Büyüklere Masallar I: Araplar Osmanlı’ya İhanet Etti
By Mustafa Akyol on Kas 23, 2007 in Kategorilenmemiş

[mustafaakyol.org da yayınlandı.]
Hürriyet gazetesinin eski tarih yazarı Murat Bardakçıoğlu gibi bir çok yazar “Din birleştirici unsursa Osmanlı İmparatorluğu neden battı?” diyor zaman zaman . Bu görüştekiler Başbakan Erdoğan’ın “Türkiye’de din birleştiricidir” sözünü eleştirirken “Din meselesi bu kadar bağlayıcı ise, biz, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde devletin hâkim ve en kalabalık unsuru olan Müslümanlar’dan neden kazık yemiştik ve Anadolu’da cumhuriyetin ilk yıllarında çıkan ayaklanmaların bahanesi neden hep ‘din’ olmuştu?” diye soruyorlar.
Aslında Bardakçı yeni bir şey söylemiyor: Türklere 80 yıldır anlatılan bir masalı tekrar ediyor. Bu masal, “Araplar ve diğer ‘Müslüman kardeşleriniz’ I. Dünya Savaşı’nda sizi sattı” diye başlar ve “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” diye de noktalanır. Türk’ün özellikle de Müslüman dostu yoktur…
Masal budur. Peki gerçek nedir?
Gerçek şudur: Osmanlı’nın çöküş döneminde Türk olmayan Müslüman unsurlar arasında gerçekten isyanlar başgöstermişse de, bu unsurların bir bütün olarak “ihanet ettikleri” kesinlikle söylenemez. Hatta Araplar sözkonusu olduğunda, Osmanlı’ya isyan edenlerin küçük bir azınlık olduğunu, buna karşılık Arap kabilelerinin çoğunun Osmanlılık ve Müslümanlık bağıyla İstanbul’a sadakat gösterdiklerini söyleyebiliriz.
Kürtler ise, daha da belirgin bir sadakatle önce Osmanlı İmparatorluğu’nu ardından da Milli Mücadele’yi desteklemişler ve Müslümanlık bağının getirdiği “kardeşlik”ten asla taviz vermemişlerdir. Ankara’nın kendisi bundan taviz verene kadar…
“Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek” isimli kitabımda, bu konuyu detaylı olarak inceliyorum. Burada, o kitabın ilgili bölümünden kısa bir pasaj aktarmakta yarar gördüm.
Evet, gerçek, Murat Bardakçı’nın gösterdiği gibi değil. Aşağıdaki gibi…
“Araplar” Osmanlı’yı Arkadan Vurdu mu?
Her Türk genci “Araplar’ın I. Dünya Savaşı’nda bize ihanet ettiğini” öğrenerek büyür. Oysa bu, ancak kısmen doğrudur. I. Dünya Savaşı’nda Mekke Şerifi Hüseyin’in İngilizler ile anlaşarak Osmanlı’ya isyan ettiği ve ordumuzu arkadan vurduğu doğrudur. Ama hep atlanan nokta Şerif Hüseyin’in “Araplar”ın tümünü temsil etmediği, aksine bir istisna olduğudur. Ortadoğu uzmanı tecrübeli gazeteci Cengiz Çandar, “Arapların ihaneti” söylemi ile tarihsel gerçek arasındaki önemli farka şöyle işaret ediyor:
“Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in Hicaz’da bazı Arap bedevi kabilelerini ayaklandırarak 1916′da İngilizlerle işbirliği yaptığı doğrudur. Ancak, Birinci Dünya Savaşı konusunda genel bir bilgisi ve fikri olan herkes, bunun ‘askeri açıdan’ tayin edici bir değer taşımadığını bilir. İngilizlerin daha sonra yerine getirmediği ‘bağımsızlık vaadi’ ile işbirliğine çektikleri Şerif Hüseyin’in ve oğullarının komuta ettiği bedevi kabileleri, Mekke-Maan hattında, yani ‘asıl cephenin gerisi’nde İngiliz kuvvetlerine yardımcı olmuştur.
‘Asıl cephe’, önce Şüveyş Kanalı ve Kanal Harbi’nde Türk-Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra Filistin’de kurulmuştur. Filistin’de tek bir Arap ayaklanmamıştır. Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da Türk kuvvetlerini ‘arkadan vuran’ herhangi bir olay olmamıştır. Arapların ezici çoğunluğu, İstanbul’a yani Türkiye’ye sadık kalmıştır… Arabistan Yarımadası’nın Hicaz bölümünden Akabe’ye kadar olan ‘cephe gerisi’ dışında, Arapların Türkleri arkadan vurduğuna dair tarihte herhangi bir kayıt yoktur.”(1)
Aynı gerçek, American-Israeli Cooperative Enterprise (Amerikan-Israil İşbirliği Girişimi) adlı düşünce kuruluşunun başkanı, Ortadoğu analisti Mitchell G. Bard tarafından da, sözkonusu kuruluşun sitesinde şöyle vurgulanıyor:
“O dönemin romantik kurgusunun aksine, Arapların çoğu I. Dünya Savaşı’nda Türklere karşı müttefiklerin yanında savaşmadılar. İngiliz Başbakanı David Lloyd George’un belirttiği gibi, Arapların çoğu, Türk yöneticileri için savaştı. [Osmanlı İmparatorluğu'na isyan eden] Faysal’ın Arabistan’daki taraftarları, bir istisnaydı.”
Araplar’ın topluca ihanet etmesi bir yana, bazıları Osmanlı ordularını fiilen desteklemiştir de. Konu hakkındaki uzmanlardan biri olan Dr. Zekeriya Kurşun’un ifadesiyle, “I. Dünya Savaşı’nda Türk ordusu ile beraber çeşitli cephelerde Türklerle omuz omuza çarpışan Arapların büyük yararlıklar gösterdikleri bir hakikattir.” (2)
Arap Milliyetçiliğinin Öncüsü Hıristiyan Araplardı
Üstteki hakikati teslim etmekle birlikte, Arap milliyetçiliğinin Osmanlı’da Türk milliyetçiliğinden daha önce geliştiğini belirtmek gerekir. Arap milliyetçiliği, 1860′larda, Suriyeli Arap entellektüeller arasında doğmuştu. Osmanlı İmparatorluğu’na ve yönetimindeki “Türklere” karşı ciddi bir antipati besleyen bu entellektüellerin dikkat çekici bir yönü ise, çoğunun Hıristiyan oluşuydu. Butros El-Bustani, Faris Şadyak, Nakkaş, Corci Zeydan gibi Hıristiyan Arapların öncülüğünde başlayan bu harekete katılan Müslüman Araplar ise, çoğunlukla Batılı fikirleri benimsemiş seküler aydınlardı. Arap milliyetçiliğini geliştirirken “Arapların İslam öncesi tarihlerine” ilgi duymaları, bundan kaynaklanıyordu.
Buna karşılık muhafazakar Müslüman Arapların çoğu, Osmanlı’ya sadakat duyguları içindeydiler. Hatta sadece Sünni Araplar değil, Irak ve Suriye’deki Şii Araplar arasında bile Osmanlı’ya ve Hilafet’e bağlılık duygusu vardı. (3) Bu konuda büyük bir otorite olan Prof. Kemal Karpat, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Arap milliyetçiliğinin, Hıristiyan Araplarınki hariç, aslında en son noktaya kadar “ayrılıkçı” olmadığına dikkat çekerek şöyle demektedir:
“Görülüyor ki Arapların ‘milli’ hareketi esasında ayrılıkçı bir hareket değildi. Arapların birçoğu Osmanlı hükümdarlarını yabancı bir sömürgeci güç olarak değil, sadece Arap kökeninden olmayan, iktidarda bir hanedan olarak görüyorlardı ve Osmanlı Devleti ve hanedanı Müslüman kaldıkça ve Arapların hayat tarzına saygılı oldukça, özlemlerini yerine getirmeye söz verdikçe ve onları Avrupa işgaline karşı korudukça, itaat etmekten geri kalmıyorlardı. Geçmişte şan ve şereflerini ilk hatırlayan veya hayal edenler ve tarihlerinin modern bir versiyonunu yaratmaya çalışanlar Müslüman değil Hıristiyan Araplardı.(4)
Abdülhamid’in Bilgeliği
İngiliz tarihçi Peter Mansfield’e göre, Osmanlı’daki Arap milliyetçiliğinin sınırlı kalmasının iki nedeni vardı: “Birincisi, bu Avrupa kökenli milliyetçilik fikirlerinin bu yerlere (henüz) işlememiş olması; ikincisi de, Sultan II. Abdülhamid’in İmparatorluğun elinde kalanını bir arada tutmak için uyguladığı başarılı ve kurnazca yöntemlerdi.”(5)
Tarihçi Zekeriya Kurşun da “Abdülhamid’in saltanatı boyunca Arap milliyetçiliğinin… önceki hızını kaybettiğine” dikkat çeker ve “Abdülhamid, Arap milliyetçiliğinin harekete geçmesini geciktirmiştir” yorumunu yapar.(6)
Sultan Abdülhamid’in politikasının temeli, 19. yüzyılda hâlâ devam eden dini bağlılık ve geleneksel siyasi sadakat faktörünü canlandırarak Osmanlı devletini ve ülke bütünlüğünü kurtarmaktı. Kürtler arasında kurulan Hamidiye Alayları bu büyük siyasetin uygulamalarından biriydi. Sultan, alaylar yoluyla “Kürtlerin babası” olarak anıldığı gibi, Arapların da hamisi oldu. Abdülhamid, uyruğundaki Arapların kalbini kazanmak için Arap ülkelerindeki dinsel kuruluşlara, tarihi camilerin onarım ve süsleme işlerine önemli bir fon ayırmış… çevresindeki danışmanları arasında Arap düşünürlerine her zaman iyi davranmış, değer vermişti. Bedevi Şeyhlerinin çocuklarını eğitmek için özel okullar açmış, bu yolla onlara Osmanlılık bilinci aşılamıştı. Bu politikanın siyasi meyvelerini de almıştı. Örneğin Peter Mansfield’a göre:
“1904′te Osmanlı Padişahı Sina üzerinde hak iddia ettiğinde, Mısırlı milliyetçi lider Mustafa Kamil, İslamcılık ruhu içinde, onun yanında ve Mısır’ın çıkarlarını savunan Lord Cromer’in karşısında yer almıştır.” (7)
Kurtuluş Savaşı’nda da ne kitlesel bir “Arap ihaneti” ne de “Kürt ihaneti” yaşandı. Aksine Kürtler, Kurtuluş Savaşı’nı canla başla desteklediler. Mustafa Kemal Paşa, “Müslüman kardeşliği” temasına dayalı propagandasıyla onları kazandı.
Murat Bardakçı’nın sözünü ettiği Şeyh Said isyanı ise, ancak Kurtuluş Savaşı’nın bitmesi ve “Müslüman kardeşliği” temasının hızla yok olup, yerine “herkes Türk’tür” anlayışının belirmeye başlamasından sonra patlak verdi…
Kısacası yakın tarihimiz, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” anlayışını doğrulayacak şekilde gelişmedi.
1) Cengiz Çandar, “Sharon’cu Vicdansızlar-Filistin Yalanları”, Yeni Şafak, 5 Nisan 2002
2) Zekeriya Kurşun, Yol Ayrımında Türk-Arap İlişkileri, İrfan Yayınevi, İstanbul. 1992, s. 153
3) Kemal Karpat, İslam’ın Siyasallaşması, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2004, s. 379
4) Kemal Karpat, İslam’ın Siyasallaşması, s. 594
5) Peter Mansfield, Osmanlı Sonrası Türkiye ve Arap Dünyası, s. 30
6) Zekeriya Kurşun, Yol Ayrımında Türk-Arap İlişkileri, s. 30
7) Peter Mansfield, Osmanlı Sonrası Türkiye ve Arap Dünyası, s. 29; Peter Mansfield, The British in Egypt, Londra, 1971, s. 164-165
9 [?]






23 Yorum
Yazan:Talha CAN Tarih: Kas 24, 2007 | Reply
Elinize sağlık Mustafa Bey,
maalesef yakın tarihimizde maruz kaldığımız budama tarihi gerçeklere de el atmış durumda. Eskinin yerine daha iyi yeni anlayışını yerleştirmek için bilinçli bir şekilde yanılgıya düşürme olduğunu düşünüyorum. Araplar’dan ve Arapça’dan uzaklaştırmak için üzerimizde oynanan bir ayar(!)
muhabbetle…
Yazan:nefise Tarih: Oca 31, 2009 | Reply
ben musluman kardesliginden bahsederken,ya araplarin ihaneti dedi arkadasim. Bende oyle biliyordum kulaktan dolma ona katildim kendimce yorum yaptim yalniz kaldigimda bilmediyim arastirmadigim icin vijdanim rahat birakmadi ve acip okudum burayi Rabbim rai olsun sizden. slm ve dua
Yazan:Serkan Çekiç Tarih: Şub 1, 2009 | Reply
Araplara duyulan antipati yanlızca birinci dünya savaşıyla sınırlı değil kaldıki 1. dünya savaşındaki arapların sadakatsizliği yanlızca kanal cephesiylede sınırlı değil.Konuya önce birinci dünya savaşından girmek isterim ingilizlere yapılan yardım istisnai bir durum olarak gösterilsede hayatiydi arapların o bölgede ingilizlerle işbirliği yapmaması ingiliz ilerleyişini yavaşlatmakla kalmaz durdururdu. Fakat böyle olmadı arapların fiilen cephede savaşan kitlesi istisnai olsa bile cephe gersinde gerek ikmalde gerek lojistikte ingilizlerle olan işbirliği atlanmamalı. Bunun dışında bazı otorite boşluklarında basra ve bağdatta çıkan isyanlarıda atlamamak gerek. Kanal cephesi haricinde çanakkale ve kafkas cephelerindeki generallerin arap tümenlerini alma konusundaki isteksizlikleri ve çanakkalede savaştan kaçan arap sayısının kabarıklığı birinci dünya savaşından kalma antipatiyi körükleyen diğer nedenlerden. Diğer yandan bu antipati birinci dünya savaşından çok daha öncelere uzanıyor emeviler döneminde cihat anlayışıyla türkler üzerine yapılan seferler ve bu seferlerin oluşturduğu nefretin nesilden nesile aktarılmasıyla başlayıp yakın zamanda suriyenin abdullah öcalanı teslim etmek konusundaki tutumuna değin uzanıyor. Yavuz dönemindede araplara karşı antipatinin sonuçlarını görmekte mümkün. Bunun yanında Napolyonun mısıra çıktığında kahirede neredeyse hiç bir direnişle karşılaşmaması ki bunu direk napolyon kendi söyler bu antipatiye neden olan diğer yan sebepler. Kaldıki aynı antipati araplar tarafındada mevcut arap tarih kitaplarında türklerin arapları sömürdüğüne dair yazıların yanında bir çok entellektüel arapta şu anki durumdan büyük ölçüde türklerinde sorumlu olduğunu düşünüyor. Geçmiştede arapların türkleri moğollarla birlikte yecüc ve mecüc olarak kabul ettikleri bilinen bi gerçek. Bu durum aynı zamanda İslamın birleştirici bir etken olamk için yeterli olmadığınıda kanıtlıyor. Ben bu tür şeylerin saçma olduğunu düşünsemde türk halkındaki antipatiyi haksız bulmakta pek doğru değil bana göre.
Yazan:mahmut Tarih: Şub 20, 2009 | Reply
arapların osmanlıya ihanet etmedi diyenleri aslında götürüp araplarla yaşatacaksınki ondan sonra buarapların nasıl hain bir millet oldugunu görsünlerde anlasınlr.Dedem anlatıyordu bağdat cephesinde araplar bizi arkadan vurdular yoksa ingilizler bizle baş edemezlerdi.Cephe bozulunca daha bağdatdan çıkmadan bizim osmanlı askerlerini araplar karnınızda altın var diye katletmeye başladılar.Bağdatdan 200 kişi çıkdık kimisi açlıkdan çoguda arapların çöllerde bizi durdurup karnını deşip altın aradılar en son suriye sınırında iki kişi kalmıştık aydından memet isminde bir arkadaşımdı bir arap atlı bizi durdurdu zaten 3 ay yayan gelmiştik yürüyecek halimiz yoktu arap geldi ente osmanlı ceyş / sen osmanlı askeri/ dedi sanki asker oldugumuz alnımızda yazılı ben arapça biliyordum beni bıraktı memet tutdu çok yalvardım arkadaşımı öldürmesin diye dedimki/ biz muslumanız ALLAHIN MUHAMMEDİN hatırına bırak bizi LE LE /YOK YOK OLMAZ sizin karnınızda altın varmış ne kadar yok dedisekde hançeri arkadaşım memetin karnına soktu göksüne kadar yardı ve bagırsaklarında altın aradı….Dedem bunu anlatırken çok ağlardı Arapların kendi bir sözleri vardır derlerki EL HAİN ME YİFLEH /HAİNLER İFLAH OLMAZ.Bütün araplar suriyesi ürdün mekke medine bölgesi yemeni filistini hepsi ihanet etmişlerdir bakın eski suriye kağıt parasının bir tanesinde Suriyedeki RİBA BOĞAZININ demir yolu üzerinde resmi kağıt paralara basılmıştır nedeni ise riba boğazında demir yolunun önü kesilmiş ve tren boğaza girince pusuya düşürülüp 4000 askerimiz şehit edilmiştir bilmiyorum hangi birini anlatalım.
Yazan:ismail Tarih: Ara 12, 2009 | Reply
ben bu hıyanet konusundaki görüşlere katılmıyorum. çünkü hainlik ettiklerini düşünmüyorum eden kesim sadece hıristiyan araplardı dolayısıyla da hainlik etmeleri de gayet doğaldı din duygusu dolayısıyla. biz ise bütün arap milletini bi kefeye koyduk ve hepsine birden hayin dedik hemde adam akıllı bi araştırma yapmadan ve yapılmadan. ama ben bu yönde halkı da suçlayamıyorum. bana göre bunun tek suçlusu bu yönde doyurucu bi araştırma yapıp halkı aydınlatmayan akademisyen ve araştırmacılardır. zira bu görev herkesten önce onlara düşmektedir. ama bir iki akademisyen dışında bunu yapana pek rastlayamamaktayız sanırım bu da bizim ayıbımızdır. tabi bu bizim onların araştırmalarıyla sınırlı kalacağız anlamına da gelmemeli ve bu konuyu biz de araştırmalıyız ve ondan sonra kessin bir kanıya varmalıyız. yani sadece bize analatılan kulaktan dolma bilgilerle yetinmemeliyiz. böyle bi hataya düştüğümüz zaman resmen yargısız infaz yapmış oluruz. herşeyden önce çanakkale de canını veren onca arabı da unutmamalıyız ve herzaman bilmeliyiz ki osmanlı devletinde türkü, kürdü ,lazı ,çerkezi ,arabı hep birlikte kardeşçe yaşamışlar ve türkiye cumhuriyeti de osmanlıdan bunu miras almıştır ve dolayısıyla bu tür iddialar ayırıcılıkan başka bi amaç taşımamaktadır ve kessinlikle de asılsızdır. eminim ki araştırıldığında da bu yöndeki gerçekler gün yüzüne çıkacaktır. araştırmadan biz bu iddiaya inanmamalı ve sağduyulu olup bu hataya düşmemeliyiz. esenlikle kalın
Yazan:SERDAR Tarih: Haz 6, 2010 | Reply
Türkler tarihte Haçlı seferlerine göğüs germiş ve İslamiyetin koruyuculuğunu yapmıştır. Yüzyıllarca halifelik makamıyla ilim, medeniyet götürmek için uğraşmıştı.
2. Abdulhamid Han devletin bütün borçlarının silinmesine karşılık bile satmadı.Tabi sonra kendileri arsa arsa sattılar da israil kuruldu.
Kurtuluş savaşında sattıkları zaten aşikar. Madem satmadılar madem kardeştik niye yardıma gelmediler,aynı şey.
Ben şu anda arapların çoğunluk olduğu bir ilçemizdeyim. Bunların arkadan iş çevirmek, riyakarlık, adam satmak genetik olarak kanlarında var. ASIL SİZ HİKAYE ANLATMAYIN
Yazan:aziz yılmaz Tarih: Haz 6, 2010 | Reply
Asıl Türkiye’nin,islam dünyasının ve tüm insanlığın sizin zihniyetinize sahip olanlardan çekeceği var…Ve toplumca bunun bedelini de ödüyoruz.
Fazla söze gerek yok!arkadan iş çevirmek,riyakarlık,adam satmak…bütün bunların genetik olduğunu düşünüp bir halkı “kanı bozuk” olarak itham edecek kadar ileri gitmiş biriyle acaba neyi tartışabiliriz.
Ama merak ediyorum ırkçı bir kin ve nefretle dolu olduğunuz insanların arasında acaba ne işiniz var?Sakın aralarında ajan gibi yerleşip “iş çeviren”siz olmayasanız.Tabii bu da uydurduğunuz bir udurma bir hikaye değilse.
Not:Gülen Cemaatiyle ilgili hiçbir hakaret ve kişilik haklarına saldırı içermeyen yorumlara toptan sansür konurken her yanından ırkçılık akan hakaretlerin(ki suçtur)yayınlanmaya değer bulunması da ilginç olsa gerek.
Yazan:SERDAR Tarih: Haz 6, 2010 | Reply
Aziz YILMAZ kardeşim sen benim yorumumun son bölümüne takılmışsın. İlk bölüme ne diyorsun. Katılıyor musun kardeş?
Yazan:sq Tarih: Haz 7, 2010 | Reply
Arapların Osmanlı’ya “ihanet” etmediğini kanıtlamaya çalışmak anlamsız bir girişim. Kaldı ki ihanet etmiş de olabilir, Araplar da kendi kaderlerini çizmek istemiş olabilir. Osmanlı’nın Araplar üzerindeki hakimiyetinin “gül bahçesi” olduğunu kim söyledi ki?
Mustafa Akyol, “sadakat duygusundan” bahsettiği çıkarımlarında, Osmanlı’ya başkentten bakan bir yaklaşımda.Hristiyan Arapları ayrıştırması ve suçlamasında ise sanki çarpıtma var gibi.
Ayrıca Araplar madem bu kadar Osmanlı’yı seviyordu ve “Osmanlılık bilinci” aşılanmıştı, neden ellerine geçen ilk fırsatta Osmanlı’ya ait izleri-Ecyad Kalesi gibi-siliyorlar?
Hiç kendimizi kandırmayalım, Anadolu dışına çıktığınız vakit, Arap bölgesinde Osmanlı yerel halk için, “Arap değil Türk” YÖNETİCİ SINIFIDIR. Mısır’da Türk kökenli yönetici sınıf Memlukların da çok sevildiğini söyleyemeyiz. Din kardeşliği falan hikaye.
Bu kafa yapısı, “iyi Kürtler” ve “kötü Kürtler” ayrımı yapılmasına benziyor. İtaat eden, ihanet etmeyen Kürtler ve diğerleri. Hristiyan Kürt değil de, ateist Kürtler ihanetçi derlerdi heralde.
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Haz 7, 2010 | Reply
Türk düşmanlıklarından değil. Adamlar kendi tarihlerini de siliyorlar. Çünkü Vehhabilik anlayışı kafayı “şirk”le bozmuş durumda. Tarihe saygı göstermeyi şirk gören bir tuhaf inançları var. Kabirlerde mezar taşlarını bile yok ediyorlar. Harem-i Şerif’in avlusunu genişletmek için volkanik kayalardan oluşan tepeleri bile dümdüz ediyorlar. Tabi, bunlar Vehhabiliği devletin resmi mezhebi haline getiren ve İngiliz desteğiyle yönetimi eline alan Suud hanedanının tasarrufu. Yoksa Arap halkı Türkleri seviyor. Yolunuz düşerse gidin, ne kadar muhabbet ettiklerini göreceksiniz.
Ayrıca Araplar deyince, sadece Arabistan’dan bahsetmiyoruz herhalde. Suriye de, Irak da, Ürdün de, Filistin de Arap.
Yalnız şu var ki, Osmanlı’nın özellikle son döneminde yüksek vergilerle halkı bezdirmesi ve özellikle milliyetçi akımların güçlendiği zaman otonomiden kaçınma çabaları halkda da bezginlik oluşturmuş. Ama Araplar’ın Türkler’e karşı İngilizleri desteklemesi ve bizi “arkadan vurmaları” hikayesi, İslam dünyasıyla olan bağları zayıflatmak için uydurulmuş bir masaldır. Arap imajı çok profesyonel bir şekilde düşmanlık oluşturacak şekilde dizayn edilmiştir. Bu da faşizmden başka bir şey değildir. Arapların düşmanlığını bilmem ama Türklerdeki “pis Araplar”, “hain Araplar” algısı oldukça iyi işlenmiş ve pekiştirilmiş bir algıdır ve Türklerle Arapların dost olmasını onlarca yıl ötelemekte başarılı olmuştur.
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Haz 7, 2010 | Reply
Serdar bey,
Haçlılarla savaşanların Türk olduğunu söylemek pek mümkün değil. Bildiğiniz gibi Osmanlı’da asker sınıfı devşirmedir. Türk değildir. Osmanlı’nın medeniyet anlayışı da Türklük üzerine kurulmuş değildir.
Bu doğru değil. Abdülhamid döneminde de Avrupa’dan göçler ve arsa satışları olmuştur ve buna göz yumulmuştur. İsrail devletinin kurulması da o kadar kötü bir şey değildir. İsrail, çevre bölgeleri İngiliz desteğiyle “işgal” etmeye ve Kudüs üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmasa kimse Orta Doğu’da bir İsrail devletinin bulunmasına itiraz etmezdi.
Kurtuluş savaşı dediğiniz şey Sakarya muharebesinden ibarettir ve Yunanlılarla yapılan bir meydan savaşıdır ve bildiğiniz gibi halifenin bir destek çağrısı da olmamıştır. Hem, hepimizin gördüğü gibi kardeş olmak, yardım etmek için yeterli bir şey değil. İngiliz sömürgesindeki bir halkın teşkilatlanması öyle “madem kardeştiniz neredesiniz?” naifliğiyle kapatılabilecek bir açık değil.
Ben de Türklerin çoğunluk olduğu bir ilçedeyim ve aynı özelliklerin Türklerde de olduğunu görüyorum. Acaba adamları biz bozmuş olabilir miyiz diye düşünmekteyim şimdi. Zira Türkiye rüşvetin, insan hakları ihlallerinin, ayrımcılığın dünya literatüründe üst sıralarda olduğu bir ülke malumunuz. Herhalde bu durum sizin mahalledeki 3 Arap vatandaşın marifeti olmasa gerek.
Yazan:sq Tarih: Haz 7, 2010 | Reply
Sayın Ekrem Senai,
Kendi tarihlerini de silip yerine 5 yıldızlı otel yapmayı biliyorlarsa çok yazık.
Aslına bakarsanız sadece Arap çoğrafyasında değil, Balkanlar’a da “başkentten” bakıyormuşuz gibi geliyor. Ben Türklerin(Türk hükümetlerinin ve yöneticilerin demek daha doğru belki de) o kadar sevildiğinden emin değilim.
Yolum düşmedi ama akademik makalelere bakınca pek öyle toz pembe görmüyor aydınlar, Osmanlı Oryantalizmi diyorlar daha ne desinler?
Osmanlı’nın Arap halkına tepeden bakan, üst perdeden konuşan bir tonu olduğu ve bu haliyle “Araplara rağmen Araplar için” birşeyler yaptığını savunan pek çok insan da var. Ne kadar tanıdık değil mi? :)
Arapların Türklere karşı İngilizleri desteklemesine sadece “masal” diyemezsiniz. Üzerine bir daha basmak gerekirse, zaten Osmanlı Arap halkı için YEREL bir unsur değildi, YÖNETİCİ ELİT idi.
Bütün bir ırka ya da halka tümünü kapsayacak özellikler atfetmenin saçmalığını tartışmaya bile gerek yok aslında. Yahudiler şöyledir, Araplar böyledir, Türkler öyledir gibi. Aslında burada Osmanlı derken “yönetici elitten” bahsedilmesi gerektiğinin o yüzden üzerinde duruyorum. Yoksa halklar elbette anlaşır. Yunanlılarla Türklerin çok benzer olması, Yunanlıların Osmanlı olana tepki duymasına engel değil. Arada ince bir çizgi var.
Yazan:sq Tarih: Haz 7, 2010 | Reply
Haçlılarla savaşanların Türk olduğunu söylemek pek mümkün değil.
Memluklardan bahsediliyor sanırım. Memluklar ya da Kölemenler devşirme değil Türktü ve Haçlıları o coğrafyadan, Yakın Doğu’dan çıkardılar. Yani yanlış bir tespit değil.
Osmanlı’da medeniyet anlayışı bir zaman sonra gerçekten de Türklük üzerine kurulmuştur. Arapları rahatsız eden önemli noktalardan biri de budur.
Yazan:aziz yılmaz Tarih: Haz 7, 2010 | Reply
“İhanet”oldukça sorunlu bir tanım.Halkların kendi kaderini tayin hakkı diye bir şey vardır.Dolayısıyla beraber yaşadığı-daha doğrusu “şemsiyesi”altında bulunduğu egemen ulustan-ayrılarak başka bir yol çizen her topluluğu “ihanet”çilik şeklinde yorumlamak oldukça arızalı bir görüştür.Zira bu tarz bir yaklaşım,sözkonusu toplulukların birbirleriyle olan ilişkilerini,varolan tarihsel süreci objektif değerlendirmekten mada diğer ulusları aşağılamayı hedefler.Şayet bu algı üzerinden değerlendirelecekse o zaman Araplar kadar Rumlar,Bulgarlar,Sırplar ve daha nice topluluklar da “ihanet”etmiş sayılacaklardı.Yani bir dönem Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde olup da bugün haritada bağımsız birer devlet olan tüm ülkeler bu kapsama dahil olurlardı.Ancak,sözkonusu diğer topluluklar “düşman”tanımı içerisine alınırken,her nedense Kürt,Arap gibi müslüman topluluklar genellikle “ihanetçi”olarak anılmaktalar.
Görüldüğü gibi bu algı şekli,din veya ümmet “birliğinden”hasıl olmuştur…”Birlik”in dışına çıkanlar “ihanet etmiş”sayılmaktadır.Oysa “ayrılma”eğilimi gösterenlerin-Araplar,Kürtler-din/mezhep değiştirdiği de yok.Dolayısıyla atfedilen “kusur”dinden uzaklaştıklarından falan değil kendi etnik kimlikleriyle varolmak istemelerindendir.Zira “birlik”,”ümmet”vb.nin kriteri Osmanlıyla yola devam edip etmemkten geçmektedir.Ve maalesef etnik çatışmaların başladığı dönemden bu yana bu anlayış devam etmektedir.
Evet,isyan etmelerinin nedenleri vardır kuşkusuz.Bu başlı başına tarih konusudur.Ulusları,kavimleri,toplulukları karşı karşıya getiren sayısız örneklerle doludur tarih.Dolayısıyla Osmanlı-Arap ya da Türk-Arap çatışması bu anlamda ilk ve son örnek değil.Ancak etnik,dinsel ya da sınıfsal çatışmalar ile “ihanet”farklı şeylerdir.
********
Ancak,şayet özelinde müslüman topluluklarla,genelinde ise bölgesel bağlayıcılığı olan ülkelerle-Ortadoğu,Kafkaslar,Balkanlar-ilişkilerin düzelmesi esasına dayalı bir amaç güdülüyorsa;evet,bence “ihanet”,”düşman”,”hain”vb.ayrıştırıcı/ötekileştirici bir dilin nasıl ve nereden kaynaklandığını sorgulamakta yarar var.
Bu noktada Mustafa Akyol’un kimi katılmadığım görüşlerine karşın,”birlikten düşmanlığa”evrilen süreçte çok yerinde saptamalar var.İhanet ve düşmanlık olarak yeniden şekillenen durumun Osmanlının son dönemlerine denk geldiğini ve fitili ateşleyen miladın ittihat ve terakkiyle,savaş yanlısı hırslı paşalarca ateşlendiğini de görmek durumundayız.Ve ardından gelen Cumhuriyet döneminin de bu düşmanlığı daha da pekiştirdiği unutulmamalıdır.
Bu bakımdan hadiseyi Osmanlı-Cumhuriyet ikileminden kurtararak Cumhuriyetin başlangıcı ve sonrasını iyi tahlil etmek gerekir.Her ne tohum atılmışsa bu dönemin eseridir.Dolayısıyla bu gerçekleri görmeden olayı islamifobi üzerinden değerlendirmek son derece yanıltıcıdır.Şebnem hanım da(sq)bu yanılgıya fazlasıyla düşmektedir.Belki bilinçli değildir ama konu Osmanlı ve dinden açılınca bugün varolan zihniyete hiç değinmemesi bana biraz taraflı ve ideolojik bir duruş gibi geliyor.
Yazan:sq Tarih: Haz 7, 2010 | Reply
Sayın Aziz YIlmaz,
Mustafa Akyol’un, “Türklük” ile ilgili yazdığı diğer yazıdan bir alıntı yapıyorum:
………
Bu noktaya gelmek kuşkusuz kolay olmadı. Seksen küsur yıldır Türk’ü başka bir şeye çevirmek, Bediüzzaman’ın hoş tabiriyle “Frenklik manasında Türklük” yaratmak isteyenler vardı.
Bunlar, Türk’ü dininden, dilinden, tarihinden, kimliğinden koparmaya uğraştılar. Dahası, onu bin yıldır birlikte kardeşçe yaşadığı halklara düşman etmeye kalktılar. Kürtler’e karşı inkâr ve tahakküm, Araplar’a karşı nefret ve aşağılama körüklediler.
Ancak silahla açıp darbelerle uzattıkları bu “kültür devrimi parantezi” sonuçta kapandı. Frenkleştirmek istedikleri Türk, Frenkler’in kazanımlarını (demokrasiyi, piyasa ekonomisini, bilimi, teknolojiyi, vs.) öğrenmiş, ama “kendisi” kalmış halde yeniden tarih sahnesine çıktı
…………..
“Osmanlı ve dinden açılınca” yazılan bu cümleler, “ideolojik ve taraflı” değil mi?
Yazan:b.F.a Tarih: Haz 7, 2010 | Reply
Muhammed Esed Mekke’ye Giden Yol adlı eserinde, yani bu olaylar henüz çok taze iken (1923) Arap topraklarını baştan aşağı gezdiği günleri ve hatıralarını anlatığı kitabında Ürdün Emiri Abdullah hakkında şöyle der; ‘Birçok Arab kabilesi, onun, Türklere karşı İngilizlerin kışkırttığı başkaldırma hareketinde oynadığı rolden hoşnut değildi; bu yoldaki girişimlere müslümanın müslümana ihaneti gözüyle bakılıyordu çoğu çevrelerde; ama Emir, siyonizm karşısında Arab davasının bir numaralı savunucusu olarak yine de de bir prestij sağlamıştı kendine; ve izlediği politik çizgide görülen kaypaklık ve dönekliklerin ismini, tüm Arab dünyasında tiksinti uyandıran bir isim haline getireceği günler henüz ilerdeydi.’
Görüldüğü üzere Arablar ne yazıda söylendiği gibi asla ihanete bulaşmamışlardır, ne de yorumlarda münferit vakalara dayandırılıp hain bir millet olarak damgalanmayı hakedecek kadar halis muhlis hainlerdir.
Araplardaki Osmanlı düşmanlığını da, bu düşmanlığı meydana getiren sömürge ülkelerinin bu milletlerin bilinçaltına hiçbirşey sokmamış ve Osmanlının bu ülkeler üzerindeki yanlış tutumlarının sonucuymuş gibi algılanması da ayrıca taraflı ve cahilane bir tutumdur. Sonuç olarak Arablar Osmanlı’ya hem ihanet etmişler, hem etmemişlerdir. Yukarıda söylendiği gibi iktidar hırsıyla ihaneti benimseyen insanlar yüzünden koskoca bir milleti bir çırpıda hain ilan edemezsiniz. Bu körlüktür, cehalettir.
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Haz 7, 2010 | Reply
Haklısınız. Osmanlı’yı sevmemelerinde İttihatçıların rolü büyüktür. O zamanki Arap muhalefetin hedefi hep İttihatçılardır. Bana, CHP’nin Doğu’daki Jakoben tavrını hatırlatıyor. Yöneten-yönetilen halklar vurgusu ve özellikle ittihatçı paşaların “dinsiz” görüntüsü olsa gerek tepkinin sebebi.
Arapça’ya girmiş Türkçe bir kelime var: “Tuz”. Araplar bunu “umrumda değil!” anlamında kullanıyorlar, kaba bir söz. Osmanlı vergi toplayıcıları Arap kervanlarında her şeyden vergi alıyorlar, sadece “tuz” vergi kapsamı dışındaymış. Bu yüzden Arap tüccarlar bir denetime rast geldiklerinde “tuz, tuz” derlermiş. Bir kelime, dile yerleşiyorsa orada bir durup düşünmek lazım. Siz, ne kadar din kardeşi de olsanız adaleti sağlayamıyorsanız düşmanlık kazanırsınız. Kürtlerle de din kardeşiyiz sonuçta. Ama aynı ittihatçı jakoben yönetim anlayışı onları da Türklere düşman etti. Bunun 600 yıllık Osmanlı’ya ait genel bir şey olarak tanıtılması yanlış. Son döneme ait bir arıza.
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Haz 7, 2010 | Reply
Haklısınız. Osmanlı’yı Türkleşmek batırmıştır.
Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Haz 7, 2010 | Reply
“Araplar Osmanlı’ya ihanet etti”
İhanet, ihanet, ihanet…
Ne ‘münbit’ bir söz.
Birisine açıkça sövmek ayıp kaçacaksa “hain” deyiver gitsin.
‘Meşru’ şekilde sövmüş olursun.
Sövmenin ispatı olmaz.
Söversin işte.
İşin ilginci dindeki “kafir”in de “hain”e yakın bir anlamı var.
Yani bir bakıma kafir de olmuş oluyor hainler.
Ben tezimde ısrarcıyım:
Kemalizm tartışmasız şekilde bir islam mezhebidir.
Mensupları için sapkın değil, düpedüzgün bir mezheptir.
Yazan:aziz yılmaz Tarih: Haz 8, 2010 | Reply
Sayın SQ,
Önce bir noktaya açıklık getireyim.Benim ideolojilerin varlığına bir itirazım yok,taraf olma duygusuna da diyeceğim yok.Dikkat çekmeye çalıştığım husus,ideolojilerin belirli bir noktadan sonra katı yargılara dönüşmeMemesi gerektiği.
Bu açıdan idelojiler kaçınılmaz gibi görünüyor.İnsanların beklentilerine karşılık aradığı düşünsel bir araçtır sonuçta.”Taraf olma”duygusu da öyle;kişi veya birey kendisi için “doğru olanı” ararken/seçerken pekala “taraf”olabilir.
Sanırım görüşlerinize atıfta bulunurken bunu kısmen hatalı dile getirdim.Sizin de bir ideolojiye sahip olmanız ya da taraf olmanız aslında anlşılır bir durumdur ve gayet doğaldır.
Lakin,ideolojiler şayet birbiriyle çarpışacak denli bir karşıtlık üzerine bina ediliyorsa orada sorun başlayacak demektir.Ben ağırlıklı olarak bu noktaya dikkat çekmeye çalışmıştım.Zira siz şu an yönetilmekte olduğumuz Cumhuriyete eleştiri yapıldığında bunun karşısına otomatikman Osmanlıyı ya da dini koyarak tartışıyorsunuz.Keza Kemalizmden bahsedilince de karşısına Gülen Cemaatini,konu Atatürk şahsında odelleştirmeyse Fetullah Gülen devreye giriyor.
İşta bu algı biçimi bana hatalı geliyor.Zira eleştiri konusu olan bir sistemi/ideolojiyi/rejimi doğrudan başka bir kötü örnek üzerinden eşleştirmek bana pek mantıklı ve tutarlı gelmiyor.Bana göre doğru olanı,konuların bir bütün içerisinde tartışılabilmesidir.Dolayısıyla metod buysa tartışmadan bir sonuç çıkar.Ama her koşulda senin ideolojin benim ideolojim diye çarpıştırılacaksa bu rekabetten çok da sağlıklı sonuçlar çıkmaz.
Gelelim sizin ideolojik ve taraflı bulduğunuz Mustafa Akyol’un sözlerine.Bana soracak olursanız alıntıladığınız bölümlerde ziyadesiyle ideolojik tavır var ve evet bir taraf olgusu da yadsınamaz.Ancak kişinin ideolojisi veya tarafı olduğu dünya görüşünden çok “neler söylediği”ilgilendirir beni.Söylediklerini yanlışlayacak bir argümanım yoksa kişinin ideolojisini sorgulamam mesela.Ha,bunu liberalizm adına mı söylemiş,sosyalizm adına mı yoksa din adına mı?Önemli olan fikrin doğruluğu/yanlışlığıdır.
Bundan hareketle izninizle bir alıntı da ben yapayım Mustafa Akyol’dan.Sizin de yaptığınız bir alıntı.
Akyol’un kimleri veya hangi rejimi kasdettiğini sanırım söylemeye gerek yok.
Peki yere göğe sığdırılamayan Cumhuriyet rejiminin tüm yukarıda anlatılanlardan daha farklı geliştiğini söyleyebilir misiniz?Osmanlıyı,AKP’yi,müslümanlığı,Gülen’i vs yi bir anlığına olaya dahil etmeden”hayır şurası hatalıdır/yanlıştır”diyebilecek misiniz?E peki gerçekleri ifade etttiği halde hangi “tarafta” durduğuna mı odaklanlanmalıyız.
Yazan:aziz yılmaz Tarih: Haz 8, 2010 | Reply
Ayrıca,
Memluklular ya da Selçuklu Türkler’i… Haçlıları o coğrafyadan çıkarmış olanların konumuzla ilgisi nedir?Gerçi farklı tarih kaynakları,Haçlıları püskürten güçlerin etnik kökenleri hakkında farklı yorumlara açık.Örneğin o dönemde yünetici elitlerin Safavi’lerden oluştuğunu doğrulayan pek çok kaynak var.Selçuklu hükümdarlarının İran menşei isimlerle-Keykubat,Keyhüsrev vb-anılmaları basit bir tesadüf ya da özenti olmasa gerek.Hatta Selahattin i Eyyübi’nin(”Eyyübi” birşeyler çağrıştırıyor olsa gerektir)Kürt olduğu rivayet edilir.Her neyse burada amaç Haçlılar’ı hangi cengaver milletin o topraklardan kovduğunu kanıtlamak değil amacım.
Ancak “o coğrafya”dedikleri yerde Araplar’ın esamesi yoksa-ki böyle bir algıya işaret eden yorumlar mevcut-peki bu durumda Araplar’ın bu olaydan ötürü ne tür bir minnet borcu olabilir acaba?Öyle ya,yerleşik halk Türkler,İmparatorluk yine Türkler’in elinde,yöneticiler Türk,savaşanlar Türk…İyi güzel de Araplar nerede:)Adları sanları duyulmuyor ama üzerlerine maaşallah bir vefa borcudur yükleniyor.Ve bu da “yanlış olmayan bir tesbit”olarak kabul görüyor.Ortalıkta hiç görülmemeleri ve çorbada hiç tuzları olmamalarına karşın demekki “hayali Araplar” uğruna birileri kılıç sallamış oluyor.Bilemiyorum,tarihi böylesi sübjektif yargılar üzerine kurmak ne kadar doğru.
İkinci husus,devşirme dediğimiz olay Osmanlı dönemine tekabül ediyor,Haçlı Olayları ise Selçuklu döneminde geçiyor.Bu detayın da atlanmaması gerektiğini düşünüyorum.Zira tarihsel olgulara ışık tutarken toplumsal evrimlerin,gelişim ve değişim süreçlerinin yerli yerine oturtarak tartışılması icap eder.Aksi takdirde tarih bilimi,”kahramanlar”ve “hainler”den oluşan birer masal kurgusuna dönüşmeye devam eder.
Yazan:aziz yılmaz Tarih: Haz 8, 2010 | Reply
idolleştirme olacaktı.
Yazan:Mustafa Akbaş Tarih: Haz 8, 2010 | Reply
Osmanlinin hakimiyeti altinda olan bütün milletler Osmanliya karsi savasmistir ve bu Osmanlinin sonu olmustur. Aziz Yilmaz Beyin Ifade ettigi gibi * Halkların kendi kaderini tayin hakkı diye bir şey vardır* Suudi Araplarin Osmanliya karsi savastigi gibi Libyali Araplar Italyanlara karsi , Cezayirli Araplar Fransizlara karsi, Fasli Araplar Ispanyollara karsi savasmislardir. Gecmis Tarihi olaylari oldugu gibi yani ceryan ettigi gibi görmek gerekir. Olaylari sonradan önyargi ile yorumlamak kimsenin faydasina olmaz.