Türkiye neden modern İslamofobinin merkezidir? (I)
By Mustafa Akyol on Şub 7, 2008 in Makale
[Turkish Daliy News - Çeviren : Ekrem Senai]
Chichago’dan bir arkadaşım- kendisi Amerika’lı orta yaşlı, başarılı bir kadın girişimcidir ve İstanbul’da da iş yapmaktadır- bir keresinde bana Türklerle ilgili yaşadığı garip bir deneyimden bahsetmişti. Bir gün yaşadığı bölgede tanıdığı tüm Türkleri evindeki partiye davet ediyor. Yalnız, konukları içerisinde birinin başı örtülü. Diğerleri, bu muhafazakar hanımefendiyi görünce dehşete kapılıyorlar ve sessizce arkadaşıma soruyorlar: “Bu kadını neden davet ettin?” Arkadaşım önce soruyu anlayamıyor. Bana: “Önce onun bilinen bir suçlu filan olduğunu zannettim” diye açıklıyor, “Sonra anladım ki problemin sebebi diğer Türklerin, onun giyinişiyle ilgili takıntısı”. Sonra bana dönüp bu idée fixe (sabit fikirliliğin)’nin kaynağını sordu.
Bu soru gerçekten cevaplanması gereken bir soru… Özellikle Türkiye’nin seküler elitlerinin Müslüman başörtüsüne gösterdikleri bu korku ve öfkenin tekrar su yüzüne çıktığı bu zamanda… Türkiye’nin büyük ihtimalle First Lady’si olacak Hayrünnisa Gül de başörtüsü kullanıyor ve bu basit gerçek birçok “modern” Türk’ü fevkalade endişelendiriyor.
Elbette bu kişiler, kendilerini haklı çıkartmak için makul gerekçeler de sunuyorlar. Bu gerekçelerden en yaygınını, iki gün önce TDN yazarı Yusuf Kanlı dile getirdi: “Tehdit sadece başörtüsü değil, onun sembolize ettiğidir: Siyasal İslam”
Fakat başörtüsünün “siyasal İslam”ı sembolize ettiğini nereden biliyoruz? Başörtülü kadınlar mı söylüyor? Hayır! Türkiye’de başını sıkıca bağlamış herhangi bir kadını çevirip neden başını örttüğünü sorun, size Allah Kuran’da böyle emrettiği için örtündüğünü söyleyecektir. TESEV gibi liberal düşünce kuruluşlarının yaptığı akademik çalışmalar da başörtülü kadınların örtüleriyle ilgili dinsel sebepler gösterdiklerini, politik sebepler belirtmediklerini onaylıyor.
Başka bir deyişle, başörtüsünden nefret edenler, gerekçelerini aynı, tarihte cadı avcılığı yapanların kullandığı yöntemle, yani ona kendi ürettikleri bir anlamı vererek üretiyorlar.
Rasyonel kaygılara karşı irrasyonel korkular:
İşte bu sebeple “politik İslam”ı başörtüsünün sebebi olarak gören Türk şehir efsanesini dikkate almıyorum. Ben, daha çok türbanfobinin açıklanmaya gereksinimi olduğunu düşünüyorum ve bunun derininde İslamofobinin- İslam’dan ve İslam’a ait her şeyden mantıksızca korkmanın- yattığını düşünüyorum.
İslamofobi son yıllarda yaygınlıkla kullanılmaya başlanan bir kavram. Müslümanlara karşı kategorik nefret veya korkuyu ifade etmek için kullanılıyor. Terimin gerçek bir probleme işaret ettiğini düşünsem de, bazı Müslüman grupların bu kavramı geçerli şüpheler ve eleştiriler karşısında yanlış olarak kullanıldığını da görüyorum. Bazı insanlar masum sivilleri öldürmek için kendilerini patlatıyorlarsa ve bunu İslam adına yapıyorlarsa, bununla yüzleşmeli ve sebepleri üzerinde düşünmelisiniz. Yoksa sadece İslamofobiden bahsetmekle hiçbir şeyi açıklamış olmazsınız.
Aynı şekilde ülkenin muhafazakar kesiminin-ki bu kesimin içinde bazı fanatikler de vardır-politik tutkuları konusunda endişeleri olan tüm Türkler İslamofobik olarak görülemez. Benim bahsettiğim insanlar bunun çok ötesine geçenlerdir. Bu ülkede bazı insanlar muhafazakar Müslümanları rejime tehdit olarak görürler ve hiçbir şekilde bunları ikna etmek kabil değildir. Onlara mesela, Türk müslümanlarının modernizasyonundan bahseden bir sosyal çalışma gibi, korkularının anlamsızlığını gösteren gerçekleri sunsanız dahi, size bunların İslami komplo teoristlerinin ve ortaklarının kurnazca uydurduğu şeyler olduğunu söyleyeceklerdir. Bunların korkularını hiçbir şekilde gidermeniz mümkün değildir- işte tam bu yüzden “İslamofobi” sözcüğü bu kafa yapısını tanımlamak için çok uygun bir terimdir.
Klasik ve modern:
Bu noktada klasik ve modern İslamofobinin farkını belirtmekte yarar var- bunu kendim oluşturdum ama iyi bir sebebi var ve anti-Semitizm’den esinlendim. Yahudilere karşı patolojik nefreti inceleyen tarihçiler bunun “klasik” ve “modern” versiyonlarını ayırırlar. Klasik olanı orta çağ Avrupa’sının dinsel kökenli Yahudi nefretidir. Modern anti-semitizm ise genellikle ırksaldır, yani seküler bir bağnazlıktır.
Biz de İslamofobinin klasik ve modern versiyonlarından bahsedebiliriz. İlki, klasik anti-Semitizm gibi, Orta çağ Avrupa’sının ürünüdür ve Müslümanlar şeytana tapan Muhammediler ve şeytani işler yapan korkunç Türklerdir diyen versiyondur. (Bu klasik versiyon hala bazı marjinal Hristiyan gruplarında geçerlidir, bunlar müslümanların “ay tanrısına” taptığına ve Muhammed Peygamberin Deccal olduğu gibi saçmalıklara inanırlar)
Modern İslamofobi ise sekülerdir. 19. yüzyıl sonlarına doğru dolaylı yoldan Avrupa’nın Auguste Comte, Friedrich Nietzsche, Karl Marx, Herbert Spencer, Sigmund Freud, ve bunun gibi din’in geçmiş zamanlarda kalan bir masal olduğunu iddia eden birçok ateist düşünürünün sayesinde oluşmuştur. Bunların tümü Batılı düşünürlerdi ve ana düşmanları Hristiyanlıktı. Fakat bunun yanında Fransız düşünür Joseph Ernest Renan gibi özel olarak İslam’ı hedefleyen ve onu Doğu toplumlarının bünyesinden atması gereken irrasyonel bir inanç olarak tanımlayanları da yok değildi.
Radikal sekülerist modernitenin bu büyük kaynağından Osmanlı aydınlarının -bir kısmının- etkilenmesi uzun sürmedi. Ve çok kısa süre içinde bu fikirleri İslam dünyasına ve tabi ki Türkiye’ye uygulayanlar da bu aydınlar oldu. 1920′lerin sonlarından beri bu aydınlar Türk toplumunun politik ve sosyal elitleri konumuna geldiler. Çok katı sekülerist bir ideoloji ve İslamofobik psikolojiyi bina ettiler. Bunun detayından bir sonraki yazımda bahsedeceğim.
5 [?]









