Entelektüel Doyum
By TSD on Haz 6, 2008 in Makale
Başörtüsüne özgürlük getirmeye çalışan düzenleme iptal edilmiş. Bu süpriz değil elbette; tam aksine, başvurunun reddi büyük bir süpriz olurdu.
Bir sürü analiz yapacak değilim, neyin ne olduğu, ya da neyin ne olmadığı gayet açık bir biçimde meydanda. Aylardır yazılıp çiziliyor.
Ülkemin demokrasi alanındaki yürüyüşünün bu biçimde kesintilerle sürmesi hoş değil elbette. Ancak dünyanın gittiği yön belli olduğu için gelecekten yana ümitliyim, sadece zaman konusunda problemimiz var, -pekçok şeyde olduğu gibi bu süreçte de- biraz geriden gideceğiz, öyle anlaşılıyor.
Politika yazmayı bıraktım ama okumayı bırakmadım. İnsan politika yazmaktan biraz uzak durunca olan bitenlerin farklı yansımalarını görmeyi daha iyi beceriyor.
Mesela, kendi adıma, uzunca bir süredir, entelektüel bir doyum halinde yaşadığımı farkettim. Tabirim için mazur görün, başka biçimde ifade etmek için kelime bulamadım.
Bencilce olabilir bu, ama ben ne yapayım; kahkahalarla gülerek dikkat çekmek istemediğim için, kalabalık yerlerde okumamaya özen gösterdiğim, lime lime dökülen argümanlar, çağın dışında kalmış anakronik ruh halleri havalarda uçuşuyor.
Bu da haliyle, bir acıma hissi yanında, çoktan ilan edilmiş fikrî galibiyetin artık sürekliliğe ulaşmış yoğun hazzına ulaştırıyor insanı.
Epey önce bu halimizi farketmişti Serdar Turgut. Hem de sadece başörtüsü - mahalle baskısı gibi konulara bakarak.
Yazısının bir kısmını alıntılamak istiyorum:
Bu yazının başlığını ‘Bir tartışma ancak böyle kaybedilebilirdi’ diye de atabilirdim. Nedenini bir süre sonra anlayacaksınız umarım.
Düşünsenize; bu ülkede yıllardır üniversitelerde başı örtülü okumak isteyenlere kapılar kapanıyor ve üstelik zor kullanılarak kızlar kapıdan çevriliyor. Sürreel bir şekilde üniversite kapılarına bazı odalar konuluyor ve kızlar bu odalarda örtülerini çıkarmaya ikna edilmeye çalışılıyor.
Bunları yapan ve onlara onay veren insanlar şimdi ‘Mahalle baskısı’ diye bir şeyden şikayet ediyor ve bu konuda bir tartışma açarak bundan sonuç almayı bekliyorlar.‘Böyle bir şey olabilir mi, bu nasıl bir akıl tutulmasıdır ki; bir insan mağlup olduğu çoktan belli olan bir tartışmaya neden girer ki acaba?’ diye düşünüyorsunuz ama mantıki bir cevabı yok bunun.
Dediğim gibi bu akıl tutulması olmalı. Utanç verici davranıp da şimdi şikayete başlayanlara çocuklar bile gülerken, karşı taraf tartışmayı kazanmış olmanın entelektüel keyfini çıkarıyor. Hakları da… Kimsenin diyebileceği bir şey yok
Açıkça söyleyeyim; bugünlerde en çok kıskandığım ve yerinde olabilmek istediğim insan Fehmi Koru.Temelde haklı ve tutarlı bir konumdan tartışmalara girmenin keyfini çıkarıyor olmalı.
Geçenlerde ‘Hangi mahalle baskısı’ başlıklı bir yazı yazdı. Fehmi Koru o yazısında SKYTÜRK’teki ‘Sosyal Bilgiler’ programında konuştuğumuz, tartıştığımız bir konuyu yazmış.
Günlük yazılarının çıktığı Yeni Şafak gazetesinde birçok kadın gazetecinin çalışmakta olduğunu, Yeni Şafak gazetesinde kadınların yarısının başının açık yarısının da kapalı olduğunu, kimsenin birbirine karışmadığını söylüyor Fehmi Koru ve ardından ‘Bizde durum böyle. Sizlerin gazetelerinizde neden bir tek başı örtülü kadın yok’ diye soruyor ve ‘Bizde mi sizde mi mahalle baskısı’ diye de ekliyor.
Verilecek fazla cevap da yok. Fazla kıvırtmaya çalışmak da insanın kendi entelektüel geleneğine bir hakaret olurdu.
Yazının devamını da mutlaka okuyun derim.
Bu hamur çok su kaldırır.
Biliyorum, başörtülü kardeşlerimiz büyük acılar çektiler halen de çekmeye devam ediyorlar. Öyle görünüyor ki en temel insanî haklarından birisinin gaspedildiği bu acılı süreç daha da devam edecek.
Erkekler olarak, her ne kadar bu acıları ta içimizde hissetsek de bizzat acıyı çeken onlar gibi olamayız. Şimdilik sadece teselli edebiliyoruz. Ancak şunu kesin bir inanç ve kararlılıkla söyleyebilirim; bu mücadele uzun sürebilir, ama nihayetinde entelektüel alandaki galibiyet meyvalarını da mutlaka ama mutlaka verecektir. Tarihin en başat kanunlarından birisi budur.
İşte o zaman onlar bu hak mücadelesinin en gururlu isimleri olacak.
3 [?]


42 Yorum
Yazan:suzannur Tarih: Haz 6, 2008 | Reply
Belki de istenen insanları sokağa taşırmak ve gördünüz mü işte şeriat geliyor dedirtmek ve buna delil gösterme çabasıdır. Daha basiretli olma zamanlarındayız. Şıp diye sorunların çözülmeyeceği bir gerçek ve kendi gerçeklerimize göre, doğru adımlar atmak lazım.
Kızacağız, sinirleneceğiz alınan kararlara; ama asla yanlış davranış ve tutum sergilemeyeceğiz. Müslüman tanımının içini onların istediği ve göstermek istediği gibi değil, olduğu gibi göstermek marifet ve bu marifeti gösterebilmeliyiz.
Ben günümüzde müslüman kimliği ile işaret edilen kişilerin artık entelektüel düzeyde çok çok ileride olduğunu biliyor ve gözlemliyorum. İşte bu kimlik bizi gerçek demokrasi kültürüne taşıyacak, birileri istese de istemese de…
Saygıyla.
Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Haz 6, 2008 | Reply
“Belki de istenen insanları sokağa taşırmak ve gördünüz mü işte şeriat geliyor dedirtmek ve buna delil gösterme çabasıdır.”(SUZANNUR)
Kesinlikle haklisiniz, bu zibidilerin eline koz verecek her türlü hareketten kaçinmak gerekiyor memleketimizin iyiligi için.
Yakinda erken seçim olur, AKP veya bir benzeri %65 oyla gelir. Sabirli olmak gerek.
Yazan:Tuncay Yılmazer Tarih: Haz 6, 2008 | Reply
Dünden beri korkunç bir karamsarlık içerisindeydim. Ta ki Suat Bey’in yazısını okuyuncaya kadar… Yorumumda şöyle diyecektim; “Sizi bilmem ama ben bu oyundan sıkıldım artık. Kaldırın şu anayasadaki Türkiye demokratik, laik, sosyal, hukuk devletidir ifadesinden “demokratik” ifadesini…Yazın Türkiye otokratik, laik bir devlettir diye. Hatta “laik” ifadesinin yanına da “kendine özgü” diye ekleyin. Bizim ülkemiz dünyanın çağdaş, uygar, demokratik toplumlarına layık değil deyin. Hele hele vah vah çok üzüldük, keşke uzlaşma olsaydı diye timsah gözyaşı dökenler….411 oyu oydan saymayanlar…Biz de bilelim artık. Bu demokrasicilik oyunu gerçekten kabak tadı vermeye başladı. “
Suat Bey’in yazısı biraz teselli oldu.. Yazdığına katılmamak mümkün değil:”… bu mücadele uzun sürebilir, ama nihayetinde entelektüel alandaki galibiyet meyvalarını da mutlaka ama mutlaka verecektir. Tarihin en başat kanunlarından birisi budur. İşte o zaman onlar bu hak mücadelesinin en gururlu isimleri olacak..”
Yazan:blue Tarih: Haz 6, 2008 | Reply
Elbette sokağa dökülüp, ipini koparan gibi dolaşacak değiliz, ama her zaman yaptığımız gibi Allah belalarını versin deyip kıçımızın üzerine oturacak da değiliz. Meşru her yolu denemek üzerimize vazifedir.
Mesela AKP’nin kapatılacağı gün tüm halkın anayasa mahkemesinin önünde “oyumuza sahibiz” mitingi düzenlenebilir. Veya özgürlükçü sivil toplum örgütleri geniş katılımlı mitingler tertip edebilirler. İşadamlarımız, ekonominin mahvına sebep olup kaybettiği milyonlarca dolar için AİHM’den tazminat talep eden davalar açabilir. Bireysel olarak da böyle şeyler yapılabilir. Halkın bu despotlara dünyanın kaç bucak olduğunu göstermesi şart. Tamam, itidal olsun, soğukkanlı olsun, ama hiçbir şey yapmadan, bol bol edebiyat yaparak olmaz. Allah aşkına şu olay Avrupa’da olsaydı ne olurdu bir söyleyin ! Aman bizi şeriatçı sanmasınlar, aman uçan kuşu ürkütmeyelim diye diye kuş kafamıza etti. Tutup milli piyango bileti mi alalım?
Yazan:ahmet terzi Tarih: Haz 7, 2008 | Reply
arkadaşlar bana müslüman tanımı yaparmısınız mesela ünv arkadaşlar biz şeriatla yönetilen bir ülkede yaşamak istiyoruz mücadelemiz o yönde derlerdi şimdide cemaatten arkadaşlar aynısını söylüyor.sizin gerçek amacınız nedir şunu açık açık ortaya koyalım öyle tartışalım
Yazan:blue Tarih: Haz 7, 2008 | Reply
ahmet bey,
Kim şeriatle yönetilmek istediğini söylüyor anlamadım. Ne cemaatiymiş bu?
Araştırmalar Türkiye’de şeriat isteyenlerin oranını %3-5 olarak gösteriyor. Yani bütün yaygara bu 3-5 adam üzerinden kopuyor. Bu şeriat isteyen adamlar da AKP’yi kafir, Fethullah Gülen’i münafık, bizim gibi liberal düşünceli insanları zındık ilan ediyorlar.
Ama rejimimizi koruyucu kollayıcı (!) güçler bu 3-5 adamı eziyoruz diye kendi halkına düşman kesiliyor. Ve İran’daki otokratik molla rejiminin aynısını getirip bize cumhuriyet adı altında dayatıyor.
Bu ülkenin vatandaşı özgürlük istiyor, devletin yakasından düşmesini istiyor, kılığına kıyafetine, inancına karışılmasın istiyor. Avrupalı gibi liberal, özgürlükçü, tabulardan ve lider kültünden uzak, insanların birbirlerini kıyafetleriyle değil, kişisel kalitesiyle değerlendirdiği normal bir Türkiye istiyor. İşte gizli, açık bütün amacımız bu. AKP’nin de amacı bu. Ama artık buramıza kadar geldi. Bu halkın da bir sabrı var. Baskı sonsuza kadar süremez. Bu halkın sabrını kimse sınamasın.
Yazan:snowqueen Tarih: Haz 7, 2008 | Reply
Hala SADECE başörtüsü meselesinden bahsediyoruz, sorun bu.
Başörtüsü kararını iptal etmek elbette ahmakça, artık “bir durun ya”denmesi gereken bir tavır.
Peki neden eşcinsel derneği Kaos Gl veya Lambda hakkında kapatılma girişimleri olduğunda ses çıkmıyor mesela?
Bu insanları yeteri kadar müslüman bulmadığınız için mi?
1 Mayısta sokakta dayak yiyenlere “oh olsun”dedi resmen muhafazakar medya, şimdi türbanlı kızlar sokağa dökülürse hangi yüzle “iyice polis devleti olduk” diyecekler?
Yazan:snowqueen Tarih: Haz 7, 2008 | Reply
Avrupalı gibi liberal, özgürlükçü, tabulardan ve lider kültünden uzak, insanların birbirlerini kıyafetleriyle değil, kişisel kalitesiyle değerlendirdiği normal bir Türkiye istiyor.
Fethullah Gülen cemaati önderliğinde mi “lider kültünden uzak” bir noktaya gelinecek?
insanlar birbirlerini “kişisel kaliteleriyle”değerlendirdikleri için mi “bu bizim adam”mantığıyla kadrolaşma almış başını yürüyor.
İnsanalr birbirlerini kıyafetleriiyle değerlendirmeyecekse, tayt giydiği için dövülen milli sporcular, 19 mayıs törenlerinde kısa etekli kız gördüğü için keyfi açan adamlar da istemiyorum.
Bu ülkenin vatandaşı özgürlük istiyorsa,
AKP Devleti ne kadar özgürlükçü?
Yazan:suzannur Tarih: Haz 7, 2008 | Reply
Snowqueen,
Sizin anlayamadığınız ya da anlamak istemediğiniz nokta şurası, bir eşcinsel olsaydım, kendi hakkımı savunurdum çünkü yapılan haksızlık bire bir beni etkilerdi, bir başkasına yapılan haksızlıksa birinci derecede olmasa da ikinci derecede beni ilgilendirirdi ve o insanla beni haksızlığa uğrama noktasında buluştururdu.
Bir eşcinselin derdini bire bir anlayabilir miyiz, hayır ama uğradığı haksızlığın aynısına/benzerine uğrama noktasında empati geliştirebiliriz. Bir insandan bir başkasının yaşadığını aynen yaşamasını beklemek, saçmalık ama buna yönelik bir bilinç geliştirmesini söylemek çok farklı şeyler.
Sizi etkileyen şey hayatınızda birinci derecede önemlidir, sizi etkilemeyen ama sizi etkileme noktasında bir başkasının yaşadığı etkiye ancak empati geliştirebilir ve onu o bakış açısıyla değerlendirebilirsiniz. (Yani bu noktadan siz birinci derecede etkilenen değilsiniz ve kimse sizden bunu beklemiyor sadece beklenen empati geliştirebilmeniz bahaneler öne sürmeniz değil!)
İnsanların artık istediği şey, en azından belli bir kısmının özgürlüklerin her alanda hayatımıza girmesi ve kendimizi gerçekleştirebilme adına varoluşumuzu daha rahat ifade edebilmek.
Takılmışsınız, muhafazakar medya, polis devleti… Aynı argümanları feed-back misali döndürüp duruyorsunuz. Burada kimse polis devletinin bir üyesi değil. İstenilen de, özgürlüklerin Avrupa standartlarına çıktığı bir ülkede yaşamak. Bakınız,Ahmet Bey, kendinizi tanımlayın demiş, şeriatı mı istiyorsunuz, din tanımının içinin nasıl daraltıldığını görmüyor musunuz, her dindar düşmandır,şeriatçıdır… yaklaşımı. Her bireyin inancı(her alanda) bir ve aynı değildir, sizi farklı kılan da bu çeşitliliktir. Ortak noktalar vardır ve işte bu ortaklık sizi tanımlar. Bu tanımın içinde müslüman paydasında buluşan milyonlarca farklı insan. Peki saygı nerede? İşte beklenen bu!
Bu dini sevmiyor olabilirsiniz, bu dine inanmıyor olabilirsiniz, bu sizin tercihiniz. Ama yapılan haksızlığı meşrulaştırmak için aynı şeyleri döndürüp durmanız, haksızlığa çanak tutmak ve hak’kı belirli insanlara özel hale getirmektir. Sizin başı açık gezme hakkınızın engellenmesi kadar vahim şeydir başı kapalının açtırılması. Sadece bu pencereden bakmanız bile yeter.
Kadın hakkı diyorsunuz da, o hakkın neresini savunuyorsunuz, anlayamadım, inanın. Oysa yazılarınızdan ve sizden beklediğim kadına yönelik her türlü haksızlığa karşı duruş sergilemenizdi. Demek ki siz, kadınları müslüman, hristiyan, dindar, dinsiz… diye kategorize edip, size uyanı savunuyorsunuz. Umarım böyle değildir. Öyleyse de bu sizi ilgilendirir değil mi! Haklısınız, sadece sizi ilgilendirir…
Kadın kimliği üzerinde hassasiyeti olan bir insan olarak ben, kapalı ya da açık, şu ya da bu, kadın üzerinden yapılan bu tarz kavgalarda kadının edilgen bırakılmasına dayanamıyor ve neye inanırsam inanayım, ne olursam olayım, kadının bir başka kadın tarafından böylesi anlayışlarla itilip kakılmasına dayanamıyorum. Açık ve kapalının bir arada olduğu ailemde gördüğüm şey, saygıdır. Başını zorla kapatan kadın da başını zorla açmak zorunda bırakılan kadın da benim için aynı noktadadır. Ve bunun hiçbir ama’sı olamaz. Hele de bunu bir başka kadın dillendiriyorsa… Söyleyecek söz bulamıyorum.
Yazan:blue Tarih: Haz 7, 2008 | Reply
Snowqueen,
Lider kültünden kurtulmak derken lidersiz, öndersiz olalım anladınız belli ki. Bir ülkede insanları örgütleyen, potansiyeli kinetiğe dönüştüren liderler olmazsa o ülke batar. Kamu düzeni için insanlar kendi başlarına bir lider seçerler ve onun karizması çevresinde örgütlenip istediklerini gerçekleştirirler. Ama tutup lideri tanrılaştırırsanız, sonra onun tanrı olmadığı ortaya çıkacak diye koruma kanunları koyar; liderin her yaptığını mutlak doğru, her söylediğini ebedi hakikat bellersiniz. Bu konuda, Atatürk kültüyle, Fethullah Gülen’in liderlik dışında hiçbir ortak yanını göremiyorum.
Şimdiye kadar hiçbir yerde Fethullah hocanın büstüyle karşılaşmadım, onu tanrılaştıran bir talebesiyle de karşılaşmadım. Doğrudur, çok hürmet ediyorlar. Ama hürmet başkadır, tapınmak başkadır.
Yazan:blue Tarih: Haz 7, 2008 | Reply
snowqueen,
Bu dernekleri ilk defa duydum. İlkinin ismi sebebiyle ülkeyi kaosa düşüreceği endişesiyle kapanmış olabilir mi? Valla sürekli eşcinsellikten bahsediyorsunuz. Neden hep AKP’ye soruyorsunuz? Gidin süper sol CHP’ye sorun biraz da… AKP’ye hesap sorsun, “neden eşcinsellerle ilgilenmiyorsun?” diye… Bir kanun teklifi de CHP versin de, bak yobaz AKP’liler desteklemedi diyelim. Ya da eşcinseller toplanıp bir parti kursunlar. Buna engel bir mevzuat mı var? Kendi haklarını kendileri savunsunlar? Tesettürlü kızlara parti kurdurmuyorlar, kılık kıyafetleriyle meclise almıyorlar ama eşcinsellerin böyle bir sorunu yok. Neden parti kurmuyorlar?
Eh o zaman ortak bir noktada buluşabiliriz. Muhafazakarlık benim de haz etmediğim bir şey. Ne yazık ki Türkiye’de hem faşizm, hem ülke fetişizmi, hem muhafazakarlık had safhada. Ama şimdilerde bu muhafazakarlık mahalle baskısını ispatlamak için bir tool halini aldı. Sanki 10 sene önce yoktu, yeni çıkmış bir şey gibi. Bu adil değil.
Yazan:blue Tarih: Haz 7, 2008 | Reply
Son olarak,
Gördük ki hala bürokrasi devleti. Ama sizin için bürokrasi tarafından yönetilmek, bıyıklı, karıları tesettürlü kırolar tarafından yönetilmeye göre ehven-i şer öyle değil mi? Belki bürokrasi eşcinsellere bir kıyak yapar hem belli mi olur…
Yazan:Deveye Hendek Atlatıcı Tarih: Haz 7, 2008 | Reply
AKP’nin demokratlığı ya da faşistliği ile son kararın ne alakası var da utanmadan sıkılmadan aynı cümle/yorum içinde bunlar kullanılıyor?
“Ama”cılık bu işte, salt yargı darbesini kınayamıyor, biryerlere bulaştıracak ki kerhen kınadığı belli olsun.
Bu tipler içten içe zil takıp oynamıyorlarsa ben de adam değilim. Utanmazlık diz boyu olmuş, güya demokratlar, güya yargı darbesine karşılart, AMAAAA ALLAHIN CEZASI AKP de böle yapmasaydı canıım, değil mi? Oh olsunun uydurukcası. Bu zihniyet utanılacak bir zihniyet. Kusmak için lavaboya sorunca da bozulurlar. Aynaya baksalar nedenini anlayacaklar halbuki.
Geçenlerde Taraf gazetesinde R. Ozan Kütahyalı bu zihniyeti çok güzel analiz etti. Bu romantik güruhun düşünsel altyapısını, bugünün eregenekoncu faşist sol milliyetçilerle nasıl aynı kökenden geldiklerini ortalığa seriverdi. 68 ciler, Denizciler acayip bozuldular, cevaplar yetiştirmeye kalktılar. Her cevaplarına Rasim tekrar cevap verdi, iyice maskara etti.
Sonra bu özgürlükçü kesinen faşistlerden meğerse Taraf gazetesinin içinde de olduğunu öğrendik. Yazılar zorlarına gittiği için, Taraf’ın kapıları Rasim’in yazılarına açıldığı için Taraf’tan istifa ettiler. Bak bak bak, düşünce özgürlüğü başta olmak üzere özgürlük savunucusu bunlar, dikkat. Bir yazıya tahammülleri yok.
DD’de de bu tipik zihniyettekilerden yorumcular var. Bu zihniyettekilerden bir G.Özgün, bir M.Belge, bir A: ALtan yaklaşımı beklemeniz imkansızdır. Çünkü göbeklerinden bağlılar AYM nin de iman ettiği ideolojiye. İşte bu tip kararlara verilen tepkiler yaldızlarını döküyor.
AYM kararına bir G.Özgün’ün, bir M.Belge’nin, bir A.Altan’ın tepkisini okuyn bir de yukarıdaki gibi kerhen kınayan, içine alakasız bin türlü bulamaç eklemeden rahat edemeyen tiplerin tepkilerini. Fark çok açık. Hukukun iğfalini, tuvalet kağıdı isteyen insana zımpara kağıdının faydalarını da anlatacak kadar alakasız bir bağıntı kurarak, ucundan tutarak eleştirebilen faşist gürüh bu.
Sorsan E. mahcupyan, G.Özgün, M.Belge, A.Altan dönektir enteldir liboştur. Utanmasa onlara da muhafazakar müslüman diyecek ama utanıyor sanırım.
Yazan:Deveye Hendek Atlatıcı Tarih: Haz 7, 2008 | Reply
Mübalağalı yazı’
Gökhan Özgün/Taraf
Deneye yanıla, sonunda Türkiye darbesini buldu. Türkiye demokrasisini aradığı yerde, darbesini buluverdi. Yargı denen darbeli matkap sonunda Anayasa’yı ta dibinden deldi.
Türkiye tartışılmaz darbeler döneminden, tartışılabilir darbeler dönemine geçti. Dikkat. Dikkat. Serbestçe tartışılabilir darbeler dönemi başlamıştır.
Darbe modernleşti. Buyurun, darbeyi tartışın. Gece gündüz tartışın. Şakalaşarak tartışın. Tatlı imalarla atışın. Ama n’olur, meseleye sükûnet ve itidalle yaklaşın. Demokrasi bunun için var. Gerçekten darbe oldu mu, olmadı mı? Bunu tartışmak, bunu araştırmak için var demokrasi.
Bu tatlı atışmalar bu modern darbenin anons müziğidir. Bu tartışmalar çok sesli Hasan Mutlucan’dır. Tek sesli darbeden ‘çok sesli’ darbeye geçtik. Medeniyet, sen nelere kadirsin.
Uyutularak tecavüze uğramış bir kadına döndük. Eskiden üstümüzü başımızı yırtıp kanlar içinde ırzımıza geçerlerdi. Çığlığımız dünyanın ta öbür ucundan duyulurdu. Şimdi tecavüzü ‘demokratça’ tartışıyoruz.
Ne oldu bize geçen akşam? Bilmem, sence ne oldu?.. Valla bence…
Canım, bi tanem, yalnız ve güzel Türkiyem, beni sakın yanlış anlama ama, bence geçen akşam sana fena halde darbe oldu.
Önce 27 Nisan oldu. Tam olamadı, çünkü cuntacılık artık magandalık. Bu devirde yakışmaz bize. O zaman gelsin, yargı darbesi. Bak bu darbe şık duruyor. İmajımıza uyuyor. İmaj her şeydir. Susuzluk hiçbir şey. Devam edin. Doğru yoldasınız. Hah bak, şimdi oldu. Ne güzel, ne medeni, bir yandan darbe olabiliyor, bir yandan da darbe tartışılabiliyor. Yoğurt gibi tarihe geçecek bir Türk buluşu. Namı diğer, ‘yeni Türk demokrasisi’.
27 Nisan’ın küflenmiş mayası tutmazdı. Bu taptaze bir maya. Bakın bu tutuyor. Darbe gittikçe meşrulaşıyor. Darbeye gittikçe alışılıyor. Darbe üzerine tatlı tatlı tartışıp darbeye alışmayan, herkesi darbeye alıştırmayanlar marjinalleşiyor.
Her darbe bir öncekinden daha vahim, daha hakiki oluyor. Darbeler hakikileştikçe, acı çığlıklar, ne idüğü belirsiz inlemelere dönüşüyor. Yalnız ve güzel Türkiyem tatlı uykusunda yoksa bilinçaltına mı teslim oluyor?
Vahim, çok vahim. Çünkü Anayasa Mahkemesi aslında Meclisi feshediyor. Anayasa’yı değiştirme ve kanun yapma yetkisini, kendine, yani ‘Yüce 11’ler Meclisi’ne bağlıyor.
Ben AKP olsam her şeyden, her yerden istifa ederdim. Tecavüz mahallini terk ederdim. Hükümet adı verilen “free lance” devlet memurluğundan, hatta milletvekilliğinden istifa ederdim.
Dün, vurulacak bir boynunuz vardı. Ama boynunuzu o kadar incelttiniz ki, artık vurulacak bir boynunuz bile kalmadı. Bu yüzden dertlenme AKP, artık olmayan boynunu vurmayacaklar. Vursalar, gürültü çıkar. Gürültü çıkarmak, tecavüzü teşhir etmek istemeyeceklerdir. Çünkü onlar da sizin gibi siyasetçi. Üstelik onlar iktidar. Siz muhalefet bile değilsiniz. Muhalefet olabilseniz, toptan istifa eder, gürültüyü siz çıkarırsınız.
Beni mübalağalı bulabilirsiniz. Ama hepiniz çok iyi biliyorsunuz ki, dünyanın en mübalağalı memleketinde yaşıyorsunuz. Bu memlekette olan biteni mübalağasız anlamamızı, anlatmamızı isteyenler, bizden bu mübalağanın bir parçası olmamızı bekleyenlerdir. Kim olurlarsa olsunlar, en çok onlardan sakının.
“11 Dev Adam”ın resmini her yere asın. Muhtarlıklara, kıraathanelere, otobüs terminallerine asın. Evren paşa hazretlerinden hangi duvar boşalmışsa, oraya asın. Altına, sen çok yaşa ‘Yüce 11’ler Meclisi’ yazın. Biz, hiç olmazsa tecavüzcülerimizi tanırdık, bırakın çocuklarımız da tanısın.
Artık bir cuntaya göre daha yumuşak, ve fakat donuk, katılaşmış bir Türkiye’de yaşamaya başlıyoruz. Yoğurt kıvamında bir Türkiye demek yerinde olur. Bundan böyle, tartıştığınızı zannedeceksiniz. Hayaldir. Hareket ettiğinizi zannedeceksiniz. Hayaldir. Zamanın geçtiğini zannedeceksiniz. Hayaldir. Hayal ettiğinizi zannettiğinizde ise, rüyadır.
Yepyeni bir ‘matrix’ bu. Bu ‘matrix’in dışına çıkmaya çalışanlara ‘hain’ muamelesi yapılacak. Sakın şaşırmayın. Bir de hâşâ bu taştan cumhuriyetin altına bir daha elinizi sokmayın.
Bugün laikliği yorumlayanlar, yarın, demokrasiyi ve sosyal-devleti de yorumlayabilirler. Anayasanın 2. maddesinde yalnızca laiklik yok. Demokrasi var… Sosyal devlet var… Atatürk milliyetçiliği bile var. ‘Yoğurtlanacak’ daha neler neler var.
Bir gün bu ülke bir MHP genel başkanından demokrasi dersi alacak duruma düşecek deselerdi, mübalağa etmeyin derdim. Mübalağa etmiyorum. Valla derdim.
Neyse ben sizi bölmeyeyim, siz tartışmaya devam edin.
07.06.2008
Yazan:snowqueen Tarih: Haz 7, 2008 | Reply
@suzannur
Bir eşcinselin derdini bire bir anlayabilir miyiz, hayır ama uğradığı haksızlığın aynısına/benzerine uğrama noktasında empati geliştirebiliriz. Bir insandan bir başkasının yaşadığını aynen yaşamasını beklemek, saçmalık ama buna yönelik bir bilinç geliştirmesini söylemek çok farklı şeyler.
Biri sizden travesti kılığında gece Taksim’de gezmenizi mi istedi?
İnsanların artık istediği şey, en azından belli bir kısmının özgürlüklerin her alanda hayatımıza girmesi ve kendimizi gerçekleştirebilme adına varoluşumuzu daha rahat ifade edebilmek.
O zaman umarım haksızlığa uğrayan Kaos GL veya Lambda hakkında da iki çift kelam edersiniz. Ya da Zafer Üskül, kendisi bu dernekleri ziyaret etmişti ve bolca tepki aldı.
Takılmışsınız, muhafazakar medya, polis devleti… Aynı argümanları feed-back misali döndürüp duruyorsunuz. Burada kimse polis devletinin bir üyesi değil.
Ne kadar uzağında peki? AKP hükümeti değil miydi 1 Mayıs’ta polisle Taksim’di kapatan, kendinizi bundan ne kadar uzakta tutuyorsunuz?
Polis devletinin üyeleri kim peki? Sadece polisler mi?
Ortak noktalar vardır ve işte bu ortaklık sizi tanımlar. Bu tanımın içinde müslüman paydasında buluşan milyonlarca farklı insan. Peki saygı nerede? İşte beklenen bu!
aa, saygı mı bekliyorsunuz?
okullardan zorunlu din dersini kaldırarak başlayabilirdik mesela saygıya. Türk-İslam sentezi, Sünni Müslümanlığı dayatmadan misal.
Dogmaları eleştirmek karşısında “aman kutsalımıza dokunmayın” şekilnde bir saygı bekliyorsanız, hayır bu saygı değil.
Sizin başı açık gezme hakkınızın engellenmesi kadar vahim şeydir başı kapalının açtırılması. Sadece bu pencereden bakmanız bile yeter.
İşte yaptığınız bu. Birinin başının zorla açtırılmasını savunmuşum gibi yapmak. Belki de bir pencere değil birçok pencereden bakmalısınız.
Öyle ki kapalı kadınların eğitim hakkının ellerinden alınmasına onca karşı çıktığım halde istedğiniz argümanları telaffüz etmediğim için
duymuyorsunuz.
Beni sadece tek bir kadın kimliği ilgilendirmiyor. Ataerkilliğin hışmına uğramış bütün kimlikler ilgilendiriyor. Muhafazakarlığa tepkim bundan.
Yazan:snowqueen Tarih: Haz 7, 2008 | Reply
@blue
Bu konuda, Atatürk kültüyle, Fethullah Gülen’in liderlik dışında hiçbir ortak yanını göremiyorum.
Şimdiye kadar hiçbir yerde Fethullah hocanın büstüyle karşılaşmadım, onu tanrılaştıran bir talebesiyle de karşılaşmadım. Doğrudur, çok hürmet ediyorlar. Ama hürmet başkadır, tapınmak başkadır.
Lider kültünü, idolleştirmeyi sadece heykellerde bulamazsınız.
İnsan zihninin kendine yaptığı en büyük kötülüklerdendir idollere bağlılık.
Heykel bir araçtır, Fromm’un idollere bağlılık teorisinde
“gücün devredildiği, kişinin kendiyle bile o varlık sayesinde iletişim kurduğu yabancılaşma”durumu olarak betimlenir kültler.
Etkilerine bakmanız lazım. Benden olan kült, iyidir güzeldir
benden olmayan kült kötüdür yaklaşımındaysanız başka tabi.
Ya da eşcinseller toplanıp bir parti kursunlar. Buna engel bir mevzuat mı var? Kendi haklarını kendileri savunsunlar?
Ne demek engel bir mevzuat mı var?
Dernekleri kapanıyor ne partisi, gösterileri engelleniyor, anayasa taslakları hazırlanırken “sizle mi uğraşıcağız şimdi” deniliyor.
Ne kadar görmezden gelseniz de, bir tanım vardır ya “kafaya vura vura” öyle gündeme gelecek bu konu.
Abbas Güçlü’nün üniversitelerde yaptağı bir programdı, bir genç çıktı
ben türbanlısından eşcinseline herkese özgürlük istiyorum dedi.
Salonda bir alay, kahkaha koptu. Ne münasebet canım böyle şeylerden bahsetmek oysa ki. Ne gereksiz.
Sabih Kanadoğlu girdi devreye ayar verdi hemen gence. Salonda bir alkış. Sizin alaycı yaklaşımınız karşısında aklıma o geldi.
O gencin, anlaşılamamsına üzülmüştüm o an, böyle yüzeysel bir tepkiyle alaya alınmasına. Kadın sorunun cinsiyet rolleriye olan bağlantısı, mitilatirizm, darbeler hepsinin birbiriyle bağlantısını
kuracak çapı olmayan insanların arasında kalmak böyle birşeydi.
Gökhan özgün’ün yazısını copy-paste yapın da koyun,
kendisi AKP’yi eleştirdiğinde veya “eşcinseller”hakkında yazdığında
(Perihan Mağden de geçende yazmıştı bu konu hakkında, Gökhan Özgün zaten hep yazar) kafanızı hangi kuma gömeceksiniz?
Yazan:snowqueen Tarih: Haz 7, 2008 | Reply
Alın bu da size kapak olsun
Sizin yapamadığınızı yapanlar var
Bir Eşcinselin Gözünden “Türban Sorunu”
Bawer Çakır
Bianet
Herkese inat bir eşcinsel olarak türban taktığı için kendisine maruz görülen yaşamı reddeden tüm kadınları mücadele arkadaşım olarak görüyorum. Empati ve sağduyu bir arada işlerse “Heteroseksüel, erkek, Türk…” algısı sarsılacaktır.
Türban hakkında en çok erkeklerin konuştuğu bir ülkede, eşcinsel bir erkek olarak bu satırları yazıyor olmam sizler için ne ifade eder kestiremesem de, hayatı boyunca çeşitli şekillerde ayrımcılığa, nefrete, ötekileştirilmeye, damgalanmaya maruz kalmış, bunu pratik etmiş biri olarak birkaç cümle kurabileceğimi düşünüyorum. Ve kendi tecrübemle türban takan bir kadının yaşadıklarını anlayabileceğimi…
Ben eşcinselim. Annem ve kız kardeşim türbanlılar. Teyzelerim, anneannem, yengelerim de… Oturduğum mahallemdeki çoğu kadın da… Çoğu zaman hepsinden daha çok “kadın hakları” üzerine, kadınlık üzerine cümle kuruyorum. Onlarsa bunu genelde “eşcinselliğime” vuruyor ve beni ciddiye almıyorlar. Ancak yaşadıkları, hissettikleri “şeyi” biliyor, hissediyorum.
Evet, her türbanlı kadının böylesine “cesur” hikayesi yok. Her türbanlı kadın “bağımsız” yaşamıyor ama esarete alıştırılmış bir neslin evlatları olarak hangimiz büyük bir yüzde verebiliyoruz ki…
Türban takan kadınlarla eşcinsellerin çok “ortak” sorunları var. Bir kere erkeklik her iki topluluğun da belası… Empatiden yoksun bir ülkede kendilerini anlatmak için “sınırlı” alanları ya var ya da bazen o bile yok. Maruz kaldıkları uygulamalar ya da verdikleri mücadele hakkında kendilerinden başka neredeyse herkes konuşmakta. Kendileri konuştuğunda ise herkes görmeyen, duymayan, bilmeyen maymunlara dönüşüyor.
Yazan:suzannur Tarih: Haz 8, 2008 | Reply
Snowqueen,
Bir Eşcinselin Gözünden “Türban Sorunu”Bawer Çakır’dan alıntıladığınız “…Empati ve sağduyu bir arada işlerse “Heteroseksüel, erkek, Türk…” algısı sarsılacaktır.”cümlelerine katıldınız da empati ve saygıyı ifade eden cümlelerimi(ilk üç paragraf) içeren yazımı okuduğunuzda bilinçli olarak mı “Biri sizden travesti kılığında gece Taksim’de gezmenizi mi istedi?” gibi saçma ve anlamsız bir cümleyle yanıt verdiniz? Ne alaka?
Kaos GL veya Lambda hakkında iki çift laf etmemi beklemişsiniz, bilmediğimi önce bilmem gerektiğini kabul edersiniz sanırım. Hiç, bir eşcinselle sohbet ettiniz mi? Hayatınızda iz bırakan biriyle? Ben ettim, -içeriği beni ilgilendirir- hangi bilgiye dayanarak insanları siz şunu önemsemezsiniz vs. gibi ifadelerle yargılıyorsunuz. Siz ne yaptınız bu sorun için ve siz kimsiniz ki insanları şucu bucu diye oturduğunuz yerden genellerken ve onları polis devletinin üyesi yaparken karşınızdakini cevap vermek zorundaymış gibi bir erk ediminin içine girerek bu hakkı kendinizde görüyorsunuz?!
Saygıya elbette zorunlu din derslerinin kaldırılmasıyla başlanabilir ve o saygı insanlara istediğini giyme, istediği fikri savunma, istediği anlayışı yayma, istediği yaşamı seçme hakkı da vermelidir ama’sız ve eşitçe. İşte polis devletinin iki yüzü biri bir dini dayatır diğeri dininizi yaşamayı engeller. Peki siz bu polis devletinin neresindesiniz, ne kadar uzağındasınız?(bakın sizin yönteminiz)
Tek bir kadın kimliği sizi ilgilendirmiyor öyle mi, peki bu ona yapılanı ama’larla önemsizleştirmenizi gerekli kılıyor mu?
Ve dogmalara getirdiğiniz eleştiri hakkını saygı çerçevesinden uzak gören tutumunuz… Size dogma gelenin, bende dogma olmaması size ne ifade ediyor? Size ait bir fikrin benim için dogmalaştırılmaması, bana ait bir fikrinde sizin tarafınızdan dogmalaştırılmaması için saygı; -özgürlükler alanının korunması adına- gereklidir. İsterse insan damdaki kediye tapsın, bu o insanın istediği şey ise, siz buna karışamazsınız ve buna dogma diyerek o insanın varoluşunu oluşturan değeri küçük göremez, yargılayamaz ve sana saygı duymuyorum diyerek o insanı kendi varlığınızı oluşturan değerlere uymaya zorlayamazsınız.
Ataerkillik sadece erkeğe has bir tutum da değil, bu bir kültür. O kültürü erk girişimiyle “aa…” şeklindeki tutumlarla küçültücü bir şekilde ifadelendirmek, sadece kendi fikrini dogmatik olmayan görmek ve kendine ait görülenin yüceltilmesi bu yüceltmeyi de slogan içeren bir fikri savunamam diyerek meşrulaştırmaya çalışmak…bunlar nedir? Ataerkilliği sorgularken onunla aynı metodları kullandığınızı fark edebiliyor musunuz?
Tepkisel yaklaştığınız her konuda,her cevapta ataerkillik akan cümleleri ardı ardına sıralayarak ve egemen olanı yargılarken kendi fikrini egemen kılmaya çalışmak paradoks olsa gerek.
Bir pencereden bakmak, çok pencereden bakmak… Evet, ihtiyacımız olan bu. Ama bir pencereden bakarken, sizin de başka bir pencerede olduğunuzu düşünürsek, herkes diğeri için tek bir pencereden baktığı yorumunu getirecektir. farklı bir konu açıldığında -örneğin eşcinsellikle ilgili- belki de aynı pencereden baktığımızı görecektiniz. Oysa konu hangi pencereydi ve siz hangi penceredeki görüntüyü gündeme getirdiniz. Eğer bu konuyla ilgili burada bir yazı yazar ve pencere açarsanız -hatta Kaos GL veya Lambda ile ilgili, sayenizde bu olayı öğrenmiş oluruz- o pencere ile ilgili gördüklerimizi de iletiriz ve o zaman sanırım sadece tek pencereden bakmakla itham etmezsiniz karşınızdakini.
Yazan:Deveye Hendek Atlatıcı Tarih: Haz 8, 2008 | Reply
Quel alaka? Yargı darbesi ile AKP eleştirisinin ne ilgisi var efem?
Bir nevi birleşik kaplar teorisi midir bu? Konu şu anda nedir, ve bulamaç endişesi neden? İçiniz mi rahat emiyor, tıpkı o Taraf’tan istifa eden, kendini özgürlükçü sana faşistler gibi?
Suzannur hanım,
Öyle olmaz, yapamaz. Bu konunun içine katacak ki, bulamaç tamam olsun, kerken kınandığı belli olsun. Zil çalan eteklerin sesi dışarıdan duyulmasın. Çıkıp iki cümlede, bir başka olumsuzlukla bulamaç etmeden “bu yapılan milli irade gaspıdır” diyemezler. Bu mantık “tecavüz suç ama mini etekli kızın da hiç mi suçu yok canım, oh oluversin biraz da garee” yaklaşımının tıpkısının aynısıdır.
Bu tipler özgürlükçü falan değil, bugünün ulusalcı faşistleriyle aynı ideolojiye iman etmişlerdir. Mesela bunların AKP ye bakışları tastamam aynıdır. Demokrasi cahil halkın AKP’yi seçmesinden başka bir işe yaramaz. Eşi başörtülü birisinin demokratik yollarla Çankaya’ya çıkmasını hazmedemezler, bir türlü içlerine sindiremezle, midelerine kramp girer. Güya demokratlardır bunlar sorarsan.
Bu tiplerin E. Mahcupyan, A.Altan, G. Özgün, M. Belge gibilerinin yanında niçin yaldızı dökülmüş faşist gibi kaldıklarının cevabı da buradadır. Bakın bakalım bu isimlerin günlerden beri yaptıkları eleştirilere, bu tiplerin yazılarındaki gibi bulamaç mı var, net ifadeler mi?
Bu isimlerden örnek geldiği zaman da onlar döneklikle, omurgasızlıkla suçlarlar, zorlarına gider çünkü. Halbuki asıl omurgasızlar kendileridir. Rüzgara göre yön değiştirirler.
Mesela bu tiplerden Bianet’te, BirGün’de çok var. Taraf’ı dinci gazete, S. Erener’i tarikatçı yaparlar.
Bunların derdi eşcinseller ve hakları falan değildir. Bu olsa, konu o olduğu zaman çıkar haklarını savunurlar, bu olduğu zaman değil. Bu bakışın, bir eşcinsel mağduriyetinin eleştirisinin yapıldığı (mesela Lambda’nın kapatılması) yazının altına “ama yargı darbesi de var” demekten “kardeşim sizde ulu orta sevişiyorsunuz, kendiniz istediniz, bi farkınız yok yasaklayanlarla” demekten farkı yoktur. Bu kelaka ilişkinin nasıl sırıttığının görülmediğini sanırlar. Dediğim gibi salt, direk alakalı bir tepki veremezler, bu bulamaçı yapmazlarsa içleri rahat etmez.
Demokrat falan değiller bunlar, biraz kazıyın, altındaki ulusalcı sol faşizm hemen görülecektir.
Yazan:snowqueen Tarih: Haz 8, 2008 | Reply
@suzannur
“sizin anlayamadığınız şey”diye cümleye başlamıştınız ve ardından “empati” söylemine girdiniz. Sizden zaten empati bekleniyor, Bir insandan bir başkasının yaşadığını aynen yaşamasını bekleyen yok. Kadın sorunu hakkında hassassanız, kadın sorununun temelinin cinsiyet rollerinin dayatılması ve bunun içine de
“heteroseksüel” olmayanların da girmek zorunda olduğunu söylemek
bir lüks değil bir zorunluluktur. Hiç birşeyi “ama”larla önemsizleştirmek değil bu. Aksine, birşeyler her zaman “öncelikli” hale getirilip toplumun diğer ezilen katmanlarına sürekli “sen bir dur bakalım” deniliyor.
Niç bir eşcinselle sohbet ettiniz mi demişsiniz, hergün vaktimi geçirdiğim, beraber güldüğüm ağladığım arkadaşlarımın bir kısmı eşcinsel. Ne yaşadıklarını çok iyi biliyorum ve artık susmaya hiç niyetim yok. Kendi ailemle bile bu konuda sürekli sürtüşme içindeyim.
Zorla aileme bile onları kabul ettirdim, tanıştırdım.
“ama”lara kim takılıyor acaba, benim “ama”m falan yok.
çünkü günah, yasak, tabu gibi kavramlarım yok, neyin ama’sından bahsediyorusunuz?
Ataerkil zihniyet, sadece elbette sadece kadına karşı bir tutum değildir. Doğayı,”erkek-olmayan”ı, hepsini ilgilendirir. Irak’a yapılan operasyonunu militarizminden, “her türk asker doğar” , “her türk heteroseksüel doğar”a hepsi aynı çemberin içinde.
Postmodernizmin esen rüzgarının arkasına takılıp İstediğiniz dogmalarda yaşayabilirsiniz, sizin seçiminiz.
Ama muhafazakarlığı getirip önümüze dayadığınız zaman artık politik bir tavır olur bu. AKP başörtüsü konusunu, kadın meselesine olan
inançlı tutumu yüzünden mi savunuyor?
Başörtülü kadınların da bunu anlaması lazım artık, “en az üç çocuk doğurun” diyerek kadının yerinin evi olduğunu, başörtülü kızların okullara girerek “eğitimli evde oturan annelere” dönüşmesi modeline karşı yapılacak olanın toplumun diğer ezilen kesimleriyle irtibata geçmek olduğunu.
Yazan:çuvaldız Tarih: Haz 9, 2008 | Reply
Snowqueen,
Yazan:Deveye Hendek Atlatıcı Tarih: Haz 9, 2008 | Reply
Bakın bu Snowqueen gibilerinin böyle olaylarda apaçık ortaya çıkan arkakik zihin yapılarına ve olan biteni ideolojik yobazlıklarının etkisi ile alakasız bulamaçlarla yorumlamalarına güzel bir örnek de bir başka yerde buldum.
A. Turan Alkan’ın yazısından:
Yaa, işte böyle.
Yazan:snowqueen Tarih: Haz 9, 2008 | Reply
@cuvaldiz,
faşizmin her türlüsünün (homofobi gibi) bir “düşünce” olamayacağını ve mücadele edilmesi gerektiğini unutuyorsun sanırım.
Deveye hendek atlatıcısı,
lütfen bir daha nickimi yazmazsanız sevinirim.
özellikle “bu snowqueen gibilerinin” falan:)
Zira sizi ciddiye almaktan inanın uzaklaştım
İdeolojik yobazım evet, darbeciyim de, ergenekon bağlantılarım var.
Beni ihya edip, hendek atlatmanızı çok istiyorum.
Bir el verin bize, kurtarın bu arkaik bulamaçtan, cinsiyet rolleri bilmemne ben de sizin gibi dümdüz olmak istiyorum.
Yazan:TT Tarih: Haz 9, 2008 | Reply
Görüyoruz ki (sn.Deveyehendekatlatıcı’nın tabiriyle) bulamaççıların zihin yapıları hep aynı kaptan üretilmiş..
%95′oy alsanız bile..cilere sırtını dayamış olan Baykal’ın kendi sakarlıklarını tereddüt bile etmeden F tipi dinleme diyerek klasik bir bulamaç metoduyla savmaya kalkması…
ve ardından gerçek açığa çıkınca basit bir özür dilemekten bile geri durması, bunların artık rezil olmaktan da utanmadıklarını gösterdi bize…
İmtihan dünyası diye boşuna dememişler…:)
Yazan:TT Tarih: Haz 9, 2008 | Reply
Eskiler fikrin utanma duygusundan hareketle “fikrinamus” diye güzel bir kavram üretmişler.Yani her halukarda doğrunun arayıcısı,aşığı,arkasında duran olmakla özdeşleşen bir kavram bu…
Günümüzde fikrin(düşüncenin) namusu kalmadığı gibi bu utanmazlık duygunun sosyal hayata yansımalarına da sık sık şahit oluyoruz..
Bu derdin muzdariplerinden biri olan sanat yönetmeni Mustafa Erdoğan bir röportajında bu durumdan şikayet ediyor ve çocuğunun geleceği ile ilgili endişesini şöyle dile getiryordu:
Bize verilen değerler bu çağda aşındı ve unutuldu..Bu kuşak insanları utanma duygusunu kaybetmiş. En büyük erdemlerden birisi utanmadır. Maalesef bu tamamen kaybolmuş durumda. Kimse hiçbir şeyden utanmıyor. Bir küstahlık almış gidiyor…Oğlumun bu hissi edinmesini istiyorum. Utanma olunca merhamet de belli etik değerler de, saygı ve aile bağları da arkasından gelir…
http://pazar.zaman.com.tr/?bl=6&hn=2129
Yazan:suzannur Tarih: Haz 9, 2008 | Reply
Sayın Snowqueen,
Postmodernizmin esen rüzgarının arkasına takılıp İstediğiniz dogmalarda yaşayabilirsiniz, sizin seçiminiz, demişsiniz. Moderniteyi mi savunuyorsunuz, hangi ekol? Egzistansiyalist felsefede Marcel bana yakın bulduğum bir ekol,ya da yapısalcılık; ayrı düştüğüm noktalar da var. Varoluşumu biçimlendirmede etkin yapı, benim için,varoluşun sadece bu dünyayla tanımlanmasına/tanınmasına indirgeme değil. Buna siz dogma dersiniz, ben varoluşsal yapı. Pencereden pencereye değişir ama ben sizin pencerenizi saygı ölçütünü aşarak eleştirmem, çünkü bu, sizi siz kılan değerler bütünüdür.
Ama muhafazakarlığı getirip önümüze dayadığınız zaman artık politik bir tavır olur bu. AKP başörtüsü konusunu, kadın meselesine olan
inançlı tutumu yüzünden mi savunuyor cümlesi, AKP’nin bunu neden savunduğunu anlamak için parti programlarına bakmak lazım. Bu noktada da her partinin farklı bir özgürlüğü savunma hakkı olduğuna inanıyorum. Avrupa’da Sosyalist partilerle Hristiyan Demokratların parti tüzüğü aynı mıdır, ikisinden de aynı şeyi savunmalarını bekleyebilir miyiz? Hayır ama şunu bekleriz, hak ve özgürlüklere olan doğru tutumu, değil mi? AKP bir özgürlüğü savunabilir, hangisi olursa olsun, şunu neden savunmuyor diyemeyiz ama herhangi bir özgürlüğe karşı - sizin de ifade ettikleriniz- etik bir yaklaşım geliştirmesini ve bu özgürlüğü öncelikli savunmuyorsa da ona evrensel hak ve özgürlükler noktasında saygı duymasını bekleriz. Her partiden aynı şeyi savunmalarını bekleyecek olsaydık, A, B, C partileri gibi bir isimlendirme ve o partiyi desteklememizi sağlayan farklılıkları yok saymamız gerekirdi. Bu nokta bence ülkemizde çok karıştırılıyor. Şiddeti ve nefreti esas almayan her renkten partinin kendi öncüllerini savunması normal ve doğru olandır.
Başörtülü kadınların da bunu anlaması lazım artık, “en az üç çocuk doğurun” diyerek kadının yerinin evi olduğunu, başörtülü kızların okullara girerek “eğitimli evde oturan annelere” dönüşmesi modeline karşı yapılacak olanın toplumun diğer ezilen kesimleriyle irtibata geçmek olduğunu,demişsiniz. Bu nokta hakikaten ciddiyetle ve hassasiyetle dile getirilmesi gereken husus. Dönem-ekonomik yapımız kadının çalışmasını zorunlu kılarken, sosyo-ekonomik anlamda kadını üretimin içine çekmek gerekirken ve sadece ekonomik anlamda değil, kadının kendi değerlerini inşa sürecini oluşturan çalışma hayatı söz konusu olduğunda bir kesim, çalıştırmama(kadının yeri evi anlayışı), diğer kesimse okutmama(başın kapalı okuyamazsın) gibi bir anlayışı dayatabiliyor. İki anlayış da sakat ve düzeltilmeye muhtaç. Ücreti düşük işlerde çalıştırılan kadınlar -başı açık ya da kapalı- için bu ülkede hiçbir ciddi söylem dile getirilmezken, kadınların okuyup da daha iyi şartlarda çalışmasına gelince ortaya çıkan tablo çok acınası bir durumda. Başını kapatan kadının üniversite kapısından döndürülmesi, ona şöyle olacaksın dayatması olmasa, kadın bilinçlenme, sorgulama ve eleştirme mekanizmalarını kendini ifade etmede daha etkin kullanacakken, sınıfsal bir alt-üst yapının oluşturulması ve kadının, özellikle de bugün -okumak ve çalışmak isteyen kapalı- kadının elinden bu haklar alınmakta ve ona sokak, entellektüel ortam yasaklanmaktadır. İşte bu yüzden bu konu önemli. Sadece dini anlamda ya da kişisel hak ve özgürlükler alanını kapsadığı için değil. Siz bunu AKP düzeyine indirger ve onu sadece politik olarak ele alırsanız ve bunu bir dayatma olarak görürseniz, evinde oturuyor dediğiniz kadınların evinde oturtulmalarına hizmet etmiş ve onu okumayan, sorgulamayan ve eleştirmeyen kısacası edilgen bir yapıya mahkum eden insanlara hizmet etmiş olursunuz hele ki başını kapatarak okumak laikliğe aykırı denilerek alakasız bir mazeretle bu ellerinden alınıyorsa… Laikliğin ne olduğunu ve çeşitlerini bilmek için bile bakın akademik anlamda kendini geliştirmek ve hangi sınırın laikliği yıkmak olduğunu öğrenmek için kadın okumak ve sorgulamak zorunda.
Kadınların elinden okuma hakkı alınırsa, onların evlatları sizce nasıl bir eğitim alır? Sebep-sonuç ilişkilerini de düşünmek lazım. Kadın sadece çocuk doğurmak için dünyaya gelmediğini öğrenmek/sorgulamak/eleştirmek istiyorsa bunun öğrenileceği yer neresidir? Doğru olan tutum,sadece eleştirmek değil Sayın Snowqueen, onun çözümlenmesi için yansız düşünmek de lazım.Politiktir demek çözüm değildir çünkü.
Saygıyla.
(Kusura bakmayın uzun oldu.)
Yazan:kapistonai Tarih: Haz 9, 2008 | Reply
deveye hendek atlatıcısının taktığı at gözlüğü; at gözlüğü takmayı rededenlere de olaylara değişik açılardan bakmayı deneyenlere kendi dar bakış açsından bakmaya zorluyor. kendine biçtiği kutsal görevi, yerine getirmek için çırpınıp duruyor. tuturmuş bir bulamaç ama anlamıyor ki sorununda tam durduğu yerde olduğunu. bugün bu konuda akpnin destek alamayışının ana nedeninin akp nin o bulamacı yapamayışı olduğu yatmıyormu. ama burda akp yi suçlamamak lazım sonuçta onlarda kendi benliklerine uygun hareket ettiler. bu neo islami demokratların, ‘demokrasi anlayışlarının’ türbanla sınırlı olduğunu kanıtladılar.
neyse fazla uzatmadan BirGün den mithat sancar bugünkü yazısında konuya bütün olarak, geniş ve farklı açılardan bakıla bileceğini, regarenk (kimisine bulamaç gelir) bakılmasına dair güzel bir yazı yazmış. bu ortalığı bulamaç olarak algılayan tiplere ‘kolaycı demokrasi kaçkınları’ diyerek güzel bir benzetme yapmış. buyurun okuyunda belki ortalığı daha net görürsünüz.kısa bir bölümünü aldım yazının tabi başı ve sonuyla bütünlük içinde okumakta fayda var.
…Lütfen kimse, bu değerlendirmeleri, “simetri çabası” olarak yorumlamak gibi bir ucuzluğa kaçmasın! Bu sorunları en az yirmi yıldır dile getirdiğimiz sayısız yazıyı burada anmanın bir anlamı da yok. Hiç kimse, sorunların kaynaklarını, ikiyüzlülüğün bu sorunların yaşanmasında oynadığı rolü ve tutarlı çözüm imkânlarını göstermek isteyenleri çirkin sıfatlarla suçlamaya kalkmasın! Bunu yapanları, “yüzeysel ve soyut bir demokratlığı” politika yapmak sanan “kolaycı demokrasi kaçkınları” sayıyorum. Bunların dili, “kokuşmuş bir ahlâkçılığın” bütün sefaletini içeriyor. Eğer gerçekten demokratsak, yani demokratik bir hukuk devletini kuralları, kurumları ve kültürüyle inşa etmek istiyorsak, sorunların kaynaklarını görmek ve sorumluluklarımızla yüzleşmek zorundayız….
Yazan:Deveye Hendek Atlatıcı Tarih: Haz 9, 2008 | Reply
Snowqueen,
Nickinizi yazmaya meraklı olduğum söylenemez. Bir nev’i nefleks, saçmalayanları görünce dayanamıyorum.
Dolayısı ile nickinizi kullanMamam için sizin saçmalamayı kesmeniz gerekiyor.
Aslına şikayetçi olduğunuz kadar da kullanmadım. Ah vaktim olacaktı ki, yumurtladığınız ne cevherler var çarşafa çevrilecek, ama maalesef vaktim yok. O zaman ne yapardınız bilmem. (Ara sıra bakabiliyoum siteye sadece.)
Bir yoruma cevap yazmak, yorumda isim/rumuz geçirmek o kişiyi ciddiye almak değildir hem. Eğer kıstasım bu olsaydı emin olun, yazacağım sondan ikinci kişi siz oludunur. (Sonuncusu Kapistonai, şimdilik zirvede o var, ama biraz gayret ederseniz değişebilirsiniz :)
Ben burada üçüncü kişilere yazıyorum. Siz de faydalanır, saçmaladığınız kısımları, düştüğünüz tutarsızlığı, saplandığınız ideolojik çukuru görebilirseniz kâr kârdır tabi, memnun olurum.
Kapistonai,
Yazdıklarıma ‘cevap’ diye karaladıklarınız bunlar mı?
Kusura bakmayın size benim nickim de yetmez.
Yazan:snowqueen Tarih: Haz 9, 2008 | Reply
Avrupa’da Sosyalist partilerle Hristiyan Demokratların parti tüzüğü aynı mıdır, ikisinden de aynı şeyi savunmalarını bekleyebilir miyiz?
Elbette aynı şeyi bekleyemeyiz, bu yüzden “sağ varsa solda” olmak tercih sebebi zaten:) Hristiyan Demokratların da “kadının konumu” hakkındaki tavrını samimi bulmadığımız için.
Avrupa’da buna karşı çıkanlara da “ideolojik yobaz”deniyor mu acaba?:)
Kadın meselesi hakkında yazdıklarınıza katılmadığımı düşünüyorusunuz ve hala maalesef ki “okula başörtüsüyle girilmemeli” yaklaşımını benimsemişim gibi davranıyorsunuz.
Bir kez daha bunu tekrarlamak istemiyorum artık.
İktidar da olan partı, AKP, onun üzerinden konuşuyoruz şu an
ve AKP’nin ataerkilliğin tehdit ettiği bütün kimliklere bakışı sadece ve sadece başörtüsüyle sınırlı.
Başta “hala sadece başörtüsünden bahsediyoruz”derken bunu kastetmiştim ve hala ortada birileri kadınların okul kapısından döndürülmesini savunmuş gibi yazıyor da yazıyoruz.
Ben konuyu “AKP düzeyine indiriyorum”
Çünkü sanki iki muhafazakarlık arasında bir seçim yapmamız gerekiyor gibi davranılıyor. Gerçekten yansız olmak, bu tuzağa düşmemektir bence.
Yazan:snowqueen Tarih: Haz 9, 2008 | Reply
Bunu daha önce de alıntılamıştım sanırım ama bir kez daha yazayım:
AKP’nin kadın meselesini ne diye savunduğuyla ilgili,
Fatmagül Berktay
AKP’nin politikalarının AB politikalarıyla örtüşmediği çok açık. AB, şimdi cinsiyetler açısından hayatın her alanında tam eşitliği (parite, yüzde 50-yüzde 50) tartışıyor. Oysa bizim Başbakanımız daha kotayı bile içine sindirmiş değil. Kadınlara ilişkin olarak onların aile içinde “himaye” edilmesini göklere çıkarırken, iş siyasal ve kamusal katılıma geldi mi birden mutlak eşitlikçi kesilip “kota”yı, daha geniş bir deyişle yüzlerce yıllık eşitsizliği gidermeye yönelik olumlu eylem politikalarını reddediyor. Bu yaklaşım konusunda ilhamını AB’den değil, ABD’deki Evanjelist muhafazakârlıktan aldığı belli. ABD’deki ‘Ulusal Evanjelistler Birliği ve Ahlaki Çoğunluk’ (Moral Majority “ahlak” vurgusuna dikkatinizi çekerim!) hareketi, ülkenin kriz içinde olduğunu ve bunun suçlusunun refah devleti önlemleri ile ailenin çöküşü olduğunu iddia ediyor. Yeni Dinci Sağ’ın programı, ailede cinsiyet ve yaş hiyerarşisinin kesin biçimde gerçekleştiği, yani çocukların ana-babaya, karının da kocaya tam itaat ettiği ideal bir geçmiş zamana dönüşü kapsıyor. O “eski güzel günlerde” aileler parçalanmamıştı, çünkü kadınlar ev dışında çalışıp erkeklerle rekabet etmiyorlardı, çocuklar da büyük sözü dinliyorlardı! Bu programın asıl talebi, güç gösterilerini ve şiddete başvurmanın meşrulaşmasını yücelten erkeksi değerlerin hakim olmasıdır. Bu değerlerin tümü de yeni feminizmin karşı durduğu kavramlardı. Dolayısıyla köktendinciliğin, liberalizmin demokratik yanlarıyla birlikte feminizmi de hedef alması ve Bush’un emperyalist politikalarını desteklemesi şaşırtıcı değil.
Bu köktendinciliğin aile ve kadınlara ilişkin idealine biraz daha yakından bakarsak, erkeğin ailenin tartışmasız “reis”i olduğunu, onun yanı başında eşlik ve annelik görevlerini saygılı bir boyun eğiş içinde kabullenen bir kadın bulunduğunu görürüz. Bu kadın, ideal olarak, zamanının tümünü evinin ve çocuklarının bakımıyla geçirecektir. Baba, “aile reisi” olma sıfatıyla aynı zamanda aile içindeki “nizam ve intizam”ı korumakla sorumludur. Dolayısıyla “disiplin amacıyla cezalandırma” yetkisi de tartışılmazdır. Dinci muhafazakârlar, Eşit Haklar Yasası’na, kürtaj hakkına, eşcinsellere haklar tanınmasına olduğu kadar Ev İçindeki Şiddete Karşı Yasa’ya da karşıdırlar, çünkü bunun kendi ev içindeki “cezalandırma” yetkilerine müdahale olduğunu düşünürler. Zaten ahlaki çöküntünün nedeni, onlara göre, ekonomide kadınların giderek daha fazla rol oynaması yüzünden babanın aile reisliği otoritesinin baltalanmış olmasıdır. Bu otoritenin yeniden kurulabilmesi, ücretli çalışan kadınların işgücü piyasasından çekilerek evlerine geri dönmeleriyle mümkün olabilir. Bunu da, kadınların kulağına hoş gelebilecek, Protestanlığa özgü “ruhların eşitliği ama cinslerin eşitsizliği” sloganıyla meşrulaştırırlar. Bu görüşe göre, kadının ve erkeğin doğaları farklıdır ancak orada kalmayıp bu farklılığın hiyerarşi barındırdığını, yani erkeğin kadına üstün olduğunu savunurlar.
İslamiyet’te de kadının ikincil konumunu meşrulaştırmak için kullanılan ve İslam’ın kadın-erkek ilişkileri açısından “benzersiz” bir eşitlik içerdiğini iddia eden söyleme şaşırtıcı derecede benzeyen bu hiyerarşik “eşit ama farklı” görüşü Püriten geleneğin temel ilkelerinden biridir ve “ideal kadın”ı itaatkâr (öyle olduğu için ve öyle olduğu sürece ahlaklı) bir zevce, erkeğin tamamlayıcısı kabul eder. Bu söylemin, ister Bushçu Protestan köktendincilik, isterse İslamcı muhafazakârlık bağlamında ileri sürülsün, aynı amaca hizmet ettiği açık: Kadınları, özerk birey değil, ailenin bağımlı değişkeni kabul etmek!
Yazan:snowqueen Tarih: Haz 9, 2008 | Reply
unutmuşum, TT beyin/hanımın(?) bahsettiği “utanma” ve “namus” duygusu özlemlerine ithafen -ben de bir sanat yönetmeni olarak- kitap tavsiye ederim: Anja Meulenbelt, Utanç Bitti.
Yazan:suzannur Tarih: Haz 9, 2008 | Reply
Muhafazakarlık sadece belli şeyleri savunmak mıdır peki ya da klasik bir yapı/dayatma mıdır?
Hepsi Alev’deki tasvirkırıcı olmak demek midir ya da Pinhan’daki çiftbaşlılığı anlayamamak ve semantiği belli kriterlerle yargılayarak çözümlemek midir, Dorian Gray’e farklı ve öteki gözüyle bakmak mıdır?
Gregor Samsa ya da K olmak zorunda bırakıldığımız günümüzde muhafazakar dediğiniz sınırlandırmacılık, o sınırlandırmanın içindeki insanlar için bağlayıcı mıdır? Size göre muhafazakar bir çizgide yer alıyorum ama sizin sınırlandırmanızın çok ötesindeyim çünkü. Tepkiselliğinizi çözmek istiyorum ama kimi noktalarda gerçekten takılıp kalıyorum. Bazı alanlarda tahmin edemediğim kadar köşelisiniz. Belki de (bloğunuzdaki birikimden yola çıkıyorum) size kalıpları yaklaştıramadığım içindir. Ortak okumaları olan insanlar olarak siz ve ben çok farklı fikirleri savunuyoruz ve sınırlandırmaların ve köşeli fikirlerin ötesine geçmemiz gerektiğini düşünüyorum. Sizin dini algılayışınız ile benimki arasında çok fazla fark var ama özgürlükler ve entelektüel gelişim yönünden çok fazla ortak noktamız var(ya da ben öyle sanıyorum, bilmiyorum :) ) Size yönelik ilk yorumu yazmamın sebebi,konu başlığındaki konunun dışına çıkmanızdı, sonrasında ise Türkiye’deki yanlışlıkları ifade etmeye çalıştım amacım siz böyle düşünüyorsunuz demek değildi. Tartışmalarımızın kişiselleşmesini ve entelektüel düzeyin altına inmesini kesinlikle istemiyorum. Farklı pencerelerden :) -bu metaforun canına okudum bu arada) görebildiğimiz şeylerin hepsinin farklı olmadığını anlatmaya çalışıyorum ve bunu yaparken de siz şöylesiniz veya böylesiniz sınırına düşmeden bunu gerçekleştirmeyi çok isterim.
Politik olarak konu AKP düzeyine indirgenecek bir konu değil bence, CHP,MHP,DTP’nin de içinde olduğu ve olması gereken bir süreç aslında. Çünkü yasa hazırlayıcı olanlar bu partiler. (Hoş artık yasa hazırlayabilirler mi bundan sonra emin değilim.) Bireysel taleplerin, farklı partiler aracılığıyla ve farklı argümanlarla dile getirildiği bir ortamda olsaydık, hangisinin neyi savunduğunu tartışıyor olmazdık çünkü herbiri farklı bir özgürlüğün peşine düşmüş ve toplumun ihtiyaçlarını karşılıyor olurlardı. Bu noktada işte, kadına yönelik bakış açısının politik alana ülkemizdeki gibi çekilmesi büyük bir yanlış. Nasıl düzelir hiç bilmiyorum. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor çünkü. Çözüm üretmeli. Bu saatten sonra şu şöyle bu böylenin anlamı yok çünkü.
Düşünsenize, bloğunuzda yazdığınız en son yazı, bu ülkedeki hangi parti bu konuyu gündeme getirebilir, hangisi insana verilmesi gereken değeri sorgusuz-sualsiz verebilir? Sorun sizce hala AKP mi ya da din mi? İnsanın insana verdiği değeri kimisi dinin dışında kimisi de dinde bulabilir. Benim saygı kaynağımın odak noktası dindir sizinki dindışı alan. Tek yanlı bir değerlendirme de bu noktada bence eksik kalacaktır. Sadece inananlar Esmeray ya da Üskül’ü yıpratmıyor çünkü bu ülkede, bu konu apayrı bir bilinçaltının ürünü bence, tahammülsüzlüğün ve saygısızlığın… en başta. Bu noktada saygı evet saygı, (siz dogma kabul etseniz de kimi şeyleri) saygıyı bu topluma öğretmektir bunun çözümü. Birey olarak saygı kültürünü geliştirdiğimizde ve insanları sınıflandırmaktan vazgeçtiğimizde, bizden çok farklı da olsa, aynı da olsa, saygıyı içselleştirdiğimizde çoğu sıkıntının üstesiden gelebiliriz sanırım ve elbette çok zaman alacak bu…
Yazan:ahmet terzi Tarih: Haz 10, 2008 | Reply
blue kardeş ya sen bu ülkede yaşamıyorsun yada ben ,bana araştırmaları söylüyorsun insanlar arge şirketinden gelmiş tanımadığı insanlara evet ben şeriat istiyorum mu diyecek evet türkiyedeki tarikatların hepsinin içindekiler bunlar benim bütün sülalem nurcu ve kadiri ve konuşmalar istekler bu yönde
Yazan:TT Tarih: Haz 10, 2008 | Reply
unutmuşum, TT beyin/hanımın(?) bahsettiği “utanma” ve “namus” duygusu özlemlerine ithafen -ben de bir sanat yönetmeni olarak- kitap tavsiye ederim: Anja Meulenbelt, Utanç Bitti.
Konuya güzel bir örnekle katılan snowqueen’e teşekkürler…:)
insanın kendisine ve çevresine olan saygısının kalmadığının işareti olan utanmazlığa karşı yazılmış bir istihza şiirini ben de kendisine ithaf edeyim bari..(gugıldan buldum)
Açıl kızım utanma
…
Flörtünün sayısı; en az on beş olmalı…
Kimisi hâlis züppe, kimisi keş olmalı…
Altın kolyen, kürk manton, taksin beleş olmalı.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.
İç votkayı, şarabı; sokaklarda nâra at.
Medeniyet sizlerle yükselmektedir kat kat.
Çeşni ruha gıdadır, her gün bir yatakta yat…
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.
…
Artist ol, filim çevir; ismine yıldız derler…
Bin kez kürtaj yaptırsan gene sana kız derler!
Çıplak resim çektirsen, ne şahâne poz derler.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.
…
Abdurrahim Karakoç
Yazan:snowqueen Tarih: Haz 10, 2008 | Reply
@suzannur,
Tepkisel ve köşeli bulduğunuz durumlar için, hemen yukarıda @TT’nin alıntıladığı şiire bakabiliriz mesela. İçi erkek egemen söylemlerle doldurulmuş, iyi yüzlü ahlakçılığın gündelik dile, politikaya zemin oluşturması yeterli bir sebep değil mi?
Muhafazakar insanlarla “ahlak” yargılarımız uyuşamıyor maalesef.
“şarap içmek” ya da “en az on flörtünün olması” gibi ahlak kriterlerini
gülünç bulabilirim sadece. Bir vejetaryene de “kürk mantın olsun” temennisi yaptığı için ayrıca da kutluyorum kendisini:)
Dinlere karşı olduğumu düşünüyor olabilirsiniz, aslında öyle değil,
dinlerin kurumsallaşmış, kemikleşmiş yapılarına karşıyım. İnsan varlığına aykırı, onu hiçe sayan ahlakçılığa. Paulo Coelho’nun güzel bir kitabı vardır, “portobello cadısı”. İnsanların neden new-age tabir edilen inançlara geri dönüş istediği taşıdığını da iyi anlatır.
Blogumdaki konuya gelirsek, bence AKP “hala” sorun. Çünkü temsil ettikleri zihniyet, dinin içini boşaltmakla kalmayıp, üzerine bunu yaparken kapitalizmi güzelliyor. (Bu demek değil ki CHP sütten çıkmış ak kaşık)
Çözüm üreteceksek üzerimize sinmiş ve koşulsuz içselleştirilmiş ataerkil yapı çözümlenmeli önce. Ertuğrul Kürkçü’nün de dediği gibi “kadınlara sağcıdan ve askerden fayda yok”.
Yazan:suzannur Tarih: Haz 10, 2008 | Reply
Çok genellemeci ve haddinden fazla itici bir şiir, hatta şiir sayılamaz diye düşünüyorum bunu. Şiir sadece iki dizeyi alt alta koymak değildir kanaatimce ve taşlama adı altında estetikten yoksun kelimeleri yan yana getirmek… yazılanı şiir kılmaya yetmez.
Muhafazakarlıktaki ahlak ölçütündeki hatayı ise ahlaki geleneğin öz/anlam ve form/biçim kısımında çoğu insanın biçimi yücelterek anlamın deformasyona uğratılmasına bağlıyorum ama doğru ama yanlış.
Ahlak önemli bir kavram ve bu kavramın içinin nasıl doldurulduğu çok önemli.(bunu sadece giyinme, cinsellik olarak almayınız,yalan söylememe, bireye saygı…genel anlamda düşününüz) Başkasının kusurlarını gözeten ve bunu aşikar kılan bir anlayış, “mahrem”i gözetmediği sürece, ahlakçı olduğunu iddia eden kişinin öyle olmadığına göstergedir. Ahlaki olarak atıp tutan ama bunun kişiye ait mahrem sınırı aşmak olduğunu fark edemeyen bir kişi ne kadar ahlakçıdır?
Bu noktada sanırım katılmadığınız ahlak yargıları değil, dayatılan ahlaki sınırlar çünkü öyle ya da böyle sizin de dayandığınız ahlaki bir temel/yargı mutlaka vardır, sadece bu, benim sınırlarımdan farklı bir sınırı içeren bir yapıdadır. Bilmiyorum yanlış mı?
İçselleştirilmiş ataerkil yapı demişsiniz, bam teli… içselleştirilmiş kelimesi. O kadar içselleştirilmiş bir yapı ki bu, içselleştirmeyi bile bu kadar içselleştirememişizdir herhalde.
AKP’ye bakış açım ise sizden farklı. Çok mu harikalar, kesinlikle değil. Hataları yok mu, kesinlikle var. Ama tüm bunlar son dönemde ülkemizde yaşanan kaosun sebebi değil. Partilerimizi düşünün, hepsini. Hangisi bizi tam manasıyla temsil ediyor? AKP toplumun beklentilerine cevap verebilir ve kendisini daha da dönüştürürse, istenilen düzeye gelmeye yaklaşacaktır. Özgürlükler konusunda daha tutarlı olmalı ve başörtüsü konusunda MHP’nin oyununa gelmemeliydi. Sivil anayasa ve hak ve özgürlükler konusunda Avrupa standartlarında bir yaklaşımı savunmalıydı ve tüm hakları içeren bir taleple gündeme gelmeliydi. Başına gelenlerin sebebi de çoğunlukla bu yüzden. Ama tamamen AKP mi suçlu. Hayır. Otoriter zihniyet kırılmak zorunda, bu ülke ve insanlar dönüşmek zorunda. Zaman bizi nereye götürür bakalım?
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Haz 10, 2008 | Reply
Eğer bir an için nezaketi bir kenera bırakıp içimden geçenleri söylesem “yorumları okurken bunaldım” derim.Farklı düşüncelerden,çokseslilikten rahatsız olduğumdan değil.Mesele yazılanları derinlikten yoksun olarak görmek de değil,bilakis bütün görüş ve düşünceleri oldukça aydınlatıcı ve zenginleştirici buluyorum.Asıl sorun fazla kişiselleştiriliyor olması.Bir de şu taraf olma refleksi…hemen hemen pek çok yerde bu bariz olarak özgür düşünmenin önüne geçebiliyor
Demokrasi,evrensel haklar,bireysel özgürlükler,adalet…Tartışacağımız eğer bunlarsa,ille de bir siyasi görüş veya akımın ya da inanç veya ideolojinin sözcüsü gibi davranmamız gerekmiyor;ne de doğrularımızı bu ideolojik patentli referanslara yaslamamız.Ötekinin hakkına saygıysa amacımız,bunu kendimiz kalarak da deneyebiliriz.
Evet,elbette hepimizin dünyaya farklı farklı baktığı pencerelerimiz var.Bu pencereler aynı zamanda durduğumuz pencerelerdir.Doğaldır ki durduğumuz yerden bakacak ve baktığımız yerden göreceğiz.Ama bu başka hiç bir pencerenin olmadığı anlamına gelmez.
Doğuştan sahip olduğumuz ve sahip olmamız gereken eşitlik ve özgürlük gibi temel haklarımız,bize dikte edilen inanç ve kutsalların tekelinde değildir,evrenseldir.Ancak bunu korumak adına koyduğumuz kural ve sistemler bu anlamda tartışılmaz değildir.Her zaman beklenen sonucu da vermeyebilirler.İşte tam da bu noktada pencerelerimiz kararmaya başlar.Haklarımızı hararetle savunduğumuzu sanarken,bütün kaygamız o kutsal ve tartışılamaz bulduğumuz otoritenin korunma içgüdüsüne dönüşür.Bu noktada yücelttiğimiz ve doğruluğundan kuşku duymadığımız o kutsal yapı dışında her şey bize düşmandır,ötekidir ve zararlıdır.
Peki böyle bir kaosun içinde düşünceye,ötekine saygı nasıl gelişecek,bir yaşam biçimine nasıl dönüşecek?Bireysel haklarımızın güvencesini tapınma derecesine getirdiğimiz katı ideolojilerde arayıp ötekine yaşam hakkı tanımayarak mı?
İşte Anayasa kararı!Bunun neresi demokratik,neresi adil?Nerde kaldı Anayasal değerler,nerde kaldı Cumhuriyet’in kazanımları…Hani egemenlik kayıtsız şartsız milletindi.Yüzde 47 lik seçmen tercihi ne kadar isabetlidir elbet tartışılabilir,tartışılıyor da.Fakat hem demokratik seçim diyeceksiniz sonra da kararlarını,tercihlerini görmezden gelerek iradelerine ipotek koyacaksınız ve bunu anayasal değerler olarak bize yutturacaksınız.
Şimdi bunun neresinden tutacağız?Her tarafı lime lime dökülürken nesini savunacağız?Bu perişanlığa rağmen meseleyi AKP nin duruşuyla ilişkilendirmek ne kadar ahlaki?
Özgürlükleri savunurken”ama onlar şuna şuna da aynı duyarlılığı göstermeliydi”demekle mi açıklayacağız.Sağır sultan da biliyor AKP nin özgürlüklere sevdalı olmadığını;kendine demokratlıkları gün gibi ortada.Elbette türban dışında da kısıtlanan yığınla hak ve özgürlük var ve bu hiç de umurlarında değil.Fazla uzağa gitmeye gerek yok,1 mayısın üzerinden çok da zaman geçmedi.Yaşanan antidemokratik uygulamalar belleklerde tazeliğini koruyor.Ama bütün bunlar başörtüsü gibi bir bireysel giyim tercihinin kısıtlanmasını mazur gösterebilir mi?Siyasi bir simgeye dönüştürülmasi bile geçerli bir mazeret sayılamaz zira bu bir haktır.
Sonuç olarak,evet kendi dışımızdaki farklılıklara,şiddet içermeyen her türlü görüş ve düşünceye yaşama hakkı tanımalıyız.Ancak bu,AKP nin demokrasi,bireysel haklar ve özlemini duyduğumuz bir Türkiye için yegane teminat olduğu anlamına da gelmez.Doğru kararlar alındığında destekleyecek,yanlış yolda olduğunda uyaracak ve eleştireceğiz;ama demokratik kurallar içinde,hukukun üstünlüğü ve bağımsızlığı ilkesinden ayrılmadan…
Yazan:TT Tarih: Haz 11, 2008 | Reply
Bize verilen değerler bu çağda aşındı ve unutuldu..Bu kuşak insanları utanma duygusunu kaybetmiş. En büyük erdemlerden birisi utanmadır. Maalesef bu tamamen kaybolmuş durumda. Kimse hiçbir şeyden utanmıyor. Bir küstahlık almış gidiyor…Oğlumun bu hissi edinmesini istiyorum. Utanma olunca merhamet de belli etik değerler de, saygı ve aile bağları da arkasından gelir…
sn.snowqeen
utanmazlığı yücelten uçlarda bir kitap ithafına* (Anja Meulenbelt,Utanç Bitti.) utanmaz bir uç şiirle karşılık verilmesinden niçin gocunuyorsunuz?…
*ithafta ben küçümseme ve alay sezdim..kitabın içeriğini bilmiyorum ama alay etme ve küçümsemeye yeltenenlerin de aynı şeye müstahak olduğunu düşündüğüm için size böyle bir mukabelede bulundum… eğer öyle bir niyetiniz yoksa özür dilerim
Yazan:snowqueen Tarih: Haz 11, 2008 | Reply
@suzannur
biçimi yücelterek anlamın deformasyona uğratılması
İnsanları din-adamlarından, taş üzerinde dini yapılardan, emirlerden soğutan da bu zaten, çok doğru bir tanımlama. Gerçi orta sınıf ahlakı da böyle bir yapı üzerine kurulu.
“ahlaksız kadın” ve “ahlaksız erkek” aynı şeyleri mi çağrıştırıyor sizce?
ahlak o kadar kaygan bir zemin ki, bir yapı oluşturmaya kalksak ve bunun “dürüstlük” temeline oturtursak, bu sefer de neyin dürüst neyin dürüst olmadığını tartışacağız.
Ataerkil yapıyı içselleştirmemiz o kadar derin ki, günlük kullandığımız dil bile buna hizmet ediyor. Deyimler, tanımlar.
AKP hakkında farklı düşünüyoruz evet. Ben, hatalarının sevaplarından çok daha fazla olduğunu düşünüyorum, dünya görüşleri ve kafa yapılarına hiç bir şekilde sempati duyamıyorum. Anayasayı daha özgürlükçü kılabilecekken, sadece türban mevzusunda böyle bir insiyatif kullanmaları kanaat getirilecek bir durum değil bence.
Zaman bizi yükselen muhafazakarlık ve islamo-faşizme götürüyor gibi gözüküyor.
Yazan:snowqueen Tarih: Haz 11, 2008 | Reply
@TT,
Anja Meulenbelt’in “Utanç Bitti” isimli kitabı, feminizmle ilgiliydi en basit tanımıyla.
Yazan:Deveye Hendek Atlatıcı Tarih: Haz 11, 2008 | Reply
Bizim ırkçı ulusalcılarla aynı kökenden gelen ’sol’cuların uluslararasi entelektuel sol cenahtan ne kadar uzak olduğuna güzel bir örnek.
Yukarıdaki bulamaç meraklılarinin yazdıklarına bakın, bir de Roni Margulies’in yazdiklarına:
http://www.taraf.com.tr/haberv.asp?HaberNo=10060
Yazan:Talha Can Tarih: Haz 16, 2008 | Reply
Çok yerinde bir yorum olmuş Suat Bey,
Hele bu duruma yirmi sene sonrasının modern Türkiyesinin gözüyle baktığınızda tartışmaların ne kadar sığ olduğu anlaşılacak, torunlarımız hem gülecek ve maalesef hem de şu halimize bakıp içlenecektir:)