RSS Feed for This Post

Cinsiyet Konuları -II- [Kemalist Feminizmin trajedisi]

kadinlar-laiklige-sahip.jpg[Turkish Daily News'ta yayınlandı - Çeviren : Ekrem Senai]

Geçen hafta sonu İstanbul’un en kalabalık Starbucks Coffee’lerinden birinde oturmuş, ESI (European Stability Initiative)’ın yeni yayınladığı “Türkiye’de Cinsiyet ve İktidar: Feminizm, İslam ve Türk Demokrasisi’nin Olgunlaşması” başlıklı raporu okuyordum. Birden “Merhaba !” diyen bir ses duydum, karşımda Türk feminizmi konusundaki çalışmayı okurken tam da ihtiyacım olan kişi duruyordu. Genç, zarif ve açık sözlü bir Türk kadını, tam Batılı bir hayat tarzına sahip başarılı bir iş hanımı. Aynı zamanda, ABD ve AB’nin Türkiye hakkında komplo teorileri ürettiğine, ve ülkenin bu şeytani güçler ve iç düşmanlar (AKP), tarafından hızla şeriat rejimine doğru sürüklendiğine inanan bir hanım. Başörtülü bir first lady görmektense sokaklarda tanklar görmeyi tercih edenlerden…

Ona bir rapor okuduğumu, bu raporda Türkiye’nin kadın hakları konusunda büyük ilerleme kaydettiğini ve AKP hükümetinin buna destek verdiğini anlattığını söylediğimde önce şaşırdı, sonra savunmaya geçti, ve en sonunda karşı atağa geçti. “Bu raporu kim finanse ediyor bakayım?” diye sordu. “Bu yalanları yayan kesin AB olmalı !”.

Bunu söyleyerek, aslında ESI raporundaki çok önemli bir noktayı teyit etmiş oluyordu- çünkü raporda “Kemalist kadınlar…modern Türkiye’nin gerçeklerinin çok uzağında…” diyordu.
Osmanlı Feminizmi ve Sonrası

Bunun nedenini anlamak için biraz tarih kurcalamak gerekiyor. Türkiye’de bilinen hikaye Atatürk’ten önce kadınların karanlıklar içinde olduğu, ve onun reformlarıyla tüm ihtiyaçlarının verildiği şeklindedir. Fakat bu, ancak kısmen doğrudur. Atatürk, şüphesiz çok önemli reformlar yapmıştır, fakat cinsiyet konusunu doğru olarak anlayabilmek için anlamamız gereken başka gerçekler de bulunmaktadır:

Bu gerçeklerden biri Atatürk’ten önceki, yani Osmanlı dönemindeki feminist hareketlerin varlığıdır. ESI raporunun da belirttiği gibi, Fatma Nesibe gibi, John Stuart Mill’den alıntılar yapan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan çok önce cinsiyet eşitsizliğinden bahseden, “kadın devrimi”ni hedefleyen Osmanlı feministleri vardı. Osmanlı’nın son yıllarında, Teali-i Nisvan (Kadınların Yükselişi) ve Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan (Kadın Haklarının Korunması) gibi isimlerde dernekler kurulmuştu.

Atatürk iktidarında kadınlara çok önemli haklar verildi, fakat uzun vadede çok zararlı olabilecek bir şey yapıldı: Bu feminist derneklerin tümü kapatıldı. Bunun sebebi, zamanın genel kabul gören bir anlayışıydı: Devlet, toplumun hakimi konumundadır ve onu otorite ile yönetir. (Mustafa Kemal, aynı sebeple tekke ve zaviyeleri ve mason localarını da kapattırmıştır; çünkü o dönemin algısı, sivil toplumun tehlikeli veya en iyi ihtimalle gereksiz olduğu şeklindedir.)

ESI raporu Kemalist feminizmin bu temel problemini çok iyi yakalamış… Raporda diyor ki:

“Genç Türkiye Cumhuriyeti seçkin, öncü kadınların eğitim sistemine ve kamusal hayata entegre olmasından büyük gurur duydu. İlk kadın doktor (1926), avukat (1927), hâkim (1930) ve pilot (1932) ilerici laikliğin sembolü olarak lanse edildi. Bu gelişmeler, yararlanan kesim açısından kısıtlı bir kentsel eliti kapsadı. Fakat Kemalizm, Cumhuriyet’in gururlu kızları için bir nevi feminizm oldu..”

Üzücü olan şu ki, bu “Cumhuriyetin kızları” feminizmin önünde engel oluşturuyordu. Türkiye’nin önde gelen feministlerinden Şirin Tekeli’nin belirttiği gibi tek partili dönem süresince elde ettikleri haklar ve buna bağlı çıkarlarını muhafaza etmek üzerine odaklanmışlardı, bu kazanımları genişletmek ve yaymak üzerine değil. Faaliyetlerinin odağında Cumhuriyet’in resmi günlerinde Kemalist reformları öven bildiriler yayınlamak vardı”
Ya Kemalist ol, ya Defol

Bu Kemalist Feminizm’inin trajedisinin doğuş hikayesiydi. Kadınların seviyesini yükseltmek için çok çaba sarfeden Atatürk’ün tersine, onun ardılları gelişme konusunu unuttular, ve birer “seküler muhafazakar” olup çıktılar. Halbuki yeni yöntemler ve alternatifler geliştirmeleri de gerekmiyordu, bu yol üzerinde ilerlemeleri yeterliydi. Feminist öğretim üyesi Meltem Müftüler Baç diyor ki:” Türkiye’nin olumlu görüntüsü - yani kadınların da haklarını korumaya alan en modern, demokratik, laik Müslüman devlet oluşu - aslında birçok açıdan aldatıcı. Hatta bu görüntü kanımca daha zararlı çünkü kadın hakları için mücadele eden hareketin gereksiz olduğu intibasını yaratıyor.”

Bunun ardından “İslami feministler” görünmeye başladı. Bunlar, Kemalist hemcinsleri tarafından gereksiz bulunmakla kalmıyor, tehlikeli olarak algılanıyordu. İslami feministler ise kadın haklarını İslam’a rağmen değil, İslam’la savundular. Onlara göre İslam kadınlarının baskı altında tutulmasının sebebi gelenekti, Tanrının buyrukları değil… Bu, İslam’ı problemin sebebi olarak gören ve kadınları ancak dini sınırlayarak özgürleştirmek gerektiğini düşünen sekülaristler için önemli bir düş kırıklığı oldu. (Bu günlerde Batı’da eski Müslümanlardan Ayan Hırsi Ali de, aynı tartışmayı en kaba biçiminde yapıyor. Bu insanların bir türlü anlayamadıkları şu ki, inanan insanları inançlarıyla modernite arasında bir seçim yapmaya zorlayıp, bundan iyi bir sonuç çıkmasını bekleyemezsiniz.)

ESI raporu bu konuları çok açık ve ikna edici bir şekilde açıklıyor. Rapor sonuç kısmını şöyle bağlıyor: “Otoriter feminist’lerin de dahil olduğu sesi gür duyulan bir kesim Türkiye’nin laik geleneklerinin tehdit altında olduğuna inanıyor ve ordunun devreye girmesini istiyor. Bu kesimin siyasal Islam’ın yükselişinden duydukları endişe, Türk toplumunda devam eden diğer oluşumları ve son yıllarda yaşanan ilerlemeleri görmemelerine sebep oluyor..”

Kesinlikle katılıyorum. Bu sesi gür duyulan ve her fırsatta “ya Kemalist ol, ya Defol !” diyen azınlık, skolastikliğiyle Türkiye’nin vizyonunu karartıyor. Kim Atatürk’ün savaşlar kazanan ve cumhuriyetimizi kuran büyük bir lider olduğunu inkar edebilir? Ama anlamamız gerekiyor ki o bir ölümlüydü ve zaman değişti. Artık yolumuza devam etmemiz gerekiyor. Türkiye için yapılacak çok şey var- ve hala özgürleşme önünde engelleri olan birçok kadın.

… Bu makale ilginizi çektiyse…

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.

Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları

Suzan Başarslan’ın dediği gibi “kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği” bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

 Kadın hakları ve Kemalizm

 “Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak”  Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

 

 

Kitap tanıtan kitap 1

Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz.

 

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen,  fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Zaman Nedir?

“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz. 

 

 

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Share on Facebook

3 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 1 Yorum

  2. Yazan:snowqueen Tarih: Oca 12, 2008 | Reply

    islami feministlere düsmanca davranan kemalist hemcinslerimiydi sadece? Konca Kuris ve Emine Senlikoglu arasinda geçen bir tartismayi hatirlarim, Senlikoglu Kuris’e “siz kokteyllerde gezinmeye devam edin, ben evimde ibadet edecegim’ gibi bir söz söylemisti.
    islami feministlerin durumlari oldukça zor aslinda. çünkü bugün Kuran metinlerinin o günün sartlarina göre hazirlandigini ve bunlarin revizyona ugramasi gerektigini kabul etmeyecek bir çok insan var.
    Kuran’in dili o kadar erkek egemen bir yapiya sahipki, bunun ne kadarinin revizyona gidebilecegi biraz da bulanik.

    Dün, protestan bir rahibeyle tanistim, ingilterinin küçük bir sehrinde yasayan bu kadin, cenazeden, vaftize bir çok dini töreni yöneten bu kadin Katolik camiada “taninmadigindan” sikayet ediyordu. Ataerkil otoriterlik kirmasi gereken önemli bir tabuydu. Ama epey asamada da kaydedilmisti.
    Sonra Müslüman kadinlari düsündüm, camideki yerleri, cemaate namaz kildiramamalari(bunu okuldaki din hocama sordugumda çünkü erkeklerin akli hep baska seylere calisir, saglikli olmaz diyerek
    cinsel istegi sadace erkege has bir dürtü gibi göstermis, bunun dürtüden çok bir iktidar meselesi oldugunu yadsimisti), regl dönemlerinde kirli hatta neredeyse lanetli muamelesine maruz kalmalari, ‘arzu duyan’ obje erkek tarafindan ‘arzu duyulan’ subjeye
    dönüsmeleri…
    Müslüman ülkelerde feministler “kadinlar ve zevk” i tartisiyorlar daha yeni yeni, düsünebiliyormusunuz “kadinin zevk alma hakkini!”
    elbette evlilik kutsal kabul ediliyor ve cinsel özgürlükten tanimlari
    “eslerini kendilerinin seçebilmesi”.

    islami feministlerin yayinladiklari bir manifestodan:
    Camiye girmek İslami haktır.

    Camiye ana kapıdan girmek İslami haktır.

    Musallaya görsel ve işitsel erişim İslami haktır.

    Erkeklerden bir bariyer ile ayrılmadan musallada dua etmek İslami haktır.

    Cemaate seslenmek İslami haktır.

    İmam olmak İslami haktır.

    Cemaatin tüm aktivitelerine katılmak İslami haktır.

    bunlar oldukça ilham verici, islami feministleri takdir ediyorum ama ataerkillikle mücadelelerinin “yeterli” olabilecegini pek sanmiyorum.
    çünkü ataerkillik, sadece kadina karsi bir karsi durus degildir.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin