RSS Feed for This Post

TV’de Ben Böyle Şey Gördüm! (2)

20080714_derin_dusunce_org_munir_ozkul1.jpg  Yazar: Zühre Meryem Kaya      

      … Vedası bile izlenen ve ardından hasret kalınacak sevgiliye bakılıyormuş gibi öylece bakılan TRT artık en az izlenen kanal olmuş, kumanda ayarlarında yapılan sıralamada sonlara atılmıştı. Ard arda yayına katılan yerel ve ulusal özel kanallar kumandada yerini alırken “Aaa bak bilmem ne kanalı çıkmış.” diye, sevindi insanlar. O özel kanallar telaffuzu bile zor özel paralar kazandılar ve halen de kazanmaktalar. 

      Televizyonda ki kanal sayısı arttıkça izlenecek şeyde -gerekli ya da gereksiz- arttı. Yeni yıla girerken biraz izlenip etkisinde kalınan filmlerden olacak, biraz da insanların eğlenmeye ihtiyacı olduğundan -Eee darbenin yaraları yeni yeni kabuk bağlamış.-  yılbaşı telaşı insanları sarmaya başladı. TV kanalları insanlara ne izleteceklerini ve onları nasıl eğlendireceklerini -oyalayacaklarını- şaşırttılar. En ünlü şarkıcılar o gece TV kanalına ipoteklendi ve hazırlanan programın tanıtımı “Tam 24.00 da sizlerle…” diye, günler öncesinden yapıldı. El hüneri keramet olan sihirbazlar, fasıllar, horon halay çiftetelli havaları, bir coşku bir gümbürtü… Ama hiçbiri bir kanalın akıl edip çıkardığı dansöz kadar izlenmemişti! Öyle dediler ve devam ettiler kadını bu renk cümbüşünün baş aktörü yapmaya. Şikâyetler oldu ilgili kuruma -Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)- “Dansöz erken saatte çıkıyor.” diye. Sadece o dönem için 24.00’dan sonra çıkmaya başladı dansözler. 

      Olan olmuştu artık. İnsanlar TV karşısına keyifle kurulup, ayağına kadar gelen bu eğlenceye bırakmıştı kendilerini. Öyle ya gidilse bir eğlence yerine bir aylık para -tabi aylık varsa – verilecekti. Oysa evde az masrafla evin sıcak konforunda annelerin hazırladığı pastalar, börekler, tatlılar, özenle hazırlanmış sofralar… Akşam babanın getirdiği çerezlerle ve çikolatalarla evde televizyon keyfi tam bir eğlenceye dönüşürdü. Bu konforla insanlar televizyon karşısında yerini aldı ve eğlencenin dibine vurdular. Yeni yıl oldu, yıllar yeni oldu, yeniden darbe oldu “hiç” yere. Pisipisine gerilere doğru sürüklenip duruldu bu ülkede. İlerlendikçe dibe vuruldu, hatta ilerleyen hiçbir şey kalmamıştı.  

      Eğlenmeyi sevdi insanlar. Aslında eğlenmek değildi bu, öyle morfin yemiş bir hasta gibi etrafta olup bitenlere kayıtsız kalacak kadar uyuşuk olmaktı. Televizyonlarda her geçen gün uyuşukluğun dozunu arttırdılar.  Sadece yılbaşlarında olan bu eğlence programları haftanın yedinci gününe, oradan da bulaşıcı bir hastalık gibi haftanın her gününe sıçradı. 

      Yıllar yenilendi ama her şey aynı kaldı diye düşündüm ben hep ve öyle de oldu. Tek ilerleyen dibe vurmaktı…      

…Bu makale ilginizi çekti ise…

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

 

 

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :)

 Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

  1. 2 Yorum

  2. Yazan:hg Tarih: Tem 12, 2008 | Reply

    Uçan Kaz Morton, Uzun Bacak ve Juddy, Yakari gibi çocuk zihinlerde iz bırakan onlarca çizgi kahramanlar gördüm…

    ***

    Ülkemin gerçeklerini “bu dizide anlatılanlar tamamen hayal ürünüdür” yazısıyla süsleyip halka olayların iç yüzünü yansıtmaya çalışan diziler gördüm….

    ***

    Üniversite kürsüsünde “parlamento tanrı gibidir, herşeye kadirdir, yapamayacağı tek şey bir kadını erkek, bir erkeği kadın yapmaktır” diyen hocanın “egemenlik yetkili organlar eliyle kullanılır. YÖK de yetkili organdır. Parlamento tek başına bu yetkiyi kullanamaz” şeklinde 180 derece kıvırttığını gördüm…

    ***

    Ve belki de en önemlisi darbeci, general de olsa tutuklanabiliyor, hapse atılabiliyormuşu gördüm…

    ***

    İyiki varsın Tv, iyiki kendini seyrettiriyorsun…

  3. Yazan:Abdullah Tarih: Tem 20, 2008 | Reply

    yorumu yazan arkadaşıma katılmıyorum. TV’nin bize kattığından çok aldığı oldu. Devekuşu gibi toprağa kafamızı gömüp hiçbir şey olmamış gibi davranmanın anlamı yok… Hakılısınız Zühre Hanım! Genç insanlar öldü, öldürüldü bu ülkede… şimdi bakıyorsunuzda öldükleri ideolojiler boş bir cuvaldan ibaretmiş. Hepsi yalanmış… Boyaları akıyor insanların ve çıkan görünrü çok çirkin. Hakikaten oyalandık, kandırıldık… Bunun için en büyük silah dış güçlerin yatırımıyla açılan özel kanallardı. evet çok paralar kazandılar bizi biz olmaktan alıp başka bir yaşama (KÜLTÜRE) sürüklediler. Biz eylendikçe onların yüzü güldü çünkü uyuşmuş gibiydik. Dibe vuran, uyuşan insanlara her istediklerini yaptırmak daha kolaydı çünkü.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin