Tartıldın ve ölçüldün. Eksik olduğun anlaşıldı.
By Konuk Yazar on Tem 11, 2008 in Anayasa Mahkemesi, Makale, Türk faşizmi, darbe
Yazar: Suzan Başarslan
A Knight’s Tale (Şövalye), Brian Helgeland‘ın yönetmeni olduğu film. William Thatcher’ın öyküsünü anlatır alışık olduğumuz tarzın çok dışında. Eskiyi anlatırken, kıyafet seçimi, makyaj, dans, dil… ironik bir dille karşımıza çıkar ve şövalye filmlerine yeni bir uyarlama ya da yorumlama havası verir.
Eskiyi yeniyle harmanlayarak anlatır, bir nevi günümüze de gönderme yaparak, değişik olanın sadece zaman olduğu ama aynı temanın günümüzde de yaşandığını ifade etme çabasına girerek.
William ne zengindir ne de soylu, ama cesaretiyle soyluluğa özenir ve eline geçen fırsatları sahte bir isimle ve ünvânla değerlendirmeye çalışır, yalancının mumu yatsıya kadar misali gerçek ortaya çıkar. Kendisini ispatlamıştır ve ihtiyacı olan sadece soyluluktur, bu da kişiliğinin ödülü olarak yaptığı bir jestin doğru insana denk gelmesi sayesinde ellerine verilir ve mücadelesine devam eder kör babası, doğduğu kentin halkı, kendisini ünvânsız seven sevgilisi ve kara kıyafetli kötü adamın önünde. Aslında şanslıdır da, bir yazar vardır ona destekçi, onu allayıp pullayan ve imajını cilalı bir şekilde insanlara sunan, şanslıdır çünkü en çok ihtiyacı olanı ellerine sunan kadın bir demircisi ve iki dostu vardır her eksiğini tamamlayan.
Ancak soyluluk için işe soyunduğunda iki kez karşısına kara kıyafetli kötü adam tarafından şu sözler çıkartılır:
“Tartıldın ve ölçüldün. Eksik olduğun anlaşıldı.”
Halk tarafından ünvânsız, sade bir vatandaş olduğu ortaya çıktığında yuhalanırken ve üzerine meyve-sebze atılırken dostları, kendisini korumaya da çalışsa; ancak Prens tarafından soyluluk verilince yuhalanmalar alkışa döner. Yani soylu olmak istese de bunu ne cesaretiyle, ne zekâsıyla, ne sevgisiyle, ne dostlarıyla başarabilecektir; soyluluğu ancak bir başka soylu tarafından kendisine verildiğinde kabul görecek, verilmeden o, ağzıyla kuş da tutsa sıradan olacaktır.
Ha, filmin sonunda kara kıyafetli kötü soyluyu yere serer, sevgilisine kavuşur, dostları mutlu, halk da sevinç çığlıklarıyla pembe bir tablo çizer çizmesine de gelin görün ki filmin gerçekliğe tekabül eden kısmında -film her ne kadar şövalyeliğin asil karakterine ve kaderin değiştirilebileceğine yönelik algıları beslese de- kaçınılmaz sorun bir kez daha yüzünü gösterir.
Toplumun soylu/elit dediğimiz kısmın içinde dünyaya gelmezseniz, kendinizi de parçalasanız, kaderinizi de zorlasanız, soylular tarafından soylu kabul edilmedikçe ve ettirilmedikçe sonunuz William’ın askerlerce tutuklanıp halka teşhir edildiği tutuklama sahnesinin ötesine geçemeyecektir ve o sahnede, siz yalancı, sahtekar, soylu olmaya çalışmış bir düzenbaz… kabul edileceksinizdir.
Film bu ya, gelin onu Türkiye gerçekliğine metafor olarak yorumlayalım. Şimdi bir William’a ihtiyacımız var. Halkın içinden gelen ve kaderini değiştirmek isteyerek hayallerini gerçekleştirmeye çalışan. Kara kıyafetli kötü soylu var, William’ın soylu olmadığını ortaya çıkartan ve sevgilisini hedef olarak görüp sadece çıkar odaklı kavuşmayı isteyen. Prens var, soylu ve iyi niyetli, yapılan iyiliği görüp karşılığını vermekten kaçınmayan. Kadın olduğu için küçümsenen ve öteki olmak zorunda bırakılan demirci, halktan iki kişi ve bir yazar, sözleriyle etkilemeyi başaran ve sevgili var, sevgiyi soylulukta ve kazanma hırsında aramayan…
Şimdi bu insanların Türkiye’de kimlere tekabül ettiğini hayal edin, zorlanmaya gerek yok, zaten aşikâr.
Soru şu: Kara kıyafetli kötü soylu filmin sonundaki gibi yenilecek ve William’a iki kez vurgulayarak söylediği cümleler, William tarafından ona söylenebilecek midir?
“Tartıldın ve ölçüldün. Eksik olduğun anlaşıldı.”
Yani happy pink end…
2 [?]





2 Yorum
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Tem 11, 2008 | Reply
Tarihin hemen hemen kesitinde kara giyimli kötü adamların iş başında olduğuna tanık oluyoruz insanlıkça.Bereket dünyanın bu kapkara gözlüklü adamlara göründüğü gibi olmadığını ıspatlayacak şövalyeler de var.Yoksa bu dünya hepten çekilmez olurdu her halde.
Bugün insanlık adına sahip olduğumuz mirası işte bu bu asil ruhlu insanlara borçluyuz.Bir şeyleri koruyabilmiş ve kuşaklar boyu bu günlere taşıyabilmişsek onların sayesindedir.O sevgiyi kazanma hırsında değil soylulukta arayan,yani halktan kişilerin, kadın oldukları için küçümsenen ve ötekileştirenlerin verdiği onurlu ve cesur mücadeleyle bugünlere geldik.Ve aynı azim ve cesaretle bu mirası çocuklarımıza,torunlarımıza bırakacağız.Kazanan sevgi olacak,adalet olacak,hakikat olacak.Belki acı çekeceğiz,çok bedeller ödeyeceğiz ama başaracağız.
Yazan:suzannur Tarih: Tem 12, 2008 | Reply
“O sevgiyi kazanma hırsında değil soylulukta arayan”demişsiniz, bu çok nefis bir tespit,ben de bugün bunu düşünmüş ve yazıya eklemek aklıma gelmediği için tüh etmiştim. Filmde şöyle bir sahne vardı:
Tüm şovalyeler senin için kazanacağım diyorlardı, oysa farkındaydı genç kız, kendi için değil, egoları için kazandıklarının ve William’dan gerçekten zor olanı istedi, kaybetmesini. William önce kabul etmedi ama sonra yenilerek bunu ispat etti ve arkadan genç kızın isteği üzerine tekrar kazanmaya başladı müsabakaları.
Öyle bir şey ki bu, bazen kaybettiğinizde de kazanırsınız bu neyi tercih ettiğinizle ilgili. Sevgiyi ve soylu davranışı mı; hırsı ve açgözlülüğü mü?
Bakalım Türkiye’de kazanan hangisi olacak?