<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Kimliğimin derdi ordumu gerdi! yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2007/11/28/kimligimin-derdi-ordumu-gerdi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2007/11/28/kimligimin-derdi-ordumu-gerdi/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 06:19:51 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/11/28/kimligimin-derdi-ordumu-gerdi/#comment-60902</link>
		<dc:creator>Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Dec 2010 22:15:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/11/28/kimligimin-derdi-ordumu-gerdi/#comment-60902</guid>
		<description>[...] Diye sorduk. Tarif dahi edilemeyen bu ideoloji yüzünden halka baskı yapıldığını gördük. (Kimliğimin derdi ordumu gerdi!) Bugünkü Kemalistlere bakarak İyi ki Atatürk Kemalist değildi dedik. Kemalizm adına [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Diye sorduk. Tarif dahi edilemeyen bu ideoloji yüzünden halka baskı yapıldığını gördük. (Kimliğimin derdi ordumu gerdi!) Bugünkü Kemalistlere bakarak İyi ki Atatürk Kemalist değildi dedik. Kemalizm adına [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? &#124; SiyarGrup™ tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/11/28/kimligimin-derdi-ordumu-gerdi/#comment-17092</link>
		<dc:creator>Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? &#124; SiyarGrup™</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jul 2008 00:09:08 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/11/28/kimligimin-derdi-ordumu-gerdi/#comment-17092</guid>
		<description>[...] dahi edilemeyen bu ideoloji y&#252;z&#252;nden halka baskı yapıldığını g&#246;rd&#252;k. (Kimliğimin derdi ordumu gerdi!) Bug&#252;nk&#252; Kemalistlere bakarak İyi ki Atat&#252;rk Kemalist değildi dedik. Kemalizm [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] dahi edilemeyen bu ideoloji y&uuml;z&uuml;nden halka baskı yapıldığını g&ouml;rd&uuml;k. (Kimliğimin derdi ordumu gerdi!) Bug&uuml;nk&uuml; Kemalistlere bakarak İyi ki Atat&uuml;rk Kemalist değildi dedik. Kemalizm [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>sokrates rafet tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/11/28/kimligimin-derdi-ordumu-gerdi/#comment-7465</link>
		<dc:creator>sokrates rafet</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Nov 2007 13:52:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/11/28/kimligimin-derdi-ordumu-gerdi/#comment-7465</guid>
		<description>&lt;strong&gt;Necip Fazıl’ın&lt;/strong&gt;, “davayı temellendirici başeseri” tavsif ettiği “ideologya Örgüsü”nün girişinde: &lt;em&gt;Fikirde, sanatta, anlayışta, anlatışta, buluşta, tutuşta, dağıtışta, toplayışta ve nihayet yaşanmaya değer hayatın ölçülerini billurlaştırma işinde dünyanın en büyük adamı olmak isterdim, nefsim için değil de, sırf O’nun ümmetinden en hakir ferde düşen liyakat payını ve üstünlük derecesini göstermek için diyerek bir yön tayin ediyor kendine ve inananlara.&lt;/em&gt; İşte düşüncede necip fazıl gibi düşünen bir fert görememekteyim. Ayrıca &lt;strong&gt;James Marcia&lt;/strong&gt; kimliği &lt;em&gt;içsel, birey tarafından yapılandırılan, dinamik, bireyin yeteneklerini, inançlarını ve her alandaki yaşantılarını kapsayan bir yapı olarak görüyor. Marcia’ya göre bu yan ne kadar iyi gelişirse, birey kendi özelliklerinin ve özellikle “ bireyselliğinin” o kadar farkında olur ve kendisinin kuvvetli ve zayıf taraflarını o kadar iyi görür.&lt;/em&gt; Ne yazık ki Türkiye, adalet uygulamasın diye, İstiklal Mahkemeleri yargılamalarını yaşamış bir ülke. 0 mahkemeler, cinayetlere hukuk kılıfı giydiren sayısız kararlar vermiş. Atıf Hoca, rejimin boy hedefi haline getirilip darağacına yollanmıştı. Anayasa mahkemesi üyeliğine aday gösterilen bir yargıcın evinde TV bulunup bulunmamasının bir değerlendirme unsuru haline geldiğini görüp de adalet adına ürpermemek elde değildi. Öyle yargıçlar(cübbesiz olanlarından) da vardır ki bu ülkede, adeta inananlara karşı savaş veriyorlar. Türkiye’de giyotine kelle verip, kelle kurtarabilen bir basın gücü var. Öyle ki ideolojik pek çok dava, önce basında sonuçlanıyor. Sütunlarda mahkûm oluyor, ya da kurtuluyorsunuz. Başörtüsü karşısında, kimi baroların ve barolar birliğinin koyduğu tavır karşısında, bu müessesenin sırf adalet peşinde koştuğunu düşünmek imkânsızlaşıyor. Son.-zamanlarda, yargının ideolojik-politik boyutunda, laik eylemlere paralel bir tırmanış görülmektedir. Ülkemiz, adeta istiklal mahkemeleri ortamının dindar avcılığına soyunan insanlara tanık olmaktadır. 28 Şubat süreci ve 27 Nisan sözde muhtırası verirken bu kisvedeki şapkalıların tepkisine şahit olduk. İdeolojik inançlar gibi konularda pek hassas olmayan hatta olamayan bu zatı muhteremler değişmeyen kararlarını aleni ortalığa püskürmeleri her etnik grubun olduğu şu aziz vatanımızdaki herkesi güvensizliğe itmiştir. Bu şekildeki bağımlı(ipotekli) kimliğe sahip insanların ulus-devlet yapısı içinde yerini korumasını istiyoruz. Kendilerince kriz oluşturmayan otoriter insanların tipik davranışlarını izledik hatta vizyona yeni girecek çok senaryonun olduğunu da haber vermeliyim. Fenomenal(kendi yaşantılarını çevreleyen sosyal gerçeklik) alan ve kisveden sahip olamayan aczi beşer, çelişkileri ve problemleri hep görmezden gelecek; dinsel inançlara hep septik yaklaşacak bir nesil’in evlatları mı olacağız? Ben istemiyorum. İsteyen varsa mükemmeliyetçiliğin ana arterlerine vurgu yapan kişiler; beni ve Mehmet beyi lütfen aydınlatsın. Şunu sormadan geçemeyeceğim. Fundamentalist(aşırı tutucu) ve ekstremist olan zihniyetler artık ne kadar daha sömürgeye devam edecek?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Necip Fazıl’ın</strong>, “davayı temellendirici başeseri” tavsif ettiği “ideologya Örgüsü”nün girişinde: <em>Fikirde, sanatta, anlayışta, anlatışta, buluşta, tutuşta, dağıtışta, toplayışta ve nihayet yaşanmaya değer hayatın ölçülerini billurlaştırma işinde dünyanın en büyük adamı olmak isterdim, nefsim için değil de, sırf O’nun ümmetinden en hakir ferde düşen liyakat payını ve üstünlük derecesini göstermek için diyerek bir yön tayin ediyor kendine ve inananlara.</em> İşte düşüncede necip fazıl gibi düşünen bir fert görememekteyim. Ayrıca <strong>James Marcia</strong> kimliği <em>içsel, birey tarafından yapılandırılan, dinamik, bireyin yeteneklerini, inançlarını ve her alandaki yaşantılarını kapsayan bir yapı olarak görüyor. Marcia’ya göre bu yan ne kadar iyi gelişirse, birey kendi özelliklerinin ve özellikle “ bireyselliğinin” o kadar farkında olur ve kendisinin kuvvetli ve zayıf taraflarını o kadar iyi görür.</em> Ne yazık ki Türkiye, adalet uygulamasın diye, İstiklal Mahkemeleri yargılamalarını yaşamış bir ülke. 0 mahkemeler, cinayetlere hukuk kılıfı giydiren sayısız kararlar vermiş. Atıf Hoca, rejimin boy hedefi haline getirilip darağacına yollanmıştı. Anayasa mahkemesi üyeliğine aday gösterilen bir yargıcın evinde TV bulunup bulunmamasının bir değerlendirme unsuru haline geldiğini görüp de adalet adına ürpermemek elde değildi. Öyle yargıçlar(cübbesiz olanlarından) da vardır ki bu ülkede, adeta inananlara karşı savaş veriyorlar. Türkiye’de giyotine kelle verip, kelle kurtarabilen bir basın gücü var. Öyle ki ideolojik pek çok dava, önce basında sonuçlanıyor. Sütunlarda mahkûm oluyor, ya da kurtuluyorsunuz. Başörtüsü karşısında, kimi baroların ve barolar birliğinin koyduğu tavır karşısında, bu müessesenin sırf adalet peşinde koştuğunu düşünmek imkânsızlaşıyor. Son.-zamanlarda, yargının ideolojik-politik boyutunda, laik eylemlere paralel bir tırmanış görülmektedir. Ülkemiz, adeta istiklal mahkemeleri ortamının dindar avcılığına soyunan insanlara tanık olmaktadır. 28 Şubat süreci ve 27 Nisan sözde muhtırası verirken bu kisvedeki şapkalıların tepkisine şahit olduk. İdeolojik inançlar gibi konularda pek hassas olmayan hatta olamayan bu zatı muhteremler değişmeyen kararlarını aleni ortalığa püskürmeleri her etnik grubun olduğu şu aziz vatanımızdaki herkesi güvensizliğe itmiştir. Bu şekildeki bağımlı(ipotekli) kimliğe sahip insanların ulus-devlet yapısı içinde yerini korumasını istiyoruz. Kendilerince kriz oluşturmayan otoriter insanların tipik davranışlarını izledik hatta vizyona yeni girecek çok senaryonun olduğunu da haber vermeliyim. Fenomenal(kendi yaşantılarını çevreleyen sosyal gerçeklik) alan ve kisveden sahip olamayan aczi beşer, çelişkileri ve problemleri hep görmezden gelecek; dinsel inançlara hep septik yaklaşacak bir nesil’in evlatları mı olacağız? Ben istemiyorum. İsteyen varsa mükemmeliyetçiliğin ana arterlerine vurgu yapan kişiler; beni ve Mehmet beyi lütfen aydınlatsın. Şunu sormadan geçemeyeceğim. Fundamentalist(aşırı tutucu) ve ekstremist olan zihniyetler artık ne kadar daha sömürgeye devam edecek?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Talha CAN tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/11/28/kimligimin-derdi-ordumu-gerdi/#comment-7464</link>
		<dc:creator>Talha CAN</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Nov 2007 13:25:42 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/11/28/kimligimin-derdi-ordumu-gerdi/#comment-7464</guid>
		<description>Bu gerçekleri gerilenler de biliyor ve bildikleri için bu frekanstan kanalize oluyorlar. Maksat menfaat sağlamak... Eğer bölünme değil de birleşme jakobenlerin menfaati olsaydı bu safer "birlik" için oynarlardı... Tabi konu "ayrımcılık" oluduğu için malzeme sıkıntısı çekmiyorlar. Biliyorlar ki Osmanlı gibi bir mozaikten sonra "ulus devlet" gömleği bu millete dar geliyor. Bugün Kürt sorunu demeseler Laz sorunu derler, Çerkez sorunu derler!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu gerçekleri gerilenler de biliyor ve bildikleri için bu frekanstan kanalize oluyorlar. Maksat menfaat sağlamak&#8230; Eğer bölünme değil de birleşme jakobenlerin menfaati olsaydı bu safer &#8220;birlik&#8221; için oynarlardı&#8230; Tabi konu &#8220;ayrımcılık&#8221; oluduğu için malzeme sıkıntısı çekmiyorlar. Biliyorlar ki Osmanlı gibi bir mozaikten sonra &#8220;ulus devlet&#8221; gömleği bu millete dar geliyor. Bugün Kürt sorunu demeseler Laz sorunu derler, Çerkez sorunu derler!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

