<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Amaç-Araç Ekseninde Anayasacılığımız yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Tue, 22 May 2012 01:33:15 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>dogus tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13830</link>
		<dc:creator>dogus</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Apr 2008 12:13:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13830</guid>
		<description>&lt;em&gt;yasama ve yürütme arasında olması gereken küvvetler ayrılığının, türkiye’de pratikte olmamasını şu anda yaşadığımız yargı-meclis sorunlarının ana kaynağı olarak görüyorum.&lt;/em&gt;

Bu analizde dogruluk payi var (yorumlarin gerisine katilmasam da). Sistemimizde halk yurutme ve yasama erkini ayni anda secer, bunun yan etkisi olarak parlamento ayri bir kuvvet olamaz. Parlamento uzerinde "parti"'nin etkisi artar yani meclis degil "parti" kuvvetlenir. Karsi taraf karsi hamle yapmak icin elinden gelen tek hamleyi yapiyor - demokrasi karsiti gozukme pahasina parti kapatmak!

Bu kutlenin (parti/yasama/yurutme) birbirinden ayrilmasi lazim. Ne var ki bu iki kuvveti ayirmaya kalktiginizda bu sefer "padisahlik sistemi geliyor" diye bagiriyorlar! Qamalci arkadaslara yaranmak hakikaten mumkun degil. 

Ote yandan parti kapatmayi ancak bir noktaya kadar savunmak mumkun. AKP'nin kapatilma seviyesinde bir icraatininin olduguna sadece en Qamalci Hurriyet yazarlari ve onu takip eden beyinsiz kitleleri inandirabilirsiniz. Demek istedigimiz aslinda mevcut sistem de isletilebilirdi ama mevcut sistem ne yazik ki "aptal gecirmez" degil cunku sistemde Qamalcilar var.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><em>yasama ve yürütme arasında olması gereken küvvetler ayrılığının, türkiye’de pratikte olmamasını şu anda yaşadığımız yargı-meclis sorunlarının ana kaynağı olarak görüyorum.</em></p>
<p>Bu analizde dogruluk payi var (yorumlarin gerisine katilmasam da). Sistemimizde halk yurutme ve yasama erkini ayni anda secer, bunun yan etkisi olarak parlamento ayri bir kuvvet olamaz. Parlamento uzerinde &#8220;parti&#8221;&#8216;nin etkisi artar yani meclis degil &#8220;parti&#8221; kuvvetlenir. Karsi taraf karsi hamle yapmak icin elinden gelen tek hamleyi yapiyor - demokrasi karsiti gozukme pahasina parti kapatmak!</p>
<p>Bu kutlenin (parti/yasama/yurutme) birbirinden ayrilmasi lazim. Ne var ki bu iki kuvveti ayirmaya kalktiginizda bu sefer &#8220;padisahlik sistemi geliyor&#8221; diye bagiriyorlar! Qamalci arkadaslara yaranmak hakikaten mumkun degil. </p>
<p>Ote yandan parti kapatmayi ancak bir noktaya kadar savunmak mumkun. AKP&#8217;nin kapatilma seviyesinde bir icraatininin olduguna sadece en Qamalci Hurriyet yazarlari ve onu takip eden beyinsiz kitleleri inandirabilirsiniz. Demek istedigimiz aslinda mevcut sistem de isletilebilirdi ama mevcut sistem ne yazik ki &#8220;aptal gecirmez&#8221; degil cunku sistemde Qamalcilar var.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>TT tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13828</link>
		<dc:creator>TT</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Apr 2008 09:40:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13828</guid>
		<description>yavaş yavaş &lt;strong&gt;akp de iktidar olduktan bir süre sonra kendi diktatörlüğünü kurmaya çalışmıştır.şu anda yaşanan gerilim bundan bağımsız açıklanamaz&lt;/strong&gt;

Neyin diktatörlüğü?
Bana göre gerilimin sebebi AKP'nin sadece yaramaz çocuk olması o kadar...

CHP ve aynı eksendeki solcular gibi(taraf gazetesi vb. sol camia hariç) gizli diktatörlerin safına geçmediği için AK Parti suçlu hale gelmiş ve bu durum ona demokrasinin odağı haline gelmeyi nasip etmiştir.

AKP'yi problem edenlerin gerekçelerine baktığımızda bu partinin ülkeye ayak bağı olan temel problemlere el atmasını görüyoruz..

-Avrupa Birliği sürecinde ve ortadoğuda izlenen aktif dış politika
-Özgürlükçü bir yeni anayasanın hazırlanması ve 301.maddenin değiştirilmesi
-Kürt sorunun çözümü için açılımlar.
-Alevilere ve azınlıklara yönelik olumlu adımlar
-Türban yasağının kaldırılması
-Ergenekon terör örgütünün temizlenmesi
-Sermayenin dar bir çevreden alınıp genişletilmesi...
-Kartel medyası,Ordu,YÖK,yargı gibi en dokunulmazlara ve güçlülere karşı dik durması,doğru bildiği yolda mücadele etmesi...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>yavaş yavaş <strong>akp de iktidar olduktan bir süre sonra kendi diktatörlüğünü kurmaya çalışmıştır.şu anda yaşanan gerilim bundan bağımsız açıklanamaz</strong></p>
<p>Neyin diktatörlüğü?<br />
Bana göre gerilimin sebebi AKP&#8217;nin sadece yaramaz çocuk olması o kadar&#8230;</p>
<p>CHP ve aynı eksendeki solcular gibi(taraf gazetesi vb. sol camia hariç) gizli diktatörlerin safına geçmediği için AK Parti suçlu hale gelmiş ve bu durum ona demokrasinin odağı haline gelmeyi nasip etmiştir.</p>
<p>AKP&#8217;yi problem edenlerin gerekçelerine baktığımızda bu partinin ülkeye ayak bağı olan temel problemlere el atmasını görüyoruz..</p>
<p>-Avrupa Birliği sürecinde ve ortadoğuda izlenen aktif dış politika<br />
-Özgürlükçü bir yeni anayasanın hazırlanması ve 301.maddenin değiştirilmesi<br />
-Kürt sorunun çözümü için açılımlar.<br />
-Alevilere ve azınlıklara yönelik olumlu adımlar<br />
-Türban yasağının kaldırılması<br />
-Ergenekon terör örgütünün temizlenmesi<br />
-Sermayenin dar bir çevreden alınıp genişletilmesi&#8230;<br />
-Kartel medyası,Ordu,YÖK,yargı gibi en dokunulmazlara ve güçlülere karşı dik durması,doğru bildiği yolda mücadele etmesi&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>yavaş yavaş tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13826</link>
		<dc:creator>yavaş yavaş</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Apr 2008 08:32:00 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13826</guid>
		<description>yasama ve yürütme arasında olması gereken küvvetler ayrılığının, türkiye'de pratikte olmamasını şu anda yaşadığımız yargı-meclis sorunlarının ana kaynağı olarak görüyorum.

yasama yetkisi meclisin. yürütme de hükütmetin yetkisidir. ne yazık ki seçim yasaları ve sistemi yüzünden iktidarı elinde bulunduran hükümet, meclisin de önemli bir çoğunluğunu elinde bulundurmaktadır. bu durumda iktidarın anayasanın özgürlükleri koruyucu yapısını bozup, anayasayı iktidarı koruyucu hale getirmesi kaçınılmaz oluyor. yani çoğunluğun diktatörlüğüne doğru yöneliyor. bu da başlı başına rejim tehlikesi, toplumsal kutuplaşma ve iç savaş gibi tehlikeleri gündemden düşürmüyor.

ne yazık ki akp de iktidar olduktan bir süre sonra kendi diktatörlüğünü kurmaya çalışmıştır. şu anda yaşanan gerilim bundan bağımsız açıklanamaz. şöyle bir beyin cimnastiği turnusol kağıdı görevi görüyor "düşünelim ki akp son iki yılında seçim yasasını çoğulcu bir çizgiye çekseydi ve anayasayı da farklılıkları koruyucu şekilde dönüştürseydi, nasıl bir türkiye'de yaşıyor olurduk."

sizin de belirttiğiniz gibi iktidarın doğası çoğulcu demokrasiyle çelişmektedir. bu hangi partinin iktidar olduğundan bağımsız bir mesele.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>yasama ve yürütme arasında olması gereken küvvetler ayrılığının, türkiye&#8217;de pratikte olmamasını şu anda yaşadığımız yargı-meclis sorunlarının ana kaynağı olarak görüyorum.</p>
<p>yasama yetkisi meclisin. yürütme de hükütmetin yetkisidir. ne yazık ki seçim yasaları ve sistemi yüzünden iktidarı elinde bulunduran hükümet, meclisin de önemli bir çoğunluğunu elinde bulundurmaktadır. bu durumda iktidarın anayasanın özgürlükleri koruyucu yapısını bozup, anayasayı iktidarı koruyucu hale getirmesi kaçınılmaz oluyor. yani çoğunluğun diktatörlüğüne doğru yöneliyor. bu da başlı başına rejim tehlikesi, toplumsal kutuplaşma ve iç savaş gibi tehlikeleri gündemden düşürmüyor.</p>
<p>ne yazık ki akp de iktidar olduktan bir süre sonra kendi diktatörlüğünü kurmaya çalışmıştır. şu anda yaşanan gerilim bundan bağımsız açıklanamaz. şöyle bir beyin cimnastiği turnusol kağıdı görevi görüyor &#8220;düşünelim ki akp son iki yılında seçim yasasını çoğulcu bir çizgiye çekseydi ve anayasayı da farklılıkları koruyucu şekilde dönüştürseydi, nasıl bir türkiye&#8217;de yaşıyor olurduk.&#8221;</p>
<p>sizin de belirttiğiniz gibi iktidarın doğası çoğulcu demokrasiyle çelişmektedir. bu hangi partinin iktidar olduğundan bağımsız bir mesele.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>T.Suat Demren tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13800</link>
		<dc:creator>T.Suat Demren</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Apr 2008 04:31:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13800</guid>
		<description>Alper bey,

Ben şu anayasa daha iyi demek için söylemedim. 61 Anayasasının toplumsal özgürlükler verdiğini ancak siyaseti de işleyemez hale getirdiğini söyledim. Sahiplerimizin bazı haklar verdiği ancak yasamanın bu haklar da dahil başka pekçok şeye ilişkin düzenleme imkanını da çok  çok zorlaştırıcı mekanizmalar getirmiş bir anayasadır 61 anayasası. Demokrasi açısıdnan çok sonrunlu bu. hele atanmış, ömür boyu konsey üyelri falan olacak şey değil. 

Çift parlomento (seçilmiş elbette) benim de zaman zaman düşündüğüm birşey ama bu 61 anayasasındaki sistemden hayli farklı. Zaten şu aşamada tekinin bulunduğu vesayet demokrasisini düzeltmeye çalışıyoruz.  Yasamanın bırakın sınırlarını belirlemeyi, attığı her adımı engeleyebilen bir sistemi/zihniyeti değiştirmemiz önce.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Alper bey,</p>
<p>Ben şu anayasa daha iyi demek için söylemedim. 61 Anayasasının toplumsal özgürlükler verdiğini ancak siyaseti de işleyemez hale getirdiğini söyledim. Sahiplerimizin bazı haklar verdiği ancak yasamanın bu haklar da dahil başka pekçok şeye ilişkin düzenleme imkanını da çok  çok zorlaştırıcı mekanizmalar getirmiş bir anayasadır 61 anayasası. Demokrasi açısıdnan çok sonrunlu bu. hele atanmış, ömür boyu konsey üyelri falan olacak şey değil. </p>
<p>Çift parlomento (seçilmiş elbette) benim de zaman zaman düşündüğüm birşey ama bu 61 anayasasındaki sistemden hayli farklı. Zaten şu aşamada tekinin bulunduğu vesayet demokrasisini düzeltmeye çalışıyoruz.  Yasamanın bırakın sınırlarını belirlemeyi, attığı her adımı engeleyebilen bir sistemi/zihniyeti değiştirmemiz önce.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Alper Akalın tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13797</link>
		<dc:creator>Alper Akalın</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Apr 2008 23:17:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13797</guid>
		<description>Suat Bey;

Hangi anayasa daha özgürlükçü peki? Orjinal 82 mi, yamalı 82 mi, menderesin sonunu getiren 24 mü, yoksa kanun-i esasi mi? Bence, 60 anayasasına haksızlık etmeyelim...

Kaldı ki, ben çift meclisi tek meclise tercih ederim. Kuvvetler ayrıığı ilkesini, yargının dominantlığını, şu parti kapatma sürecinde sıkça dile getiririz ama yasama ile yurutmenin bu kadar cakıstıgı bir sistemi eleştirmeyiz nedense. Yasa  koyucuların, yürütme organlarının insiyatifinde kalarak yasama yapmaları, avrupa demokrasilerinde sakat bir durumdur. Bence, yürütmenin daha üstünde, sadece konusunda uzmanların seçilebidiği (atandığı deil),daha sıklıkla yenilenen ve devlet değil bireyler adına çalışacak olan bir senatonun varlıgı, yargının ve bizahati yürütmenin de sınırlarının belirlenmesi için demokrasinin gereğidir...

Ülkemizdeki demokrasi ne yazık ki sahtedir. Bizde sahte demokrasi üzerinde fikir telakki ediyoruz. Daha bazıları da, bu sahte demokrasinin gücünden bile korkup, onu tümden yok etmeye çalışıyor. Bindik bir alamete, gedeyoz kıyamete...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Suat Bey;</p>
<p>Hangi anayasa daha özgürlükçü peki? Orjinal 82 mi, yamalı 82 mi, menderesin sonunu getiren 24 mü, yoksa kanun-i esasi mi? Bence, 60 anayasasına haksızlık etmeyelim&#8230;</p>
<p>Kaldı ki, ben çift meclisi tek meclise tercih ederim. Kuvvetler ayrıığı ilkesini, yargının dominantlığını, şu parti kapatma sürecinde sıkça dile getiririz ama yasama ile yurutmenin bu kadar cakıstıgı bir sistemi eleştirmeyiz nedense. Yasa  koyucuların, yürütme organlarının insiyatifinde kalarak yasama yapmaları, avrupa demokrasilerinde sakat bir durumdur. Bence, yürütmenin daha üstünde, sadece konusunda uzmanların seçilebidiği (atandığı deil),daha sıklıkla yenilenen ve devlet değil bireyler adına çalışacak olan bir senatonun varlıgı, yargının ve bizahati yürütmenin de sınırlarının belirlenmesi için demokrasinin gereğidir&#8230;</p>
<p>Ülkemizdeki demokrasi ne yazık ki sahtedir. Bizde sahte demokrasi üzerinde fikir telakki ediyoruz. Daha bazıları da, bu sahte demokrasinin gücünden bile korkup, onu tümden yok etmeye çalışıyor. Bindik bir alamete, gedeyoz kıyamete&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Suat tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13793</link>
		<dc:creator>Suat</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Apr 2008 19:06:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13793</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Bu arada modernlesme tarihimizin en ozgurlukcu anaysasina bir askeri grubun imza atmis olmasi da bence su anki siyasiler iicn utanc verici bir durumdur.&lt;/blockquote&gt;

Alper bey,

Ben o kadar emin değilim bundan. Evet, 61 Anayasasının toplumsal alanda bazı özgürlükler getirdiği doğru. Ama bunu yaparken iktidari siyasilere değil hemen tamamen devlete vermiştir. bakın Mümtazer Türköe bu konuda ne &lt;a href="http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=482323" rel="nofollow"&gt;yazıyor:&lt;/a&gt;

&lt;blockquote&gt;Parlamenter sistem iki başlı icrayı kaldırmaz. İcra ile yasamanın bir bütün teşkil etmesi, yani parlamentoda çoğunluğu elinde bulunduran partiye ait olması, sistemin işlemesi için zaruridir. Halkına güvenmeyen sistemler, tedbir olarak iki çare düşünürler. Parlamento, senato ve meclis olarak ikiye ayrılarak birbirini denetleyecek. İkinci olarak icra, cumhurbaşkanı ile yetkilerini paylaşacak.

10 yıllık Demokrat Parti iktidarından sonra, 61 Anayasası ile siyasal sistemi şekillendiren 27 Mayıs Cuntası, halkın oyuyla yasama ve yürütme organını oluşturan gücü, yani iktidara gelen siyasî partiyi dengelemek ve frenlemenin ötesinde iş yapamaz hale getirmek için dünyada cari olan bütün araçları seferber etmiştir. Yasama organı ikiye bölünmüş, belirlenen kurallarla yasa yapma süreci içinden çıkılmaz hale gelmiştir. Üstelik senatoya, izahı mümkün olmayan bir garabetle cuntacılar "tabî üye" sıfatıyla katılmışlar, cumhurbaşkanına da aynı senatoya kontenjan senatörü unvanıyla üye atama yetkisi tanınmıştır. İcranın, yetki kanunu ile düzenleyici işlem yapmasına izin verilmemiştir. Ortaya çıkan sonuç tam olarak yönetilemeyen bir demokrasidir. Tablo o kadar aşırıya kaçmıştır ki, 12 Martçılar yönetimi bir ölçüde icraat yapabilir hale getirebilmek için Anayasa'da değişiklikler yapmak ve mesela hükümete Kanun Hükmünde Kararname çıkarmak yetkisi tanımak zorunda kalmıştır.&lt;/blockquote&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Bu arada modernlesme tarihimizin en ozgurlukcu anaysasina bir askeri grubun imza atmis olmasi da bence su anki siyasiler iicn utanc verici bir durumdur.</p></blockquote>
<p>Alper bey,</p>
<p>Ben o kadar emin değilim bundan. Evet, 61 Anayasasının toplumsal alanda bazı özgürlükler getirdiği doğru. Ama bunu yaparken iktidari siyasilere değil hemen tamamen devlete vermiştir. bakın Mümtazer Türköe bu konuda ne <a href="http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=482323" rel="nofollow">yazıyor:</a></p>
<blockquote><p>Parlamenter sistem iki başlı icrayı kaldırmaz. İcra ile yasamanın bir bütün teşkil etmesi, yani parlamentoda çoğunluğu elinde bulunduran partiye ait olması, sistemin işlemesi için zaruridir. Halkına güvenmeyen sistemler, tedbir olarak iki çare düşünürler. Parlamento, senato ve meclis olarak ikiye ayrılarak birbirini denetleyecek. İkinci olarak icra, cumhurbaşkanı ile yetkilerini paylaşacak.</p>
<p>10 yıllık Demokrat Parti iktidarından sonra, 61 Anayasası ile siyasal sistemi şekillendiren 27 Mayıs Cuntası, halkın oyuyla yasama ve yürütme organını oluşturan gücü, yani iktidara gelen siyasî partiyi dengelemek ve frenlemenin ötesinde iş yapamaz hale getirmek için dünyada cari olan bütün araçları seferber etmiştir. Yasama organı ikiye bölünmüş, belirlenen kurallarla yasa yapma süreci içinden çıkılmaz hale gelmiştir. Üstelik senatoya, izahı mümkün olmayan bir garabetle cuntacılar &#8220;tabî üye&#8221; sıfatıyla katılmışlar, cumhurbaşkanına da aynı senatoya kontenjan senatörü unvanıyla üye atama yetkisi tanınmıştır. İcranın, yetki kanunu ile düzenleyici işlem yapmasına izin verilmemiştir. Ortaya çıkan sonuç tam olarak yönetilemeyen bir demokrasidir. Tablo o kadar aşırıya kaçmıştır ki, 12 Martçılar yönetimi bir ölçüde icraat yapabilir hale getirebilmek için Anayasa&#8217;da değişiklikler yapmak ve mesela hükümete Kanun Hükmünde Kararname çıkarmak yetkisi tanımak zorunda kalmıştır.</p></blockquote>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Alper Akalin tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13790</link>
		<dc:creator>Alper Akalin</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Apr 2008 15:29:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13790</guid>
		<description>Talha Bey:

Cok guzel analiz olmus. Ellerinize saglik...

Deginmek istedigim nokta; anayasal demokrasi anlayisina sahip cikan gercek demokrat bir partinin Turkiye siyasi tarihinde cikmamis olmasi uzucudur. AKPyi de ne yazik ki bu kervana dahil ediyorum zira ozgurlukcu bir anaysanin onemini ancak kapatilma davasiyla anlayan, sivil anayasadan da anladigi sadece turban ozgurluklerini teminat altina almak olan bir partinin 61 anayasasi bize bol geliyor diyen zihniyetten ne farki vardir diye sormuyor deilim kendime...

Bu arada modernlesme tarihimizin en ozgurlukcu anaysasina bir askeri grubun imza atmis olmasi da bence su anki siyasiler iicn utanc verici bir durumdur&lt;em&gt;.(Hos, bu ulkede siyasiler, askerlerden yonetimi ancak 80 sonrasi tamamiyle devralabilidler. O surede de 3 tane post modern darbe ile karsi karsiya kaldiklarini goz onune alirsak, ulkeyi yonetmeye ne zaman firsatlari oldu ki sorusunu da anlayisla karsilamaya hazirim) &lt;/em&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Talha Bey:</p>
<p>Cok guzel analiz olmus. Ellerinize saglik&#8230;</p>
<p>Deginmek istedigim nokta; anayasal demokrasi anlayisina sahip cikan gercek demokrat bir partinin Turkiye siyasi tarihinde cikmamis olmasi uzucudur. AKPyi de ne yazik ki bu kervana dahil ediyorum zira ozgurlukcu bir anaysanin onemini ancak kapatilma davasiyla anlayan, sivil anayasadan da anladigi sadece turban ozgurluklerini teminat altina almak olan bir partinin 61 anayasasi bize bol geliyor diyen zihniyetten ne farki vardir diye sormuyor deilim kendime&#8230;</p>
<p>Bu arada modernlesme tarihimizin en ozgurlukcu anaysasina bir askeri grubun imza atmis olmasi da bence su anki siyasiler iicn utanc verici bir durumdur<em>.(Hos, bu ulkede siyasiler, askerlerden yonetimi ancak 80 sonrasi tamamiyle devralabilidler. O surede de 3 tane post modern darbe ile karsi karsiya kaldiklarini goz onune alirsak, ulkeyi yonetmeye ne zaman firsatlari oldu ki sorusunu da anlayisla karsilamaya hazirim) </em></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>alperen tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13774</link>
		<dc:creator>alperen</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Apr 2008 08:40:58 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13774</guid>
		<description>&lt;strong&gt;STATÜKOCULUK VE DEĞİŞİM 
ALPEREN GÜRBÜZER

	Değişimden yana olmayan, mevcut durumdan taviz vermeyerek yaşamını idame ettiren anlayış  ‘statükoculuk’ ismini alır. Yani, değişimin zıddıdır statükoculuk. Değişim ise eski bayatlamış alışkanlıkları terk edip, yeni bir hamlenin adıdır. Realite er-geç su yüzüne çıkıyor. Doğru tahliller ve kriterlerin önüne geçilmek istense de, dayatmacı görüşler sonunda hakikatin karşısında pes etmek zorunda kalıyor. Nice ilim adamları yaşadığı devirlerde kıymeti bilinmemiş, bin bir türlü cefaya maruz kalmışlar, ama haklılıkları zamanla anlaşılmıştır. Engizisyonun susturucu aleti giyotin, tarihi süreçte yerini bilgiye terketmiştir. Kazanan giyotin olmamış, geçde olsa değişim kazanmış, en nihayet giyotun tarihin harabelerine gömülmüştür.. 
	İslâmiyet; “iki günü eşit kılan zarardadır” buyurarak statükoculuğa geçit vermemiştir. Devamlı ilerleme kaydetme ve yeni gelişmelere uyum sağlamak İslâmiyetin kabulüdür. Değişmemekte ısrar eden toplumlar, kendilerini bataklığa düşmekten kurtaramazlar. Dünyada herşey eskir ve değişir, yalnız, hak ve hakikat prensipleri olan vahyin soluğu ve sünnetin ruhu değişmez. Çünkü; Kur’an-ı Mu’ciz’ül beyan bütün çağlara ferman okuyan, tek evrensel hakikat ışığıdır. İdeal bir müslümanın tek gayesi, asrımızı İslâm’ın o engin hoşgörü ışığında değiştirmek ve insanlığın özlediği gerçek değişim projesini sunmaktır. 
	Batıda statükocu zihniyeti aristokratlar, kralcılar, dinciler, ırkçılar,  klasik kapitalistler ve milliyetçiler oluşturur. Batı’nın karanlık ortaçağ devresine baktığımızda, kilise sultalarının, aristokratlarının ve kralcıların, değişimden uzak hayat yaşadıkları ve uzun seneler depdebeli saltanatlarını devam ettirdikleri görülecektir. Bu sultalarca birçok insanın giyotin makinasıyla canına kıyılsa da, sonunda kazanan değişim oldu. 
      Batıda sağcı, hayatından memnundur. Çünkü, ekonomik durumu diğer kesimlere göre çok daha ileri seviyelerdedir, geleceği parlaktır da. O’nun için statik kalmaktan beis duymazlar. Batının solcu kesimi ise ekonomik  yönden güçsüz olduğu için, olaylara hep tepkivarı refleks göstererek mevcut düzenin değişmesini isterler. Nitekim, batı solcusu huzursuz, zeril sefil hayat yaşadığından dolayı, herbiri ‘eylem manyağı’ oluyorlar.
	Türkiye’deki durum Batı’nın tam tersi, yani solcularımız maddi yönden çok iyi durumda olmalarına rağmen dinle barışık sayılmazlar. Solcularımız, genelde elit çevrelerden çıkar. Son derece önemli yerlerde köşebaşlarını tutmuş olduklarından dolayı etkilidirler. Bundan dolayıdır ki, değişimden yana değildirler. Ülkemizde sağcı diye vasıflandırılan kesim ise, ekonomik durumu iyi olmayan, fakat değişimden yana tavır gösterirler. O insanlar her nekadar radikal, fundamentalist ithamına maruz kalsalar da tepkileri sivil inisiyatif mücadelesi sınırları içinde kalıp, demokratiktirler. Yani, demokratik yollardan, hak ve özgürlüklerin hayata yansımasını taleb etmektedirler. Batı sağcısının yaşadığı lüks konfor hayatı yaşamasalar da, maddi imkansızlıklar içerisinde Allah’a inançları tamdırlar. Avrupa’da solcu, refah seviyesi düşük olmasından ötürü isyankârdır hep. Türk solcusu da bolluk içinde yüzdüğü halde Allah’a şükür noktasında bihaber yaşamaktadırlar. Sol 22 Temmeuz 2007’de seçime gitmekten imtina da ederler, neymiş o ayda seçmenin sahillerde olacağı kaygısını taşırlar, oysa sağ seçmenin böyle bir derdi yok. Bu iki örnek partilerin seçmen tabanının hangi noktada olduğunun en iyi göstergesidir.Görüldüğü gibi sağcı ve solcu kesimin genel yapısının profili aşağı yukarı bu merkezde seyrediyor. İstisnai durumlara şahit olsak da, umumiyetle bizde ki solcular statükocu, sağcılarımız ise değişimcidirler.
	Müslüman kimliğine sahip olan bir insan, hem külfette hem de nimette Allah’ı hatırlar, hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inanır. Evet, varlıkta ve yoklukta iman sahibi olmak güzel bir duygu olsa gerektir. Allah’a itaatla, kölelerin sultan olduğunu, sultanların da isyankârlığında ise biçare duruma düştüklerini gösteriyor tarih bize. Onun için, insan hangi durumda olursa olsun mutlaka Allah’a şükretmesini bilmeli. Allah’ın bahşettiği nimetleri en iyi şekilde kullanarak değişimin kapısını aralamalı. İnsan beşer olması hasebiyle hataya düşebilir. Sadece düşüp kalkmayan şüphesiz Allah-ü Azimüşşandır. O halde her an Allah’ı hatırlamalı, O’na günahlarımızın affı için O’na yalvarmalı. Çünkü tevbe hürriyete ve değişime giden yolda birinci kapıdır. Statik yapımızı dinamik hale getirmek istiyorsak, Allah’ın huzurunda tevbe ederek hürriyetin ve değişimin tadını yaşamak gerek. 
    Her halimiz statik olmuş adeta. Günümüzde insanoğlunun yaşadığı anla ilgisi yok gibi. Soluk soluğa hayatını geçiştiren insanoğlu, statükoculuğun kolları arasında can çekişiyor adeta. İnsanın birgün yeniden kendine dönüşü, belki de kurtuluşu olacaktır. İşte bu kurtuluş kapısını açmanın birinci adımı, Allah’a tevbe ederek değişimi iç dünyamızda başlatabiliriz. İçimizde fırtınalar estirerek, şu kâinat sarayında İslâm adına değişim rüzgarları estirmek pekâla mümkün. İç ayinesinde hürriyetin ve değişimin lezzetini tadamayan, dış dünyasında nizam kuramaz. Madem gerçeği araştırıyoruz, o zaman yapılacak tek şey ruh dünyamızı güle çevirmek, daha sonra da statükoculuğun çemberini kırarak mutlak manada değişimi elde etmek olmalı. Çok büyük iddia olsa da önce kendimizi değiştireceğiz sonra da âlemi...
	Nimette ve külfette beraberlik anlayışı dediğimiz kardeşlik olgusu, tarihin ilk devrelerinde yerini alan göçebe hayat tarzından daha kuvvetli bir duygudur..  Gerçekten de göçebe toplum da yardımlaşma duygusu ağırlıklı değerdir. O topluluğun sosyal yardımlaşmanın kaynağına baktığımızda akrabalığın etken olduğunu görürüz. İçtimai tesanüd dediğimiz sosyolojik vetire, din ile birleşince ister istemez karşı konamıyacak kadar bir güç doğar. Hatta devletlerin kuruluşunda bile tesanüd (asabiyet) hakimdir. Osmanlı, kuruluşunda Söğüt’te küçük bir aşiret beyliği idi, yaklaşık ikiyüz çadırdan ibaret bu topluluklar başlangıçta birlik ve asabiyet (dostluk) ruhu ile doluydu. Her devletin temelinde tesanüd (asabiyet) mayası vardır zaten. Demek ki bu maya olmadan devlet kurulamıyor.  Dolayısıyla, başlangıç noktasında dostluk, akrabalık ve yardımlaşma duyguları, kurulacak devlet için şart gibi. Daha sonra bu duygular yerleşikliğin vermiş olduğu, lüks hayatla sönmeye yüz tutması kaçınılmaz oluyor. Böylece müesseseleşme denilen hadise ister istemez asabiyetin zayıflamasına neden olmuştur. Doğrusu da bu idi zaten. Ne zaman ki, beylikden devlete geçildi, o zaman karşımıza yöneticilerle, yönetilenlerin birlikte paylaştıkları iktidar ortaya çıktı. Halkın (tebânın) yönetime katılması kendiliğinden yerleşik hayatı ve refahı getirdi. Külfetin yerini nimetin alması durumunda ise,  toplumda çözücü tesirler meydana getireceği, dolayısıyla tesanüd ihtiyacı azalacağı muhakkak. Çünkü, otorite kurulmuştur artık. Devlet kökleşmiş ve bu arada tesanüd değişime uğrayarak yerini iktidara terkedecektir. Medeniyetler zirvedeyken aslında çöküşün başlangıç işaretini verirler. Bir nevi, bu bir anlamda yeni bir medeniyete hazırlık süreci demektir.
		Değişim yönünde tavır sergileyenler, çevrenin her meydan okuyuşuna başarılı cevaplar verirler ve kendi kendilerini enine boyuna tazelerler. Değişimciler sayesinde toplum farklılaşmaktan bütünleşmeye, bütünleşmekten farklılaşmaya geçer. Her yaşanılan değişimle, medeniyete giden yolda bütünleşmeye, bütünleşmekten farklılaşmaya geçilir. Yani değişim olayı medeniyete giden yolda bütünleşmeyi sağlar. Fakat değişimcilerin de zamanla etki gücü kaybolur, bir an gelir ki kalabalığa yol gösteremezler artık. Nitekim, olgunlaşmış değişim zamanla etkisini yitirebiliyor. Olgunluğun zirvesinde olan ve doyuma ulaşmış değişimciler eski zaferlerin hatırasıyla avunurlar sadece. Çevrenin yeni yeni sorularına hep o alışık klasik cevabı verirler. Doyuma ulaştıkları için, aslında çevrenin sorularına verebilecekleri birşeyleri de kalmamıştır. Bu durum hem kendilerini hem de toplumu cevapsızlığa ve boşluğa sürükler. Sorularına cevap bulamayan toplum, bu sefer de huzuru başka alanlarda aramaya koyulur. Tâki, yeni değişimciler çıkana dek. Statükoculuk sahneden çekilince, yeni değişimciler yeni bir medeniyetin muştusu için seferber olurlar. Yeni klavuzlar, sadece çözülen topluma, yeni bir medeniyetin doğuşunu hazırlar. Demek ki;Allah ve Rasulünün hakikatleri hariç, şu dünyada herşey değişiyor,  ister istemez insanın aklına dünya döner devran döner, sonunda herşey aslına döner veciz söz aklımıza geliyor 
	Heyhât, anlıyoruz ki, medeniyetlerde bir ömür kadar dayanıksız. Dedik ya, herşey fani ve fani olan her olay yeni bir doğuma gebe. Sürekli doğuşlar, batışlar, düşüşler ve yükselişler yaşanacaktır, tabiidir. Bu durum değişimin sosyal bir vaka olduğunu hatırlatıyor insanlığa. 
	Değişim, değişim, değişim illa da değişim diyoruz, statükoculuk asla...&lt;/strong&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>STATÜKOCULUK VE DEĞİŞİM<br />
ALPEREN GÜRBÜZER</p>
<p>	Değişimden yana olmayan, mevcut durumdan taviz vermeyerek yaşamını idame ettiren anlayış  ‘statükoculuk’ ismini alır. Yani, değişimin zıddıdır statükoculuk. Değişim ise eski bayatlamış alışkanlıkları terk edip, yeni bir hamlenin adıdır. Realite er-geç su yüzüne çıkıyor. Doğru tahliller ve kriterlerin önüne geçilmek istense de, dayatmacı görüşler sonunda hakikatin karşısında pes etmek zorunda kalıyor. Nice ilim adamları yaşadığı devirlerde kıymeti bilinmemiş, bin bir türlü cefaya maruz kalmışlar, ama haklılıkları zamanla anlaşılmıştır. Engizisyonun susturucu aleti giyotin, tarihi süreçte yerini bilgiye terketmiştir. Kazanan giyotin olmamış, geçde olsa değişim kazanmış, en nihayet giyotun tarihin harabelerine gömülmüştür..<br />
	İslâmiyet; “iki günü eşit kılan zarardadır” buyurarak statükoculuğa geçit vermemiştir. Devamlı ilerleme kaydetme ve yeni gelişmelere uyum sağlamak İslâmiyetin kabulüdür. Değişmemekte ısrar eden toplumlar, kendilerini bataklığa düşmekten kurtaramazlar. Dünyada herşey eskir ve değişir, yalnız, hak ve hakikat prensipleri olan vahyin soluğu ve sünnetin ruhu değişmez. Çünkü; Kur’an-ı Mu’ciz’ül beyan bütün çağlara ferman okuyan, tek evrensel hakikat ışığıdır. İdeal bir müslümanın tek gayesi, asrımızı İslâm’ın o engin hoşgörü ışığında değiştirmek ve insanlığın özlediği gerçek değişim projesini sunmaktır.<br />
	Batıda statükocu zihniyeti aristokratlar, kralcılar, dinciler, ırkçılar,  klasik kapitalistler ve milliyetçiler oluşturur. Batı’nın karanlık ortaçağ devresine baktığımızda, kilise sultalarının, aristokratlarının ve kralcıların, değişimden uzak hayat yaşadıkları ve uzun seneler depdebeli saltanatlarını devam ettirdikleri görülecektir. Bu sultalarca birçok insanın giyotin makinasıyla canına kıyılsa da, sonunda kazanan değişim oldu.<br />
      Batıda sağcı, hayatından memnundur. Çünkü, ekonomik durumu diğer kesimlere göre çok daha ileri seviyelerdedir, geleceği parlaktır da. O’nun için statik kalmaktan beis duymazlar. Batının solcu kesimi ise ekonomik  yönden güçsüz olduğu için, olaylara hep tepkivarı refleks göstererek mevcut düzenin değişmesini isterler. Nitekim, batı solcusu huzursuz, zeril sefil hayat yaşadığından dolayı, herbiri ‘eylem manyağı’ oluyorlar.<br />
	Türkiye’deki durum Batı’nın tam tersi, yani solcularımız maddi yönden çok iyi durumda olmalarına rağmen dinle barışık sayılmazlar. Solcularımız, genelde elit çevrelerden çıkar. Son derece önemli yerlerde köşebaşlarını tutmuş olduklarından dolayı etkilidirler. Bundan dolayıdır ki, değişimden yana değildirler. Ülkemizde sağcı diye vasıflandırılan kesim ise, ekonomik durumu iyi olmayan, fakat değişimden yana tavır gösterirler. O insanlar her nekadar radikal, fundamentalist ithamına maruz kalsalar da tepkileri sivil inisiyatif mücadelesi sınırları içinde kalıp, demokratiktirler. Yani, demokratik yollardan, hak ve özgürlüklerin hayata yansımasını taleb etmektedirler. Batı sağcısının yaşadığı lüks konfor hayatı yaşamasalar da, maddi imkansızlıklar içerisinde Allah’a inançları tamdırlar. Avrupa’da solcu, refah seviyesi düşük olmasından ötürü isyankârdır hep. Türk solcusu da bolluk içinde yüzdüğü halde Allah’a şükür noktasında bihaber yaşamaktadırlar. Sol 22 Temmeuz 2007’de seçime gitmekten imtina da ederler, neymiş o ayda seçmenin sahillerde olacağı kaygısını taşırlar, oysa sağ seçmenin böyle bir derdi yok. Bu iki örnek partilerin seçmen tabanının hangi noktada olduğunun en iyi göstergesidir.Görüldüğü gibi sağcı ve solcu kesimin genel yapısının profili aşağı yukarı bu merkezde seyrediyor. İstisnai durumlara şahit olsak da, umumiyetle bizde ki solcular statükocu, sağcılarımız ise değişimcidirler.<br />
	Müslüman kimliğine sahip olan bir insan, hem külfette hem de nimette Allah’ı hatırlar, hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inanır. Evet, varlıkta ve yoklukta iman sahibi olmak güzel bir duygu olsa gerektir. Allah’a itaatla, kölelerin sultan olduğunu, sultanların da isyankârlığında ise biçare duruma düştüklerini gösteriyor tarih bize. Onun için, insan hangi durumda olursa olsun mutlaka Allah’a şükretmesini bilmeli. Allah’ın bahşettiği nimetleri en iyi şekilde kullanarak değişimin kapısını aralamalı. İnsan beşer olması hasebiyle hataya düşebilir. Sadece düşüp kalkmayan şüphesiz Allah-ü Azimüşşandır. O halde her an Allah’ı hatırlamalı, O’na günahlarımızın affı için O’na yalvarmalı. Çünkü tevbe hürriyete ve değişime giden yolda birinci kapıdır. Statik yapımızı dinamik hale getirmek istiyorsak, Allah’ın huzurunda tevbe ederek hürriyetin ve değişimin tadını yaşamak gerek.<br />
    Her halimiz statik olmuş adeta. Günümüzde insanoğlunun yaşadığı anla ilgisi yok gibi. Soluk soluğa hayatını geçiştiren insanoğlu, statükoculuğun kolları arasında can çekişiyor adeta. İnsanın birgün yeniden kendine dönüşü, belki de kurtuluşu olacaktır. İşte bu kurtuluş kapısını açmanın birinci adımı, Allah’a tevbe ederek değişimi iç dünyamızda başlatabiliriz. İçimizde fırtınalar estirerek, şu kâinat sarayında İslâm adına değişim rüzgarları estirmek pekâla mümkün. İç ayinesinde hürriyetin ve değişimin lezzetini tadamayan, dış dünyasında nizam kuramaz. Madem gerçeği araştırıyoruz, o zaman yapılacak tek şey ruh dünyamızı güle çevirmek, daha sonra da statükoculuğun çemberini kırarak mutlak manada değişimi elde etmek olmalı. Çok büyük iddia olsa da önce kendimizi değiştireceğiz sonra da âlemi&#8230;<br />
	Nimette ve külfette beraberlik anlayışı dediğimiz kardeşlik olgusu, tarihin ilk devrelerinde yerini alan göçebe hayat tarzından daha kuvvetli bir duygudur..  Gerçekten de göçebe toplum da yardımlaşma duygusu ağırlıklı değerdir. O topluluğun sosyal yardımlaşmanın kaynağına baktığımızda akrabalığın etken olduğunu görürüz. İçtimai tesanüd dediğimiz sosyolojik vetire, din ile birleşince ister istemez karşı konamıyacak kadar bir güç doğar. Hatta devletlerin kuruluşunda bile tesanüd (asabiyet) hakimdir. Osmanlı, kuruluşunda Söğüt’te küçük bir aşiret beyliği idi, yaklaşık ikiyüz çadırdan ibaret bu topluluklar başlangıçta birlik ve asabiyet (dostluk) ruhu ile doluydu. Her devletin temelinde tesanüd (asabiyet) mayası vardır zaten. Demek ki bu maya olmadan devlet kurulamıyor.  Dolayısıyla, başlangıç noktasında dostluk, akrabalık ve yardımlaşma duyguları, kurulacak devlet için şart gibi. Daha sonra bu duygular yerleşikliğin vermiş olduğu, lüks hayatla sönmeye yüz tutması kaçınılmaz oluyor. Böylece müesseseleşme denilen hadise ister istemez asabiyetin zayıflamasına neden olmuştur. Doğrusu da bu idi zaten. Ne zaman ki, beylikden devlete geçildi, o zaman karşımıza yöneticilerle, yönetilenlerin birlikte paylaştıkları iktidar ortaya çıktı. Halkın (tebânın) yönetime katılması kendiliğinden yerleşik hayatı ve refahı getirdi. Külfetin yerini nimetin alması durumunda ise,  toplumda çözücü tesirler meydana getireceği, dolayısıyla tesanüd ihtiyacı azalacağı muhakkak. Çünkü, otorite kurulmuştur artık. Devlet kökleşmiş ve bu arada tesanüd değişime uğrayarak yerini iktidara terkedecektir. Medeniyetler zirvedeyken aslında çöküşün başlangıç işaretini verirler. Bir nevi, bu bir anlamda yeni bir medeniyete hazırlık süreci demektir.<br />
		Değişim yönünde tavır sergileyenler, çevrenin her meydan okuyuşuna başarılı cevaplar verirler ve kendi kendilerini enine boyuna tazelerler. Değişimciler sayesinde toplum farklılaşmaktan bütünleşmeye, bütünleşmekten farklılaşmaya geçer. Her yaşanılan değişimle, medeniyete giden yolda bütünleşmeye, bütünleşmekten farklılaşmaya geçilir. Yani değişim olayı medeniyete giden yolda bütünleşmeyi sağlar. Fakat değişimcilerin de zamanla etki gücü kaybolur, bir an gelir ki kalabalığa yol gösteremezler artık. Nitekim, olgunlaşmış değişim zamanla etkisini yitirebiliyor. Olgunluğun zirvesinde olan ve doyuma ulaşmış değişimciler eski zaferlerin hatırasıyla avunurlar sadece. Çevrenin yeni yeni sorularına hep o alışık klasik cevabı verirler. Doyuma ulaştıkları için, aslında çevrenin sorularına verebilecekleri birşeyleri de kalmamıştır. Bu durum hem kendilerini hem de toplumu cevapsızlığa ve boşluğa sürükler. Sorularına cevap bulamayan toplum, bu sefer de huzuru başka alanlarda aramaya koyulur. Tâki, yeni değişimciler çıkana dek. Statükoculuk sahneden çekilince, yeni değişimciler yeni bir medeniyetin muştusu için seferber olurlar. Yeni klavuzlar, sadece çözülen topluma, yeni bir medeniyetin doğuşunu hazırlar. Demek ki;Allah ve Rasulünün hakikatleri hariç, şu dünyada herşey değişiyor,  ister istemez insanın aklına dünya döner devran döner, sonunda herşey aslına döner veciz söz aklımıza geliyor<br />
	Heyhât, anlıyoruz ki, medeniyetlerde bir ömür kadar dayanıksız. Dedik ya, herşey fani ve fani olan her olay yeni bir doğuma gebe. Sürekli doğuşlar, batışlar, düşüşler ve yükselişler yaşanacaktır, tabiidir. Bu durum değişimin sosyal bir vaka olduğunu hatırlatıyor insanlığa.<br />
	Değişim, değişim, değişim illa da değişim diyoruz, statükoculuk asla&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13773</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Apr 2008 08:12:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/04/02/amac-arac-ekseninde-anayasaciligimiz/#comment-13773</guid>
		<description>&lt;strong&gt;ANAYASACILIK ÖLDÜ YASASIN MAHKEMECiLiK !!!&lt;/strong&gt;

&lt;img src="http://medya.zaman.com.tr/2008/04/02/salihmemecan.gif" alt="Türkiye bir hukuk devletidir" /&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANAYASACILIK ÖLDÜ YASASIN MAHKEMECiLiK !!!</strong></p>
<p><img src="http://medya.zaman.com.tr/2008/04/02/salihmemecan.gif" alt="Türkiye bir hukuk devletidir" /></p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

