<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>İslam ve Liberalizm: İkinci bölüm yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2008/01/05/islam-ve-liberalizm/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2008/01/05/islam-ve-liberalizm/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Sat, 11 Feb 2012 16:18:38 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Halil İ. Zengin tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/01/05/islam-ve-liberalizm/#comment-39593</link>
		<dc:creator>Halil İ. Zengin</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 20:49:29 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/01/05/islam-ve-liberalizm/#comment-39593</guid>
		<description>akılın, bilimin ve dinin birbirinden farkı olduğuna dair delil getirene aşk olsun. neticede hapsi bir tür inançtır ve insanoğlu inanmaya mecburdur. aslında din inancı, akıl ve bilim inancından daha önemli ve üstündür. çünkü ölüm ve sonrasından bahseder. sadece hayat ve gördükleri üzerinden hareket eden akıl ve bilim, ölüm olmadan hiçbir anlamı olmayan hayat gibi anlamsızlaşır ve değerini kaybeder.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>akılın, bilimin ve dinin birbirinden farkı olduğuna dair delil getirene aşk olsun. neticede hapsi bir tür inançtır ve insanoğlu inanmaya mecburdur. aslında din inancı, akıl ve bilim inancından daha önemli ve üstündür. çünkü ölüm ve sonrasından bahseder. sadece hayat ve gördükleri üzerinden hareket eden akıl ve bilim, ölüm olmadan hiçbir anlamı olmayan hayat gibi anlamsızlaşır ve değerini kaybeder.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>yayınlanmayan yazı tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/01/05/islam-ve-liberalizm/#comment-28049</link>
		<dc:creator>yayınlanmayan yazı</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 18:42:31 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/01/05/islam-ve-liberalizm/#comment-28049</guid>
		<description>Son yılların en liberal gazetesi Zaman'da sakıncalı bulunup yayınlanmayan Alev Alatlı yazısıdır:



&lt;strong&gt;İçerden mırıldanmalar&lt;/strong&gt;

Gözlemlediğim odur ki, korkutan tülbent değil, türban. Niye, çünkü, derin belleğimizdeki hayırhah kadının uzantısı tülbent. Döner yara sarar, döner kırık kol bağlar, döner sancılı başı sıkar... hastanın terini siler, yavukluya armağan olur, hasreti iyileştirir. Nurani yüzleri çevrelerken anılır...Türban öyle değil. Çünkü, türban, İslâmi tesettüre ilişkin en katı (dilerseniz, en erkeksi) yorumun benimsendiğinin ilânı hüviyetindedir; ve dolayısıyla, kadına ilişkin tüm diğer yorum ve kuralların da kabullenildiğini ima eder. Bunların arasında kötülük, fitne ve uğursuzluk kaynağı olmamızdan başka, dinen ve aklen dûn (eksik) yaratıldığımız, namazı bozan köpekler ve eşeklerle bir tutulduğumuz şeklinde...haysiyetimizi rencide eden yorumlar vardır. Türban, bu yorumların zımnen kabulü olarak görüldüğü için korkutur.

Kadın/ana koşulsuz sevginin simgesidir...Hiç bir ideolojinin yada toplumsal kurgunun ya da inancın selâmeti anayı çocuklarını feda etmeye iknaya yetmezken, kadın, pederşahi kuralların inşa ettiği dünyanın iflâh olmaz muhalifi olarak tebarüz eder. Bu iflâh olmaz muhalif, yeri geldiğinde tüm kuralları çiğneyecek, oğlan ya da kız, suçları ne olursa olsun, doğurduklarının esenliğini sağlamaya çalışacaktır. "Ağlarsa ana ağlar gerisi yalan ağlar" olgusu, kadın unsurunun beşere sunduğu eşsiz sığınağı minnetle ulularken; kadının kendisi yeryüzünde gözlenen tüm karışıklıkların (fitnenin) müsebbibi olarak takdim edilir, dünya kurulalı beri.

Hint'in kutsal metinlerinde, "doğuştan düşüncesiz ve hilekârdır" kadın... Buda, öğretisini sulandıracakları için kadınların rahibe olmalarına karşıdır. Ortodoks Yahudi erkeklerinin sabah dualarından biri, "Beni bir kadın olarak yaratmayan Kâinatın Yaratıcısı Efendimize hamdolsun."... Hıristiyan geleneğinin başat bileşeni, kadının kötülük, ayartma ve günahla özdeşleştirilmesidir... Hayrın ve şerrin, cinslerdeki karşılıkları erkek ve kadın olarak belirlenirken, yeryüzüne kötülük bulaştırdıkları gerekçesiyle kadınlardan topluca tövbe edip, günahlarını affettirmeleri talep edilir... İslam'da, "Ümmetim için kadın fitnesinden daha büyük bir fitne kaldığını bilmiyorum" mealindeki cümlenin Hazreti Muhammed'e ait olduğu bildirilir. "Allahım bizi kadınların şerrinden, fitnesinden ve onlarla imtihan olup kaybetmekten koru" mealindeki duanın(3) varlığı, semavi dinlerin ortak tutumlarının yansıması olarak belirir...Öte yandan, 1900'lü yılların başlarına kadar medeni dünyanın hemen her ülkesinde bir eş, kocasının gölgesi, uzantısı, parçası olan kadın, dünyayı saran değişimden nasibini alacaktır. "Yeni kadın" erkeğin bir refleksinden ibaret olmayı kabullenmeyen, yardımcı oyuncu rolünü reddeden, kendisine ait bir içdünyasına sahip, coşkulu, bağımsız, özgüven sahibi, yaşamını bir başına sürdürmeyi göze alabilen kadındır.

Yeni kadın, erkeğin ne gönlüne ne de aklına hitap eder. Erkek cinsinin en duyarlı zümresi iken şairler, yeni kadını ne görürler, ne duyarlar, ne anlarlar, ne de ayırt ederler... Edebiyat, ihanete uğramış, terk edilmiş, acı çeken kadınlar, intikamcı zevceler, büyüleyici aşifteler ya da iradesiz, renksiz, sade, şirin kızlar üretmeyi sürdürür...Yaşı ne olursa olsun, erkeğin kanatlarının altında olmayan kadın, ana muamelesi görür. Özetle, kadının ne olup olmadığı erkekler tarafından kadınlar üzerinden tartışılan bir süreç olmaya devam eder; günümüzde türban meselesinde gördüğümüz gibi...

Yeni kadının tecrübesi, yeryüzündeki yaşamın somutta ispatlanan aşkla ayakta kaldığı şeklindedir, yasalarla değil... Gerektiğinde baş örten, gerektiğinde yara saran tülbent, kadınlara mahsus bilginin kadim nakil aracı olarak görülür. Bu bağlamda, türban, kadınlık bilgisinin bastırılması, diğer bir deyişle, kadının kadına ihanetinin dışavurumu olarak algılanabildiği için korkutur.

Türk toplumun eriştiği tarihinin bu noktasında, yargıç kürsüsündeki yerini dişiyle tırnağıyla elde etmiş yeni kadın, tanık mahallindeki hemcinsinin şahitliğini irade ve akıl bakımından erkeklerden daha zayıf olduğu gerekçesiyle reddetmeyi aklından bile geçirmezken, dünya ve kâinat görüşünü türbanı aracılığıyla ilân eden kadın yargıcın vereceği hüküm, erkek cinsi lehine cinsiyet ayırımı yapacağının peşinen kabulü demek olacağı için korkutur. Benzeri korkular tıptan sahne sanatlarına, öğretmenlikten turizme kadar hemen her uğraş dalında nüksedebilecek; yalnız seyahat edememekten yönetici kadrolarından uzak durmaya varıncaya kadar çok sayıda olası yasaklar gündemde kalmaya ve ürkütmeye devam edeceklerdir.
Bana sorarsanız, türban sorunu işbu "kadının kadına ihaneti" olarak ifade ettiğim açmazda düğümlenmektedir. Bir kısmımız türbanı egemen erkeklerle kadınlar aleyhine yapılan bir ittifak olarak değerlendirirken, diğer bir kısmımız yasakçılarla birlikte hareket etmek suretiyle kendilerine tekâmül yollarını kapayan hemcinslerinin ihaneti olarak görebilmektedirler. Her halûkârda, konu üzerinde tartışacak, uzlaşma zemini arayacak, meseleyi çözüme ulaştırmaya çalışacak olan kadınlardır; kadınlar üzerinden ahkâm kesen muhalif ya da muvafık erkekler değil.

Alev Alatlı</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Son yılların en liberal gazetesi Zaman&#8217;da sakıncalı bulunup yayınlanmayan Alev Alatlı yazısıdır:</p>
<p><strong>İçerden mırıldanmalar</strong></p>
<p>Gözlemlediğim odur ki, korkutan tülbent değil, türban. Niye, çünkü, derin belleğimizdeki hayırhah kadının uzantısı tülbent. Döner yara sarar, döner kırık kol bağlar, döner sancılı başı sıkar&#8230; hastanın terini siler, yavukluya armağan olur, hasreti iyileştirir. Nurani yüzleri çevrelerken anılır&#8230;Türban öyle değil. Çünkü, türban, İslâmi tesettüre ilişkin en katı (dilerseniz, en erkeksi) yorumun benimsendiğinin ilânı hüviyetindedir; ve dolayısıyla, kadına ilişkin tüm diğer yorum ve kuralların da kabullenildiğini ima eder. Bunların arasında kötülük, fitne ve uğursuzluk kaynağı olmamızdan başka, dinen ve aklen dûn (eksik) yaratıldığımız, namazı bozan köpekler ve eşeklerle bir tutulduğumuz şeklinde&#8230;haysiyetimizi rencide eden yorumlar vardır. Türban, bu yorumların zımnen kabulü olarak görüldüğü için korkutur.</p>
<p>Kadın/ana koşulsuz sevginin simgesidir&#8230;Hiç bir ideolojinin yada toplumsal kurgunun ya da inancın selâmeti anayı çocuklarını feda etmeye iknaya yetmezken, kadın, pederşahi kuralların inşa ettiği dünyanın iflâh olmaz muhalifi olarak tebarüz eder. Bu iflâh olmaz muhalif, yeri geldiğinde tüm kuralları çiğneyecek, oğlan ya da kız, suçları ne olursa olsun, doğurduklarının esenliğini sağlamaya çalışacaktır. &#8220;Ağlarsa ana ağlar gerisi yalan ağlar&#8221; olgusu, kadın unsurunun beşere sunduğu eşsiz sığınağı minnetle ulularken; kadının kendisi yeryüzünde gözlenen tüm karışıklıkların (fitnenin) müsebbibi olarak takdim edilir, dünya kurulalı beri.</p>
<p>Hint&#8217;in kutsal metinlerinde, &#8220;doğuştan düşüncesiz ve hilekârdır&#8221; kadın&#8230; Buda, öğretisini sulandıracakları için kadınların rahibe olmalarına karşıdır. Ortodoks Yahudi erkeklerinin sabah dualarından biri, &#8220;Beni bir kadın olarak yaratmayan Kâinatın Yaratıcısı Efendimize hamdolsun.&#8221;&#8230; Hıristiyan geleneğinin başat bileşeni, kadının kötülük, ayartma ve günahla özdeşleştirilmesidir&#8230; Hayrın ve şerrin, cinslerdeki karşılıkları erkek ve kadın olarak belirlenirken, yeryüzüne kötülük bulaştırdıkları gerekçesiyle kadınlardan topluca tövbe edip, günahlarını affettirmeleri talep edilir&#8230; İslam&#8217;da, &#8220;Ümmetim için kadın fitnesinden daha büyük bir fitne kaldığını bilmiyorum&#8221; mealindeki cümlenin Hazreti Muhammed&#8217;e ait olduğu bildirilir. &#8220;Allahım bizi kadınların şerrinden, fitnesinden ve onlarla imtihan olup kaybetmekten koru&#8221; mealindeki duanın(3) varlığı, semavi dinlerin ortak tutumlarının yansıması olarak belirir&#8230;Öte yandan, 1900&#8242;lü yılların başlarına kadar medeni dünyanın hemen her ülkesinde bir eş, kocasının gölgesi, uzantısı, parçası olan kadın, dünyayı saran değişimden nasibini alacaktır. &#8220;Yeni kadın&#8221; erkeğin bir refleksinden ibaret olmayı kabullenmeyen, yardımcı oyuncu rolünü reddeden, kendisine ait bir içdünyasına sahip, coşkulu, bağımsız, özgüven sahibi, yaşamını bir başına sürdürmeyi göze alabilen kadındır.</p>
<p>Yeni kadın, erkeğin ne gönlüne ne de aklına hitap eder. Erkek cinsinin en duyarlı zümresi iken şairler, yeni kadını ne görürler, ne duyarlar, ne anlarlar, ne de ayırt ederler&#8230; Edebiyat, ihanete uğramış, terk edilmiş, acı çeken kadınlar, intikamcı zevceler, büyüleyici aşifteler ya da iradesiz, renksiz, sade, şirin kızlar üretmeyi sürdürür&#8230;Yaşı ne olursa olsun, erkeğin kanatlarının altında olmayan kadın, ana muamelesi görür. Özetle, kadının ne olup olmadığı erkekler tarafından kadınlar üzerinden tartışılan bir süreç olmaya devam eder; günümüzde türban meselesinde gördüğümüz gibi&#8230;</p>
<p>Yeni kadının tecrübesi, yeryüzündeki yaşamın somutta ispatlanan aşkla ayakta kaldığı şeklindedir, yasalarla değil&#8230; Gerektiğinde baş örten, gerektiğinde yara saran tülbent, kadınlara mahsus bilginin kadim nakil aracı olarak görülür. Bu bağlamda, türban, kadınlık bilgisinin bastırılması, diğer bir deyişle, kadının kadına ihanetinin dışavurumu olarak algılanabildiği için korkutur.</p>
<p>Türk toplumun eriştiği tarihinin bu noktasında, yargıç kürsüsündeki yerini dişiyle tırnağıyla elde etmiş yeni kadın, tanık mahallindeki hemcinsinin şahitliğini irade ve akıl bakımından erkeklerden daha zayıf olduğu gerekçesiyle reddetmeyi aklından bile geçirmezken, dünya ve kâinat görüşünü türbanı aracılığıyla ilân eden kadın yargıcın vereceği hüküm, erkek cinsi lehine cinsiyet ayırımı yapacağının peşinen kabulü demek olacağı için korkutur. Benzeri korkular tıptan sahne sanatlarına, öğretmenlikten turizme kadar hemen her uğraş dalında nüksedebilecek; yalnız seyahat edememekten yönetici kadrolarından uzak durmaya varıncaya kadar çok sayıda olası yasaklar gündemde kalmaya ve ürkütmeye devam edeceklerdir.<br />
Bana sorarsanız, türban sorunu işbu &#8220;kadının kadına ihaneti&#8221; olarak ifade ettiğim açmazda düğümlenmektedir. Bir kısmımız türbanı egemen erkeklerle kadınlar aleyhine yapılan bir ittifak olarak değerlendirirken, diğer bir kısmımız yasakçılarla birlikte hareket etmek suretiyle kendilerine tekâmül yollarını kapayan hemcinslerinin ihaneti olarak görebilmektedirler. Her halûkârda, konu üzerinde tartışacak, uzlaşma zemini arayacak, meseleyi çözüme ulaştırmaya çalışacak olan kadınlardır; kadınlar üzerinden ahkâm kesen muhalif ya da muvafık erkekler değil.</p>
<p>Alev Alatlı</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Elifnur tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/01/05/islam-ve-liberalizm/#comment-11066</link>
		<dc:creator>Elifnur</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Jan 2008 14:36:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/01/05/islam-ve-liberalizm/#comment-11066</guid>
		<description>Ben birey olarak cemaatçi kelimesine karşıyım ya Peygamberimiz zamanlarına aklımızı sürüklediğimizde bölücülük,cemaatleşme,dışlama,ırk ayrımı vb. çok şey varmıydı asla yoktu peki günümüzde herkez bir tarafa kaymakta ve götürülmede ortada paylaşılmayan ne hepimizi Rabbim yarattı ve hepimiz onba gidecekken neden bunlar oluyor anlamıyorum.Heleki şuan cemaat ortamları çarpıtılmış durumda yani içlerindeki ender düşünüşlerde yok oluyor....Sayın knz yorumunuzu okudum ne yazıkki şuan insanlar sadakayı zekat diye anlıyorlar nasılki namaz borç bilinmiyor rahatça kılamayanlar uyuyorsa zekatını da vermeyip yahut verip sadaka hayır diye hava atan çok kişi var işte bir yerlere toplanıp birşeyler anlatılırken asıl yapılması gerekenler gözden kaçırılıyor bu nereye gider bilinmez böyle ama hayatımız bize emanet onu en iyi yerlerde rabbim huzuruna varınca dik tutabilmek ümidi ile hayırlı günler...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ben birey olarak cemaatçi kelimesine karşıyım ya Peygamberimiz zamanlarına aklımızı sürüklediğimizde bölücülük,cemaatleşme,dışlama,ırk ayrımı vb. çok şey varmıydı asla yoktu peki günümüzde herkez bir tarafa kaymakta ve götürülmede ortada paylaşılmayan ne hepimizi Rabbim yarattı ve hepimiz onba gidecekken neden bunlar oluyor anlamıyorum.Heleki şuan cemaat ortamları çarpıtılmış durumda yani içlerindeki ender düşünüşlerde yok oluyor&#8230;.Sayın knz yorumunuzu okudum ne yazıkki şuan insanlar sadakayı zekat diye anlıyorlar nasılki namaz borç bilinmiyor rahatça kılamayanlar uyuyorsa zekatını da vermeyip yahut verip sadaka hayır diye hava atan çok kişi var işte bir yerlere toplanıp birşeyler anlatılırken asıl yapılması gerekenler gözden kaçırılıyor bu nereye gider bilinmez böyle ama hayatımız bize emanet onu en iyi yerlerde rabbim huzuruna varınca dik tutabilmek ümidi ile hayırlı günler&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>knz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/01/05/islam-ve-liberalizm/#comment-11063</link>
		<dc:creator>knz</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Jan 2008 12:26:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/01/05/islam-ve-liberalizm/#comment-11063</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Keza, tarihsel olarak bakıldığında, İslam peygamberinin kendisinin de ticaret yapmış olduğu&lt;/blockquote&gt;

yazılı olmayan kayıtlar da dahil olmak üzere tarihin hiç bir devrinde hiç bir yerde ticretin olmadığı insan topluluğu yaşamadı.
onun içib bu bilgi yeni bilgi değildir.

&lt;blockquote&gt;Bu istisna, bilindiği gibi, “zekat”tır&lt;/blockquote&gt;

zekat sadaka değildir. sadaka kültürü islama yamandığı anda islam biter. zekat  bir borçtur. 

"Hayır" yapmak insanın haddi değildir. Sen nasıl  hayır yapabilirsin ki, zaten birşeyin sahibi değildin. ÜSTELİK sadece mal ile hesaplanmaz. Bizim sahip olduğumuz zekanın da, aklın da bir zekatı vardır. Vergi veren nasıl hayır yapmıyorsa zekatta onun gibidir.

yaşadığın toplum dilebciliğe muhtaç halde olan bir zengin veya akıl sahibi bundan sorumludur. onun hayır yapması mümkün değildir ki, kendini hindi gibi kabartmasın.

Siz değil tolumdan gelen adeletsizlikten, doğanın adaletsizliğinden bile sorumlusunuzu.
kafası olanlar para kazanacak, aklı kıt olanlar, zeka özürlü olanlar, hatta sorumsuzlar bile senin yükündür.

ee kolay olmasın din sahibi olmak.
karşılığında böbürlenme isteyenler için yaşadığımız dönem reklam çağı olsa da, reklam işini reklamcılara bırakalım. Bize sözün özü gerek.

&lt;blockquote&gt;Allah’ın yerine iş yapmaya hakkı ve yetkisi yoktur (Akbulut 1995: 149-154).&lt;/blockquote&gt;

Şuna muktedir değildir desek, daha doğru olacak.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Keza, tarihsel olarak bakıldığında, İslam peygamberinin kendisinin de ticaret yapmış olduğu</p></blockquote>
<p>yazılı olmayan kayıtlar da dahil olmak üzere tarihin hiç bir devrinde hiç bir yerde ticretin olmadığı insan topluluğu yaşamadı.<br />
onun içib bu bilgi yeni bilgi değildir.</p>
<blockquote><p>Bu istisna, bilindiği gibi, “zekat”tır</p></blockquote>
<p>zekat sadaka değildir. sadaka kültürü islama yamandığı anda islam biter. zekat  bir borçtur. </p>
<p>&#8220;Hayır&#8221; yapmak insanın haddi değildir. Sen nasıl  hayır yapabilirsin ki, zaten birşeyin sahibi değildin. ÜSTELİK sadece mal ile hesaplanmaz. Bizim sahip olduğumuz zekanın da, aklın da bir zekatı vardır. Vergi veren nasıl hayır yapmıyorsa zekatta onun gibidir.</p>
<p>yaşadığın toplum dilebciliğe muhtaç halde olan bir zengin veya akıl sahibi bundan sorumludur. onun hayır yapması mümkün değildir ki, kendini hindi gibi kabartmasın.</p>
<p>Siz değil tolumdan gelen adeletsizlikten, doğanın adaletsizliğinden bile sorumlusunuzu.<br />
kafası olanlar para kazanacak, aklı kıt olanlar, zeka özürlü olanlar, hatta sorumsuzlar bile senin yükündür.</p>
<p>ee kolay olmasın din sahibi olmak.<br />
karşılığında böbürlenme isteyenler için yaşadığımız dönem reklam çağı olsa da, reklam işini reklamcılara bırakalım. Bize sözün özü gerek.</p>
<blockquote><p>Allah’ın yerine iş yapmaya hakkı ve yetkisi yoktur (Akbulut 1995: 149-154).</p></blockquote>
<p>Şuna muktedir değildir desek, daha doğru olacak.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>İslam ve Liberalizm: Kısa Bir Bakış : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/01/05/islam-ve-liberalizm/#comment-11013</link>
		<dc:creator>İslam ve Liberalizm: Kısa Bir Bakış : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jan 2008 22:30:14 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/01/05/islam-ve-liberalizm/#comment-11013</guid>
		<description>[...]  İkinci bölüm (Bu sayfada) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...]  İkinci bölüm (Bu sayfada) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

