RSS Feed for This Post

Orada bir Kürdistan Var Uzakta…

2738-kurdish.jpg[3 Aralık 2007 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

ERBİL – Bizim “Kuzey Irak” dediğimiz bir yer var ya… Aslında orasının yaygın adı “Kürdistan.” Üzerinde yaşayanlar böyle diyor ve zaten içine girdiğiniz andan itibaren de bir “Kürt ülkesi”nde olduğunuzu açıkça görüyorsunuz. Gönderlerde ortasında güneş figürü olan üç renkli Kürt bayrakları, duvarlarda Mesud Barzani ve Celal Talabani’nin yanyana portreleri var. Irak Anayasa’sı tarafından “otonom” yani kendi kendini yöneten bir bölge olarak kabul edilen, Süleymaniye, Erbil ve Dohuk illerinden oluşan bu küçük “ülke”, kendi hükümetine, parlamentosuna ve askeri gücüne sahip.

Türkiye PKK teröründen çok çektiği ve bu kanlı örgütün bir ayağı hemen hep sınırın güneyinde olduğu için, buradaki “Kürt oluşumu”na karşı ihtiyatla yaklaşmamız anlaşılır bir durum. Ama ihtiyat, bizi körlüğe yöneltmemeli.

Bu körlüğü kendi payıma aşmak için bir grup Türk gazeteci ile birlikte üç gündür buradayım. Üç önemli sorunun cevabını arıyorum. İlki, burasının Türkiye’ye karşı hasmane duygular besleyen potansiyel bir “düşman” olup olmadığı.

Cevap, sanılandan daha olumlu. Kürdistan’da hem “sokakta” hem de “yetkililer”de Türkiye düşmanlığı bir yana, aksine Türkiye hayranlığı ve dostluk dileği gözlemleniyor. İktidardaki Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) Mesud Barzani’den sonraki ikinci ismi olan Fazıl Mirani, bir kartal yuvasını andıran Selahaddin kentindeki parti genel merkezinde bize verdiği yemekte, bu olumlu mesajları üstüne basarak veriyor. “Türkler ile aynı dindeniz, aynı tarihi ve kültürü paylaşıyoruz, birlikte gelişelim, kalkınalım, ticaret yapalım” diyor. Barzani ve Talabani’nin Türk basınında alıntılanan ve “PKK destekçiliği” gibi algılanan sözlerinin bağlam dışı ve dolayısıyla yanlış anlaşıldığını, kendilerinin de PKK’dan çok çektiğini, bu örgüt yüzünden Türkiye ile aralarını bozmaya niyetli olmadıklarını söylüyor. Erbil ve Kerkük’ün Kürt valileri de benzer mesajlar veriyorlar.

İkinci önemli soru, Irak’taki Kürdistan’ın Türkiye Kürtleri için bir “cazibe merkezi” olup olmayacağı. Pek öyle olur gibi durmuyor. Öncelikle, burası Türkiye’ye kıyasla hemen her açıdan çok daha geri. Bunu yaşamın her detayında görebilmek mümkün. Zaten bu yüzden Türkiye’ye gitmek, İstanbul’u görmek burada bazıları için bir övünç kaynağı, diğerleri için bir rüya. “Petrol geliri”yle inşaatlar hızlansa ve arabalar yenilense bile, Türkiye hep daha “ileride” olacak. Öte yandan Türkiye ile Irak Kürtleri arasında, 80 yıldır ayrı ülkelerde yaşamanın getirdiği önemli kültürel ve dokusal farklılıklar var. Buradakiler de buna işaret ediyor ve “Pan-Kürdizm” peşinde olmadıklarını belirtiyorlar.

Üçüncü soru, buradaki diğer etnik gruplar, özellikle de Türkmenler’in durumu. Bu noktada iki farklı tablo ortaya çıkıyor. Birincisi, Kürdistan yönetimi ile barışık ve ona dahil olmuş Türkmenler. Bunların Türkmen isimleriyle kurulmuş siyasi partileri var. “Kürdistan hükümeti”nde iki bakanları, parlamentoda dört milletvekilleri mevcut. Kültürel yönden de geniş haklara ve özgürlüklere sahipler. Türkmen okulları, radyo ve televizyonları serbest. “Irak Kürdistan Bölgesi Kültür Bakanlığı” altında “Türkmen Kültür Müdürlüğü” bile kurulmuş.

Ancak bir de “Kürdistan” oluşumuna tümüyle karşı çıkan, bunun Türkmenleri “ikinci sınıf vatandaş” haline getireceğinden endişe eden “Irak Türkmen Cephesi” var. Türkiye’ye ve özellikle de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yakınlığı herkesçe bilinen (ITC), diğer Türkmenleri “Kürtlerin kuklası” olmakla suçlarken, onlar da ITC’yi “Irak Türkmenlerini değil, Türkiye istihbaratını temsil etmekle” eleştiriyor.

ITC’nin Kerkük’teki genel merkezinde bizi karşılayan bir yetkili, “keşke Türk ordusu gelse de Irak’ın ortasına kadar her yeri alsa” diyordu.

Bu mümkün olmadığına ve olmayacağına göre, acaba Türkiye ITC’yi de biraz daha uzlaşmacı bir çizgiye mi yönlendirmeli?

 

 Derin İnsan 

 “Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek  düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

“Ben” kimdir? İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan,  Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz. 

   Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları

Suzan Başarslan’ın dediği gibi “kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği” bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

 Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

 Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

 Bir pozitivizm eleştirisi

Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı”  karşılaştırdığımızda hiç  yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl önce komşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü.  Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak  çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.  Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericilikle, bağnazlıkla suçlanabiliyor.  Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı buradan indirebilirsiniz.  

Share on Facebook

3 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 8 Yorum

  2. Yazan:ibrahim demir Tarih: Ara 17, 2007 | Reply

    Bence Türkiyedeki ulusalci,milliyetci unsurlar ITC yi kendi anti-kürtlüklerine alet ediyorlar.Irak kürtleri kendi kimliklerini korudular.Bu kimlik kisaca:müslüman,kürtçe konusan insanlar.Ama Tûrkiye Irak Tûrkmenlerine ulusalciligi,kemalizmi,laikçiligi ihraç etti.Türkmenler müslümanliktan önce türkmenliklerini savunuyor.Yarin herkes yer altina girdiginde sen türkmüsün,kürtmüsün denmeyecek.Oradaki ilk soru:Rabbin kim,nebin kim? Biz böyle ögrendik.

  3. Yazan:M Guler Tarih: Ara 18, 2007 | Reply

    ITC, MIT in bir mesajidir Barzani ye, sen PKK ye destek verirsen bende ITC ylen seni karistiririm..

  4. Yazan:metin sahin Tarih: Nis 6, 2008 | Reply

    kurdıstana bır dıyecegımız yok yeter ki bizim ulusal sınırlarımıza bulasmayın.Hey Tolerancy Internatıonalcılar.Size sesleniyorum.

  5. Yazan:metin sahin Tarih: Nis 6, 2008 | Reply

    M.Guler mıt adına ne hakla konusuyorsun.huseyın BAYER gelırse duman eder senı.

  6. Yazan:kamil Tarih: Nis 6, 2008 | Reply

    Sen O münafıkları gördüğün zaman, kalıpları hoşuna gider ve söylerlerse, dediklerine kulak verirsin. Sanki onlar direk olmuş keresteler gibidirler. Her gürültüyü, korkularından kendi aleyhlerinde sanarlar. Onlar düşmandırlar; onun için (kendilerine emniyet etme) onlardan sakın. ALLAH kahretsin onları! Hakdan nasıl çevriliyorlar.(Münafikun 4)

    din maskesiyle
    bölücülük yapanları kahretsin ALLAH TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN

  7. Yazan:ozan Tarih: Tem 11, 2008 | Reply

    Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, toprakları İngiliz işgaline uğrayan Musul, Kerkük ve Erbil Türkmenlerinin ileri gelenleri, istilacı güçlere karşı mücadele etmek için, hemen harekete geçmişlerdi. Anadolu toprakları üzerinde yürütülen Milli Mücadele’ye paralel olarak başlayan, bölgedeki hareketler, gücünü yine Anadolu’dan alıyordu. İlk olarak, İngilizlerin, halkı Osmanlı devleti aleyhine kışkırtmalarını önlemek için, acil biçimde önlemler alınmaya başlandı. İngilizlerin bölgedeki siyasi hakimleri, para vererek elde ettikleri bazı aşiret reislerini yanlarına çekmek için büyük gayret gösteriyorlardı. Buna karşılık, Türklerin ileri gelen liderleri, İngilizlerin bu gayretlerini boşa çıkarmak için, olağanüstü çaba harcıyorlardı. Bunların arasında Erbil Türklerinin çok sevilen ve sayılan din alimi Küçük Molla Efendi (1867-1943)’nin, halkı İngilizlere karşı mücadeleye davet eden ve işgalcilerin propagandalarına karşı uyanık olmağa yönelik konuşma ve sohbetleri, büyük etki yapıyordu.

  8. Yazan:ozan Tarih: Tem 11, 2008 | Reply

    Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, toprakları İngiliz işgaline uğrayan Musul, Kerkük ve Erbil Türkmenlerinin ileri gelenleri, istilacı güçlere karşı mücadele etmek için, hemen harekete geçmişlerdi. Anadolu toprakları üzerinde yürütülen Milli Mücadele’ye paralel olarak başlayan, bölgedeki hareketler, gücünü yine Anadolu’dan alıyordu. İlk olarak, İngilizlerin, halkı Osmanlı devleti aleyhine kışkırtmalarını önlemek için, acil biçimde önlemler alınmaya başlandı. İngilizlerin bölgedeki siyasi hakimleri, para vererek elde ettikleri bazı aşiret reislerini yanlarına çekmek için büyük gayret gösteriyorlardı. Buna karşılık, Türklerin ileri gelen liderleri, İngilizlerin bu gayretlerini boşa çıkarmak için, olağanüstü çaba harcıyorlardı. Bunların arasında Erbil Türklerinin çok sevilen ve sayılan din alimi Küçük Molla Efendi (1867-1943)’nin, halkı İngilizlere karşı mücadeleye davet eden ve işgalcilerin propagandalarına karşı uyanık olmağa yönelik konuşma ve sohbetleri, büyük etki yapıyordu.

    Ama İngilzlere karşı direnen Türkmen liderlerin ve Türkmen halkın sonu çok feci olmuştu bizim Çanakkale Savaşlarından tanıdığımız İngiliz Ordusu içinde ki Gurkalar İngilizlerin 1924′te Irak’ta kurmayı planladıkları, Faysal’ın kral olacağı Irak devletinin kabulü için yapılan halk oylamasında -karşı oy- kullanan Türkmenlerin cezalandırılması için İngilizlerce planlandığı iddia edilen ve binlerce Türkmenin öldürüldüğü olayların başlangıcında baş rolü oynamışlardı.Gurka palalarının altında iffetlerini ve hayatlarını kaybeden Türkmenlerin sayısını tarih hala net olarak bilmemektedir.

    Bugün Irak Türkmenleri, Irak’ın kuzeyinden itibaren Telafer, Musul, Erbil, Altunköprü, Kerkük, Tuzhurmatu, Kifri, Kara Tepe, Hanekin, Mendeli ve Bağdat’ın güney doğusunda bulunan Bedre’ye kadar uzanan bir şerit üzerinde yerleşmektedir. Türkmenlerin nüfusu, devletin asimilasyon politikası doğrultusunda hem gizli tutulmuş, hem de gerçeği yansıtmamaktadır.Halen %13 civarında nüfusa sahiptirler.

    1958 yılında Bağdat’ta yayınlanan (The Iraqi Revolution 14 th July Celebrations Committee) adlı kaynağa ve 1987′de Londra’da Inquiry Dergisi’nde yayınlanan “The Forgotteen Minority:The Turkomans of Iraq ” adlı makaleye göre 1957 yılında yapılan sayımda Irak’ ta 600.000 Türkmenin yaşadığı belirtilmiştir. Bu kaynaklara göre Irak’ın % 8,94′ü Türkmen’dir. Daha sonra Irak’ta yayınlanan resmi kaynaklar ise Türkmenleri % 2 olarak göstermiştir. Türkmenlerin gerçek oranı % 13′tür. Irak’taki Türkmen nüfus bugün ise 2-2.5 milyondur.

    İşte yazı da bahsedilen Irak Türkmen Cephesi menssuplarını bir kelime ile TÜRK İSTİHBARATININ KUKLASI olarak gösterip geçmek onlara çok büyük haksızlık ITC’NİN çoğu bu acıları unutamayan insanlardan oluşmaktadırlar.Ve bugün yok sayılmayı hazmedememektedirler!Bugün onları Kürt bölgesine entegre olmamakla itham edebilmek için o bölgeyi tarihini kültürünü hiç bilmemek gerekmektedir..

  9. Yazan:herackles Tarih: Tem 11, 2008 | Reply

    Mustafa Akyol sadece”gozlem ve aktarma” olarak gecistirilemeyecek sekilde ilettigi bu bilgilerin propaganda olabilecegini dusunebilecek kadar, bence, zeki ve bilgili bir insandir. Peki oyleyse neden tarihi belgeler ve bilgiler olmadan yanlis anlasilmaya musait bu yazisini bu sekilde kaleme almayi ve sonunda ITC`nin “uzlasmaz” bir yapisi oldugunu soylemeyi secmistir?

    Peki yine sormak istiyorum, Sn.Akyol o kadar mi miyopik hafizaya sahip ki A.Ocalan ile bugun Irak`in basindaki isimlerin tokalasan nese iserisindeki goruntulerini bir tarafa itip sozlerine itibar ediyor.

    Kisaca meselenin, uluslararasi iliskilerin altin kurali olan “ikili cikar iliskisi”nden ibaret oldugunu soyleseydi bence o bolgenin yoneticilerinin fikriyatini anlatmakta daha basarili olurdu.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin