<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Humeyni Lenin&#8217;i döver mi? Ulus devlet bölüm III yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 12:03:01 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>taxi driver tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-89661</link>
		<dc:creator>taxi driver</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Nov 2011 23:59:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-89661</guid>
		<description>Yazıda bahsedilen konuya ilgi duyanlara tavsiyem Eric Hoffer'in Kesin İnançlılar adlı denemesini mutlaka okumalıdır.Karşıt gibi duran düşüncelerin aslında ne kadar benzer bir mantık silsilesiyle dost-düşman tanımlaması yaptıklarını gözler önüne seriyor.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yazıda bahsedilen konuya ilgi duyanlara tavsiyem Eric Hoffer&#8217;in Kesin İnançlılar adlı denemesini mutlaka okumalıdır.Karşıt gibi duran düşüncelerin aslında ne kadar benzer bir mantık silsilesiyle dost-düşman tanımlaması yaptıklarını gözler önüne seriyor.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Serhan Gul tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-89593</link>
		<dc:creator>Serhan Gul</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Nov 2011 07:50:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-89593</guid>
		<description>Yazıyı yazan kişinin entellektüel derinliği, verdiği onca örneğe rağmen bir ortaokul öğrencisinden daha fazla değil. "Oynaya oynaya gelin çocuklar el ele el ele verin çocuklar", "insanlar öldürülmüş ne kötü dimi" seviyesinden daha çaplı bir argümanı da yok.

Kısaca ifade edeceğim, uzun bir makale de ben yazıp yazarın şişirdiği gibi kafanızı şişirmeyeyim:

İlk olarak, ne bolşevik, ne fransız ne de iran devrimlerine kendimi bağlı, bağımlı ya da taraftar görmüyorum.  Bilimsel ve tarihsel bir noktadan bakacağım.

Kansız bir devrim, hatta toplumsal ilerleme olması mümkün değildir. Bu kan, giyotinde akmıyorsa başka yerlerde akıyordur, mesela fabrikada fazla çalıştırılan işçinin kanıdır, düşünce suçundan hapse girip ölen, öldürülen insanlardır vs. Fakat beğenmesek, daha iyisini istesek bile şu kesindir ki, insanlık tarihi savaş, devrim ve kavgaların tarihidir. Bu açıdan baktığınız zaman, Fransız devrimi döneminde öldürülen insanlar için "ölmüşler ne yazık" diyebiliriz fakat Fransız devrimi, dünyaya burjuva demokratik devrimini, merkezi ulus-devleti ve dolayısıyla, daha az insanın öldüğü yeni bir dönemi getirmiştir. Yazarın kafası o kadar bulanık ki, sanki Fransız devriminden önce herkes 120 yaşına kadar yaşıyordu da, Fransız devrimi ile ölümler başladı sanır! Benzer şekilde, Sovyet devrimi ile, veba ve verem ile yüzbinlerce köylünün öldüğü, giyecek ayakkabı bulamadığı, hergün yüzlerce idamın yapıldığı, yaşanan karışıklık, taciz, cinayet, katliam ve her türlü başıbozukluğun hüküm sürdüğü, gelişememiş, sanayisi olmayan, tarlada -20 derecede insanların donarak öldüğü çarlık rusyası yıkılmıştır. Elbette ki, birçok kişi öldürülmüştür bu devrimde, fakat gelinen noktaya bakıyoruz neredeyse yüz yıl sonra, bütün bu örnekler, Fransa, Rusya ya da Türkiye, kaybettikleri onca candan sonra daha iyi bir konumdalar.
Dolayısıyla, devrim süreçlerinde ölen insanlar, tarihi ilerletmişlerdir. Bunu övme amaçlı değil, objektif olarak ifade ediyorum. 

İkinci nokta ise, yazar yine tarihsel perspektif açısından ortaokul seviyesine tekabül eden biçimde, konuyu öyle bir anlatmış ki, devrim dönemleri hariç kimse ölmüyor sanarsınız! Gelin madem bakalım, devrim "olmayan" dönemlerde, tarihsel olarak, daha az mı kişi ölmüş? Devrim olmayan dönemlerdeki büyük kitlesel savaşlara bakalım, Yüzyıl Savaşları(milyonla ifade edebileceğiniz kadar insan), Gün savaşları, bütün imparatorluklar arasında geçen savaşlarda ölen on milyonlarca insan, Osmanlı-Avusturya-Rusya-Macaristan vb, 1. ve 2. dünya savaşları falan filan. Bunları topladığınızda, devrim olmayan, yani devlet nizamı "stabil" dönemlerde, devrim olanların en azından bin katı daha fazla ölüm yaşanmıştır. Tabi bir de hem devrim, hem savaş olan dönemler var, iç savaşlar var falan filan.

Kısaca; insanlar, doğar, büyür ve ölürler. Bilmiyorsanız diye söyledim. Ve tarihte de milyonlarca insan savaşlarda, devrimlerde, iş kazalarında, trafik kazalarında falan ölmektedir ve ölmüştür. Hani şu "topluma müdahaleci" olmakla itham ediyorsunuz ya devrimleri, sizler, aslında "kimse ölmesin" diyerek bir toplumsal müdahale yapıyorsunuz. Dolayısıyla, insanlar ölsün ya da ölmesin, her ideoloji, topluma kendi istediği doğrultuda müdahale etmek ister, işin doğası budur. Son kertede, tarih boyunca anlamlı ölümler olduğu gibi, etnik mücadeleler, kan davaları, aşiret kavgaları gibi anlamsız ve gereksiz ölümler de olmaktadır. Bunları durdurmaya çabalarsanız bu da bir ilerleme sayılabilir.
İnsanlar elbette ölmesin(di), fakat bu oldu ve toplumu bir noktaya getirdi. Ve sizin bu "aman kimse ölmesin laylaylom" tavrınız, en kökten ve kemikleşmiş muhafazakarlığın gizlenmiş halidir. Yani, "eller havaya kimse kımıldamasın" demektesiniz. 
İnsanoğlu böyle çirkin bir varlık işte, tarih boyunca hep savaşmış, birbirini öldürmüş, yegane türlerden biridir. Bu yüzden bunu onaylamak ya da kökten karşı çıkmak yerine, nesnel olarak tarihe bakabilirseniz, lise diplomanızı alabilirsiniz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yazıyı yazan kişinin entellektüel derinliği, verdiği onca örneğe rağmen bir ortaokul öğrencisinden daha fazla değil. &#8220;Oynaya oynaya gelin çocuklar el ele el ele verin çocuklar&#8221;, &#8220;insanlar öldürülmüş ne kötü dimi&#8221; seviyesinden daha çaplı bir argümanı da yok.</p>
<p>Kısaca ifade edeceğim, uzun bir makale de ben yazıp yazarın şişirdiği gibi kafanızı şişirmeyeyim:</p>
<p>İlk olarak, ne bolşevik, ne fransız ne de iran devrimlerine kendimi bağlı, bağımlı ya da taraftar görmüyorum.  Bilimsel ve tarihsel bir noktadan bakacağım.</p>
<p>Kansız bir devrim, hatta toplumsal ilerleme olması mümkün değildir. Bu kan, giyotinde akmıyorsa başka yerlerde akıyordur, mesela fabrikada fazla çalıştırılan işçinin kanıdır, düşünce suçundan hapse girip ölen, öldürülen insanlardır vs. Fakat beğenmesek, daha iyisini istesek bile şu kesindir ki, insanlık tarihi savaş, devrim ve kavgaların tarihidir. Bu açıdan baktığınız zaman, Fransız devrimi döneminde öldürülen insanlar için &#8220;ölmüşler ne yazık&#8221; diyebiliriz fakat Fransız devrimi, dünyaya burjuva demokratik devrimini, merkezi ulus-devleti ve dolayısıyla, daha az insanın öldüğü yeni bir dönemi getirmiştir. Yazarın kafası o kadar bulanık ki, sanki Fransız devriminden önce herkes 120 yaşına kadar yaşıyordu da, Fransız devrimi ile ölümler başladı sanır! Benzer şekilde, Sovyet devrimi ile, veba ve verem ile yüzbinlerce köylünün öldüğü, giyecek ayakkabı bulamadığı, hergün yüzlerce idamın yapıldığı, yaşanan karışıklık, taciz, cinayet, katliam ve her türlü başıbozukluğun hüküm sürdüğü, gelişememiş, sanayisi olmayan, tarlada -20 derecede insanların donarak öldüğü çarlık rusyası yıkılmıştır. Elbette ki, birçok kişi öldürülmüştür bu devrimde, fakat gelinen noktaya bakıyoruz neredeyse yüz yıl sonra, bütün bu örnekler, Fransa, Rusya ya da Türkiye, kaybettikleri onca candan sonra daha iyi bir konumdalar.<br />
Dolayısıyla, devrim süreçlerinde ölen insanlar, tarihi ilerletmişlerdir. Bunu övme amaçlı değil, objektif olarak ifade ediyorum. </p>
<p>İkinci nokta ise, yazar yine tarihsel perspektif açısından ortaokul seviyesine tekabül eden biçimde, konuyu öyle bir anlatmış ki, devrim dönemleri hariç kimse ölmüyor sanarsınız! Gelin madem bakalım, devrim &#8220;olmayan&#8221; dönemlerde, tarihsel olarak, daha az mı kişi ölmüş? Devrim olmayan dönemlerdeki büyük kitlesel savaşlara bakalım, Yüzyıl Savaşları(milyonla ifade edebileceğiniz kadar insan), Gün savaşları, bütün imparatorluklar arasında geçen savaşlarda ölen on milyonlarca insan, Osmanlı-Avusturya-Rusya-Macaristan vb, 1. ve 2. dünya savaşları falan filan. Bunları topladığınızda, devrim olmayan, yani devlet nizamı &#8220;stabil&#8221; dönemlerde, devrim olanların en azından bin katı daha fazla ölüm yaşanmıştır. Tabi bir de hem devrim, hem savaş olan dönemler var, iç savaşlar var falan filan.</p>
<p>Kısaca; insanlar, doğar, büyür ve ölürler. Bilmiyorsanız diye söyledim. Ve tarihte de milyonlarca insan savaşlarda, devrimlerde, iş kazalarında, trafik kazalarında falan ölmektedir ve ölmüştür. Hani şu &#8220;topluma müdahaleci&#8221; olmakla itham ediyorsunuz ya devrimleri, sizler, aslında &#8220;kimse ölmesin&#8221; diyerek bir toplumsal müdahale yapıyorsunuz. Dolayısıyla, insanlar ölsün ya da ölmesin, her ideoloji, topluma kendi istediği doğrultuda müdahale etmek ister, işin doğası budur. Son kertede, tarih boyunca anlamlı ölümler olduğu gibi, etnik mücadeleler, kan davaları, aşiret kavgaları gibi anlamsız ve gereksiz ölümler de olmaktadır. Bunları durdurmaya çabalarsanız bu da bir ilerleme sayılabilir.<br />
İnsanlar elbette ölmesin(di), fakat bu oldu ve toplumu bir noktaya getirdi. Ve sizin bu &#8220;aman kimse ölmesin laylaylom&#8221; tavrınız, en kökten ve kemikleşmiş muhafazakarlığın gizlenmiş halidir. Yani, &#8220;eller havaya kimse kımıldamasın&#8221; demektesiniz.<br />
İnsanoğlu böyle çirkin bir varlık işte, tarih boyunca hep savaşmış, birbirini öldürmüş, yegane türlerden biridir. Bu yüzden bunu onaylamak ya da kökten karşı çıkmak yerine, nesnel olarak tarihe bakabilirseniz, lise diplomanızı alabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Humeyni'yi sevmek kolay degil tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-86573</link>
		<dc:creator>Humeyni'yi sevmek kolay degil</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 08:54:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-86573</guid>
		<description>http://www.timeturk.com/tr/2011/10/21/ferid-farjad-in-konserinde-iran-kavgasi.html


İstanbul’a 2 konser için gelen Farjad, son konserini önceki akşam Kültür Üniversitesi Akıngüç Oditoryumu’nda verdi.

Yaklaşık 600 kişiye muhteşem bir keman ziyafeti çeken Farjad, konserin sonuna doğru müziğine ara verip, doğduğu İran’da zulüm yaşandığını, rejimin müziği, eğlenceyi yasakladığını anlattı. 

40 yıldır Amerika’da yaşayan Farjad, kardeşinin bir kadeh votka yüzünden kırbaçlandığını öne sürdü. Bu sırada izleyiciler arasından ayağa kalkan 5- 6 kişilik bir grup, önce Türkçe olarak “Yalan söylüyorsun” diye bağırdı, ardından Farsça olarak Farjad’la tartışmaya girdi. 

Farjad bunun üzerine, kızgın bir yüz ifadesiyle sahneyi terk etti. Türk izleyicilere tercüman çeviri yaptı. Tercüman Farjad’ın İranla ilgili eleştirilerine İranlı grubun, “İran senin anlattığı gibi bir ülke değil, böyle şeyler olmuyor. Er geç İran’a geleceksin” dediğini aktardı.

Türk izleyiciler çevirinin ardından İranlı gruba tepki gösterdi. Grup, “Türkiye İran olmayacak, İran’a gidin, sizi ülkemizde istemiyoruz” sözleri ve sloganları arasında salon dışına çıkarıldı.

Sanatçının Türkiye turnesini düzenleyen Ada Organizasyon’dan Ali Şenol, planlı bir protesto yapıldığını düşündüklerini belirtti. 

Şenol, turnenin son konserinde bunun yaşanmasından üzüntü düyduklarını, Farjad için Mayıs ayında yeni bir Türkiye turnesi planladıklarını söyledi.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.timeturk.com/tr/2011/10/21/ferid-farjad-in-konserinde-iran-kavgasi.html" rel="nofollow">http://www.timeturk.com/tr/2011/10/21/ferid-farjad-in-konserinde-iran-kavgasi.html</a></p>
<p>İstanbul’a 2 konser için gelen Farjad, son konserini önceki akşam Kültür Üniversitesi Akıngüç Oditoryumu’nda verdi.</p>
<p>Yaklaşık 600 kişiye muhteşem bir keman ziyafeti çeken Farjad, konserin sonuna doğru müziğine ara verip, doğduğu İran’da zulüm yaşandığını, rejimin müziği, eğlenceyi yasakladığını anlattı. </p>
<p>40 yıldır Amerika’da yaşayan Farjad, kardeşinin bir kadeh votka yüzünden kırbaçlandığını öne sürdü. Bu sırada izleyiciler arasından ayağa kalkan 5- 6 kişilik bir grup, önce Türkçe olarak “Yalan söylüyorsun” diye bağırdı, ardından Farsça olarak Farjad’la tartışmaya girdi. </p>
<p>Farjad bunun üzerine, kızgın bir yüz ifadesiyle sahneyi terk etti. Türk izleyicilere tercüman çeviri yaptı. Tercüman Farjad’ın İranla ilgili eleştirilerine İranlı grubun, “İran senin anlattığı gibi bir ülke değil, böyle şeyler olmuyor. Er geç İran’a geleceksin” dediğini aktardı.</p>
<p>Türk izleyiciler çevirinin ardından İranlı gruba tepki gösterdi. Grup, “Türkiye İran olmayacak, İran’a gidin, sizi ülkemizde istemiyoruz” sözleri ve sloganları arasında salon dışına çıkarıldı.</p>
<p>Sanatçının Türkiye turnesini düzenleyen Ada Organizasyon’dan Ali Şenol, planlı bir protesto yapıldığını düşündüklerini belirtti. </p>
<p>Şenol, turnenin son konserinde bunun yaşanmasından üzüntü düyduklarını, Farjad için Mayıs ayında yeni bir Türkiye turnesi planladıklarını söyledi.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Humeyni’yi ve Humeynizm’i sevmek farz mıdır? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-40081</link>
		<dc:creator>Humeyni’yi ve Humeynizm’i sevmek farz mıdır? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 09:00:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-40081</guid>
		<description>[...] zorlandığı her noktada devrim, devlet terörünü de beraberinde getiriyor. &#8230;&#8221; (Humeyni Lenin&#8217;i döver mi? isimli yazıdan [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] zorlandığı her noktada devrim, devlet terörünü de beraberinde getiriyor. &#8230;&#8221; (Humeyni Lenin&#8217;i döver mi? isimli yazıdan [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>bir insan tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-36628</link>
		<dc:creator>bir insan</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 22:06:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-36628</guid>
		<description>sayın yazar islam ile kafanızdakini karıştırmayın islam çok yücedir ama başkalarının ekini ve nesli yok etmek için uydurdukları an gelir modası geçer</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sayın yazar islam ile kafanızdakini karıştırmayın islam çok yücedir ama başkalarının ekini ve nesli yok etmek için uydurdukları an gelir modası geçer</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Fahişelik, şehitlik ve özgürlük : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-35629</link>
		<dc:creator>Fahişelik, şehitlik ve özgürlük : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2009 08:37:08 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-35629</guid>
		<description>[...] (Humeyni Lenin’i döver mi? Adlı yazıdan alıntı) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] (Humeyni Lenin’i döver mi? Adlı yazıdan alıntı) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ali Duman tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-33869</link>
		<dc:creator>Ali Duman</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 21:42:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-33869</guid>
		<description>Güzel bir yazı, son zamanlarda bende aslında Türkiye'nin Iran'a ne kadar benzediğini düşünmeye başlamıştım. Mesala Anayasasında kişi ismi geçen iki ülke var dünyada, tahmin ettiğiniz  gibi biri Türkiye, diğeri İran. 

Atatürk ve Hümeyni; İki farklı kültürün iki yarı tanrısal lideri, öz'sel farkları mevcut olduğu gibi, benzerlikler de var, birinin yüzü batıya, diğerinin doğuya dönük, benzer yanlar ise; her ikisinin de akıl ve bilimden uzak biat eden müritleri var ve her ikisi de doğma olmaya çok yatkın.

AKP Milletvekili Zafer Üskül Atatürk isminin anayasadan çıkaralım demişti de dediğine pişman etmişlerdi, görüşünde ısrar etseydi kimbilir başına neler gelecekti, aynı şeyi İran'da Hümeyni için diyen biri olsa ona da aynısını yaparlar, benzer yanların benzer tepkileridir ve bu örnekler çoğaltılabilinir.

Oysa bir ülke anayasasında bir kişi isminin  yer alması o ülkenin "totaliter" olduğuna delalettir, ya da en azından bunu çağrıştırır. Mutlaka, Zafer Üskül  böyle bir çağrışımdan kurtulunmasının önemli bir şey olduğunu düşünmüştür, yoksa Üskül'de dahil tarihe mal olmuş bir kişilik ile kimsenin bir alıp veremediği olamaz, olmamalıdır. Ancak bu çok basit ve haklı gerekçeyi anlayabilmek dahi doğmalardan arınmayı gerektirir. Mevcut örnek dahi bir doğma'nın olduğunu kanıtlamaktadır, çok güncel böyle bir örnek var iken hiç kimse bunun aksini iddia edemez.

Yazıda da belirtildiği üzre totaliter, yarı totaliter, ya da ideolojik anlamda totaliter tüm yönetimlerde olumsuz anlamda birçok benzer yanlar bulabiliriz, zira totaliter olmaları olumsuzlukta birbirilerine benzemelerine yeterli sebeptir. Bir başka ortak yanları ise olumlu yönlerde birbirilerine benzeyemeceklerini, zira olmayan şeylerin YOK oluşları itibariyle; benzemelerini bekleme imkanımızın olmadıklarına örnekler ise;  hukukun üstünlüğü, insan haklarının gelişkinliği, katılımcı ve çoğulcu demokrasi, demokratik laiklik, eşit anayasal vatandaşlık hakkı, anadilde eğitim hakkı vs.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Güzel bir yazı, son zamanlarda bende aslında Türkiye&#8217;nin Iran&#8217;a ne kadar benzediğini düşünmeye başlamıştım. Mesala Anayasasında kişi ismi geçen iki ülke var dünyada, tahmin ettiğiniz  gibi biri Türkiye, diğeri İran. </p>
<p>Atatürk ve Hümeyni; İki farklı kültürün iki yarı tanrısal lideri, öz&#8217;sel farkları mevcut olduğu gibi, benzerlikler de var, birinin yüzü batıya, diğerinin doğuya dönük, benzer yanlar ise; her ikisinin de akıl ve bilimden uzak biat eden müritleri var ve her ikisi de doğma olmaya çok yatkın.</p>
<p>AKP Milletvekili Zafer Üskül Atatürk isminin anayasadan çıkaralım demişti de dediğine pişman etmişlerdi, görüşünde ısrar etseydi kimbilir başına neler gelecekti, aynı şeyi İran&#8217;da Hümeyni için diyen biri olsa ona da aynısını yaparlar, benzer yanların benzer tepkileridir ve bu örnekler çoğaltılabilinir.</p>
<p>Oysa bir ülke anayasasında bir kişi isminin  yer alması o ülkenin &#8220;totaliter&#8221; olduğuna delalettir, ya da en azından bunu çağrıştırır. Mutlaka, Zafer Üskül  böyle bir çağrışımdan kurtulunmasının önemli bir şey olduğunu düşünmüştür, yoksa Üskül&#8217;de dahil tarihe mal olmuş bir kişilik ile kimsenin bir alıp veremediği olamaz, olmamalıdır. Ancak bu çok basit ve haklı gerekçeyi anlayabilmek dahi doğmalardan arınmayı gerektirir. Mevcut örnek dahi bir doğma&#8217;nın olduğunu kanıtlamaktadır, çok güncel böyle bir örnek var iken hiç kimse bunun aksini iddia edemez.</p>
<p>Yazıda da belirtildiği üzre totaliter, yarı totaliter, ya da ideolojik anlamda totaliter tüm yönetimlerde olumsuz anlamda birçok benzer yanlar bulabiliriz, zira totaliter olmaları olumsuzlukta birbirilerine benzemelerine yeterli sebeptir. Bir başka ortak yanları ise olumlu yönlerde birbirilerine benzeyemeceklerini, zira olmayan şeylerin YOK oluşları itibariyle; benzemelerini bekleme imkanımızın olmadıklarına örnekler ise;  hukukun üstünlüğü, insan haklarının gelişkinliği, katılımcı ve çoğulcu demokrasi, demokratik laiklik, eşit anayasal vatandaşlık hakkı, anadilde eğitim hakkı vs.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Buse E. tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-33825</link>
		<dc:creator>Buse E.</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2009 22:29:38 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-33825</guid>
		<description>Devlet terörü devrimin getirdiği birşey değildir.Devrimin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesiyle birlikte halkın duyuşu,düşünüşü mevzu bahis olur ve yaşam standartı yükselir.Devlet Terörü işte bu ilerlemeyi durdurmak isteyen yobazların eseridir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Devlet terörü devrimin getirdiği birşey değildir.Devrimin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesiyle birlikte halkın duyuşu,düşünüşü mevzu bahis olur ve yaşam standartı yükselir.Devlet Terörü işte bu ilerlemeyi durdurmak isteyen yobazların eseridir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>DENİZ tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-25660</link>
		<dc:creator>DENİZ</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2009 17:09:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-25660</guid>
		<description>ya yukarıdaki asılmış kişiler kim ya</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ya yukarıdaki asılmış kişiler kim ya</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? &#124; SiyarGrup™ tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-17083</link>
		<dc:creator>Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? &#124; SiyarGrup™</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jul 2008 00:01:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-17083</guid>
		<description>[...] &#8220;G&#252;nah işleme &#246;zg&#252;rl&#252;ğ&#252;ne&#8221; saygı duymasını istedik. İsl&#226;m&#238; devrimle kurulacak bir devletin M&#252;sl&#252;manlara hizmet edemeyeceğini savunduk. &#160; T&#252;rkiye&#8217;nin d&#252;ze [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] &ldquo;G&uuml;nah işleme &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;ne&rdquo; saygı duymasını istedik. İsl&acirc;m&icirc; devrimle kurulacak bir devletin M&uuml;sl&uuml;manlara hizmet edemeyeceğini savunduk. &nbsp; T&uuml;rkiye&rsquo;nin d&uuml;ze [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Şu kaplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-16816</link>
		<dc:creator>Şu kaplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2008 12:43:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-16816</guid>
		<description>[...] karşı durduk. Devletin &#8220;Günah işleme özgürlüğüne&#8221; saygı duymasını istedik. İslâmî devrimle kurulacak bir devletin müslümanlara hizmet edemeyeceğini [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] karşı durduk. Devletin &#8220;Günah işleme özgürlüğüne&#8221; saygı duymasını istedik. İslâmî devrimle kurulacak bir devletin müslümanlara hizmet edemeyeceğini [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>beddavi tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-14040</link>
		<dc:creator>beddavi</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Apr 2008 06:11:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-14040</guid>
		<description>KOMÜNİSTİN MÜCADELESİ KAPİTALİST  olmak içindir derdi imam-ı humeyni ve birde amacı ve hedefi YAŞAMAK olan herkes SÖMÜRGECİDİR  derdi nasıl doğru mu yaaaa</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>KOMÜNİSTİN MÜCADELESİ KAPİTALİST  olmak içindir derdi imam-ı humeyni ve birde amacı ve hedefi YAŞAMAK olan herkes SÖMÜRGECİDİR  derdi nasıl doğru mu yaaaa</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>beddavi tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-14039</link>
		<dc:creator>beddavi</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Apr 2008 06:08:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-14039</guid>
		<description>böyle bir saçmalık olmaz bu yazı tamamen aldatmacaya yönelik  , talibanın yaptıklarını gösterek İRAN İSLAM DEVRİMİNE  yükleniyorsunuz  .. lenin de kim ?? herkesin bildiği ateist ve kendilerini ilah yerine koyan putperest ile humeyniyi mukayese edenlerin bilgisizliği ortaya çıkar veya  yapmak istediği islam düşmanlığı ki  YEMEZLER...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>böyle bir saçmalık olmaz bu yazı tamamen aldatmacaya yönelik  , talibanın yaptıklarını gösterek İRAN İSLAM DEVRİMİNE  yükleniyorsunuz  .. lenin de kim ?? herkesin bildiği ateist ve kendilerini ilah yerine koyan putperest ile humeyniyi mukayese edenlerin bilgisizliği ortaya çıkar veya  yapmak istediği islam düşmanlığı ki  YEMEZLER&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Günah işleme özgürlüğü : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-12801</link>
		<dc:creator>Günah işleme özgürlüğü : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Feb 2008 12:35:29 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-12801</guid>
		<description>[...] yarı tanrı gibi gösteriliyor, mezarları Kâbe gibi ziyaret ediliyor. Bu konunun tarihi boyutunu Humeyni Lenin&#8217;i döver mi? Adlı yazımızda ayrıntılı biçimde anlatmış ve Demokrasimize mola verelim mi? isimli [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] yarı tanrı gibi gösteriliyor, mezarları Kâbe gibi ziyaret ediliyor. Bu konunun tarihi boyutunu Humeyni Lenin&#8217;i döver mi? Adlı yazımızda ayrıntılı biçimde anlatmış ve Demokrasimize mola verelim mi? isimli [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>alperen gürbüzer tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-12438</link>
		<dc:creator>alperen gürbüzer</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Feb 2008 06:51:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-12438</guid>
		<description>BOLŞEVİK İHTİLALİ

ALPEREN GÜRBÜZER

    Nasıl ki Fransız ihtillalin nedeni eski Fransa ise,  Bolşevik ihtilalin müsebbibi de eski Rusya’dır. 
    Herşey Kilise ve Çar’ın  elinde, onlar ne diyorsa o oluyordu.. Her ikisi de merkezi teşkil ediyordu. Merkezin etrafında ise büyük toprak ağaları vardı, yani asiller. Köylüler toprağa bağlı adeta köle idiler, bu yüzden köylü mevcut kurulu rejime büyük bir öfke ile dolu idi...  Geniş kesimlerden öfke sesleri çığ gibi çoğaldıkça ipleri biraz gevşetmek zorunda idi Çar, çünkü tüm dünyada olduğu gibi Rusyada da tarım toplumundan sanayi toplumuna doğru geçiş sözkonusudur. Sosyolojinin bir tespitidir:  her geçiş süreci sancılıdır gerçeği. Nitekim Çar’ın sıkı disiplin uygulamalarından birazcık taviz vermesiyle, korktuğu sancı başına gelecektir. Nasıl mı?  
     Fransa’nın Robespierre’si ne ise Rusya’nın Neçayefi de o.  Neçayef’de Rusya’nın asi yaramaz evladı, tam bir eylem hippisi, yani anarşist. Devrim kanla yazılır sloganı bizatihi ona ait. Fevri ve kabına sığmayan tavırları yüzünden  kendisini zindana mahkum etmekten başka işe yaramadığı gibi şüpheli ölümle terki diyar eyledi bu dünyadan ve ardından tek bıraktığı miras,  kendisini şiddet tarihine yazmak kaldı, o da miras kabül görürse tarihin vicdanında ..           Neçayef zindanda ölümünü beklerken dışarda onun izinden giden binlerce terörist doğuyordu. Çar bu öfkeli insanların üzerlerine gittikçe dalga dalga yükseliyorlardı, her tarafta gizli örgütler mantar gibi bitiyordu. Bu örgütler arasında en sonuncusu aynı zamanda en karizmatiği şüphesiz Bolşevik örgütü dikkatleri üzerinde toplayacak ve bu örgütün yaptığı eylemleri sayesinde Lenin adını duyuracaktı. Lenin zaten iyi bir uygulayıcı ve teşkilatçı bir liderdi, önce düşmanını sinek avlar misali tek tek devirmekle stratejisini ortaya koydu, ama bu taktik tutmadı, yeni metodlar üzerinde kafa yordu ve denemeye başladı, adına kitlesel terör ya da adına devrimci terör dediği yeni usulü piyasaya sürerek ezilen tüm kitleler büyük bir hınçla ihtilale yöneldiler. Lenin fikir bakımdan eksikdi,  fakat teşkilatçı yönünün ağır basmasıyla bir anda kitleleri peşine takmayı sonunda başaracaktır, her ne pahasına olursa olsun bir kere iktidarı beynine kaydetmişti, ölmek var dönmek yok diyerek adeta and içmişti. 
        Lenin tüm hesaplamalarını en küçük detayına kadar gözden geçirmenin yanısıra medyanın gücünü bildiği için ISKRA gazetesinde verdiği sürekli mesajlarla işçiyi köylüyü kendi çekim alanına aldı, yayınlanan her makalesi kitlelere heyacan aşılıyordu, öyle ki; yayınlanan makaleler zamanla birikerek bir yıl sonra;  Ne yapmak gerek? (What is to be Done) adlı kitaba dönüştü. ISKRA gazetesi deyip geçmemek lazım, bu gazetenin etkisiyle Bolşevikler bir anda marjinal durumdan kitlesel güç hale geldi diyebiliriz. 
      Artık bu noktadan sonra proletarya emek uğruna çalışan değil,  her biri birer ihtilalci gerillalardı. Bu ihtilalci ocak mensuplarının hedef olarak bir noktaya kilitlenmiş olsalar da yöntem bakımdan kendi aralarında fikir ayrılıklarının olduğu da gözlerden kaçmadı. Şöyle ki; Bolşevikler tıpkı Frasız ihtilalcilerin kendi aralarında ki ayrışmalarının bir değişik benzer
Örneği ile 1903 de Martov;  Bolşeviklerin daha demokratik kanadını, Lenin taraftarları ise ihtilalden yana olanlar yani Bolşevik cenahını oluşturdu. Dolayısıyla yapılan oylama da demokratik kanat azınlıkta kalınca onlara azınlık manasına gelen Menşevik denildi, çoğunluk olanlara da Bolşevik. Bu iç mücadele de Lenin’in kazanmasıyla kendi iç dünyasında hedef büyültme iştiyaki doğurdu. Şartlar hep lehine işliyordu, onu meşhur edende şartların ihtilal saatine ayarlı olmasıydı.
         1891–1892 yılları Rusya’nın kıtlık ve açlık yılları,  Çar aç mideleri önce doyurması gerekirken habire dışarıya buğday ihraç ederek döviz elde edip,  sanayileşmek yolunu tercih etti. Lenin için bu tablo bulunmaz  bir fırsattı, nitekim fırsatı iyi değerlendererek sokaktaki sıradan bir insana bile ayaklanma ilmini ve stratejisini  kısa zamanda öğretmekte ve kazandırmakta güçlük çekmedi, önce kışkırtma, ardından sokak gösterileri derken,  nihayetinde halk ayaklanmasına dönüştürmeyi beceren bir maharet örneği sergiledi Lenin.. 
     Bu yola başkoyduklarında yirmibeşbin kişi idiler,  ama sonradan milyonları tek potada buluşturan büyük bir güce ulaştı. Lenin düşman addettiği tarafı ustalıkla provoke ederek kitleleleri tek yumruk altında toplayabilmiş,  hatta etnik farklılıklarından dolayı zulme uğrayan gerek Yahudi,  gerekse Türk’lerin yumuşak karnı olan; her ülke kendi kaderini kendi tayin etmeli taleplerini kullanarak aynı cepheye dâhil edebilmiştir. Hele hele Çar,  halkı dipçikle hizaya getirmeye devam ettikçe ve her türlü olaya şiddetle tepki gösterdikçe Lenin’in işini kolaylaştırıyordu. Birde bunlara ilaveten Çar ve ordusunun Japonya karşısında mağlup olması kitlelerin belleğinde Çar’ın devrilebileceği cesaretini uyandırdı. Gittikçe olaylar büyüyordu, patlamaya hazır bomba gibiydi her yer.. Öyle ki;  1905 Ocakta yaklaşık üç milyon insanın genel grev yapması ihtilalin artık geliyorum dercesine habercisiydi. Rahip Gapon’un bu öfkeli kalabalık karşısında Çar’ı ikna etme teşebbüsleri de fayda vermeyince artık ok yaydan çıkar hale gelmişti,  sonunda tüm çabalarının boşuna olduğunu gören ve üstelik polisle bir şekilde ilişkili olan Rahip Gapon’u bile muhalefet safına itiyor. O işçilerin haklı talepleri karşısında duyarsız olamazdı, vicdanınn sesine kulak verip en yakından şahit olduğu Çarın bu tutumundan dolayı öfkeli kalabalığın yanında tavrını belirliyor. 
      Çar’ ın aldığı bu sıkı güvenlik önlemleri ile rejim koruma altına alınamadığı gibi,  aksine gerçekleşmek üzere olan devrimin gücüne güç katıyordu. Nitekim korkunun ecele faydası yok derler ya,  kitleleler ihtilalcilerle aynı safta 1905 Ekimi ayında genel grev ve ardından isyan niteliği kazanmaya başladı. Olaylar doruğa ulaşınca, Lenin apar topar İsviçre’den Rusya’ya gelmesine gelmişti ama,  Bolşeviklerin asıl etkinliği bir yol sonrasında gerçekleşecek olan 2. Moskova ayaklamasındaki olaylarda görülecektir.  Bu olaylarda görüldü ki;  henüz tam olarak olgunluğa erişmemiş teşkilatsız yığınlar sözkonusu, bu durum teşkilat ihtiyacını meydana getirmiş ve böylece Sovyet işçilerinin kurdukları Sovyet teşkilatı;  Bolşevik - Menşevik çekişmesini beraberinde getirse de Bolşevikler teşkilat içinde ipleri eline alan taraf olacaktır. 
      Lenin kendinden emin adımlarla bütün iktidar Sovyetlere diye çağrıda bulunarak kitleleri coşturuyordu. Her nekadar Moskova ayaklanmasında birçok işçinin kanının heder olmasından dolayı arkadaşlarınca eleştiri alsa da o bu durumu devrimin kanla gerçekleşebileceğini düşünerekden kazanç olarak değerlendiriyordu.. 1905 yinede kayıp sayılmazdı, bir nevi 1917 Ekim ayının provası sayılırdı, belkide bu prova olmasaydı Bolşevik ihtilali gerçekleşemezdi yorumunu yapanda bizatihi Lenin’in kendisidir.. Lenin başarısızlıklarda bile yeni stratejiler ortaya koyacak usta bir aktör,  bu işin sadece işçi kesimiyle değil,  aynı zamanda köylüyü kazanmakla ve resmi ordunun çökertilmesi ile gerçekleşebileceğini, yani bu üç unsur denilen işçi - köylü - orduyu biraraya getirmedikçe özlenen ihtilalin hayal olabileceği kanaati doğdu kendinde.  İşte bu noktadan sonra Lenin;  Rusyanın canı cehenneme, bana proletarya ihtilali lazım sloganın ortaya atarak insanları etkilemeye çalıştı. Savaş esnasında ortaya atılan bu slogan yüzünden;  acaba Lenin Alman ajanı mı? Dedikodularına yol açsa da, o söylentilere aldırış etmeden yoluna devam edip,  kısa bir zaman sonra zaten onu Alman casusu diye karalayanlar ardına düşeceklerdir. 
       1916 Ekim ayı geldiğinde grevciler; kahrolsun savaş, ekmek ve barış diye seslendirdikleri sloganlarla Lenin’in beklediği anın yavaş yavaş gerçekleşeceğinin muştusunu veriyordu. Çar,  peyder pey gelişen önce işçiler, sonra orta sınınf ve en nihayette askerlerin isyanı karşısında şaşırmış, işlerin çığırından çıktığını anlasa da bu noktadan sonra kontrolü zordu, generallerinin de görüşünü alarak tahtından çekilmek zorunda kalmıştı. İşte kitlelelerin gücü bu.. Anlaşıldı ki; kitleler isterse yapamayacağı bir şey yok Bu durum da Rusyanın başsız Duma üyeleri Duma komitesi kurarak ülkeyi başıboş bıramak istemediler ve derhal idareyi ele aldılar.
      Çar’ın çekilmesi ile birlikte Lenin Avustarya’dan Rusyaya döndü, daha ayağının tozuyla bastığı topraklara gelir gelmez Geçici hükümeti desteklemeyin talimatını verdi. Bir yandan Lenin, diğer yandan Almanya orduyu yıprattıkça geçici hükümet bitap düşüyordu, artık Bolşevik olmayanlar bile;  Bütün iktidar Sovyetlere flamasını taşımaya koyuldular. Hükümet kendince sert tedbirlere girişmekle olayları durdurmuyor,  tam aksine alevlendiriyordu.  Lenin, baskılar karşısında Finlandiya’nın sınırına yakın bir köye saklandı, Troçki ise tutuklandı. 
      Hükümet güvenliğe yönelik uygulamalarıyla  kitleleri ihtilale sürüklüyor ve derken gerçekleşen  iç savaşta,  zafer Bolşeviklerin..  Böylece ihtilal başarısıyla sonuçlanıyor.
     Lenin hedefine ulaşmıştı,  ama tıpkı Fransız ihtilali örneğinde olduğu gibi,   o da beraber yola koyuldukları kader arkadaşlarını yiyecektir, hemde proletarya yalanının adına sığınarak. Sadece evlatları mı, Bolşevik olmayan soldan tutunda sosyalistlere kadar herkes dahil,  hakeza Rus olmayan milletlerde..  Kelimenin tam anlamıyla  yediden yetmişe toplum Lenin yönetimi altında ezildiler hor görüldüler bütün ümitleri hayal kırıklığına uğradı..
      Lenin de ihtilallerin kanununda mevcut olan kan döktükçe kana doyulmadığını hayatında yaşadı ve geriye şöyle dönüpde döktüğü kanlardan dolayı zerre miskal pişmanlık duymamıştır. Düşmanlarının kanını akıttıkça sürekli akıtası geliyordu, böyle bir adamdı o... Lenin’in de ötekiler gibi ne jakobenlerden ne de nazilerden hiçbir farkı yoktu. Devrim kanla gerçekleştirdi,  ama yönetiminde özgürlük, halklara adalet, ekmek, aş ve iş gibi güzel sözler yerini bulmadı,  meğerse o kavramlar hedefe varmak için araç olarak görev yapmış, nasıl olsa maksat hasıl olmuştu, dün dündür,  bugün bugündür felsefi geçerli akçedir artık.
     Lenin’in açtığı bu yol Stalin döneminde adeta devlet terörürüne dönüşerek devam etti tüm hızıyla.. Lenin dünyadan göç ettikten sonra Sovyetlerde ihtilale destek veren kader arkadaşları diyebileceğimiz evlatlar kalmıştı geriye sadece. Ortadan düşman kalkınca, kan akıtmaya alışmış sistem gıdası olan kan dökmeden duramazdı, sistem için kansızlık susuzluk demekti.. O halde bu iş Staline kalmıştı. Önce Troçki mercek altına alındı. Troçki gibi bilge bir insanın fikir gücünden çekiniyorlardı, o halde ne yapmalı Troçki’yi halletmeli; ilk uygulama olarak sürgün ardından da bir ajan vasıtasıyla öldürtülür. Malumunuz Jakobenlerin sağ sol kutupları vardı, Bolşeviklerinde sağ ve sol bolşevikleri oluştu. Bu ikili durum, Stalinin işini kolaylaştırıyordu, sağın hesabını solla, solun hesabını da sağla hallediyordu, derken herkesi bir havuzda boğmayı başarıyordu. Döneminde milyonlarca insan öldürülmüş mahkemeler adeta mezbahaya dönmüştü.
      Velhasıl; Rusya’da değişen bir şey olmadı, yine kan , yine gözyaşı, yine istibdat vs... Slave kavram olarak zaten köle ruhu demekti, yani özgürlükten uzak bir ruh.. Gorbaçov döneminin glasnot perestroika dönemi gelene dek Sovyetler’de yaprak kıpırdamadı, etrafında demirperde ile ördüğü dikenli tel örgü ile ABD karşısında şişirilmiş bir güç olarak bir süre gündeme oturduysa da,   yetmiş yıllık kominizm totaliter temeller üzerine kurulduğu için daha yüzyılını dolduramadan nihayet slave ruhu çökmek zorunda kaldı ve böylece bağrında taşıdığı milletler özgürlüklerine kavuşma imkânına kavuştular.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>BOLŞEVİK İHTİLALİ</p>
<p>ALPEREN GÜRBÜZER</p>
<p>    Nasıl ki Fransız ihtillalin nedeni eski Fransa ise,  Bolşevik ihtilalin müsebbibi de eski Rusya’dır.<br />
    Herşey Kilise ve Çar’ın  elinde, onlar ne diyorsa o oluyordu.. Her ikisi de merkezi teşkil ediyordu. Merkezin etrafında ise büyük toprak ağaları vardı, yani asiller. Köylüler toprağa bağlı adeta köle idiler, bu yüzden köylü mevcut kurulu rejime büyük bir öfke ile dolu idi&#8230;  Geniş kesimlerden öfke sesleri çığ gibi çoğaldıkça ipleri biraz gevşetmek zorunda idi Çar, çünkü tüm dünyada olduğu gibi Rusyada da tarım toplumundan sanayi toplumuna doğru geçiş sözkonusudur. Sosyolojinin bir tespitidir:  her geçiş süreci sancılıdır gerçeği. Nitekim Çar’ın sıkı disiplin uygulamalarından birazcık taviz vermesiyle, korktuğu sancı başına gelecektir. Nasıl mı?<br />
     Fransa’nın Robespierre’si ne ise Rusya’nın Neçayefi de o.  Neçayef’de Rusya’nın asi yaramaz evladı, tam bir eylem hippisi, yani anarşist. Devrim kanla yazılır sloganı bizatihi ona ait. Fevri ve kabına sığmayan tavırları yüzünden  kendisini zindana mahkum etmekten başka işe yaramadığı gibi şüpheli ölümle terki diyar eyledi bu dünyadan ve ardından tek bıraktığı miras,  kendisini şiddet tarihine yazmak kaldı, o da miras kabül görürse tarihin vicdanında ..           Neçayef zindanda ölümünü beklerken dışarda onun izinden giden binlerce terörist doğuyordu. Çar bu öfkeli insanların üzerlerine gittikçe dalga dalga yükseliyorlardı, her tarafta gizli örgütler mantar gibi bitiyordu. Bu örgütler arasında en sonuncusu aynı zamanda en karizmatiği şüphesiz Bolşevik örgütü dikkatleri üzerinde toplayacak ve bu örgütün yaptığı eylemleri sayesinde Lenin adını duyuracaktı. Lenin zaten iyi bir uygulayıcı ve teşkilatçı bir liderdi, önce düşmanını sinek avlar misali tek tek devirmekle stratejisini ortaya koydu, ama bu taktik tutmadı, yeni metodlar üzerinde kafa yordu ve denemeye başladı, adına kitlesel terör ya da adına devrimci terör dediği yeni usulü piyasaya sürerek ezilen tüm kitleler büyük bir hınçla ihtilale yöneldiler. Lenin fikir bakımdan eksikdi,  fakat teşkilatçı yönünün ağır basmasıyla bir anda kitleleri peşine takmayı sonunda başaracaktır, her ne pahasına olursa olsun bir kere iktidarı beynine kaydetmişti, ölmek var dönmek yok diyerek adeta and içmişti.<br />
        Lenin tüm hesaplamalarını en küçük detayına kadar gözden geçirmenin yanısıra medyanın gücünü bildiği için ISKRA gazetesinde verdiği sürekli mesajlarla işçiyi köylüyü kendi çekim alanına aldı, yayınlanan her makalesi kitlelere heyacan aşılıyordu, öyle ki; yayınlanan makaleler zamanla birikerek bir yıl sonra;  Ne yapmak gerek? (What is to be Done) adlı kitaba dönüştü. ISKRA gazetesi deyip geçmemek lazım, bu gazetenin etkisiyle Bolşevikler bir anda marjinal durumdan kitlesel güç hale geldi diyebiliriz.<br />
      Artık bu noktadan sonra proletarya emek uğruna çalışan değil,  her biri birer ihtilalci gerillalardı. Bu ihtilalci ocak mensuplarının hedef olarak bir noktaya kilitlenmiş olsalar da yöntem bakımdan kendi aralarında fikir ayrılıklarının olduğu da gözlerden kaçmadı. Şöyle ki; Bolşevikler tıpkı Frasız ihtilalcilerin kendi aralarında ki ayrışmalarının bir değişik benzer<br />
Örneği ile 1903 de Martov;  Bolşeviklerin daha demokratik kanadını, Lenin taraftarları ise ihtilalden yana olanlar yani Bolşevik cenahını oluşturdu. Dolayısıyla yapılan oylama da demokratik kanat azınlıkta kalınca onlara azınlık manasına gelen Menşevik denildi, çoğunluk olanlara da Bolşevik. Bu iç mücadele de Lenin’in kazanmasıyla kendi iç dünyasında hedef büyültme iştiyaki doğurdu. Şartlar hep lehine işliyordu, onu meşhur edende şartların ihtilal saatine ayarlı olmasıydı.<br />
         1891–1892 yılları Rusya’nın kıtlık ve açlık yılları,  Çar aç mideleri önce doyurması gerekirken habire dışarıya buğday ihraç ederek döviz elde edip,  sanayileşmek yolunu tercih etti. Lenin için bu tablo bulunmaz  bir fırsattı, nitekim fırsatı iyi değerlendererek sokaktaki sıradan bir insana bile ayaklanma ilmini ve stratejisini  kısa zamanda öğretmekte ve kazandırmakta güçlük çekmedi, önce kışkırtma, ardından sokak gösterileri derken,  nihayetinde halk ayaklanmasına dönüştürmeyi beceren bir maharet örneği sergiledi Lenin..<br />
     Bu yola başkoyduklarında yirmibeşbin kişi idiler,  ama sonradan milyonları tek potada buluşturan büyük bir güce ulaştı. Lenin düşman addettiği tarafı ustalıkla provoke ederek kitleleleri tek yumruk altında toplayabilmiş,  hatta etnik farklılıklarından dolayı zulme uğrayan gerek Yahudi,  gerekse Türk’lerin yumuşak karnı olan; her ülke kendi kaderini kendi tayin etmeli taleplerini kullanarak aynı cepheye dâhil edebilmiştir. Hele hele Çar,  halkı dipçikle hizaya getirmeye devam ettikçe ve her türlü olaya şiddetle tepki gösterdikçe Lenin’in işini kolaylaştırıyordu. Birde bunlara ilaveten Çar ve ordusunun Japonya karşısında mağlup olması kitlelerin belleğinde Çar’ın devrilebileceği cesaretini uyandırdı. Gittikçe olaylar büyüyordu, patlamaya hazır bomba gibiydi her yer.. Öyle ki;  1905 Ocakta yaklaşık üç milyon insanın genel grev yapması ihtilalin artık geliyorum dercesine habercisiydi. Rahip Gapon’un bu öfkeli kalabalık karşısında Çar’ı ikna etme teşebbüsleri de fayda vermeyince artık ok yaydan çıkar hale gelmişti,  sonunda tüm çabalarının boşuna olduğunu gören ve üstelik polisle bir şekilde ilişkili olan Rahip Gapon’u bile muhalefet safına itiyor. O işçilerin haklı talepleri karşısında duyarsız olamazdı, vicdanınn sesine kulak verip en yakından şahit olduğu Çarın bu tutumundan dolayı öfkeli kalabalığın yanında tavrını belirliyor.<br />
      Çar’ ın aldığı bu sıkı güvenlik önlemleri ile rejim koruma altına alınamadığı gibi,  aksine gerçekleşmek üzere olan devrimin gücüne güç katıyordu. Nitekim korkunun ecele faydası yok derler ya,  kitleleler ihtilalcilerle aynı safta 1905 Ekimi ayında genel grev ve ardından isyan niteliği kazanmaya başladı. Olaylar doruğa ulaşınca, Lenin apar topar İsviçre’den Rusya’ya gelmesine gelmişti ama,  Bolşeviklerin asıl etkinliği bir yol sonrasında gerçekleşecek olan 2. Moskova ayaklamasındaki olaylarda görülecektir.  Bu olaylarda görüldü ki;  henüz tam olarak olgunluğa erişmemiş teşkilatsız yığınlar sözkonusu, bu durum teşkilat ihtiyacını meydana getirmiş ve böylece Sovyet işçilerinin kurdukları Sovyet teşkilatı;  Bolşevik - Menşevik çekişmesini beraberinde getirse de Bolşevikler teşkilat içinde ipleri eline alan taraf olacaktır.<br />
      Lenin kendinden emin adımlarla bütün iktidar Sovyetlere diye çağrıda bulunarak kitleleri coşturuyordu. Her nekadar Moskova ayaklanmasında birçok işçinin kanının heder olmasından dolayı arkadaşlarınca eleştiri alsa da o bu durumu devrimin kanla gerçekleşebileceğini düşünerekden kazanç olarak değerlendiriyordu.. 1905 yinede kayıp sayılmazdı, bir nevi 1917 Ekim ayının provası sayılırdı, belkide bu prova olmasaydı Bolşevik ihtilali gerçekleşemezdi yorumunu yapanda bizatihi Lenin’in kendisidir.. Lenin başarısızlıklarda bile yeni stratejiler ortaya koyacak usta bir aktör,  bu işin sadece işçi kesimiyle değil,  aynı zamanda köylüyü kazanmakla ve resmi ordunun çökertilmesi ile gerçekleşebileceğini, yani bu üç unsur denilen işçi - köylü - orduyu biraraya getirmedikçe özlenen ihtilalin hayal olabileceği kanaati doğdu kendinde.  İşte bu noktadan sonra Lenin;  Rusyanın canı cehenneme, bana proletarya ihtilali lazım sloganın ortaya atarak insanları etkilemeye çalıştı. Savaş esnasında ortaya atılan bu slogan yüzünden;  acaba Lenin Alman ajanı mı? Dedikodularına yol açsa da, o söylentilere aldırış etmeden yoluna devam edip,  kısa bir zaman sonra zaten onu Alman casusu diye karalayanlar ardına düşeceklerdir.<br />
       1916 Ekim ayı geldiğinde grevciler; kahrolsun savaş, ekmek ve barış diye seslendirdikleri sloganlarla Lenin’in beklediği anın yavaş yavaş gerçekleşeceğinin muştusunu veriyordu. Çar,  peyder pey gelişen önce işçiler, sonra orta sınınf ve en nihayette askerlerin isyanı karşısında şaşırmış, işlerin çığırından çıktığını anlasa da bu noktadan sonra kontrolü zordu, generallerinin de görüşünü alarak tahtından çekilmek zorunda kalmıştı. İşte kitlelelerin gücü bu.. Anlaşıldı ki; kitleler isterse yapamayacağı bir şey yok Bu durum da Rusyanın başsız Duma üyeleri Duma komitesi kurarak ülkeyi başıboş bıramak istemediler ve derhal idareyi ele aldılar.<br />
      Çar’ın çekilmesi ile birlikte Lenin Avustarya’dan Rusyaya döndü, daha ayağının tozuyla bastığı topraklara gelir gelmez Geçici hükümeti desteklemeyin talimatını verdi. Bir yandan Lenin, diğer yandan Almanya orduyu yıprattıkça geçici hükümet bitap düşüyordu, artık Bolşevik olmayanlar bile;  Bütün iktidar Sovyetlere flamasını taşımaya koyuldular. Hükümet kendince sert tedbirlere girişmekle olayları durdurmuyor,  tam aksine alevlendiriyordu.  Lenin, baskılar karşısında Finlandiya’nın sınırına yakın bir köye saklandı, Troçki ise tutuklandı.<br />
      Hükümet güvenliğe yönelik uygulamalarıyla  kitleleri ihtilale sürüklüyor ve derken gerçekleşen  iç savaşta,  zafer Bolşeviklerin..  Böylece ihtilal başarısıyla sonuçlanıyor.<br />
     Lenin hedefine ulaşmıştı,  ama tıpkı Fransız ihtilali örneğinde olduğu gibi,   o da beraber yola koyuldukları kader arkadaşlarını yiyecektir, hemde proletarya yalanının adına sığınarak. Sadece evlatları mı, Bolşevik olmayan soldan tutunda sosyalistlere kadar herkes dahil,  hakeza Rus olmayan milletlerde..  Kelimenin tam anlamıyla  yediden yetmişe toplum Lenin yönetimi altında ezildiler hor görüldüler bütün ümitleri hayal kırıklığına uğradı..<br />
      Lenin de ihtilallerin kanununda mevcut olan kan döktükçe kana doyulmadığını hayatında yaşadı ve geriye şöyle dönüpde döktüğü kanlardan dolayı zerre miskal pişmanlık duymamıştır. Düşmanlarının kanını akıttıkça sürekli akıtası geliyordu, böyle bir adamdı o&#8230; Lenin’in de ötekiler gibi ne jakobenlerden ne de nazilerden hiçbir farkı yoktu. Devrim kanla gerçekleştirdi,  ama yönetiminde özgürlük, halklara adalet, ekmek, aş ve iş gibi güzel sözler yerini bulmadı,  meğerse o kavramlar hedefe varmak için araç olarak görev yapmış, nasıl olsa maksat hasıl olmuştu, dün dündür,  bugün bugündür felsefi geçerli akçedir artık.<br />
     Lenin’in açtığı bu yol Stalin döneminde adeta devlet terörürüne dönüşerek devam etti tüm hızıyla.. Lenin dünyadan göç ettikten sonra Sovyetlerde ihtilale destek veren kader arkadaşları diyebileceğimiz evlatlar kalmıştı geriye sadece. Ortadan düşman kalkınca, kan akıtmaya alışmış sistem gıdası olan kan dökmeden duramazdı, sistem için kansızlık susuzluk demekti.. O halde bu iş Staline kalmıştı. Önce Troçki mercek altına alındı. Troçki gibi bilge bir insanın fikir gücünden çekiniyorlardı, o halde ne yapmalı Troçki’yi halletmeli; ilk uygulama olarak sürgün ardından da bir ajan vasıtasıyla öldürtülür. Malumunuz Jakobenlerin sağ sol kutupları vardı, Bolşeviklerinde sağ ve sol bolşevikleri oluştu. Bu ikili durum, Stalinin işini kolaylaştırıyordu, sağın hesabını solla, solun hesabını da sağla hallediyordu, derken herkesi bir havuzda boğmayı başarıyordu. Döneminde milyonlarca insan öldürülmüş mahkemeler adeta mezbahaya dönmüştü.<br />
      Velhasıl; Rusya’da değişen bir şey olmadı, yine kan , yine gözyaşı, yine istibdat vs&#8230; Slave kavram olarak zaten köle ruhu demekti, yani özgürlükten uzak bir ruh.. Gorbaçov döneminin glasnot perestroika dönemi gelene dek Sovyetler’de yaprak kıpırdamadı, etrafında demirperde ile ördüğü dikenli tel örgü ile ABD karşısında şişirilmiş bir güç olarak bir süre gündeme oturduysa da,   yetmiş yıllık kominizm totaliter temeller üzerine kurulduğu için daha yüzyılını dolduramadan nihayet slave ruhu çökmek zorunda kaldı ve böylece bağrında taşıdığı milletler özgürlüklerine kavuşma imkânına kavuştular.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mehmet Yılmaz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-12405</link>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Feb 2008 00:57:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-12405</guid>
		<description>&lt;strong&gt;  ==== Y O R U M S U Z ====&lt;/strong&gt;

&lt;img src="http://content.zaman.com.tr/2008/02/08/laik.jpg" alt="lenin ve Atatürk" /&gt;

&lt;strong&gt;Laiklik yürüyüşünde Atatürk'le Lenin'in fotoğrafı yan yana  &lt;/strong&gt; 
 
Yurtsever Yurttaşlar Platformu’nun gerçekleştirdiği laiklik yürüyüşü skandala dönüştü. 
İzmir'de Yurtsever Yurttaşlar Platformu öncülüğünde gerçekleştirilen 'Laiklik' yürüyüşünde 
Atatürk'le Lenin'in fotoğrafı yan yana taşındı. &lt;strong&gt;Lenin için 'Atatürk'ün en büyük müttefiki' ifadesi kullanıldı.&lt;/strong&gt;  
</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>  ==== Y O R U M S U Z ====</strong></p>
<p><img src="http://content.zaman.com.tr/2008/02/08/laik.jpg" alt="lenin ve Atatürk" /></p>
<p><strong>Laiklik yürüyüşünde Atatürk&#8217;le Lenin&#8217;in fotoğrafı yan yana  </strong> </p>
<p>Yurtsever Yurttaşlar Platformu’nun gerçekleştirdiği laiklik yürüyüşü skandala dönüştü.<br />
İzmir&#8217;de Yurtsever Yurttaşlar Platformu öncülüğünde gerçekleştirilen &#8216;Laiklik&#8217; yürüyüşünde<br />
Atatürk&#8217;le Lenin&#8217;in fotoğrafı yan yana taşındı. <strong>Lenin için &#8216;Atatürk&#8217;ün en büyük müttefiki&#8217; ifadesi kullanıldı.</strong></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ulus-devlet Bölüm II: Ulus-devlet ne kadar ulusal? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-12399</link>
		<dc:creator>Ulus-devlet Bölüm II: Ulus-devlet ne kadar ulusal? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Feb 2008 23:33:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/02/08/humeyni-lenini-dover-mi-ulus-devlet-bolum-iii/#comment-12399</guid>
		<description>[...] Humeyni Lenin’i döver mi? Ulus devlet bölüm III [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Humeyni Lenin’i döver mi? Ulus devlet bölüm III [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

