RSS Feed for This Post

Türkiye neden modern İslamofobinin merkezidir? (II)

 [Turkish Daliy News - Çeviren : Ekrem Senai]

islam-korkusu.jpgAbdullah Cevdet (1869-1932), çağdaşlarını görüşleriyle etkilemiş son dönem sekülerist Osmanlı aydınlarındandır. Bir keresinde şöyle demiştir:  “İki çeşit insan vardır”, “akıllılar, yani dinsizler; akılsızlar, yani dindarlar” Cevdet’e göre evreni yöneten bir yaratıcıya inanmak bir “onulmaz saplantı”dır. Ona göre insanlığın ve Osmanlıların ileri gitmesinin tek çaresi, din’i terk etmek ve onun yerine “mantık ve bilim”e yapışmaktır.Tanrıya karşı entellektüel savaşında o kadar cüretkardır ki zamanının dindar önemli şahsiyetleri kendisinin “Allah’ın kulu” anlamına gelen “Abdullah” ismini haketmediğini söylerler ve onun yerine kendisini “Aduvullah-Allah’ın düşmanı” olarak isimlendirirler.  Cevdet, Osmanlı imparatorluğunu 1908 ve 1913 yıllarında iki kez askeri darbeyle kontrolüne alan ideolojik, politik ve askeri “cadre” olan Jön Türk hareketinin belirgin isimlerindendir. Jön Türklerin hepsi Cevdet kadar sekülerist değildir; hatta bazıları, Ziya Gökalp gibi, inançlı Müslümandır. Fakat Cevdet’in kesinlikle önemli bir kısmı temsil ettiğini söyleyebiliriz. 1923′te Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra Cevdet’in düşünce yapısı kuvvet kazanmıştır. Bazı tarihçiler, Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün de Cevdet’in bazı fikirlerinden bir derece etkilendiğini bile söylerler.   Ersatz (ikame) din oluşturulması:   

İşte bu sebeple genç Türkiye Cumhuriyeti din’in kamusal alanda etkisini azaltmaya yönelik bir politika izlemiştir. O zamanın entellektüel kanısı, din’in, özellikle İslam’ın “terakkiye mani” olduğu şeklindedir. Bundan kurtulmak için, Cumhuriyet alternatifler oluşturmuştur. “Türklük” ululaştırılmış ve resmi olarak da Türklerin İslam’ı kabul etmeden önce daha aydınlanmış olduğu fikri işlenmeye başlanmıştır. Halbuki gerçek bunun tam tersidir- İslam öncesi Türkler göçebe insanlar olup sanat, bilim, mimarlık ve edebiyata katkıları göçebeliğin doğasına uygun olarak yok denecek kadar azdır, ve tüm bunlar çok sonra sofistike Müslüman Orta Doğu’dan öğrenilmiştir. İşte bu sebeple Cumhuriyet efsane üretmek için ölçüsüz bir çabanın içine girmiştir.   

1930′larda, zamanın devlet destekli doktrini olan meşhur “Türk Tarih Tezi”, insan ırkının en ince dallarının dahi Türklerden başladığını savunmuştur. Sümerler, Hititler ve hatta Eski Mısırlılar aslında Türklerdir —Devletin Sümerbank isminde şirketler kurması ve Ankara’nın merkezine büyük bir Hitit anıtı yerleştirmesi boşuna değildir. Cumhuriyetin tebasına sunduğu diğer bir inanç, tanrılaştırılmış liderdir. Atatürk’ün çevresinde bir kişilik kültü yaratılmıştır. Bu, en iyi 1930′ların popüler şiirlerinde izlenebilir. Kemalettin Kamu “Kabe Arab’ın olsun, bize Çankaya yeter” der. Atatürk’ün konutu şimdi ulusal bir kutsal mekan halini almıştır. Behçet Kemal Çağlar Atatürk’ten bahsederken çok daha açıktır “Samsun’a ayak basan o ilah,” der ulusal liderin Samsun şehrindeki 1919′da Kurtuluş Savaşını başlatan tarihi misyonunu anlatırken… O yılların gazeteleri, Cumhuriyet’e ve onun kutsal sembollerine övgülerle doludur — bunun yanında polis tarafından Kur’an öğretirken veya İslami kitapları dağıtırken yakalanmış “geri kafalı suçlular” da bolca yer almaktadır.   

Bu cumhuriyetin “sekülerizm”i, Amerika’da olan “din’i devletten koruma” ilkesini içermemiştir. Tam tersi burada sekülerizm, din’in etkisinin sitematik devlet propogandası ve baskı ile azaltması anlamına gelmiştir. Ahmet Ağaoğlu 12 Ocak 1931′de Son Posta gazetesinde yazdığı yazısında “Cumhuriyetin bizzat kendisi bir din ve inançtır” demektedir. Evet bir inançtır ama diğerlerine en ufak bir tolerans göstermeyen bir inanç…  

 Cumhuriyet çocukları:    

Türkiye’de bu ersatz (ikame) din’i sahiplenmiş kişilere genelde “Cumhuriyet çocuğu” denir. (Bunun bir de dişi versiyonu vardır; “Cumhuriyet kızı/kadını”) Yalnız dikkat etmek gerekir, devletin “çocuğu” olmak, vatandaş olmaktan çok farkı bir şeydir. İkincisi sosyal sözleşme düşüncesine dayanır. Devlete verginizi ödersiniz ve hizmet beklersiniz. Kanunlara uyarsınız, ama onların oluşturulmasında sözünüz dikkate alınır. Buna karşın Cumhuriyetin “çocukları” devlet ve Atatürk’e çok derin bir duygusal adanmışlık içindedir. Cumhuriyeti eleştiren birisi, onların gözünde karşı konulması ve hatta yok edilmesi gereken düşmanlardır. “Cumhuriyet çocukları”nın temel problemi kendilerini 1930′lardan beri hiç geliştirmemiş olmalarıdır. O zamanlarda ulusal efsanelere ve “bilimin” kurtarıcılığına inanmak belki normaldi.   

Fakat daha sonra “akıl ve bilim”in insanlar için yanılmaz rehber olmadığı gaz odaları ve gulaglar gibi “bilimsel” ideolojilerin sonuçlarıyla görüldü. Bu yüzden savaş sonrası felsefeciler ahlaka ihtiyacımız olduğunu ve bunun din ve gelenek dışında sağlanmasının çok güç olduğunu söylemeye başladılar. Yakın zamanda, sosyal bilimciler dindarlık ve modernitenin bağdaşabilir ve hatta modern dünyada bir “desekülarizasyon” sürecinin işlediğini söylemeye başladılar.  “Cumhuriyetin çocukları” ise hala bu yeni post-seküler fikirlerden habersiz. Hala 1930′ların Abdullah Cevdet’in tanımladığı zihni dünyasında yaşıyorlar. İşte bu yüzden fazlaca İslamofobikler… Aynı sebeple Türkiye’nin dünya ile entegrasyonuna da karşılar.    

Onlara göre, eski- güzel Cumhuriyet 70 yıl öncedeki şartlarda tutulmalı- dine karşı, liberalliğe karşı ve rijit otoriteryan olmalıdır. İyi haber şu ki bu ülke doğup büyüyen milyonlarca böyle düşünmeyen vatandaşlar da var. Onların şekillendirdiği Türkiye, İslamofobinin etkisinden ve diğer irrasyonel korkulardan çok uzakta olacak. Ancak bundan sonra Türkiye kendi inanç ve geleneğiyle çatışmaya bir son verecek.

 

Kitap tanıtan kitap 1

Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz.

 

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen,  fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Zaman Nedir?

“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz. 

 

 

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Share on Facebook

3 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin