Atatürk’ü kanun zoruyla sevdirmek
By Mustafa Akyol on Haz 17, 2008 in Adalet, Demokrasi, Devletçilik, Kemalizm, Laiklik, Politika
[16 Haziran 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Gazeteci Fatih Altaylı’nın sunduğu televizyon programına katılıp da “Atatürk’ü sevmediğini” söyleyen başörtülü öğrenci, bir anda medyanın boy hedefi oldu. “Büyük” bir gazete, internet sitesinde “İşte alçaklığın geldiği son nokta” gibi düpedüz hakaret içeren bir spot bile kullandı. Bu genç hanım “Atatürk’ü sevmemek suçu“ndan yargılanıp hüküm giyer mi, bilmiyorum. (Burası Türkiye; olur, olur.) Fakat kendisine “alçak” diyenleri mahkemeye verip tazminata mahkum ettirme hakkının olması lazım. (Ama burası Türkiye; olmaz, olmaz.)
Kuşkusuz bu gibi “aykırı” beyanlar karşısında yapılması gereken “vay, nasıl böyle düşünürsün” diye köpürmek ve “medyatik linç”e girişmek değil. Yapılması gereken, tepki gösteren kişinin niye öyle düşündüğünü anlamaya çalışmak. Zaten burada tepki gösteren kişi, yani “türbanlı” öğrenci Nuray Bezirgan, bunun sebebini de açıklamış. “İnsanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorlarsa,” demiş, “benden Atatürk’ü sevmemi bekleyemezsiniz“.
… Bu makale ilginizi çektiyse…
Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”
Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.
Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.
Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu? Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk… Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…
Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”
Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.
Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir? Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır ![]()
Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.
Maymunist imanla nereye kadar?
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki… Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.
3 [?]




7 Yorum
Yazan:Kamer Yalçın Tarih: Haz 18, 2008 | Reply
“seni sevmeyen ölsün”
Yazı aklıma bir şarkının bu nakaratını getirdi. Garip bir memleketiz vesselam. Sevgiyi bile ölüm zoru ile dayatıyoruz.
Neden sevmiyor diye topyekün saldırmak yerine neden sevilemiyor’u ya da neden sevdirilemiyor’u sorgulamaya cesaret edemiyoruz. Çünkü bu zor yol, o zaman kendimizdeki hataları da görmemiz kuvvetle muhtemel. Peki bu durumda ne yapılıyor, tabiki kolay olan linç yoluna gidiliyor. Hemde hiç düşünmeden.
Oysaki modern toplumların en belirgin özellikleri içlerindeki farklı sesten olanlara da söz hakkı vermeleri ve bu hakları sonuna kadar korumaları. Düşüncenin ifadesi o toplumlarca çok mühim bir mesele.
Muassırlaşıp, medenileşebilmek için toplum olarak bizim de hazmetmemiz gereken daha çok meselelerimiz var. Öyle ki o lokmaları önce bir çiğnemeye başlayalım…
Yazan:hatice arı Tarih: Haz 18, 2008 | Reply
ben mustafa akyol un yazısını okudum ve tamamen katılıyorum çok haklı bence insanları bu şekilde suçlamak çok yanlış asıl suçlanması gerekenler bu ülkeyi bu hale getirenler ne zaman birşeyler iyiye gitse birileri işleyen düzene çomak sokuyor buna artık dur demek lazımm!!!
Yazan:anonim Tarih: Haz 20, 2008 | Reply
Ah benim güzel ülkem sen bu lafları hak edecek ne yaptın ? Biri çıkıyor ben başörtülü okumak istiyorum diye Fransız mandasını kabul edecek kadar alçalıyor. Acaba hiç mi kitap okumadı kendisine anlatan yalanları hafızasından silmek için hiç mi Atatürk’ü sevmeye çalışmadı. Ortaya çıkan bu manzara tamamen AKP iktidarının oy potansiyelini artırmak için girdiği yol da yaptığı büyük yanlışlıklardan kaynaklanmaktadır. Neymiş : “hem Laik hem Müslüman olunmazmış.” Bunca yıl bunu Atatürk ilke ve Inkılaplarına bağlı kalarak nasıl başardık. Bilmelidirler ki bu ülke ABD politikalarıyla yol alamaz. Politika baştan belirlenmiş gelen iktidarında bu çizgileri aşmaması gerekir.
Yazan:Hakan Türk Tarih: Haz 21, 2008 | Reply
Başından başörtüsü çıkarılarak üniversite kapılarında joplanıp hastaneye kaldırılan ve bebeğini düşüren bir kadından, zaman içinde bu yapılanlara sebebiyet veren atatürkçü, laik, demokratik(!) düşüncenin bizi getirdiği noktada atatürk’ü sevmesini istiyoruz. Bu öldüresiye mücadelede, o bayanın başındaki örtüden çok daha da önemli bir mesele var, sırtında balyozla bekleşip ağzından ne çıkacağını merak ediyoruz, ediyorlar. Sonuçta savunmasız kalmış insanların ağzından ne çıktığının bir önemi yoksa -ki yoktur bu yapılanlara bakılırsa- neden bu kadar önemsiyoruz onun söylediklerini? Zaten onun ağzından çıkanlarla ilgilenmiyoruz eninde sonunda doğruyu da söylese şeklen bize, bizim laik toplumumuza uymuyor laik kafaya göre, yaşama hakkı bile yok recm edilmesi lazım laik demokratlar -bunlar da bizim ülkemize has, bizim ülkemizde türemiş demokratlar. farklı görüşlere tahammülü olmayan onları yok etmeye kurgulanmış sürüm- tarafından.
Yazan:hakan Tarih: Haz 21, 2008 | Reply
İnsanlar sevme ve sevmeme hakkını kendinde saklı tutarlar ama malesef bu insan olma hakkı nasıl bir mantık anlamakda gerçekden zorlanıyorum hem insanları zorlayacaksınız hemde onların sizi sevmesini bekleyeceksiniz sevmiyorsa dava açıp kanun zoruyla sevdireceksiniz gerçekdende bunun izahını yapabilecek hiçbir mantık tanımıyorum zulmle eziyetle iterek kimseyi sevdiremezsiniz bu mümkün değildir. unutmamalıki birgün demokrasi özgürlükler herkeze lazım olacakdır bugün ittiğiniz insanlar yarın sizi iterlerse bunun sorumlusuda suçlusuda yalnız siz olursunuz okula almazsınız ama sevmesini beklersiniz
itersiniz ama birlik beklersiniz
Başı örtülü diye kürsüden indirdiğiniz insan sizden ve ideolojinizden nefret edecekdir kapıdan kovduğunuzda kalbinde kin tohumlarını ekersiniz ne ekerseniz onu biçersiniz
Yazan:Bedestan Tarih: Haz 22, 2008 | Reply
Bir Leninistin “Lenini nasıl sevmezsiniz” hezeyanının aynısı üzerinize yapışmış. Olaya kemalizm penceresinden bakabildiğiniz için nasıl bir Leninist’e Lenin’in sevilmemesi anormal geliyorsa Kemal Atatürk’ün sevilmemesi de kemaliste normal gelecektir. Dolayısıyla “Lenini sevmeyen ölsün” yaklaşımı ile “Gaziyi sevmeyen ölsün” yaklaşımı arasında bir fark yok. Lenini sevmeyen ölsün size de saçma geliyor olsa gerek, öyleyse….
Daha dogmatik olarak kabul edilen, “geri kalmamazın sebebi” (!) olan islam kültürüne bakalım. Resul bir peygamber olmasına, Allah’tan alemlere bir rahmet olarak gönderilmesine rağmen herkes tarafından sevilmemiş. Çünkü değer yargıları farklı, bakış farklı, duruş farklı. Yamuk bakan nasıl doğru görsün ? Resul bunu bilmiyor değildi. Medine site devletinin ana teması islamın tevhid unsuru iken bunu kabul etmeyen (haliyle beğenmeyen, haliyle sevmeyen, haliyle tasvip etmeyen) Yahudiler, Hrıstıyanlar.. “urun söyletmen”ci bir mantıkla ötekileştirilmedi, dışlanmadı, kovulmadı en azından bundan dolayı sorguya çekilmedi.
Yie lay aynı yere eliyor ülkemizdeki kemalistlerin medenileşmesi, dogmalarından arınmaları, at sözlüklerinde soyunmaları için islam kültürüne çok ihtiyaçları var. hiçbir dogma onlarınki kadar dogma değil zira. Onların dogmaları Ahmet Turan Alkan’ın deyimiyle “herkesin dogmasını dövüyor”
Mesela oraya çıkan bayan İngilterenin daha özgürlükçü bir ülke olduğu gerçeğini kemalistlerin yüzüne vuruyor.
“mandacı” dogmasına hedef oluyor. Alakaya çay demle derler ya.
Kadıncağız tarihçilerin söylemlerini tekrarlıyor.
“cahil” yaftası yiyor. Çünkü kemalistlerin kıt tarihi bilgileri dünyanın en dokunulamaz dogmasıdır. Aksini ispatlamak yerine dogma yaftası yapıştırmak onların tarihçilik geleneğinin en belirgin özelliğidir.
Eğer laiklik kemalistlerin anladığı laiklikse hem laik hem dine saygılı (haliyle kamil manada müslüman) olunamaz. Olunamıyor da işte
İnsan laik olmaz zaten ya…
Vesselam…
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Haz 23, 2008 | Reply
Hiç zorla sevgi olur mu?Doğrusu sevginin kanun zoruyla dayatıldığı ender ülkelerdeniz.Hani K.Kore,Irak vs.gibi daha pek çok ülkede benzer tapınmacı anlayış yok değil ama bizdeki gibi ne kadar kanunlaştırılmış olabileceğini bilmiyorum.Kuşkusuz babadan oğula kutsal miras geçmiş gibi büyük kent duvarlarıda dev posterlerin hâlâ asılmakta olduğu sayısız ülke var.Ama böylesi tuhaf gelenekleri olan üçüncü dünya ülkelerini genellikle totaliter rejimler olduğuna,diktatörlükle yönetildiğine yorarız.Bu elbette doğru da bir tesbit,sonuçta henüz demokrasiye geçilmemiş olmasının yarattığı toplumsal bir durumdur.Ancak günün 24 saati Cumhuriyetin kazanımları,Anayasal değerler,çağdaşlık,demokrasi söylemlerinin hiç eksik olmadığı bir ülkede aynı anlayışın hakim olması anlaşılır bir durum değildir.
Elbette bütün bunlar bir ülkenin değer verdiği bir devlet adamını her fırsatta karalamayı meşrulaştırmıyor.Bu mantık sevmeyi ve sevdirmeyi kanun zoruyla dayatan ve bu anlayışı destekleyenlerden hiç de farklı bir tutum değil.Çünkü sevilmemesi ve itiraz edilmesi gereken kişi ve şahsiyetler değil varolan anlayış olmalıdır.Dolayısıyla her türlü antidemokratik uygulamaya tepki duyulacaksa bu bizzat uygulayıcılarına olmalı.
Nasıl ki islam adına terör estiren,ölmeyi ve öldürmeyi kutsal sayarak sivil insanların canına kastedenlerden İslamın değerleri,şahsiyetleri sorumlu tutulamayacak ve bizlere”o halde biz de şunu şunu sevmiyoruz”deme hakkını veremiyorsa,bugün yaşanan hoşnutsuzluklardan Atatürk’ü sorumlu tutup “onu sevmiyorum”demek de bana göre o kadar yanlış ve gereksizdir.
Bu tür çıkışlar ne ülke barışına,ne toplumsal uzlaşmaya ne de demokratik bir ortamın oluşmasına katkı koyabilir.Karşısındakinin ağzından cımbızla laf almaya çalışan bazı haber bezirganlarının reyting hırslarına yarayabilir sadece.Bu tür soruları bilinçli sorarlar çünkü.Amaç,muhatabın sıkışarak zor durumda kalmasıdır.Yeterki ses getirsin,sansasyon yaratsın,gerisi pek umurlarında olmaz.
O bakımdan toplumu birbirine karşı kışkırtmaya çalışan kötü niyetli zihniyetlerin eline koz verilmemeli.Onlar büyük bir iştahla ellerini ovuştururken,sağduyuyla karşılık verilerek hevesleri kursaklarında bırakılmalıdır.