<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>18 Mart’tan Önceki Son Durum yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2008/03/18/18-mart%e2%80%99tan-onceki-son-durum/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2008/03/18/18-mart%e2%80%99tan-onceki-son-durum/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 01:25:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>alperen tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/03/18/18-mart%e2%80%99tan-onceki-son-durum/#comment-13338</link>
		<dc:creator>alperen</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Mar 2008 07:31:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/03/18/18-mart%e2%80%99tan-onceki-son-durum/#comment-13338</guid>
		<description>&lt;strong&gt;MEHMET AKİF ERSOY
ALPEREN GÜRBÜZER

    Bana dokunmayan bin yıl yaşasın ortamları koyulaştığında aşırı rehavete koyulmanın bedeli olarak işgaller yakalamıştır Türk insanını hep. Aslolan her an her durumda canlı kalabilmektir oysa.
    Ne zaman ki; elde avuçta bir şey kalmazsa başımıza gelen bir lokma bir hırka durum halimizi ‘eh ne yapalım kaderimiz buymuş’ deyip geçiştiriyoruz, ya da istila eden güçlere içten içe hayıflanıp, başımızı gömdüğümüz kumdan çıkarmaya başlıyor ve etrafımızda olayın vehametini yavaş yavaş dillendirerek teselli bulmaya çalışıyoruz böylece. Bütün bu yaşanan haleti ruhiyemizin veya uyku sersemliğimizin yerini hayata bir nebze dönüşümüzün adı diye de özetlenebilir aslında. Ortada bir kuşatan var birde kuşatılanın acziyeti ve ezikliği sözkonusudur çünkü.
       İşte bu acziyetin içinde kendini bedbinliğe bırakmamış bir ruh devreye giriyor, o ruhun adı mehmet Akif’dir. O ne Tevfik Fikret’i, ne de Yahya Kemal’i örnek aldı, o zor olana talip oldu. Yani ne Tevfik Fikret gibi kendi kabına çekilmeyi, ne de Yahya Kemal gibi geçmişin o 
ihtişamlı hayatın alemine sığınmayı, çileyi göğüslemeyi yeğledi. Önce halkın kaderine razı haline son verip gökkubbede yankılanacak bülbül oldu şiirleriyle; enginlere sığmam taşarım diyerek etrafa heyacan aşıladı.. Bülbül seslendikçe  halkdaki suskunluk cevvaliyete dönüştüğü gözlerden kaçmadı.. 
     Bitkin düşmüş imparatorluğun ayakta durabilmeye çalıştığı dönemde doğmuştu Akif. Annesi Buhara kökenli, babası ise Arnavut kökenli bir ailenin çocuğu.. Tarih böyle bir sarmal ortamda yakaladı Akif’i. Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar karşısında benimde iman dolu göğsüm serhaddim var şeklindeki meydan okuyuşu ya da  şark duruşu diyebileceğimiz tavrıyla milletimizin bülbülü kesildi. İşte o duruş neticesinde ülkemizin o engin ufuklarında İstiklal marşımız doğdu, yazdığı marşının yanısıra o halkın derin tercümanı ve bülbülü olmayı çoktan hak etti bile. Sonunda tarihin insanımıza yüklediği o bıkkınlık ve batı’nın çelik zırhlı duvarı, şarkın iman dolu aşkına mağlup olur. Kolay değildi, uyuyan bir devi yeniden uyandırmak. Ey Türk titre ve kendine dön! diye seslenen Bilge Kağan’ın bir değişik versiyonu olan şiirimsi fethin adıdır Akif. O Milletin bağrında inleyen yürekti, yedi düvele karşı verilen mücadelede en büyük şeref payı ona aittir diyebiliriz. Öyle misralar var ki sönük, kendisine bile tesiri yok, öyle mısralar da var ki,  uyuyan bir milleti uyandırmaya yettiği gibi, cepheden cepheye koşturarak kurtuluş destanı olmaya vesiledir. Tarihin yükünü şiirleriyle taşıdı, taşıdıkça sorumluluğu kat kat arttı, yılmadı usanmadı, ta ki pembe şafaklar doğana kadar. 
      Her ne olduysa kurtuluş zaferinin ardından memleketinden uzak diyarlarda Mısır’a sürgün edilerek bülbülün sesini kıstığımız gibi, kanadını da kırdık. Kendi haline terki diyar edilmesinin burukluğunu yaşattık. Artık bülbülün  ruhu taş kesilmişti, siper et gövdeni diyemiyecek kadar donuklaşmıştı. Kurtuluş mücadelesi öncesi mesuliyet şuuruyla değil elini taşın altına, hatta tüm gövdesini koyacak kadar fedakar olan Akif, kurtuluş sonrası bütün bedeni akkor kesilmişti. Aslında akkor haline gelen bedeni değildi,  bedeni ile birlikte tüm halkı idi.. Ona belkide en acı gelen yaşadıkları değil İstiklal Marşını kanla yazdığı topraklardan ötelerde son nefesini halkından uzak beklemeye terk edilmiş olmasıdır. Nitekim, bülbül son nefesini ve Allah’a can borcunu vatanının dışında teslim etmiştir. Ruhu şad olsun.&lt;/strong&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MEHMET AKİF ERSOY<br />
ALPEREN GÜRBÜZER</p>
<p>    Bana dokunmayan bin yıl yaşasın ortamları koyulaştığında aşırı rehavete koyulmanın bedeli olarak işgaller yakalamıştır Türk insanını hep. Aslolan her an her durumda canlı kalabilmektir oysa.<br />
    Ne zaman ki; elde avuçta bir şey kalmazsa başımıza gelen bir lokma bir hırka durum halimizi ‘eh ne yapalım kaderimiz buymuş’ deyip geçiştiriyoruz, ya da istila eden güçlere içten içe hayıflanıp, başımızı gömdüğümüz kumdan çıkarmaya başlıyor ve etrafımızda olayın vehametini yavaş yavaş dillendirerek teselli bulmaya çalışıyoruz böylece. Bütün bu yaşanan haleti ruhiyemizin veya uyku sersemliğimizin yerini hayata bir nebze dönüşümüzün adı diye de özetlenebilir aslında. Ortada bir kuşatan var birde kuşatılanın acziyeti ve ezikliği sözkonusudur çünkü.<br />
       İşte bu acziyetin içinde kendini bedbinliğe bırakmamış bir ruh devreye giriyor, o ruhun adı mehmet Akif’dir. O ne Tevfik Fikret’i, ne de Yahya Kemal’i örnek aldı, o zor olana talip oldu. Yani ne Tevfik Fikret gibi kendi kabına çekilmeyi, ne de Yahya Kemal gibi geçmişin o<br />
ihtişamlı hayatın alemine sığınmayı, çileyi göğüslemeyi yeğledi. Önce halkın kaderine razı haline son verip gökkubbede yankılanacak bülbül oldu şiirleriyle; enginlere sığmam taşarım diyerek etrafa heyacan aşıladı.. Bülbül seslendikçe  halkdaki suskunluk cevvaliyete dönüştüğü gözlerden kaçmadı..<br />
     Bitkin düşmüş imparatorluğun ayakta durabilmeye çalıştığı dönemde doğmuştu Akif. Annesi Buhara kökenli, babası ise Arnavut kökenli bir ailenin çocuğu.. Tarih böyle bir sarmal ortamda yakaladı Akif’i. Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar karşısında benimde iman dolu göğsüm serhaddim var şeklindeki meydan okuyuşu ya da  şark duruşu diyebileceğimiz tavrıyla milletimizin bülbülü kesildi. İşte o duruş neticesinde ülkemizin o engin ufuklarında İstiklal marşımız doğdu, yazdığı marşının yanısıra o halkın derin tercümanı ve bülbülü olmayı çoktan hak etti bile. Sonunda tarihin insanımıza yüklediği o bıkkınlık ve batı’nın çelik zırhlı duvarı, şarkın iman dolu aşkına mağlup olur. Kolay değildi, uyuyan bir devi yeniden uyandırmak. Ey Türk titre ve kendine dön! diye seslenen Bilge Kağan’ın bir değişik versiyonu olan şiirimsi fethin adıdır Akif. O Milletin bağrında inleyen yürekti, yedi düvele karşı verilen mücadelede en büyük şeref payı ona aittir diyebiliriz. Öyle misralar var ki sönük, kendisine bile tesiri yok, öyle mısralar da var ki,  uyuyan bir milleti uyandırmaya yettiği gibi, cepheden cepheye koşturarak kurtuluş destanı olmaya vesiledir. Tarihin yükünü şiirleriyle taşıdı, taşıdıkça sorumluluğu kat kat arttı, yılmadı usanmadı, ta ki pembe şafaklar doğana kadar.<br />
      Her ne olduysa kurtuluş zaferinin ardından memleketinden uzak diyarlarda Mısır’a sürgün edilerek bülbülün sesini kıstığımız gibi, kanadını da kırdık. Kendi haline terki diyar edilmesinin burukluğunu yaşattık. Artık bülbülün  ruhu taş kesilmişti, siper et gövdeni diyemiyecek kadar donuklaşmıştı. Kurtuluş mücadelesi öncesi mesuliyet şuuruyla değil elini taşın altına, hatta tüm gövdesini koyacak kadar fedakar olan Akif, kurtuluş sonrası bütün bedeni akkor kesilmişti. Aslında akkor haline gelen bedeni değildi,  bedeni ile birlikte tüm halkı idi.. Ona belkide en acı gelen yaşadıkları değil İstiklal Marşını kanla yazdığı topraklardan ötelerde son nefesini halkından uzak beklemeye terk edilmiş olmasıdır. Nitekim, bülbül son nefesini ve Allah’a can borcunu vatanının dışında teslim etmiştir. Ruhu şad olsun.</strong></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Muzaffer tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/03/18/18-mart%e2%80%99tan-onceki-son-durum/#comment-13329</link>
		<dc:creator>Muzaffer</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Mar 2008 21:14:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/03/18/18-mart%e2%80%99tan-onceki-son-durum/#comment-13329</guid>
		<description>1990 senesinden, Türkiye´den ayrildigim seneye kadar bütün yazlari gecirdigim bölge, sahil,Kücükkemikli´den Büyükkemikli´ye, Conkbayirindan Kücükanafartalar köyüne, oradan Büyükanafartalara, oradan Eceabat´a, Eceabat´tan Kilitbahir´e avucumun ici gibi bildigim yerler...

yazarken bile ayriligin SIKINTIsi yüregimi yakiyor.

Rahmetli babamla 99 senesindeki yanginda arabamizla alevlerin icinde kalmistik.
Jandarma, "biz gecemedik, siz bir sansinizi deneyin", deyip alevlerin icine yollamisti bizi.

Denizde de bir keresinde yanima iki tane Büyükkemikli´nin meshur dev köpek baliklari gelmisti...

Ne hatiralar vardi...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>1990 senesinden, Türkiye´den ayrildigim seneye kadar bütün yazlari gecirdigim bölge, sahil,Kücükkemikli´den Büyükkemikli´ye, Conkbayirindan Kücükanafartalar köyüne, oradan Büyükanafartalara, oradan Eceabat´a, Eceabat´tan Kilitbahir´e avucumun ici gibi bildigim yerler&#8230;</p>
<p>yazarken bile ayriligin SIKINTIsi yüregimi yakiyor.</p>
<p>Rahmetli babamla 99 senesindeki yanginda arabamizla alevlerin icinde kalmistik.<br />
Jandarma, &#8220;biz gecemedik, siz bir sansinizi deneyin&#8221;, deyip alevlerin icine yollamisti bizi.</p>
<p>Denizde de bir keresinde yanima iki tane Büyükkemikli´nin meshur dev köpek baliklari gelmisti&#8230;</p>
<p>Ne hatiralar vardi&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Abdullah tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/03/18/18-mart%e2%80%99tan-onceki-son-durum/#comment-13322</link>
		<dc:creator>Abdullah</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Mar 2008 18:25:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/03/18/18-mart%e2%80%99tan-onceki-son-durum/#comment-13322</guid>
		<description>Allah(c.c) vatanı için savaşan o büyük insanların taşıdıkları ve inandıkları değerleri daha da yücelterek bizlerinde yaşamasını nasip etsin..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Allah(c.c) vatanı için savaşan o büyük insanların taşıdıkları ve inandıkları değerleri daha da yücelterek bizlerinde yaşamasını nasip etsin..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>arif tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/03/18/18-mart%e2%80%99tan-onceki-son-durum/#comment-13308</link>
		<dc:creator>arif</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Mar 2008 12:03:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/03/18/18-mart%e2%80%99tan-onceki-son-durum/#comment-13308</guid>
		<description>Tuncay bey, Çanakkale bilincinin sönmemesi adına gösterdiğiniz duyarlık ve çalışmalar için size teşekkür ederim. Geçtiğimiz yıllarda üst üste Çanakkaleye gitmiş ve yapılanları görmüştüm. Çanakkale ruhunu yeniden tutuşturmakla kalmıyor bu yapılanlar, aynı zamanda İslamın kilidini kırmak azmindeki zavallılarında umutlarını kırıyor. Mezbelelik halindeki şehitliklerin ve tanıtım müzesiyle çevre düzenlemelerinin, şehitlerimizin aziz hatırasına yakıştığını düşünüyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tuncay bey, Çanakkale bilincinin sönmemesi adına gösterdiğiniz duyarlık ve çalışmalar için size teşekkür ederim. Geçtiğimiz yıllarda üst üste Çanakkaleye gitmiş ve yapılanları görmüştüm. Çanakkale ruhunu yeniden tutuşturmakla kalmıyor bu yapılanlar, aynı zamanda İslamın kilidini kırmak azmindeki zavallılarında umutlarını kırıyor. Mezbelelik halindeki şehitliklerin ve tanıtım müzesiyle çevre düzenlemelerinin, şehitlerimizin aziz hatırasına yakıştığını düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
