Türban Her Yerde Yasak Mı Olmalı?
By M. İkbal TUNA on Haz 14, 2008 in Makale
Toplum adına doğruların tespitinin aydınlar ve entelektüeller tarafından yapıldığı ülkemizde cezai yaptırım nedeniyle halkın geri planda durması ve toplumun kendisi adına verilen kararlar hakkında eleştiriden kaçması gerçek vatandaş tavrıyla bağdaşmamaktadır.
Tarih tekrar tekerrür ediyor gibi… Sami Selçuk 1991 de AYM’nin türban hakkında aldığı iptal kararı sonrasında kararı yanlış bulmuş ve sonrasında “Yasama Anayasa Mahkemesi kararlarına uyarsa, ne kendisi ne de yargı ve yargıçlar yıpranacaktır.”* ifadeleri ile bir toplumsal uzlaşma sağlamaya çalışmıştır. Bugün gelinen noktada ise halk ilk günkü heyecanını kaybetmiş ve hem AKP hem de destekçileri işi doğal seyrine bırakmış gibi gözüküyor. Son günlerde yaşanan olaylar nedeniyle Türkiye yeni bir siyasal sürece doğru girmektedir. Fakat bu süreçte toplum kendisinden beklenen refleksi yeteri kadar ortaya koyamamaktadır.
Türban(başörtüsü) yasağı sadece kamusal alan yerine her alanda yasak olsaydı acaba toplumsal tepki nasıl olurdu merak ediyorum. Eğer bugünkünden farklı olacaksa, daha sert ve daha kararlı olacaksa halkımızın(tepkiyi artıracak olanların) bazı şeyleri tam anlamıyla idrak etmediğini söylemem çok abes olmasa gerek…
Bugün itibarıyla Türk siyasi arenasında halkın oyları ile iktidara gelen, kendisi ve üyeleri “sivil”, “demokrat”, “muhafazakâr” ve “liberal” olarak adlandırılan bir partinin karşında Anadolu vicdanına sırtını dönmüş, toplumun halinden anlamayan, toplumsal “değişimin dili”ni anlamak şöyle dursun, “toplumsal merkez”in meşruiyetini kabul etmeyen ve gücünü statükodan alan makamlar yer almaktadır. Bu makamlar Michel Foucault‘un deyimi ile çoban kültüne dayanan siyaset anlayışı ile toplumu koyun yerine koymuş ve halkı cahil, hatta rejim düşmanı ilan etmiştir. Yine bu makamlara göre toplum kendisi adına düşünme yeteneğini kaybetmiş, siyasetin “iyi”sinden habersiz ve yobazdır. Neden yobazdır çünkü kendisi için bedeviyet simgesi olan başörtüsünü takmakta ısrar etmektedir. İnsan hakları veya din özgürlüğünün bir gereği olarak ileri sürdüğü türbanın aslında geri kalmışlık olduğundan habersiz ve laikliği tehlikeye attığının farkında değildir. Bu yüzden cumhuriyet elitistler ve bürokratlar tarafından halktan korunmalıdır. Halk cumhuriyete sahip çıkacak kadar bilinçli değildir. Burada vatandaşı prove etmek veya kışkırtmak gibi bir amacım yok fakat kendilerini ağır hakaret edenler için bu kadar vurdumduymaz olunur mu? Tepki gösterme yeri sadece sandık değildir.
Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki muhalefet ve diğer kurumlar başörtüsünü her alanda elbette yasaklayamaz. Çünkü Türkiye gibi ekonomisi zayıf olan 3. dünya ülkelerinde devlet meşruiyetini kamu kurumlarından alır. Mesela ABD de bir parti ayakta kalmak istiyor ve meşruiyetini devam ettirmek istiyorsa ABD şirketlerine, bankalarına yani Şirketokrasiye boyun eğmek zorundadır. Hatta buna ABD deki sivil toplum kuruşlarını da ekleyebiliriz. Fakat biz de böyle bir sorun yoktur. Muhalefet veya iktidar kamu kurumlarına hakimse halktan inisiyatif almaya gerek yoktur. Çünkü halk devlet politikasında etkili olabilecek ne sivil toplum kuruluşlarına ne derneklere ne de yatırımlara sahiptir. Başka bir ifadeyle şu anda ülkemizi çıkmaz bir yola sürükleyenler için önlerinde herhangi bir engel yoktur. Çünkü meşruiyetlerini askeri ve hukuki darbelerle sağlamaktadırlar. Devlet mekanizmasında sağlam kuruluşlara hakim olduklarından ve halkımızın da bu kurumlara saygı ve itaatinden dolayı bu kısır döngü devam edecek gibi… kısır döngü ise şudur: son günlerde medyaya yansıyan Ergenekon ve Batı Çalışma Grubu gibi yapılanmalar ülkemizin en saygın kurumları içerisinde meydana gelmiştir. Fakat halkımız gelenekten gelen bir adet ile gerekli tepkiyi göstermemiştir. Bırakın tepki göstermeyi devlet kurumlarına taassup ile bağlanmış olan bazı kimseler eleştiri yollarını dahi tıkamıştır. Bir kurumu topyekun karalamak elbette doğru değildir. Fakat halk bazı şeyleri görüyorsa eğer buna tepki de göstermelidir.
* Zorba Devletten Hukukun Üstünlüğüne, Selçuk Sami, Yeni Türkiye yay, s434
2 [?]










4 Yorum
Yazan:vatanSAVER Tarih: Haz 14, 2008 | Reply
işte yüreklilik… işte vatanperverliğe bir örnek:
Ahmet Altan/Taraf
Ne açıklama ama…
Ordunun bugünkü komuta kademesinin üstünde “27 Nisan muhtırasının” gölgesi var.
Hukuka ve demokrasiye aykırı bir muhtıraydı o.
Hiç üstlerine vazife olmadığı halde kendi görev alanlarının dışına çıkarak cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale etmişlerdi.
Yasaları çiğneyip suç işlemişlerdi.
Anayasa Mahkemesi’nin üzerinde ise “367” kararıyla, “türbanı iptal” ederken anayasayı açıkça çiğnemelerinin gölgesi var.
Onlar da anayasayı ihlal ederek suç işlediler.
Asla suça bulaşmaması gerektiği halde suça bulaşmış iki kurumun, iki önemli mensubu gizlice buluşuyorlar.
Ortak bir amaçları bulunuyor bu kurumların.
Ordu, 27 Nisan muhtırasıyla… Anayasa Mahkemesi de “türban değişikliğini” iptal ederken “anayasal sınırlarını” aşarak, halkın iradesini temsil eden parlamentoyu “devreden çıkartmak” istediklerini kesin bir şekilde ortaya koymuşlar.
Halksız ve parlamentosuz bir yönetim biçimi istiyorlar.
Türkiye’yi ve burada yaşayan milyonlarca insanın hayatlarını, sadece kendi arzularına ve inanışlarına göre biçimlendirmek peşindeler.
Böyle bir amacı olan iki kurumun önde gelen üyeleri, Anayasa Mahkemesi’nin hayati kararlar vermesinin arifesinde buluşup ne konuşurlar?
Açıklamalarına göre “Kuzey Irak’ı görüşmüşler” bir saat on beş dakika boyunca.
Siyasete müdahale etmekten kaçınmıyorlar ama bir araya gelince siyaset konuşmuyorlar.
E, bir şey söylemek zorundalar neticede.
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, “Kuzey Irak operasyonunu konuştuk” diyor.
Keşke, bir kuvvet komutanının sözlerine gözü kapalı inanabilecek kadar güvensek.
Ama “Hudson Enstitüsü’nde yapılan toplantıyla” ilgi Genelkurmay’ın yalanlaması hâlâ hafızalarda.
O “yalanlamanın” yalan olduğu kısa sürede çıkmıştı ortaya.
Daha kısa süre önce yaşadığımız o olay bize, “yalan söyleyebileceklerini” gösterdi maalesef.
Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün açıklamaları biraz daha şaşırtıcı.
Üç kere buluştuklarını söylüyor.
Anlaşıldığına göre bizim haber yaptığımız buluşmaları “üçüncü” buluşma.
İlk “buluşmalarında” komutanın görevini kutlamış, üçüncü buluşmalarında “Kuzey Irak operasyonunu” kutlamış ama “ikinci” buluşmalarında ne konuştuklarını, niye buluştuklarını hatırlamıyor.
Kara Kuvvetleri Komutanı ile ne konuştuğunu unutan bir Anayasa Mahkemesi üyemiz var.
Ve, bu üye ülkenin kaderini belirleyecek bir güce sahip.
Osman Paksüt’ün hafızası zayıf.
Rahatça anlaşılıyor.
Bu hafıza zafiyetinin başka sonuçları da çıkar belki ortaya.
Acaba Paksüt’ün hatırlamadığı başka neler var?
Ayrıca, karargâhtaki “kameraların kapatılmadığını” söylüyor Paksüt.
Sayın yargıca çok basit bir soru sormak istiyor insan:
–Nerden biliyorsunuz? Birisi size “kameraları kapatmadık” mı dedi?
Paksüt, bizim haberi “doğrularken” bir de “Beni izliyorlar, bu haber o izlemenin sonucu” demiş.
Yani onu izleyenler bize bu haberi vermiş.
Bilmiyorum onu teselli mi eder yoksa ürkütür mü ama ben işin doğrusunu söyleyeyim ona.
Haber kaynaklarımız, dün de söylediğimiz gibi, Genelkurmay’ın içinden.
Sanıyorum sadece bu gerçek bile tek başına bir “mesaj” içeriyor bu tür “buluşmalara” meraklı olanlara.
Bu işlerden hoşlanmayan birileri var devletin içinde.
Hukuksuzluğu durdurmak isteyen birileri.
Hukuk dışına çıkılmasının devleti ne hale getirdiğini gören ve buranın gerçek bir hukuk devleti olmasını isteyen birileri.
Ve, kararlı gözüküyorlar.
Hukuksuzluk çökertti bu ülkeyi.
Devletin içinden çeteler çıktı.
Yargının en “yüce” zirveleri yasaları çiğneyip toplumu güvencesiz bıraktı.
Avrupa’nın en fakir ülkesi olarak kaldık.
Hukuka ve demokrasiye saygı gösteren ülkeler dörtnala zenginliğe doğru giderken biz hâlâ yoksulluklarla boğuşuyoruz.
Bunlar da kendilerini milyonlarca insandan “daha akıllı ve daha vatansever” sanan bir avuç devlet görevlisi yüzünden oluyor.
Artık biraz abartıyorlar.
Üstelik kendi meslektaşlarını da utandırmaya başladılar.
Çünkü onlar oyunu kaybettiklerini kabul etmeyerek mızıkçılık yapıyorlar.
Böyle “buluşmalara” düşkün olanlar artık gerçeği görmeli, bu iş bitti.
Bu ülke bunlara artık izin vermeyecek.
Vazgeçin.
Yasalara uymak sandığınız kadar zor değil.
Yasalara uyun.
Böylece “unutmak zorunda” kalacağınız buluşmalardan da kurtulursunuz.
Yazan:ahmet terzi Tarih: Haz 14, 2008 | Reply
off sıktı artık türban türban 20 yıldır yatıyoruz kalkıyoruz türban ya bu ülkede daha derin sorunlar var daha kapsamlı mesela aleviler nüfusu 10-15 milyon arası diyanet işleri başkanı cemevini ibadethane sayamazsınız diyor.bizim liberal demokrat aydınlardan ses soluk yok bu ülkede başbakanı eleştirdi diye dağa kaldırılan vatandaş var ses yok ama konu türban olunca kişisel özgürlük tamam anladıkta türbana bakarken etrafınızda olan diğer kısıtlamalara da sesiniz çıksın biraz.
Yazan:vatanSAVER Tarih: Haz 15, 2008 | Reply
zaten 70 milyonun 30-40 milyonu kürt diyorlar. ahmet bey de 15 milyon alevi var demiş. o zaman bu ülkedekiler herşeyi hakediyor.
ayrıca buradaki sorun türban sorunu olarak indirgenemez. en önemli sorun parlementonun yetkisi gaspedilmiştir. ayrıca AKPnin çok büyük hataları olmuştur mesela yeni anayasa hazırlıklarını bırakıp taban yapmak için türbana sarılmıştır. ama tüm bunlar AYM aldığı karara meşriyet sağlayamaz.
Yazan:Alp Tugay Tarih: Haz 15, 2008 | Reply
Kesinlikle ahmet terzi’nin dediklerine katiliyorum. Bazilari sadece kendisine demokrat olmakdan artik vazgecsin. Tam demokrasi tam insan haklari.
Derin dondurucuya konan yeni anayasa calismalari en kisa zamanda tamamlansin artik. Basta turban, Kurd, alevi sorunlarini cozmek icin bireyi ve insan haklarini one cikaran demokrasi cercevesinde yeni bir toplumsal mutabakatda bulusmaliyiz.