah dışında hahamlarını ve rahiplerini ilah edindiler' cümlesi ile başlayan ayetini okuyordu. Ayeti bitirince bana dönerek şöyle buyurdu:

"Gerçi onlar hahamlarına ve rahiplerine tapınıyorlar, ibadet etmiyorlar. Fakat bu din adamları kendilerine bir şeyi helal kılınca o şeyi helal sayıyorlar, buna karşılık din adamları bir şeyi yasaklayınca onu haram kabul ediyorlar."

İbn-i Kesir tefsirinde de şöyle deniyor: İmam-ı Ahmed, Tirmizi ve İbn-i Cerir değişik kanallara dayanarak bize bu belgeyi naklediyorlar: Adiyy b. Hatem, Peygamberimizin davetini alınca, çağrısını işitince Şam'a kaçtı. Bu zat cahiliye döneminde hristiyan olmuştu. Bir ara kız kardeşi kabilesinden birkaç kişi ile birlikte müslümanlara esir düşmüş, fakat Peygamberimiz kadını bağışlayarak, serbest bırakmıştı. Kadın kardeşinin yanına dönünce onu müslüman olmaya ve Peygamberimize gidip kendisi ile görüşmeye teşvik etmişti. Bunun üzerine Medine'ye geldi. -Bu zat o sırada Tay kabilesinin şefi idi, babası da cömertliği ile ün salmış bir kişi olan Hatem Tai idi.- Peygamberimizin huzuruna vardığında boynunda gümüş bir haç vardı. O sırada Peygamberimiz `Onlar Allah'ın dışında hahamlarını ve rahiplerini ilah edindiler' cümlesi ile başlayan ayeti okuyordu. Ayet bitince bizzat kendi ifadesine göre Peygamberimize `Onlar, hahamlarına ve rahiplerine tapmıyorlar, kulluk etmiyorlar' dedi. Onun bu sözlerine Peygamberimiz şu karşılığı verdi:

"Evet, ama din adamları onlara helal şeyleri yasakladılar ve haram şeyleri serbest ettiler. Onlar da din adamlarının bu hükümlerine uydular. Bu tutum, onların, din adamlarına kulluk etmeleri anlamına gelir."

Tefsir bilgini Sudey, bu ayeti açıklarken şöyle der; `Onlar yüce Allah'ın kitabını arkalarına atarak din adamlarının hükümlerine başvurdular. Bundan dolayı yüce Allah bu ayetin devamında `Oysa onlara sadece tek ilaha kulluk etmeleri emredilmişti' buyuruyor. Yani o tek ilah bir şeyi haram kılınca, o şey haram sayılacak, O'nun helal ilan ettiği şeyler helal bilinecek, koyduğu yasaya uyulacak ve verdiği hüküm yürürlüğe konacaktır."

Tefsir bilgini Alusi de bu ayeti şöyle açıklıyor; "Çoğu tefsir bilginlerinin görüşüne göre bu ayetteki ilah edinmekten maksat, Kitap ehlinin din adamlarını evrenin ilahları saydıkları, böyle bir inanç taşıdıkları değildir; buradaki ilah edinmekten maksat, onların din adamlarının kişisel emirlerine ve yasaklarına uymalarıdır."

Gerek bu açık anlamlı ayetten, gerekse Peygamberimizin -son söz niteliğindeki- yorumundan ve gerekse eski-yeni tefsir bilginlerinin sistemine, bu dine ilişkin son derece önemli gerçekler öğreniyoruz. Bu gerçeklere, aşağıda kısaca değinmek istiyoruz:

1- İbadet, yasal hükümlerde Kur'an'ın ayetlerin ve Peygamberimizin bu ayetlere ilişkin açıklamalarına uymak demektir. Yahudiler ile hristiyanlar, hahamları ile rahiplerinin ilah olduklarına inanmak, onlara ibadet amaçlı hareketler sunmak anlamında bu din adamlarını ilah edinmiş değillerdi. Buna rağmen yüce Allah, bu ayette onların müşrik olduklarına, bir sonraki ayette de kâfir olduklarına hükmetmiştir. Bu hükmün tek gerekçesi, onların din adamlarını yasa koyma mercii olarak kabul etmeleri, koydukları yasalara uymaları, boyun eğmeleridir. İlahi hükmün tek sebebi budur. Ayrıca, inançta ve ibadetlerde Allah'tan başkasını ilah edinmiş olmak şart değildir. Sırf bu tutum, sahibini Allah'a ortak koşmuş duruma düşürür. Sırf bu sapıklık, sahibini mü'minlerin safından çıkarıp, kâfirlerin saflarına katmak için yeterlidir.

2- Bu ayet hahamlarına yasa koyma yetkisi tanıyan, onlarca konmuş yasalara uyan ve itaat eden yahudiler ile Hz. İsa'ya ilahlık yakıştıran ve ona ibadet amaçlı davranışlar sunan hristiyanları aynı derecede müşrik sayıyor, aralarında hiçbir fark görmüyor. Yani her iki tutum da sahiplerini Allah'a ortak koşmuş saydırma açısından eşit ağırlıklı suçlardır. Her iki sapıklık da sahiplerini mü'minlerin safından çıkarıp, kâfirlerin saflarına katmak için yeterlidir.

3- İnsanın Allah'a ortak koşan bir müşrik sayılması için yasa koyma yetkisini Allah dışındaki bir mercii, meselâ kullara tanıması yeterlidir. Bu sapıklığın yanısıra sözkonusu kulun ya da kulların ilah olduğuna inanması, onu ya da onlara ibadet amaçlı hareketler sunması şart değildir. Az önceki iki paragrafımız bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Biz burada bu gerçeği bir kere daha vurgulamak istedik.

Gerçi bu ayetlerin içerdikleri gerçeklerin ilk amacı, o günkü islâm toplumuna egemen olan olumsuz şartlara karşı koymaktır, o günkü müslümanların kalplerindeki Bizanslılarla savaşmaya ilişkin tereddütleri ve fobileri silmektir, "Bizanslılar madem ki Kitap ehlidirler, o halde müzmindirler" şeklindeki ön yargının doğurduğu kuşku bulutlarını dağıtmaktır. Fakat bu gerçekler bu konudaki temel işlevlerinin yanısıra genel-geçerlidirler ve bu nitelikleri ile genel anlamda "dinin özü"nün ne olduğunu belirleme hususunda bize ışık tutarlar.

Gerçek din "islâm"dır. Yüce Allah tüm insanlar için bu dini seçmiştir, bunun dışındaki bir dini hiç kimsele,r kabul etmez. Müslüman olabilmek için yüce Allah'ın ortaksız ilahlığına inandıktan ve ibadet nitelikli eylemleri sırf O'na sunduktan sonra, yasal hükümlerde de sırf O'na uymak şarttır. Eğer insanlar O'nun yasaları dışında başka yasalara uyarlarsa, yahudiler ve hristiyanlara ilişkin hükmün kapsamına girerler. Yani Allah'a inanmamış "müşrikler" sayılırlar. İstedikleri kadar "Biz müminiz desinler" faydasızdır. Çünkü yüce Allah'ın dışındaki bir merciin, meselâ bazı kulların koydukları yasalara uymaları bu damgayı yemeleri için yeterlidir. Böyle durumlarda insanların bu damgayı yemekten kurtulabilmeleri için kullar tarafından kendilerine empoze edilen yasalara karşı çıkmaları, onlara baskı altında uymak zorunda kaldıklarını kanıtlayan protesto nitelikli bir reaksiyon göstermeleri, yüce Allah'a yönelik bu küstahlıkları onaylamadıklarını, onları bertaraf etmeye güçleri yetmediği için dişlerini sıktıklarını ortaya koymaları gerekir.

Günümüzde "din" kavramının sınırları, insanların kafalarında, alabildiğine daralmıştır. Günümüzün insanları dini sadece vicdanda hapsedilmiş bir inanç ve birtakım ibadet amaçlı eylemler saymaktadırlar. İşte yahudilerin burada kınanan tutumu da böyle idi. Onlar bu anlayışları yüzünden okuduğumuz ayete ve Peygamberimizin bu ayete ilişkin yorumuna göre Allah'a inanmamış, O'na ortak koşmuş, O'nun sadece tek ilaha kulluk etmelerini buyuran emrine ters düşmüş sayılmışlar, ayrıca Allah'ı bir yana bırakarak hahamlarını ilah edinmekle suçlanmışlardır.

Dinin başta gelen anlamı "deynunet" yani boyun eğmek, teslim olmak ve uymaktır. Bu tutum da ibadet amaçlı eylemlerin sunuluşunda olduğu kadar yasalara uymada da ortaya çıkar, somutluk kazanır. Bu mesele yüce Allah'dan başkalarının koyduğu yasalara uyanların sergiledikleri pişkinlikle ve cıvıklıkla bağdaşmayacak derecede ciddidir. Böyle kimselerin sırf yüce Allah'ın ilahlığına inanıyorlar ve ibadetlerini sırf yüce Allah'a sunuyorlar diye kendilerini yüce Allah'a inanmış, müslümanlar saymaları en hafif deyimi ile kaba bir vurdumduymazlık, bir kaypaklık örneğidir. Yüce Allah'dan kaynaklanmayan yasaların egemen olduğu toplumlarda yaşayanlar eğer bu ortak suçun sorumluluğundan gerçekten kurtulmak istiyorlarsa, yüce Allah'ın otoritesine yönelik bu küstahlıkları onaylamadıklarını kesinlikle kanıtlayacak, protesto nitelikli bir tavır ortaya koymalıdırlar.

Bu cıvıklık, bu kaypaklık yaşadığımız tarih döneminde bu dinin karşılaştığı en büyük tehlikedir. Düşmanların bu dine yönelttikleri en öldürücü silah budur. Dinimizin bu düşmanları, yüce Allah'ın müşriklikle, gerçek dini din edinmemekle ve "Allah'ı bir yana bırakarak başka ilahlar edinmekle" suçladığı rejimlerin ve insanların günümüzdeki benzerlerine, zamanımızdaki izdaşlarına "islâm" yaftasını yakıştırmak için can atıyorlar. Madem ki, bu dinin düşmanları bu tür rejimlere ve kişilere islâm yaftası yakıştırmaya bu denli özen gösteriyorlar, o halde bu tür yanıltıcı yaftaları yere düşürmek, bu tür maskeleri indirerek arkalarında gizlenen müşrikliği, kâfirliği ve yüce Allah dışında ilah edinme sapıklığını gözler önüne sermek de bu dinin taraftarlarının görevidir. Bu konudaki sözlerimizi incelediğimiz ayetin ikinci cümlesini bir kere daha okuyarak bağlayalım:

"Oysa onlara sadece tek ilaha, kendisinden başka ilah olmayan ve onların yakıştırma ortaklarından uzak olan Allah'a kulluk etmeleri emredilmişti."

bu tefsiride demokrasi ile artık kıyas yaparsınız...

demokrasi de çoğunluk ölçü edinilir
islamda ise ALLAH'ın dediği ölçü edinilir!!

Dikkat ediniz ki, hem yaratmak, hem de emretmek Ona (Allah’a) mahsustur.” (A’raf 7/54)

Bizim yaratıcımızda emredicimizde ALLAH'tır!!!

SİZİN SAVUNDUĞUNUZ DEMOKRASİ ALLAH'ın RAB SIFATINA ŞİRK KOŞMAKTIR...

YİNE KOPYALA YAPIŞTIR YAPIYORUM... 
ÇÜNKÜ BENİM KENDİM YAZACAKLARIM DA AYNEN BU ARKADAŞLARIN YAZDIKLARINDAN FARKLI OLMAYACAKTIR...

Yüce Allah'ın güzel isimlerinden biri. Sözlükte "Rabb" kelimesi mâlik, yaratıcı, sâhip, bir şeyi ıslâh eden, terbiye eden, efendi anlamlarını ifade etmektedir.


İbnul-Enbârî'ye göre Rabblık, yani bir şeyin Rabbi olmak üç mânâya gelir:


1. Mâlik olmak; yani tasarrufu, kudreti altında bulunan her şeyin yegane sahibi ve idarecisi olmak. İşte sadece o Rabb, bütün onların sahibi, yöneticisi ve istediği gibi, ilmine ve iradesine uygun olarak tasarrufta bulunandır.


2. Kendine itaat edilecek, boyun eğilecek efendi anlamını da ifade eden Rabb, Kur'an-ı Kerim'deki "Mevlâ" kelimesiyle eş anlamlıdır. Yine o Rabb, kendisine itaat edilecek, emirlerine uyu-lup, yasaklarından uzak durulacak yegâne, tek efendi anlamına da gelir.


3. Rabb; ıslâh eden, arıtıp, saflaştırıp, olgunlaştıran anlamındadır. Yani o Rabb, her şeyi düzelten, sivrilikleri, çıkıntıları tesviye eden, tam bir şekilde halden hale geçirerek düzenleyen, terbiye edendir. Bilindiği gibi Rabb kelimesinin asıl mânâlarından biri de "terbiye eden" anlamıdır.


Burada zikredilen bu üç mânâdan kolayca anlaşılmıştır ki; Rabb kelimesi Allah Teâlâ için kullanılmaktadır. Ancak Arap dilinde isim tamlaması şeklinde (izafet terkibi olarak) insan için de kullanılmıştır. Meselâ; "evin sahibi", "devenin sahibi" gibi anlamlarda da kullanıldığı görülmektedir.


Kur'an-ı Kerim'de ise "rabbim, rabbın, rabbimiz, rabbınız..." gibi iyelik zamirlerine bitişik olarak da kullanılmıştır. Meselâ; ilk nazil olan ayetlerde; "Ey Muhammed, yaratan Rabbinin adıyla oku!.. Kalemle öğreten Rabbin kerem sahibidir."


"Rabbimiz, eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma! Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme!. " (el-Bakara, 2/286) buyurulur.


Bilindiği üzere bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bununla beraber bu ayetlerde geçen Rabb kelimeleri doğrudan doğruya Yüce Allah'a işaret etmektedir. er-Rabb, Allahu Teâlâ demektir. O, her şeyin rabbi, mâliki, sâhibi, efendisi, ıslâh edeni, varlıkların ihtiyaçlarını tekeffül edeni yani görüp gözeteni, ihtiyaçlarını karşılayanıdır. İşte bu anlamlarda "Rabb", Allah Teâlâ'dan başkası için kullanılmaz. Bu kullanım şeklini daha iyi anlayabilmek için Kur'an-ı Kerim'den örnekler vererek birbirini destekleyen bu mânâları şöylece sıralayabiliriz:


1. Hz. İbrahim (a.s), milletine Şuarâ süresinin 77-81. ayetlerinde şöyle diyordu: "İşte o taptıklarınız benim düşmanımdır. Fakat sadece âlemlerin Rabbi dostumdur. O Rabb ki, beni yaratan ve doğru yola eriştirendir. Beni yediren de içiren de Odur. Hasta olduğumda bana şifayı O verir. Beni öldürecek ve diriltecek O'dur".

De ki; Allah her şeyin rabbi iken O'ndan başka bir rabb mı arayayım? Herkesin kazandığı kendisinedir. Kimse başkasının yükünü taşıyamaz. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir." (el-En'am, 6/164)


"O, doğunun ve batının Rabbidir. Ondan başka ilâh yoktur, öyleyse O'nu vekil tut." (el-Müzzemmil, 73/9)


Görüldüğü gibi bu ayetlerde geçen Rabb lafızları Allahu Teâlâ'nın ismi olup Allah lafzı yerine kullanılmıştır. Terbiye eden, kefil olan, vekil olan, ihtiyaçları gideren, yetiştiren, yaratan, kanun ve hüküm koyan yegane kişi şâri, murâkabe eden, her şeyin sahibi ve maliki olan Allahu Teâlâ anlamında kullanılmıştır.


2. "...O sizin Rabbinizdir, O'na döneceksiniz." (Hud, 11/34)


"...Hiç kimse diğerinin günahını yüklenmez, sonunda dönüşünüz Rabbinizedir..." (ez-Zümer, 39/7)


"De ki, Rabbiniz sonunda hepinizi toplar, sonra aramızda adaletle hükmeder..." (es-Sebe', 34/26)


Bu ayetlerde de "rabb", etrafında toplanılacak mümtaz varlık anlamındadır. Zira lugatta "rabb" kelimesi "Toplum içinde kutup sayılacak ve etrafında toplanılacak mümtaz kişi" anlamına da gelmektedir.


3. "...Allah'ı bırakıp da birbirimizi (kimimiz kimimizi) rabbler edinmeyelim." (Âl-i İmran, 3/64)


"Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih'i Rabler edindiler. Oysa kendilerine sadece tek ilâh olan Allah'a kulluk yapmaları emredilmişti. O'ndan başka ilâh yoktur. Allah koştukları eşlerden münezzehtir." (et-Tevbe, 9/31)


Bu iki ayette geçen rabb kelimelerinin çoğulu olan "erbâb" lafızları, toplulukların ve milletlerin önder ve rehber edindikleri kimselere işaret etmektedir. İnsanlar bu önderlerin emirlerine uyarlar, yasaklarından kaçınırlar ve onların koydukları kural ve kaidelere de uyarlar; onların hiç bir delile dayanmaksızın ileri sürdükleri helâl ve haram gibi değerlendirmelerini de kabul ederler. İşte Yüce Allah, onların gerçek mânâda rabb olmayıp diğer insanlar gibi âciz birer insan olduklarını haber veriyor.


4. " ...Yusuf'a elçi gelince; "Efendine dön, kadınlar niçin ellerini kesmişlerdi, bir sor! Doğrusu Rabbin onların düzenini (fendini) bilir." (Yusuf 12/50)


Bu ayetin hemen baş tarafında geçen "rabb" kelimesiyle, Mısırlılara hitaben Mısır azizi-efendisi kasdedilmiştir. Çünkü Mısırlılar onun otoritesine, üstün özelliklerine ve değerine inanıyorlar, emir ve yasak koymaya yetkili olduğunu kabul ediyorlardı. İşte bu bakımdan ayette geçen "Rabbine dön!" lafızları, "Efendine dön!" anlamındadır. Ancak emir ve yasak koyma yetkisine sahip olan sadece Alemlerin Rabbidir. Ama kanun ve hüküm koyucu olarak Cenab-ı Allah'tan başkasını tanıyan ve kabul edenler bu kanun koyucuları rabb edinmişler demektir.


5. "Eğer yerle gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir." (el-Enbiyâ, 21 /22)


"Yedi göğün de Rabbi, yüce Arşın da Rabbi kimdir?" (el-Mü'minun, 23/86)


Bu ve benzeri ayetlerde de "rabb" lafızları, sâhib, mâlik anlamlarında kullanılmıştır. İşte bütün bu örneklerden ve açıklamalardan anlaşılıyor ki, "er-Rabb" tabiri Yüce Allah'ın güzel isimlerinin en fazla anlam ifade edenlerinden biridir. Bu isim, birbirini destekleyip kuvvetlendiren en az beş ayrı mânâya işaret etmektedir. Böylece Cenab-ı Hakk'ın isimleri ve bu isimlerin ifade ettiği anlamlar daha iyi anlaşılmaktadır ve buna bağlı olarak kişilerin Allah'a olan inançları da o nisbette kuvvetlenip şüphe ve tereddütlerden temizlenmekte ve arınmaktadır.


Günümüz İnsanının Çeşitli Rableri:
Günümüzde, insanların, vicdanlarında inanıp kabul ettikleri rabb ile yaşantılarında, hükümlerine teslim oldukları rabbler aynı değildir. Teorik olarak inandıklarını ifade ettikleri Allah'ın rabblığını, vicdanlarına hapseden günümüz insanlarının pek çoğu, pratik hayatlarında Allah'tan başka rabblerin emirlerine ve hükümlerine teslim olmaktadırlar. Üzülerek belirtelim ki, insanların pek çoğunun mâruz kaldığı en büyük tehlike, Allah'ı günlük yaşantılarında rabb kabul edemeyişleridir. Onlar, bir yandan mü'min ve müslüman olduklarını söylerlerken, diğer yandan da Allah'ın emir ve yasaklarını bir tarafa atarak çeşitli varlıkların ve rehber edindikleri önderlerinin emirlerine uyarlar. Onların koyduğu gayr-ı meşrû hükümlere gönüllü olarak itaat ederler; böylece Allah'tan başkalarını rabb edinmiş olurlar. "Lâ"sı olmayan bir inanç yaygınlaştırılıyor; herşeyle, özellikle egemen tüm güçlerle ve onların rabb anlayışlarıyla uzlaşan, tepkisiz, laik müslümanlık (!). Allah'a inanan, ama tâğuta itaattan ayrılmayan, Allah'a inanan ve tâğutların ilke ve hükümlerini kabul ettiğini ifade eden, hakla bâtılın karıştığı bir din!

Kur'an-ı Kerim'in eski kavimleri ve peygamberleri anlattığı âyetlerinden anlaşılmaktadır ki, en eski asırlardan, kendi nüzûlü zamanına kadar, sapıklık ve inanç bozukluğu ile tanıttığı tüm toplumların, doğrudan Allah'ın varlığını inkâr etmediklerini görüyoruz. Ancak onların hepsinin müşterek sapıklıkları; Allah'ın mutlak rabblığını kabul etmeyişleri, Allah'ın yaratıcı olduğuna inansalar da O'nun tek rabblığına pek çok varlıkları ortak etmeleridir. Rabblığın bir kısım özelliklerini Allah'tan başkalarında görmeleri, ahlâkî, sosyal ve kişisel hayatları için gerekli olan emir ve kuralları, Allah'tan başkalarından almalarıdır. Bunun için, insanların pek çoğu, ya doğrudan doğruya Allah'tan başka rabbler olduğuna inanıyorlar, veya Allah'ın rabblığına teorik olarak inansalar da pratik hayatlarında Allah'tan başkalarının rabblığına teslim oluyorlar. İşte rabb konusunda, peygamberlerin her asırda yıkmak istedikleri asıl sapıklık budur. Hükmü sadece göklere geçen; dünyaya, insanlara, yönetime, sosyal ve siyasal hayata... karışmayan bir Allah inancı. Yani göklerin rabbi. Halbuki Allah; göklerin, yerin, bütün âlemlerin rabbidir.

Önceden hıristiyan olan Adiyy b. Hâtem, boynunda altından bir haç olduğu halde Rasûlüllah'ın huzuruna geldi. Peygamberimiz (s.a.v) ona:

"Ya Adiyy, boynundan şu putu çıkar." buyurdu. Bu sırada Rasulullah "Yahudiler ve hıristiyanlar, haham ve râhiplerini Allah'tan başka rabbler edindiler." (Tevbe: 9/31) meâlindeki âyeti okuyordu. Adiyy:

"Ey Allah'ın Rasûlü, hıristiyanlar, râhiplere ibâdet etmediler ki (onları rabb edinmiş olsunlar)" dedi. Peygamberimiz (s.a.v):

"Evet ama onlar (hıristiyan râhipleri ve yahudi hahamları) Allah'ın helâl kıldığını haram; haram kıldığını da helâl saydılar. Onlar da bunlara uydular. İşte onların bu tutumları, onlara ibâdet etmeleri ve onları rabb edinmeleridir." buyurdu.

Bu hadis-i şerif açık olarak gösterir ki, herhangi birini rabb edinmiş olmak için, ona rabb adı vermek şart değildir. Allah'tan başkalarının emrine, Allah'ın dinine uyup uymadığı hiç hesaba katılmaksızın isteyerek itaat etmek, hükümle ilgili konularda Allah'tan başkalarının sözünü dinleyip kabullenmek, Allah'tan başkasına itaat ederek O'nun dininin emir ve hükümlerine başkasını tercih ederek muhalefet etmek, Allah'tan başkalarını rabb edinmek ve onlara tapmak demektir.

Putlara, şeytanlara ve tâğutlara tapmak nasıl şirk ise; Allah'ın emrine, Hakk'ın hükmüne uymayan kişilerin ortaya attıkları görüşleri benimsemek ve onları Allah'a tercih edip onlara uymak da öylece bir şirktir. Bu durum, onlara kulluk mertebesinden fazla değer vermek, Allah'ın ilâhî hükümlerine uymayan görüş ve fikirlerini benimsemek olduğu için, hem bir çeşit şirk, hem de Allah'ı bırakıp onları rabb edinmektir. Onlara her ne kadar dil ile rabb denilmese de durum, onları rabb tanımanın ta kendisidir.

Onların sözlerine itaat edip, Allah'ın emirlerini terk etmenin puta ve tâğuta tapmakla aynı olmasının sebebi ise açıktır. Çünkü müslüman, Hakk'ın kulu ve ilâhî hükümlerin mahkûmu olan kişidir. Hakkı bâtıl, batılı da hak yapmaya çalışıp, insanlara helâlı haram, haramı da helâl tanıtarak Allah'ın hükümlerini değiştirmeye çalışanlar, ilmî haysiyetten uzak birer tâğutturlar. Bunlara uymak da onları rabb kabul etmektir. Çünkü bu duruma düşenler, Allah'ın hükmüne değil de onların isteklerine uyarak onlara Allah'a tapar gibi tapmış olanlardır.

Günümüzde de insanların hayatına hâkim pek çok rabb kabul edilenler var. Her insan, hangi rabbin kulu olduğunu kendisi tayin edebilir. Ancak, bunu yaparken, kimin mülkünde yaşadığını, hangi rabbe kulluk etmesi gerektiğini iyice düşünmelidir. Şu iyi bilinmelidir ki, inanılan ve hayatın her safhasında emrine uyulan tek rabb Allah olmadıkça O'na kullukta bulunulmuş olunamaz. Peygamberimiz'in: "Rabbim Allah de ve bu sözünde dosdoğru ol" anlamındaki mübarek sözü, Kur'an'daki rabb kavramının ve O'na kulluğun en veciz ifadesidir.

Kabirde insanlara sorulacak: "Rabbin kim?" Dünyada rabb anlayışı ve bu konudaki davranış ve eylemlerine göre cevap çıkacak o insandan. "Rabbim filandır" diyecek insan. Dil, irâdemizin emrinden çıkacak orada. Dünyada kimi rabb kabul etti veya eylemleriyle bu görüntüyü verdiyse, onu söyleyecek dil. Orada "Rabbim Allah'tır" diyebilmek için, burada "Rabbim Allah'tır" deyip bu sözünü yaşantı olarak isbatlamak gerekiyor. Evet, kurtuluşun tek reçetesi: "Rabbim Allah" deyip dosdoğru olmak...


"Tek rab, âlemlerin rabbi Allah'tır. 

Kullara kul olan, ne kadar alçak;

Rablık taslayan kul, ne kadar küstahtır."

pek fazla zamanım olmadığı için ancak kopyala yapıştır şeklinde size cevap vermeyi tercih ettim...
herhalde siz kendi kendinize demokrasiyi çıkarmadınız:P siz de demokrasinin akımından etkilenerek hafızanızdan kopyala yapıştır yaparak savunuyorsunuz... yani sonuçta bir ideali savunuyorsunuz... ben ALLAH'ın idealini savunuyorum... sadece aramızda ki fark siz beşer bir ideali savunuyorsunuz ben ise ALLAH'ın idealini...

size arapların da islam gelmeden önce ne kadar demokratik olduklarını da açıklamak isterdim ama maalesef dediğim gibi fazla zamanım yok...

onu da artık başka zaman kopyala yaptıştır yaparım:D

Sağlıcakla...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Olcayto Tan arkadaş kopyala yapıştır seçeneğinden rahatsız olmuş ki benden kendi fikirlerimi bekliyor&#8230; ben ilk önce islama tabi olan bir müslümanım&#8230; ve islam ile alakalı olan herşeyi alır yapıştırırım&#8230; ha o&#8217;nun görüşü ha benim görüşüm farketmez&#8230; çünkü müslümanın ölçüsü Kur&#8217;an ve sünnettir&#8230; ve bende kur&#8217;an ve sünnet ölçüsünde olan bütün bilgileri kabul ederim&#8230; ve benim fikrim de zikrim de islam&#8217;dır</p>
<p>Sizin gibi insanlar ibadeti namaz oruc hac ile niteliyor&#8230; oysa ibadetin aslı itaattır&#8230; itaatta kime ise ibadette onadır!!!</p>
<p>mesela ALLAH kur&#8217;an da içkiyi yasakladığı için içki içmiyorum&#8230; bu da bir ibadettir&#8230; mesela zinayı yasakladığı için zina da yapmıyorum&#8230; bu da bir ibadettir&#8230;<br />
mesela ALLAH namaz kılın diyor ben namaz kılıyorum&#8230; bu da bir ibadettir&#8230;<br />
ama benim yaptığım bütün itaatler islam çizelgesi içindedir&#8230;örnekler çoğaltılabilir&#8230;</p>
<p>Din&#8217;in aslı da yaşam biçimidir&#8230;<br />
bizim yaşam biçimimizi belirleyen ALLAH&#8217;tır<br />
yani emreden, emri ile cezalandıran, insanlara hayatlarında yön veren, rızık veren, yaşatan ve öldüren ve tekrar diriltecek olan Alemlerin Rabbi olan ALLAH&#8217;tır&#8230;</p>
<p>&#8220;Bu durumda, demokrasiyi din diye tanımlamamız için, tanımda belirtilen şekliyle demokrasiyi kapsaması gerekiyor ancak görüldüğü üzere böyle bir durum mevcut değil. Demokrasi bir egemenlik biçimiyken , din doğa üstü bir durumdur ve inanç sistemidir bu yüzden islamiyet bir din demokrası ise yönetim biçimidir.bu yüzden islamiyet ve demokrasi karşı karşıya oturtulamaz ve din tanımı altında gruplandırılamaz.Laisim ise zorlama bir tanım olmakla beraber demokrasinin alt yapısını hazırladığı “laiklikten” farklıdır. Laikliği, yani demokrasinin olmazsa olmazını bir sistemmiş gibi -izm lerle süsleyerek ortaya koymak insanları bu kavramdan soğutma çabasıdır.Laiklik demokrasinin bütün dinlere karşı aynı mesafede durarak her birinin inanç özgürlüğünü koruyan bir kavramdır ve bu bağlamda aynı topraklarda yaşayan bir müslümanın baş örtüsü takmasını bir hristiyanın kliseye gidebilmesini ve budist bir rahibin geleneksel kıyafetlerini özgürce giyebilmesini devlet eliyle garanti eder.&#8221;</p>
<p>&#8220;din doğa üstü bir durumdur ve inanç sistemidir bu yüzden islamiyet bir din demokrası ise yönetim biçimidir.&#8221;</p>
<p>firavunda sizden farklı bir düşüncede değildi zaten&#8230;</p>
<p>firavun&#8217;a musa a.s ALLAH&#8217;ın emirlerine itaat et ve insanlarıda  ettir dediği zaman o olmaz o göklere hükmeder&#8230; o emirleri ile sadece doğa olaylarını kontrol altına alır&#8230; yer yüzünde otoriter benim diye kıssalar okumuştum&#8230; ve demiştir ey mısır halkı siz kimin buyruğu altındasınız?&#8230; mısır kimin? burada kimin emirlerine itaat ediyorsunuz?Nil nehri kimin? kimin topraklarında rızıklanıyorsunuz&#8230; sizin en yüce rabbiniz ben değilmiyim? Musa&#8217;nın sizin dininizi değiştireceğinden korkuyorum vs. vs&#8230; tefsirlerde mevcuttur&#8230;</p>
<p>demokrasi bir egemenlik biçimi demişsin&#8230;<br />
Kur&#8217;an da da egemenliğin yalnızca ALLAH&#8217;a ait olduğunu yusuf 39-40. ayet açıklar&#8230;<br />
39- &#8220;Ey hapishane arkadaşlarım, çok sayıda ilaha inanmak mı, yoksa ezici iradeli tek Allah&#8217;a inanmak mı daha iyidir?&#8221;</p>
<p>yani ey Tan arkadaş 550 puta mı yoksa ezici iradeli tek Allah&#8217;a inanmak mı daha iyidir?</p>
<p>40- &#8220;Allah&#8217;ı bir yana bırakarak taptığınız düzmece ilahlar, ya sizin ya da atalarınızın taktığı birtakım boş, içeriksiz adlardan başka bir şey değildirler. Allah onlara hiçbir güç vermiş değildir. Egemenlik sadece Allah&#8217;ın tekelindedir. O yalnız kendisine kulluk sunmanızı emretmiştir. Dosdoğru din, işte budur. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyor.&#8221;</p>
<p>-Kul manası türkçede köledir&#8230;<br />
köle nedir tan arkadaş efendisine itaat edendir&#8230;<br />
bizim efendimiz ALLAH&#8217;tır biz yalnızca ALLAH&#8217;a kölelik yaparız müslüman olarak&#8230; müslüman ne dir tan arkadaş&#8230; ( teslim olandır ) kime teslim olmuş müslüman ALLAH&#8217;ın dediğine&#8230; ha işte bak bende demek ki ALLAH&#8217;ın emrine itaat ediyorum&#8230; ve doğal olarak ibadet ediyorum!!!</p>
<p>eğer demokraside sana değişik bir yaşam sunuyorsa o zaman o na neden din demiyorsun ki!!!</p>
<p>ey Muhammed:Şu halde sen, onlar, o sana gelenler arasında her kim olursa olsun Allah&#8217;ın hak ile indirdiği Kitap ile hükmet, sana gelen haktan saparak onların isteklerine, eğri arzularına uyma. Zira arzulara uyulmamak için sizden her birine yani siz İslâm ümmetinden yahut siz ümmetlerden her birinize, biz bir şir&#8217;a, hak maksûda götürür özel birer yol ve bir minhâc, yani bütün o yolları içine alan umûmî bir cadde, açık bir yol tayin ettik.</p>
<p>yani şeriat belirledik&#8230;</p>
<p>demokrasi sadece sizin gibi insanların nefsine yönelik kanun çıkartır&#8230; istediğiniz gibi içersiniz&#8230; istediğiniz gibi giyersiniz&#8230; istediğiniz gibi herşeyi yaparsınız&#8230; sadece demokrasiye ters ise yapmazsınız&#8230; hiç islam&#8217;a tersmi diye düşünüyormusunuz&#8230;</p>
<p>Yusuf -Allah&#8217;ın selâmı üzerine olsun- burada, harikulâde, son derece net ve aydınlatıcı şu birkaç cümleyle, bu dinin genel niteliklerini, bu inanç sisteminin temel prensiplerini mükemmel bir biçimde çizmiş bulunuyor. Yine şirk, tağut ve cahiliye sisteminin temellerini de son derece şiddetli bir biçimde sarsmış durumda:</p>
<p>&#8220;Ey hapishane arkadaşlarım, çok sayıda ilaha inanmak mı, yoksa ezici iradeli tek Allah&#8217;a inanmak mı daha iyidir?&#8221;</p>
<p>Yusuf, karşısındaki iki genci kendine arkadaş ediniyor. &#8220;Arkadaşlarım&#8221; diyerek, onların sevgisini kazanıyor. Buradan hareketle de, çağrısının özüne, inancının temeline inmeye başlıyor. Onları kendi inanç sistemine hemen doğrudan çağırmak yerine, önce onlara nesnel bir soru yöneltiyor:</p>
<p>&#8220;Çok sayıda ilaha inanmak mı, yoksa ezici iradeli tek Allah&#8217;a inanmak mı daha iyidir.&#8221;</p>
<p>İnsanın özbenliğini, merkezinden vuran, şiddetle sarsan bir sorudur bu. İnsanın özbenliği tek bir ilah tanıdığı halde, birçok rabblerle karşılaşılması neyin nesidir?.. Kulluk edilecek, buyruğuna boyun eğilecek ve şeriatına uyulacak Rabb olmaya gerçek anlamıyla lâyık olan sadece, her şeyden üstün tek Allah&#8217;dır. Tanrı birlenip, onun varlıklar dünyasında her şeyden üstün bir otoriteye sahip olduğu benimsendiğinde, buna bağlı olarak, rabbin de birlenmesi ve onun insanların yaşamında her şeyden üstün bir otoriteye sahip olduğunun benimsenmesi gerekmektedir. Allah&#8217;ı bir ve her şeyden üstün kabul eden insanların, onun dışında birinin buyruğuna boyun eğmeleri ve Allah dışında bir rabb edinmeleri, bir an için bile olsa asla mümkün değildir. Rabb olarak sadece ve sadece, evrendeki tüm yasaların sahibi ve evrenin yöneticisi durumundaki Allah tanınmalıdır. Tüm evrene söz geçirebilmekten aciz bir kimsenin, buyruklarıyla evrene üstünlük sağlayamazken, otoritesiyle insanlar üzerinde üstünlük sağlayan bir rabb konumuna geçmesi asla doğru değildir!</p>
<p>Burunların ötesini görmeyen bütünüyle kör, aciz, bilgisiz, benmerkezci bir sürü uydurma rabblere boyun eğmek yerine, insanların, her şeyden üstün tek Allah&#8217;ın Rabliğine boyun eğmeleri kuşkusuz en doğru olanıdır. Burada belirttiğimiz eksiklikler, Allah dışındaki tüm uydurma rabbler için geçerlidir. insanlığın yaşadığı korkunç perişanlığın temelinde, bir sürü uydurma rabbler edinerek parçalanma ve kulların sözkonusu uydurma rabblerin aralarındaki bencillikler ve çekişmeler doğrultusunda darmadağın olmaları yatmaktadır&#8230; Tarih boyunca kimi zaman yeryüzünün sahte rabbleri Allah&#8217;ın otoritesini ve rabbliğini kendilerine yamamışlar; kimi zaman da cahil kimseler bilgisizlik, hurafe ve efsanelerin etkisiyle ya da baskı, aldatmaca ve propaganda etkisiyle onlara böylesi bir otorite sunmuşlardır. Yeryüzünün bu sahte rabbleri, ben merkezcilikten, salt kendini ve koltuğunu düşünmekten; kendi otoritesini sürdürüp güçlendirme noktasındaki o amansız hırstan kendilerini bir an için bile olsa sıyıramamaktadırlar. Bu sebeple de otoriteleri için, ama yakın ama uzak vadede, bir tehlike olarak gördükleri tüm güçleri, tüm potansiyelleri ortadan kaldırabilmek; aldatmacaları gün yüzüne çıkıp sona ermemesi için tüm güçleri, tüm olanakları kendilerine övgüler döktürmeye, kendilerinin borazanlığını yapmaya seferber edebilmekten başka bir şey düşünmemektedirler!</p>
<p>Her şeyden üstün olan tek Allah, evrendeki hiçbir şeye en ufak bir gereksinim duymayacak denli güçlüdür. O kullarının, erdemliliğinden, kurtuluşundan; çalışmasından ve belirlediği ilkeler doğrultusunda ilerleme kaydetmelerinden başka hiçbir şey istememektedir. Onların bu yoldaki tüm çabalarını, kendisine ibadet olarak saymaktadır. Kullarını yükümlü kıldığı ibadetlerde bile amaç, onların yaşamlarını ve durumlarını en iyi düzeye getirebilmek için, yüreklerini ve duygularını ıslah edebilmektir&#8230; Yoksa Allah&#8217;ın kullara hiçbir ihtiyacı yoktur. &#8220;Ey insanlar! Siz Allah&#8217;a muhtaçsızın, Allah ise müstağnîdir, övülmeye lâyık olandır&#8230;&#8221; (Fâtır Suresi 15) İşte, her şeyden üstün tek Allah&#8217;a boyun eğmek ile çeşitli uydurma rabblere boyun eğmek arasında böylesine büyük bir farklılık vardır&#8230;</p>
<p>Daha sonra Hz. Yusuf, bir adım daha ilerleyerek, cahiliye inancını ve cahiliyenin korkunç kuruntularını çürütmeye geçiyor:</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ı bir yana bırakarak taptığınız düzmece ilahlar, ya sizin ya da atalarınızın taktığı birtakım boş, içeriksiz adlardan başka bir şey değildirler. Allah onlara hiçbir güç vermiş değildir.&#8221;</p>
<p>İster beşer türünden olsun, isterse beşer dışındaki ruhlar, şeytanlar, melekler, Allah&#8217;ın hakimi bulunduğu evrensel güçler türünden olsun, sözkonusu sahte rabblerin tamamı, rabblik noktasında bir hiçtir, rabblik gerçeğinin en ufak bir niteliğine bile haiz değildir. Rabblik sadece ve sadece, her şeyden üstün ve tek olan, kulların yaratıcısı ve onların tümünden üstün bir konumda bulunan Allah&#8217;a aittir&#8230; Gelgelelim çeşitli cahili sistemlere ve ortamlara mensup kimi insanlar, sözkonusu sahte rabblere, kendi kafalarından bazı isimler yamamakta, bazı sıfatlar takmakta ve de kimi özellikler yakıştırmaktadır. Bunların başında da bu tür sahte rabblere tanınan, hüküm koyma ve otorite yetkisi gelmektedir&#8230; Oysa Allah onlara ne böylesi bir otorite tanımış, ne da onların doğru olduklarına ilişkin bir delil indirmiştir&#8230;</p>
<p>Bu noktada Yusuf, bu çürük inanç sistemini yere sermek üzere son darbesini indirerek, doğruyu açıklıyor: Otorite kimin olmalıdır? Hüküm koyma yetkisi kimin olmalıdır?! Kime boyun eğilmelidir?! Bir başka deyişle, kime &#8220;kulluk&#8221; edilmelidir?!</p>
<p>&#8220;Egemenlik sadece Allah&#8217;ın tekelindedir. O yalnız kendisine kulluk sunmanızı emretmiştir. Dosdoğru din, işte budur. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyor.&#8221;</p>
<p>Hüküm koyma yetkisi, sadece ve sadece Allah&#8217;ın olmalıdır. İlahlığının her şeye egemen olması gereğince hüküm, sadece Allah&#8217;a özgüdür. Zira egemenlik tanrılığın niteliklerindendir. Egemenliğin kendisine ait olduğunu ileri süren, ister bir birey, bir sınıf, bir parti, ister bir grup, bir ulus, isterse uluslararası bir örgüt şemsiyesi altında tüm insanlar olsun- tanrılığın nitelikleri noktasından herkesten önce Allah&#8217;a savaş açmış demektir. Tanrılığın baş niteliği durumundaki egemenlik noktasında yüce Allah&#8217;a savaş açan ve egemenliğin kendisine ait olduğunu ileri süren, yüce Allah&#8217;ı apaçık bir biçimde inkâr etmiştir. Böyle bir kimsenin kâfir olduğu noktasında dinin kesin hükmü için, sadece bu ayetteki ifade bile yeterlidir!</p>
<p>Kişiyi dosdoğru dinin çerçevesinin dışına çıkaran, tanrılığın baş niteliği konusunda Allah&#8217;a savaş açmış bir konuma getiren böylesi bir iddia için, sadece putperestlikte tek bir kalıp yoktur. Bir başka deyişle böylesi bir iddiaya kalkışan kişinin ille de, &#8220;Sizin için, kendimden başka bir tanrı tanımıyorum!&#8221; ya da -tıpkı Firavun gibi açıkça- &#8220;Sizin en yüce rabbiniz benim!&#8221; demiş olması şart değildir. Sadece, Allah&#8217;ın şeriatını egemen kılmayıp, bir kenara iterek, yasaları başka bir temele dayandırmak ya da sadece Allah dışında egemen konuma gelmiş makamdakileri, otoritenin kaynağı olarak görmek bile bu türden bir iddiaya kalkışmış bir konuma sürüklenmeye yeterlidir. Bunu yapan, tüm uluslar ya da bir grup insan bile olsa, durum değişmemektedir&#8230; İslâm sisteminde ümmet, kendisine bir yönetici seçerek ona Allah&#8217;ın şeriatının hükümlerini uygulama yetkisini verir. Ancak bu, yasalara meşruluk kazandıran egemenliğin temelinde ümmetin bulunduğu anlamına gelmez. Tam tersine egemenliğin kaynağı sadece Allah&#8217;ındır. Ne var ki, İslâm araştırmacılarından bile pek çok kimse, hükümet eden yani yöneten ile otorite kaynağını birbirine karıştırmaktadır. İnsanlar bir bütün olarak, egemenlik yani hüküm koyma hakkına sahip değildirler. Bu hak sadece, bir olan Allah&#8217;a aittir. İnsanlar sadece, Allah&#8217;ın şeriatında bildirdiği hükümleri uygulamak durumundadırlar. Allah&#8217;ın şeriatında yer almamış bir hükmün ne doğruluğu sözkonusudur, ne de meşruluğu! Doğru olan, sadece Allah&#8217;ın koyduğu hükümlerdir&#8230;</p>
<p>Hz. Yusuf, hüküm koyma hakkının sadece Allah&#8217;a ait olduğunu açıklamasının ardından şöyle diyor:</p>
<p>&#8220;O yalnız kendisine kulluk sunmanızı emretmiştir.&#8221;</p>
<p>Bu açıklamayı Arap insanının anladığı biçimiyle anlayabilmemiz için öncelikle, sàdece bir olan Allah&#8217;a özgü kılınan &#8220;tapmanın, kulluk etmenin&#8221; anlamını iyice kavramamız gerekmektedir&#8230;</p>
<p>Ayette bunu ifade için kullanılan &#8220;a-be-de&#8221; fiilinin sözlük anlamı: itaat etmek, boyun eğmek, onurunu yenip alçakgönüllü olmaktır&#8230; Başlangıçta bu fiilin, İslâmdaki terminolojik anlamıyla dinin gereklerini yerine getirmeyi içermesi sözkonusu değildi. Sadece, sözlük anlamıyla alınması söz konusuydu&#8230; Zaten bu ayet ilk indiği sırada, dinin gerekleri tümüyle henüz bildirilmediğinden, sözkonusu fiilin o anda terminolojik anlamını da içerebilmesi mümkün değildi. Dolayısıyla bu fiille ifade edilmek istenen, o an için sözlük anlamındaki kapsamdır. Ki bu aynı zamanda, terminolojik anlamda da aynen yer alacaktır. Bununla anlatılmak istenen; gerek kulluk noktasında, gerek yasalar ve ahlâki davranışlar noktasında, sadece Allah&#8217;a itaat etmek, sadece O&#8217;na boyun eğmek, sadece O&#8217;nun buyruklarını benimsemektir. Dolayısıyla kulluğun gerçek göstergesi, tüm bu konularda sadece Allah&#8217;a boyun eğmektir. Zira Allah, yaratıklarından herhangi bir kimseye değil, sadece kendisine kulluk edilmesini istemiştir.</p>
<p>Tapınmanın, kulluk etmenin anlamını bu şekilde kavramamızın ardından Yusuf&#8217;un, hükmü sadece Allah&#8217;a özgü kılmayı, neden sadece yüce Allah&#8217;a kul etmekle açıkladığını da daha iyi anlıyoruz. Zira, hüküm yüce Allah&#8217;dan başkasına ait olması durumunda, O&#8217;na kulluk edebilmek, O&#8217;na boyun eğebilmek gerçek anlamda mümkün değildir. Yüce Allah&#8217;ın, gerek insanların yaşamı, gerekse varlıklar düzeni için kaderde belirlediği karşı konulamaz hükümlerinde de; insanların yaşamlarına ilişkin belirlediği ve seçimi onların iradesine bıraktığı şeriatındaki hükümlerinde de aynı olgu geçerlidir. O&#8217;na boyun eğmek, ancak O&#8217;nun tüm hükümlerinin benimsenmesiyle gerçekleştirilebilir.</p>
<p>Burada bir kez daha yineliyoruz: Hüküm noktasında Allah&#8217;la çekişmeye kalkışmak, buna cüret edenin Allah&#8217;ın dininden çıkması demektir. -Bu, dinin mutlak ve açık bir hükmüdür!- Çünkü. böylesi bir eylem kişiyi, sadece Allah&#8217;a kulluk etme çizgisinin bütünüyle dışına çıkarmaktadır&#8230; Hüküm noktasında Allah&#8217;la çekişmeye kalkışmak, buna cüret edenlerin Allah&#8217;ın dininden kesinkes çıkmasına neden olan düpedüz bir şirktir! Buna cüret edenin iddiasında haklı olduğunu düşünenler; böyle bir kimseye itaat edenler; onun Allah&#8217;a ait otorite ve nitelikleri gaspetmesini yüreklerinde de olsa kınamayanlar da, onunla aynı akıbete düşmüşlerdir! Allah&#8217;ın tartısına vurulduklarında, sonuçta hepsinin durumu aynıdır!</p>
<p>Yusuf, gerçek dinin, hükmü Allah&#8217;a özgü kılarak sadece O&#8217;na kulluk etmek olduğunu belirtiyor:</p>
<p>&#8220;Dosdoğru din, işte budur.&#8221;</p>
<p>Bu sözle bir sınırlama ifade ediliyor: Hükmü Allah&#8217;a özgü kılarak sadece O&#8217;na kulluk etmeye çağıran bu din dışında, dosdoğru olan hiçbir din yoktur!</p>
<p>&#8220;Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyor.&#8221;</p>
<p>Bilmediklerinden ötürüdür ki Allah&#8217;ın bu dosdoğru dinine uymamaktadırlar. Bu noktada hiçbir şey bilmeyen bir kimsenin, ne inanması beklenebilir, ne de gerekenleri yapması!.. Dinin özünü ve gerçeğini bilmeyen birtakım kimseleri, onlar da bu dine mensup diye nitelemek ne akla sığar, ne de realiteye! Bu tür kimseleri müslüman olarak niteleyip eksikliklerinin faturasını da bilgisizliklerine çıkarmak geçerli bir mazeret değildir. Zira bilgisizlik ya da bilmemek, sözkonusu niteliği taşıyabilmeyi anında engellemektedir. Aslında bir şeye inanmak, o şeyi bilip öğrenmiş olmanın sonucudur&#8230; Akla da mantığa da uygun olanı budur. Bunun böyle olduğu zaten kendiliğinden apaçık ortadadır.</p>
<p>Hz. Yusuf, harikulâde, net mi net, aydınlatıcı birkaç cümleyle bu dinin genel niteliklerini, bu inanç sisteminin temel prensiplerini mükemmel bir biçimde çizmiş bulunuyor. Öte yandan cahiliye sisteminin temellerini de şiddetli bir biçimde sarsmış durumda..</p>
<p>Tağut, ilahlığın en başta gelen niteliği durumundaki &#8220;rabblik&#8221; iddiasında bulunmadıkça yeryüzündeki varlığını koruyamaz. Bu amaçla o, insanları kendi buyruğu ve hükmüne köleleştirebilme; kendi düşüncesine ve yasalarına boyun eğdirebilme peşindedir. Dolayısıyla, sözkonusu iddiasını, gerçek düzlemde pratiğe dökebilme sevdasındadır. Bunu diliyle açıkça söylememiş olabilir belki ama, uygulamaları bu noktada sözden çok daha güçlü bir kanıt ve gösterge durumundadır.</p>
<p>Tağut ancak, insanların yüreklerinde dosdoğru din ve gerçek inançtan eser kalmadığı sırada ortaya çıkıp varlığını sürdürebilir. Hükmün sadece Allah&#8217;a ait olduğu; zira kulluğun sadece bir olan Allah&#8217;a yapılması gerektiği; kulluğun hükme boyun eğmek anlamına geldiği; bunun aslında kulluğun bir göstergesi olduğu vb. esaslar insanların inançlarında gerçekten yer ettiği zaman tağutun varlığını sürdürebilmesi asla mümkün değildir.</p>
<p>Yusuf, iki arkadaşının kafalarını kurcalayan konuyla bağlantılı olarak konuşmaya başlayıp, onlara vermek istediği öğütü mükemmel bir biçimde noktalıyor. Sonra da, tüm söz ve açıklamaları için onlara daha da güven verebilmek için, öğüdünü bitirir bitirmez, rüyalarının yorumunu da hemen yapıveriyor:</p>
<p>ve tevbe 31 suresinde tefsirinde ise itaat kime ise ibadette onadır&#8230;</p>
<p>size yine kopyala yapıştır yapıyorum&#8230; çünkü benim savunduğum islamdır&#8230;<br />
31- Onlar Allah dışında hahamlarını, rahiplerini ve Meryemoğlu İsa&#8217;yı ilah edindiler. Oysa onlara sadece tek ilaha, kendisinden başka ilah olmayan ve onların yakıştırma ortaklarından uzak olan Allah&#8217;a kulluk etmeleri emredilmişti.</p>
<p>Okuduğumuz ayet, surenin bu kesitinin doğrusal bir uzantısıdır. Bilindiği gibi surenin bu kesitinde müslümanların vicdanlarında beliren şu tür kuşkular giderilmeye çalışılıyordu; &#8220;Bu adamlar, yani yahudiler ile hristiyanlar, Kitap ehlidirler. Buna göre onlar, Allah&#8217;ın dinine bağlıdırlar.&#8221;</p>
<p>Bu kuşkulara karşılık, bu surede şu gerçeklere dikkat çekiliyor: Bu adamlar, yüce Allah&#8217;ın dinine bağlı değildirler. Bu gerçeği inançlarından sonra pratik hayatları da kanıtlıyor. Onlara tek olarak yüce Allah&#8217;a kulluk etmeleri emredildi. Oysa onlar yüce Allah&#8217;ı bir yana bırakarak hahamlarını ve rahiplerini ilah edindiler. Tıpkı Meryemoğlu İsa&#8217;yı ilah edindikleri gibi. Bu tutumları ise yüce Allah&#8217;a ortak koşmaktır, şirktir. Yüce Allah onların bu ortak koşma yakıştırmalarından münezzehtir. Buna göre onlar davranış ve pratik hayat düzeyinde gerçek dini din edinmedikleri gibi inanç ve düşünce düzeyinde de Allah&#8217;a inanmış değildirler.</p>
<p>Kitap ehlinin hahamlarını ve rahiplerini nasıl ilah edindiklerini anlatmadan önce Peygamberimizin -salât ve selâm üzerine olsun- bu ayetin açıklamasına ilişkin sağlam kaynaklı sözlerine başvurmak istiyoruz. Çünkü kesin çözüm O&#8217;nun sözlerindedir.</p>
<p>Bu ayette geçen &#8220;Ahbar&#8221; terimi, &#8220;Hebr&#8221; ya da &#8220;Hıbr&#8221; sözcüğünün çoğuludur. Bu terim &#8220;Kitap ehlinin bilginleri&#8221; -daha çok yahudi bilginleri- anlamına gelir. Yine bu ayette yeralan &#8220;Ruhban&#8221; terimi ise &#8220;rahip&#8221; sözcüğünün çoğuludur. Bu terim, &#8220;Kendini ibadete adamış, dünyadan el-etek çekmiş kişi&#8221; anlamına gelir. Rahipler normal olarak evlenmezler, başkaca bir iş tutmazlar, geçim peşinde koşmazlar.</p>
<p>&#8220;Durr-ül Mensur&#8221; adlı kitabın bir yerinde şöyle deniyor: Tirmizi&#8217;nin, İbn-i Munzır&#8217;ın, İbn-i Ebu Hatem&#8217;in, Ebu Şeyh&#8217;in, İbn-i Murdeveyh&#8217;in, Beyhaki&#8217;nin ve diğer hadis dergilerinin bildirdiklerine göre, sahabilerden Adiyy b. Hatem şöyle diyor; &#8220;Bir gün Peygamberimizin yanına gitmiştim. O sırada Tevbe suresinin `Onlar Allah dışında hahamlarını ve rahiplerini ilah edindiler&#8217; cümlesi ile başlayan ayetini okuyordu. Ayeti bitirince bana dönerek şöyle buyurdu:</p>
<p>&#8220;Gerçi onlar hahamlarına ve rahiplerine tapınıyorlar, ibadet etmiyorlar. Fakat bu din adamları kendilerine bir şeyi helal kılınca o şeyi helal sayıyorlar, buna karşılık din adamları bir şeyi yasaklayınca onu haram kabul ediyorlar.&#8221;</p>
<p>İbn-i Kesir tefsirinde de şöyle deniyor: İmam-ı Ahmed, Tirmizi ve İbn-i Cerir değişik kanallara dayanarak bize bu belgeyi naklediyorlar: Adiyy b. Hatem, Peygamberimizin davetini alınca, çağrısını işitince Şam&#8217;a kaçtı. Bu zat cahiliye döneminde hristiyan olmuştu. Bir ara kız kardeşi kabilesinden birkaç kişi ile birlikte müslümanlara esir düşmüş, fakat Peygamberimiz kadını bağışlayarak, serbest bırakmıştı. Kadın kardeşinin yanına dönünce onu müslüman olmaya ve Peygamberimize gidip kendisi ile görüşmeye teşvik etmişti. Bunun üzerine Medine&#8217;ye geldi. -Bu zat o sırada Tay kabilesinin şefi idi, babası da cömertliği ile ün salmış bir kişi olan Hatem Tai idi.- Peygamberimizin huzuruna vardığında boynunda gümüş bir haç vardı. O sırada Peygamberimiz `Onlar Allah&#8217;ın dışında hahamlarını ve rahiplerini ilah edindiler&#8217; cümlesi ile başlayan ayeti okuyordu. Ayet bitince bizzat kendi ifadesine göre Peygamberimize `Onlar, hahamlarına ve rahiplerine tapmıyorlar, kulluk etmiyorlar&#8217; dedi. Onun bu sözlerine Peygamberimiz şu karşılığı verdi:</p>
<p>&#8220;Evet, ama din adamları onlara helal şeyleri yasakladılar ve haram şeyleri serbest ettiler. Onlar da din adamlarının bu hükümlerine uydular. Bu tutum, onların, din adamlarına kulluk etmeleri anlamına gelir.&#8221;</p>
<p>Tefsir bilgini Sudey, bu ayeti açıklarken şöyle der; `Onlar yüce Allah&#8217;ın kitabını arkalarına atarak din adamlarının hükümlerine başvurdular. Bundan dolayı yüce Allah bu ayetin devamında `Oysa onlara sadece tek ilaha kulluk etmeleri emredilmişti&#8217; buyuruyor. Yani o tek ilah bir şeyi haram kılınca, o şey haram sayılacak, O&#8217;nun helal ilan ettiği şeyler helal bilinecek, koyduğu yasaya uyulacak ve verdiği hüküm yürürlüğe konacaktır.&#8221;</p>
<p>Tefsir bilgini Alusi de bu ayeti şöyle açıklıyor; &#8220;Çoğu tefsir bilginlerinin görüşüne göre bu ayetteki ilah edinmekten maksat, Kitap ehlinin din adamlarını evrenin ilahları saydıkları, böyle bir inanç taşıdıkları değildir; buradaki ilah edinmekten maksat, onların din adamlarının kişisel emirlerine ve yasaklarına uymalarıdır.&#8221;</p>
<p>Gerek bu açık anlamlı ayetten, gerekse Peygamberimizin -son söz niteliğindeki- yorumundan ve gerekse eski-yeni tefsir bilginlerinin sistemine, bu dine ilişkin son derece önemli gerçekler öğreniyoruz. Bu gerçeklere, aşağıda kısaca değinmek istiyoruz:</p>
<p>1- İbadet, yasal hükümlerde Kur&#8217;an&#8217;ın ayetlerin ve Peygamberimizin bu ayetlere ilişkin açıklamalarına uymak demektir. Yahudiler ile hristiyanlar, hahamları ile rahiplerinin ilah olduklarına inanmak, onlara ibadet amaçlı hareketler sunmak anlamında bu din adamlarını ilah edinmiş değillerdi. Buna rağmen yüce Allah, bu ayette onların müşrik olduklarına, bir sonraki ayette de kâfir olduklarına hükmetmiştir. Bu hükmün tek gerekçesi, onların din adamlarını yasa koyma mercii olarak kabul etmeleri, koydukları yasalara uymaları, boyun eğmeleridir. İlahi hükmün tek sebebi budur. Ayrıca, inançta ve ibadetlerde Allah&#8217;tan başkasını ilah edinmiş olmak şart değildir. Sırf bu tutum, sahibini Allah&#8217;a ortak koşmuş duruma düşürür. Sırf bu sapıklık, sahibini mü&#8217;minlerin safından çıkarıp, kâfirlerin saflarına katmak için yeterlidir.</p>
<p>2- Bu ayet hahamlarına yasa koyma yetkisi tanıyan, onlarca konmuş yasalara uyan ve itaat eden yahudiler ile Hz. İsa&#8217;ya ilahlık yakıştıran ve ona ibadet amaçlı davranışlar sunan hristiyanları aynı derecede müşrik sayıyor, aralarında hiçbir fark görmüyor. Yani her iki tutum da sahiplerini Allah&#8217;a ortak koşmuş saydırma açısından eşit ağırlıklı suçlardır. Her iki sapıklık da sahiplerini mü&#8217;minlerin safından çıkarıp, kâfirlerin saflarına katmak için yeterlidir.</p>
<p>3- İnsanın Allah&#8217;a ortak koşan bir müşrik sayılması için yasa koyma yetkisini Allah dışındaki bir mercii, meselâ kullara tanıması yeterlidir. Bu sapıklığın yanısıra sözkonusu kulun ya da kulların ilah olduğuna inanması, onu ya da onlara ibadet amaçlı hareketler sunması şart değildir. Az önceki iki paragrafımız bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Biz burada bu gerçeği bir kere daha vurgulamak istedik.</p>
<p>Gerçi bu ayetlerin içerdikleri gerçeklerin ilk amacı, o günkü islâm toplumuna egemen olan olumsuz şartlara karşı koymaktır, o günkü müslümanların kalplerindeki Bizanslılarla savaşmaya ilişkin tereddütleri ve fobileri silmektir, &#8220;Bizanslılar madem ki Kitap ehlidirler, o halde müzmindirler&#8221; şeklindeki ön yargının doğurduğu kuşku bulutlarını dağıtmaktır. Fakat bu gerçekler bu konudaki temel işlevlerinin yanısıra genel-geçerlidirler ve bu nitelikleri ile genel anlamda &#8220;dinin özü&#8221;nün ne olduğunu belirleme hususunda bize ışık tutarlar.</p>
<p>Gerçek din &#8220;islâm&#8221;dır. Yüce Allah tüm insanlar için bu dini seçmiştir, bunun dışındaki bir dini hiç kimsele,r kabul etmez. Müslüman olabilmek için yüce Allah&#8217;ın ortaksız ilahlığına inandıktan ve ibadet nitelikli eylemleri sırf O&#8217;na sunduktan sonra, yasal hükümlerde de sırf O&#8217;na uymak şarttır. Eğer insanlar O&#8217;nun yasaları dışında başka yasalara uyarlarsa, yahudiler ve hristiyanlara ilişkin hükmün kapsamına girerler. Yani Allah&#8217;a inanmamış &#8220;müşrikler&#8221; sayılırlar. İstedikleri kadar &#8220;Biz müminiz desinler&#8221; faydasızdır. Çünkü yüce Allah&#8217;ın dışındaki bir merciin, meselâ bazı kulların koydukları yasalara uymaları bu damgayı yemeleri için yeterlidir. Böyle durumlarda insanların bu damgayı yemekten kurtulabilmeleri için kullar tarafından kendilerine empoze edilen yasalara karşı çıkmaları, onlara baskı altında uymak zorunda kaldıklarını kanıtlayan protesto nitelikli bir reaksiyon göstermeleri, yüce Allah&#8217;a yönelik bu küstahlıkları onaylamadıklarını, onları bertaraf etmeye güçleri yetmediği için dişlerini sıktıklarını ortaya koymaları gerekir.</p>
<p>Günümüzde &#8220;din&#8221; kavramının sınırları, insanların kafalarında, alabildiğine daralmıştır. Günümüzün insanları dini sadece vicdanda hapsedilmiş bir inanç ve birtakım ibadet amaçlı eylemler saymaktadırlar. İşte yahudilerin burada kınanan tutumu da böyle idi. Onlar bu anlayışları yüzünden okuduğumuz ayete ve Peygamberimizin bu ayete ilişkin yorumuna göre Allah&#8217;a inanmamış, O&#8217;na ortak koşmuş, O&#8217;nun sadece tek ilaha kulluk etmelerini buyuran emrine ters düşmüş sayılmışlar, ayrıca Allah&#8217;ı bir yana bırakarak hahamlarını ilah edinmekle suçlanmışlardır.</p>
<p>Dinin başta gelen anlamı &#8220;deynunet&#8221; yani boyun eğmek, teslim olmak ve uymaktır. Bu tutum da ibadet amaçlı eylemlerin sunuluşunda olduğu kadar yasalara uymada da ortaya çıkar, somutluk kazanır. Bu mesele yüce Allah&#8217;dan başkalarının koyduğu yasalara uyanların sergiledikleri pişkinlikle ve cıvıklıkla bağdaşmayacak derecede ciddidir. Böyle kimselerin sırf yüce Allah&#8217;ın ilahlığına inanıyorlar ve ibadetlerini sırf yüce Allah&#8217;a sunuyorlar diye kendilerini yüce Allah&#8217;a inanmış, müslümanlar saymaları en hafif deyimi ile kaba bir vurdumduymazlık, bir kaypaklık örneğidir. Yüce Allah&#8217;dan kaynaklanmayan yasaların egemen olduğu toplumlarda yaşayanlar eğer bu ortak suçun sorumluluğundan gerçekten kurtulmak istiyorlarsa, yüce Allah&#8217;ın otoritesine yönelik bu küstahlıkları onaylamadıklarını kesinlikle kanıtlayacak, protesto nitelikli bir tavır ortaya koymalıdırlar.</p>
<p>Bu cıvıklık, bu kaypaklık yaşadığımız tarih döneminde bu dinin karşılaştığı en büyük tehlikedir. Düşmanların bu dine yönelttikleri en öldürücü silah budur. Dinimizin bu düşmanları, yüce Allah&#8217;ın müşriklikle, gerçek dini din edinmemekle ve &#8220;Allah&#8217;ı bir yana bırakarak başka ilahlar edinmekle&#8221; suçladığı rejimlerin ve insanların günümüzdeki benzerlerine, zamanımızdaki izdaşlarına &#8220;islâm&#8221; yaftasını yakıştırmak için can atıyorlar. Madem ki, bu dinin düşmanları bu tür rejimlere ve kişilere islâm yaftası yakıştırmaya bu denli özen gösteriyorlar, o halde bu tür yanıltıcı yaftaları yere düşürmek, bu tür maskeleri indirerek arkalarında gizlenen müşrikliği, kâfirliği ve yüce Allah dışında ilah edinme sapıklığını gözler önüne sermek de bu dinin taraftarlarının görevidir. Bu konudaki sözlerimizi incelediğimiz ayetin ikinci cümlesini bir kere daha okuyarak bağlayalım:</p>
<p>&#8220;Oysa onlara sadece tek ilaha, kendisinden başka ilah olmayan ve onların yakıştırma ortaklarından uzak olan Allah&#8217;a kulluk etmeleri emredilmişti.&#8221;</p>
<p>bu tefsiride demokrasi ile artık kıyas yaparsınız&#8230;</p>
<p>demokrasi de çoğunluk ölçü edinilir<br />
islamda ise ALLAH&#8217;ın dediği ölçü edinilir!!</p>
<p>Dikkat ediniz ki, hem yaratmak, hem de emretmek Ona (Allah’a) mahsustur.” (A’raf 7/54)</p>
<p>Bizim yaratıcımızda emredicimizde ALLAH&#8217;tır!!!</p>
<p>SİZİN SAVUNDUĞUNUZ DEMOKRASİ ALLAH&#8217;ın RAB SIFATINA ŞİRK KOŞMAKTIR&#8230;</p>
<p>YİNE KOPYALA YAPIŞTIR YAPIYORUM&#8230;<br />
ÇÜNKÜ BENİM KENDİM YAZACAKLARIM DA AYNEN BU ARKADAŞLARIN YAZDIKLARINDAN FARKLI OLMAYACAKTIR&#8230;</p>
<p>Yüce Allah&#8217;ın güzel isimlerinden biri. Sözlükte &#8220;Rabb&#8221; kelimesi mâlik, yaratıcı, sâhip, bir şeyi ıslâh eden, terbiye eden, efendi anlamlarını ifade etmektedir.</p>
<p>İbnul-Enbârî&#8217;ye göre Rabblık, yani bir şeyin Rabbi olmak üç mânâya gelir:</p>
<p>1. Mâlik olmak; yani tasarrufu, kudreti altında bulunan her şeyin yegane sahibi ve idarecisi olmak. İşte sadece o Rabb, bütün onların sahibi, yöneticisi ve istediği gibi, ilmine ve iradesine uygun olarak tasarrufta bulunandır.</p>
<p>2. Kendine itaat edilecek, boyun eğilecek efendi anlamını da ifade eden Rabb, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;deki &#8220;Mevlâ&#8221; kelimesiyle eş anlamlıdır. Yine o Rabb, kendisine itaat edilecek, emirlerine uyu-lup, yasaklarından uzak durulacak yegâne, tek efendi anlamına da gelir.</p>
<p>3. Rabb; ıslâh eden, arıtıp, saflaştırıp, olgunlaştıran anlamındadır. Yani o Rabb, her şeyi düzelten, sivrilikleri, çıkıntıları tesviye eden, tam bir şekilde halden hale geçirerek düzenleyen, terbiye edendir. Bilindiği gibi Rabb kelimesinin asıl mânâlarından biri de &#8220;terbiye eden&#8221; anlamıdır.</p>
<p>Burada zikredilen bu üç mânâdan kolayca anlaşılmıştır ki; Rabb kelimesi Allah Teâlâ için kullanılmaktadır. Ancak Arap dilinde isim tamlaması şeklinde (izafet terkibi olarak) insan için de kullanılmıştır. Meselâ; &#8220;evin sahibi&#8221;, &#8220;devenin sahibi&#8221; gibi anlamlarda da kullanıldığı görülmektedir.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de ise &#8220;rabbim, rabbın, rabbimiz, rabbınız&#8230;&#8221; gibi iyelik zamirlerine bitişik olarak da kullanılmıştır. Meselâ; ilk nazil olan ayetlerde; &#8220;Ey Muhammed, yaratan Rabbinin adıyla oku!.. Kalemle öğreten Rabbin kerem sahibidir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Rabbimiz, eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma! Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme!. &#8221; (el-Bakara, 2/286) buyurulur.</p>
<p>Bilindiği üzere bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bununla beraber bu ayetlerde geçen Rabb kelimeleri doğrudan doğruya Yüce Allah&#8217;a işaret etmektedir. er-Rabb, Allahu Teâlâ demektir. O, her şeyin rabbi, mâliki, sâhibi, efendisi, ıslâh edeni, varlıkların ihtiyaçlarını tekeffül edeni yani görüp gözeteni, ihtiyaçlarını karşılayanıdır. İşte bu anlamlarda &#8220;Rabb&#8221;, Allah Teâlâ&#8217;dan başkası için kullanılmaz. Bu kullanım şeklini daha iyi anlayabilmek için Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;den örnekler vererek birbirini destekleyen bu mânâları şöylece sıralayabiliriz:</p>
<p>1. Hz. İbrahim (a.s), milletine Şuarâ süresinin 77-81. ayetlerinde şöyle diyordu: &#8220;İşte o taptıklarınız benim düşmanımdır. Fakat sadece âlemlerin Rabbi dostumdur. O Rabb ki, beni yaratan ve doğru yola eriştirendir. Beni yediren de içiren de Odur. Hasta olduğumda bana şifayı O verir. Beni öldürecek ve diriltecek O&#8217;dur&#8221;.</p>
<p>De ki; Allah her şeyin rabbi iken O&#8217;ndan başka bir rabb mı arayayım? Herkesin kazandığı kendisinedir. Kimse başkasının yükünü taşıyamaz. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir.&#8221; (el-En&#8217;am, 6/164)</p>
<p>&#8220;O, doğunun ve batının Rabbidir. Ondan başka ilâh yoktur, öyleyse O&#8217;nu vekil tut.&#8221; (el-Müzzemmil, 73/9)</p>
<p>Görüldüğü gibi bu ayetlerde geçen Rabb lafızları Allahu Teâlâ&#8217;nın ismi olup Allah lafzı yerine kullanılmıştır. Terbiye eden, kefil olan, vekil olan, ihtiyaçları gideren, yetiştiren, yaratan, kanun ve hüküm koyan yegane kişi şâri, murâkabe eden, her şeyin sahibi ve maliki olan Allahu Teâlâ anlamında kullanılmıştır.</p>
<p>2. &#8220;&#8230;O sizin Rabbinizdir, O&#8217;na döneceksiniz.&#8221; (Hud, 11/34)</p>
<p>&#8220;&#8230;Hiç kimse diğerinin günahını yüklenmez, sonunda dönüşünüz Rabbinizedir&#8230;&#8221; (ez-Zümer, 39/7)</p>
<p>&#8220;De ki, Rabbiniz sonunda hepinizi toplar, sonra aramızda adaletle hükmeder&#8230;&#8221; (es-Sebe&#8217;, 34/26)</p>
<p>Bu ayetlerde de &#8220;rabb&#8221;, etrafında toplanılacak mümtaz varlık anlamındadır. Zira lugatta &#8220;rabb&#8221; kelimesi &#8220;Toplum içinde kutup sayılacak ve etrafında toplanılacak mümtaz kişi&#8221; anlamına da gelmektedir.</p>
<p>3. &#8220;&#8230;Allah&#8217;ı bırakıp da birbirimizi (kimimiz kimimizi) rabbler edinmeyelim.&#8221; (Âl-i İmran, 3/64)</p>
<p>&#8220;Onlar Allah&#8217;ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih&#8217;i Rabler edindiler. Oysa kendilerine sadece tek ilâh olan Allah&#8217;a kulluk yapmaları emredilmişti. O&#8217;ndan başka ilâh yoktur. Allah koştukları eşlerden münezzehtir.&#8221; (et-Tevbe, 9/31)</p>
<p>Bu iki ayette geçen rabb kelimelerinin çoğulu olan &#8220;erbâb&#8221; lafızları, toplulukların ve milletlerin önder ve rehber edindikleri kimselere işaret etmektedir. İnsanlar bu önderlerin emirlerine uyarlar, yasaklarından kaçınırlar ve onların koydukları kural ve kaidelere de uyarlar; onların hiç bir delile dayanmaksızın ileri sürdükleri helâl ve haram gibi değerlendirmelerini de kabul ederler. İşte Yüce Allah, onların gerçek mânâda rabb olmayıp diğer insanlar gibi âciz birer insan olduklarını haber veriyor.</p>
<p>4. &#8221; &#8230;Yusuf&#8217;a elçi gelince; &#8220;Efendine dön, kadınlar niçin ellerini kesmişlerdi, bir sor! Doğrusu Rabbin onların düzenini (fendini) bilir.&#8221; (Yusuf 12/50)</p>
<p>Bu ayetin hemen baş tarafında geçen &#8220;rabb&#8221; kelimesiyle, Mısırlılara hitaben Mısır azizi-efendisi kasdedilmiştir. Çünkü Mısırlılar onun otoritesine, üstün özelliklerine ve değerine inanıyorlar, emir ve yasak koymaya yetkili olduğunu kabul ediyorlardı. İşte bu bakımdan ayette geçen &#8220;Rabbine dön!&#8221; lafızları, &#8220;Efendine dön!&#8221; anlamındadır. Ancak emir ve yasak koyma yetkisine sahip olan sadece Alemlerin Rabbidir. Ama kanun ve hüküm koyucu olarak Cenab-ı Allah&#8217;tan başkasını tanıyan ve kabul edenler bu kanun koyucuları rabb edinmişler demektir.</p>
<p>5. &#8220;Eğer yerle gökte Allah&#8217;tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir.&#8221; (el-Enbiyâ, 21 /22)</p>
<p>&#8220;Yedi göğün de Rabbi, yüce Arşın da Rabbi kimdir?&#8221; (el-Mü&#8217;minun, 23/86)</p>
<p>Bu ve benzeri ayetlerde de &#8220;rabb&#8221; lafızları, sâhib, mâlik anlamlarında kullanılmıştır. İşte bütün bu örneklerden ve açıklamalardan anlaşılıyor ki, &#8220;er-Rabb&#8221; tabiri Yüce Allah&#8217;ın güzel isimlerinin en fazla anlam ifade edenlerinden biridir. Bu isim, birbirini destekleyip kuvvetlendiren en az beş ayrı mânâya işaret etmektedir. Böylece Cenab-ı Hakk&#8217;ın isimleri ve bu isimlerin ifade ettiği anlamlar daha iyi anlaşılmaktadır ve buna bağlı olarak kişilerin Allah&#8217;a olan inançları da o nisbette kuvvetlenip şüphe ve tereddütlerden temizlenmekte ve arınmaktadır.</p>
<p>Günümüz İnsanının Çeşitli Rableri:<br />
Günümüzde, insanların, vicdanlarında inanıp kabul ettikleri rabb ile yaşantılarında, hükümlerine teslim oldukları rabbler aynı değildir. Teorik olarak inandıklarını ifade ettikleri Allah&#8217;ın rabblığını, vicdanlarına hapseden günümüz insanlarının pek çoğu, pratik hayatlarında Allah&#8217;tan başka rabblerin emirlerine ve hükümlerine teslim olmaktadırlar. Üzülerek belirtelim ki, insanların pek çoğunun mâruz kaldığı en büyük tehlike, Allah&#8217;ı günlük yaşantılarında rabb kabul edemeyişleridir. Onlar, bir yandan mü&#8217;min ve müslüman olduklarını söylerlerken, diğer yandan da Allah&#8217;ın emir ve yasaklarını bir tarafa atarak çeşitli varlıkların ve rehber edindikleri önderlerinin emirlerine uyarlar. Onların koyduğu gayr-ı meşrû hükümlere gönüllü olarak itaat ederler; böylece Allah&#8217;tan başkalarını rabb edinmiş olurlar. &#8220;Lâ&#8221;sı olmayan bir inanç yaygınlaştırılıyor; herşeyle, özellikle egemen tüm güçlerle ve onların rabb anlayışlarıyla uzlaşan, tepkisiz, laik müslümanlık (!). Allah&#8217;a inanan, ama tâğuta itaattan ayrılmayan, Allah&#8217;a inanan ve tâğutların ilke ve hükümlerini kabul ettiğini ifade eden, hakla bâtılın karıştığı bir din!</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in eski kavimleri ve peygamberleri anlattığı âyetlerinden anlaşılmaktadır ki, en eski asırlardan, kendi nüzûlü zamanına kadar, sapıklık ve inanç bozukluğu ile tanıttığı tüm toplumların, doğrudan Allah&#8217;ın varlığını inkâr etmediklerini görüyoruz. Ancak onların hepsinin müşterek sapıklıkları; Allah&#8217;ın mutlak rabblığını kabul etmeyişleri, Allah&#8217;ın yaratıcı olduğuna inansalar da O&#8217;nun tek rabblığına pek çok varlıkları ortak etmeleridir. Rabblığın bir kısım özelliklerini Allah&#8217;tan başkalarında görmeleri, ahlâkî, sosyal ve kişisel hayatları için gerekli olan emir ve kuralları, Allah&#8217;tan başkalarından almalarıdır. Bunun için, insanların pek çoğu, ya doğrudan doğruya Allah&#8217;tan başka rabbler olduğuna inanıyorlar, veya Allah&#8217;ın rabblığına teorik olarak inansalar da pratik hayatlarında Allah&#8217;tan başkalarının rabblığına teslim oluyorlar. İşte rabb konusunda, peygamberlerin her asırda yıkmak istedikleri asıl sapıklık budur. Hükmü sadece göklere geçen; dünyaya, insanlara, yönetime, sosyal ve siyasal hayata&#8230; karışmayan bir Allah inancı. Yani göklerin rabbi. Halbuki Allah; göklerin, yerin, bütün âlemlerin rabbidir.</p>
<p>Önceden hıristiyan olan Adiyy b. Hâtem, boynunda altından bir haç olduğu halde Rasûlüllah&#8217;ın huzuruna geldi. Peygamberimiz (s.a.v) ona:</p>
<p>&#8220;Ya Adiyy, boynundan şu putu çıkar.&#8221; buyurdu. Bu sırada Rasulullah &#8220;Yahudiler ve hıristiyanlar, haham ve râhiplerini Allah&#8217;tan başka rabbler edindiler.&#8221; (Tevbe: 9/31) meâlindeki âyeti okuyordu. Adiyy:</p>
<p>&#8220;Ey Allah&#8217;ın Rasûlü, hıristiyanlar, râhiplere ibâdet etmediler ki (onları rabb edinmiş olsunlar)&#8221; dedi. Peygamberimiz (s.a.v):</p>
<p>&#8220;Evet ama onlar (hıristiyan râhipleri ve yahudi hahamları) Allah&#8217;ın helâl kıldığını haram; haram kıldığını da helâl saydılar. Onlar da bunlara uydular. İşte onların bu tutumları, onlara ibâdet etmeleri ve onları rabb edinmeleridir.&#8221; buyurdu.</p>
<p>Bu hadis-i şerif açık olarak gösterir ki, herhangi birini rabb edinmiş olmak için, ona rabb adı vermek şart değildir. Allah&#8217;tan başkalarının emrine, Allah&#8217;ın dinine uyup uymadığı hiç hesaba katılmaksızın isteyerek itaat etmek, hükümle ilgili konularda Allah&#8217;tan başkalarının sözünü dinleyip kabullenmek, Allah&#8217;tan başkasına itaat ederek O&#8217;nun dininin emir ve hükümlerine başkasını tercih ederek muhalefet etmek, Allah&#8217;tan başkalarını rabb edinmek ve onlara tapmak demektir.</p>
<p>Putlara, şeytanlara ve tâğutlara tapmak nasıl şirk ise; Allah&#8217;ın emrine, Hakk&#8217;ın hükmüne uymayan kişilerin ortaya attıkları görüşleri benimsemek ve onları Allah&#8217;a tercih edip onlara uymak da öylece bir şirktir. Bu durum, onlara kulluk mertebesinden fazla değer vermek, Allah&#8217;ın ilâhî hükümlerine uymayan görüş ve fikirlerini benimsemek olduğu için, hem bir çeşit şirk, hem de Allah&#8217;ı bırakıp onları rabb edinmektir. Onlara her ne kadar dil ile rabb denilmese de durum, onları rabb tanımanın ta kendisidir.</p>
<p>Onların sözlerine itaat edip, Allah&#8217;ın emirlerini terk etmenin puta ve tâğuta tapmakla aynı olmasının sebebi ise açıktır. Çünkü müslüman, Hakk&#8217;ın kulu ve ilâhî hükümlerin mahkûmu olan kişidir. Hakkı bâtıl, batılı da hak yapmaya çalışıp, insanlara helâlı haram, haramı da helâl tanıtarak Allah&#8217;ın hükümlerini değiştirmeye çalışanlar, ilmî haysiyetten uzak birer tâğutturlar. Bunlara uymak da onları rabb kabul etmektir. Çünkü bu duruma düşenler, Allah&#8217;ın hükmüne değil de onların isteklerine uyarak onlara Allah&#8217;a tapar gibi tapmış olanlardır.</p>
<p>Günümüzde de insanların hayatına hâkim pek çok rabb kabul edilenler var. Her insan, hangi rabbin kulu olduğunu kendisi tayin edebilir. Ancak, bunu yaparken, kimin mülkünde yaşadığını, hangi rabbe kulluk etmesi gerektiğini iyice düşünmelidir. Şu iyi bilinmelidir ki, inanılan ve hayatın her safhasında emrine uyulan tek rabb Allah olmadıkça O&#8217;na kullukta bulunulmuş olunamaz. Peygamberimiz&#8217;in: &#8220;Rabbim Allah de ve bu sözünde dosdoğru ol&#8221; anlamındaki mübarek sözü, Kur&#8217;an&#8217;daki rabb kavramının ve O&#8217;na kulluğun en veciz ifadesidir.</p>
<p>Kabirde insanlara sorulacak: &#8220;Rabbin kim?&#8221; Dünyada rabb anlayışı ve bu konudaki davranış ve eylemlerine göre cevap çıkacak o insandan. &#8220;Rabbim filandır&#8221; diyecek insan. Dil, irâdemizin emrinden çıkacak orada. Dünyada kimi rabb kabul etti veya eylemleriyle bu görüntüyü verdiyse, onu söyleyecek dil. Orada &#8220;Rabbim Allah&#8217;tır&#8221; diyebilmek için, burada &#8220;Rabbim Allah&#8217;tır&#8221; deyip bu sözünü yaşantı olarak isbatlamak gerekiyor. Evet, kurtuluşun tek reçetesi: &#8220;Rabbim Allah&#8221; deyip dosdoğru olmak&#8230;</p>
<p>&#8220;Tek rab, âlemlerin rabbi Allah&#8217;tır. </p>
<p>Kullara kul olan, ne kadar alçak;</p>
<p>Rablık taslayan kul, ne kadar küstahtır.&#8221;</p>
<p>pek fazla zamanım olmadığı için ancak kopyala yapıştır şeklinde size cevap vermeyi tercih ettim&#8230;<br />
herhalde siz kendi kendinize demokrasiyi çıkarmadınız:P siz de demokrasinin akımından etkilenerek hafızanızdan kopyala yapıştır yaparak savunuyorsunuz&#8230; yani sonuçta bir ideali savunuyorsunuz&#8230; ben ALLAH&#8217;ın idealini savunuyorum&#8230; sadece aramızda ki fark siz beşer bir ideali savunuyorsunuz ben ise ALLAH&#8217;ın idealini&#8230;</p>
<p>size arapların da islam gelmeden önce ne kadar demokratik olduklarını da açıklamak isterdim ama maalesef dediğim gibi fazla zamanım yok&#8230;</p>
<p>onu da artık başka zaman kopyala yaptıştır yaparım:D</p>
<p>Sağlıcakla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Olcayto Tan tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/16/kamplasma-laik-seriatci-su-kamplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17395</link>
		<dc:creator>Olcayto Tan</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Aug 2008 14:49:11 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/16/su-kaplasmadan-kurtulalim-mi/#comment-17395</guid>
		<description>Değerli A.Y,

&lt;strong&gt;Demokrasi hayat, insan ve varlık konusunda özel bir düşünceye sahip olan bir dindir ve devleti dinden ayıran laik düşünceyi sabit kılan nizamdır&lt;/strong&gt;
Demişsiniz.
öncelikle
din :Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet.
TDK
demokrasi ise;
Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi, el erki, demokratlık. TDK

Bu durumda, demokrasiyi din diye tanımlamamız için, tanımda belirtilen şekliyle demokrasiyi kapsaması gerekiyor ancak görüldüğü üzere böyle bir durum mevcut değil. Demokrasi bir egemenlik biçimiyken , din doğa üstü bir durumdur ve inanç sistemidir bu yüzden islamiyet bir din demokrası ise yönetim biçimidir.bu yüzden islamiyet ve demokrasi karşı karşıya oturtulamaz ve din tanımı altında gruplandırılamaz.Laisim ise zorlama bir tanım olmakla beraber demokrasinin alt yapısını hazırladığı "laiklikten" farklıdır. Laikliği, yani demokrasinin olmazsa olmazını bir sistemmiş gibi -izm lerle süsleyerek ortaya koymak insanları bu kavramdan soğutma çabasıdır.Laiklik demokrasinin bütün dinlere karşı aynı mesafede durarak her birinin inanç özgürlüğünü koruyan bir kavramdır ve bu bağlamda aynı topraklarda yaşayan bir müslümanın baş örtüsü takmasını bir hristiyanın kliseye gidebilmesini ve budist bir rahibin geleneksel kıyafetlerini özgürce giyebilmesini devlet eliyle garanti eder.

Bu yüzden laiklik din ile devlet işlerinin ayrılması değil devletin bir başka grup üzerinde baskı yaratmasına sebebiyet vermemek için bütün dinlere aynı mesafede durulmasını ifade eder, ancak bütün bu karşıt görüşlerin bir arada barınabilmesi için bir takım kurallar ve uygulamalar vardır ve bu uygulamalar bir takım kısıtlamalar getirebilir.
Farklı inanışa sahip insanların devlet kurumlarına kendi inanışlarını taşımak suretiyle bölünmelerine sebebiyet vermemek  için bu kısıtları getirebilir, nasıl okula giderken belirli bir kıyafet yönetmeliği vardır , bu yönetmelik devletin her alanında olacaktır olmalıdır.

Bunu oturtamamış devletler ise toplumsal huzuru sağlayamadıkları için bir çeşit baskı rejimine dönüşmekten kaçamazlar, bu gün hukuk sistemleri şerri kurallarla düzenlenmiş tüm devletler de bunun yaşayan örneğidir.(Suudi Arabistan, Irak ,İran vb...)

Ayrıca laiklik, bu şekilde demokrasiyle yönetilen yabancı devletler de bile azınlık olan müslümanların haklarını ve inanç özgürlüklerini koruyan bir araç olmuştur.

&lt;strong&gt;Demokrasi dinine göre, Allah’ın dinine zıt olsa da, onunla alay edilse de, beşeri kanunlara muhalefet etmediği müddetçe inanç hürriyet vardır&lt;/strong&gt;

Demokrasinin beşeri kanunları ise herhangi bir dinin, grubun, ve bunlara ait simgelerin aşağılanmasını hor görülmesini kesin bir şekilde yasaklar. 

Türk ceza kanunu'nun 216. maddesinin üçüncü fıkrasındaki ilgili hüküm şu şekildedir.

&lt;strong&gt;"halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."&lt;/strong&gt;TCK 216

Benzer hukuki düzenlemeler demokrasiyle idare edilen devletlerin tümünde vardır ve bu haliyle demokrasi islamiyetin ve müslümanların özgürlüğünün de garantörüdür. 

&lt;strong&gt; Dileyen dilediği fuhuşu yapar, zina eder, livata yapar vs.&lt;/strong&gt;

Demokrasi dinine göre beşeri kanunlar her türlü hak ve özgürlüğü garanti altına alma üzerinedir, biz öyle inanmıyoruz tasvip etmiyoruz diye müslüman olmayan bir kimseyi, islamiyetin şerri hukukuna uymadı diye yargılayamayız.iyi veya kötü bizden farklı düşünüyor diye hiç kimseyi recmedemeyiz.

Burada bahsi geçen bütün doğrular da yine kişinin doğrusudur yani sizin, sizin gibi düşünenlerin doğrusu, fikrin gelişiminin önündeki en büyük engel kişisel doğruları mutlak doğrular sanmamızdır bu durumda sizin gibi düşünen kişilerin sayısı ne kadar çok ise mutlak doğrularda o kadar çok olacaktır ki bu durumda bunların bir arada barınabilmesi için demokrasiye yine en çok sizin ihtiyacınız olacaktır diye düşünüyorum..

son olarak bu konuyla ilgili yazınızı, görüşlerinizi nette bulmak zor değil aşağıdaki link yazınızın tümünü içeriyor; &lt;strong&gt;http://berzahnur.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003748409&lt;/strong&gt;
ben kopyala yapıştırdan ziyade sizin fikirlerinizi duymak için sabırsızlıkla bekliyorum.

Saygılarımla...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli A.Y,</p>
<p><strong>Demokrasi hayat, insan ve varlık konusunda özel bir düşünceye sahip olan bir dindir ve devleti dinden ayıran laik düşünceyi sabit kılan nizamdır</strong><br />
Demişsiniz.<br />
öncelikle<br />
din :Tanrı&#8217;ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet.<br />
TDK<br />
demokrasi ise;<br />
Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi, el erki, demokratlık. TDK</p>
<p>Bu durumda, demokrasiyi din diye tanımlamamız için, tanımda belirtilen şekliyle demokrasiyi kapsaması gerekiyor ancak görüldüğü üzere böyle bir durum mevcut değil. Demokrasi bir egemenlik biçimiyken , din doğa üstü bir durumdur ve inanç sistemidir bu yüzden islamiyet bir din demokrası ise yönetim biçimidir.bu yüzden islamiyet ve demokrasi karşı karşıya oturtulamaz ve din tanımı altında gruplandırılamaz.Laisim ise zorlama bir tanım olmakla beraber demokrasinin alt yapısını hazırladığı &#8220;laiklikten&#8221; farklıdır. Laikliği, yani demokrasinin olmazsa olmazını bir sistemmiş gibi -izm lerle süsleyerek ortaya koymak insanları bu kavramdan soğutma çabasıdır.Laiklik demokrasinin bütün dinlere karşı aynı mesafede durarak her birinin inanç özgürlüğünü koruyan bir kavramdır ve bu bağlamda aynı topraklarda yaşayan bir müslümanın baş örtüsü takmasını bir hristiyanın kliseye gidebilmesini ve budist bir rahibin geleneksel kıyafetlerini özgürce giyebilmesini devlet eliyle garanti eder.</p>
<p>Bu yüzden laiklik din ile devlet işlerinin ayrılması değil devletin bir başka grup üzerinde baskı yaratmasına sebebiyet vermemek için bütün dinlere aynı mesafede durulmasını ifade eder, ancak bütün bu karşıt görüşlerin bir arada barınabilmesi için bir takım kurallar ve uygulamalar vardır ve bu uygulamalar bir takım kısıtlamalar getirebilir.<br />
Farklı inanışa sahip insanların devlet kurumlarına kendi inanışlarını taşımak suretiyle bölünmelerine sebebiyet vermemek  için bu kısıtları getirebilir, nasıl okula giderken belirli bir kıyafet yönetmeliği vardır , bu yönetmelik devletin her alanında olacaktır olmalıdır.</p>
<p>Bunu oturtamamış devletler ise toplumsal huzuru sağlayamadıkları için bir çeşit baskı rejimine dönüşmekten kaçamazlar, bu gün hukuk sistemleri şerri kurallarla düzenlenmiş tüm devletler de bunun yaşayan örneğidir.(Suudi Arabistan, Irak ,İran vb&#8230;)</p>
<p>Ayrıca laiklik, bu şekilde demokrasiyle yönetilen yabancı devletler de bile azınlık olan müslümanların haklarını ve inanç özgürlüklerini koruyan bir araç olmuştur.</p>
<p><strong>Demokrasi dinine göre, Allah’ın dinine zıt olsa da, onunla alay edilse de, beşeri kanunlara muhalefet etmediği müddetçe inanç hürriyet vardır</strong></p>
<p>Demokrasinin beşeri kanunları ise herhangi bir dinin, grubun, ve bunlara ait simgelerin aşağılanmasını hor görülmesini kesin bir şekilde yasaklar. </p>
<p>Türk ceza kanunu&#8217;nun 216. maddesinin üçüncü fıkrasındaki ilgili hüküm şu şekildedir.</p>
<p><strong>&#8220;halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.&#8221;</strong>TCK 216</p>
<p>Benzer hukuki düzenlemeler demokrasiyle idare edilen devletlerin tümünde vardır ve bu haliyle demokrasi islamiyetin ve müslümanların özgürlüğünün de garantörüdür. </p>
<p><strong> Dileyen dilediği fuhuşu yapar, zina eder, livata yapar vs.</strong></p>
<p>Demokrasi dinine göre beşeri kanunlar her türlü hak ve özgürlüğü garanti altına alma üzerinedir, biz öyle inanmıyoruz tasvip etmiyoruz diye müslüman olmayan bir kimseyi, islamiyetin şerri hukukuna uymadı diye yargılayamayız.iyi veya kötü bizden farklı düşünüyor diye hiç kimseyi recmedemeyiz.</p>
<p>Burada bahsi geçen bütün doğrular da yine kişinin doğrusudur yani sizin, sizin gibi düşünenlerin doğrusu, fikrin gelişiminin önündeki en büyük engel kişisel doğruları mutlak doğrular sanmamızdır bu durumda sizin gibi düşünen kişilerin sayısı ne kadar çok ise mutlak doğrularda o kadar çok olacaktır ki bu durumda bunların bir arada barınabilmesi için demokrasiye yine en çok sizin ihtiyacınız olacaktır diye düşünüyorum..</p>
<p>son olarak bu konuyla ilgili yazınızı, görüşlerinizi nette bulmak zor değil aşağıdaki link yazınızın tümünü içeriyor; <strong><a href="http://berzahnur.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003748409" rel="nofollow">http://berzahnur.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003748409</a></strong><br />
ben kopyala yapıştırdan ziyade sizin fikirlerinizi duymak için sabırsızlıkla bekliyorum.</p>
<p>Saygılarımla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
