21. yüzyıl Osmanlı’sı ortaya çıkıyor
By Editörden on Haz 16, 2008 in Makale

Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan, aynı yerde işletme alanında, ardından da Ankara Üniversitesi’nde uluslararası iktisat dalında yüksek lisans yapan Etyen Mahçupyan, bu bölümde üç yıl akademisyen olarak çalıştı. Üst düzey şirketlerde de yöneticilik yapan Mahçupyan, 1996 yılından itibaren ticari işlerini tasfiye ederek entelektüel mecraya yöneldi. Osmanlı’dan Postmoderniteye, Yönetemeyen Cumhuriyet, İdeolojiler ve Modernite, Türkiye’de Merkeziyetçilik: Devlet ve Din, Batı’dan Doğu’ya: Dünden Bugüne Zihniyet Yapıları ve Değişim, İçimizdeki Öteki, Bir Demokrat Manifestoya Doğru isimli kitapları kaleme aldı. Şimdiye dek Radikal, Yeni Binyıl ve Zaman gazetelerinde köşe yazarlığı yapan Mahçupyan, yakın dostu Hrant Dink’in suikasta kurban gitmesinin ardından geçtiği Agos gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yürütüyor; Taraf gazetesinde ve gazetem.net isimli web sitesinde düzenli olarak yazıyor.
Kendini “demokrat” olarak tanımlayan Etyen Mahçupyan, kitaplarında sınırlarını çizdiği demokratlık çerçevesinde eğilip bükülmeden, tutarlı bir duruş geliştirmiş; yakın tarihimiz ve onun ışığında şekillenen güncel meselelere farklı açılardan yaklaşabilen analitik zekaya sahip bir entelektüel. Kendisiyle Agos gazetesinde, Türkiye’de yaşanan derin dönüşümden son dönemde üretilen siyasi ve hukuki krizlere ve darbe teşebbüslerine kadar geniş bir alanda sohbet ettik.
Türkiye’de özellikle son elli yıllık süreçte, üretilen tüm kısa vadeli siyasi krizlere rağmen derin bir toplumsal dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşümü nasıl analiz ediyorsunuz?
Türkiye gibi ülkelerin temel meselesi, kendilerinden daha hızlı değişen ve bu nedenle onları bir tür abluka altına alan genel ortama nasıl adapte olabilecekleridir. Osmanlı, durağanlığı bir anlamda onurlandırdığı, yakalandığı andan itibaren “doğru”dan uzaklaşılmaması gerektiğine inandığı ve bu doğruyu da kendi klasik döneminde yakaladığını düşündüğü için, hemen hemen her türlü değişimi zararlı tarafıyla ele almış; değişimin kaçınılmazlığını idrak edememişti. Ancak hoşlanmasa da bir şekilde bu “saldırgan değişim”e adapte olmak zorundaydı.
Aslına bakarsanız değişim denen şey tam da budur.
Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu? Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk… Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…
Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”
Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.
Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir? Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır ![]()
Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.
Maymunist imanla nereye kadar?
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki… Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.
2 [?]




1 Yorum
Yazan:suzannur Tarih: Haz 16, 2008 | Reply
Makinist filmini izlerken bir anda oradaki Trevor’da kendimizi gördüm. Türkiye ne kadar çabuk kendi hatalarıyla yüzleşir, kendini eleştirir ve doğru olana yönelirse işte o gün rahat bir uyku uyuyabilecek. Trevor gibiyiz ve daha da kötüye gidiyoruz. Ne zaman yüzleşeceğiz? Hataları savunmayıp evet burada bir hata var ve bunu nasıl düzeltebiliriz, diyeceğiz.
Sen şöyle yaptın, öbürü böyle… şeklindeki suçlamalarla bir yere varamayacağımız artık gün gibi ortada. Çok temiziz, asla hata yapmayız, sadece ben haklıyım endeksli sorgulama alanımıza bir türlü kendimizi dahil edemiyoruz. En azından bu anlamda Derin Düşünce, ezberleri aşan yazılarla karşımıza çıkıyor. Bunların sayısı artmalı ve hastalığımızı bir an önce teşhis edip tedaviye başlamalıyız. Yoksa demokrasi trenini kaçıracağız ve bundan sen-ben demeden hepimiz etkileneceğiz…