RSS Feed for This Post

Kendimize Dair

20080625_derin_dusunce_org_kendimize_dair.jpgPolitik ve hatta genel kültüre dair az çok bilgi birikimine sahip bir vatandaşın aleni bir şekilde fark edebileceği gibi genç Türkiye’nin kuruluşundan beri çekdiğimiz normalleş(e)me(me) sancımız son yıllarda doğum sancısı ve diğer taraftan gaz sancısıyla son velveleli haline ulaştı ve bu haliyle siyasi arenadaki mücadele erkler arası çatışmaya dönüşmesi ile 21. yüzyıl tarihine bir ironik Türk klasiği eklenmiş oldu. İleride tarihe ait politik ve sosyoloji incelemelerinde, Osmanlı’dan o ana kadarki modernleşme süreci içerisinde belki de en can alıcı kırılma noktasının yaşamış olduğumuz bu günlere tekabül edeceğini düşünüyorum.

Son birkaç yıla ait panoramaya bir göz attığımızda milletçe atlattığımız badirelerin haddi hesabı yok. Hatta biraz daha evveline gidip Şemdinli olaylarına indiğimizde bugünlere ait atılan tohumların ne ince hesaplarla tartıldığını anlayabiliriz. Tabi bu daha evveline gitme hali fazlasıyla uzatılabilir ve uzatıldıkça derinliği fark edilebilir. Yıllardır siyasi sahnede gördüğümüz dalaverelere son bir yıldır vicdanla özdeşleşmesi gereken bir erkin de katılmış olması Türk demokrasisi için ağır bir yara… Şüphesiz bu sürecin en büyük sürükleyicisi olan, Türkiye’de hemen her alanda olduğu gibi gerçek muhtevasını kaybetmişlik halinden nasiplenen medyayı da göz ardı etmemek gerek. Bu durumda tabloya geniş bir perspektifle baktığımızda Türkiye’de gündelik hayatın içerisine kadar işlemiş bir iktidar kavgasının platformlar üstü ve kompleks bir ağ ördüğü görülmektedir.

Bahsettiğimiz süreçte kullanılan doktrinlere ve güncel malzemelere baktığımızda durumun vahameti bir o kadar anlaşılıyor. Başörtüsü gibi çok basit bir mefhum kırmızıçizgilerle muhafaza edilmeye çalışan gizli iktidar hegomanyası içerisinde sorun haline getirilip vesayetin idamesi ve devletin gulyabanisinin yaşatılması sağlanmaya çalışılıyor. Darbe çığırtkanlıkları ile namını lekeleyen medya bir nevi toplum mühendisliğine soyunuyor. Temel hak ve özgürlükler, hukuk devleti, insan hakları, demokrasi… Bir kelamda kırılıveriyor kalemi…

Peki, hemen her makaleye konu olan bu iktidar kavgasının enlemi ve boylamı nedir? Bardağa dolu tarafından bakılması rol biçimini ve esas oğlanları etkiler mi? Bu soruya cevap vermek için şimdiye kadar bahsedilenleri bir kenara bırakalım.

Meselenin umut veren tarafı normalleşmesi istenilen bu durum karşısında toplumun daha bilinçli hale gelmesi, haklarından, demokrasiden, özgürlüklerinden daha çok haberdar olması ve eline fırsatı geçtiğinde direncini gösterebiliyor olmasıdır. Tabi bu konuda tam anlamıyla toplumsal bir bilincin oluştuğu söylenemez ama bu haliyle dahi mirasyedileri tedirgin ediyor olması durumun dışa dönük bir tasavvurudur. Çünkü devletimizin ve milletimizin uyanışı yıllardır ipleri elinde bulunduran azınlık elitin işine gelmiyor.

İnsanlar eskisinden daha bilinçli, uyanık ve cesur… İnsanlar devletle milletin barışmasını eskisinden daha fazla temenni ediyor ve özlüyor… İnsanlar gösterdikleri bu refleksle umutlu olduğunun işaretini veriyor…

Türkiye son yirmi yıldır kabuğunu kırıyor… Son yıllarda dışa dönük ve cihanşümul bir vizyona sahip bir Anadolu görünümü var önümüzde… Türkiye tarihine binaen tekrar, mekânlara hudut çeken yanıyla coğrafyaları silmiş durumda… Türkiye adından söz ettirmeye başlıyor…

Kusura bakmasınlar, görüldüğü üzere devletçe ve milletçe ilerleyişimiz birilerinin elini bozuyor olabilir, tedirgin ediyor olabilir ve hatta kendileri için tehlike sinyallerinin çaldığı hissine kapılıyor olabilirler… Ama onlar için telaşlanacak bir durum olduğunu düşünmüyorum. Anadolu’nun şefkati bu haliyle bile bu insanlarımızı kabulleniyor… Bu durumu ister Anadolu’nun saflığına ister şefkatine bağlansın, bir gerçek var ki bu milletin değerleri yurtta ve cihanda sulh için yaşamayı gerektiriyor ve derin hoşgörüsü ile yaşatmayı da biliyor…

Bu sebeple, hissi bir yaklaşımla ele alacak olursak; başta bahsettiğimiz süreç göründüğü gibi gerçekte herhangi iki taraf arasında değil, bir tarafın kendi içindeki sınavıyla şekillenip sürüyor. Çünkü bu sürecin salt konjonktürleri devletimiz ile milletimizin izdivacına dairdir. Süreçte başrolü oynayan yine bu milletin kendisidir. Bir nevi deniz gibidir ve zamanla kendini temizleyecektir. Yani tarihi can alıcı kırılma noktası, insanımız kendi içerisinde yaşayacağı bir katreden ibarettir. Umut ise bunun alametlerini bugünden görebilmemizdedir…

 

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :)

 Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

  1. 4 Yorum

  2. Yazan:arif Tarih: Haz 25, 2008 | Reply

    Son paragraf, dalga denizin kendindendir metaforuyla örtüşmüş, çokda güzel olmuş doğrusu. Yazınızın anafikrine tamamen katılıyorum. Bunu çok daha ileri düzeyde teşhis edenler, Türkiye’nin hızlı gittiği dönemlerde frenleneceği bilinciyle tutum alıyorlar ya, işte insan onu zor kabulleniyor. Ne yapalım herkes rolünü oynayacak. Milletin önündeki engeller kalkınca çok hızlanıyor ve tüm İslam ve doğu alemi için ümit oluyor. Buda birilerini tedirgin ediyor ve bağlaşıklarına frene basma çağrısı yaptırıyor. İç fren mekanizmalarının daha insaflı olacağından tutunda, bunun karşılığında sağlanacak pozisyonlara kadar bir dizi gerekçe, -korku ve tehdidde eklenebilir- blokajı dayatıyor millete ve onun liderlerine. Ne yapalım, bunun doğrudan muhatapları kavga etmez ve bunu kabullenirken,-aksinin millete çok daha ağır faturası olacağını bildiklerinden- bizlere taraf olup, ulusalcı, yada liberal kesilip, aynı elden servis edilen mühimmatları birbirimize atmak yakışmaz diyorum. Türkiye biraz mehter takımı gibi ilerleyecek, konjoktüre göre iki ileri bir geri. Şimdi liberallerin, ulusalcıları gerileteceği ve TÜSİAD anayasısı ile biraz daha ‘özgür’ olacağımız bir ara rejime ilerliyoruz. Ancak tarihin gür akan nehri, denizlere er yada geç kavuşacaktır…

  3. Yazan:Sevgili Özbek Tarih: Haz 25, 2008 | Reply

    İnsanlar eskisinden daha bilinçli, uyanık ve cesur… İnsanlar devletle milletin barışmasını eskisinden daha fazla temenni ediyor ve özlüyor… İnsanlar gösterdikleri bu refleksle umutlu olduğunun işaretini veriyor… Evet, dünyanın her yerinde bu böyle artık. Gelişen bir dünyayla değişen insanlar olmaması anormal olur. İnsanlarda anlaşmışlardır artık, savaşlarla, sömürülerle, ikilemlerle, ayrımcılıklarla vs. Bir yerlere varılmıyor. Tam tersine olmak istediği bir ortamın tam terkisinde oluyor. Çünkü; kin, nefret, yasak, sömürü vs. aynısını doğurmaktadır. Senelerdir yaşanan olaylar, ve halkın aynı yaşam koşullarında yaşaması, gelişen teknolojiyle değişen dünya görüşlerinde hâlâ gerilerde kalmak artık kafalara tak ediyor.

    Türkiye’de, gündemde olan tüm konular zaten Türkiye’nin gelişmekte olduğunu göstermektedir. Çünkü; gündemde en çok olan konu ne ise, bu o sürecin yok olması anlamına gelmektedir. Çok konuşulan, siyaset olsun, din olsun, ne olursa olsun özelliğini yitirmiş demektir. Bu süreçler bir takım dönem ve kavramlarla yaşar ve değişir. Tolumsal gelişmlerde bunları pekâla görebiliyoruz.

    Elbette ki Türkiye’nin vermiş olduğu imaj, veya Türkiye’yi nasıl görmek isteyen dış güçler, Türkiye’deki değişimi ve gelişmeyi görüyorlardır. Burda önemli olan milletçe bizim birbirimize sıkıca sarılmamız, birlik ve beraberlik olmamızdır. Bakışlar ve detirgin oluşlar bizi hiç ilgilendirmez. Gelişen bir toplum olarak, adım adım, çağın gerektirdiği şekilde, deniz dalgalarının biriktirdiği o kıyı yosunlarından arınmak tabii ki epey zaman gerektirecektir. Tüm cesaretler sizinle olsun. Kaleminizi kutluyorum; başarılar.

    Sevgili Özbek

  4. Yazan:Büyükcan Tarih: Haz 26, 2008 | Reply

    Türban meselesini sembol haline getirenlerin başında medya var… Kim ne derse desin!

  5. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Haz 26, 2008 | Reply

    Talha Bey,
    Sözünü ettiğiniz direnç bütün toplumsal geçişler için geçerlidir.Biçim olarak farklılıklar gösterse de diyalektik olarak aynıdır.Bu,değişim ve dönüşümün kitlelerde yarattığı yansımanın izdüşümüdür.Bir taraf güvenliğini varolan yapının korunmasında ararken diğer taraf yapının değişmesini zorlar.

    Kuşusuz ki her geçiş zor ve sancılı olur;içinde yaşanılan koşullarla şekillenir ve kırılmalar yaşanır.Bugün de yaşamakta olduğumuz süreç tam da bu noktadadır.Ancak sizin de belirttiğiniz gibi yaşanan tüm sıkıntılara,toplumsal gerginlik ve çatışmalara rağmen içinde geleceğe dair çok güçlü umutlar taşıdığı da bir gerçektir.

    Bakın herşeye rağmen farkında olmadığımız büyük bir değişim var.Özellikle 12 Eylül’den sonra toplumun siyaset dışına itildiği süreç aşılmıştır.Zannediyorum tarihimiz boyunca insanımızın toplumsal meseleri konuşup tartıştığı böylesi muazzam bir süreç yaşanmamıştır.Geçmişe baktığımızda ifadesini toplumun tabanından alan böylesi yoğun bir hareketlenme olmamıştır.Ayrıca daha da önemlisi toplumun artık birey olma,hak arama,özgürlük ve adalet talep etme yolunda önemli bir mesafa katettiğidir.Dolayısıyla bütün bunlar er veya geç meyvelerini verecek ve bizi daha umutlu geleceklere taşıyacaktır.

    Sağlıcakla kalın

  1. 1 Trackback(s)

  2. Haz 26, 2008: Pakvizyon » Kendimize Dair

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin