RSS Feed for This Post

Türkiye neden modern İslamofobinin merkezidir? (I)

85_186_peur1.jpg[Turkish Daliy News - Çeviren : Ekrem Senai]

Chichago’dan bir arkadaşım- kendisi Amerika’lı orta yaşlı, başarılı bir kadın girişimcidir ve İstanbul’da da iş yapmaktadır- bir keresinde bana Türklerle ilgili yaşadığı garip bir deneyimden bahsetmişti. Bir gün yaşadığı bölgede tanıdığı tüm Türkleri evindeki partiye davet ediyor. Yalnız, konukları içerisinde birinin başı örtülü. Diğerleri, bu muhafazakar hanımefendiyi görünce dehşete kapılıyorlar ve sessizce arkadaşıma soruyorlar: “Bu kadını neden davet ettin?” Arkadaşım önce soruyu anlayamıyor. Bana: “Önce onun bilinen bir suçlu filan olduğunu zannettim” diye açıklıyor, “Sonra anladım ki problemin sebebi diğer Türklerin, onun giyinişiyle ilgili takıntısı”.  Sonra bana dönüp bu idée fixe (sabit fikirliliğin)’nin kaynağını sordu.

Bu soru gerçekten cevaplanması gereken bir soru… Özellikle Türkiye’nin seküler elitlerinin Müslüman başörtüsüne gösterdikleri bu korku ve öfkenin tekrar su yüzüne çıktığı bu zamanda… Türkiye’nin büyük ihtimalle First Lady’si olacak Hayrünnisa Gül de başörtüsü kullanıyor ve bu basit gerçek birçok “modern” Türk’ü fevkalade endişelendiriyor.

Elbette bu kişiler, kendilerini haklı çıkartmak için makul gerekçeler de sunuyorlar. Bu gerekçelerden en yaygınını, iki gün önce TDN yazarı Yusuf Kanlı dile getirdi: “Tehdit sadece başörtüsü değil, onun sembolize ettiğidir: Siyasal İslam”

Fakat başörtüsünün “siyasal İslam”ı sembolize ettiğini nereden biliyoruz? Başörtülü kadınlar mı söylüyor? Hayır! Türkiye’de başını sıkıca bağlamış herhangi bir kadını çevirip neden başını örttüğünü sorun,  size Allah Kuran’da böyle emrettiği için örtündüğünü söyleyecektir. TESEV gibi liberal düşünce kuruluşlarının yaptığı akademik çalışmalar da başörtülü kadınların örtüleriyle ilgili dinsel sebepler gösterdiklerini, politik sebepler belirtmediklerini onaylıyor.

Başka bir deyişle, başörtüsünden nefret edenler, gerekçelerini aynı, tarihte cadı avcılığı yapanların kullandığı yöntemle, yani ona kendi ürettikleri bir anlamı vererek üretiyorlar.

Rasyonel kaygılara karşı irrasyonel korkular:

İşte bu sebeple “politik İslam”ı başörtüsünün sebebi olarak gören Türk şehir efsanesini dikkate almıyorum. Ben, daha çok türbanfobinin açıklanmaya gereksinimi olduğunu düşünüyorum ve bunun derininde İslamofobinin- İslam’dan ve İslam’a ait her şeyden mantıksızca korkmanın- yattığını düşünüyorum.

İslamofobi son yıllarda yaygınlıkla kullanılmaya başlanan bir kavram. Müslümanlara karşı kategorik nefret veya korkuyu ifade etmek için kullanılıyor. Terimin gerçek bir probleme işaret ettiğini düşünsem de, bazı Müslüman grupların bu kavramı geçerli şüpheler ve eleştiriler karşısında yanlış olarak kullanıldığını da görüyorum. Bazı insanlar masum sivilleri öldürmek için kendilerini patlatıyorlarsa ve bunu İslam adına yapıyorlarsa, bununla yüzleşmeli ve sebepleri üzerinde düşünmelisiniz. Yoksa sadece İslamofobiden bahsetmekle hiçbir şeyi açıklamış olmazsınız.

Aynı şekilde ülkenin muhafazakar kesiminin-ki bu kesimin içinde bazı fanatikler de vardır-politik tutkuları konusunda endişeleri olan tüm Türkler İslamofobik olarak görülemez. Benim bahsettiğim insanlar bunun çok ötesine geçenlerdir. Bu ülkede bazı insanlar muhafazakar Müslümanları rejime tehdit olarak görürler ve hiçbir şekilde bunları ikna etmek kabil değildir. Onlara mesela, Türk müslümanlarının modernizasyonundan bahseden bir sosyal çalışma gibi, korkularının anlamsızlığını gösteren gerçekleri sunsanız dahi, size bunların İslami komplo teoristlerinin ve ortaklarının kurnazca uydurduğu şeyler olduğunu söyleyeceklerdir. Bunların korkularını hiçbir şekilde gidermeniz mümkün değildir- işte tam bu yüzden “İslamofobi” sözcüğü bu kafa yapısını tanımlamak için çok uygun bir terimdir.

Klasik ve modern:

Bu noktada klasik ve modern İslamofobinin farkını belirtmekte yarar var- bunu kendim oluşturdum ama iyi bir sebebi var ve anti-Semitizm’den esinlendim. Yahudilere karşı patolojik nefreti inceleyen tarihçiler bunun “klasik” ve “modern” versiyonlarını ayırırlar. Klasik olanı orta çağ Avrupa’sının dinsel kökenli Yahudi nefretidir. Modern anti-semitizm ise genellikle ırksaldır, yani seküler bir bağnazlıktır.

Biz de İslamofobinin klasik ve modern versiyonlarından bahsedebiliriz. İlki, klasik anti-Semitizm gibi, Orta çağ Avrupa’sının ürünüdür ve Müslümanlar şeytana tapan Muhammediler ve şeytani işler yapan korkunç Türklerdir diyen versiyondur. (Bu klasik versiyon hala bazı marjinal Hristiyan gruplarında geçerlidir, bunlar müslümanların “ay tanrısına” taptığına ve Muhammed Peygamberin Deccal olduğu gibi saçmalıklara inanırlar)

Modern İslamofobi ise sekülerdir. 19. yüzyıl sonlarına doğru dolaylı yoldan Avrupa’nın Auguste Comte, Friedrich Nietzsche, Karl Marx, Herbert Spencer, Sigmund Freud, ve bunun gibi din’in geçmiş zamanlarda kalan bir masal olduğunu iddia eden birçok ateist düşünürünün sayesinde oluşmuştur. Bunların tümü Batılı düşünürlerdi ve ana düşmanları Hristiyanlıktı. Fakat bunun yanında Fransız düşünür Joseph Ernest Renan gibi özel olarak İslam’ı hedefleyen ve onu Doğu toplumlarının bünyesinden atması gereken irrasyonel bir inanç olarak tanımlayanları da yok değildi.

Radikal sekülerist modernitenin bu büyük kaynağından Osmanlı aydınlarının -bir kısmının- etkilenmesi uzun sürmedi. Ve çok kısa süre içinde bu fikirleri İslam dünyasına ve tabi ki Türkiye’ye uygulayanlar da bu aydınlar oldu. 1920′lerin sonlarından beri bu aydınlar Türk toplumunun politik ve sosyal elitleri konumuna geldiler. Çok katı sekülerist bir ideoloji ve İslamofobik psikolojiyi bina ettiler. Bunun detayından bir sonraki yazımda bahsedeceğim.

 

Kitap tanıtan kitap 1

Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz.

 

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen,  fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Zaman Nedir?

“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz. 

 

 

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Share on Facebook

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 1 Yorum

  2. Yazan:Rutkay Zeokasva Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    Ellerinize sağlık güzel bir yazı olmuş. Yazınızda gerçekten oldukça önemli bir duruma yer vermişsiniz fakat yazınızın sonlarında hristiyanlıkla ilgili söylediklerinizin biraz ağır olduğu kanaatindeyim eğer biz onların inancına saygı göstermezsek onlardan bizim inancımıza saygı göstermelerini beklemek sanırım biraz uçuk bir beklenti olur.
    Din dogmatiktir siz nasıl sorgulamadan dininizi kabul ediyorsanız onlarda öyle kabul eder. Eğer ben yazınızı okuyan bir hristiyan olsam öyle sanıyorum ki İslamiyete karşı olan bakışım olumsuz bir hal alırdı.
    Her şeyden önce derdimizi güzel anlatmalıyız onun görüşünün yanlış olduğunu söyleyerek bir yere varamayız önemli olan ona neden yanlış olduğunu anlatabilmemiz.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin