RSS Feed for This Post

Hani şu tek dişi kalmış canavar: Ulusal Abicilik

20080701_derin_dusunce_org_abicilik.jpg
Bizim kuşağın devlet anlayışı mitolojik roma tanrılarından Janus‘u hatırlatır. Bir yüzü devletin topluma borçlu uzviyetiydi; yani devletin ebediliği toplumun, milletin ebediliği demekti. Diğer yüzü ise malumunuz ters istikametiydi. II. Meşrutiyetin cicim aylarında taşralardan seçilerek inkılapçı sıfatıyla gelen İttihatçılar padişahın şereflendirdiği ilk yemekte elini eteğini öpüp daha sonra da Fransa’daki gibi “inkilab-ı kebir’in” temsili resimlerinde olan bakire bir kıza benzetilen bir devletin, cumhuriyetin temsilcileri olmaya kendilerini adamışlardı. Bu da Jakobenlikten başka neydi?
Devlet iyiydi ama kötü olan kumpaslar tarafından yönetiliyor olmasıydı. Kısaca biz iyiydik sadece bu gladyatörlerin savaşıydı. Shmitt’in önerdiği üzere hükümranlık için savaşın gerekliliğine inanılır ve dahası bu savaşın sonu olmayan, ebedi bir savaşın olması istenir. Düşman yoksa savaşta, hükümranlıkta yoktur. Ez cümle:
“Halk içinde muteber bir ne sen yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”
Cümlesinin aykırı düşünenlerdendiler. Emperyal güçlerin elinde kukla olan bu sözde vatansever güçlerin ne Türkiye’ye nede diğer ülkelere hiçbir faydası yoktu. Kuvay-ı Milliye, yurtseverlik kisvesi altında klişeleşmiş(kalıplaşmış) mantalitelerini kullanan Zaloğlu Rüstem Pehlivanlar oldukça geleceğin Bush çocuklarını doğurmaya aday olarak vazifelendirileceklerdir. En azından şu gerçeği artık kabul edelim. Bu ilkede siyaset iki ana damar üzerinden yürüyor. Topluma karşı devleti korumak; devlete karşı toplumu korumak. Ama üçüncü yolu inşa ettiğini sanan biz avam’lar(Strauss’a göre halk üç tabakadır: hükema, ümera, avam(halk)): “Her ikisi de aziz kavramlar niçin bunları ayrı algılıyoruz ki her ikisinde de ahenk mümkündür ve olmalıdır” diyoruz. İlk kavramda düşünenler donanımlarını(hardware) mayınlardan, kanas, glock marka tabancalardan kendilerini hazırlarlarken(örn; Atabeyler, Ümraniye gece konu baskını ), ikinci kavramda hem fikir olanlar ise cumhuriyetçilik, laiklik elden gidiyor feveranı içine düşmüş zümredir.

Tarihimizin en büyük ihaneti, III. Selim’in devleti ayağa kaldırmak için giriştiği hamlelere kendi çıkarları için direnen ve uzunca bir süre devlet dizginlerini ele geçiren çetelerin ihaneti idi. Şayet o çok değerli tarih kesitini, kurumlarımızı yenileyerek geçirse idik, belki 19. yüzyılın trajik çöküşü yerine, Rus İmparatorluğu gibi kontrollü bir güç sahibi olacaktık. En büyük ihanetlerden biri olan Balkan rezaleti, kendisini devletle bir tutan komitacıların yani çetelerin marifeti değil miydi? Ha bugünün çeteleri, ha dünün komitacıları… Eline silahı alıp “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” diye devleti ele geçirmeye kalkanların dünyası, bütün tarih boyunca değişmeden bugüne kadar gelmiyor mu? Dünün Halaskâr Zabitan’ı ile bugünün Ümraniye Çetesi arasında ne fark var? Önceki bize koca Balkanları kaybettirdi. Bugünkü ne kaybettirecek? Şayet önlem alınmaz ise Türk toplumunu düşman kamplara ayıracak ve çatıştıracak bölünmeyi bu çetelerin beslendiği ve bu çetelerin beslediği iklim başaracak.

Karşımızda çıkar sağlamayı amaçlayan basit bir “organize suç örgütü” değil, “devlet üzerinden güç ve çıkar sağlamaya çalışan yasadışı örgütler” var. Silahlar, bombalar, ilişkiler hep yasadışı; ama bu yasadışılık bir ideoloji ile hayat buluyor. Bu sözde ideoloji saplantı delileri Ulusalcı cephenin tanınmış isimleri gözaltında tutulurken, yayın yasağı olmasına karşın gazeteler, kimi unsurları birbiriyle çelişse de çeşitli iddialar ortaya attı. İddialara göre, Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’u öldürmek için çete için Glock bir tabanca ve 2 milyon YTL aranıyordu. Çete ünlü isimlere suikastlar yaparak Türkiye’yi darbe ortamına sürüklemek istiyordu. Darbenin planlanan tarihiyse 2009′du. Ankara’da Sıhhıye Otoparkı’nda bulunan 700 kiloluk patlayıcı dolu minibüs çeteye aitti. Çete panik yaratmak için üç bombalı minibüsün İstanbul’da dolaştığı iddialarını yaymıştı. Henüz doğrulanmış bu iddialar, çetenin ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Ergenekon soruşturmasında basına yansıyan iddialara göre örgüt Kürt kökenli işadamları, siyasiler, üst düzey bürokratlar ve ünlü isimlere suikast düzenleyecek, bombalı eylemler yapacaktı. Oluşacak keşmekeş ortamı darbeye zemin hazırlayacaktı Zaten Nokta dergisinin patlattığı darbe haberinden sonra kimse kimseye güvenemez olmuştu. Herkeste bir metafor hastalığı tutmuş gidiyordu. Sarıkız ve ayışığı darbe girişimi her şeyi ortaya koymuştu. İstanbul’da haftalarca önce gerçekleşen polisi alarma geçiren üç bomba yüklü araç ihbarı ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın güzergâhında bombalı araç bulunduğu iddiaları da örgüt işiydi. Muzaffer Tekin, patlayıcılarla ilgili olarak sayfalar dolusu bilgi verdi ve diğer zanlılarla olan ilişkilerini tek tek anlattı. Sonrada Sabah gazetesinde “Gözdağı vermek için Sıhhiye’de çok katlı otoparka ‘patlayıcı madde yüklü’ araç bırakıldı, endişeyi körükleyen ‘Üç bomba yüklü minibüs dolaşıyor’ dedikodusu yayıldı, Diyarbakır’da kendi adamları Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Başkanı’na silahlı saldırı düzenleyip PKK saldırdı dediler. Gözaltına alınan bir kişinin otomobilindeki belgelerde şifreler yer aldı. Örgüt hedefteki kişileri, ‘tavşan’, tetikçileri ise ‘çiftçi’ olarak şifrelemiş. Bu kişinin üzerinde yedi kroki çıktı” denildi. Gazetelerdeki bir diğer iddiaya göre Fethullah Gülen’e yakın emekli bir albay hedefteydi. Pendik’te 10 Ocak 2007 günü ruhsatsız tabanca ve 81 mermi ile yakalanarak gözaltına alınan Kuvay-i Milliye Derneği Başkan Yardımcısı Murat Çağlar’ın, Gülen cemaati ile ilişkisi olduğunu düşündükleri emekli bir albayı öldürmek istediği iddia edildi.

Polisin ‘Ergenekon terör örgütü’ olarak kayıt altına aldığı oluşumdaki isimler Susurluk’tan Danıştay saldırısına, Hrant Dink’in öldürülmesinden 301′den yargılanan kimi yazarların tehdit edilmesine kadar birçok olayda boy gösterdi

‘Vatansever’, ‘ulusal’, ‘milli’ gibi adlarla örgütlenen irili ufaklı birçok yapının bileşimi olan Ergenekon’un son operasyonla büyük yara aldığı düşünülüyor. Ancak ortaya çıkan ilişkiler yumağına karşın eksiklik olduğuna inananlar da var. Muzaffer Tekin, Veli Küçük ,Oktay Yıldırım ,Ümit Oğuztan, Bekir Öztürk ,Taner Ünal, Kemal Kerinçsiz, Sevgi Erenerol ,Fikri Karadağ, Alparslan Arslan. Fikret Emek gibi ilk 11 de yeralan takımı görünce bunların yedeğinin olduğuna kanım giderek artmaya başladı. Zira bunlar madalyonun ön yüzü;arkasında kimbilir ne bürokratlar ne elitler ne generaller ne de dış mihraklı politler vardır demekten de kendimi alamıyorum.

Ergenekon Gladio’nun Türkiye’deki yapılanması olarak kabul ediliyor. Ergenekon’un faaliyet alanları yurtdışı ve yurtiçi olmak üzere ikiye ayrılıyor. Ergenekon’daki kişilerin, Türkiye’deki mevcut rejimin gerçek hámisi olduğuna yürekten inandığı belirtiliyor. ‘İç düşmanları’ pasifize etmek hatta ortadan kaldırmak için yapmayacağı ve yapamayacağı hiçbir faaliyet olmadığı kaydediliyor. Ergenekon ile ilgili ilk ciddi araştırmayı ise Can Dündar ile Celal Kazdağlı, aynı adı taşıyan kitaplarında ortaya koydu. Kitapta Alparslan Türkeş, Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı, Korkut Eken’in yanı sıra bir çok ülkücü kökenlinin de bu mekanizmada yer aldığı iddia edildi. Ergenekon’un içinde taşeron mafya yapılanmaları da ortaya çıkıyor. Bu kimi zaman Alaattin Çakıcı, kimi zaman ise Sedat Peker olabiliyor.

Bir nevi Yeniçeri ideolojisi taşıyan bu muhalif silahlı gruplar bürokrasinin yüksek tepelerinde mevzi tutmuş, kodaman bürokratlarla işbirliği yapmaksızın kazan kaldırıyor ve diğer yandan da payitaht bölgelerinde iktidar denkleminin merkezine münhasır taşra mıntıkalarda ( sauna, atabey ) görülüyor ve asayişi haleldar(bozmak) ediyorlar. Deştikçe siyah maskeli güçler, Jakobenler, Ulusalcılar çıkan bu kişileri gördükçe ruhlarına fatiha okuyasım geliyor. Devlet ağacını bu iklim çürütüyor; çeteler zayıflayan ağacın içine yuva yaparak çürümeyi yani dağılmayı hızlandırıyor. Kuvvetle hatırlayalım: Devlet bir savaş alanı değil, barış içinde birlikte yaşama formu. Birlikte yaşamak ise ancak ve ancak demokrasi ile mümkün.
Ahir zaman eşkıyaları ürür, kervan yürür. Yeni barkotlu, numaralanıp tasnif edilmiş bu şebekeler evcilleştirilip artık sisteme konsantrasyonu sağlatılmalı. Yık-Kır-Böl artık yerine  Düşün-Anla-Uygula düsturu kulağımıza küpe olsun.
Yeni menfezlerde virajlara takılmamak üzere….

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin