<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Türk solu kullanıldı mı? yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 00:15:35 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Şu kaplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-16849</link>
		<dc:creator>Şu kaplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2008 18:37:39 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-16849</guid>
		<description>[...] Türk solu kullanıldı mı? [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Türk solu kullanıldı mı? [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>isa togay tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-16411</link>
		<dc:creator>isa togay</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jul 2008 20:24:32 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-16411</guid>
		<description>deniz gezmiş ülkesi için mücadele verdi fakat bu düşüncesi sadece ülke sınırları içinde değildi filistinde de mücadele vermiş ezilmiş halkın üzerindeki pençeleri karşısında savaşmış, sosyalizimi benimsemiş ve kahramanca korkusuzca bu ideoloji içerisinde haksızlıklar karşısında bent olmuş, o ve onun yoldaşları...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>deniz gezmiş ülkesi için mücadele verdi fakat bu düşüncesi sadece ülke sınırları içinde değildi filistinde de mücadele vermiş ezilmiş halkın üzerindeki pençeleri karşısında savaşmış, sosyalizimi benimsemiş ve kahramanca korkusuzca bu ideoloji içerisinde haksızlıklar karşısında bent olmuş, o ve onun yoldaşları&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Raif Yaman tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-16114</link>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 22:24:20 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-16114</guid>
		<description>Rasim Ozan'ın bu yazıdaki düşüncelerine katılmamak mümkün değil. Bize kralın çıplak olduğunu haykırdığı için kendisine teşekkür etmek gerekir. İçimizden bir çocuğun bu gerçeği bize anlatması gerekiyordu. Rasim Ozan o çocuğun ta kendisi.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Rasim Ozan&#8217;ın bu yazıdaki düşüncelerine katılmamak mümkün değil. Bize kralın çıplak olduğunu haykırdığı için kendisine teşekkür etmek gerekir. İçimizden bir çocuğun bu gerçeği bize anlatması gerekiyordu. Rasim Ozan o çocuğun ta kendisi.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>laze gunce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15998</link>
		<dc:creator>laze gunce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jun 2008 07:40:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15998</guid>
		<description>bence türk solu kullanılmadı. tüm türk insanı kullanıldı ve hala da kullanılmaya devam etmektedir. bu gidişle de sürekli kullanılmaya mahküm olacağız.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bence türk solu kullanılmadı. tüm türk insanı kullanıldı ve hala da kullanılmaya devam etmektedir. bu gidişle de sürekli kullanılmaya mahküm olacağız.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ergin tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15917</link>
		<dc:creator>ergin</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2008 09:33:29 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15917</guid>
		<description>Merhaba,
Denizler  Solcu mudu, milliyetçi mi. Yurtsever idi.Rasim arkadaş sen hiç topraklarından kovuldun mu?Muacir oldun mu?Olmadın ise bizi anlaman mümkün mü.Mustafa Kemal Selanik'i kaybetdiği zaman nasıl çaresiz idi.
Mustafa Kemal'in  sadece kadınlarımıza yönelik devrimleri bile o günkü koşullarda Dünyanın en büyük devrimcilerinden biri olmasına sebep olmuştur.Onun devrimleri bunca zaman sonra bile bize bol geliyor.
Bir konuda haklısın 21.yüzyılda  dağa solda olmalıyız.Bizi tahrik edin.Ergenekon ile darbeciler ile arayı açmalıyız.Bizlerin adı bu insanlar ile birlikte anılmamalı.
Sen de şunu anla biz yurdumuzu çok seviyor ve sakınıyoruz.Sizler de Damat Ferit paşalardan,Ali kemal lerden uzak olmaya bakın. Demokrat olacağız diye sömürgecilerin kuklası olmayın.
Ergin</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba,<br />
Denizler  Solcu mudu, milliyetçi mi. Yurtsever idi.Rasim arkadaş sen hiç topraklarından kovuldun mu?Muacir oldun mu?Olmadın ise bizi anlaman mümkün mü.Mustafa Kemal Selanik&#8217;i kaybetdiği zaman nasıl çaresiz idi.<br />
Mustafa Kemal&#8217;in  sadece kadınlarımıza yönelik devrimleri bile o günkü koşullarda Dünyanın en büyük devrimcilerinden biri olmasına sebep olmuştur.Onun devrimleri bunca zaman sonra bile bize bol geliyor.<br />
Bir konuda haklısın 21.yüzyılda  dağa solda olmalıyız.Bizi tahrik edin.Ergenekon ile darbeciler ile arayı açmalıyız.Bizlerin adı bu insanlar ile birlikte anılmamalı.<br />
Sen de şunu anla biz yurdumuzu çok seviyor ve sakınıyoruz.Sizler de Damat Ferit paşalardan,Ali kemal lerden uzak olmaya bakın. Demokrat olacağız diye sömürgecilerin kuklası olmayın.<br />
Ergin</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>İlhan Sandıkçı tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15874</link>
		<dc:creator>İlhan Sandıkçı</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2008 23:11:16 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15874</guid>
		<description>Tabiki olmaz ülkeyi var eden ideojilerledir. Siz çıkıp insanlardan oy isterken neyi savunduğunuzu söylemeden mi istiyeceksiniz, ki birşeyleri istemek için öncelikli olarak birşeyleri savunmanız gerekir. Halka neyin doğru neyin kötü olduğunu göstermeniz gerekir. Ortada tabiki karşıt görüşlerde olmalı ki devlet durduğu yerde kalmasın.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tabiki olmaz ülkeyi var eden ideojilerledir. Siz çıkıp insanlardan oy isterken neyi savunduğunuzu söylemeden mi istiyeceksiniz, ki birşeyleri istemek için öncelikli olarak birşeyleri savunmanız gerekir. Halka neyin doğru neyin kötü olduğunu göstermeniz gerekir. Ortada tabiki karşıt görüşlerde olmalı ki devlet durduğu yerde kalmasın.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15873</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2008 22:56:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15873</guid>
		<description>&lt;strong&gt;"Elimizde bir sopa olsun sağcı sopanın sağından solcu ise solundan tutar liberal ise ortada kalır. Buda aynı onun gibi…"(IS)&lt;/strong&gt;

Ilhan Bey, hiç sopa olmasa daha iyi olmaz mi?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Elimizde bir sopa olsun sağcı sopanın sağından solcu ise solundan tutar liberal ise ortada kalır. Buda aynı onun gibi…&#8221;(IS)</strong></p>
<p>Ilhan Bey, hiç sopa olmasa daha iyi olmaz mi?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>İlhan Sandıkçı tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15872</link>
		<dc:creator>İlhan Sandıkçı</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2008 22:50:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15872</guid>
		<description>Ben Türk solunun o zamanda kullanılıp kullanlımadağından çok şuanki solun konumuna bakılmasını isterim. O zamanki sol ile şimdiki sol arasında ki uçurumada. Gerçi şuanda sol diye tanımlanan ideoloji bence 68'li yılların Milliyetçi havasını yansıtmamakta. Ülkücü insanda ülkesinin geleceğini düşünür Solcu olan insanda. Kimse diyemez ki Ülkücü olan insan Solcu insandan daha milliyetçidir. Eğer öyle olsaydı Deniz Ağabeyler o zamanda ülke bağımsızlığı için o kadar mücadeleye girmezlerdi. 

Rasim bey &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Liberal_demokrasi" rel="nofollow"&gt;liberal&lt;/a&gt; bir düşünceyi savunuyor. Anne ve babasından bahsederken sanki sol sola karşıymış gibi hissettim. Kendisinin dediği gibi liberal bir insan. Bana göre &lt;strong&gt;Liberal&lt;/strong&gt; düşünceyi savunmak mantıksız. Neden mi ? Diyorsunuz ki &lt;strong&gt;ben laiğim &lt;/strong&gt;ama istiyen istediği üniversiteye başı kapalı girsin.Şöyle bir örnek vereyim ; 

Elimizde bir sopa olsun sağcı sopanın sağından solcu ise solundan tutar liberal ise ortada kalır. Buda aynı onun gibi...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ben Türk solunun o zamanda kullanılıp kullanlımadağından çok şuanki solun konumuna bakılmasını isterim. O zamanki sol ile şimdiki sol arasında ki uçurumada. Gerçi şuanda sol diye tanımlanan ideoloji bence 68&#8242;li yılların Milliyetçi havasını yansıtmamakta. Ülkücü insanda ülkesinin geleceğini düşünür Solcu olan insanda. Kimse diyemez ki Ülkücü olan insan Solcu insandan daha milliyetçidir. Eğer öyle olsaydı Deniz Ağabeyler o zamanda ülke bağımsızlığı için o kadar mücadeleye girmezlerdi. </p>
<p>Rasim bey <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Liberal_demokrasi" rel="nofollow">liberal</a> bir düşünceyi savunuyor. Anne ve babasından bahsederken sanki sol sola karşıymış gibi hissettim. Kendisinin dediği gibi liberal bir insan. Bana göre <strong>Liberal</strong> düşünceyi savunmak mantıksız. Neden mi ? Diyorsunuz ki <strong>ben laiğim </strong>ama istiyen istediği üniversiteye başı kapalı girsin.Şöyle bir örnek vereyim ; </p>
<p>Elimizde bir sopa olsun sağcı sopanın sağından solcu ise solundan tutar liberal ise ortada kalır. Buda aynı onun gibi&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Büyükcan tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15865</link>
		<dc:creator>Büyükcan</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2008 20:09:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15865</guid>
		<description>Bence 'Türk Solu Kullanıldı' demek,hem bir paranoyaklık belirtisi hem de işin içinden kendini sıyırmanın bir basamağıdır!'Türk Solu koyundur,solun aslında özü odur' diyenleri haklı çıkarmaktır.'Koyunluğa Atatürk döneminden aşina' diyenleri gülümsetmektir!

&lt;strong&gt;Bilmem kaç milyon sol partili veya sol partiye oy veren insanlar kendini kullandırıyorsa,size birşey söyleyeyim:

Bırakın bu durumdaki sol çöksün.Emin olun,millet için bu daha hayırlıdır...

 &lt;/strong&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bence &#8216;Türk Solu Kullanıldı&#8217; demek,hem bir paranoyaklık belirtisi hem de işin içinden kendini sıyırmanın bir basamağıdır!&#8217;Türk Solu koyundur,solun aslında özü odur&#8217; diyenleri haklı çıkarmaktır.&#8217;Koyunluğa Atatürk döneminden aşina&#8217; diyenleri gülümsetmektir!</p>
<p><strong>Bilmem kaç milyon sol partili veya sol partiye oy veren insanlar kendini kullandırıyorsa,size birşey söyleyeyim:</p>
<p>Bırakın bu durumdaki sol çöksün.Emin olun,millet için bu daha hayırlıdır&#8230;</p>
<p> </strong></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>irfan AĞIN tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15853</link>
		<dc:creator>irfan AĞIN</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2008 13:12:39 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15853</guid>
		<description>sol adına mucadele veren o güzel insanları bugünün şartlarında yargılamak kolay.onbinlerce güzel insan bağımsız özgür bir ülke adına işkencelere ve ölümlere maruz kaldılar.cesur ve yürekliydiler hepsini saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sol adına mucadele veren o güzel insanları bugünün şartlarında yargılamak kolay.onbinlerce güzel insan bağımsız özgür bir ülke adına işkencelere ve ölümlere maruz kaldılar.cesur ve yürekliydiler hepsini saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>metin sahin tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15852</link>
		<dc:creator>metin sahin</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2008 13:00:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15852</guid>
		<description>sapına kadar kullanıldı ve bölündü.Yazıklar olsun .afamı9zı kullanamadıjk ve birbirimizi koruyamadık</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sapına kadar kullanıldı ve bölündü.Yazıklar olsun .afamı9zı kullanamadıjk ve birbirimizi koruyamadık</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>metin sahin tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15851</link>
		<dc:creator>metin sahin</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2008 12:58:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15851</guid>
		<description>hem de sapına kadar.Ayrıca birbirine de düşürüldü.Bunu eski vali içişleri eski yetkilisi yüksel cavusoglu cok iyi bilr.Anayasaya baskan bile secilemediler.Hep bu yüzden .Sol işte böyle .kader.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>hem de sapına kadar.Ayrıca birbirine de düşürüldü.Bunu eski vali içişleri eski yetkilisi yüksel cavusoglu cok iyi bilr.Anayasaya baskan bile secilemediler.Hep bu yüzden .Sol işte böyle .kader.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>snowqueen tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15739</link>
		<dc:creator>snowqueen</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2008 12:42:07 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15739</guid>
		<description>@suzannur

&lt;strong&gt;Afrika’da bir kabilede beden kendi başına örtüdür ve asla o bedenin açık ya da kapalı olması ona ekstra bir değer kazandırmaz. Oysa modern insanımız oraya gider ve o insanları gözleriyle kirletir önce, sonra düşünceleriyle. &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;O kabilede beden günah ölçütü değildir ve olamaz ama onu gözleriyle kirleten insanlar için beden yeni bir anlam kazanır(aslında kazanmaz, kazandırılır).&lt;/strong&gt;


Değer kazandıran, akıl veya ruh(artık hangisiyse:) olacakken, 
"beden"e dönüşmesi, kadınının da garantisi olan bir buzdolabı, çamaşır makinesi gibi "hiç kullanılmamış, sıfır" olarak fiyatının artmasına neden olan durum değil mi? 

Aklıma Amerika'nın keşfi sonrası Colomb'un günlüklerine yazdıkları geldi. Kat kat etekler ve ahlak değerleri içinden pagan kültürlere yelken açmış Colomb ve arkadaşları için gördükleri çok garipti -ve evet kirlettiler.- 

İki dirhem et görmenin, ciger görmüş kedi etki yapma nedeni, normal olanı anormalleştirme ve gizlinin merak uyandıran çekiciliği bir de.
Bunun en basit örneği, plajda kimse iki dirhem et görünce gözlerini faltaşı gibi açmaz, oysa oldukça muhafazakar bir ortamda açık bir kol bile neon ışığı gibi sırıtabilir.

&lt;strong&gt;Sıkıntımız da insanların ve özellikle de toplumumuzdaki az gelişmiş mahlukların! kadına bakış açısıdır.&lt;/strong&gt;

Bu bir Frankestein yaratma projesi. Daha çocukluklarından itibaren 
şişirilmiş bir erkeklik mitiyle büyütülüyor erkekler. Cinsiyet rolleri ni 
bu şekilde şekillendirmek, sonradan kazanılan ve yapılan durumlar.
Kadını bağımlı hale getirme ve aciz olduğunu kanıtlama çabası temelinde ise güçlü bir yetersizlik korkusu yattığını düşünüyorum. 

&lt;strong&gt;Saç benim için ekstra bir değeri olan bir parçam değil, her parçam gibi ve onlardan biri. Birilerinin onu farklılaştırması benim ona atfettiğim değeri değiştirmez. Onun örtülmesi de şundan ya da bundan dolayı değil, onun sadece beni inandığıma ulaştıran bir parça olmasıdır, diğer tüm parçalarım gibi. Hiçbiri birbirinden üst ya da alt değil, bir bütünüm çünkü, her eksikte de bütünüm asla bütün değil. Bu noktaya yaklaşımım da bu açıdan zaten, bütünümü parçalıyor insanlar, o eksilen parçayla bütünlenemiyorum ve henüz hiçbir erkeğe bunu anlatamadım.&lt;/strong&gt;

Bu bütünlüğe katılıyorum. Hem bu bütünlüğü muhafaza edebilmek hem de bedenlerimiz üzerinde başka birinin ya da yasanın hakimiyetini kırmak için "bedenim benimdir"mottosuyla yola çıktı kimi kadınlar. Şimdi siz diyeceksiniz ki "bedenim benimdir, her hangi bir yasa veya devlet organına bedenm üzerinde söz söyleme hakkını vermek istemiyorum özellikle başörtüsü konusunda", ben de üzerine ekleyerek diyeceğim ki "tanrı veya dini emirlerin günah, yasak gibi kavramlarla bedenim üzerinde hak iddia etmesinini istemiyorum".

&lt;strong&gt;Bu noktada sanırım en son istenilen şey, kalp kırmak olacaktır, çünkü ben sizin bilgilerinizden ve dünyanızdan yararlanmayı gerçekten çok istiyorum. Paylaşım arttıkça, (sadece böyle politik, dini konularda değil, kitaplar ve diğer kültürel dünyaya ait her şey) öğreneceğim şeylerin olması beni daha çok ilgilendiriyor. &lt;/strong&gt;

Ha keza, benim için de aynen.
 "BEN"i, "SEN" yapmak istemiyorum, yani dediğiniz mantıklı "aynılaştırma" sonunda sıkıcı bir monologa dönüşecektir.
Sorgulamak değil, anlamaktan bahsediyorsunuz ama anlamak için sorgulamaya ihtiyacımız var, en azından benim var, bunu köşeli taraflar olarak bulmuş olabilirmişsiniz ve belki de haklısınız, köşeliyimdir.
Arkadaşlarınızın "türbanlı" ya da "değil"olarak ifade bulmadığını söylemişsiniz, böyle etiketçi ve şekilci bir yaklaşımda değilim, 
buna cinsel kimlikler de dahil, sadece erkek-egemenliğin neresinde durduğu benim için önemli. Böyle bir ifadeden bahsedebiliriz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>@suzannur</p>
<p><strong>Afrika’da bir kabilede beden kendi başına örtüdür ve asla o bedenin açık ya da kapalı olması ona ekstra bir değer kazandırmaz. Oysa modern insanımız oraya gider ve o insanları gözleriyle kirletir önce, sonra düşünceleriyle. </strong><strong>O kabilede beden günah ölçütü değildir ve olamaz ama onu gözleriyle kirleten insanlar için beden yeni bir anlam kazanır(aslında kazanmaz, kazandırılır).</strong></p>
<p>Değer kazandıran, akıl veya ruh(artık hangisiyse:) olacakken,<br />
&#8220;beden&#8221;e dönüşmesi, kadınının da garantisi olan bir buzdolabı, çamaşır makinesi gibi &#8220;hiç kullanılmamış, sıfır&#8221; olarak fiyatının artmasına neden olan durum değil mi? </p>
<p>Aklıma Amerika&#8217;nın keşfi sonrası Colomb&#8217;un günlüklerine yazdıkları geldi. Kat kat etekler ve ahlak değerleri içinden pagan kültürlere yelken açmış Colomb ve arkadaşları için gördükleri çok garipti -ve evet kirlettiler.- </p>
<p>İki dirhem et görmenin, ciger görmüş kedi etki yapma nedeni, normal olanı anormalleştirme ve gizlinin merak uyandıran çekiciliği bir de.<br />
Bunun en basit örneği, plajda kimse iki dirhem et görünce gözlerini faltaşı gibi açmaz, oysa oldukça muhafazakar bir ortamda açık bir kol bile neon ışığı gibi sırıtabilir.</p>
<p><strong>Sıkıntımız da insanların ve özellikle de toplumumuzdaki az gelişmiş mahlukların! kadına bakış açısıdır.</strong></p>
<p>Bu bir Frankestein yaratma projesi. Daha çocukluklarından itibaren<br />
şişirilmiş bir erkeklik mitiyle büyütülüyor erkekler. Cinsiyet rolleri ni<br />
bu şekilde şekillendirmek, sonradan kazanılan ve yapılan durumlar.<br />
Kadını bağımlı hale getirme ve aciz olduğunu kanıtlama çabası temelinde ise güçlü bir yetersizlik korkusu yattığını düşünüyorum. </p>
<p><strong>Saç benim için ekstra bir değeri olan bir parçam değil, her parçam gibi ve onlardan biri. Birilerinin onu farklılaştırması benim ona atfettiğim değeri değiştirmez. Onun örtülmesi de şundan ya da bundan dolayı değil, onun sadece beni inandığıma ulaştıran bir parça olmasıdır, diğer tüm parçalarım gibi. Hiçbiri birbirinden üst ya da alt değil, bir bütünüm çünkü, her eksikte de bütünüm asla bütün değil. Bu noktaya yaklaşımım da bu açıdan zaten, bütünümü parçalıyor insanlar, o eksilen parçayla bütünlenemiyorum ve henüz hiçbir erkeğe bunu anlatamadım.</strong></p>
<p>Bu bütünlüğe katılıyorum. Hem bu bütünlüğü muhafaza edebilmek hem de bedenlerimiz üzerinde başka birinin ya da yasanın hakimiyetini kırmak için &#8220;bedenim benimdir&#8221;mottosuyla yola çıktı kimi kadınlar. Şimdi siz diyeceksiniz ki &#8220;bedenim benimdir, her hangi bir yasa veya devlet organına bedenm üzerinde söz söyleme hakkını vermek istemiyorum özellikle başörtüsü konusunda&#8221;, ben de üzerine ekleyerek diyeceğim ki &#8220;tanrı veya dini emirlerin günah, yasak gibi kavramlarla bedenim üzerinde hak iddia etmesinini istemiyorum&#8221;.</p>
<p><strong>Bu noktada sanırım en son istenilen şey, kalp kırmak olacaktır, çünkü ben sizin bilgilerinizden ve dünyanızdan yararlanmayı gerçekten çok istiyorum. Paylaşım arttıkça, (sadece böyle politik, dini konularda değil, kitaplar ve diğer kültürel dünyaya ait her şey) öğreneceğim şeylerin olması beni daha çok ilgilendiriyor. </strong></p>
<p>Ha keza, benim için de aynen.<br />
 &#8220;BEN&#8221;i, &#8220;SEN&#8221; yapmak istemiyorum, yani dediğiniz mantıklı &#8220;aynılaştırma&#8221; sonunda sıkıcı bir monologa dönüşecektir.<br />
Sorgulamak değil, anlamaktan bahsediyorsunuz ama anlamak için sorgulamaya ihtiyacımız var, en azından benim var, bunu köşeli taraflar olarak bulmuş olabilirmişsiniz ve belki de haklısınız, köşeliyimdir.<br />
Arkadaşlarınızın &#8220;türbanlı&#8221; ya da &#8220;değil&#8221;olarak ifade bulmadığını söylemişsiniz, böyle etiketçi ve şekilci bir yaklaşımda değilim,<br />
buna cinsel kimlikler de dahil, sadece erkek-egemenliğin neresinde durduğu benim için önemli. Böyle bir ifadeden bahsedebiliriz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>suzannur tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15707</link>
		<dc:creator>suzannur</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 14:46:38 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15707</guid>
		<description>Sayın Snowqueen,
“Ben doğallıktan yanayım. Ayıp, günah, yasak gibi kavramlar aslında ataerkillikle birlikle hayatımıza girmiş kavramlar, özellikle bedenler konusunda. Anaerkil anlayışta bu tarz kavramlara pek yer yoktur. Bedenler, kirli ya da mahrem değildir. Yaradan’la bir olma, birleşme ataerkil anlayışta kendini bu anlamda sakınmadan geçer, pagan kültürlerde Yaradan’la bir olmanın cinsel eylemle bile yapıldığını biliyoruz. İncir yaprakları ne zaman ve nasıl kondu?”
Bunlar benim açımdan çok güzel tespitler, katıldığım tespitler yani. Özellikle de bedenler, kirli ya da mahrem değildir algısı çok yerinde ve güzel. Bu bakış açısında sanırım bizi zorlayan şey, toplumun ya da erki temsil ettiği yanılgısını kabullenen erkeğin kendisine biçtiği değer. Bir bedeni kirleten toplumun ahlak anlayışının etiketlemesi midir yoksa insanın ona atfettiği değer midir? Sıkıntımız da insanların ve özellikle de toplumumuzdaki az gelişmiş mahlukların! kadına bakış açısıdır. (İki damla et gördüğünde faltaşı gibi açılan çirkin gözleridir. İşte bu noktada öyle kopuyorum ki, anlatamam!) 
Beden, benim algımda güzeli temsil eder ve Yaratıcı’sının güzelliğini, ama diyorum ya benim algımda. Sorun algılamaların farklı farklı olması ve kadını et parçası kimliğine indirgeyen bakış. Afrika’da bir kabilede beden kendi başına örtüdür ve asla o bedenin açık ya da kapalı olması ona ekstra bir değer kazandırmaz. Oysa modern insanımız oraya gider ve o insanları gözleriyle kirletir önce, sonra düşünceleriyle. O kabilede beden günah ölçütü değildir ve olamaz ama onu gözleriyle kirleten insanlar için beden yeni bir anlam kazanır(aslında kazanmaz, kazandırılır). Saç benim için ekstra bir değeri olan bir parçam değil, her parçam gibi ve onlardan biri. Birilerinin onu farklılaştırması benim ona atfettiğim değeri değiştirmez. Onun örtülmesi de şundan ya da bundan dolayı değil, onun sadece beni inandığıma ulaştıran bir parça olmasıdır, diğer tüm parçalarım gibi. Hiçbiri birbirinden üst ya da alt değil, bir bütünüm çünkü, her eksikte de bütünüm asla bütün değil. Bu noktaya yaklaşımım da bu açıdan zaten, bütünümü parçalıyor insanlar, o eksilen parçayla bütünlenemiyorum ve henüz hiçbir erkeğe bunu anlatamadım. (Başka bir sitede buna dair iki laf etmiştim de farklı görüşteki bir erkek, şimdi de varoluşçuluğu soktular diyerek sanki bunu siyasi bir söylem gibi algılatmaya çalışmıştı. Sabahattin Ali İçimizdeki Şeytan'da "Suiniyeti esas olarak kabul eden ve bir insanın dürüst, samimi ve namuslu olabileceğine ihtimal vermeyen bir kimseye karşı kendini müdafaa edebilmenin hazin imkansızlığı” insanın elini kolunu bağlar dediğini biliyorken hem de.  İyi de hata bende değil mi, varoluşa dair bir sorgulamayı anlamayacak birine tut sen sendeki yönü anlatmaya çalış :) 

“Yanlış bir şey söyleyip kalp kırmak istemem gerçekten, sadece iki yüzlü davranmak istemiyorum, türbanın sembolize ettiği her şeye karşıyım(erkeğin özne, arzu eden, kadının nesne, arzulanan konumu vb) başıma zorla türban geçirilmesini istemiyorsam, başka insanın da başından zorla türbanın çıkarılmasına da karşıyım.” 
Bu noktada sanırım en son istenilen şey, kalp kırmak olacaktır, çünkü ben sizin bilgilerinizden ve dünyanızdan yararlanmayı gerçekten çok istiyorum. Paylaşım arttıkça, (sadece böyle politik, dini konularda değil, kitaplar ve diğer kültürel dünyaya ait her şey) öğreneceğim şeylerin olması beni daha çok ilgilendiriyor. Politik okumalar yapmayı çoktan bıraktım diyebilirim ve asla hiçbir kitabı taraf tutarak okumadım ve bundan da nefret ederim. Kitabın tarafı olmaz bana göre, ve ne anlatırsa anlatsın, sebebini bilmiyorum ama benim için kutsaldır, dayanamam kitaplara, özeldir onlar. Sanırım bu yüzden onları paylaşamam ve başkasına vermek zorunda kalırsam(asla isteyerek veremem :) ) içim cızz eder.

“Belki ben yanılıyorumdur, bilmiyorum, belki daha çok türbanlı kadını
(özellikle ortak okumalarımız, bakış açılarımız olan) daha iyi tanırsam daha farklı düşünmeye başlayacağım, gerçekten bilmiyorum. Ama şu an bütün savunduğum, hayatımda mücadele ettiğim değerlerin ters yansımasını görüyorum sadece, buna tanrı algısı da dahil.”
Benim çok farklı düşünceden arkadaşlarım var ve hiçbirisi benim için “türbanlı” ya da “değil” olarak ifade bulmuyorlar. Önemli olan, yüzeyin altına inebilen ve olmasını istediğim gibi olmaları değil, olduğunu olduğu şekilde kabul edebildiğim ve derin, nitelikli paylaşımlarda bulunabileceğim insanlarla bir şeyler paylaşmak. Bir insanı paylaşırken, önemli olan ona ait olan tüm değerler sistemini sorgulayarak değil, anlamaya çalışarak ve onu da BEN etmeye çalışmadan ve onu SENde bırakarak bunu sürdürmektir. Aynılık mı farklılık mı sorusunda her bireyin aynı/kendisi kalabilmesidir farklılık, yoksa aynılaştırılması değildir. Benim size dair hiçbir sınırım yok, sizden benim gibi düşünmenizi de beklemiyorum, sizin farklılığınız ve kendinizce aynılığınıza/kendiniz olmanıza saygı duyuyorum. Sadece daha önce de demiştim, köşeli taraflarınız var, bunlar, tüm o okumaları yapmış birinden beklediğim davranış olmadığı için şaşkınlık yaşamıştım. Artık aşmak lazım bunları, kolay değil ama imkansız da değil. Herkes aşacak mı, elbette hayır. Ama ben aşanlardan olmak istiyorum ve farklı olmak. Farklı yani aynı/kendim olmak.
Saygıyla.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Snowqueen,<br />
“Ben doğallıktan yanayım. Ayıp, günah, yasak gibi kavramlar aslında ataerkillikle birlikle hayatımıza girmiş kavramlar, özellikle bedenler konusunda. Anaerkil anlayışta bu tarz kavramlara pek yer yoktur. Bedenler, kirli ya da mahrem değildir. Yaradan’la bir olma, birleşme ataerkil anlayışta kendini bu anlamda sakınmadan geçer, pagan kültürlerde Yaradan’la bir olmanın cinsel eylemle bile yapıldığını biliyoruz. İncir yaprakları ne zaman ve nasıl kondu?”<br />
Bunlar benim açımdan çok güzel tespitler, katıldığım tespitler yani. Özellikle de bedenler, kirli ya da mahrem değildir algısı çok yerinde ve güzel. Bu bakış açısında sanırım bizi zorlayan şey, toplumun ya da erki temsil ettiği yanılgısını kabullenen erkeğin kendisine biçtiği değer. Bir bedeni kirleten toplumun ahlak anlayışının etiketlemesi midir yoksa insanın ona atfettiği değer midir? Sıkıntımız da insanların ve özellikle de toplumumuzdaki az gelişmiş mahlukların! kadına bakış açısıdır. (İki damla et gördüğünde faltaşı gibi açılan çirkin gözleridir. İşte bu noktada öyle kopuyorum ki, anlatamam!)<br />
Beden, benim algımda güzeli temsil eder ve Yaratıcı’sının güzelliğini, ama diyorum ya benim algımda. Sorun algılamaların farklı farklı olması ve kadını et parçası kimliğine indirgeyen bakış. Afrika’da bir kabilede beden kendi başına örtüdür ve asla o bedenin açık ya da kapalı olması ona ekstra bir değer kazandırmaz. Oysa modern insanımız oraya gider ve o insanları gözleriyle kirletir önce, sonra düşünceleriyle. O kabilede beden günah ölçütü değildir ve olamaz ama onu gözleriyle kirleten insanlar için beden yeni bir anlam kazanır(aslında kazanmaz, kazandırılır). Saç benim için ekstra bir değeri olan bir parçam değil, her parçam gibi ve onlardan biri. Birilerinin onu farklılaştırması benim ona atfettiğim değeri değiştirmez. Onun örtülmesi de şundan ya da bundan dolayı değil, onun sadece beni inandığıma ulaştıran bir parça olmasıdır, diğer tüm parçalarım gibi. Hiçbiri birbirinden üst ya da alt değil, bir bütünüm çünkü, her eksikte de bütünüm asla bütün değil. Bu noktaya yaklaşımım da bu açıdan zaten, bütünümü parçalıyor insanlar, o eksilen parçayla bütünlenemiyorum ve henüz hiçbir erkeğe bunu anlatamadım. (Başka bir sitede buna dair iki laf etmiştim de farklı görüşteki bir erkek, şimdi de varoluşçuluğu soktular diyerek sanki bunu siyasi bir söylem gibi algılatmaya çalışmıştı. Sabahattin Ali İçimizdeki Şeytan&#8217;da &#8220;Suiniyeti esas olarak kabul eden ve bir insanın dürüst, samimi ve namuslu olabileceğine ihtimal vermeyen bir kimseye karşı kendini müdafaa edebilmenin hazin imkansızlığı” insanın elini kolunu bağlar dediğini biliyorken hem de.  İyi de hata bende değil mi, varoluşa dair bir sorgulamayı anlamayacak birine tut sen sendeki yönü anlatmaya çalış :) </p>
<p>“Yanlış bir şey söyleyip kalp kırmak istemem gerçekten, sadece iki yüzlü davranmak istemiyorum, türbanın sembolize ettiği her şeye karşıyım(erkeğin özne, arzu eden, kadının nesne, arzulanan konumu vb) başıma zorla türban geçirilmesini istemiyorsam, başka insanın da başından zorla türbanın çıkarılmasına da karşıyım.”<br />
Bu noktada sanırım en son istenilen şey, kalp kırmak olacaktır, çünkü ben sizin bilgilerinizden ve dünyanızdan yararlanmayı gerçekten çok istiyorum. Paylaşım arttıkça, (sadece böyle politik, dini konularda değil, kitaplar ve diğer kültürel dünyaya ait her şey) öğreneceğim şeylerin olması beni daha çok ilgilendiriyor. Politik okumalar yapmayı çoktan bıraktım diyebilirim ve asla hiçbir kitabı taraf tutarak okumadım ve bundan da nefret ederim. Kitabın tarafı olmaz bana göre, ve ne anlatırsa anlatsın, sebebini bilmiyorum ama benim için kutsaldır, dayanamam kitaplara, özeldir onlar. Sanırım bu yüzden onları paylaşamam ve başkasına vermek zorunda kalırsam(asla isteyerek veremem :) ) içim cızz eder.</p>
<p>“Belki ben yanılıyorumdur, bilmiyorum, belki daha çok türbanlı kadını<br />
(özellikle ortak okumalarımız, bakış açılarımız olan) daha iyi tanırsam daha farklı düşünmeye başlayacağım, gerçekten bilmiyorum. Ama şu an bütün savunduğum, hayatımda mücadele ettiğim değerlerin ters yansımasını görüyorum sadece, buna tanrı algısı da dahil.”<br />
Benim çok farklı düşünceden arkadaşlarım var ve hiçbirisi benim için “türbanlı” ya da “değil” olarak ifade bulmuyorlar. Önemli olan, yüzeyin altına inebilen ve olmasını istediğim gibi olmaları değil, olduğunu olduğu şekilde kabul edebildiğim ve derin, nitelikli paylaşımlarda bulunabileceğim insanlarla bir şeyler paylaşmak. Bir insanı paylaşırken, önemli olan ona ait olan tüm değerler sistemini sorgulayarak değil, anlamaya çalışarak ve onu da BEN etmeye çalışmadan ve onu SENde bırakarak bunu sürdürmektir. Aynılık mı farklılık mı sorusunda her bireyin aynı/kendisi kalabilmesidir farklılık, yoksa aynılaştırılması değildir. Benim size dair hiçbir sınırım yok, sizden benim gibi düşünmenizi de beklemiyorum, sizin farklılığınız ve kendinizce aynılığınıza/kendiniz olmanıza saygı duyuyorum. Sadece daha önce de demiştim, köşeli taraflarınız var, bunlar, tüm o okumaları yapmış birinden beklediğim davranış olmadığı için şaşkınlık yaşamıştım. Artık aşmak lazım bunları, kolay değil ama imkansız da değil. Herkes aşacak mı, elbette hayır. Ama ben aşanlardan olmak istiyorum ve farklı olmak. Farklı yani aynı/kendim olmak.<br />
Saygıyla.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>snowqueen tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15697</link>
		<dc:creator>snowqueen</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 07:36:07 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15697</guid>
		<description>@suzannur
&lt;strong&gt;Neyi örtmediğine bakalım veya açması mı gerekiyor? Neden kadınlar açıyor?&lt;/strong&gt;

Eğer güzellik yarışmaları, "arka sayfa güzelleri" gibi kavramlardan bahsediyorsunuz "neden açıldığın" sorusu, kadın bedeninin "cinsel bir obje olarak" prim yapmasında, seksin tüketim toplumunda satmasında.

Ben doğallıktan yanayım. Ayıp, günah, yasak gibi kavramlar aslında ataerkillikle birlikle hayatımıza girmiş kavramlar, özellikle bedenler konusunda. Anaerkil anlayışta bu tarz kavramlara pek yer yoktur.
Bedenler, kirli ya da mahrem değildir. Yaradanla bir olma, birleşme
ataerkil anlayışta kendini bu anlamda sakınmadan geçer, pagan kültürlerde yaradanla bir olmanın cinsel eylemle bile yapıldığını biliyoruz. İncir yaprakları ne zaman ve nasıl kondu?

Evet örtünmek veya kapanmak kişinin birinci özgürlüdür. Güzellik yarışmalarına katılmakta kişinin birinci özgürlüdür. -kişisel olan politiktir.-
Ama fikir beyan etmek ve sorgulamakta benim özgürlüğüm. 
Yanlış birşey söyleyip kalp kırmak istemem gerçekten, sadece iki yüzlü davranmak istemiyorum, türbanın sembolize ettiği herşeye karşıyım(erkeğin özne, arzu eden, kadının nesne, arzulanan konumu vb) başıma zorla türban geçirilmesini istemiyorsam, başka insanın da başından zorla türbanın çıkarılmasına da karşıyım.

Belki ben yanılıyorumdur, bilmiyorum, belki daha çok türbanlı kadını 
(özellikle ortak okumalarımız, bakış açılarımız olan) daha iyi tanırsam daha farklı düşünmeye başlayacağım, gerçekten bilmiyorum. 
Ama şu an bütün savunduğum, hayatımda mücadele ettiğim değerlerin ters yansımasını görüyorum sadece, buna tanrı algısı da dahil.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>@suzannur<br />
<strong>Neyi örtmediğine bakalım veya açması mı gerekiyor? Neden kadınlar açıyor?</strong></p>
<p>Eğer güzellik yarışmaları, &#8220;arka sayfa güzelleri&#8221; gibi kavramlardan bahsediyorsunuz &#8220;neden açıldığın&#8221; sorusu, kadın bedeninin &#8220;cinsel bir obje olarak&#8221; prim yapmasında, seksin tüketim toplumunda satmasında.</p>
<p>Ben doğallıktan yanayım. Ayıp, günah, yasak gibi kavramlar aslında ataerkillikle birlikle hayatımıza girmiş kavramlar, özellikle bedenler konusunda. Anaerkil anlayışta bu tarz kavramlara pek yer yoktur.<br />
Bedenler, kirli ya da mahrem değildir. Yaradanla bir olma, birleşme<br />
ataerkil anlayışta kendini bu anlamda sakınmadan geçer, pagan kültürlerde yaradanla bir olmanın cinsel eylemle bile yapıldığını biliyoruz. İncir yaprakları ne zaman ve nasıl kondu?</p>
<p>Evet örtünmek veya kapanmak kişinin birinci özgürlüdür. Güzellik yarışmalarına katılmakta kişinin birinci özgürlüdür. -kişisel olan politiktir.-<br />
Ama fikir beyan etmek ve sorgulamakta benim özgürlüğüm.<br />
Yanlış birşey söyleyip kalp kırmak istemem gerçekten, sadece iki yüzlü davranmak istemiyorum, türbanın sembolize ettiği herşeye karşıyım(erkeğin özne, arzu eden, kadının nesne, arzulanan konumu vb) başıma zorla türban geçirilmesini istemiyorsam, başka insanın da başından zorla türbanın çıkarılmasına da karşıyım.</p>
<p>Belki ben yanılıyorumdur, bilmiyorum, belki daha çok türbanlı kadını<br />
(özellikle ortak okumalarımız, bakış açılarımız olan) daha iyi tanırsam daha farklı düşünmeye başlayacağım, gerçekten bilmiyorum.<br />
Ama şu an bütün savunduğum, hayatımda mücadele ettiğim değerlerin ters yansımasını görüyorum sadece, buna tanrı algısı da dahil.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Deveye Hendek Atlatıcı tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15695</link>
		<dc:creator>Deveye Hendek Atlatıcı</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 04:13:16 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15695</guid>
		<description>Hakkaten yav başı açıklık neyi örtüyor? Neden bu ayrımcılık, neden bu 'mahalle baskısı'?

Geçenlerde alıntı da yapılan Serdar Turgut'un yazısı:

 &lt;blockquote&gt;&lt;strong&gt; Mağlup taraf belli &lt;/strong&gt;

Bu yazının başlığını ‘Bir tartışma ancak böyle kaybedilebilirdi’ diye de atabilirdim. Nedenini bir süre sonra anlayacaksınız umarım.

Düşünsenize; bu ülkede yıllardır üniversitelerde başı örtülü okumak isteyenlere kapılar kapanıyor ve üstelik zor kullanılarak kızlar kapıdan çevriliyor. Sürreel bir şekilde üniversite kapılarına bazı odalar konuluyor ve kızlar bu odalarda örtülerini çıkarmaya ikna edilmeye çalışılıyor.

Bunları yapan ve onlara onay veren insanlar şimdi ‘Mahalle baskısı’ diye bir şeyden şikayet ediyor ve bu konuda bir tartışma açarak bundan sonuç almayı bekliyorlar.

‘Böyle bir şey olabilir mi, bu nasıl bir akıl tutulmasıdır ki; bir insan mağlup olduğu çoktan belli olan bir tartışmaya neden girer ki acaba?’ diye düşünüyorsunuz ama mantıki bir cevabı yok bunun.

Dediğim gibi bu akıl tutulması olmalı. Utanç verici davranıp da şimdi şikayete başlayanlara çocuklar bile gülerken, karşı taraf tartışmayı kazanmış olmanın entelektüel keyfini çıkarıyor. Hakları da... Kimsenin diyebileceği bir şey yok

Açıkça söyleyeyim; bugünlerde en çok kıskandığım ve yerinde olabilmek istediğim insan Fehmi Koru.

Temelde haklı ve tutarlı bir konumdan tartışmalara girmenin keyfini çıkarıyor olmalı.

Geçenlerde ‘Hangi mahalle baskısı’ başlıklı bir yazı yazdı. Fehmi Koru o yazısında SKYTÜRK’teki ‘Sosyal Bilgiler’ programında konuştuğumuz, tartıştığımız bir konuyu yazmış.

&lt;strong&gt;Günlük yazılarının çıktığı Yeni Şafak gazetesinde birçok kadın gazetecinin çalışmakta olduğunu, Yeni Şafak gazetesinde kadınların yarısının başının açık yarısının da kapalı olduğunu, kimsenin birbirine karışmadığını söylüyor Fehmi Koru ve ardından ‘Bizde durum böyle. Sizlerin gazetelerinizde neden bir tek başı örtülü kadın yok’ diye soruyor ve ‘Bizde mi sizde mi mahalle baskısı’ diye de ekliyor.&lt;/strong&gt;

Verilecek fazla cevap da yok. Fazla kıvırtmaya çalışmak da insanın kendi entelektüel geleneğine bir hakaret olurdu.

Fehmi Koru fikirsel öldürücü darbeyi, bize de televizyonda anlattığı yazısındaki şu cümleler ile vuruyor.

Fadime Özkan adlı gazeteci ile Hürriyet gazetesi yıllar önce bir mülakat yapmış. Mülakatın girişinde Fadime Hanım şöyle anlatılıyor:

&lt;strong&gt;‘Yeni Şafak gazetesinde kültür sanat yazıları yazıyor. Editörlük yapıyor. Gazeteciliğin neredeyse tamamını İslami kesimde geçirmiş. İmam hatip lisesi orta kısmına giderken sadece okulda örttüğü başını, lise yıllarında hiç açmamaya başlamış. Ve beş yıl önce başını açmaya karar verinceye kadar tesettürlü gezmiş.’&lt;/strong&gt;

Fadime Hanım’la yapılan mülakatı Hürriyet gazetesi ‘17 yıl sonra başını açtı’ başlığı ile vermiş.

&lt;strong&gt;Başını bir gün açtığı zaman Yeni Şafak’taydı. Sonraki beş yılda sayfa editörü oldu ve köşe yazmaya başlamış.

Sonunda Fehmi Koru, sorulması kaçınılmaz olan şu soruyu soruyor haklı olarak ‘Siz hangi mahalle baskısından söz ediyorsunuz yahu’.&lt;/strong&gt;

Nagehan Alçı ile bana da televizyon programında ‘Sizin gazetenizde bir kadın bir gün örtünmeye karar verip öyle gelseydi işe neler olurdu?’ diye de sormuştu.

Bir bölüm medyaya yönelik olduğu için bu soruya net cevap verememiştim ama en azından o tür bir durumda nasıl davranacağımı biliyorum...

Tartışmada mağlubiyeti nasıl gönül rahatlığıyla itiraf edebiliyorsam o durumda da gönül rahatlığıyla ne yapacağımı biliyorum. Çünkü belki her zaman göstermem ama ben kişi özgürlükleri ve dini inançlar konusunda inançlı hatta militan bir savaşçı olmuşumdur. Uzun yıllar önce başı örtülüleri içeri almamam talimatıyla nöbete dikildiğim üniversite kapısında verdiğim mücadele ile alnımı temiz tuttum.

Talimata uymamak belki de üniversite kariyerimi bitirdi o zamanlar ama olsun, pişman değilim, gönlüm çok rahat.

Tartışmada mağlup da hissetmiyorum kendimi. Sadece bir tarafın zayıf durumu üzüyor. Ben son analizde solcu geleneğimin içine sığınırım, kişisel hak ve özgürlükleri savunmaya devam ederim.  &lt;/blockquote&gt;

Evet, Snowqueen, arkana bakma, sana soruyorum, başı açıklık ney örtüyor? 

Bu bariz mahalle baskısı varken üç maymunu oynamak ve utanmadan kadın haklarından bahsetmek, daha da utanmadan yukarıdaki gibi araştırmaları görmezden gelip neyin neyi örttüğünü irdelemeye çalışmak nasıl bir duygu?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Hakkaten yav başı açıklık neyi örtüyor? Neden bu ayrımcılık, neden bu &#8216;mahalle baskısı&#8217;?</p>
<p>Geçenlerde alıntı da yapılan Serdar Turgut&#8217;un yazısı:</p>
<blockquote><p><strong> Mağlup taraf belli </strong></p>
<p>Bu yazının başlığını ‘Bir tartışma ancak böyle kaybedilebilirdi’ diye de atabilirdim. Nedenini bir süre sonra anlayacaksınız umarım.</p>
<p>Düşünsenize; bu ülkede yıllardır üniversitelerde başı örtülü okumak isteyenlere kapılar kapanıyor ve üstelik zor kullanılarak kızlar kapıdan çevriliyor. Sürreel bir şekilde üniversite kapılarına bazı odalar konuluyor ve kızlar bu odalarda örtülerini çıkarmaya ikna edilmeye çalışılıyor.</p>
<p>Bunları yapan ve onlara onay veren insanlar şimdi ‘Mahalle baskısı’ diye bir şeyden şikayet ediyor ve bu konuda bir tartışma açarak bundan sonuç almayı bekliyorlar.</p>
<p>‘Böyle bir şey olabilir mi, bu nasıl bir akıl tutulmasıdır ki; bir insan mağlup olduğu çoktan belli olan bir tartışmaya neden girer ki acaba?’ diye düşünüyorsunuz ama mantıki bir cevabı yok bunun.</p>
<p>Dediğim gibi bu akıl tutulması olmalı. Utanç verici davranıp da şimdi şikayete başlayanlara çocuklar bile gülerken, karşı taraf tartışmayı kazanmış olmanın entelektüel keyfini çıkarıyor. Hakları da&#8230; Kimsenin diyebileceği bir şey yok</p>
<p>Açıkça söyleyeyim; bugünlerde en çok kıskandığım ve yerinde olabilmek istediğim insan Fehmi Koru.</p>
<p>Temelde haklı ve tutarlı bir konumdan tartışmalara girmenin keyfini çıkarıyor olmalı.</p>
<p>Geçenlerde ‘Hangi mahalle baskısı’ başlıklı bir yazı yazdı. Fehmi Koru o yazısında SKYTÜRK’teki ‘Sosyal Bilgiler’ programında konuştuğumuz, tartıştığımız bir konuyu yazmış.</p>
<p><strong>Günlük yazılarının çıktığı Yeni Şafak gazetesinde birçok kadın gazetecinin çalışmakta olduğunu, Yeni Şafak gazetesinde kadınların yarısının başının açık yarısının da kapalı olduğunu, kimsenin birbirine karışmadığını söylüyor Fehmi Koru ve ardından ‘Bizde durum böyle. Sizlerin gazetelerinizde neden bir tek başı örtülü kadın yok’ diye soruyor ve ‘Bizde mi sizde mi mahalle baskısı’ diye de ekliyor.</strong></p>
<p>Verilecek fazla cevap da yok. Fazla kıvırtmaya çalışmak da insanın kendi entelektüel geleneğine bir hakaret olurdu.</p>
<p>Fehmi Koru fikirsel öldürücü darbeyi, bize de televizyonda anlattığı yazısındaki şu cümleler ile vuruyor.</p>
<p>Fadime Özkan adlı gazeteci ile Hürriyet gazetesi yıllar önce bir mülakat yapmış. Mülakatın girişinde Fadime Hanım şöyle anlatılıyor:</p>
<p><strong>‘Yeni Şafak gazetesinde kültür sanat yazıları yazıyor. Editörlük yapıyor. Gazeteciliğin neredeyse tamamını İslami kesimde geçirmiş. İmam hatip lisesi orta kısmına giderken sadece okulda örttüğü başını, lise yıllarında hiç açmamaya başlamış. Ve beş yıl önce başını açmaya karar verinceye kadar tesettürlü gezmiş.’</strong></p>
<p>Fadime Hanım’la yapılan mülakatı Hürriyet gazetesi ‘17 yıl sonra başını açtı’ başlığı ile vermiş.</p>
<p><strong>Başını bir gün açtığı zaman Yeni Şafak’taydı. Sonraki beş yılda sayfa editörü oldu ve köşe yazmaya başlamış.</p>
<p>Sonunda Fehmi Koru, sorulması kaçınılmaz olan şu soruyu soruyor haklı olarak ‘Siz hangi mahalle baskısından söz ediyorsunuz yahu’.</strong></p>
<p>Nagehan Alçı ile bana da televizyon programında ‘Sizin gazetenizde bir kadın bir gün örtünmeye karar verip öyle gelseydi işe neler olurdu?’ diye de sormuştu.</p>
<p>Bir bölüm medyaya yönelik olduğu için bu soruya net cevap verememiştim ama en azından o tür bir durumda nasıl davranacağımı biliyorum&#8230;</p>
<p>Tartışmada mağlubiyeti nasıl gönül rahatlığıyla itiraf edebiliyorsam o durumda da gönül rahatlığıyla ne yapacağımı biliyorum. Çünkü belki her zaman göstermem ama ben kişi özgürlükleri ve dini inançlar konusunda inançlı hatta militan bir savaşçı olmuşumdur. Uzun yıllar önce başı örtülüleri içeri almamam talimatıyla nöbete dikildiğim üniversite kapısında verdiğim mücadele ile alnımı temiz tuttum.</p>
<p>Talimata uymamak belki de üniversite kariyerimi bitirdi o zamanlar ama olsun, pişman değilim, gönlüm çok rahat.</p>
<p>Tartışmada mağlup da hissetmiyorum kendimi. Sadece bir tarafın zayıf durumu üzüyor. Ben son analizde solcu geleneğimin içine sığınırım, kişisel hak ve özgürlükleri savunmaya devam ederim.  </p></blockquote>
<p>Evet, Snowqueen, arkana bakma, sana soruyorum, başı açıklık ney örtüyor? </p>
<p>Bu bariz mahalle baskısı varken üç maymunu oynamak ve utanmadan kadın haklarından bahsetmek, daha da utanmadan yukarıdaki gibi araştırmaları görmezden gelip neyin neyi örttüğünü irdelemeye çalışmak nasıl bir duygu?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Deveye Hendek Atlatıcı tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15694</link>
		<dc:creator>Deveye Hendek Atlatıcı</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 04:02:54 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15694</guid>
		<description>Bir de şu 'Türban'ın neyi örttüğüne bakalım.

Bilen bilmeyen herkes onlar hakkında konuşuyor.

Pekçok kalemşör başını örten kızların bu tercihlerini “aile baskısı” ile izah eder. Bu saptama üzerinden de başörtüsü yasağını savunmaya, yasağa haklılık kazandırmaya çalışır. Ama ne hikmetse bu konuda mağdurların görüşlerini alma, onların ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlama yoluna gitmezler.

‘Başörtüsü yasağı’na maruz kalanlar üzerine ilk kapsamlı kamuoyu araştırması ANAR tarafından &lt;a href="http://yenisafak.com.tr/gundem/default.aspx?t=21.10.2007&#38;c=1&#38;i=76166" rel="nofollow"&gt;yapılmıştı.&lt;/a&gt; Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği için yapılan araştırmada başörtüsü yasaklarından etkilenen 1.112 kişiyle yüzyüze görüşerek, örtünme sebepleri, örtüyü nasıl tanımladıkları ve yasaktan nasıl etkilendikleri sorulmuştu.

Sonuçlar bizim hep yazdığımız tespitlerle örtüşüyor. Haberdeki başlık sırasına göre bakalım:

&lt;strong&gt;Türban Değil Başörtüsü&lt;/strong&gt;

“Başınıza örttüğünüz nesneyi hangi isimle tanımlarsınız” sorusuna katılımcıların 79,4′ü “başörtüsü” diye tanımlamış. Örtülerini “eşarp” olarak adlandıranların oranı yüzde 12,8, “türban” olarak tanımlayanların oranı ise yüzde 6 olmuş. (’Sıkmabaş’ diyen hiç yok nedense..)

Bir başka sitede bu isimlendirme üzerine tartışma yaşanmış, bir yorumcu “buna türban, cado, sıkmabaş denir, birini tercih edeceksiniz” deme küstahlığında bulunmuş ve ortalık karışmıştı. İnsanların hoşlanmadıkları, başkaları tarafından isimlendirildiği için yafta gibi durduğunu söyledikleri kavramları, onları kategorize ya da tarif ederken inadına kullanmak, asgari nezaket kurallarına aykırı birşey. Bunun üstüne “bunlardan birisini seçmek zorundasınız” demek ise açık bir küstahlık.

Bunu tabii ki ayrımcılık ve aşağılama için yapıyorlar.

Ama en azından bu kapsamlı araştırma ile yaftaladıkları insanların kendi örtülerini nasıl isimlendirdikleri açığa çıkmış oldu. Bakalım “çağdaş” “ilerici” kalemşörlerimiz bu sonuçlara bakarak çağdaşlığın ve ilericiliğin [de] bir gereği olan “nezaket kuralları”na uyup eski isimlendirmeleri terkedecekler mi?

&lt;strong&gt;Örtünme Kimin Kararı?&lt;/strong&gt;

Bu soru çok önemli. Çünkü bunun üzerine çok spekülasyon yapılır. Ataerkil toplum ve aile yapısından tutun, mahalle baskısına kadar.

Araştırmada başörtülülerin yüzde 62,2’si örtünmeye kendilerinin karar verdiğini söylemiş. Yüzde 10,6′lık bir bölüm ailesinin etkisiyle örtündüğünü, yüzde 7,9′luk bir bölüm babasının etkisiyle, yüzde 7,6′luk bir kesim de annesinin etkisiyle örtündüğünü beyan etmiş. Arkadaş etkisiyle örtünenlerin oranı ise yüzde 5,6.

Şimdi bazıları hemen aile, anne baba etkisine balıklama atlayıp “işte baskı, bakın, oran da az değil” diyebilirler. Burada atlanacak husus aile “empoze/etki”si ile “baskı” kavramlarının birbirinden çok farklı olduğu. Kişinin çocuklarına dinî ya da felsefî görüşlerini empoze etme hakkı vardır ve bu çok doğaldır.

Nitekim bir başka soru bunun baskı olmadığını net olarak ortaya koyuyor. “Kızınız olsa başını örtmesini ister misiniz?” sorusuna başörtülülerin yüzde 96,5′i “evet” diye cevap veriyor. Kendisi baskı ile örtse kızının başını örtmesini niçin istesin?

Katılımcılara kızlarının örtünmemesi durumunda nasıl tepki gösterecekleri sorulduğunda da başörtülülerin sadece yüzde 0,2’si baskı uygulayabileceğini söylemiş. Yüzde 82,2′lik bir kesim neden başörtüsü takması gerektiğini izah edeceğini belirtirken, yüzde 13,2’si herhangi bir müdahalede bulunmayacağını, yüzde 3,6’sı da başörtüsü takması konusunda uyarıda bulunmakla yetinenceğini dile getirmiş. Tüm bu cevaplar başörtülülerin, özgürlükler ve bireysel tercihler konusunda yasağı savunan sözde ilerici ve çağdaşlardan fersah fersah ileride olduklarını gösteriyor. (Kapak niyetine de kullanabilir amacı demokratlarlar :-) )

&lt;strong&gt;Neden Örtünüyorlar?&lt;/strong&gt;

Bir önemli soru daha. Malum bu tartışmalar yapılırken sürekli analarımızın örtüsüne atıfta bulunulur ve “ama bunlar böyle değil, siyasi amaçlı olarak örtüyorlar” diye güya yasağa haklılık kazandırmaya çalışırlardı. (Kaldi ki siyasi amaçlı da örtülebilir, neden yasak olsun bu? Mesela parti rozeti takmak yasak mı?)

“Neden örtünüyorsunuz” sorusuna başörtülülerin tamamına yakını “Dinin bir emri olduğuna inandığım için” cevabını vermiş. Dini gerekçelerle örtünenlerin oranı yüzde 96,7, ahlakı temsil ettiği için örtünenlerin oranı yüzde 0,9 ve siyasi kimliğini yansıttığı için örtünenlerin oranı ise sadece yüzde 0,1.

Siyasi kimlik için örtenlerin oranı kaçmış? Yüzde 0.1. İçinde hakkaniyet duygusuna ve vicdana dair biraz birşeyler taşıyanlar eminim bundan sonra konu hakkında kalem oynatırken yukarıdaki gibi cevherler yumurtlamaktan sakınacaklardır.

Daha başka sorular da sorulmuş araştırmada.

Yasağın uygulanma amaçlarından birisi de hem engelleme yaparak başörtülüleri (sisteme başkaldırı olarak görüp) okuldan uzak tutmak hem de “okumak istiyorsan, kariyer istiyorsan başörtülüye hayat yok” şeklinde bir psikolojik baskı oluşturup uzun vadede başörtüsünü marjinalleştirip toplumsal bir dönüşüm gerçekleştirmekti.

Mağdur etmek suretiyle ilk amaçta bir noktaya kadar başarılı olunsa da, onca yasağa, onca mağduriyete rağmen asıl amaçta başarılı olunamadığı görülüyor. Başörtülülerin yüzde 40,5′i yasağa rağmen başını açmamış, yüzde 35′i sadece yasak uygulanan yerlerde başını açmak zorunda kaldığını kaydetmiş. Yüzde 19,9′luk bir bölüm de -yasağın uygulandığı yerlerde- peruk, şapka veya bere taktığını söylemiş.

Başörtüsü yasağı nedeniyle “başımı açtım” diyenlerin oranı ise yüzde 1,2′de kalmış. Bu cevaplar yasaklarla biryere varmanın kolay olmadığını gösteriyor.

Ama yine de uzun vadede bu sürecin nasıl sonuçlar doğuracağını tam bilemeyiz. Yani bir başörtülü annenin (/ailenin), başörtülülere yapılanları görüp, şu an küçük olan çocuğunun ileride sıkıntı çekmesine engel olmak için başörtüsü konusunda aksi yönden (takMaması için) bir empoze yapması mümkün. Uzun vadeli olduğu için bunun yansımalarını görmek için yıllar gerekebilir.

&lt;strong&gt;Ve Tahribat..&lt;/strong&gt;

Belki de ne önemlisi bu.

Başörtülerini çıkarmak zorunda kalanların yüzde 70.8′i ‘kişiliklerinin zedelendiğini/parçalandığını’, yüzde 63.2’si da ‘kendini hakarete uğramış’ hissettiğini söylemiş. Başını açmaya zorlananların yüzde 46.9′u ‘utanç’ duyduklarını, 46.5′u da kendilerini ‘günahkâr’ hissettiklerini ifade etmiş. Başörtüsünü açmadığı için okuyamayan, katsayı adaletsizliği ile de ayrıca baltalalan başörtülü mağdurlarının da psikolojik durumları eklendiğinde durumun ne kadar vahim olduğu ortada.

Bunu yapmaya kimsenin hakkı yoktu. Bir nesli böyle bir travmaya soktular; ezdiler..

Bu, yasakçıların büyük bir ayıbı olarak tarihe geçecek.

Alenî bir devlet baskısı ortada iken, binlerce genç kız bu baskı ile mağdur olmuşken bir de utanmadan yasağı savunmak ve meşrulaştırmak adına mahalle baskısından, aile baskısından söz etmiyorlar mı, insan çileden çıkıyor..

Aklı başında herkes bu yasağın başörtüsü ile alakalı olmadığını çok iyi biliyor. Mümtaz’er Hoca’nın da dediği gibi “Türkiye’de başörtüsü sorunu değil, iktidar sorunu yaşanıyor.”</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bir de şu &#8216;Türban&#8217;ın neyi örttüğüne bakalım.</p>
<p>Bilen bilmeyen herkes onlar hakkında konuşuyor.</p>
<p>Pekçok kalemşör başını örten kızların bu tercihlerini “aile baskısı” ile izah eder. Bu saptama üzerinden de başörtüsü yasağını savunmaya, yasağa haklılık kazandırmaya çalışır. Ama ne hikmetse bu konuda mağdurların görüşlerini alma, onların ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlama yoluna gitmezler.</p>
<p>‘Başörtüsü yasağı’na maruz kalanlar üzerine ilk kapsamlı kamuoyu araştırması ANAR tarafından <a href="http://yenisafak.com.tr/gundem/default.aspx?t=21.10.2007&amp;c=1&amp;i=76166" rel="nofollow">yapılmıştı.</a> Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği için yapılan araştırmada başörtüsü yasaklarından etkilenen 1.112 kişiyle yüzyüze görüşerek, örtünme sebepleri, örtüyü nasıl tanımladıkları ve yasaktan nasıl etkilendikleri sorulmuştu.</p>
<p>Sonuçlar bizim hep yazdığımız tespitlerle örtüşüyor. Haberdeki başlık sırasına göre bakalım:</p>
<p><strong>Türban Değil Başörtüsü</strong></p>
<p>“Başınıza örttüğünüz nesneyi hangi isimle tanımlarsınız” sorusuna katılımcıların 79,4′ü “başörtüsü” diye tanımlamış. Örtülerini “eşarp” olarak adlandıranların oranı yüzde 12,8, “türban” olarak tanımlayanların oranı ise yüzde 6 olmuş. (’Sıkmabaş’ diyen hiç yok nedense..)</p>
<p>Bir başka sitede bu isimlendirme üzerine tartışma yaşanmış, bir yorumcu “buna türban, cado, sıkmabaş denir, birini tercih edeceksiniz” deme küstahlığında bulunmuş ve ortalık karışmıştı. İnsanların hoşlanmadıkları, başkaları tarafından isimlendirildiği için yafta gibi durduğunu söyledikleri kavramları, onları kategorize ya da tarif ederken inadına kullanmak, asgari nezaket kurallarına aykırı birşey. Bunun üstüne “bunlardan birisini seçmek zorundasınız” demek ise açık bir küstahlık.</p>
<p>Bunu tabii ki ayrımcılık ve aşağılama için yapıyorlar.</p>
<p>Ama en azından bu kapsamlı araştırma ile yaftaladıkları insanların kendi örtülerini nasıl isimlendirdikleri açığa çıkmış oldu. Bakalım “çağdaş” “ilerici” kalemşörlerimiz bu sonuçlara bakarak çağdaşlığın ve ilericiliğin [de] bir gereği olan “nezaket kuralları”na uyup eski isimlendirmeleri terkedecekler mi?</p>
<p><strong>Örtünme Kimin Kararı?</strong></p>
<p>Bu soru çok önemli. Çünkü bunun üzerine çok spekülasyon yapılır. Ataerkil toplum ve aile yapısından tutun, mahalle baskısına kadar.</p>
<p>Araştırmada başörtülülerin yüzde 62,2’si örtünmeye kendilerinin karar verdiğini söylemiş. Yüzde 10,6′lık bir bölüm ailesinin etkisiyle örtündüğünü, yüzde 7,9′luk bir bölüm babasının etkisiyle, yüzde 7,6′luk bir kesim de annesinin etkisiyle örtündüğünü beyan etmiş. Arkadaş etkisiyle örtünenlerin oranı ise yüzde 5,6.</p>
<p>Şimdi bazıları hemen aile, anne baba etkisine balıklama atlayıp “işte baskı, bakın, oran da az değil” diyebilirler. Burada atlanacak husus aile “empoze/etki”si ile “baskı” kavramlarının birbirinden çok farklı olduğu. Kişinin çocuklarına dinî ya da felsefî görüşlerini empoze etme hakkı vardır ve bu çok doğaldır.</p>
<p>Nitekim bir başka soru bunun baskı olmadığını net olarak ortaya koyuyor. “Kızınız olsa başını örtmesini ister misiniz?” sorusuna başörtülülerin yüzde 96,5′i “evet” diye cevap veriyor. Kendisi baskı ile örtse kızının başını örtmesini niçin istesin?</p>
<p>Katılımcılara kızlarının örtünmemesi durumunda nasıl tepki gösterecekleri sorulduğunda da başörtülülerin sadece yüzde 0,2’si baskı uygulayabileceğini söylemiş. Yüzde 82,2′lik bir kesim neden başörtüsü takması gerektiğini izah edeceğini belirtirken, yüzde 13,2’si herhangi bir müdahalede bulunmayacağını, yüzde 3,6’sı da başörtüsü takması konusunda uyarıda bulunmakla yetinenceğini dile getirmiş. Tüm bu cevaplar başörtülülerin, özgürlükler ve bireysel tercihler konusunda yasağı savunan sözde ilerici ve çağdaşlardan fersah fersah ileride olduklarını gösteriyor. (Kapak niyetine de kullanabilir amacı demokratlarlar :-) )</p>
<p><strong>Neden Örtünüyorlar?</strong></p>
<p>Bir önemli soru daha. Malum bu tartışmalar yapılırken sürekli analarımızın örtüsüne atıfta bulunulur ve “ama bunlar böyle değil, siyasi amaçlı olarak örtüyorlar” diye güya yasağa haklılık kazandırmaya çalışırlardı. (Kaldi ki siyasi amaçlı da örtülebilir, neden yasak olsun bu? Mesela parti rozeti takmak yasak mı?)</p>
<p>“Neden örtünüyorsunuz” sorusuna başörtülülerin tamamına yakını “Dinin bir emri olduğuna inandığım için” cevabını vermiş. Dini gerekçelerle örtünenlerin oranı yüzde 96,7, ahlakı temsil ettiği için örtünenlerin oranı yüzde 0,9 ve siyasi kimliğini yansıttığı için örtünenlerin oranı ise sadece yüzde 0,1.</p>
<p>Siyasi kimlik için örtenlerin oranı kaçmış? Yüzde 0.1. İçinde hakkaniyet duygusuna ve vicdana dair biraz birşeyler taşıyanlar eminim bundan sonra konu hakkında kalem oynatırken yukarıdaki gibi cevherler yumurtlamaktan sakınacaklardır.</p>
<p>Daha başka sorular da sorulmuş araştırmada.</p>
<p>Yasağın uygulanma amaçlarından birisi de hem engelleme yaparak başörtülüleri (sisteme başkaldırı olarak görüp) okuldan uzak tutmak hem de “okumak istiyorsan, kariyer istiyorsan başörtülüye hayat yok” şeklinde bir psikolojik baskı oluşturup uzun vadede başörtüsünü marjinalleştirip toplumsal bir dönüşüm gerçekleştirmekti.</p>
<p>Mağdur etmek suretiyle ilk amaçta bir noktaya kadar başarılı olunsa da, onca yasağa, onca mağduriyete rağmen asıl amaçta başarılı olunamadığı görülüyor. Başörtülülerin yüzde 40,5′i yasağa rağmen başını açmamış, yüzde 35′i sadece yasak uygulanan yerlerde başını açmak zorunda kaldığını kaydetmiş. Yüzde 19,9′luk bir bölüm de -yasağın uygulandığı yerlerde- peruk, şapka veya bere taktığını söylemiş.</p>
<p>Başörtüsü yasağı nedeniyle “başımı açtım” diyenlerin oranı ise yüzde 1,2′de kalmış. Bu cevaplar yasaklarla biryere varmanın kolay olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Ama yine de uzun vadede bu sürecin nasıl sonuçlar doğuracağını tam bilemeyiz. Yani bir başörtülü annenin (/ailenin), başörtülülere yapılanları görüp, şu an küçük olan çocuğunun ileride sıkıntı çekmesine engel olmak için başörtüsü konusunda aksi yönden (takMaması için) bir empoze yapması mümkün. Uzun vadeli olduğu için bunun yansımalarını görmek için yıllar gerekebilir.</p>
<p><strong>Ve Tahribat..</strong></p>
<p>Belki de ne önemlisi bu.</p>
<p>Başörtülerini çıkarmak zorunda kalanların yüzde 70.8′i ‘kişiliklerinin zedelendiğini/parçalandığını’, yüzde 63.2’si da ‘kendini hakarete uğramış’ hissettiğini söylemiş. Başını açmaya zorlananların yüzde 46.9′u ‘utanç’ duyduklarını, 46.5′u da kendilerini ‘günahkâr’ hissettiklerini ifade etmiş. Başörtüsünü açmadığı için okuyamayan, katsayı adaletsizliği ile de ayrıca baltalalan başörtülü mağdurlarının da psikolojik durumları eklendiğinde durumun ne kadar vahim olduğu ortada.</p>
<p>Bunu yapmaya kimsenin hakkı yoktu. Bir nesli böyle bir travmaya soktular; ezdiler..</p>
<p>Bu, yasakçıların büyük bir ayıbı olarak tarihe geçecek.</p>
<p>Alenî bir devlet baskısı ortada iken, binlerce genç kız bu baskı ile mağdur olmuşken bir de utanmadan yasağı savunmak ve meşrulaştırmak adına mahalle baskısından, aile baskısından söz etmiyorlar mı, insan çileden çıkıyor..</p>
<p>Aklı başında herkes bu yasağın başörtüsü ile alakalı olmadığını çok iyi biliyor. Mümtaz’er Hoca’nın da dediği gibi “Türkiye’de başörtüsü sorunu değil, iktidar sorunu yaşanıyor.”</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Deveye Hendek Atlatıcı tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15693</link>
		<dc:creator>Deveye Hendek Atlatıcı</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 03:54:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15693</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Türban hakkında bu kadar yaygara kopmasının bir nedeni de
“türban neyi örtüyor” sorusunda yatıyor.&lt;/blockquote&gt;

Bakbakbak. Demokrata bak. Güya bir temel haktı 'türban', güya bu özgürlük derhal verilmeliydi. Ama 'bu kadar yaygara' derken ki içsel nefreti nasıl da afişe etti neo-faşizmin öncü kuvveti?

&lt;blockquote&gt;Demokratik bir rejim istiyorsak, türbana karşı “yasakçı”bir tutumu savunmak ihtimal dahilinde olamaz.&lt;/blockquote&gt;

Yok yav? Emin misiniz, son kararınız mı? Örtüyü bi kaldırsak mı altında ne var, belki örttüğü şeyde demokrasiye aykırı bişiler vardır, yırtarız. Bi denesek mi?

İnsan bunu yukarıdaki cümleden sonra bari yazmaz. Biraz utanır, bir başka yorumda yedirmeye kalkar.

Yahu siz insanları salak mı sanıyorsunuz Snowqueen? Omuzlarımızn üstündeki ne bizim, saksı mı? Bu kadar çiğ, bu kadar tutarsız, bu kadar çocukca, birisi sosyolojik (ve yanlış yargıya dayanan) diğeri temel hak olan iki olay aynı cümlede AMA bağlacı ile birleştirip bulamaç ederek demokratlıktan bahsetmek için insanın yüzünde kaç santimlik deri olması lazım? 1, 2, 3, 4? Ya da kösele?

Yar bana bir medet! Kimler demokrasiden sözediyor...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Türban hakkında bu kadar yaygara kopmasının bir nedeni de<br />
“türban neyi örtüyor” sorusunda yatıyor.</p></blockquote>
<p>Bakbakbak. Demokrata bak. Güya bir temel haktı &#8216;türban&#8217;, güya bu özgürlük derhal verilmeliydi. Ama &#8216;bu kadar yaygara&#8217; derken ki içsel nefreti nasıl da afişe etti neo-faşizmin öncü kuvveti?</p>
<blockquote><p>Demokratik bir rejim istiyorsak, türbana karşı “yasakçı”bir tutumu savunmak ihtimal dahilinde olamaz.</p></blockquote>
<p>Yok yav? Emin misiniz, son kararınız mı? Örtüyü bi kaldırsak mı altında ne var, belki örttüğü şeyde demokrasiye aykırı bişiler vardır, yırtarız. Bi denesek mi?</p>
<p>İnsan bunu yukarıdaki cümleden sonra bari yazmaz. Biraz utanır, bir başka yorumda yedirmeye kalkar.</p>
<p>Yahu siz insanları salak mı sanıyorsunuz Snowqueen? Omuzlarımızn üstündeki ne bizim, saksı mı? Bu kadar çiğ, bu kadar tutarsız, bu kadar çocukca, birisi sosyolojik (ve yanlış yargıya dayanan) diğeri temel hak olan iki olay aynı cümlede AMA bağlacı ile birleştirip bulamaç ederek demokratlıktan bahsetmek için insanın yüzünde kaç santimlik deri olması lazım? 1, 2, 3, 4? Ya da kösele?</p>
<p>Yar bana bir medet! Kimler demokrasiden sözediyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>suzannur tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15691</link>
		<dc:creator>suzannur</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 02:20:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15691</guid>
		<description>"Ama pandoranın kutusu açılıyorsa, neyi örttüğüne de bakmak gerekli veya örtmesi mi gerekiyor? neden kadınlar örtüyor?"
Ters mantık kuralım. Neyi örtmediğine bakalım veya açması mı gerekiyor? Neden kadınlar açıyor?
Saçma mı geldi. Bence de...
Biri bir sınırsa diğeri de başka bir açıdan sınır değil midir bu mantığa göre. Sınırları kim çizer. Sadece insan mı? Sınırlar olmasın demek kendi sınırlarını sınırsız kabul etmek midir ve kendi sınırını sınırsızlık olarak kabul etmek sınırsızı sınırlandırmak değil midir? Paradoksal bir bakış! Aynı zamanda ironik. 
Pandora'nın kutusu açılır mı kendi fikrini ortaya dökerken. Dökülen, gizli kalması sanısını içeren bir yargının bilinçaltı göstergesi mi?
Varlığı içkin ve aşkın bir inancın sorgulanması, bireyden bireye farklı aşamaları olan bir süreçken, kimin bu sorgulamada hangi aşamada olduğu ve kiminin bunu sorgulama adı altında buna reddiyeler düzmesi, olgunun (örtmek/açmak) varoluşa bakan yönünü perdeleyebilir mi? Özgürlük anlayışı örtmek ya da açmak olarak   sınırlandırıldığında sınır içeren yapısıyla hangi bakış açısı bizi özgür kılar? Siz sebepleri ataerkillik, din, dayatmacılık... ne derseniz deyin.
Anlatmaya çalıştığım şey, özetle şu: Örtmek ya da açmak eylemlerinin kendisine atfedilen modern algılayışın ötesinde, bu eylemler bunu seçen için birincil özgürlüktür. 
Başını örtmeyi -tabii inancı doğrultusunda yapan içinse- kendisini Yaratan'la bir'leme, O'nu seçme, O'na yönelme göstergesidir. Bu göstergenin özgürlük ya da tutsaklık olması ise bakış açısıyla ilgilidir. 
Birileri çıkıp şimdi ayetleri sorgulayacak ve ıvırzıvır biryığın lafı dolandırıp duracak, çok iyi biliyorum. 
Bu bir tercih, birey olarak benim tercihim, ben bu ayetleri bu şekilde anlamlandırıyorum. Başkası başka anlamlandırır. Ona göre davranır. Adı üstünde tercih ve zaten hayat bir tercihler bütünü değil midir? 
Bu tercihi yargılayanlar var. Oysa bilinmeli ki, kendi değerleri de aynı tehdit altındadır. Bir başkası da onu genellemelerin içine hapsedip hadi tartışalım diyecektir. Ama bu asla tartışma olmayacaktır. Anlamlar üzerine ve anlamların anlamlandırılması üzerine hep güdük bir döngünün içinde devinip durulacaktır çünkü.
Kadın kapatır veya açar, sebebi ne olursa olsun, din, ataerkillik, sevgi sömürüsü, siyasi tercih... sorun o örtü ve ona yüklenen anlam değil (çünkü bu herkeste farklı anlam derecelerine tekabül eder) bunu tercih etmiş olmasına yönelik baskıcı tutumdur. Çünkü yeri gelir bir işaret de semantik anlamda anlam genişlemesine veya daralmasına uğrayabilir ama bu onun her şeyden önce bir işaret olduğu ve sonrasında da bunu takan kişi için farklı anlamlara geldiği gerçeğini değiştirmez. Tıpkı pagan bir sembolün zamanla sevgi içeren bir yapıdan faşizan bir partinin sembolü haline gelebilmesi gibi. 
Anlam dünyasında biz değer yükleriz. Ve bu değerin kafamızdaki sınırlarla sınırlandırılmış olması  onu illa da bizim algımızdaki anlamı taşıdığı anlamına gelmez.(Evet Snowqueen, özellikle size söylenmiş bir cümle bu) 
Getirir diyenler hangi dünyanın kabulleriyle hareket ettiklerini sorgulamalılar önce.
Sınırlar mı demiştik. Kimin sınırı, kime göre?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Ama pandoranın kutusu açılıyorsa, neyi örttüğüne de bakmak gerekli veya örtmesi mi gerekiyor? neden kadınlar örtüyor?&#8221;<br />
Ters mantık kuralım. Neyi örtmediğine bakalım veya açması mı gerekiyor? Neden kadınlar açıyor?<br />
Saçma mı geldi. Bence de&#8230;<br />
Biri bir sınırsa diğeri de başka bir açıdan sınır değil midir bu mantığa göre. Sınırları kim çizer. Sadece insan mı? Sınırlar olmasın demek kendi sınırlarını sınırsız kabul etmek midir ve kendi sınırını sınırsızlık olarak kabul etmek sınırsızı sınırlandırmak değil midir? Paradoksal bir bakış! Aynı zamanda ironik.<br />
Pandora&#8217;nın kutusu açılır mı kendi fikrini ortaya dökerken. Dökülen, gizli kalması sanısını içeren bir yargının bilinçaltı göstergesi mi?<br />
Varlığı içkin ve aşkın bir inancın sorgulanması, bireyden bireye farklı aşamaları olan bir süreçken, kimin bu sorgulamada hangi aşamada olduğu ve kiminin bunu sorgulama adı altında buna reddiyeler düzmesi, olgunun (örtmek/açmak) varoluşa bakan yönünü perdeleyebilir mi? Özgürlük anlayışı örtmek ya da açmak olarak   sınırlandırıldığında sınır içeren yapısıyla hangi bakış açısı bizi özgür kılar? Siz sebepleri ataerkillik, din, dayatmacılık&#8230; ne derseniz deyin.<br />
Anlatmaya çalıştığım şey, özetle şu: Örtmek ya da açmak eylemlerinin kendisine atfedilen modern algılayışın ötesinde, bu eylemler bunu seçen için birincil özgürlüktür.<br />
Başını örtmeyi -tabii inancı doğrultusunda yapan içinse- kendisini Yaratan&#8217;la bir&#8217;leme, O&#8217;nu seçme, O&#8217;na yönelme göstergesidir. Bu göstergenin özgürlük ya da tutsaklık olması ise bakış açısıyla ilgilidir.<br />
Birileri çıkıp şimdi ayetleri sorgulayacak ve ıvırzıvır biryığın lafı dolandırıp duracak, çok iyi biliyorum.<br />
Bu bir tercih, birey olarak benim tercihim, ben bu ayetleri bu şekilde anlamlandırıyorum. Başkası başka anlamlandırır. Ona göre davranır. Adı üstünde tercih ve zaten hayat bir tercihler bütünü değil midir?<br />
Bu tercihi yargılayanlar var. Oysa bilinmeli ki, kendi değerleri de aynı tehdit altındadır. Bir başkası da onu genellemelerin içine hapsedip hadi tartışalım diyecektir. Ama bu asla tartışma olmayacaktır. Anlamlar üzerine ve anlamların anlamlandırılması üzerine hep güdük bir döngünün içinde devinip durulacaktır çünkü.<br />
Kadın kapatır veya açar, sebebi ne olursa olsun, din, ataerkillik, sevgi sömürüsü, siyasi tercih&#8230; sorun o örtü ve ona yüklenen anlam değil (çünkü bu herkeste farklı anlam derecelerine tekabül eder) bunu tercih etmiş olmasına yönelik baskıcı tutumdur. Çünkü yeri gelir bir işaret de semantik anlamda anlam genişlemesine veya daralmasına uğrayabilir ama bu onun her şeyden önce bir işaret olduğu ve sonrasında da bunu takan kişi için farklı anlamlara geldiği gerçeğini değiştirmez. Tıpkı pagan bir sembolün zamanla sevgi içeren bir yapıdan faşizan bir partinin sembolü haline gelebilmesi gibi.<br />
Anlam dünyasında biz değer yükleriz. Ve bu değerin kafamızdaki sınırlarla sınırlandırılmış olması  onu illa da bizim algımızdaki anlamı taşıdığı anlamına gelmez.(Evet Snowqueen, özellikle size söylenmiş bir cümle bu)<br />
Getirir diyenler hangi dünyanın kabulleriyle hareket ettiklerini sorgulamalılar önce.<br />
Sınırlar mı demiştik. Kimin sınırı, kime göre?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>snowqueen tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15684</link>
		<dc:creator>snowqueen</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jun 2008 21:34:54 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/06/11/turk-solu-kullanildi-mi/#comment-15684</guid>
		<description>Türban hakkında bu kadar yaygara kopmasının bir nedeni de
"türban neyi örtüyor" sorusunda yatıyor.
Demokratik bir rejim istiyorsak, türbana karşı "yasakçı"bir tutumu savunmak ihtimal dahilinde olamaz.
Ama pandoranın kutusu açılıyorsa, neyi örttüğüne de bakmak gerekli.
veya örtmesi mi gerekiyor? &lt;strong&gt;neden kadınlar örtüyor?&lt;/strong&gt;
Bunun cevabında gelecek cinsiyetçi açıklamaları duyar gibi oluyorum.
Kadın etek giyer, erkek pantolon şeklinde, giysiler üzerinden biçimlenmiş cinsiyet rollerini tartıştı mı bu ülke ya da islam dünyası?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Türban hakkında bu kadar yaygara kopmasının bir nedeni de<br />
&#8220;türban neyi örtüyor&#8221; sorusunda yatıyor.<br />
Demokratik bir rejim istiyorsak, türbana karşı &#8220;yasakçı&#8221;bir tutumu savunmak ihtimal dahilinde olamaz.<br />
Ama pandoranın kutusu açılıyorsa, neyi örttüğüne de bakmak gerekli.<br />
veya örtmesi mi gerekiyor? <strong>neden kadınlar örtüyor?</strong><br />
Bunun cevabında gelecek cinsiyetçi açıklamaları duyar gibi oluyorum.<br />
Kadın etek giyer, erkek pantolon şeklinde, giysiler üzerinden biçimlenmiş cinsiyet rollerini tartıştı mı bu ülke ya da islam dünyası?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
