<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Basın özgürlüğü, SABAH-ATV ve Kanal Türk yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2008/05/16/basin-ozgurlugu-fetisizmi-ve-medya-savaslari-sabah-atv-ve-kanal-turk/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2008/05/16/basin-ozgurlugu-fetisizmi-ve-medya-savaslari-sabah-atv-ve-kanal-turk/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 02:55:53 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Ahmet Terzi tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/05/16/basin-ozgurlugu-fetisizmi-ve-medya-savaslari-sabah-atv-ve-kanal-turk/#comment-15355</link>
		<dc:creator>Ahmet Terzi</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Jun 2008 18:47:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/05/16/basin-ozgurlugu-fetisizmi-ve-medya-savaslari-sabah-atv-ve-kanal-turk/#comment-15355</guid>
		<description>mehmet yılmaz arkadaş diyorki sabah atv hürriyetleşme operasyonu gülünç
geröekten gülünç vede diyorki demirel ve ecevit halktan para toplayanlar
doğrudur siyasiler her dönem zenginlerden yardım almıştır.ama şimdi
yapılanın farkı ne erdoğanla demireli farklı kılan ne yani kısacası
aynı tas aynı hamam derler ya aynısı üstelik erdoğanın halk üzerindeki
baskısı medya üzerinden 10 kat daha fazla 22 temmuz seçimi öncesini
hatırlayın erdoğan doğan grubunun 1 trilyonluk vergi borcunu sildi neye
karşılık seçimde akp desteklemesine karşılık ve aynen öyle oldu doğan
grubu 22 temmuzda akp yi destekledi vede iktidar hala medyayı suçluyor şu
medyaya bir bakın chp ye tam destek veren gazete sayısı söyleyin bana 1
veya 2 akp yi destekleyen gazete sayısı 10 u bulur yapmayın halk bu
gazeteleri alıp okuyor kimin kimi ne kadar desteklediğini biliyor.siz bana
star veya yeni şafağın akp yi desteklediği gibi  fütursuzca desteklediği
bir gazete ismi söyleyin 1 gazete ismi söyleyemezsiniz ama hala medya suçlu
vallaha helal olsun size.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>mehmet yılmaz arkadaş diyorki sabah atv hürriyetleşme operasyonu gülünç<br />
geröekten gülünç vede diyorki demirel ve ecevit halktan para toplayanlar<br />
doğrudur siyasiler her dönem zenginlerden yardım almıştır.ama şimdi<br />
yapılanın farkı ne erdoğanla demireli farklı kılan ne yani kısacası<br />
aynı tas aynı hamam derler ya aynısı üstelik erdoğanın halk üzerindeki<br />
baskısı medya üzerinden 10 kat daha fazla 22 temmuz seçimi öncesini<br />
hatırlayın erdoğan doğan grubunun 1 trilyonluk vergi borcunu sildi neye<br />
karşılık seçimde akp desteklemesine karşılık ve aynen öyle oldu doğan<br />
grubu 22 temmuzda akp yi destekledi vede iktidar hala medyayı suçluyor şu<br />
medyaya bir bakın chp ye tam destek veren gazete sayısı söyleyin bana 1<br />
veya 2 akp yi destekleyen gazete sayısı 10 u bulur yapmayın halk bu<br />
gazeteleri alıp okuyor kimin kimi ne kadar desteklediğini biliyor.siz bana<br />
star veya yeni şafağın akp yi desteklediği gibi  fütursuzca desteklediği<br />
bir gazete ismi söyleyin 1 gazete ismi söyleyemezsiniz ama hala medya suçlu<br />
vallaha helal olsun size.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Telekulak : Biri bizi dinliyor : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/05/16/basin-ozgurlugu-fetisizmi-ve-medya-savaslari-sabah-atv-ve-kanal-turk/#comment-15100</link>
		<dc:creator>Telekulak : Biri bizi dinliyor : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 May 2008 10:45:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/05/16/basin-ozgurlugu-fetisizmi-ve-medya-savaslari-sabah-atv-ve-kanal-turk/#comment-15100</guid>
		<description>[...] spin-doctor konusunu ayrıntılı biçimde &#8220;Basın özgürlüğü, SABAH-ATV ve Kanal Türk&#8221; adlı yazımızda ele almıştık. İlgilenen okuyucularımız orada verdiğimiz referanslardan da [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] spin-doctor konusunu ayrıntılı biçimde &#8220;Basın özgürlüğü, SABAH-ATV ve Kanal Türk&#8221; adlı yazımızda ele almıştık. İlgilenen okuyucularımız orada verdiğimiz referanslardan da [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>arif tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/05/16/basin-ozgurlugu-fetisizmi-ve-medya-savaslari-sabah-atv-ve-kanal-turk/#comment-14915</link>
		<dc:creator>arif</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 10:15:38 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/05/16/basin-ozgurlugu-fetisizmi-ve-medya-savaslari-sabah-atv-ve-kanal-turk/#comment-14915</guid>
		<description>Mehmet bey, iyi dileklerinize katılmamak mümkün değil. Medyanın, derin politikayı esir alan kripto odağın tek güç bileşeni olmaktan çıktığı günleri yaşıyoruz. Son bir gayret ile geçmiş günleri, eski statükoyu dayatma hamlasininde sökeceğine inanmıyorum. Basındaki ve fikir hayatımızdaki çeşitlenme ile İnternet yayıncılığının etkisini artıracağını ise, yaşananlara bakarak öngörmek mümkün. Bu siteye ve diğer bloglara çalışkan gayretini koyanlar önemli bir iş yapıyorlar kanaatimce.  Bir önceki yazınızda değindiğiniz,faşizm tehlikesi kaygısı aklımızın biryerinde hep olsada, bunun kurumsallaşacağından korkmamak lazım. Uluslararası konjoktüre göre bazen azgınlaşsada, bunun dayanakları ve düşüncesi milletimizin harsıyla irtibatlanamaz. Örtülü kripto yapının melanetleri ile, milletin fıtratındaki sert ve kınayana aldırmaz karekteri karıştırmamak lazım. Allah milletimizin yar ve yardımcısı olsun.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet bey, iyi dileklerinize katılmamak mümkün değil. Medyanın, derin politikayı esir alan kripto odağın tek güç bileşeni olmaktan çıktığı günleri yaşıyoruz. Son bir gayret ile geçmiş günleri, eski statükoyu dayatma hamlasininde sökeceğine inanmıyorum. Basındaki ve fikir hayatımızdaki çeşitlenme ile İnternet yayıncılığının etkisini artıracağını ise, yaşananlara bakarak öngörmek mümkün. Bu siteye ve diğer bloglara çalışkan gayretini koyanlar önemli bir iş yapıyorlar kanaatimce.  Bir önceki yazınızda değindiğiniz,faşizm tehlikesi kaygısı aklımızın biryerinde hep olsada, bunun kurumsallaşacağından korkmamak lazım. Uluslararası konjoktüre göre bazen azgınlaşsada, bunun dayanakları ve düşüncesi milletimizin harsıyla irtibatlanamaz. Örtülü kripto yapının melanetleri ile, milletin fıtratındaki sert ve kınayana aldırmaz karekteri karıştırmamak lazım. Allah milletimizin yar ve yardımcısı olsun.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ALPEREN GÜRBÜZER tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/05/16/basin-ozgurlugu-fetisizmi-ve-medya-savaslari-sabah-atv-ve-kanal-turk/#comment-14909</link>
		<dc:creator>ALPEREN GÜRBÜZER</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 05:28:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/05/16/basin-ozgurlugu-fetisizmi-ve-medya-savaslari-sabah-atv-ve-kanal-turk/#comment-14909</guid>
		<description>&lt;strong&gt;MEDYATİK MANZARAMIZ

ALPEREN GÜRBÜZER
 

 Her şeyin basite indirgendiği, magazinleştiği ve eğlence showları ile insanları ekranlara ya da gazete-dergi sahifelerine hapsetmek medyacılık sanılıyor. Değerler alt üst olmuş, özel yaşantı alanları fütursuzca çiğnenmiş, yalanın birinin bin para olduğu ortamda Avrupa Birliği, dış politika, ekonomi kimin umurunda. Böyle giderse toplumun hafızası silinerek toplumsal cinnete giden bir akibetle karşı karşıya kalcağız.
      Yapılmak istenen galiba düşünemeyen toplum üretmek ve uyuşturulmuş insanları dedikodu ile oyalamak olsa gerek. Eline tutuşturulmuş ipe sapa gelmez  show  programları  ile onarılmaz yaralar açıp azınlık dediğimiz bir eli yağda bir eli balda kesimin kaprislerine toplumu heba etmek marifet sanki.. Çoğunluğun az elitist tabakanın eline terk edildiği apaçık ortada.  İşin içine ideolojik ayırımcılık da eklenince yaşadığımız manzara maalesef geleceğimizi karartıyor. Medya gücünü halktan alması gerekirken azınlık dediğimiz seçkinci zümrenin istek ve doğrultularından alıyor. Reklam pastasından pay almak uğruna toplumun değerlerini hiçe sayan yayınların pompalanması sağlıksız kuşakların doğmasına yol açıyor; hem manen hem madden.. Genç beyinlerin zihnine pranga vurulduğunun hala farkında değiliz. Medyanın dördüncü kuvvet olduğunun şişirilmiş balonuyla kitleleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanması vahim sonuçlara yol açacağı aşikâr.
       Dördüncü kuvvet dedik ama aslında birinci kuvvet. Çünkü medyamız etik anlayışdan uzak olduğu için çıkarlarına ters düşen her ne olursa olsun biranda karalama kampanya metotları ile rakiplerini diskalifiye etme şansına sahip.  Bu durum yıllardır hala temizleyemediğimiz derin ilişkilerde gizli.  Devlet içine sızmış çeteler –sermaye-medya üçgeni ile kurulan düzenek toplumsal aydınlanmayı baltalamak üzere kurulmuş adeta.  Halkı iyi anlayan ve halkla hemhal olan anlayışlara kapalı bu sistem var oldukça medyaya yönelik hayıflanmalar bitmeyecek gibi.  İdealimizde ki medya anlayışından kastımız; Analitik yorum yapabilen, analitik haber olarak kaynağından araştıran ve objektif kriterleri esas alarak halkın denetimine açık olan bir medyadır.  Bakalım bu hastalıklı yapımızla nereye kadar gidecek bu gemi. Gemi şuan hızla su alıyor, ama zaten bir batarsa hepimiz batarız hassasiyeti de yok ortada. 
      Osmanlı’nın kendini anlatma diye derdi yoktu.  Osmanlı’nın kendisini enforme etme diye bir derdi olmadı, niye olsun ki gerek yoktu çünkü. Osmanlı sistemini adalet ve özgürlükler üzerine inşa ettiği için bu tür şeylere kafa yormadı.  Onlar yöneticisi ile yönetileni arasında muhabbet iklimi oluşturmuşlardı hep. İdare edenler ve idare edilenler el ele gönül gönül gönüle sadece Allah’a abd olmuşlardı. Allah’tan gayri sahte mabutlara itibar etmiyorlardı. Şu anda yaşadığımız süreçte medya toplumu sahte sanal cennete çağırmaktan başka bir görev yapmıyor diyebiliriz. Böyle olunca da toplum nezdinde git gide güven kaybına uğruyor.  Osmanlı toplumuYaratana kul olmakla mutluluğun şerefini tadıyordu. Geçici dünyevi lezzetlerin cazibesine kapılmadan yaşıyorlardı. Osmanlıda  çok elzem durumlarda  duyuru mahiyetinde ‘duyduk duymadık demeyin..’ tarzda kulaktan kulağa yayılan dilden dile aktarılan bir kültür var. Kelimenin tam anlamıyla Osmanlı’nın enformasyonu sözlü kültür dediğimiz ağdır. Hiçbir zaman sömürgecilik anlayışı ile hareket etmemişlerdir.
        Türkiye medyası bu noktada problemli .. 1950’lerden geldiğimiz süreçte kimi zaman medya alaylıların, kimi zaman mülkiyelilerin, kimi zamanda güç odaklarının sesi olmuştur. Özal’ın serbes düşünce ve serbes piyasa ekonomik politikaları ile çok sesliliğe geçiş yapmanın neticesinde insanımızın ufkunda zihni değişimler yaşandığı ortaya çıktı. Zihni değişim ister istemez kimlik değiştirmeyi de beraberinde getirdi .. Öyle ki Anadolu insanı tarlasından toprağından çıkıp şehirlere yerleşti,  kabuk değişikliği yaşandı, aynı zamanda kentler sol merkezli olmaktan çıkıp hızlı bir süreç yaşandı. Fakat bu durum çok uzun sürmedi 1990’ın eşiğini geldiğimizde bildiğimiz aktörler devreye girerek zihni dönüşümün önüne engel olmak için adına ister kadife darbe denilsin,  isterse postmodern denilsin, bu tür müdahelelerle toplumun hızlı bir şekilde kabuk değişimini baltalamak için ellerinden geleni yaptılar. Basın bu tür ortamlarda halktan yana tavır alamayıp zinde güçlerden yana tavır alması düşündürücü. Sadece tavır alsa bir noktada görmezlikten gelinebilir. Bilakis yangına kürekle gitme işlevini üstlenmiştir. Medya yönlendirilmek yerine yönlendirmeyi,  yani toplumsal mühendisliği tercih ediyor. Kendi dünyalarında belirlemiş oldukları kalıplarla hareket eden toplum görmek istiyorlar. Toplumsal mühendislik uygulamalarında yeterince mesafe alamamaları onları zaman zaman sinirlendirerek hıncını alamayıp toplumu baskıyla, cinsellik ve dedikodu kazanıyla evcilleştirme yoluna gidiyorlar. Zaten okuma oranı düşük olan toplumuz, birde bunun üzerine içi boş yayınlarla insanımızın ruh dünyasını yıkmak ne kadar etik. Medyamız toplumun belirlediği, sempati duyduğu kişileri değil,  kendisinin belirlediği birkaç isimlerle zihinleri karıştıracak proğramlar yapmakta yüksünmüyor. Evlerimizin yatak odalarına kadar bile destursuz girecek kadar ölçüyü kaçıran bir medya var karşımızda. Nezaman adam oluruz, galiba kendi özümüzde var olan dürüst, yalandandan uzak, merhametini yitirmemiş kodlarımıza döndüğümüzde galiba.
      
      &lt;/strong&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MEDYATİK MANZARAMIZ</p>
<p>ALPEREN GÜRBÜZER</p>
<p> Her şeyin basite indirgendiği, magazinleştiği ve eğlence showları ile insanları ekranlara ya da gazete-dergi sahifelerine hapsetmek medyacılık sanılıyor. Değerler alt üst olmuş, özel yaşantı alanları fütursuzca çiğnenmiş, yalanın birinin bin para olduğu ortamda Avrupa Birliği, dış politika, ekonomi kimin umurunda. Böyle giderse toplumun hafızası silinerek toplumsal cinnete giden bir akibetle karşı karşıya kalcağız.<br />
      Yapılmak istenen galiba düşünemeyen toplum üretmek ve uyuşturulmuş insanları dedikodu ile oyalamak olsa gerek. Eline tutuşturulmuş ipe sapa gelmez  show  programları  ile onarılmaz yaralar açıp azınlık dediğimiz bir eli yağda bir eli balda kesimin kaprislerine toplumu heba etmek marifet sanki.. Çoğunluğun az elitist tabakanın eline terk edildiği apaçık ortada.  İşin içine ideolojik ayırımcılık da eklenince yaşadığımız manzara maalesef geleceğimizi karartıyor. Medya gücünü halktan alması gerekirken azınlık dediğimiz seçkinci zümrenin istek ve doğrultularından alıyor. Reklam pastasından pay almak uğruna toplumun değerlerini hiçe sayan yayınların pompalanması sağlıksız kuşakların doğmasına yol açıyor; hem manen hem madden.. Genç beyinlerin zihnine pranga vurulduğunun hala farkında değiliz. Medyanın dördüncü kuvvet olduğunun şişirilmiş balonuyla kitleleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanması vahim sonuçlara yol açacağı aşikâr.<br />
       Dördüncü kuvvet dedik ama aslında birinci kuvvet. Çünkü medyamız etik anlayışdan uzak olduğu için çıkarlarına ters düşen her ne olursa olsun biranda karalama kampanya metotları ile rakiplerini diskalifiye etme şansına sahip.  Bu durum yıllardır hala temizleyemediğimiz derin ilişkilerde gizli.  Devlet içine sızmış çeteler –sermaye-medya üçgeni ile kurulan düzenek toplumsal aydınlanmayı baltalamak üzere kurulmuş adeta.  Halkı iyi anlayan ve halkla hemhal olan anlayışlara kapalı bu sistem var oldukça medyaya yönelik hayıflanmalar bitmeyecek gibi.  İdealimizde ki medya anlayışından kastımız; Analitik yorum yapabilen, analitik haber olarak kaynağından araştıran ve objektif kriterleri esas alarak halkın denetimine açık olan bir medyadır.  Bakalım bu hastalıklı yapımızla nereye kadar gidecek bu gemi. Gemi şuan hızla su alıyor, ama zaten bir batarsa hepimiz batarız hassasiyeti de yok ortada.<br />
      Osmanlı’nın kendini anlatma diye derdi yoktu.  Osmanlı’nın kendisini enforme etme diye bir derdi olmadı, niye olsun ki gerek yoktu çünkü. Osmanlı sistemini adalet ve özgürlükler üzerine inşa ettiği için bu tür şeylere kafa yormadı.  Onlar yöneticisi ile yönetileni arasında muhabbet iklimi oluşturmuşlardı hep. İdare edenler ve idare edilenler el ele gönül gönül gönüle sadece Allah’a abd olmuşlardı. Allah’tan gayri sahte mabutlara itibar etmiyorlardı. Şu anda yaşadığımız süreçte medya toplumu sahte sanal cennete çağırmaktan başka bir görev yapmıyor diyebiliriz. Böyle olunca da toplum nezdinde git gide güven kaybına uğruyor.  Osmanlı toplumuYaratana kul olmakla mutluluğun şerefini tadıyordu. Geçici dünyevi lezzetlerin cazibesine kapılmadan yaşıyorlardı. Osmanlıda  çok elzem durumlarda  duyuru mahiyetinde ‘duyduk duymadık demeyin..’ tarzda kulaktan kulağa yayılan dilden dile aktarılan bir kültür var. Kelimenin tam anlamıyla Osmanlı’nın enformasyonu sözlü kültür dediğimiz ağdır. Hiçbir zaman sömürgecilik anlayışı ile hareket etmemişlerdir.<br />
        Türkiye medyası bu noktada problemli .. 1950’lerden geldiğimiz süreçte kimi zaman medya alaylıların, kimi zaman mülkiyelilerin, kimi zamanda güç odaklarının sesi olmuştur. Özal’ın serbes düşünce ve serbes piyasa ekonomik politikaları ile çok sesliliğe geçiş yapmanın neticesinde insanımızın ufkunda zihni değişimler yaşandığı ortaya çıktı. Zihni değişim ister istemez kimlik değiştirmeyi de beraberinde getirdi .. Öyle ki Anadolu insanı tarlasından toprağından çıkıp şehirlere yerleşti,  kabuk değişikliği yaşandı, aynı zamanda kentler sol merkezli olmaktan çıkıp hızlı bir süreç yaşandı. Fakat bu durum çok uzun sürmedi 1990’ın eşiğini geldiğimizde bildiğimiz aktörler devreye girerek zihni dönüşümün önüne engel olmak için adına ister kadife darbe denilsin,  isterse postmodern denilsin, bu tür müdahelelerle toplumun hızlı bir şekilde kabuk değişimini baltalamak için ellerinden geleni yaptılar. Basın bu tür ortamlarda halktan yana tavır alamayıp zinde güçlerden yana tavır alması düşündürücü. Sadece tavır alsa bir noktada görmezlikten gelinebilir. Bilakis yangına kürekle gitme işlevini üstlenmiştir. Medya yönlendirilmek yerine yönlendirmeyi,  yani toplumsal mühendisliği tercih ediyor. Kendi dünyalarında belirlemiş oldukları kalıplarla hareket eden toplum görmek istiyorlar. Toplumsal mühendislik uygulamalarında yeterince mesafe alamamaları onları zaman zaman sinirlendirerek hıncını alamayıp toplumu baskıyla, cinsellik ve dedikodu kazanıyla evcilleştirme yoluna gidiyorlar. Zaten okuma oranı düşük olan toplumuz, birde bunun üzerine içi boş yayınlarla insanımızın ruh dünyasını yıkmak ne kadar etik. Medyamız toplumun belirlediği, sempati duyduğu kişileri değil,  kendisinin belirlediği birkaç isimlerle zihinleri karıştıracak proğramlar yapmakta yüksünmüyor. Evlerimizin yatak odalarına kadar bile destursuz girecek kadar ölçüyü kaçıran bir medya var karşımızda. Nezaman adam oluruz, galiba kendi özümüzde var olan dürüst, yalandandan uzak, merhametini yitirmemiş kodlarımıza döndüğümüzde galiba.</p>
<p>      </strong></p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
