RSS Feed for This Post

Şu meşhur mesele: Vahdettin

vahdettin.jpgNereden çıktı hatırlayamadım, son zamanlarda yine bir “Vahdettin hain mi, değil mi?” tartışması yapılıyordu.

İdeolojilerin kalın gözlükleri kadar tarihe bakışı köreltecek başka birşey yok. Bu bakış tarihi görülmek istenen yönünden gördürüyor, ona göre yorumlattırıyor.

Vahdettin’e “hain” damgasını vuranların en büyük silahı Nutuk’ta geçen ifadeler. M.Kemal’in bir siyasetçi olduğunu unutan, Nutuk’u da tarih kitabı sanan birtakım zevat haliyle ilgili ifadeleri desteklemek için işgal altındaki İstanbul’da mecburen İngilizlerle iyi geçinmek zorunda olan ama belgelerle sabit olduğu üzere milli mücadeleyi de destekleyen Sultan Vahdettin’i kurban ediyorlar.

Hele bu iş, Tufan Türenç, Rıza Zelyut gibi isimlerle ayağa düşüyorsa “yazık” demekten başka birşey demek gelmiyor elden. Bu iğdiş edilmiş zihinlere göre Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak, Çerkez Ethem, Dr. Rıza Nur, Sarı Efe Edip, İsmail Canbulat, Topal Osman da haindi.

Ecevit ile bu tartışmanın başladığı günlerde Oktay Ekşi, Ecevit’in sözlerinden “Atatürk’ün söyledikleri doğru değildi” sonucu çıkacağını, buradan da “Atatürk neleri doğru söyledi, hangileri gerçeğe aykırıydı?” tartışması başlayacağını dillendirmişti.

İşte asıl gizlenmek istenen bu sanırım. Atatürk’ün “insan” yönünün de olduğu, siyaseten pragmatik davranışta bulunmuş olabileceğinin açığa çıkması ve bir tabunun çökmesi. Aynı günlerde Demirel’in Atatürk fetişizmini, tabusunu kasdederek, -mealen- “Atatürk bu ülkeye 100 yıl daha lazım” demesi de aynı kaygı ile söylenmiş bir söz.

Bu konudaki tartışmaları Kemal Tahir, Mete Tuncay, İlber Ortaylı, Yılmaz Öztuna, İsmet Bozdağ, Murat Bardakçı ve Mustafa Armağan gibi yazarlar bitirmişti aslında. Hemen bütün yetkin tarihçiler “Vahdettin hain değildir” hükmünde hemfikir.

Ama ülkemiz bir acayip, bazı konular zombi gibi arada bir hortluyor.

Bu konuda geçtiğimiz günlerde Zaman’da Mustafa Armağan’ın “Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı” başlıklı bir yorumu yayınlandı.

Bence yazı artık bu tartışmaların ne kadar gereksiz olduğunu gösterdiği gibi tarihin biraz farklı cereyan etmesi durumunda kahramanlık-hainlik konusundaki yorumların da farklılaşabileceğini gösteriyor.

Yani bugün Vahdettin’in “hain” olduğunu kanıtlamaya uğraşanların kullandıkları argümanlar son derece tehlikeli bir kıstas, lakin tarihi kazanan yazdığı için Vahdettin üzerinde sallanan bir kılıç bu.

Armağan’ın yazısından bazı alıntılar yapayım, ne söylemeye çalıştığım daha net anlaşılır:

Açın bakın, Mondros’ta İngiltere ile aramızda rica minnet çöpçatanlık yapan General Townshend’in hatıralarını, İngiliz gemileri kasım ayında Çanakkale’den nasıl birer ‘kurtarıcı prens’ olarak girmişlerdir, hayretle görürsünüz.

[..] O zaman Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’da kendi parasıyla çıkardığı Minber gazetesinde işgalci İngilizlerin tebrik edilip alkışlandığını da, 17 Kasım 1918′de aynı gazetede çıkan söyleşisinde “İngilizlerden daha hayırhah (iyiliksever) bir dost olmayacağı” mesajını verdiğini de, ertesi gün çıkan Vakit gazetesinde ise “Britanya hükümetinin Osmanlılara karşı olan iyi niyetlerinden şüphe etmediğini” söylediğini ve dahi “muhataplarımızla [yani İngilizler, Fransızlar vd.] anlaşmak lazımdır” dediğini de hatırlamamız gerekmez mi? Ya Mustafa Kemal Paşa’nın 11-13 Ekim 1918′de Halep’ten Vahdettin’e çektiği telgraftaki ilginç teklifleri… Şöyle diyordu padişahın yaveri Naci (Eldeniz) Bey adına gönderdiği telgrafta: Müttefiklerle olmadığı takdirde ayrı olarak ve mutlaka barışı sağlamak lazımdır ve bunun için kaybedilecek bir an bile kalmamıştır.

Peki, bütün bu belgeler bilinip dururken birilerinin kalkıp da “Mütareke hükümlerine sonuna kadar riayetkâr davranmalıyız” şeklindeki tavrı nedeniyle Vahdettin’in hain ilan edilmesini anlamak gerçekten de mümkün değil.

Galiba ne söylemeye çalıştığım anlaşıldı.

Yazının devamında da Vahdettin ile alakalı, zaten bilinen ama sık sık atıfta bulunulması gereken önemli ayrıntılar var:

Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Kâzım Karabekir’in bile yakılan kitabı İstiklal Harbimizin Esasları’nın ilk baskısında (1933) Sultan Vahdettin’le son görüşmesine dair hatıraları, kitabın sonraki baskılarında açıkça sansüre tabi tutulmuş değil midir? Halbuki Vahdettin, 11 Nisan 1919 günkü görüşmesinde, birkaç gün sonra Trabzon’a giderek yeni görevine başlayacak olan General Kâzım Karabekir’e dönüp, “Paşa, ben ve millet sizlerden ümitliyiz… Hayır dualarım ve niyâzlarım sizinle beraberdir” demiş, Karabekir Paşa da kendisine şöyle cevap vermişti: “Kumandan ve asker evlatlarınızla bütün millet zât-ı şahaneleri etrafında bir kalp ve bir kafa gibi toplanabilir şevket-meâb.” Üstelik Karabekir Paşa dışarı çıkınca onu heyecanla bekleyenler arasında bir tanıdık da vardır kapının önünde: Fahri Yaver-i Hazret-i Şehriyari Mustafa Kemal Paşa. Hemen Karabekir’e sorar: Neler konuştunuz? Karabekir, Padişah’ın kendisini hayır dualarla yolculadığını anlatınca Mustafa Kemal Paşa şu anlamlı tespiti yapar oracıkta: Sen Erzurum’a yerleşince vatanın üç uç noktasında üç temel dayanak noktası teşekkül ediyor. Ne yazık ki, İstiklal Harbimizin Esasları’nın 1951 ve sonraki yıllarda yapılan baskılarında bu ve benzeri türden Vahdettin’i ‘beraat ettirici’ nitelikteki ibarelerin itinayla temizlendiğini hayretle görürüz. Eh, Karabekir’in kitaplarında durum buysa gerisini varın, siz düşünün.

[…] … sıra bunları toparlayacak ve organize edecek bir genel müfettişliğe gelmiştir ki, bir ay sonra bu göreve olağanüstü yetkilerle padişahın yaveri olan Mustafa Kemal Paşa atanacak ve 15 Mayıs 1919 günü yine Vahdettin’le görüştükten sonra dördüncü ve merkezÎ ayağı oluşturmak üzere Samsun’a doğru yola çıkacaktır. Nitekim bu görüşmeyi sonraları Falih Rıfkı Atay’a anlatan Atatürk, Vahdettin’in kendisine, “Şimdiye kadarki başarılarınızı unutun, asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, Paşa, devleti kurtarabilirsin” dediğini nakletmemiş miydi? Öyleyse soralım: Bizzat Karabekir ve Atatürk’ün ağzından yaptıkları anlatılan Vahdettin nasıl hain olabiliyor?

Yazının devamında da İngiliz arşiv belgelerine atıfta bulunan kısımlar var. Altını çizilecek kısımlar:

Aslı Britanya arşivlerindeki gizli yazışmalara göre, işgalci İngilizler, şimdi de ‘esir padişah’ı Samsun’a çıkmış bulunan Mustafa Kemal Paşa aleyhine konuşmaya zorlamaktadırlar. Ne var ki, Vahdettin kendilerine, Mustafa Kemal Paşa’nın ancak İtalya’nın birliğini sağlayan millî kahramanları Garibaldi kadar “haydut” kabul edilebileceğini, onun yurtseverliğinden kuşku duymadığını, dahası ona saygı ve hayranlık hissetmemenin güç olduğunu söylemiştir.

[…] Bir başka belge ise gerçekten şaşırtıcı. 14 Kasım 1918 günü, bir gün önce İstanbul’a gelip Pera Palas’ta ikamete başlamış olan Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin Daily Mail Gazetesi’nin muhabiri G. Ward Price’ı aracı yaparak General Harrington’la görüşmek ister. Price, Pera Palas’ta yaptığı görüşmeyi hatıralarında şöyle aktarıyor: “Mustafa Kemal, yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini” bildirmemi rica etti. “Bu harpte yanlış cephede savaştık, dedi, eski dostumuz Britanyalılarla asla kavga etmek istemezdik… Biliyoruz, partiyi kaybettik… Anadolu’nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum… Bu topraklar üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir.”

Burası da çok ilginç. Bakın neler olmuş:

Anadolu’da İngiliz idaresinden o kadar da rahatsızlık duyulmaması gerektiğini söyledikten sonra Mustafa Kemal, bu topraklar üzerindeki İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu gazeteci aracılığıyla işgalci yetkililere şöyle iletecektir: “Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim…”(5) Türk Tarih Kurumu’nun çevirtip bastığı bir kitaptan alındı bu çarpıcı sözler. Şimdi söyleyin bakalım, İngilizlerle ilişki kurmak vatan hainliği sayılabilir miymiş?

Eh, artık en azından aklı başında, ideolojik camları çok kalın olmayanlar  bu tartışmanın bitmesi gerektiğini kabullenmeli.

Hulasa tarih böyle kahraman-hain kıstaslarıyla okunmamalı, maalesef birçok şeyimiz gibi gibi tarih algımız da bir acayip..

Şu geçmişe yerli yersiz sövmeyi bırakın artık. Bolşevik Ruslar çarlığı kimseye bağışlamadılar, Fransız cumhuriyetçileri de krallıklarını.. Bizdeki bu gayret nedir geçmişi tukaka etmek için?

Mutant intelijansiya böyle oluyor herhal, rahmetli Cemil Meriç nur içinde yatsın..

4 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 4 Yorum

  2. Yazan:A.Gülüm Tarih: Ara 13, 2007 | Reply

    1)”Hulasa tarih böyle kahraman-hain kıstaslarıyla okunmamalı” tamamen katılıyorum.
    2)”maalesef birçok şeyimiz gibi gibi tarih algımız da bir acayip..” Neresi acayip acaba? sanırım kafadan uydurma kanıtlar üzerinde yorum yapmak acayip.
    tek kelime çok düşünce istiyorum sizden.. :
    Vahdettin bir İngiliz botuyla Türkiyeden kaçmıştır, ilerisinde Türkiyeyi bölmek amaç uğruna yaptığı çalışmalar sonuçsuz olup bir köşede layik olduğu şekilde ölüp gitmiştir. Atatürk ve Vahdettin farklı çephelerin Liderleriydi. Vahdettin Kurtuluş Savaşındaki Seçimini İngilizlerden yana kullanmıştır.Sizcede bu kendi milletini satmak anlamına gelmezmi? Milletini Vatanını Satana Milletine Karşı gelene Acaba ne denir? Hainmi? EVET!

  3. Yazan:T. Suat Demren Tarih: Ara 13, 2007 | Reply

    @A.Gülüm,

    Yukarıdaki yazıda geçen bilgilerden hangisi “kafadan uydurma” kanıt? Gösterebilir misiniz?

    Atatürk’ün sözleri ortada. Armağan kaynaklarını da göstererek yazmış. Yazının tamamı burada. Dipnotunda da kaynakları var.

    Vahdettin Atatürk’ün “o zaman” söylediklerinden çok daha hafiflerini söylemiş. Mustafa Kemal İngiliz mandasını bile kabullenmişti, kaynaklarda bu var. Buradaki kaynakta da “valilik” teklifine açık olduğunu söylüyor, “sömürge valiliğine”..

    Daha ne?

    Tarihi böyle okursanız hain - kahraman kısmı bulamaç olur, altında kalırsınız.

    Vahdettin İngiliz botu ile gitmişmiş. Yok başka gitmek için imkan vardı da İngilizleri tercih etti.

    Gidince de aleyhte çalışmış durmuşmuş.

    Kraldan fazla kralcı olmayın. Atatürk Vahdettin’in vefat haberini aldığında “çok namuslu bir insandı istese topkapı sarayının tüm hazinelerini götürüp çok büyük bir orduyla geri dönerdi” demiştir. Kaynak da uydurma değil, Atatürkçülüğünden kuşku olmayan Falih Rıfkı Atay.

    Tarihi böyle okursanız Atatürk’ün Samsuna pusulasız ve dümensiz bir tekne ile çıktığını sanır, zamanında saraya damat olmak için uğraştığı yılları da “vatanı kurtarmak için plan yapıyordu” diye yamultulmuş haliyle öğrenirsiniz.

  4. Yazan:elif dedim Tarih: Mar 25, 2008 | Reply

    Sevgili T.Suat Demren

    Yazdıklarınıza katılıyorum…
    M.Armağanın yazısını da daha önceden okumuştum.
    Kafamda bir soru işareti kaldı…
    Şeyh Sait ayaklanması çıktığında Sultan Vahdettin yanlış hatırlamıyorsam yabancı gazetelere memnuniyetini belirtmişti.

    Buna bir açıklık getirir misiniz ?

    Yanıldıysam özür dilerim.

  5. Yazan:ahmet terzi Tarih: Haz 5, 2008 | Reply

    t.suat demren arkadaş vahdettin hainmi diyor.ve hain diyenlerin tek silahı
    nutuk diyor.olaya hiç nutukda yazanlar tarafından bakmadım ben evet bence
    vahdettin hain nedenine gelince ülke karış karış işgal edilmiş
    istanbulda dahi sözü geçmez olmuş bir padişahın o günlerde hangi
    sıfatla o koltuğa oturduğunu anlayamadım ben ve damadı ferit e
    yaptırdıkları yunan uçaklarından kendi imzası ile anadoluya attırdığı
    fermanlar yunan ordusu padişahın izni ile geliyor onlara karşı gelmek halife
    ya karşı gelmektir fermanındaki imza kimindi,anzavur eşkiyasına kuvai
    milliyeye karşı kuva-i inzibatiye ordusunu kurduran 1 tek merminin bile
    kıymetli olduğu o günlerde türkü türke kırdıran kimdi vs.vs bunun
    örnekleri uzar gider ve osmanlı padişahı olan bir şahsiyet kendi ülkesini
    işgal etmiş kadınlarının ırzına geçmiş,askerlerini öldürmüş
    aşağılamış bir ingiliz in gemisine binip kaçmazdı.ne mi yapmalı idi
    onuru ile intihar etse idi daha onurlu bir davranış sergilemiş olur ve
    bugün onun hakkında daha iyi düşünebilirdi insanlar çünkü tarihte bu
    tür davranışlara uğramış bir çok padişah ya savaşa savaşa ölmüş
    yada intihar etmişlerdir.ama kendi ülkesini işgal etmek için gelen bir
    gemiye binip o ülkeye kaçan tarihte çok az padişah vardır onlardan biride
    vahdettindir.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin