Vatandaşlar Cumhuriyet’in Dekoru Değildir
By Mustafa Akyol on Oca 29, 2008 in Kategorilenmemiş
[28 Ocak 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Ülkemizde başörtüsü yasağını savunanların gerekçelerinden biri “Türkiye’nin imajı”dır. Başörtü serbest olduğunda, kampüslerde veya “kurumlarda” özgürce giyildiğinde, ülkenin “görüntüsü”nün bozulacağından korkarlar. Özellikle bugünlerde söz konusu “estetik kaygı”yı sıkça duyuyor ve okuyoruz.
Açık konuşayım: Bu, düpedüz totaliter bir zihniyettir. Bir ülkenin vatandaşlarına, o ülkenin “fotoğrafı”na yakışacak “dekorasyon malzemeleri” gibi bakmak, “birey”in tanınmadığı ve “bütün”ün kutsandığı totaliter ideolojilere has bir yaklaşımdır.
“İslamcı totaliterizm”in iyi bir örneği olan Taliban’ın zihniyeti tam da böyleydi. Onlar da “Afganistan’ın görüntüsü” konusunda pek hassastı. Tüm vatandaşların, özellikle de kadınların, kendi kafalarındaki ideale uymasına büyük önem veriyorlardı. Elbette Taliban’ın “ideal kadın” tanımı bizdeki “laikçiler”inkiyle taban tabana zıttı; ama inandıkları “tektipçilik” ve bunu devlet eliyle dayatma hevesleri, kimi “Cumhuriyet seçkinleri”ninkine benziyordu.
Taliban’ınkine kıyasla bizimkine şekil yönünden daha yakın olan bir başka totaliterizm, Nazilerinkiydi. Nazi ideolojisinin temel unsurlarından biri “toplumsal estetik”ti. Devlet, ideal bir Alman profili belirlemişti ve bunu sistemli olarak yüceltiyordu. Erkeklerin kaslı ve uzun boylu, kadınların diri göğüslü ve gürbüz olanları makbuldü. (Bizim 19 Mayıs törenlerinde atlayıp-zıplayan, üstüste çıkıp kuleler inşa eden atletik gençler geleneği de, 1930’larda Almanya’dan esen rüzgarlardan miras kalmış bir nostaljidir.)
Naziler’in Yahudi düşmanlığında bu “estetik kaygı”ların önemli rolü vardı. Göbels’in emriyle 1940’ta çevrilen “Der Ewige Jude” (Ebedi Yahudi) adlı propaganda filminde Yahudiler, “pırıl pırıl” Almanların yanına yakışmayan, kara-kuru, sakallı, takkeli, pis yaratıklar olarak tasvir ediliyordu. O filmi izlerseniz, Yahudiler’e yapılan bazı hakaretlerin, Türkiye’de “mürteciler”e yapılan aşağılamalara bir hayli benzediğini görürsünüz. Örneğin Yahudiler’in “koşer” (helal yemek) kuralları gereğince hayvanları kanlarını akıtarak kesmeleri “Alman ulusuna yakışmayan bir vahşet” olarak tanımlanıyordu ki, bizdeki bazı kurban polemiklerini epey andırır. Aynı filmde pompalanan “Yahudi finansörler” korkusu ile bizdeki “irticai sermaye” paranoyası da benzerdir.
“Ebedi Yahudi”deki nefret kampanyasının ardından, malum, Yahudi soykırımı geldi. Türkiye’de elbette böyle bir cinnet söz konusu değil ve olamaz, nefret düzeyi de çok daha düşük, ama yine de bazı paralellikler var.
Tüm bu örneklerdeki temel sorun, “devlet”in ve “devlet ideolojisi”nin kutsanması, bireylerin farklı kimlik, inanç ve yaşam biçimlerinin bunlar uğruna harcanmasıdır. Bizdeki “laikçiler” bunu “çağdaşlık” sanıyorlar ve aslında kısmen haklılar: Totaliterizm modern çağda ortaya çıkmış bir siyasi modeldir çünkü. Ancak örnek aldığımız “muasır medeniyet,” 20. yüzyılın ilk yarısında kısmen tutulduğu bu hastalığı büyük ölçüde aşmış, “bireysel özgürlükler” üzerine kurulu liberal demokrasiye evrilmiş durumda.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey de bu. Artık anlamamız gerekiyor ki vatandaşlar Cumhuriyet’in şık birer dekoru veya figüranı olmak zorunda değiller. Her birinin kendine göre inancı, değerleri, yaşam biçimi ve kimliği var. Cumhuriyet’in görevi, bunlara saygı göstermek ve hepsini güvence altına almak. Vatandaşlar, Cumhuriyet için var değil. Cumhuriyet, onlar için var.
3 [?]





24 Yorum
Yazan:yigit Tarih: Oca 30, 2008 | Reply
mustafa abi,
ne güzel özgürlük üzerine yazmışsın. inan aynen katılıyorum. hatta resim yerine keşke rosa parks ın resmini koysaydın. bu arada o büyük şahsı da saygı ile anıyorum.
sizlerden ricam:
istanbul’da çok güzel belediye tesisleri var. oraya gidip sevgilimle bi bira olmadı bi şarap içesim var, izin vermiyorlar.
bir de abi üniversite bitti şimdi gerçi ama kantinlere az da olsa şarap konsa, hatta bunlar vergiden muaf olsa, şahane ortam olur.
inan emirgan köşkünün o güzel korusunda, yıldız köşkünde, boğaziçinin efsane kampüsünde insanın içinden geçiyor, olmuyor.
bu konuda yazarsan benim sesimi duymayanlar seni duyacaklardır.
hazır başladık komple özgürlük ortamına yelken açalım güzel abim
teşekkür ederim.
Yazan:fizikci Tarih: Oca 30, 2008 | Reply
Yiğit Bey,
Bira ve şarap konusunda özgürlük talebinizi belediyelere ve üniversite idarelerine iletebilirsiniz. Mustafa Bey’in bu konuda size yardımcı olabileceğini sanmıyorum. Zaten kendisi halkımızın (CHP’liler dahil) %90′ı tarafından “zulüm” olarak gördüğü başörtüsü yasağı ile yeterince meşgul gördüğüm kadarıyla. Sizin çok özel özgürlük taleplerinize ayıracak vakti var mıdır bilemiyorum.
Benim üniversite öğrenciliğim 28 Şubat sürecine denk gelmişti. Marmara Üniversitesi’nin Göztepe Kampüsü’ndeydim. Başörtülü öğrenciler kampüs kapısında beklerken, içeride Haluk Levent yahut Ege vs. konserine girmek için bekleyen öğrenciler olurdu. Üniversite yönetimi konser için bekleyen öğrencilerin çimlerin üzerinde bira, şarap vs. tüketmesini hoşgörürdü de dışarda bekleyenlerin başörtüsünü hoş görmezdi.
Kantinde satılmasına izin verilmezdi tabi. Hangi hoca sınıfında sarhoş öğrencilerle uğraşmak ister ki?
Belediye tesislerine gelince, evim Çamlıca tepesine yakın. Belediyeler sağ partilere geçmezden evvel Çamlıca Tepesinde bira, şarap, vs. gürül gürül akıyormuş. İnsanlar ailecek gitmeye çekiniyorlarmış. Şimdi çok şükür Çamlıca Tepesi tam bir aile mekanı. Yaz akşamları çok güzel oluyor. Cıvıl cıvıl çocuklar, çekirdek çıtlatıp muhabbet eden aileler… Bence belediye tesisleri ailelere kalsın, içmek isteyene Taksim’de, Kadıköy’de meyhane mi yok?
Yazan:snowqueen Tarih: Oca 30, 2008 | Reply
@yigit, hay ağzına sağlık:))
ben de, önümüzdeki yıllar içinde Yunanistan’da antik tapınakların pagan ayinlerine yasal olarak açılması gibi Türkiye’deki paganlar için ibadethane statüsü istiyorum. Mustafa Akyol’un pagan lafına derin antipatisi var gerçi, sitesinden biliyorum ama onlar da dekor değil dimi güzel kardeşim?
Naziler sadece Yahudileri değil eşcinselleri ve çingeneleri de reddetti,
eşcinseller veya travestiler devlet memuru olabilir mi mesela?
Okulda çocuğunun öğretmeni eşcinsel olsa ne yapacaksın açık konuş be adam.
Yazan:TT Tarih: Oca 30, 2008 | Reply
Laiklik konusunda hassasiyet gösterenlerin ne hikmetse faili meçhuller,hukuksuzluklar yada demokrasi konusunda hassasiyetlerini hiç ama hiç görmüyoruz..
Halbuki laikçi yasaklamaları “hukuk adına demokrasi adına, çoğunluk tahakkümünü önleme azınlığın baskı görmemesi” adına yaptıklarını söylüyorlar…
Örneğin türban yasağını azınlıkları korumak adına koyduklarını söyleyenler bir bakıyoruz ki çeteler kurmuşlar,azınlıklara hayat hakkı tanımıyorlar,faşist eylemlere giriyorlar…Demokrasinin hukukun katili oluyorlar.Bir yandan da azınlık hukuku için(!) çoğunluk haklarını gasbediyorlar…
Azınlığı düşünseler gam yemeyeceğim ama bunlar bu ülkedeki hem azınlığa hem de çoğunluğa düşman.
Bk:bilimum ulsalcı faaliyetler…
Nasıl bir zihniyettir anlamak mümkün değil…
Yazan:blue Tarih: Oca 30, 2008 | Reply
Ozgurluk taleplerinin artmasi sevindirici :)
Ama ozgurlukcu arkadaslarimizin sunu anlamasi gerekiyor. Kendilerine sira gelmesini istiyorlarsa yillardir Turkiyede catisma olusturan ve kadinlarin yarisi teskil eden insanlarinin taleplerinin karsilanmasi gerekiyor. Yoksa bana belediye tesisinde sarap vermiyorlar, bunlarin kizlari da okula giremesin diye “bana yar olmayan guzelin gozu ciksin” gazeli olmaz. Birini artirinca digeri eksilmiyor zira. Escinsellerin haklarini savunmak, belediye tesislerinde icki olmasini savunmak basortulu egitimin antitezi degil… Ozgurlukcu bir ortamdan herkes nasiplenecektir.
Yazan:yigit Tarih: Oca 31, 2008 | Reply
blue ve fizikci namlı sevgili kardeşlerim,
bu veya başka bir memlekette başörtüsüne herhangi bir mekanda izin vermeyen aklı, şaşkınlıkla izlerim. akp nin adı ortada yokken yürüyüşlere katıldım, başörtülü arkadaşlarla slogan attım. yerine göre g..ume cop yedim. yazı yazdım, öğrenci temsilcisi seçildim, öğrenci meclisinde gündeme getirdim.
bir kadının neresini örtüp neresini açacağına karışan akıl, benim için moronun önde gidenidir. bu itibarla başörtüsü özgürlüğünü her zaman savundum. her zaman da savunurum. kimseden de korkmam. ancak kendi özgürlüklerimi de savunmak isterim.
blue şöyle yazmış:
“Kendilerine sira gelmesini istiyorlarsa yillardir Turkiyede catisma olusturan ve kadinlarin yarisi teskil eden insanlarinin taleplerinin karsilanmasi gerekiyor”. şahsen kendi sıramı beklemeye niyetim yok. hakkımı herkesin gözüne soka soka savunurum. memlekete blue sayesinde gelmedim. sıramı verecek olan da blue değil. ha size biri sıra dağıtma yetkisi verdiyse benim haberim yok kusura bakmayıverin.
daha iyi niyetli gözüken fizikçi arkadaşım içkiyi, etraftakleri rahatsız edecek bir unsur gibi anlatmış. şahsen bir iki kadeh bişeyle kimseyi rahatsız edeceğimi düşünmüyorum. çekirdek yemek için de bir sürü yer var. kimse oraya gidin demiyor. çocuklar çevrede oynarlarsa da içki ayrı bir güzel tad verir. kime ne zararı var anlamadım. siz ben çevremde bir kadehe bile tahammül edemem diyorsanız, bunun başörtüsüne tahammül edemiyorum diyen denyoların yaptığından ne farkı var.
türkiye’de en düşük tahminle nüfusun %6-7 ila arası eşcinsel. bu da sanırım 4-5 milyon gibi bir rakama tekabül ediyor. hal böyleyken buna marjinal bir talepmiş gibi yaklaşmak, özünde faşizan bir tepkiden başka birşey değil.
içki ise tam bir üvey evlat muamelesi göruyor. seven insanlar için yedikleri ekmek içtikleri su gibi birşey olan içki acımasızca vergilendiriliyor ve rtük, belediyeler, okullar tarafından sayısız baskı altında tutuluyor. muhtemelen dünya tarihine envai çeşit içki sunmuş bir toprak parçasında, tarihe ve kültüre saygı bence bunların tam aksi bir uygulamayı gerektirir.
sizlere yalvarıyorum bu özgürlükleri de dikkate alın. memleketimiz sakat kavgalarla zaman kaybetmesin.
Yazan:snowqueen Tarih: Oca 31, 2008 | Reply
Yakın bir arkadaşım bir sivil toplum örgütünün desteğiyle, bir gençlik festivalinde “gay” önyargısını kırmayı hedefleyen projede görevliydi.
Sadece o festival alanında, gizli eşcinsel olan, durum hakkında yeterli bilinci olmayan veya kabullenmek istemeyen onlarca gençle görüştü.
Türkiye’de eşcinsel sayısı hiç az değil, sadece gizleniyorlar.
Evleniyorlar, çocukları oluyor.
içki konusuna gelirsek, bu konuda inanılmaz bir vergilendirme var.
Bu yüzden, yurtdışına çıkınca veya çıkanlar olunca istenen genelde içki oluyor:) Türkiye alkolden en çok vergi alan ülkeler arasında.
Yazan:fizikci Tarih: Oca 31, 2008 | Reply
Yiğit Bey,
Valla bence bu tamamen arz-talep meselesi. Demek fazla talep yok. Artı alkol bu, şişede durduğu gibi durmuyor. Belediye içince sapıtanlarla uğraşmak istemiyor herhalde ki içki satmıyor. Bize ne canım belediye sapıtanlarla ilgilenecek güvenlik ekibi oluştursun falan derseniz, içkili ortamlarda bulunmak istemeyenlerden (ki çoğunluktur) kaynaklanan müşteri kaybını nasıl telafi edeceksiniz? Bu konuda belediyeleri ikna etmeniz lazım.
Belediye ideolojik olarak da böyle yapıyor olabilir, hımm, o zaman bunu problem yapmayan belediyelerin mekanlarına gidilebilir. Bir daha ki yerel seçimlerde de tavrınızı koyarsınız zaten. Muhafazakar belediyeye zorla içki sattırmaya çalışırsanız, o partinin tabanına, politikasına aykırı bir iş yaptırmış olursunuz ki buna hakkınız yok. Nasıl özel sektör isterse içki satar istemezse satmazsa, belediye de aynısını yapar.
Türkiye’de içki içmek yasak olsa haklısınız derdim ama gidin dilediğiniz yerde için, içilmeyen yere de gitmeyin, ne var bunda? Bunu başörtüsü yasağına antitez olarak savunmanız komik oluyor gerçekten. Türkiye’nin bütün üniversitelerindeki başörtü yasağından bahsediyoruz, siz de tutmuş bir sürü yerde satılan içkinin satılmadığı yerleri göstererek yasakmış gibi yapıyorsunuz. Neyse bu kadar bariz bi saçmalık için fazla tuş vuruşu yaptım. Empati falan yapın.
Snowqueen Hanım,
Alkol sigara gibi zararlıların vergisi yüksek olsun, iyidir. Zararlıysa zararlı bu benim özgürlüğüm kim ne karışır diyemezsiniz. Çünkü alkol de sigara da başkalarına ve çevreye zarar veriyor. Aslında kökten yasaklansalar bence iyi olur. Ama nerde o 4üncü Murad?
Yeterince tahrik edebildim mi sizi bilemiyorum ama başörtü yasağının altında alkolden bahsederek bizi yaterince tahrik ediyorsunuz. Empati falan yapın.
Yazan:çuvaldız Tarih: Oca 31, 2008 | Reply
şahsen kendi sıramı beklemeye niyetim yok. hakkımı herkesin gözüne soka soka savunurum.(yiğit)
Ne de güzel yazmış.Keşke Yiğitin bu yazdıklarınıİbaşörtüsü bir sorun değildir,Türkiye’yi ilgilendiren onca problem varken şimdi bunu tartışmanın sırası mı diyenler de okumuş olsa!
Yasaklar konuşulurken akla gelenlerin,içki ve eşcinsel olması çok ilginç daga da ilginç olanı yasak kapsamındaki “başödrtüsü” dillendirilmeden bunları savunmak kimsenin aklına gelmiyor.
“seven insanlar için yedikleri ekmek içtikleri su gibi birşey olan içki acımasızca vergilendiriliyor”(yiğit)
İçki yasağında itiraz etmek için yazdığınız bu teşhis cümlesi zaten yasağın gerekçesi “seven insanlar için yedikleri ekmek içtikleri su gibi”Bu bir çeşit bağımlılıktır ve psikiyatristler bu aşamayı “sevmek” olarak değil,tedaviye başlanılması gereken otokontrolün kalktığı,fiillerden sorumlu olunamayacak aşamalardan biri olarak kabul ediyorlar(bilimsel veriler öyle dediği için).
İçkiyi kimin hangi derecede sevdiği ve alkol aldıktan sonra nasıl tepki vereceği bilinemediği ve bu insanlara da “mekan” yasaklaması yapılamayacağından dolayı,” içkiyi” mekanlarda yasaklıyorlar.(Okulları da bu kapsamda düşünebilirsiniz!)
İçki içen kişinin sorumluluğunu alıp,bu kişinin sarhoşluk anında diğer insanlara zarar veremeyeceği güvenlik (bodyguard gibi),sarhoşluk sınırında gördüğü insana artık içki satmamak gibi tedbirleri alabilecek “özel” girişimciler rahatlıkla içki satışı yapabiliyorlar.
Sonuçta içki içen biri mekanı tüm imkanları ile kullanıyor ama içki satılmadığı için içemiyor.Bu aşamada sorulması gereken;başörtüsü “yasaklanması” gereken,organizmayı tahrip eden sağlık sorunlarına yol açan bir çeşit “zehir” midir?Din kontrollü zerk edilmesi gereken içki türevi bir etki yaratan “afyon”mudur?
İşte başörtüsü ve içki aradaki bu farkı idrak edemeyenler,Yiğit beyin cümlesinde karşılık bulan;“ başörtüsüne tahammül edemiyorum diyen denyolar”benim içkim her yerde yoksa senin başörtün de olmaz diyor!
İçki satışı yasak değil,insanlar istedikleri ölçüde içebilirler ve hatta hatırlasınız geçen senelerde bu derce sarhoş olanlar için “alo ben sarhoşum beni eve götür” hattı vardı,polisler sizi alıp evinize kadar götürüyorlardı.Özel şoförünüz gibi.Kimse kalkıp da “maaşı benim vergilerimle ödenen memur,içkiyi kendini kaybedecek kadar içen birine özel şoförlük yapamaz yada böyle bir hizmet için harcayamaz!”demedi.,demesine ama niye bu uygulamaya ihtiyaç duyulmuştu hatırlamak gerek;alkollü araba kullanmak yasak olduğu halde kullanıldığı için ki Yiğit beyin işaret mantık ile değerlendirildiğinde bu da saçma bir yasak,içkiyi seven nasıl ve ne kadar tüketeceğini bilemeyecek kadar “denyo” olamaz değil mi?
Yazan:snowqueen Tarih: Oca 31, 2008 | Reply
fizikçi,
başörtüsü yasağının altında alkolden, eşcinsellerden bahsetmek bana hiç komik gelmiyor. Oldukça yerinde.
çünkü sadece başörtüsü yasağından bahsetmek, “kendine demokrat”lık olmuyor mu?
Muhafazakar belediyeye zorla içki sattırmaya çalışırsanız, o partinin tabanına, politikasına aykırı bir iş yaptırmış olursunuz ki buna hakkınız yok. Nasıl özel sektör isterse içki satar istemezse satmazsa, belediye de aynısını yapar.
Böyle bir politikayı kabul etmiyorum.
ve bunu yapmaya gayet hakkım var.
Belediye de özel sektör değildir. Madem laik bir ülkedeyiz, belediyeler
“islamda içki yassah içemezsin kardeşim” tavrını nasıl yapıyor?
Ben belki hristiyanım belki de ateist belki şintoist.
Derdimiz muhafazakarlıkla zaten.
Alkol zararlıysa, kafein de öyle, ColaTurka da, fastfood yemeklerde:))
Yazan:blue Tarih: Oca 31, 2008 | Reply
yigit bey,
Basortusu icin g.tunuze cop yemenizi takdir ettim. Belediye tesislerinde icki icememek de bir ozgurluk meselesidir suphesiz. Ama oyle bir tablo cizmissiniz ki sanki cok magdur ediliyorsunuz, eziliyormussunuz filan gibi bir hava. Cok vergi varmis filan. Devlet benim yedigimden vergi aliyor? maasimin yarisini aliyor? benzin parasinin tamamina yakinini vergi olarak aliyor, serbest meslek sahibiyseniz ananizdan emdiginizi burnunuzdan getiriyor. Birakin da zevk icin ictiginiz saraptan biraz alsin. Icki fiyatlari Turkiyede hic de oyle abarti yuksek degil, kimsenin belini bukuyor da degil. Siz ickiye, sigaraya nasil vergi konur gidin Japonyaya gorun. Bunlar zaruri kullanim maddeleri olmadigindan dunyanin her yerinde en fazla vergiye tabi tutulur. Bu gayet normaldir.
Turkiyedeki escinsel nufusu nasil tespit ettiniz yontemi belirtirseniz sevinirim. Oyle kendi cevrenizde 10 kisiye sorarak istatistik yaptiysaniz bunun gecerli bir yontem oldugunu sanmiyorum. Turkiyede tore cinayetleri varken, iskence varken, fikir hala suc sayilirken escinsellikten, belediyelerde ickiden dem vurmayi cok samimiyetsiz buluyorum kusura bakmayin.
Yazan:snowqueen Tarih: Oca 31, 2008 | Reply
Nasıl yani bunların sırası mı var?
Bu ülkede töre cinayetleri işlenip genç kızlar öldürülüyorsa,
fuhuştan başka alan bırakılmayan travestiler de hergün sokakta öldürülüyor, şiddete uğruyor.
Eşcinseller işten çikarılıyor, aşağılanıyor, dernekleri kapatiliyor.
o kadar çok eşcinsel tanıdım ki vallahi üçüncü gözüm açıldı.
Sokakta bile anlayabiliyorum. Nüfus epey yüksek.
Bu, çocuğunuz, kardeşiniz, amca oğlunuz bile olabilir. Bilemezsiniz.
Çok komik değil mi, hadi gülelim hep birlikte!
“hepimiz ermeniyiz” sloganından sonra bazıları
“taksimde travesti cansu öldürüldü hepimiz travestiyiz diyecekmisiniz hahaha” tepkisi göstermişti. Evet diyeceğiz, bir arkadaşım şöyle demişti”hepimiz travestiyiz, etilerde bara çıkmıyorsak öldürün bizi”.
Ayrıca, Avrupa İçki Üreticileri Birliği bile Türkiye’de içki vergilerinin çok yüksek olduğunu eleştirdi.
Benim belimi büküyor yetmez mi? 3 kuruşluk şeye niye dünyanın parasını ödeyeyim?
İçkiyi kimin hangi derecede sevdiği ve alkol aldıktan sonra nasıl tepki vereceği bilinemediği ve bu insanlara da “mekan” yasaklaması doğruysa, bende başörtülü bir kadının ne derece siyasal islam’la bağlantısı olduğunu bilmediğim için başörtüsü yasağını mı savunmalıyım???
içkiyi seven ve nasıl tüketeceğini bilen ve dolayısıyla “denyo” olmayan biri olarak içkiyi bu denli vergi uygulanmasını ve belediye tesislerinde yasaklanmasını eleştiriyorum.
Ve başörtüsünden başka bir özgürlükten bahsedilmemesini “samimiyetsiz” buluyorum.
Bende vejetaryenim, et yemek hiç caiz değil ilaveten zararlı,
“zevk için yediğiniz” hayvanlar belediye tesislerinde yasaklansın ve üzerine vergiler bindirilsin.
Yazan:fizikci Tarih: Oca 31, 2008 | Reply
Snowqueen Hanım,
Belediye tesislerini kullanma hakkı herkese ait. Öyleyse ortak paydada buluşmak gerekiyor. Eğer içki satılırsa vatandaşların ailecek gidebileceği bir yer olmaktan çıkar. Çocukların cıvıltısı “içince sapıtan”ların narasıyla, kavgasıyla falan kesilir. İçki içilen en nezih ortamda bile günde en az bir-iki kere olay olur. Böyle yerlere çocuğunuzu götüremezsiniz. Güvenlik görevlisi de olay çıkınca işe yarar ancak, olayın çıkmasına engel olmaz.
Örneği de var işte önümüzde. Çamlıca Tepesi’nde içki satışının yapıldığı dönemde aileler gitmiyormuş oraya. Niye gitsin ki zaten, kim götürür çocuğunu içki içilen yere?
Azıcık fedakarlık yapıverin, serbest olan yerlerde için ne içeceksiniz.. Alternatifiniz çok. Hele İstanbul gibi büyük şehirlerde sayısız. Belediye tesislerini ailelere bırakın. Böylece siz de ailecek o tesislerden faydalanabilirsiniz.
Belediye “İslam’da yassah içemezsin demiyor”. Önünde iki seçenek var. O tesisi içkili ya da içkisiz bir mekan olarak değerlendirebilir. CHPli belediye muhtemelen içkili yapar, SPli belediye içkisiz. Müsade edin de seçimden galip çıkan parti kendi tercihini yapsın. Her parti kendi tabanının taleplerine cevap vermek zorunda. Ama bunu yaparken diğer insanların özgürlüğünü de kısıtlayamaz elbet. İçki içme özgürlüğünüzün kısıtlandığı falan yok.
Başörtüsü başlığının altında antitez olarak alkolden bahsederek “hak ve özgürlükler” konusundaki bütün inandırıcılığınızı kaybediyorsunuz. Hadi şu ulusalcı laikçilerden bir şey beklemiyoruz zaten de, siz yapmayın bari böyle..
Arkadaş hem başörtüsü için g..üne cop yediğini söylüyor, hem de daha yarısı bile teslim edilmeyen başörtüsü özgürlüğüne içkiyle nisbet yapıyor. Ayrıca özgürlüğün kesiri olmaz. Halen başörtüsü özgür değil. Nisbet yapmak için acele etmeyin bence.
Yazan:çuvaldız Tarih: Oca 31, 2008 | Reply
@ SnowQueen,
Cümlenin doğrusunun bu olduğunu idrak edebilecek kadar sakinleşmeni tavsiye ederim.
İçkiyi kimin hangi derecede sevdiği ve alkol aldıktan sonra nasıl tepki vereceği bilinemediği ve bu insanlara da “mekan” yasaklaması yapılamayacağından dolayı,” içkiyi” mekanlarda yasaklıyorlar.
Ve ilk cümle de sırası var anlamında değil!Talep!
Yazan:çuvaldız Tarih: Oca 31, 2008 | Reply
Ve başörtüsünden başka bir özgürlükten bahsedilmemesini “samimiyetsiz” buluyorum.(snowqueen)
Ben de başörütüsü dillendirilene kadar bu tip konularda sessiz sakin oturan “özgürlükçüleri” samimiyetsiz buluyorum
İçki olmadı vergisi,o da olmazsa darısı eee…bu için ucu çiftçiye kadar gider mi?
Yazan:çuvaldız Tarih: Oca 31, 2008 | Reply
ha bu arada unutmuşum o çiftçi kardeşimizin karısının,kızının başında “başörtüsü” var,hem de binbir çeşit bağlanan cinsinden!
Yazan:knz Tarih: Oca 31, 2008 | Reply
bana ysak denince burka yasağı aklıma geliyor.
bekri mustafadan beri ne 4. muratlar geçti, kelle bu ya, yine de içkiye yasak koyamadılar.
hayyam müslüman şairin en ünlüsü.
günümüzde trafikte şu bolan üfleme aleti icat edildi de, yani belediye tesislerinde bnu mu kullacaklar:)
Yazan:snowqueen Tarih: Oca 31, 2008 | Reply
Başörtüsü yasağı kalkar ama diğer özgürlükler için bakalım başörtüsü savunucuları seslerini çıkaracak mı, görünen o ki durum pek iç açıcı değil. Başörtüsü yasakcılarından bile daha yasakçı bir anlayış görüyorum ve daha kötüsü sorunlar “canım şimdi bunun sırası mı” diye küçümseniyor ama unutmayın, postmodernizm eli yakan patates gibidir. Bir anda sırası geliverir yani.
Başörtüsü başlığının altında ‘alkolden’ değil de neden bahsedebiliriz mesela? Vatandaşlar cumhuriyetin dekoru değildir başlığı altındayız
ama eşcinsel örgütlerin Anayasa Taslağı konusundaki sitemlerinden
bahsetmenin geresiz ve yersiz olduğu fikri sizin çifte standardınızdır.
Yunanistan’daki gibi pagan tapınakların ibadethane olup olmayacağından da sormuştum eğer başörtüsü başlığının altında
sadece ‘dini’mevzuların bir önemi varsa.:)
Ömer Hayyam’dan bahsetmişken,
Cennette huriler varmış, kara gözlü
İçkinin de ordaymış en güzeli
Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz
Bak bir yanda şarap, bir yanda sevgili..
şarabımızı heteroseksüel, biseksüel, homoseksüel bütün aşklara kaldırıyoruz :-)
Yazan:blue Tarih: Şub 1, 2008 | Reply
Elbette! Cok partili demokrasiye gecisimiz bile 25 seneyi buldu. Daha halk askeri darbeye yeni yeni tepki gostermeye basladi. Tuketici haklari kanunu yururluge gireli kac sene oldu? Aile ici siddeti suc sayan kanun daha yeni kabul edildi. Temel hak ve ozgurluklerde sikinti yasanirken tutup en uc ozgurluklerden bahsetmek ayiptir. Acil serviste kolu kopan adamla sira munakasasi yapmak gibidir, insafa sigmaz.
Bu, sirada beklesin demek degildir. Ama her sey devletten beklenmez. Bu tip konularda sivil toplum kuruluslari onemlidir. Laga luga edilecegine bu konular sivil toplum kuruluslari vasitasiyla dile getirilir, toplum ikna edilmeye calisilir, reklam filmleri hazirlanir, halkla escinsellerin kaynasabilecegi, kendilerini anlatabilecekleri ortamlar hazirlanir. bu isin yolu, yontemi budur.
Iyi espri. “Hepimiz Cansuyuz”la is tatliya baglanabilir. Yalniz escinsel olmakla, vucudunu pazarlamak arasinda bir cizgi cekmemiz lazim diye dusunuyorum.
Avrupa Turkiyedeki askeri vesayet yonetimini de elestirdi ama pek kulak asan olmadi. Konu icki olunca kulaklar sivriliyor bakiyorum. Benzinde de dunyanin en cok vergi alan devletine sahibiz… de bunun ozgurlukle ne alakasi var?
Eh kamu kurumlarinda calismasin, bir de aman mahalle baskisi filan yapmasin derken zaten bunu demiyor musunuz?
Metabolizmamiz et yememizi istiyor. O yuzden yiyoruz. Siz nefsinizi bastirmak icin mi ot yiyorsunuz ki biz etoburlara kilcik atiyorsunuz? Hem biz ezici cogunluguz dikkatinizi cekerim.
Yazan:snowqueen Tarih: Şub 1, 2008 | Reply
@Blue,
sivil toplum kuruluşları çalışıyor zaten, Kaos Gl, Lambda İstanbul vb. dernekler var ve anayasa taslağı hazırlanırken “madem anayasa sivil olacak bizde varız bu ülkede dediler”, istedikleri ise sadece anayasa’ya “cinsel yönelim” ibaresinin eklenmesiydi. Çünkü eşcinsel dernekleri
keyfekeder kapatılabiliyor. Herşeyin zamanı varsa “evlilik” falan talep etmediler sadece bizi de tanıyın, biz de varız dediler.
Vücudunu pazarlama kısmına gelirsek, bu insanlara başka bir yol kalmıyor ki. Marjinalliğe doğru itiliyorlar.
Ayrıca fahişelik konusunda şu iki yüzlü küçük burjuva ahlakı da ne sakattır. Amaç vücudunu para için pazarlamaksa alasını ‘zengin koca’ peşindeki kadınlar yapıyor.
Metabolizmamızın et yemeği isteyip istemediği bakış açısına göre değişir. Ona bakarsanız günde 1 kadeh kırmızı şarabı da kalbimiz istiyor. Taş düşürürken doktor anneme günde 1 tane bira verdi.
Kadıncağız hiç içememesine rağmen böbrekleri çalıştırmak için ilaç gibi içti.
Ben et yemiyorum ama daha hiç bir arkadaşıma “yanımda yemeyin, et yenen yere gitmem, et yasaklansın, zaten çok zararlı, etin piştiği tavayla bana yemek yedirmeyin” şeklinde dayatma yapmadım.
Yazan:Ç-Z Tarih: Şub 1, 2008 | Reply
@ SnowQueen,
istedikleri ise sadece anayasa’ya “cinsel yönelim” ibaresinin eklenmesiydi.
Yoksa tamamıyla ayrı madde eklemesi mi?
Siz kadın hakları üzerine yorum yaparken “farklılığın ayrıcalık olarak “dillendrilmesinin sakat bir yaklaşım olduğunu da yazmıştınız şimdi neden aksini “eşcinseller”için dillendiriyorsunuz?
Gerekçeniz nedir merak ettim?
Yazan:snowqueen Tarih: Şub 1, 2008 | Reply
“Sivil Anayasa’da, “eşitlik”i düzenleyen maddeye, “cinsiyet”in ardından “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ibarelerinin eklenmesini istiyoruz.
Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel bireyler sırf cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerinden dolayı ayrımcılığa uğramakta, hayatın her alanında dışlanmakta, baskı görmekte, eşit katılımları engellenmekte ve yasal güvenceden yoksun bırakılıyorlar.
Eşcinsel ve transeksüellere yönelik ayrımcılık ve şiddet olaylarının artarak devam etmesi ve tüm bunlara karşı yasal güvenceden yoksun bırakılmamız endişelerimizi arttırıyor. ”
Kaos Gay and Lesbian Cultural Research and Solidarity Association
Cinsel yönelim ifadesi eklenmediği için eşcinsel dernekleri kolaylıkla kapatmaya veya aşağılanmaya, şiddete maruz kalmaya hedef oluyor.
Biyolojik indirgemeciliğin olduğu yerde eşitlikten bahsedemezsiniz.
Ya o anayasada kadın-erkek ibaresi kalkar “insan” olur ya da bütün cinsel yönelimleri kapsar.
Yazan:Ç-Z Tarih: Şub 1, 2008 | Reply
@ Snowqueen,
Dediğiniz madde bu;
MADDE 10. – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep, cinsel yönelimleri ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Cinsel yönelimin tarifinin/açıklamasının da yapılmasına ihtiyaç duyulmayacak mı?
Zira pekçok cinsel sapkınlık “cinsel yönelim” olarak savunulabilir(bu tanım akla sadece iki kişinin rızası ile gerçekleşen eşcinsel ilişkiyi düşündürtmüyor zira)
Bir şeyi hak olarak teslim ettiğinizde bu hak ihlalinden kaynaklanabilecek “suç” olarak ceza alması gereken eylemlerin de tanımının yapılması gerekecektir.Bu cinsel yönelim’in özgürlük sınırı nasıl çizilebilecek pekii?
Avrupada selamlaşmak için mecbur olmadıkça tokalaşılmıyor bile?Sizce neden?
Cinsel taciz kapsamı o kadar genişledi ki artık insanlar biribine temas etmeyi bırakın göz göze gelmemeye bile çalışıyorlar!
Toplum hazır olmadan kanuni tanımların pek gerçekçi olacağını sanmıyorum.
Ve şu kadın erkek eşitliği kısmınındaki ifadelerin “insan” olarak düzenlenmesi konusunda haklı olabilirsiniz ama yeni doğan çocuğu nüfusa kayıt ettirirken cinsiyetini kız yada erkek diye yazdırıyorsunuz,tanımlanmış başka bir cins henüz yok!Cinsel tercih demiyorum.
Yazan:blue Tarih: Şub 2, 2008 | Reply
Ilk defa duyduguma gore “calisiyorlar” demeyi pek haketmiyorlar gibi geldi bana. Dernek kurmak kolay…
Escinsellerin ayrimciliga tabi tutulmasi yanlis. Ayni sikintili durum hukumluler ve engelliler icin de gecerli. Her turlu diskriminasyonu iceren genis bir madde eklenebilir belki?
Ayni dusuncedeyim. Et ve but teshirini de icine katabilir miyiz?
Sifa icin icmekle sifa niyetine icmek biraz farkli galiba. Doktor anneme de her gun bir duble raki demisti. O icmedi ama. Biz alternatif tedavi ureten doktorlarin tibbi yeterliliginden suphe ediyoruz. Doktorun yazacagi ilaci bilmadigi izlenimine kapiliyoruz.
Peki size hic “yaw birak su vejeteryanlik islerini bak cok guzel, gel hayatini yasa, yiyelim guzelleselim” diyen olmuyor mu? Ne hissediyorsunuz? Peki yemeyince, bu da o salak vejeteryanlardan deyip kiclarini donmuyorlar mi?