RSS Feed for This Post

Cinsiyet Konuları -I- [Post-patriarkal Türkiye'ye doğru]

kadinlar-laiklige-sahip-cikti_11.jpg  [Turkish Daily News'da yayınlandı - Çeviren : Ekrem Senai]

Türkiye’nin “İslami kapitalizm”le ilgili son tartışmasını hatırlarsınız. Tartışma, 2005′te, Berlin merkezli bir düşünce kuruluşu olan ESI’nın (European Stability Initiative) hazırladığı raporla patlamıştı. Raporun nükteli bir başlığı vardı: “İslami Kalvinistler: Orta Anadolu’da Değişim ve Muhafazakarlık” ESI’ya göre Türkiye’nin muhafazakar Müslüman girişimcileri, sosyolog Max Weber’in analizlerinde bahsettiği, Avrupa’da kapitalizm gelişiminin öncüsü olan Kalvinistler gibi, bir “iş ahlakı” geliştiriyorlardı.

İslami Kalvinistler raporu üzerinden iki yıl geçmedi ki, ESI çok daha düşünce-tetikleyici bir çalışmayla geri döndü: “Türkiye’de Cinsiyet ve İktidar: Feminizm, İslam ve Türkiye Demokrasisinin Olgunlaşması”… Bu yeni çalışma ESI analistlerinin 18 aylık çalışmasının bir ürünü… İstanbul’un Kadıköy gibi elit mekanlarından tutun, Van’ın en fakir köylerinde, farklı görüşlerdeki kadın ve erkeklerle yapılmış röportajlarla ortaya çıkmış bir çalışma bu… Bence Türkiye’deki sosyal değişimi ve bunun kadınlar üzerindeki etkisini anlamak isteyen herkes bu raporu mutlaka okumalı… (http://www.esiweb.org/ adresinden Türkçe olarak da okunabiliyor).  

  
Gerçekler, Hurafeler ve Kadınlar

ESI raporundaki bilgileri aktarmadan önce, konuyla ilgili hurafeleri belirtmekte fayda var. Eminim son aylarda Türkiye’nin büyük şehirlerindeki laiklik gösterilerini izliyorsunuz., bu yürüyüşlerde şehirli kadınlar, modern yaşam tarzlarının korunması için önemli bir rol sergiliyorlar. Bu kadınlar, hala, Türkiye’yi ortaçağ karanlığında görmekten endişe duyuyorlar, ve bunun Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) eliyle getirileceğini düşünüyorlar. Ve bazıları, hala, Türk demokrasisinin baskı altında tutulmasını-demokrasi hep yanlış adamların iktidara gelmesini sağladığı için-savunabiliyor.

Peki bu haklılığı olan bir korku mu? ESI raporuna göre hiç değil… Rapor, “Kemalist kadınlar” ve onların “otoriter feminizm’inin, son yıllardaki modern Türkiye ve başarıları gerçeğinin çok dışında…” olduğunu söylüyor.

Bu başarılar aslında o kadar göze çarpıcı ki, belki, en az Türkiye tarihindeki ilk büyük reform çağı olan Atatürk zamanı kadar önemli… ESI bunu “İkinci büyük reform çağı 2001′den sonraki periyodu kapsıyor”, “bunun sonucu olarak, Türkiye, tarihinde ilk defa post-patriarkal bir toplumun yasal çerçevesine sahip…” şeklinde tanımlıyor.

Nasıl yani? Peki, AKP’nin şeriat getireceğine en iyi delil olarak sunulan zinayı suç kapsamına sokma çalışması?? (Bununla ilgili daha fazla bilgi için 10 Mayıs 2007 tarihli, “Reductio ad Sharium”u okumanızı tavsiye ederim) ESI raporu, bize bu tartışmanın gerçek hikayesini de aktarıyor. Aslında tartışmanın konusu, büyük resmin sadece çok küçük bir bölümünü oluşturuyor: AKP çoğunluklu parlamentonun onayladığı 2004 yeni Ceza Yasası’nın…

Peki Ceza Yasası “şeriat” için bir başlangıç mıydı? Hayır, tam tersi kadın hakları konusunda bir sıçramaydı. ESI’ya göre ” 1926 ile 2004 arasında uygulanan [eski] Türk Ceza Yasası, kadınların vücudunun erkeğin bir malı olduğunu söylüyor ve kadınlara karşı işlenen cinsel suçları, ailenin onuruna karşı işlenmiş sayıyordu.”

Fakat yeni Ceza Yasası ile, “Kadınlarla ve cinsi otonomiye dair haklarıyla ilgili 35 madde değiştirildi. Edep, töre, ırz,  namus, ahlak, ayıp, edebe aykırı davranış gibi tanımsız ve muğlâk olan erkek egemen kavramlar Kanun’dan çıkarıldı. Yeni Ceza Kanunu’nda cinsel suçlar birey hakları olarak ele alınıyordu -kamu ahlakına, aileye veya topluma karşı suçlar kapsamında değil. Kanun, evlilik içi tecavüzü suç olarak kabul ediyor, namus cinayeti vakalarında ceza indirimi kullanılmasını engelliyor, bakire olmayan veya evli olmayan kadınlara karşı farklı ceza uygulamasını kaldırıyor, işyerinde cinsel tacizi suç olarak tanımlıyor ve kolluk güçleri tarafından cinsel suçlar söz konusu olunca cezada ağırlaştırıcı neden kabul ediliyor”

Bütün bunlar AKP parlamenterlerinin desteğiyle mümkün oldu ve “Birçok gönüllü kadın hakları savunucusu da AKP milletvekillerinin sivil topluma kulak vermesi ve konuları esasına müteallik olarak ele almasına şaşırdı.”  

   
Sekülarist Jean D’arc’lar

Tabi ki yasal reformlar Türk kadınının güçlenmesi için yeterli değil ve cinsiyet farkını ortadan kaldırabilmek için geniş sosyal atılımlara ihtiyaç duyuluyor. Bunun da gerçekleşiyor olması ise iyi bir gelişme… ESI raporunda belirtildiği gibi, “top-down” Kemalistlerden çok farklı olan liberal ve İslami feminist hareketler ve örgütlenmeleri bunu başardı. Bu grupların çabaları sonucunda genç kızların eğitimi için etkili kampanyalar düzenlendi, namus cinayetleri veya aile içi şiddet mağduru kadınlar için sığınma evleri oluşturuldu.

Ayrıca ekonomik ilerlemenin getirdiği sosyal değişim ve dünyayla entegrasyon, birçok ataerkil geleneği çözdü. Örneğin, 1997′den 2004′e kadar görücü usülü evliliklerin yüzde 69′dan yüzde 54′e gerilediğini görüyoruz.

Yani, Türkiye gerçekten post-patriarkal bir döneme giriyor. Bu iyi haber.

Aklınıza gelebilir, peki neden, sekülarist Jean D’arc’lar gerçeğin bunun tam tersi olduğunu düşünüyor?

Bu sorunun uzun bir cevabı var, ayrı bir makalenin konusu. Bir sonraki yazımın konusu bu olacak: “Cinsiyet Konuları -II- (Kemalist feminizmin trajedisi)”.

… Bu makale ilginizi çekitiyse…

Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları

Suzan Başarslan’ın dediği gibi “kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği” bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

 Kadın hakları ve Kemalizm

 “Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak”  Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

 

 

Kitap tanıtan kitap 1

Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz.

 

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen,  fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Zaman Nedir?

“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz. 

 

 

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Share on Facebook

3 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 13 Yorum

  2. Yazan:snowqueen Tarih: Oca 8, 2008 | Reply

    kapitalizm, ataerkillikle iyi anlasiyor, onu yeniden üretiyor ve besleniyor.
    birde önüne ‘islami’ getirip, muhafazarlastirarak “post-patriarkal türkiye’ye dogru” diyebilmek kötü bir saka gibi.
    Ama gene de gülelim ha ha ha.

  3. Yazan:snowqueen Tarih: Oca 8, 2008 | Reply

    elbette ataerkilligin tek sorunu kapitalizm degil, bu üzerimize bulasmis oldukça yapiskan bir madde ama “post-patriarkal türkiye’ye dogru” diyebiliyorsa insan daha düzgün gerekçeler sunmali “görücü usülün evliligin azalmasi” degil!

  4. Yazan:blue Tarih: Oca 8, 2008 | Reply

    Demek ataerkilliğin kaynağı da kapitalizm. İşte buna gülünür ha ha ha.

  5. Yazan:snowqueen Tarih: Oca 8, 2008 | Reply

    kapitalizm, ataerkillikle iyi anlasiyor, onu yeniden üretiyor ve besleniyor.

    bu, ataerkilligin kaynagi kapitalizm mi demek?

  6. Yazan:blue Tarih: Oca 8, 2008 | Reply

    “post-patriarkal türkiye’ye dogru” diyebiliyorsa insan daha düzgün gerekçeler sunmali “görücü usülün evliligin azalmasi” degil!

    Raporu okur musunuz, zahmet olacak ama.
    http://www.esiweb.org/index.php?lang=en&id=156&document_ID=91

  7. Yazan:blue Tarih: Oca 8, 2008 | Reply

    bu, ataerkilligin kaynagi kapitalizm mi demek?

    Ne demek olduğunu biraz açıklar mısınız? Ben bunu anladım çünkü.

  8. Yazan:snowqueen Tarih: Oca 8, 2008 | Reply

    Mustafa Akyol’un burada yapmaya çalistigi seyin, 20′li yillarin ve 2000′li yillarin kadin haklari kazanimlarini çarpistirmak oldugunu düsünüyorum. AKP avukatligina savunmadan önce, AKP’ye yeni anayasayi hazirlatan süreçte, ‘kadinlarin korunmaya muhtaç’ gibi gösterilmesi vb. durumlardan sonra kadin örgütlerinin genis ve hakli tepkisini, çabasini hatirlatmak isterim. Eger boncuk arama oyunu yapiyorsak, kadinlara bu mücadeleyi verdiren kazanimin 20′li yillarda
    insa edildigi de pekala söylenebilir.

    Ataerkillik, sadece erkekligin, “kadınlar” karsisindaki üstün konumu degildir(kadin, zayif ve korunmaya muhtaçtir) Bu hegemonyaci erkeklik kavrami, diger erkek gruplarina karsi da ayni üstün pozisyonu sürdürür(escinseller hastadir).
    Ataerkilligin baglantili olarak diger hegemonyaci tavri dogaya karsidir. Sadece kapitalizmin bertaraf edilmesi ataerkilligi yenmek için yeterli degil elbette ama kapitalizm, ataerkilligin toplumsal cinsiyet rolleri üzerinde yükseliyor üzerine muhafazakar soslarin indirgemeci ve yadsimaci halleri de eklenince tadindan yenmiyor.
    Evliliklerde görücü usulünün azalmasi ataerkillikten uzaklastigimizi mi gösteriyor? Evlilik kurumu ataerkillikten, toplumsal cinsiyet rollerinin dayatilmasindan uzaklasti mi peki?

  9. Yazan:blue Tarih: Oca 9, 2008 | Reply

    Sayın snowqueen,

    Eger boncuk arama oyunu yapiyorsak, kadinlara bu mücadeleyi verdiren kazanimin 20′li yillarda
    insa edildigi de pekala söylenebilir.

    Hiçbir hak, bahşedilerek alınmamıştır. 1920′lerde seçme seçilme hakkı da söke söke alınmıştır. Nitekim seçilme hakkını isteyen kızlara öfkelenen, ve “niçin mebusluk istiyorsunuz da askerlik istemiyorsunuz” diye çıkışan Atatürk’ün, pek de anaerkil bir düşünce yapısına sahip olduğunu söylemek mümkün değil. (Bkz: http://www.mustafaarmagan.com.tr/yaziGoster.php?yaziNO=1071 ) Bununla birlikte medeni kanunun kabulü ve kadınların doktor, avukat, pilot vs. olması yolunun açılması takdire şayan. Fakat bundan sonra Kemalist kadınların taş üstüne tek bir taş dahi koyamaması çok ilginç. Zaten Mustafa Akyol’un da yazısında eleştirdiği bu, raporda da belirttiği gibi Kemalist kadınların dünya gerçeklerinin çok dışında kaldığını savunuyor.
    Sizin, herşeyi tek bir sebeple açıklama eğiliminiz var. Dünyada bütün kötülüklerin kaynağı ataerkillik ve kapitalizm değildir. Ayrıca yazının başlığı “post-patriarkal Türkiye’ye doğru“dur. “Heyoo artık biz de post-patriarkal’ız” değildir dikkatinizi çekerim. Hala indekste Cezayir’le, Tunus’la filan kapışıyoruz. Ama ceza yasasının çıkartılması ve 2001 sonrası feminist hareketlerin canlanması iyi bir şey. Bardağın hep boş olan tarafını görmek ve göstermek neden? Sizce mesela evlilik ici tecavüzün suç sayılması, tecavüzcünün evlenme karşılığında ceza almaması, evin reisi erkektir ibaresinin değişmesi vs. bir adım değil midir? Hiç mi faydası yoktur?
    Peki çözüm öneriniz nedir? Madem yapılanı beğenmiyorsunuz bir şeyler söyleyin, bir katkıda bulunun; mesela Derin Düşünce’nin kapıları sonuna kadar açık, konuk yazarımız olun ve “Asiye Nasıl Kurtulur?” gibi bir yazı yazın, yayınlayalım, tartışalım. Hep eleştiri, hep eleştiri yaw.

  10. Yazan:snowqueen Tarih: Oca 9, 2008 | Reply

    Sizin, herşeyi tek bir sebeple açıklama eğiliminiz var. Dünyada bütün kötülüklerin kaynağı ataerkillik ve kapitalizm değildir.

    yaniliyorsunuz Blue Bey, hiç bir ideolojiye bagli degilim dolayisiyla
    herseyi ‘tek bir sebeple’ açiklayacak degilim. Ataerkillik ve kapitalizm
    birbirini etkileyen ama ‘tek’ olmayan sebepler. Siz üzerine ne ekliyorsunuz peki, Fethullah Gülen gibi “kurakligin sebebi günahlarimizdir” diyerek günahin ne oldugunu muallakta mi birakanlardansiniz?

    Sizce mesela evlilik ici tecavüzün suç sayılması, tecavüzcünün evlenme karşılığında ceza almaması, evin reisi erkektir ibaresinin değişmesi vs. bir adım değil midir? Hiç mi faydası yoktur?

    Elbette faydasi var ama burada benim hiç samimi bulmadigim,
    “feminizm gelecekse onu da AKP getirdi” tavri.
    Bütün bunlar AKP parlamenterlerinin desteğiyle mümkün oldu ve “Birçok gönüllü kadın hakları savunucusu da AKP milletvekillerinin sivil topluma kulak vermesi ve konuları esasına müteallik olarak ele almasına şaşırdı.”
    Oysa CHP’nin bu konuda katkida bulundugunu ve birçok kadin örgütünün yasanin ilk hallerini elestirdigini biliyoruz.
    Hükümet kadınları bu süreçten dışlayınca 200′den fazla kadın örgütü bir araya gelerek Anayasa Kadın Platformu’nu oluşturdu.

    Peki çözüm öneriniz nedir? Madem yapılanı beğenmiyorsunuz bir şeyler söyleyin, bir katkıda bulunun
    Kemalist unsurlarla iktidar mücadelesi özgürlük havariligi gibi gösterilmekten çikabilir mesela. Ataerkillikten algilanan nedir de post-patriarkillige dogru gidiyormusuz?
    Asiye’ye gerek yok, Ayse Böhürler’e yapilanlar ortada.

  11. Yazan:blue Tarih: Oca 9, 2008 | Reply

    snowqueen,

    Sorularıma sürekli karşı sorularla karşılk veriyorsunuz farkında mısınız? Ve evet Fethullah Gülen gibi kuraklığın insanoğlunun kaynakları hoyratça tüketmesinin ve kendisininmiş gibi sahiplenmesinin karşılığı bir ceza olduğunu düşünüyorum.
    Yazının özeti “feminizm geldiyse onu da AKP getirdi” değil. “Beğenmediğiniz AKP, feminizm konusunda şimdiye kadar yapılmayanı yaptı”. İkisi farklı şeyler. Keşke CHP getirseydi de 115 ülke içinde 105inci sırada olmayasaydık. Muhalifinizin başarılarını alkışlamazsanız, eleştirdiğiniz zaman samimiyetiniz şüphe altına girer.

    Oysa CHP’nin bu konuda katkida bulundugunu ve birçok kadin örgütünün yasanin ilk hallerini elestirdigini biliyoruz.
    Hükümet kadınları bu süreçten dışlayınca 200′den fazla kadın örgütü bir araya gelerek Anayasa Kadın Platformu’nu oluşturdu.

    Bunlar güzel şeyler. CHP de kedi olalı bir fare tuttu; normal tavırları değildir zira. 200′den fazla kadın örgütünün bir araya gelip sürece dahil olması da alkışlanacak bir davranış. Ama hükümetin de bu süreçte başarılı olması ve kadın örgütlerini dinlemesi, muhalafetle uyum içine çalışması alkışlanmalı değil mi, elinizi acıtmaz…

    Kemalist unsurlarla iktidar mücadelesi özgürlük havariligi gibi gösterilmekten çikabilir mesela.

    Bu kemalist unsurların ehlileşmesine bağlı.

    Ataerkillikten algilanan nedir de post-patriarkillige dogru gidiyormusuz?

    Töre cinayetleri, namus cinayetleri, eğitim eşitsizliği, çalışma hayatındaki eşitsizlikler, iş yerinde cinsel taciz, hakimlerin, savcıların mahkemelerde “namus” perspektifinde karar vermeleri, boşanma sonucu malların koca tarafından gasbedilmesi, evlilik içi şiddet, evlilik içi tecavüzün meşru görülmesi, …

    Asiye’ye gerek yok, Ayse Böhürler’e yapilanlar ortada.

    AKP içinde hala Saadet kafasında insanlar var ne yazık ki. Ama giderek azalıyor. Siz mesela Ayşe Böhürler’i destekleyen bir yazı yazabilir misiniz emin değilim. Tamamen ideolojik gözlüklerle bakıyorsunuz. Bu algımı kıracak hiçbir şey görmüyorum çünkü. Gaza da getirmiyorum, haşa.

  12. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Oca 9, 2008 | Reply

    @Snowqueen,

    Allah allah burada da mı ataerlillik yaa. Üstelik kapitalizm de işin içine girmiş.

    Bir soru:

    Bi zaman şöyle bir yazı karalamıştım; acaba bunda bilinçaltımda kapitalizmin ataerkillikle ilintisinin psişik sapması etkili olabilir mi efem? :D

  13. Yazan:snowqueen Tarih: Oca 10, 2008 | Reply

    Ve evet Fethullah Gülen gibi kuraklığın insanoğlunun kaynakları hoyratça tüketmesinin ve kendisininmiş gibi sahiplenmesinin karşılığı bir ceza olduğunu düşünüyorum.

    Laf oyunlarina gerek yok, Fethullah Gülen gerek o yazida ‘tabiastperestligin lüzumu yok’ diyerek gerek ABD çikarlarina hizmetinin mükafatlarini sonuna kadar kullanarak ‘kaynaklari hoyratlari kullananlarin tarafinda olmayi’ tercin etti.
    Zivanadan çikaran da bunun yalanci reklamciligi, propagandasi.

    Böyle bir yasanin AKP döneminde çikarilmis olmasi elbette bir basari
    ama bu AKP’nin bizzat kendisinin post-patriarkal bir bakisa sahip oldugunu göstermez. Bu daha çok kadin örgütlerinin basarisi.
    Mustafa Akyol’un göstermeye çalistigi gibi bir durum degil.

    Ataerkillik ve kapitalizm üzerine Ayse Sargin’dan bir degerlendirme:
    (hani yazinin basligi ataerkillikte ondan!)

    “Kapitalist piyasa sistemi, ataerkilliğin üzerinde yükseliyor, ondan besleniyor ve soyut bir eşitlik söylemine rağmen, ataerkilliği çeşitli şekillerde ve yepyeni alanlarda yeniden üretiyor.

    Bazılarımız için ataerkillik kapitalizmle birlikte başlamış ve onunla son bulacak bir sistem olabilir. Bu atölyeyi hazırlayan bizler için öyle değil. Ataerkillik kapitalizm öncesi dönemlerden bu yana varlığını sürdürdüğü gibi, sol, anti-kapitalist, muhalif mücadele - adını ne koyarsanız koyun - özellikle ataerkilliği hedef almadığında da sona ermeyecek.

    Bir başka deyişle ataerkillikle mücadele, eşitlik ve özgürlüğe dayalı insani bir sistemde yaşama mücadelesinin bir parçası olmak zorunda. ..”

    Daha önce de yazmistim gene belirteyim,
    bu konuda basarili bir kitap:
    Toplumsal cinsiyet ve iktidar- R.W. Connell

  14. Yazan:snowqueen Tarih: Oca 11, 2008 | Reply

    @Suat Bey,

    “şöyle bir yazi”nizi okudum, mutlu bir evliliginiz varmis, daha da mutlu olursunuz umarim.
    fakat;
    problem zaten bahsettiginiz rollerin herkese ayni kalipta uyamamasi.
    “kadin”, “erkek” ve “birliktelik”(evlilik, iliski ne derseniz artik) kaliplarinin. uymasi da gerekmiyor.

    Bu rollere karsi çikacagim diye ‘dürüstlük, ilgi’ gibi durumlari ’sevgi’nin önüne getiremeyen, sorumluluk almaktan korkan insanlardan bahsetmiyorum elbette.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin