<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>PKK&#8217;lıları affetmek yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 22:27:03 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>izzet tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-43882</link>
		<dc:creator>izzet</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 00:05:58 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-43882</guid>
		<description>la pkklılar diyorum kürt kardeşlerim üzerine alınmasın ama pkklı gıbı dusunenler alınabılır lan bu işten çıkar sağlayıp milleti öne sürmeyin yapı olarak çabuk gaza gelen ırklarız bunu da çözen bazı insan demek doğru olmayan kişiler bu yol üzerinden bizi birbirimize düsürüyor pkklılar asılsın apo başta olmak üzere sonrada herkes bu ülkede eşit olarak yaşasın bıde sunu söylemek isterım kürtler çok duygusal oluyor aynı şey bir TÜRKÜN başina gelse bir sey olmaz ama kürdün başına gelse dünyalar kopar ağlamaya alıstırdılar  adam bi şarkıyla tüm geleceğinden vazgeçiyor bu kadar mı  aklını kullanmadaan hareket eder insan yahu nese herkes üstüne düşeni yapsın bu vatanı kendi vatanı gibi görsün herşey yoluna girer ama iş vatanını milletini benimsemekte herşeye ağlamakla çözüm olmaz ağlamanın sebebide kendilerini yabncı görmek gibi geliyor bana diyarbakırspor bile yaptı hemen ağlama işini okadar kulup battı hiç diyabakır gibi yapanını gördünüz mü ben görmedim sağa sola vurup durdular nese herkes ustune düseni yapsın bize isyan ettirmeyin kralını yaparız</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>la pkklılar diyorum kürt kardeşlerim üzerine alınmasın ama pkklı gıbı dusunenler alınabılır lan bu işten çıkar sağlayıp milleti öne sürmeyin yapı olarak çabuk gaza gelen ırklarız bunu da çözen bazı insan demek doğru olmayan kişiler bu yol üzerinden bizi birbirimize düsürüyor pkklılar asılsın apo başta olmak üzere sonrada herkes bu ülkede eşit olarak yaşasın bıde sunu söylemek isterım kürtler çok duygusal oluyor aynı şey bir TÜRKÜN başina gelse bir sey olmaz ama kürdün başına gelse dünyalar kopar ağlamaya alıstırdılar  adam bi şarkıyla tüm geleceğinden vazgeçiyor bu kadar mı  aklını kullanmadaan hareket eder insan yahu nese herkes üstüne düşeni yapsın bu vatanı kendi vatanı gibi görsün herşey yoluna girer ama iş vatanını milletini benimsemekte herşeye ağlamakla çözüm olmaz ağlamanın sebebide kendilerini yabncı görmek gibi geliyor bana diyarbakırspor bile yaptı hemen ağlama işini okadar kulup battı hiç diyabakır gibi yapanını gördünüz mü ben görmedim sağa sola vurup durdular nese herkes ustune düseni yapsın bize isyan ettirmeyin kralını yaparız</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-38480</link>
		<dc:creator>Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 22:14:52 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-38480</guid>
		<description>[...] Fahişelik, şehitlik ve özgürlük, Kötü insan nasıl üretilir? , Cezaevleri okul olsun , PKK&#8217;lıları affetmek gibi yazılarda anlatmaya çalıştığım gibi bu manevî olgular aletleştirilmeden de [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Fahişelik, şehitlik ve özgürlük, Kötü insan nasıl üretilir? , Cezaevleri okul olsun , PKK&#8217;lıları affetmek gibi yazılarda anlatmaya çalıştığım gibi bu manevî olgular aletleştirilmeden de [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Barış istemeyen eşektir! : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-36961</link>
		<dc:creator>Barış istemeyen eşektir! : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2009 09:24:19 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-36961</guid>
		<description>[...] Kin tutma fiili yâd etmek anlamına gelmediği için bir katili affetmek de öldürülen yakınımızı unutmak anlamına gelmiyor.&#8221; (Bkz. PKK&#8217;lıları affetmek) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Kin tutma fiili yâd etmek anlamına gelmediği için bir katili affetmek de öldürülen yakınımızı unutmak anlamına gelmiyor.&#8221; (Bkz. PKK&#8217;lıları affetmek) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Fahişelik, şehitlik ve özgürlük : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-35632</link>
		<dc:creator>Fahişelik, şehitlik ve özgürlük : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2009 08:37:59 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-35632</guid>
		<description>[...] Terör sorunu çözülemez. (Terörist evlatlarımız ve Anzak leşlerimiz(!) ve PKK’lıları affetmek) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Terör sorunu çözülemez. (Terörist evlatlarımız ve Anzak leşlerimiz(!) ve PKK’lıları affetmek) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>CNN Türk&#8217;de Mana Boyutlu Demokrasi : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-27846</link>
		<dc:creator>CNN Türk&#8217;de Mana Boyutlu Demokrasi : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2009 00:21:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-27846</guid>
		<description>[...] PKK&#8217;lıları affetmek [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] PKK&#8217;lıları affetmek [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mustafa tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-20973</link>
		<dc:creator>Mustafa</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2008 11:46:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-20973</guid>
		<description>Devlete ihanet ne demektir ?

Devlete bas kaldirmak esittir o devletdeki bütün insanlara saldirmak demektir. En agir cezalar ve affetmekte en zor konu develete silah cekenleri affetmektir. Bütün devletlerin ceza kitablarinda ve askeri hukukta - sadece Türkiye degil - isyan ve anarsiye ve teröre en agir cezalar var. Genelde ve cogu hallerde ölüm veya müebbet ceza. Devlet adil olmasa bile hatta memurlardan zulum gelse bile yapanlar olsa bile hicbir zaman devlete isyan olmamali. Tarihte nice devletler nice milletler isyan ve ic savaslar yüzünden silinip gittiler veya  baska milletlerin esiri kölesi olub kaybolup gittiler. Kürtler eger devlete isyan ederler ise 100 de 100 kaybederler kazanma ihtimali sifir cünkü halklar cok karismis bagimliliklar had safta. 

Benim anlamadigim : nicin ve ne icin PKKli affedilsin ? Isyani ve silahi biraksin pismanligini isbatlasin onu affedelim hatta o kisi devleti icin gayretdede bulunsun. Isteriz bekleriz. Silahi birakmayani nicin ve ne icin affedelim? Silahi ceken bilirki yakalanirsa ya ölüm yada müebbet veya uzun zaman hapis cezasi gelecek. Bu kisi bunu önceden kabullenmis demektir. Sonra size karsi silahi cekmis. Senin hayatini söndürmeyi mubah görüyor. Bir sahsin nefsi müdaafasi gibi devletin ve milletinde nefsi müdafaasi olur. 

Devletinde hatasi vardir olurda. Bu haksizlik diger haksizliga sebeb teskil etmez. Hak vermez. Bir takim duygusal ve manevi sözleri öne sürmeniz Mevlana hazretlerini falan bunlar hicbiri konu icin baglantisi yoktur. Her kuralin sartlari olur kaideleri ve istisnalari olur. Devlete isyanda öyle siradan bir suc degildir. Isyanciya yummusacikca tavr sergilemek fitneyi isyani dahada alevlendirir cünkü insanlarin cogu bunu zayiflik olarak algilarlar. Bunu isyancilar zafer olarak pazarlarlar. Nitekim tarihten misal vereyim : Kureyza yahudileri ile anlasma var idi. Putperestlere yardim etmeyeceklerdiler ve medinedeki islam devletin vatandasi idiler. Kurali bozdular ve düsmana yardim ettiler afedildiler peygamber tarafindan. Sonra Hendek savasinda bunlar yine putperestlere yardim ettiler. Ittifak kurdular. Bu sefer isyana katilanlara ölüm cezasi verildi. 

Isyancilara tavr söyledir Islamda : 1. silahlari birakmalari istenilir. 2. Müddet verilir. 3. Diyalog önelirir isyan sebebleri konusulur ve isyanin yanlis oldugunu isbat edici gayretler gösterilir. (Hz.Ali Hz.Ibni Abbasi haricilere gönderip tartisma munazara ile haricilerden ücte birini isyandan vazgecirdi 4. son olarak bunlar faydasi olmadigi ise silah cekmekten vazgecmiyorlarsa silaha silah ile karsilik vermek.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Devlete ihanet ne demektir ?</p>
<p>Devlete bas kaldirmak esittir o devletdeki bütün insanlara saldirmak demektir. En agir cezalar ve affetmekte en zor konu develete silah cekenleri affetmektir. Bütün devletlerin ceza kitablarinda ve askeri hukukta - sadece Türkiye degil - isyan ve anarsiye ve teröre en agir cezalar var. Genelde ve cogu hallerde ölüm veya müebbet ceza. Devlet adil olmasa bile hatta memurlardan zulum gelse bile yapanlar olsa bile hicbir zaman devlete isyan olmamali. Tarihte nice devletler nice milletler isyan ve ic savaslar yüzünden silinip gittiler veya  baska milletlerin esiri kölesi olub kaybolup gittiler. Kürtler eger devlete isyan ederler ise 100 de 100 kaybederler kazanma ihtimali sifir cünkü halklar cok karismis bagimliliklar had safta. </p>
<p>Benim anlamadigim : nicin ve ne icin PKKli affedilsin ? Isyani ve silahi biraksin pismanligini isbatlasin onu affedelim hatta o kisi devleti icin gayretdede bulunsun. Isteriz bekleriz. Silahi birakmayani nicin ve ne icin affedelim? Silahi ceken bilirki yakalanirsa ya ölüm yada müebbet veya uzun zaman hapis cezasi gelecek. Bu kisi bunu önceden kabullenmis demektir. Sonra size karsi silahi cekmis. Senin hayatini söndürmeyi mubah görüyor. Bir sahsin nefsi müdaafasi gibi devletin ve milletinde nefsi müdafaasi olur. </p>
<p>Devletinde hatasi vardir olurda. Bu haksizlik diger haksizliga sebeb teskil etmez. Hak vermez. Bir takim duygusal ve manevi sözleri öne sürmeniz Mevlana hazretlerini falan bunlar hicbiri konu icin baglantisi yoktur. Her kuralin sartlari olur kaideleri ve istisnalari olur. Devlete isyanda öyle siradan bir suc degildir. Isyanciya yummusacikca tavr sergilemek fitneyi isyani dahada alevlendirir cünkü insanlarin cogu bunu zayiflik olarak algilarlar. Bunu isyancilar zafer olarak pazarlarlar. Nitekim tarihten misal vereyim : Kureyza yahudileri ile anlasma var idi. Putperestlere yardim etmeyeceklerdiler ve medinedeki islam devletin vatandasi idiler. Kurali bozdular ve düsmana yardim ettiler afedildiler peygamber tarafindan. Sonra Hendek savasinda bunlar yine putperestlere yardim ettiler. Ittifak kurdular. Bu sefer isyana katilanlara ölüm cezasi verildi. </p>
<p>Isyancilara tavr söyledir Islamda : 1. silahlari birakmalari istenilir. 2. Müddet verilir. 3. Diyalog önelirir isyan sebebleri konusulur ve isyanin yanlis oldugunu isbat edici gayretler gösterilir. (Hz.Ali Hz.Ibni Abbasi haricilere gönderip tartisma munazara ile haricilerden ücte birini isyandan vazgecirdi 4. son olarak bunlar faydasi olmadigi ise silah cekmekten vazgecmiyorlarsa silaha silah ile karsilik vermek.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Uğur tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-20970</link>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2008 10:07:00 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-20970</guid>
		<description>Yazık, PKK önce teröristti, sonra sempatizanları meclise girdi, şimdi de internette kendileri gibi düşünenleri toplayarak kamplaşmaya çalışıyorlar. İçten içe bizi yıkmaya çalışıyorlar. Uğraşmayın, başaramazsınız. Ama bildiğim tek bir şey var. Bir askerimizin hayatı, 1000 leşe bile değişilmez. Ben öyle sol, sağ, yukarı aşağı bilmem. Ama insan hayatının değerine inanırım. Biri cana kastetmiş ise bunu canıyla ödemelidir. Tek bunu söyleyebilirim. Eninde sonunda kökünüz kazınacak. &lt;strong&gt;Söz Konusu Vatansa, Gerisi Teferruattır!..&lt;/strong&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yazık, PKK önce teröristti, sonra sempatizanları meclise girdi, şimdi de internette kendileri gibi düşünenleri toplayarak kamplaşmaya çalışıyorlar. İçten içe bizi yıkmaya çalışıyorlar. Uğraşmayın, başaramazsınız. Ama bildiğim tek bir şey var. Bir askerimizin hayatı, 1000 leşe bile değişilmez. Ben öyle sol, sağ, yukarı aşağı bilmem. Ama insan hayatının değerine inanırım. Biri cana kastetmiş ise bunu canıyla ödemelidir. Tek bunu söyleyebilirim. Eninde sonunda kökünüz kazınacak. <strong>Söz Konusu Vatansa, Gerisi Teferruattır!..</strong></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Terör ne zaman duracak? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-19988</link>
		<dc:creator>Terör ne zaman duracak? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Oct 2008 12:33:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-19988</guid>
		<description>[...] PKK&#8217;lıları affetmek [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] PKK&#8217;lıları affetmek [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? &#124; SiyarGrup™ tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-17095</link>
		<dc:creator>Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? &#124; SiyarGrup™</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jul 2008 00:09:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-17095</guid>
		<description>[...] engellenmesindeki tutarsızlığı işaret ettik. Kin ve intikam s&#246;ylemleriyle değil b&#252;y&#252;kl&#252;k g&#246;stererek, affederek yol almanın dinimizce daha uygun olduğunu hatırlattık. &#160; Ezberi bozulan [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] engellenmesindeki tutarsızlığı işaret ettik. Kin ve intikam s&ouml;ylemleriyle değil b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k g&ouml;stererek, affederek yol almanın dinimizce daha uygun olduğunu hatırlattık. &nbsp; Ezberi bozulan [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Şu kaplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-16823</link>
		<dc:creator>Şu kaplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2008 12:46:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-16823</guid>
		<description>[...] engellenmesindeki tutarsızlığı işaret ettik. Kin ve intikam söylemleriyle değil büyüklük göstererek, affederek yol almanın dinimizce daha uygun olduğunu [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] engellenmesindeki tutarsızlığı işaret ettik. Kin ve intikam söylemleriyle değil büyüklük göstererek, affederek yol almanın dinimizce daha uygun olduğunu [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Terörist evlatlarımız ve Anzak leşlerimiz(!) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-16309</link>
		<dc:creator>Terörist evlatlarımız ve Anzak leşlerimiz(!) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 19:53:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-16309</guid>
		<description>[...] İslâm dini açısından « düşmanı » affetmek : PKK&#8217;lıları affetmek [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] İslâm dini açısından « düşmanı » affetmek : PKK&#8217;lıları affetmek [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Derin Cumhuriyet iş başında&#8230;. : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-14987</link>
		<dc:creator>Derin Cumhuriyet iş başında&#8230;. : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 May 2008 00:08:32 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-14987</guid>
		<description>[...] işkence görmüşken hesap sormak, en azından kalben direnmek hakkımız ve görevimizdir. Türk-Kürt kavgasını körükleyerek siyasî rant toplamaya çalışan sırtlanlar kan kokusu ile coşmuşken susan insan hangi ümmetin [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] işkence görmüşken hesap sormak, en azından kalben direnmek hakkımız ve görevimizdir. Türk-Kürt kavgasını körükleyerek siyasî rant toplamaya çalışan sırtlanlar kan kokusu ile coşmuşken susan insan hangi ümmetin [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>gri tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-14080</link>
		<dc:creator>gri</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Apr 2008 23:39:04 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-14080</guid>
		<description>mehmet bey,
yazınız için teşekkür ederim.

nasıl ki kalıplaşmış bir kiri kolayca temizlemek için kiri önce suda bekletmek gerekirse, bu tür cesur yazılar da beyinlerimizdeki kalıplaşmış yanlış düşüncelere, dogmalara su oluveriyor. yazınıza gelen tüm isyanlar bu yüzden. ama zamanla ne demek istediğiniz anlaşılacaktır.

'derviş ve ölüm' isimli romanda selimoviç der ki "düşüncelerimiz bile korkakça"...

biraz olsun korkuyu arkamıza alabilsek bu pkk-türk mücadelesinin, sıradan bir internet cafede üç beş çocuğun oynadığı 'game'lerden farkı olmadığını görebileceğiz. evet bu kadar basit. 'game' kadar basit bir benzetme yapmamın nedeni pkk'lı olduğum için değil. pkk'lı değilim.hain olduğum için de değil. vatanseverim. peki neden? gerçek bu olduğu için.

yine ülkemizi tüm düşmanlardan koruyalım. ama sizin önerdiğiniz çözümle. yani 'gebertmeden!". daha fazla kan dökmeden.

siz 'gebermenin olmadığı bir çözüm' arıyorsunuz, size karşı çıkanlar ise 'çözüm için daha kaç kişi gebertmeliyiz'e cevap arıyor.

gebertmeye odaklanmış çocuklar çözümlerinde ilerlerken kazanan internet cafenin işletmecisi oluyor :)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>mehmet bey,<br />
yazınız için teşekkür ederim.</p>
<p>nasıl ki kalıplaşmış bir kiri kolayca temizlemek için kiri önce suda bekletmek gerekirse, bu tür cesur yazılar da beyinlerimizdeki kalıplaşmış yanlış düşüncelere, dogmalara su oluveriyor. yazınıza gelen tüm isyanlar bu yüzden. ama zamanla ne demek istediğiniz anlaşılacaktır.</p>
<p>&#8216;derviş ve ölüm&#8217; isimli romanda selimoviç der ki &#8220;düşüncelerimiz bile korkakça&#8221;&#8230;</p>
<p>biraz olsun korkuyu arkamıza alabilsek bu pkk-türk mücadelesinin, sıradan bir internet cafede üç beş çocuğun oynadığı &#8216;game&#8217;lerden farkı olmadığını görebileceğiz. evet bu kadar basit. &#8216;game&#8217; kadar basit bir benzetme yapmamın nedeni pkk&#8217;lı olduğum için değil. pkk&#8217;lı değilim.hain olduğum için de değil. vatanseverim. peki neden? gerçek bu olduğu için.</p>
<p>yine ülkemizi tüm düşmanlardan koruyalım. ama sizin önerdiğiniz çözümle. yani &#8216;gebertmeden!&#8221;. daha fazla kan dökmeden.</p>
<p>siz &#8216;gebermenin olmadığı bir çözüm&#8217; arıyorsunuz, size karşı çıkanlar ise &#8216;çözüm için daha kaç kişi gebertmeliyiz&#8217;e cevap arıyor.</p>
<p>gebertmeye odaklanmış çocuklar çözümlerinde ilerlerken kazanan internet cafenin işletmecisi oluyor :)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>mr^sair tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-12390</link>
		<dc:creator>mr^sair</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Feb 2008 17:42:10 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-12390</guid>
		<description>Hakan ALBAYRAK 'ın 5 ŞUBAT 2008 de Yeni Şafak da yayınlanan makalesi:


&lt;blockquote&gt;&lt;b&gt;DTP Milletvekili Aysel Tuğluk'a Açık Mektup&lt;/b&gt; 

Sayın Tuğluk;

Radikal 2'de yayımlanan son yazınızda "Kemalist güçler"i "ılımlı İslam"a karşı "demokratik Kürt siyaseti"yle dayanışmaya çağırdınız. Böyle bir çağrıyı totaliter laikçilerin sokaklara dökülüp başörtüsü yasağını hararetle savundukları bir konjonktürde yapmayı tercih etmeniz çok ilginç. Zamanlamanızı nasıl okumalıyız?
 
Ağustos ayında verdiğiniz bir beyanatta demiştiniz ki: &lt;em&gt;"Başörtüsü konusunda bizim temel yaklaşımımız demokrasi, insan hakları, özgürlükler mücadelesi… Meclis'te de bunun için bulunuyoruz. Başörtüsünü de bir insan hakkı olarak görüyoruz. Din ve vicdan özgürlüğü içinde ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Başörtüsü etrafında yaratılan kutuplaşmayı da yanlış buluyoruz. Bu ülkede isteyen kendi kıyafetini belirleme, özgürce giyinme hakkına sahip olmalıdır. Gül'ün eşinin başörtüsü tartışmalarını doğru bulmadık. Önümüzdeki günlerde türban konusunu gündemimize alıp tartışabiliriz."&lt;/em&gt; 

Bu sözlerin sahibi, "türban" tartışmasının ayyuka çıktığı şu günlerde, yasağın devamını savunan "Kemalist güçler"le arasına açık bir mesafe koymalıydı. Ama siz tam tersini yaptınız. Üniversitelerdeki başörtüsü yasağının kalkması halinde rejimin tehlikeye gireceğini ileri süren "Kemalist güçler"e göz kırptınız. Onlarla aynı endişeleri paylaştığınızı ifade ettiniz. 

Dediniz ki: &lt;em&gt;"Toplumsal yaşamımızı, geleceğimizi ve yönetme-yönetilme biçimimizi ilgilendiren ortak sorunlardan hareketle sol çevreler, laik, aydın ve (güncelleştirilmiş sol-demokrat karakteriyle) Kemalist güçlerle demokratik Kürt siyasetine karşılıklı tanıma ve tanışma çağrısı yapmak gerekmiyor mu? / Kemalistler, sol, muhalif ve aydın çevreler Kürtlerle uzlaşmanın kaçınılmazlığına inanıyorsa, ılımlı İslam denilen ve aslında ne olduğu, nasıl tanımlanacağı çok da belli olmayan ve tamamen 'imparatorluk' güçlerinin imalatı bu projeye karşı modern aklın ve demokratik kültürün birbirini kabul eden zemininde buluşabilmelidir..."&lt;/em&gt; 

Demek siz de "toplumsal yaşamımız"ın ve "yönetme-yönetilme biçimimiz"in yakın bir tehdit altında olduğunu düşünüyorsunuz. Rica etsem, bunun tam olarak nasıl bir tehdit olduğunu bir dahaki yazınızda bütün ayrıntılarıyla anlatır mısınız? Başınızın zorla örttürüleceğinden mi korkuyorsunuz? Cumhuriyet düzeninden vazgeçilip monarşik düzene geçileceği endişesini mi taşıyorsunuz? Tipik bir CHP'li gibi "Başörtüsüne özgürlük kampanyasının temelinde din devleti arzusu yatıyor" mu diyorsunuz? Kim kuracak din devletini? AK Parti mi? Yapmayın Allah aşkına! 

"Ilımlı İslam"a karşı bir tür Kızılelma Koalisyonu'nun gereğinden söz ediyorsunuz. Yazınızın can damarını bu "Ilımlı İslam" konusu teşkil ediyor. Maruzatınızın tamamı "Ilımlı İslam" tehlikesine dayanıyor. Peki nedir "Ilımlı İslam"? Bunu bilmediğinizi ifade ediyorsunuz. 'Aslında ne olduğu, nasıl tanımlanacağı çok da belli değil' diyorsunuz. Hayretler içindeyim. Ne olduğunu ve nasıl tanımlayacağınızı bilmediğiniz bir şeye karşı seferberlik çağrısı yapmanız biraz tuhaf kaçmıyor mu? 

"Kemalist güçler"e yaptığınız çağrı bana &lt;b&gt;PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Kemalizm'e övgülerini ve 'gericilere karşı Kemalistlerle ittifak' temayülünü&lt;/b&gt; hatırlattı. "Ilımlı İslam" konusundaki kafa karışıklığınız da Öcalan'ın bu konuda 'yayınladığı' karmakarışık bir açıklamayı hatırlatıyor… 
&lt;/blockquote&gt;


-----------------------------------------------


Yasin DOĞAN 'ın 7 ŞUBAT 2008 de Yeni Şafak da yayınlanan makalesi:

&lt;blockquote&gt;&lt;b&gt;DTP'nin başörtüsü antipatisi&lt;/b&gt; 

Siyasetçi toplumun aynası olmak durumundadır. Toplumda dertleriyle dertlenmek için öncelikle toplumun hissiyatını anlamak, paylaşmak, duygu iklimini teneffüs etmek gerekir. 

Siyasetçinin ana misyonu toplumun duygu ve düşüncesine tercüman olmaktır. 

Elbette popülizm ile halkçılık arasında ince bir ayrım vardır ve toplumun duygularını istismar ederek, duyguları ve beklentileri körükleyerek, gerçekçi olmayan beklentileri karşılayacakmış gibi boş vaadlerde bulunarak siyaset yapılmamalıdır. 

Siyasetçi topluma aynı zamanda yön veren insandır. Ancak siyasetçi topluma yön verirken ve toplumun vizyonuna katkıda bulunurken de toplumsal değerleri gözetmek, bu değerlere saygı duymak durumundadır. 

Toplumun geleneklerini, örfünü, dini değerlerini küçümseyen bir siyasetçinin, toplumu ne derece temsil edebileceği ciddi bir tartışma konusudur. 

DTP'lilerin başörtüsü meselesindeki “şahin” tutumları toplumun değerlerinden kopuk bir siyasi duruşa örnek oluşturuyor. 

Taraf gazetesi yazarlarının PKK kampındaki röportajlarında en ilginç noktalardan birisi, başörtüsüne yönelik sert ve tahammülsüz bir yaklaşım içinde olduklarının bir kez daha görülmesiydi.
 
DTP sözcülerinin bu konu ne zaman açılsa CHP zihniyetini andırır, hatta onu geçer bir şekilde “reddiyeci” tavır takındıklarını görüyoruz.
 
Ateist ve Marksist bir ideolojiye sahip olan PKK'nın toplumun dini değerlerini hiçe sayması normal bir durumdur. Terör örgütlerinin yaptıkları işler zaten dinle-diyanetle, insani değerlerle uygunluk taşımaz.
 
Ancak halkı temsile soyunan siyasetçilerin halkın değer ve düşüncelerini ciddiye almaları kaçınılmaz bir gerekliliktir.
 
DTP de elbette CHP gibi ideolojik duruşunu geleneksel değerlere karşıt olarak konumlandırabilir. Ama unutulmamalı ki, DTP, CHP'nin siyaseten iddialı olduğu şehirlerde siyaset yapmıyor. DTP'nin siyasette yoğunlaştığı bölgelerdeki halk geleneksel değerlere aşırı derecede önem veriyor. DTP'nin sokaklara döktüğü Kürt kadınların çoğunun başı örtülüdür. 

DTP'nin başörtüsü antipatisinin kendi tabanında niçin bir eleştiri konusu olmadığı da doğrusu merak uyandıran bir konudur.
 
DTP'ye oy veren insanlar sanki etnik kimlik ve etnik haklar dışında bu partiden bir şey beklememektedir. DTP gibi kimlik siyaseti yapan partilerin sadece toplumun bir kesiminin belli bazı problemlerini siyasetin konusu yapması anlaşılabilir bir durumdur. Ancak etnik siyaset yapan partiler bile, bu etnik topluluğun diğer değer yargılarına ve yaşam biçimine saygısız davranmamalıdır. Bir siyasi harekette tek ölçüt aynı ırktan olmak ve bir ırkın haklarını savunmak olunca çok önemli bir çok değer ve ölçüt kenarda kalabiliyor.
 
&lt;b&gt;Her konuda devleti sert şekilde eleştiren, devlet karşıtı olmayı bir iftihar sebebi gibi gören bu kesimin dini konular ve başörtüsü gündeme geldiğinde devletçi bir refleks içine girmesi ciddi bir paradokstur.&lt;/b&gt;
 
DTP'ye sempatiyle bakan ve oy veren insanlar, DTP yönetiminin bu seçkinci, tahammülsüz ve yasakçı yaklaşımını nazara almak durumundadır.
 
DTP'ye oy veren bölge insanının yaşam tarzı ve değer dünyasıyla, DTP'yi yöneten kliğin yaşam tarzı ve değer dünyası birbirine pek benzemiyor gibi… 
&lt;/blockquote&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Hakan ALBAYRAK &#8216;ın 5 ŞUBAT 2008 de Yeni Şafak da yayınlanan makalesi:</p>
<blockquote><p><b>DTP Milletvekili Aysel Tuğluk&#8217;a Açık Mektup</b> </p>
<p>Sayın Tuğluk;</p>
<p>Radikal 2&#8242;de yayımlanan son yazınızda &#8220;Kemalist güçler&#8221;i &#8220;ılımlı İslam&#8221;a karşı &#8220;demokratik Kürt siyaseti&#8221;yle dayanışmaya çağırdınız. Böyle bir çağrıyı totaliter laikçilerin sokaklara dökülüp başörtüsü yasağını hararetle savundukları bir konjonktürde yapmayı tercih etmeniz çok ilginç. Zamanlamanızı nasıl okumalıyız?</p>
<p>Ağustos ayında verdiğiniz bir beyanatta demiştiniz ki: <em>&#8220;Başörtüsü konusunda bizim temel yaklaşımımız demokrasi, insan hakları, özgürlükler mücadelesi… Meclis&#8217;te de bunun için bulunuyoruz. Başörtüsünü de bir insan hakkı olarak görüyoruz. Din ve vicdan özgürlüğü içinde ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Başörtüsü etrafında yaratılan kutuplaşmayı da yanlış buluyoruz. Bu ülkede isteyen kendi kıyafetini belirleme, özgürce giyinme hakkına sahip olmalıdır. Gül&#8217;ün eşinin başörtüsü tartışmalarını doğru bulmadık. Önümüzdeki günlerde türban konusunu gündemimize alıp tartışabiliriz.&#8221;</em> </p>
<p>Bu sözlerin sahibi, &#8220;türban&#8221; tartışmasının ayyuka çıktığı şu günlerde, yasağın devamını savunan &#8220;Kemalist güçler&#8221;le arasına açık bir mesafe koymalıydı. Ama siz tam tersini yaptınız. Üniversitelerdeki başörtüsü yasağının kalkması halinde rejimin tehlikeye gireceğini ileri süren &#8220;Kemalist güçler&#8221;e göz kırptınız. Onlarla aynı endişeleri paylaştığınızı ifade ettiniz. </p>
<p>Dediniz ki: <em>&#8220;Toplumsal yaşamımızı, geleceğimizi ve yönetme-yönetilme biçimimizi ilgilendiren ortak sorunlardan hareketle sol çevreler, laik, aydın ve (güncelleştirilmiş sol-demokrat karakteriyle) Kemalist güçlerle demokratik Kürt siyasetine karşılıklı tanıma ve tanışma çağrısı yapmak gerekmiyor mu? / Kemalistler, sol, muhalif ve aydın çevreler Kürtlerle uzlaşmanın kaçınılmazlığına inanıyorsa, ılımlı İslam denilen ve aslında ne olduğu, nasıl tanımlanacağı çok da belli olmayan ve tamamen &#8216;imparatorluk&#8217; güçlerinin imalatı bu projeye karşı modern aklın ve demokratik kültürün birbirini kabul eden zemininde buluşabilmelidir&#8230;&#8221;</em> </p>
<p>Demek siz de &#8220;toplumsal yaşamımız&#8221;ın ve &#8220;yönetme-yönetilme biçimimiz&#8221;in yakın bir tehdit altında olduğunu düşünüyorsunuz. Rica etsem, bunun tam olarak nasıl bir tehdit olduğunu bir dahaki yazınızda bütün ayrıntılarıyla anlatır mısınız? Başınızın zorla örttürüleceğinden mi korkuyorsunuz? Cumhuriyet düzeninden vazgeçilip monarşik düzene geçileceği endişesini mi taşıyorsunuz? Tipik bir CHP&#8217;li gibi &#8220;Başörtüsüne özgürlük kampanyasının temelinde din devleti arzusu yatıyor&#8221; mu diyorsunuz? Kim kuracak din devletini? AK Parti mi? Yapmayın Allah aşkına! </p>
<p>&#8220;Ilımlı İslam&#8221;a karşı bir tür Kızılelma Koalisyonu&#8217;nun gereğinden söz ediyorsunuz. Yazınızın can damarını bu &#8220;Ilımlı İslam&#8221; konusu teşkil ediyor. Maruzatınızın tamamı &#8220;Ilımlı İslam&#8221; tehlikesine dayanıyor. Peki nedir &#8220;Ilımlı İslam&#8221;? Bunu bilmediğinizi ifade ediyorsunuz. &#8216;Aslında ne olduğu, nasıl tanımlanacağı çok da belli değil&#8217; diyorsunuz. Hayretler içindeyim. Ne olduğunu ve nasıl tanımlayacağınızı bilmediğiniz bir şeye karşı seferberlik çağrısı yapmanız biraz tuhaf kaçmıyor mu? </p>
<p>&#8220;Kemalist güçler&#8221;e yaptığınız çağrı bana <b>PKK lideri Abdullah Öcalan&#8217;ın Kemalizm&#8217;e övgülerini ve &#8216;gericilere karşı Kemalistlerle ittifak&#8217; temayülünü</b> hatırlattı. &#8220;Ilımlı İslam&#8221; konusundaki kafa karışıklığınız da Öcalan&#8217;ın bu konuda &#8216;yayınladığı&#8217; karmakarışık bir açıklamayı hatırlatıyor…
</p></blockquote>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Yasin DOĞAN &#8216;ın 7 ŞUBAT 2008 de Yeni Şafak da yayınlanan makalesi:</p>
<blockquote><p><b>DTP&#8217;nin başörtüsü antipatisi</b> </p>
<p>Siyasetçi toplumun aynası olmak durumundadır. Toplumda dertleriyle dertlenmek için öncelikle toplumun hissiyatını anlamak, paylaşmak, duygu iklimini teneffüs etmek gerekir. </p>
<p>Siyasetçinin ana misyonu toplumun duygu ve düşüncesine tercüman olmaktır. </p>
<p>Elbette popülizm ile halkçılık arasında ince bir ayrım vardır ve toplumun duygularını istismar ederek, duyguları ve beklentileri körükleyerek, gerçekçi olmayan beklentileri karşılayacakmış gibi boş vaadlerde bulunarak siyaset yapılmamalıdır. </p>
<p>Siyasetçi topluma aynı zamanda yön veren insandır. Ancak siyasetçi topluma yön verirken ve toplumun vizyonuna katkıda bulunurken de toplumsal değerleri gözetmek, bu değerlere saygı duymak durumundadır. </p>
<p>Toplumun geleneklerini, örfünü, dini değerlerini küçümseyen bir siyasetçinin, toplumu ne derece temsil edebileceği ciddi bir tartışma konusudur. </p>
<p>DTP&#8217;lilerin başörtüsü meselesindeki “şahin” tutumları toplumun değerlerinden kopuk bir siyasi duruşa örnek oluşturuyor. </p>
<p>Taraf gazetesi yazarlarının PKK kampındaki röportajlarında en ilginç noktalardan birisi, başörtüsüne yönelik sert ve tahammülsüz bir yaklaşım içinde olduklarının bir kez daha görülmesiydi.</p>
<p>DTP sözcülerinin bu konu ne zaman açılsa CHP zihniyetini andırır, hatta onu geçer bir şekilde “reddiyeci” tavır takındıklarını görüyoruz.</p>
<p>Ateist ve Marksist bir ideolojiye sahip olan PKK&#8217;nın toplumun dini değerlerini hiçe sayması normal bir durumdur. Terör örgütlerinin yaptıkları işler zaten dinle-diyanetle, insani değerlerle uygunluk taşımaz.</p>
<p>Ancak halkı temsile soyunan siyasetçilerin halkın değer ve düşüncelerini ciddiye almaları kaçınılmaz bir gerekliliktir.</p>
<p>DTP de elbette CHP gibi ideolojik duruşunu geleneksel değerlere karşıt olarak konumlandırabilir. Ama unutulmamalı ki, DTP, CHP&#8217;nin siyaseten iddialı olduğu şehirlerde siyaset yapmıyor. DTP&#8217;nin siyasette yoğunlaştığı bölgelerdeki halk geleneksel değerlere aşırı derecede önem veriyor. DTP&#8217;nin sokaklara döktüğü Kürt kadınların çoğunun başı örtülüdür. </p>
<p>DTP&#8217;nin başörtüsü antipatisinin kendi tabanında niçin bir eleştiri konusu olmadığı da doğrusu merak uyandıran bir konudur.</p>
<p>DTP&#8217;ye oy veren insanlar sanki etnik kimlik ve etnik haklar dışında bu partiden bir şey beklememektedir. DTP gibi kimlik siyaseti yapan partilerin sadece toplumun bir kesiminin belli bazı problemlerini siyasetin konusu yapması anlaşılabilir bir durumdur. Ancak etnik siyaset yapan partiler bile, bu etnik topluluğun diğer değer yargılarına ve yaşam biçimine saygısız davranmamalıdır. Bir siyasi harekette tek ölçüt aynı ırktan olmak ve bir ırkın haklarını savunmak olunca çok önemli bir çok değer ve ölçüt kenarda kalabiliyor.</p>
<p><b>Her konuda devleti sert şekilde eleştiren, devlet karşıtı olmayı bir iftihar sebebi gibi gören bu kesimin dini konular ve başörtüsü gündeme geldiğinde devletçi bir refleks içine girmesi ciddi bir paradokstur.</b></p>
<p>DTP&#8217;ye sempatiyle bakan ve oy veren insanlar, DTP yönetiminin bu seçkinci, tahammülsüz ve yasakçı yaklaşımını nazara almak durumundadır.</p>
<p>DTP&#8217;ye oy veren bölge insanının yaşam tarzı ve değer dünyasıyla, DTP&#8217;yi yöneten kliğin yaşam tarzı ve değer dünyası birbirine pek benzemiyor gibi…
</p></blockquote>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>selami tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-11923</link>
		<dc:creator>selami</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Jan 2008 19:01:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-11923</guid>
		<description>&lt;strong&gt;Genelkurmay'dan yeni bir açılım; teröristler için 'Gençler' ifadesi kullanıldı  &lt;/strong&gt;
  
Güvenlik güçlerinin terör örgütü PKK'ya yönelik operasyonları aralıksız sürerken; terörle mücadele sonuçları Genelkurmay Başkanlığı tarafından resmi internet sitesinden duyuruluyor.  
 
 
  İlgili Haberler 
 

 Teröristler bir bir teslim oluyor 
 
 
Genelkurmay Başkanlığı, terör örgütünden kaçarak teslim olan 10 terörist için ilk defa "Gençler" ifadesini kullandı. 

5 Ekim 2007 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'un "Devlet olarak terör örgütüne katılımlar konusunda başarılı olamadık. Başarılı olsaydık bu mücadelenin bugünlere gelmemesi lazımdı." açıklamasının ardından Genelkurmay Başkanlığı'nın 18 Ocak 2008 tarihinde yaptığı açıklama dikkat çekici bulundu. 

"Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında devam eden operasyonlarla sürdürülen baskılar sonucu ağır kayıplar veren terör örgütünde çözülmeler devam etmektedir." diye başlayan açıklamada, Genelkurmay şimdiye kadar teröristler için hiç kullanmadığı bir terimi kullandı. Daha önce terör örgütünden kaçarak güvenlik güçlerine teslim olanlar için 'terörist' ifadesini kullanan Genelkurmay, son açıklamasında 'Gençler" ifadesine yer verdi. 

Terör örgütü tarafından ölüme sürülmek üzere zorla dağa çıkarılan 'gençlerden' 10'unun daha örgütün Irak kuzeyindeki kamplarından kaçarak 17 Ocak 2008 tarihinde Silopi'de güvenlik güçlerine teslim olduğunu açıklayan Genelkurmay, son bir ay içerisinde teslim olan terörist sayısının 21'e ulaştığını bildirdi. 

11 Ocak 2008 tarihinde Şırnak'ta terör örgütünden kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan 2 kişi için yapılan açıklamada ise Genelkurmay, 'terörist' ifadesini kullanmıştı. Genelkurmay'ın son açıklamasında teslim olan teröristler için 'gençler' ifadesin kullanması, yeni bir açılım olarak değerlendiriliyor.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Genelkurmay&#8217;dan yeni bir açılım; teröristler için &#8216;Gençler&#8217; ifadesi kullanıldı  </strong></p>
<p>Güvenlik güçlerinin terör örgütü PKK&#8217;ya yönelik operasyonları aralıksız sürerken; terörle mücadele sonuçları Genelkurmay Başkanlığı tarafından resmi internet sitesinden duyuruluyor.  </p>
<p>  İlgili Haberler </p>
<p> Teröristler bir bir teslim oluyor </p>
<p>Genelkurmay Başkanlığı, terör örgütünden kaçarak teslim olan 10 terörist için ilk defa &#8220;Gençler&#8221; ifadesini kullandı. </p>
<p>5 Ekim 2007 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ&#8217;un &#8220;Devlet olarak terör örgütüne katılımlar konusunda başarılı olamadık. Başarılı olsaydık bu mücadelenin bugünlere gelmemesi lazımdı.&#8221; açıklamasının ardından Genelkurmay Başkanlığı&#8217;nın 18 Ocak 2008 tarihinde yaptığı açıklama dikkat çekici bulundu. </p>
<p>&#8220;Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında devam eden operasyonlarla sürdürülen baskılar sonucu ağır kayıplar veren terör örgütünde çözülmeler devam etmektedir.&#8221; diye başlayan açıklamada, Genelkurmay şimdiye kadar teröristler için hiç kullanmadığı bir terimi kullandı. Daha önce terör örgütünden kaçarak güvenlik güçlerine teslim olanlar için &#8216;terörist&#8217; ifadesini kullanan Genelkurmay, son açıklamasında &#8216;Gençler&#8221; ifadesine yer verdi. </p>
<p>Terör örgütü tarafından ölüme sürülmek üzere zorla dağa çıkarılan &#8216;gençlerden&#8217; 10&#8242;unun daha örgütün Irak kuzeyindeki kamplarından kaçarak 17 Ocak 2008 tarihinde Silopi&#8217;de güvenlik güçlerine teslim olduğunu açıklayan Genelkurmay, son bir ay içerisinde teslim olan terörist sayısının 21&#8242;e ulaştığını bildirdi. </p>
<p>11 Ocak 2008 tarihinde Şırnak&#8217;ta terör örgütünden kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan 2 kişi için yapılan açıklamada ise Genelkurmay, &#8216;terörist&#8217; ifadesini kullanmıştı. Genelkurmay&#8217;ın son açıklamasında teslim olan teröristler için &#8216;gençler&#8217; ifadesin kullanması, yeni bir açılım olarak değerlendiriliyor.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>hareket vakti&#8230; &#187; Affetmek Konulu Çeşitli Yazılar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-11741</link>
		<dc:creator>hareket vakti&#8230; &#187; Affetmek Konulu Çeşitli Yazılar</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Jan 2008 17:03:07 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-11741</guid>
		<description>[...] PKK&#8217;lıları Affetmek [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] PKK&#8217;lıları Affetmek [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-10073</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Dec 2007 05:04:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-10073</guid>
		<description>ZAMAN'dan

[Yorum - Bejan Matur] &lt;strong&gt;Memleket neye denir? &lt;/strong&gt; 
 
 
Doğduğumuz yerlerde, nesnelerin bizden daha seçim yapma zahmetini tanımadan gönlümüzü fethettiği yerlerde, dış dünyanın yalnızca kişiliğimizin bir uzantısı gibi göründüğü yerlerde hissettiğimiz gibisi yoktur.' diyor George Eliot.  
 
 
 
Sözünü ettiği rahatlık, yuvanın anlamını da üreten şey aslında... Nedir bizi bir yere bağlı kılan ve duygusal çekirdeğimizin merkezine yerleşen? Sorular bitmez. Söz konusu yuva yahut yer duygusu ise hiç bitmez. Şimdi eve dönüş yasası çıkıyor. Ev ve dönüş. Bu iki kavramın yan yana gelmesi oldukça manidar. Demek ki bir ev var. Tanımlı ve dönüş gerekli olan, arzulanan. Yani döneceklerse evlerine dönecekler. Çünkü dağ ev değil onlar için. Dağı mesken belleyen epik söylemin gerçeğe boyun eğeceği gün demek ki yaklaşıyor. Nihayet... 

Halbuki ne çok duygu var küllenen. Halihazırda yılların okşayıcı ağırlığı altında sineye çekilen ne çok acı var. Şimdi bu yasa ile yüreğinin en derin yerinde çocuğunun acısını kapatmış, içten içe yanan anneler ne yapacak? Oğulları dönecek diye bekleyen. Çocuğunun ölümünü bildiği halde kabullenmeyen anneler ne yapacak bu yasa ile? On yılların küllediği onca ölüm, onca kayıp şimdi hallaç pamuğu gibi savrulacak. Bastırılmış tüm duygular hangi mağarasında zihinlerin bekliyorsa, dökülecekler ortaya. Ve hesap sorulacak. Belki de tüm o yaslı, acılı annelerin en haklı isyanı bugün başlayacak. Ne içindi onca acı? Onca ölüm ne içindi? Soracaklar. Ve muhatap bu defa devlet değil, uğruna dağlara düştükleri örgüt olacak. Ne acılı bir muhasebe... Çocuğunun var olan mücadelede şehit olduğuna inanan annenin tesellisi ne ağır. 

Ben bir örnek tanıyorum. Benim yakınım. Soyadımız aynı. Oruç'un annesi. Oruç öleli belki de 13 yıl oldu. Ama annesi kabul etmek istemiyor gerçeği. Annesine göre Oruç bir gün dönecek. Geceleri bu yüzden bahçe kapısını açık bırakıyor. Dönecek çünkü. Bundan tüm anne kalbiyle emin. Oruç'un babası ve kardeşleri biliyor gerçeği. Ama anneye söyleyemiyorlar. Kardeşler için daha kolay; çünkü anne ile yaşamıyorlar. Ama baba, her gece aynı yastığa başını koyduğu karısının duymak istemediği gerçeği içinde taşımakla öyle ağır bir hayat yaşıyor ki. Omuzları çökmüş. Sadece oğlunu kaybetmek değil, karısının ümidini kırmamak için oğlunun yasını tutamıyor bir türlü. Onlara benzer öyle çok aile var ki. Beklentileri, kabullenemedikleri, hayal ettikleri ve yasını tutmayı erteledikleriyle öyle çok aile... Şimdi eve dönüş yasası çıkacak ve belki başarılı da olacak. Yıllarını dağda geçirmiş ve dağda büyümüş çocuklar yuvalarına dönecekler. Aynı darbe onları da bekliyor. Duyguların harmanı savrulacak. Neden hayatta kaldıklarının ve neden onca arkadaşlarını yitirdiklerinin muhasebesini yapacaklar yıllarca. Belki de hiç bitmeyecek bu muhasebe kalplerinde. Neden diyecekler? Nasıl oldu da bir kuşağı, kuşakları çil fırtınasında kaybettik. 'Değer miydi?' diyecekler. Bir hayat üzerine düşünmek hiç bu kadar ağır olmamıştır onlar için. Kendileri dağdayken yas tuttukları arkadaşlarının gerçek yası başlayacak şimdi. Çünkü yuvada olacaklar. Kalpleri incelecek. Bastırılan tüm keder yuvada ortaya çıkacak. Bastırılan her şey... Şimdi eve dönüş yasası ile eve dönecekler, bir ev olduğuna inananlar olacak. Bir ülke, bir yuva olduğuna inananlar. Beyrut'taki Bourj Hamoud mahallesinde Taşnak partisi lideriyle görüştüğümde büyük bir gururla gösterdiği Büyük Ermenistan haritasına bakıp 'Bu haritada atalarının geldiği Maraş yok. Bu Sevr haritası... Başkalarının size biçtiği sınırlar var bu haritada. Nasıl bu kadar kolay vazgeçiyorsun atalarının toprağından?' diye sormuştum. Cevap vermemişti bana. Siyaset sınırlar yapar. Ülkeler kurar ve yıkar. Ama yuvayı elinden alamaz kimsenin. Kalbi olan herkes er ya da geç yuvanın hakikatine yenik düşer. Çünkü yuva insanın hakikatidir. Kimliğin merkezi, doğduğumuz evdir. Kim ne derse desin. Doğduğumuz evlerde zihnimiz ve kalbimiz insanlık için örgütlenir. Oluş sebebimiz biz farkında olmadan tasarlanırken bu anlamı biriktirir. Gerisi siyaset, gerisi zihnin alanı... Kalbin değil. Evden gitmiş olanlar eve dönsün. Dönsünler ki bu toprakların ürettiği kardeşliği, acıyı, kederi hep beraber savurup yeniden hatırlayalım. Onların gitmesiyle artan boşluğu onların dönmesi doldurmayacak, sadece bunu bilelim. Bizim, ölen herkes için hep beraber gerçek bir yas tutmaya ihtiyacımız var. Hesaplaşmaya, yüzleşmeye ihtiyacımız var. Bahçe kapısı açık kalsın yine; ama hatırlayalım, o çocuklar öldü. Ve soracaksak hesabımızı doğru soralım. O çocuklar dönsün ve kim nerede kayıp, kim ne uğurda yok oldu görülsün. Karda ölenlerin, kurşuna dizilenlerin hesabı görülsün ki kardeşlik epeydir kaybettiği anlamını yeniden üretsin. Eline aldığı silahı hiç kullanmamış olan bir sabinin dağda donarak öldüğünü biliyorum. Çünkü benim çocukluk arkadaşımdı o. Onun kaybının bendeki tek tesellisi, karda ölmenin mutlu bir ölüm olduğunu bilmek. Ölümlerden mutlu olanını seçmek dışında bir ihtimal bırakılsaydı keşke bize. O çocuklar dönsün ve yuva yuvalığına kavuşsun. Çünkü yuva olmayan, ev olmayan bir ülke, memleket değil. 
 
BEJAN MATUR</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ZAMAN&#8217;dan</p>
<p>[Yorum - Bejan Matur] <strong>Memleket neye denir? </strong> </p>
<p>Doğduğumuz yerlerde, nesnelerin bizden daha seçim yapma zahmetini tanımadan gönlümüzü fethettiği yerlerde, dış dünyanın yalnızca kişiliğimizin bir uzantısı gibi göründüğü yerlerde hissettiğimiz gibisi yoktur.&#8217; diyor George Eliot.  </p>
<p>Sözünü ettiği rahatlık, yuvanın anlamını da üreten şey aslında&#8230; Nedir bizi bir yere bağlı kılan ve duygusal çekirdeğimizin merkezine yerleşen? Sorular bitmez. Söz konusu yuva yahut yer duygusu ise hiç bitmez. Şimdi eve dönüş yasası çıkıyor. Ev ve dönüş. Bu iki kavramın yan yana gelmesi oldukça manidar. Demek ki bir ev var. Tanımlı ve dönüş gerekli olan, arzulanan. Yani döneceklerse evlerine dönecekler. Çünkü dağ ev değil onlar için. Dağı mesken belleyen epik söylemin gerçeğe boyun eğeceği gün demek ki yaklaşıyor. Nihayet&#8230; </p>
<p>Halbuki ne çok duygu var küllenen. Halihazırda yılların okşayıcı ağırlığı altında sineye çekilen ne çok acı var. Şimdi bu yasa ile yüreğinin en derin yerinde çocuğunun acısını kapatmış, içten içe yanan anneler ne yapacak? Oğulları dönecek diye bekleyen. Çocuğunun ölümünü bildiği halde kabullenmeyen anneler ne yapacak bu yasa ile? On yılların küllediği onca ölüm, onca kayıp şimdi hallaç pamuğu gibi savrulacak. Bastırılmış tüm duygular hangi mağarasında zihinlerin bekliyorsa, dökülecekler ortaya. Ve hesap sorulacak. Belki de tüm o yaslı, acılı annelerin en haklı isyanı bugün başlayacak. Ne içindi onca acı? Onca ölüm ne içindi? Soracaklar. Ve muhatap bu defa devlet değil, uğruna dağlara düştükleri örgüt olacak. Ne acılı bir muhasebe&#8230; Çocuğunun var olan mücadelede şehit olduğuna inanan annenin tesellisi ne ağır. </p>
<p>Ben bir örnek tanıyorum. Benim yakınım. Soyadımız aynı. Oruç&#8217;un annesi. Oruç öleli belki de 13 yıl oldu. Ama annesi kabul etmek istemiyor gerçeği. Annesine göre Oruç bir gün dönecek. Geceleri bu yüzden bahçe kapısını açık bırakıyor. Dönecek çünkü. Bundan tüm anne kalbiyle emin. Oruç&#8217;un babası ve kardeşleri biliyor gerçeği. Ama anneye söyleyemiyorlar. Kardeşler için daha kolay; çünkü anne ile yaşamıyorlar. Ama baba, her gece aynı yastığa başını koyduğu karısının duymak istemediği gerçeği içinde taşımakla öyle ağır bir hayat yaşıyor ki. Omuzları çökmüş. Sadece oğlunu kaybetmek değil, karısının ümidini kırmamak için oğlunun yasını tutamıyor bir türlü. Onlara benzer öyle çok aile var ki. Beklentileri, kabullenemedikleri, hayal ettikleri ve yasını tutmayı erteledikleriyle öyle çok aile&#8230; Şimdi eve dönüş yasası çıkacak ve belki başarılı da olacak. Yıllarını dağda geçirmiş ve dağda büyümüş çocuklar yuvalarına dönecekler. Aynı darbe onları da bekliyor. Duyguların harmanı savrulacak. Neden hayatta kaldıklarının ve neden onca arkadaşlarını yitirdiklerinin muhasebesini yapacaklar yıllarca. Belki de hiç bitmeyecek bu muhasebe kalplerinde. Neden diyecekler? Nasıl oldu da bir kuşağı, kuşakları çil fırtınasında kaybettik. &#8216;Değer miydi?&#8217; diyecekler. Bir hayat üzerine düşünmek hiç bu kadar ağır olmamıştır onlar için. Kendileri dağdayken yas tuttukları arkadaşlarının gerçek yası başlayacak şimdi. Çünkü yuvada olacaklar. Kalpleri incelecek. Bastırılan tüm keder yuvada ortaya çıkacak. Bastırılan her şey&#8230; Şimdi eve dönüş yasası ile eve dönecekler, bir ev olduğuna inananlar olacak. Bir ülke, bir yuva olduğuna inananlar. Beyrut&#8217;taki Bourj Hamoud mahallesinde Taşnak partisi lideriyle görüştüğümde büyük bir gururla gösterdiği Büyük Ermenistan haritasına bakıp &#8216;Bu haritada atalarının geldiği Maraş yok. Bu Sevr haritası&#8230; Başkalarının size biçtiği sınırlar var bu haritada. Nasıl bu kadar kolay vazgeçiyorsun atalarının toprağından?&#8217; diye sormuştum. Cevap vermemişti bana. Siyaset sınırlar yapar. Ülkeler kurar ve yıkar. Ama yuvayı elinden alamaz kimsenin. Kalbi olan herkes er ya da geç yuvanın hakikatine yenik düşer. Çünkü yuva insanın hakikatidir. Kimliğin merkezi, doğduğumuz evdir. Kim ne derse desin. Doğduğumuz evlerde zihnimiz ve kalbimiz insanlık için örgütlenir. Oluş sebebimiz biz farkında olmadan tasarlanırken bu anlamı biriktirir. Gerisi siyaset, gerisi zihnin alanı&#8230; Kalbin değil. Evden gitmiş olanlar eve dönsün. Dönsünler ki bu toprakların ürettiği kardeşliği, acıyı, kederi hep beraber savurup yeniden hatırlayalım. Onların gitmesiyle artan boşluğu onların dönmesi doldurmayacak, sadece bunu bilelim. Bizim, ölen herkes için hep beraber gerçek bir yas tutmaya ihtiyacımız var. Hesaplaşmaya, yüzleşmeye ihtiyacımız var. Bahçe kapısı açık kalsın yine; ama hatırlayalım, o çocuklar öldü. Ve soracaksak hesabımızı doğru soralım. O çocuklar dönsün ve kim nerede kayıp, kim ne uğurda yok oldu görülsün. Karda ölenlerin, kurşuna dizilenlerin hesabı görülsün ki kardeşlik epeydir kaybettiği anlamını yeniden üretsin. Eline aldığı silahı hiç kullanmamış olan bir sabinin dağda donarak öldüğünü biliyorum. Çünkü benim çocukluk arkadaşımdı o. Onun kaybının bendeki tek tesellisi, karda ölmenin mutlu bir ölüm olduğunu bilmek. Ölümlerden mutlu olanını seçmek dışında bir ihtimal bırakılsaydı keşke bize. O çocuklar dönsün ve yuva yuvalığına kavuşsun. Çünkü yuva olmayan, ev olmayan bir ülke, memleket değil. </p>
<p>BEJAN MATUR</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-9990</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Dec 2007 22:07:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-9990</guid>
		<description>Ekrem Bey'in yorumunu okurken aklima meshur fikra geldi :

Tecavüze ugrayan kadin suçluyu çarsida görmüs, jandarmaya kosmus. Jandarma adamin devlet tarafindan af edildigini söyleyince kadin söyle demis : &lt;strong&gt;"O bana tecavüz etti, devlete etmedi ki!!!"&lt;/strong&gt;

Tabi bizim durumumuz bundan oldukça farkli, yazida referansini verdigim 4-5 makalenin isiginda ne yazik ki &lt;strong&gt;PKK ile arasina mesafe koyAmayan &lt;/strong&gt;tek kurum DTP degil.

&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Semdinli &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;ve &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Susurluk &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;gibi skandallarin hala üzerine gidilemeyen bir ülkede yasiyoruz. &lt;em&gt; "kimin eli kimin cebinde?" &lt;/em&gt;oynamaktan vazgeçmedigimiz sürece bu böyle gider. 

&lt;strong&gt;"Kaka pis PKK cici Türkiye'ye karsi" &lt;/strong&gt;masallarini yutmayacak kadar da akilliyiz hepimiz :-)

Muhabbetle</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ekrem Bey&#8217;in yorumunu okurken aklima meshur fikra geldi :</p>
<p>Tecavüze ugrayan kadin suçluyu çarsida görmüs, jandarmaya kosmus. Jandarma adamin devlet tarafindan af edildigini söyleyince kadin söyle demis : <strong>&#8220;O bana tecavüz etti, devlete etmedi ki!!!&#8221;</strong></p>
<p>Tabi bizim durumumuz bundan oldukça farkli, yazida referansini verdigim 4-5 makalenin isiginda ne yazik ki <strong>PKK ile arasina mesafe koyAmayan </strong>tek kurum DTP degil.</p>
<p><em><strong>Semdinli </strong></em>ve <em><strong>Susurluk </strong></em>gibi skandallarin hala üzerine gidilemeyen bir ülkede yasiyoruz. <em> &#8220;kimin eli kimin cebinde?&#8221; </em>oynamaktan vazgeçmedigimiz sürece bu böyle gider. </p>
<p><strong>&#8220;Kaka pis PKK cici Türkiye&#8217;ye karsi&#8221; </strong>masallarini yutmayacak kadar da akilliyiz hepimiz :-)</p>
<p>Muhabbetle</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-9989</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Dec 2007 21:35:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-9989</guid>
		<description>Mehmet Yılmaz bey dinimizin öngördüğü merhamet ve affetmek temelli yaklaşımında haklı. Fakat bence devlet, ancak kendisine karşı işlenen suçları affedebilir. Vatandaşlarına taalluk eden konularda karar verme yetkisine sahip değildir. Çünkü devlet için "adalet", "merhamet"in önünde olmalıdır. Velev ki maktulün yakınları katili affetmiş olsun. Devletin, vatandaşlarının hukukuyla ilgili konularda affetme selahiyeti olmadığını düşünüyorum. Bu ancak, devleti baba olarak gören bir anlayışta mümkün olabilir. 
Tabi AKP'nin de bunu dikkate aldığını ve hedefinin teröristlerden ziyade potansiyel taşıyanlara yönelik olduğunu zannediyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet Yılmaz bey dinimizin öngördüğü merhamet ve affetmek temelli yaklaşımında haklı. Fakat bence devlet, ancak kendisine karşı işlenen suçları affedebilir. Vatandaşlarına taalluk eden konularda karar verme yetkisine sahip değildir. Çünkü devlet için &#8220;adalet&#8221;, &#8220;merhamet&#8221;in önünde olmalıdır. Velev ki maktulün yakınları katili affetmiş olsun. Devletin, vatandaşlarının hukukuyla ilgili konularda affetme selahiyeti olmadığını düşünüyorum. Bu ancak, devleti baba olarak gören bir anlayışta mümkün olabilir.<br />
Tabi AKP&#8217;nin de bunu dikkate aldığını ve hedefinin teröristlerden ziyade potansiyel taşıyanlara yönelik olduğunu zannediyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>mr^sair tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-9986</link>
		<dc:creator>mr^sair</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Dec 2007 18:05:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/#comment-9986</guid>
		<description>Merhaba enternasyonal;

Sosyalistlerin pek çok sloganı vardır, lâkin bunları göz önüne aldığımızda hepsinde tesadüf edilen bir dikotomi vardır. Dünyayı ve insanlık tarihini karşıtların mücadelesi şablonundan hareketle anlamlandırmaya çalışan; tarih, ekonomi, siyaset, iktidar algısını bunun üzerine kuran bu ideolojik yapının, bu dikotomik sorunsallığın en hassas çözümlemelerini tespit ve tayin de kullandığı analizlerin en vazgeçilmez kavramı &lt;b&gt;çelişki&lt;/b&gt; dir. Pek tabii sosyalizm çeşitleri ve geçiş aşamaları üzerine düşündüğümüzde değerlendirmelerimiz farklılık gösterir ama genel itibari ile böyle diye düşünüyorum.

Marx’ın sınıf mücadelesi teorisi yalnız ekonomik sınıflar arasında bir düşmanlık olduğunu ve en önemli vakıanın da yalnızca bu olduğunu ileri sürdüğü ideolojisinin, şimdilik yüzeysel olarak yanlış gördüğüm bir noktasına değinerek size mesaj vermeye çalışmıştım. 

Sınıfların işbirliği ile kastedilen şey: Sınıflar arasındakinden başka, milli, kavmî, dinî ve siyasî zümreler arasında da bir çok düşmanlık ve mücadele şekilleri olması hasebiyle, salt sınıf mücadelesinden ziyade, bambaşka şekillerde cereyan eden mücadeleler olduğu ve bunların belki de çok daha önemli olduğu vurgusudur. O nedenle yalnızca köle-efendi dikotomisi ile sınıf mücadelesi tertipleyip; sosyalizm harici her düşünce ve ideologyanın bu ve benzeri zıtlıkları, kapitalist süreçlerin ‘vurgunculuk’ tuzağına düşürerek yapmacık bir ittifaka zorlayacağı, bunun adına da ‘barış’ gibi esasen uluslar arası kamu hukuku alanına giren terminolojik olarak kullanıldıgında anlamlı kalacak bir kelimeyi seçip kullanmaya kalkışacağını beklemek abartılı olsa gerek. 

Sıkça kullandığınız ‘barış’ türünün paradigmasının, ‘dayanışma hakları’ çerçevesinde yapılan tartışmalar ile gündeme getirildiğini bildiğinizi düşünüyorum. Dolayısıyle; farklı sınıfsal kategori (bu sınıfsallaşma üzerine tartışmayı başlı başına ele almak gerek) lere mensup bambaşka alt kültürlerden, etnik gruplardan insanların bu ‘dayanışma hakkı’ nı kullandığına şahid olduğunuzda ‘sınıfsal işbirliği’ kavramına tez elden karşı çıkmakta bir kez daha düşüneceğinizi umuyorum. Kropatkin’in ‘Yardımlaşma’ adındaki eserinde de olduğu gibi, insanların ilerlemesinde sınıflar arasındaki dayanışma ve iş birliğinin, kinden ve çatışmadan çok daha büyük rolü olmuştur. 

Köle-Efendi örneğiniz…

Birleşmiş Milletler Evrensel Beyannamesi nin 4. maddesi ile: &lt;em&gt;“hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz..”&lt;/em&gt; denilerek, sizin söze başlarken kurgu ve izahtan evvel kullanmaya giriştiğiniz köle-efendi örneğinizi gereksiz ve yersiz kılmaktadır sanırım. Kurum ve aktörleri ile yoğun mücadele ve siyasi süreçlerin neticesi olarak kaldırılmış, söz konusu Beyannâme ile birçok dünya devletinin bu hukukî metnin bağlayıcılığına iştirak etmiş olması durumunda dahi ideolojik savunmaların bu tip miadı dolmuş örnekler üzerinden yapılıyor olması garip kaçmıyor mu?

Bu nokta da bilmem acaba modern Batı devletleri yahut Afrika ‘nın maden zenginlikleri üzerine çöreklenen kapitalistlerin sömürücülüğüne işaret eder örnekler mi vereceksiniz? Çalışma koşullarının ağırlığı, çalışan (işçi, me’mur, çoçuk, hamile..) ların durumlarına göre yaşadıkları maruziyetlerin onarılması, insanî bir kazanım için ihtiyaç duyulan tüm hukuksal metin, sözleşme/kanun/mahkeme kararı uluslar arası anlaşma ve iç hukuklar gereği düzenlenmiş ve çalışanların haklarını arayacakları kanallar açık tutulmaya çalışılmıştır. 

Hâl böyleyken, birinin mecaz anlamı ile ‘köle’ gibi çalışması ile ‘köle’ sıfatı ile çalışması arasındaki farkın; ‘eşek’ gibi çalışmak ile ‘eşek’ olup çalışmak arasındaki fark kadar mâkul olduğu tarafınızdan te’yid görecektir diye umuyorum.

İşçi-İşveren ilişkisini, bir ‘kölenin efendisi ile barışması’ olarak değerlendirmeniz talihsizdir. 
Sendika, Federasyon ve Konfederasyonların şu ifadenize göre, sizin bakış açınızla adeta ‘şer’ çarkında birer dişli olduğunu düşündüğünüze ihtimal vermek istemiyorum. Elbette ki siyasal partiler, baskı grupları ve söz konusu İşçi/Çalışan haklarına matuf kurulmuş, çoğunlukla işçi işveren arasında uzlaştırıcı olmaya çalışan mekanizmaları, haksız ve yanlı bir işbirliği içinde görmek mümkün; lâkin unutulmamalı ki bu durum, her ülkenin siyasal kültürüne, sosyal yapısına ve parti sistemlerine göre değişiklik göstermektedir. Meselâ; Fransa ve İtalya ‘da işçi sendikaları ile sosyalist ve komünist partileri arasında organik bir bağ bulunmamasına rağmen, sendikalar büyük ölçüde bu partilerin egemenliği altına girmişlerdir. Pek çok defa Türkiye ‘de de Türk-İş gibi, bünyesinde değişik politik eğilimleri içinde barındıran karma yapıdaki konfederasyonların, belli siyasal partilere yakınlık kesbettiği üzerine yorumlar yapılır, tartışmalar açılır. Hatta bu kurumların sözcüleri, medya da beyanat verip muhtelif tartışma ortamlarında konuşarak, muhalif siyasi grupların eleştirilerini göğüslemek, üyelerinin de baskısını önlemek zorunda kalırlar. Şu durumda bile, hem sermaye sahiplerinin hem de çalışanların; dilerlerse ortak menfaatlerine, dilerlerse ortak amaçlarına uygun bu doğrultuda faaliyet gösteren eylem odaklarında görev almaları önünde de bir engel yoktur. Bu husus anayasal bir haktır. Bu nokta da mevcut Türkiye pratiği üzerinden yapılabilecek pek çok tartışma elbette vardır, ama bu asla ve kat’a sizin üzerinde durduğunuz ‘köle-efendi’ dikotomisinin dile getirilmesini gerektirecek kadar da köhne değildir. 

&lt;blockquote&gt;Fakat bir arab ile yahudi; çeçen ile rus; türk ile kürd arasındaki barışa olumsuz bakmak, ulusların birbirlerinin doğal düşmanları olduğunu kabul etmek ve bu yüzden savaşın, çatışmaların doğal olduğunu, olması gerektiğini söylemek demektir&lt;/blockquote&gt;



Bir defa ‘barış’ sözcüğü sık sık ifade ettiğim üzere uluslar arası hukukta ciddi bir anlamı karşılamaktadır. Bu devletler için bir lütuf değil, bilakis bir yükümlülüktür. Ama bu yükümlülük, Birleşmiş Milletler Antlaşması uyarınca ve Güvenlik Konseyi’nin münhasıran yetkisi dahilin de devletlerin birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri bir hakkı anlatmaktadır. Söz konusu metinlerde ve uluslar arası literatürde ‘barış ve güvenliğin korunması’ şeklinde yer alarak, temel bir amaç ve ilke olarak da sahiplenilmektedir. Uluslar arası hukuk ve buna irtibatlandırılan iç hukukumuz gereği, kullandığınız ‘barış’ kavramının hukukî bir tarafı yoktur, eğer olduğunu iddia ediyorsanız: Ne mevcut iç hukukumuz ne de uluslar arası kamu hukuku bağlamındaki tanımı ile uyuşmayan ‘barış’ talebinizin; benim düşüncemin aksine, doğru yerde doğru kavram ve tanım ile doğru kurguyu tesis etmede kullandığınız bir şekilde izahını yapabilir misiniz? 

Böyle bir açıklamayı yapamayacağınızı biliyorum, çünkü savunmanızın sadece şahsî bir kanaat ve siyasî bir fikir olarak tarafınızdan dillendirildiğinin farkındayım. Yok eğer, geniş halk kitlelerini arkanıza aldığınızı iddia ediyor, şuana kadar ‘savaş mağduru’ olup şimdiden sonra ‘barış’ özlemlisi insanların iç seslerini hukukî olmasa da siyasî savurganlıkla dile getirdiğinizi savunuyorsanız, size sormak gerekiyor: Kimden söz ediyorsunuz? Sizi kaç kişi destekliyor? Sizinle aynı ‘barış’ tanımını uman kaç kişi var? Söz konusu ‘barış’ için yukarda bir yorumda arkadaş ‘paket’ ten söz etti, kendisine de sordum: 


&lt;em&gt;Bu ifadeniz içinde ‘sosyal’, ‘politik’, ‘ekonomik’ gibi son derece kapsamlı ve iz düşümlü, üzerine ciddi ve kapsamlı murakabelerin yapılması icap eden, içinde kullanıldığı cümleyi şaşalı gösterebilen ama, analitik düşünenleri de sorgulamacı olmaya iten ilginç birkaç kavram bulunmaktadır. Sözünü ettiğiniz paketin bu yönlerinden bahsedebilir ve kimlerin elinde şekillenerek uygulamaya geçirileceğini, hükümetin bir taslağının mı yoksa ilgili Devlet kurumlarının mesailerinin bir neticesi mi olduğu hakkında bilgi verebilirseniz memnun olacağım.&lt;/em&gt;


&lt;blockquote&gt; Kürt halkı türk halkıyla elbette ki barışır. Ancak tüm suçu kabullenip “affedilmeyi” bekler mi sizce? &lt;/blockquote&gt;


Ortada bir suçlu aramıyorum. Affetmek konusunda Mehmet Bey’in yazısına eleştirilerimi okuyabilirsiniz. Barış a gelince zaten bundan söz ettik. Kürt Halkı için de; ülkesine, devletine, dahası Türk Milletine küsmüş olanlar var mı? Küsmek ayrıdır, eline silah alıp terör yapmak ayrıdır. Suçunu kabul edip, ‘etkin pişman’lıktan istifade ederek, silahını bırakması gereken: Örgütün kurallarını ihlâl ettiği isnadı ile emir komuta kademesindekilerin verdiği, ve tüm örgüt mensuplarına ibret teşkil edip, herhangi bir teşebbüste; örgütün soğuk ve sindirici elini ensesinde bulacağı korkusu uyandırılan, ve sorgusuz idam edilen zavallı Kürt Çocukları’nı göre göre nasıl bir felaketin içinde olduğunu kavraması gereken vicdan sahibi gençlerdir. Yoksa ne Kürt olanların ne de Türk olanların affedilmeye/affetmeye ihtiyacı yoktur. 
‘Vicdâni red’ konusunda ise fazla söz söylemeye gerek yok. Bu ifade etmeye çalıştığınızın aksine hukukî gerçekliği olan bir ‘hak’ değildir. Anayasa’nın 72. maddesi bunu bir ‘vatan hizmeti’ olarak nitelendirmiş ve herkesin ‘hakkı ve ödevi’ diyerek şekillendirmiştir. Uluslar arası hukuk da, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi gereği herkesin ‘din ve vicdan’ hürriyetine sahip olduğu ve söz konusu hakları mahfuz (saklı) tutabileceği açıkça belirtilmiştir. Siz de sanırım bu sebeple ‘vicdanî red’ i bir hak olarak telakki ediyorsunuz. Oysa ki aynı sözleşmenin 4. maddesi uyarınca, vicdani red temel ve evrensel bir değer olarak kabul edilmemiş; ‘vicdani red’ in bir ‘vicdan hakkı’ olarak görülmeyip, ilgili maddenin hükmünün dışında bırakıldığı açıklanmış böylece de kabul edilmiştir. Askerliğin bir başka şekilde yapılmak istenmesi yahut bizatihi zorunlu askerliği tartışabilir ve kaldırılması gerektiği üzerinde belki de hem fikir olabiliriz; lâkin vicdâni reddi bir hak olarak değerlendirip, bu maksatla, güya ‘adam öldürmek istemiyorum’ türünden mazeretlerle askerden kaçanların durumlarını meşru çıkarmaya çalışan bir tartışmanın içine girmem. Tartışanlarında sözünü nezaketle keserim.

Sürekli uluslar arası hukuktan söz ediyor gibi görünebilirim, ama tartışma zeminimizin daha spesifik kalmasını ve söylediklerimizin sağlam argümanlara dayanmasını sağlamaya çalıştığımı bilmenizi isterim. 

Şu soruma da cevap alabilmem mümkün olursa sevinirim:

&lt;em&gt; Onların aileleri örgütün bu katı ve alternatifsiz, sorgulanamaz tutumu ile barışık olacak; ama, etkin pişmanlık, hafifletici sebep, itirafçı indirimi uygulayıp silah bırakmaya ve adil yargılama kanallarından geçerek normal yaşamına dönmeye davet eden TSK ile ve ona tam desteğini her seferinde beyan eden Türk Milleti ile ‘barış’mayacak, öyle mi?&lt;/em&gt;


Teşekkür eder, saygılar sunarım…

Ve sâir…</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba enternasyonal;</p>
<p>Sosyalistlerin pek çok sloganı vardır, lâkin bunları göz önüne aldığımızda hepsinde tesadüf edilen bir dikotomi vardır. Dünyayı ve insanlık tarihini karşıtların mücadelesi şablonundan hareketle anlamlandırmaya çalışan; tarih, ekonomi, siyaset, iktidar algısını bunun üzerine kuran bu ideolojik yapının, bu dikotomik sorunsallığın en hassas çözümlemelerini tespit ve tayin de kullandığı analizlerin en vazgeçilmez kavramı <b>çelişki</b> dir. Pek tabii sosyalizm çeşitleri ve geçiş aşamaları üzerine düşündüğümüzde değerlendirmelerimiz farklılık gösterir ama genel itibari ile böyle diye düşünüyorum.</p>
<p>Marx’ın sınıf mücadelesi teorisi yalnız ekonomik sınıflar arasında bir düşmanlık olduğunu ve en önemli vakıanın da yalnızca bu olduğunu ileri sürdüğü ideolojisinin, şimdilik yüzeysel olarak yanlış gördüğüm bir noktasına değinerek size mesaj vermeye çalışmıştım. </p>
<p>Sınıfların işbirliği ile kastedilen şey: Sınıflar arasındakinden başka, milli, kavmî, dinî ve siyasî zümreler arasında da bir çok düşmanlık ve mücadele şekilleri olması hasebiyle, salt sınıf mücadelesinden ziyade, bambaşka şekillerde cereyan eden mücadeleler olduğu ve bunların belki de çok daha önemli olduğu vurgusudur. O nedenle yalnızca köle-efendi dikotomisi ile sınıf mücadelesi tertipleyip; sosyalizm harici her düşünce ve ideologyanın bu ve benzeri zıtlıkları, kapitalist süreçlerin ‘vurgunculuk’ tuzağına düşürerek yapmacık bir ittifaka zorlayacağı, bunun adına da ‘barış’ gibi esasen uluslar arası kamu hukuku alanına giren terminolojik olarak kullanıldıgında anlamlı kalacak bir kelimeyi seçip kullanmaya kalkışacağını beklemek abartılı olsa gerek. </p>
<p>Sıkça kullandığınız ‘barış’ türünün paradigmasının, ‘dayanışma hakları’ çerçevesinde yapılan tartışmalar ile gündeme getirildiğini bildiğinizi düşünüyorum. Dolayısıyle; farklı sınıfsal kategori (bu sınıfsallaşma üzerine tartışmayı başlı başına ele almak gerek) lere mensup bambaşka alt kültürlerden, etnik gruplardan insanların bu ‘dayanışma hakkı’ nı kullandığına şahid olduğunuzda ‘sınıfsal işbirliği’ kavramına tez elden karşı çıkmakta bir kez daha düşüneceğinizi umuyorum. Kropatkin’in ‘Yardımlaşma’ adındaki eserinde de olduğu gibi, insanların ilerlemesinde sınıflar arasındaki dayanışma ve iş birliğinin, kinden ve çatışmadan çok daha büyük rolü olmuştur. </p>
<p>Köle-Efendi örneğiniz…</p>
<p>Birleşmiş Milletler Evrensel Beyannamesi nin 4. maddesi ile: <em>“hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz..”</em> denilerek, sizin söze başlarken kurgu ve izahtan evvel kullanmaya giriştiğiniz köle-efendi örneğinizi gereksiz ve yersiz kılmaktadır sanırım. Kurum ve aktörleri ile yoğun mücadele ve siyasi süreçlerin neticesi olarak kaldırılmış, söz konusu Beyannâme ile birçok dünya devletinin bu hukukî metnin bağlayıcılığına iştirak etmiş olması durumunda dahi ideolojik savunmaların bu tip miadı dolmuş örnekler üzerinden yapılıyor olması garip kaçmıyor mu?</p>
<p>Bu nokta da bilmem acaba modern Batı devletleri yahut Afrika ‘nın maden zenginlikleri üzerine çöreklenen kapitalistlerin sömürücülüğüne işaret eder örnekler mi vereceksiniz? Çalışma koşullarının ağırlığı, çalışan (işçi, me’mur, çoçuk, hamile..) ların durumlarına göre yaşadıkları maruziyetlerin onarılması, insanî bir kazanım için ihtiyaç duyulan tüm hukuksal metin, sözleşme/kanun/mahkeme kararı uluslar arası anlaşma ve iç hukuklar gereği düzenlenmiş ve çalışanların haklarını arayacakları kanallar açık tutulmaya çalışılmıştır. </p>
<p>Hâl böyleyken, birinin mecaz anlamı ile ‘köle’ gibi çalışması ile ‘köle’ sıfatı ile çalışması arasındaki farkın; ‘eşek’ gibi çalışmak ile ‘eşek’ olup çalışmak arasındaki fark kadar mâkul olduğu tarafınızdan te’yid görecektir diye umuyorum.</p>
<p>İşçi-İşveren ilişkisini, bir ‘kölenin efendisi ile barışması’ olarak değerlendirmeniz talihsizdir.<br />
Sendika, Federasyon ve Konfederasyonların şu ifadenize göre, sizin bakış açınızla adeta ‘şer’ çarkında birer dişli olduğunu düşündüğünüze ihtimal vermek istemiyorum. Elbette ki siyasal partiler, baskı grupları ve söz konusu İşçi/Çalışan haklarına matuf kurulmuş, çoğunlukla işçi işveren arasında uzlaştırıcı olmaya çalışan mekanizmaları, haksız ve yanlı bir işbirliği içinde görmek mümkün; lâkin unutulmamalı ki bu durum, her ülkenin siyasal kültürüne, sosyal yapısına ve parti sistemlerine göre değişiklik göstermektedir. Meselâ; Fransa ve İtalya ‘da işçi sendikaları ile sosyalist ve komünist partileri arasında organik bir bağ bulunmamasına rağmen, sendikalar büyük ölçüde bu partilerin egemenliği altına girmişlerdir. Pek çok defa Türkiye ‘de de Türk-İş gibi, bünyesinde değişik politik eğilimleri içinde barındıran karma yapıdaki konfederasyonların, belli siyasal partilere yakınlık kesbettiği üzerine yorumlar yapılır, tartışmalar açılır. Hatta bu kurumların sözcüleri, medya da beyanat verip muhtelif tartışma ortamlarında konuşarak, muhalif siyasi grupların eleştirilerini göğüslemek, üyelerinin de baskısını önlemek zorunda kalırlar. Şu durumda bile, hem sermaye sahiplerinin hem de çalışanların; dilerlerse ortak menfaatlerine, dilerlerse ortak amaçlarına uygun bu doğrultuda faaliyet gösteren eylem odaklarında görev almaları önünde de bir engel yoktur. Bu husus anayasal bir haktır. Bu nokta da mevcut Türkiye pratiği üzerinden yapılabilecek pek çok tartışma elbette vardır, ama bu asla ve kat’a sizin üzerinde durduğunuz ‘köle-efendi’ dikotomisinin dile getirilmesini gerektirecek kadar da köhne değildir. </p>
<blockquote><p>Fakat bir arab ile yahudi; çeçen ile rus; türk ile kürd arasındaki barışa olumsuz bakmak, ulusların birbirlerinin doğal düşmanları olduğunu kabul etmek ve bu yüzden savaşın, çatışmaların doğal olduğunu, olması gerektiğini söylemek demektir</p></blockquote>
<p>Bir defa ‘barış’ sözcüğü sık sık ifade ettiğim üzere uluslar arası hukukta ciddi bir anlamı karşılamaktadır. Bu devletler için bir lütuf değil, bilakis bir yükümlülüktür. Ama bu yükümlülük, Birleşmiş Milletler Antlaşması uyarınca ve Güvenlik Konseyi’nin münhasıran yetkisi dahilin de devletlerin birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri bir hakkı anlatmaktadır. Söz konusu metinlerde ve uluslar arası literatürde ‘barış ve güvenliğin korunması’ şeklinde yer alarak, temel bir amaç ve ilke olarak da sahiplenilmektedir. Uluslar arası hukuk ve buna irtibatlandırılan iç hukukumuz gereği, kullandığınız ‘barış’ kavramının hukukî bir tarafı yoktur, eğer olduğunu iddia ediyorsanız: Ne mevcut iç hukukumuz ne de uluslar arası kamu hukuku bağlamındaki tanımı ile uyuşmayan ‘barış’ talebinizin; benim düşüncemin aksine, doğru yerde doğru kavram ve tanım ile doğru kurguyu tesis etmede kullandığınız bir şekilde izahını yapabilir misiniz? </p>
<p>Böyle bir açıklamayı yapamayacağınızı biliyorum, çünkü savunmanızın sadece şahsî bir kanaat ve siyasî bir fikir olarak tarafınızdan dillendirildiğinin farkındayım. Yok eğer, geniş halk kitlelerini arkanıza aldığınızı iddia ediyor, şuana kadar ‘savaş mağduru’ olup şimdiden sonra ‘barış’ özlemlisi insanların iç seslerini hukukî olmasa da siyasî savurganlıkla dile getirdiğinizi savunuyorsanız, size sormak gerekiyor: Kimden söz ediyorsunuz? Sizi kaç kişi destekliyor? Sizinle aynı ‘barış’ tanımını uman kaç kişi var? Söz konusu ‘barış’ için yukarda bir yorumda arkadaş ‘paket’ ten söz etti, kendisine de sordum: </p>
<p><em>Bu ifadeniz içinde ‘sosyal’, ‘politik’, ‘ekonomik’ gibi son derece kapsamlı ve iz düşümlü, üzerine ciddi ve kapsamlı murakabelerin yapılması icap eden, içinde kullanıldığı cümleyi şaşalı gösterebilen ama, analitik düşünenleri de sorgulamacı olmaya iten ilginç birkaç kavram bulunmaktadır. Sözünü ettiğiniz paketin bu yönlerinden bahsedebilir ve kimlerin elinde şekillenerek uygulamaya geçirileceğini, hükümetin bir taslağının mı yoksa ilgili Devlet kurumlarının mesailerinin bir neticesi mi olduğu hakkında bilgi verebilirseniz memnun olacağım.</em></p>
<blockquote><p> Kürt halkı türk halkıyla elbette ki barışır. Ancak tüm suçu kabullenip “affedilmeyi” bekler mi sizce? </p></blockquote>
<p>Ortada bir suçlu aramıyorum. Affetmek konusunda Mehmet Bey’in yazısına eleştirilerimi okuyabilirsiniz. Barış a gelince zaten bundan söz ettik. Kürt Halkı için de; ülkesine, devletine, dahası Türk Milletine küsmüş olanlar var mı? Küsmek ayrıdır, eline silah alıp terör yapmak ayrıdır. Suçunu kabul edip, ‘etkin pişman’lıktan istifade ederek, silahını bırakması gereken: Örgütün kurallarını ihlâl ettiği isnadı ile emir komuta kademesindekilerin verdiği, ve tüm örgüt mensuplarına ibret teşkil edip, herhangi bir teşebbüste; örgütün soğuk ve sindirici elini ensesinde bulacağı korkusu uyandırılan, ve sorgusuz idam edilen zavallı Kürt Çocukları’nı göre göre nasıl bir felaketin içinde olduğunu kavraması gereken vicdan sahibi gençlerdir. Yoksa ne Kürt olanların ne de Türk olanların affedilmeye/affetmeye ihtiyacı yoktur.<br />
‘Vicdâni red’ konusunda ise fazla söz söylemeye gerek yok. Bu ifade etmeye çalıştığınızın aksine hukukî gerçekliği olan bir ‘hak’ değildir. Anayasa’nın 72. maddesi bunu bir ‘vatan hizmeti’ olarak nitelendirmiş ve herkesin ‘hakkı ve ödevi’ diyerek şekillendirmiştir. Uluslar arası hukuk da, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi gereği herkesin ‘din ve vicdan’ hürriyetine sahip olduğu ve söz konusu hakları mahfuz (saklı) tutabileceği açıkça belirtilmiştir. Siz de sanırım bu sebeple ‘vicdanî red’ i bir hak olarak telakki ediyorsunuz. Oysa ki aynı sözleşmenin 4. maddesi uyarınca, vicdani red temel ve evrensel bir değer olarak kabul edilmemiş; ‘vicdani red’ in bir ‘vicdan hakkı’ olarak görülmeyip, ilgili maddenin hükmünün dışında bırakıldığı açıklanmış böylece de kabul edilmiştir. Askerliğin bir başka şekilde yapılmak istenmesi yahut bizatihi zorunlu askerliği tartışabilir ve kaldırılması gerektiği üzerinde belki de hem fikir olabiliriz; lâkin vicdâni reddi bir hak olarak değerlendirip, bu maksatla, güya ‘adam öldürmek istemiyorum’ türünden mazeretlerle askerden kaçanların durumlarını meşru çıkarmaya çalışan bir tartışmanın içine girmem. Tartışanlarında sözünü nezaketle keserim.</p>
<p>Sürekli uluslar arası hukuktan söz ediyor gibi görünebilirim, ama tartışma zeminimizin daha spesifik kalmasını ve söylediklerimizin sağlam argümanlara dayanmasını sağlamaya çalıştığımı bilmenizi isterim. </p>
<p>Şu soruma da cevap alabilmem mümkün olursa sevinirim:</p>
<p><em> Onların aileleri örgütün bu katı ve alternatifsiz, sorgulanamaz tutumu ile barışık olacak; ama, etkin pişmanlık, hafifletici sebep, itirafçı indirimi uygulayıp silah bırakmaya ve adil yargılama kanallarından geçerek normal yaşamına dönmeye davet eden TSK ile ve ona tam desteğini her seferinde beyan eden Türk Milleti ile ‘barış’mayacak, öyle mi?</em></p>
<p>Teşekkür eder, saygılar sunarım…</p>
<p>Ve sâir…</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
