Menemen’de ne oldu? (İkinci baskı)
By T.Suat Demren on Ara 23, 2007 in Kategorilenmemiş
Bu yıl “Menemen” konusunu teğet geçeyim diyordum, zira her sene çıkarttığı gürültü azalıyordu. Ama Milliyet’in birinci sayfasında Gül’ün, Erdoğan’ın ve GK Başkanının “Menemen mesajlarını” okuyunca değinmeden duramadım.
Geçen yıl yazmıştım konuyu, tekrara gerek yok, aynı yazıyı koyacağım. Hem her sene aynı Menemen yazısını koyan tekaut Hürriyet yazarı Çölaşan abimizden neyim eksik benim?
Buyrun, 24 Kasım 2006 tarihli “Menemen’de ne oldu?” başlıklı yazım:
Dün Menemen’de şehit edilen asteğmen Kubilay olayının yıldönümüydü.
Menemen olayı öteden beri popüler bir irtica ayaklanması olarak gösterilir. Olayı gerçekleştirenlerin esrarkeş bir katil ve onun etrafındaki 8-10 serseri olduğu gayrıresmî olarak bilinmesine rağmen her yıl olayın yıldönümünde irtica uyarıları yapılır, medyadaki tetikçi kalemşörler laiklik alarmına geçerler ve “unutmadık, unutturmayacağız” sloganları bir irticaî ayaklanma olarak adlandırdıkları olayı dillerine dolarlar dururlar.
Bu yıl daha da bir farklı hava estirilmeye çalışıldı. Malum AKP iktidarı ve yaklaşan C.Başkanlığı seçimi nedeniyle, gerginlikten medet umanlar şimdiden gardlarını almaya çalışıyorlar.
Fakat ulusalcı grup günler öncesinden vatandaşları Menemen’e davet etmesine rağmen beklenen desteği görmemiş. Zaten görseydi şaşardım. ADD Genel başkanı Şener Eruygur, Menemen’de 2006 Türkiyesi’nde bazılarının düşünce özgürlüğü adı altında Atatürk’e hakaret ettiğini söylemiş. Eruygur, “Cumhuriyet’ten rövanş almak istiyorlar. Artık son hedeflerine koştukları düşüncesindeler. Erken seçim ne getirir demeyin, Cumhuriyet’i kurtaracak, koruyacaktır. Atatürkçü bildiğimiz bazı kesimler, sine-i milletten çekiniyorlar. Adeta sille-i milleti bekliyorlar.” diye konuşmuş. [Bu sine-i millet lakırdısı da başlı başına bir komedi. A.Turan Alkan’ın “Dön sine-i millete; gör gününü!” başlıklı yazısını hararetle tavsiye ederim.]
Peki bu Menemen olayının aslı astarı nedir? Kopartılan bu fırtınanın temeli tarihsel gerçeklere ne derece uygundur?
Zaman’dan Erdal Şen, Genelkurmay ve Emniyet arşivinden bazı belgeler yayımlamış. Belgelerde hayli ilginç bölümler var. Belgelere göre meselenin 8-10 esrarkeşin işi olduğu açıkça ortada olduğu gibi olayın öncesine dair verilen bilgiler bir provakasyona bilerek zemin hazırlandığına ilişkin akla şüpheler düşürüyor.
Erdal Şen’in haberine bakalım:
O dönemde Büyük Erkan-ı Harbiye Riyaseti olarak adlandırılan Genelkurmay Başkanlığı’na ait 26 Aralık 1930 tarihli bir belge, hükümet yetkililerinin ihmallerine dikkat çekiyor. Genelkurmay tarafından Menemen’e gönderilen 1. Kolordu Komutanı Vekili Muğlalı Mustafa Paşa (Mustafa Muğlalı) hadiseden üç gün sonra Ankara’ya ilettiği raporda Derviş Mehmet’in şüpheli hareketlerinin yetkili mercilerce bilindiğine işaret ediyor. Buna rağmen gerekli takibatın yapılmadığı; uzaktan seyirci kalınarak adeta “olay çıkmasına göz yumulduğu” ima ediliyor. Emniyet arşivlerindeki bir belgede ise Derviş Mehmet’in etrafındaki insanları esrara alıştırıp, istediğini yaptırdığı belirtiliyor. Dokuz maddeden oluşan dört sayfalık Genelkurmay raporunda da kendisini ‘Mehdi’ ilan eden Derviş Mehmet’in Manisa’da bir esrarkeş kahvesini mekan edindiği ve çevresindeki insanlarla uzun süre şüphe uyandıracak fiiller içinde bulunduğu kaydediliyor. Derviş Mehmet’in bu şüpheli halinin bilinmesine rağmen ortadan kaybolduğuna dikkat çekilen raporda, “Kayboluşları Manisa hükümetine bildirilmesine rağmen, Menemen’e gelene kadar 15 gün boyunca gezdikleri civar köylerde ahaliye telkinatta bulunmalarına rağmen bundan haberdar olunmaması ve hükümet konağı önüne gelene kadar Menemen hükümetinin bundan hiçbir suretle malumat almaması” eleştiriliyor.
Genelkurmay raporunda Menemen kaymakamı ve ilçe jandarma komutanı hakkında da ağır suçlamalar var. Kaymakamın hükümet konağına çok sonradan geldiği ve olan bitene uzaktan seyirci kaldığı kaydedilirken, jandarma kumandanı için, “Hükümet konağı içerisine dört neferiyle birlikte girerek kadın gibi saklandı.” ifadeleri kullanılıyor.
“Büyük Erkan-ı Harbiye Riyaseti’nin 26/12/1930 tarihli ve 6747 No’lu tezkeresinin suretidir” üst başlığı bulunan dokuz maddelik raporun 6. maddesinden bazı satırbaşları şöyle: “Şu mes’elede çok şayan-ı dikkat ve mühim gördüğüm noktalar Manisa’da ilk önayak olarak ortaya atılan bu şerirlerin Manisa’da iken bir esrarkeş kahvesinde daimi surette içtima ederek orasını tekke haline getirdikleri ve son zamanlarda hepsinin sakal bırakmak suretiyle bütün bütün calib-i şüphe vaziyet aldıkları ve bu hal Manisa zabıtasınca da malum olduğu halde Manisa’dan birdenbire gaybiyetleri ve hatta bu gaybiyetlerin aileleri tarafından hükümete malumat verilmesi üzerine Manisa hükümetinin bunlar için hiçbir teşebbüste bulunmaması ve civar kazaların nazar-ı dikkatleri celbedilmemesi gerek Manisa’da gerekse haricinde teşkilatların olup olmadığı hakkında tahkikat ve tetkikat yapılmayarak işin tesadüfe bırakılması Manisa’dan ayrıldıktan sonra Paşaköy, Yağcılar, Bozalan, Çukurköy ve civarlarında on beş gün dolaşarak ahaliye birtakım telkinatta bulunmalarından hiç kimsenin haberdar olmaması 23/12/1930 günü sabah namazına doğru musellahan ve birlikte sabah namazını kılarak ve camiden ellerine bir de bayrak alarak yine ahali ile camiden çıkışlarından ve sabahleyin hükümet konağı önüne kadar gelişlerinden Menemen hükümetinin hiçbir suretle malumat almaması…” Aynı maddenin sonunda kaymakamlık ve jandarma komutanının tavrı da şu sözlerle eleştiriliyor: “Menemen kaymakamı beyin, hükümet konağı cihet-i askeriye tarafından işgal edildikten sonra ancak hükümete gelmesi ve bu zamana kadar adeta seyirci vaziyetinde kalması ve bir silah arkadaşı koyun gibi karşısında boğazlanırken Menemen jandarma kumandanının dört neferi ile hükümet konağı içerisine girerek kadın gibi saklanması…”
Raporun 7. maddesinde ise Kubilay’ın askerlerinin neden cephanesiz olduğu sorgulanıyor: “Sevk u idare hatalarına alaydan telefonla kuvvet talep eden jandarma kumandanı şu kuvvetin ne için ne maksatla ve ne gibi bir vaziyet karşısında talep edildiği hakkında alayı tenvir etmemiştir. Jandarma kumandanının noksan olarak verdiği bu malumat alayca gönderilen ilk bölüğün cephanesiz olarak yola çıkarılması kuvvetlerin vaziyeti hakim olmasına sebep olmuştur.”
Emniyet raporu: Esrarlı sigarayla tasarrufunu artırıyormuş
Kubilay’ı öldüren Derviş Mehmet’in çevresindeki insanları esrarla etki altına aldığına ilişkin bir başka resmî bilgi de Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarında yer alıyor. Dönemin İçişleri Bakanlığı’na 25 Aralık 1930′da “Vali Kazım” imzasıyla gönderilen 7 maddelik raporun 4. maddesinde şunlar yazılı: “Bunların hepsinde esrar ve esrarlı sigara olup, Derviş Mehmet bunları Manisa’da alıştırmış ve bununla da tasarrufunu artırıyormuş.”
Olay sonrası Derviş Mehmet ve iki müridi öldürüldü. Toplanan bakanlar kurulu, Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir merkez ilçelerinde bir ay süre ile sıkıyönetim ilan etti.
Andrew Mango’nun anlatımıyla; “‘Serbest Cumhuriyetçileri ya da basını suçlayabilecek tek bir kanıt bile elde edilemedi. Derviş Mehmet’in mehdiliğiyle ilgili ilk açıklamalarını Nakşibendilerin bir toplantısında yaptığı anlaşıldığı için , tarikat üyeleri dolaylı olarak suçlu bulundu. Yerel Nakşi şeyhi , tarikatın İstanbul’da yaşayan Erbil kökenli Şeyh Esat’ın oğlunu tanıyordu. Dine karşı aşırı derecede bağlı olan Nakşibendilerin, tanıkların ifadesine göre uyuşturucu bağımlısı olan bir dervişin mehdilik iddiasını kabul etmeyecekleri gerçeği General Muğlalı’nın mahkemesini etkilemedi. Yaşlı şeyh tutuklu bulunduğu süre içinde ölürken, oğlu da diğer 27 kişiyle birlikte 4 Şubat 1931′de idam edildi. Asılanların çoğu , bölgeye yerleştirilmiş yoksul Balkan göçmenleriydi ve isyancılara ip satan bir Yahudi tüccar da onlarla aynı kaderi paylaştı. Dincilerin cesaretini kırmak için yine belirli ölçüde terör estirilmişti.” (Andrew Mango - Atatürk)
Akıl bu; sorguluyor, kuşkulanıyor.
Menemen olayı devrimlerin yerleştirilmesi için uyarlannış bir provakasyon mu?
Hadi iyimser olalım ve “değil” diyelim.
Peki, aradan geçen bunca yıla rağmen halen 8-10 esrarkeşin meş’um cinayetinin böylesine kullanılması provakasyon değil de nedir?
4 [?]





4 Yorum
Yazan:abdullah Tarih: Ara 25, 2007 | Reply
Olayın gerçeğini bal gibi biliyorlar.Ama ne yaparsın bir şeyleri bahane ederek birilerine gönderme yapmak lazım .Bu iyi bir fırsat.Ama artık yemiyor kimse geçti..aaaa öylemi yaaaa.denilen günler…..
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Ara 25, 2007 | Reply
Aklıma geldi, şimdi bazı akl-ı evveller yazımdan dolayı “bunlar dincidir, akıllarını kemalizmle bozmuşlardır” falan diye düşünebilir, bir de sol ekolden aynı mihvalde bir yazının linkini de vereyim:
http://www.ozguruniversite.org/guncel_tolga_scp.php
Yazan:gkn Tarih: Ara 29, 2007 | Reply
XXXXXXX XXXXXXX yalancı,vatan haini.yorumları yayınlamaya yureğin yok.sizin demokrasi anlayısınızı ne diyeyim.sahte suratlar.
EDITOR : SAYIN GKN, HAKARET ICEREN YORUMLARI YAYINLAMIYORUZ. EDEBLI BICIMDE DUSUNCELERINIZI IFADE EDERSENIZ IYI OLUR.
Yazan:gkn Tarih: Ara 31, 2007 | Reply
vatan haini sözü eskiden acı bir sözdü.
ibne kelimem sansürlenmiş.vatan haini duruyor..
alıştınız hainliğe…
normal geliyor size artık..
elinde kuranla din elden gidiyor diye adamın başını kesenlerin destekçileri sivastada heryerdede hala vardır..
sulandırmayın..