Büyüklere Masallar I: Araplar Osmanlı’ya İhanet Etti
By Mustafa Akyol on Kas 23, 2007 in Kategorilenmemiş

[mustafaakyol.org da yayınlandı.]
Hürriyet gazetesinin eski tarih yazarı Murat Bardakçıoğlu gibi bir çok yazar “Din birleştirici unsursa Osmanlı İmparatorluğu neden battı?” diyor zaman zaman . Bu görüştekiler Başbakan Erdoğan’ın “Türkiye’de din birleştiricidir” sözünü eleştirirken “Din meselesi bu kadar bağlayıcı ise, biz, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde devletin hâkim ve en kalabalık unsuru olan Müslümanlar’dan neden kazık yemiştik ve Anadolu’da cumhuriyetin ilk yıllarında çıkan ayaklanmaların bahanesi neden hep ‘din’ olmuştu?” diye soruyorlar.
Aslında Bardakçı yeni bir şey söylemiyor: Türklere 80 yıldır anlatılan bir masalı tekrar ediyor. Bu masal, “Araplar ve diğer ‘Müslüman kardeşleriniz’ I. Dünya Savaşı’nda sizi sattı” diye başlar ve “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” diye de noktalanır. Türk’ün özellikle de Müslüman dostu yoktur…
Masal budur. Peki gerçek nedir?
Gerçek şudur: Osmanlı’nın çöküş döneminde Türk olmayan Müslüman unsurlar arasında gerçekten isyanlar başgöstermişse de, bu unsurların bir bütün olarak “ihanet ettikleri” kesinlikle söylenemez. Hatta Araplar sözkonusu olduğunda, Osmanlı’ya isyan edenlerin küçük bir azınlık olduğunu, buna karşılık Arap kabilelerinin çoğunun Osmanlılık ve Müslümanlık bağıyla İstanbul’a sadakat gösterdiklerini söyleyebiliriz.
Kürtler ise, daha da belirgin bir sadakatle önce Osmanlı İmparatorluğu’nu ardından da Milli Mücadele’yi desteklemişler ve Müslümanlık bağının getirdiği “kardeşlik”ten asla taviz vermemişlerdir. Ankara’nın kendisi bundan taviz verene kadar…
“Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek” isimli kitabımda, bu konuyu detaylı olarak inceliyorum. Burada, o kitabın ilgili bölümünden kısa bir pasaj aktarmakta yarar gördüm.
Evet, gerçek, Murat Bardakçı’nın gösterdiği gibi değil. Aşağıdaki gibi…
“Araplar” Osmanlı’yı Arkadan Vurdu mu?
Her Türk genci “Araplar’ın I. Dünya Savaşı’nda bize ihanet ettiğini” öğrenerek büyür. Oysa bu, ancak kısmen doğrudur. I. Dünya Savaşı’nda Mekke Şerifi Hüseyin’in İngilizler ile anlaşarak Osmanlı’ya isyan ettiği ve ordumuzu arkadan vurduğu doğrudur. Ama hep atlanan nokta Şerif Hüseyin’in “Araplar”ın tümünü temsil etmediği, aksine bir istisna olduğudur. Ortadoğu uzmanı tecrübeli gazeteci Cengiz Çandar, “Arapların ihaneti” söylemi ile tarihsel gerçek arasındaki önemli farka şöyle işaret ediyor:
“Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in Hicaz’da bazı Arap bedevi kabilelerini ayaklandırarak 1916′da İngilizlerle işbirliği yaptığı doğrudur. Ancak, Birinci Dünya Savaşı konusunda genel bir bilgisi ve fikri olan herkes, bunun ‘askeri açıdan’ tayin edici bir değer taşımadığını bilir. İngilizlerin daha sonra yerine getirmediği ‘bağımsızlık vaadi’ ile işbirliğine çektikleri Şerif Hüseyin’in ve oğullarının komuta ettiği bedevi kabileleri, Mekke-Maan hattında, yani ‘asıl cephenin gerisi’nde İngiliz kuvvetlerine yardımcı olmuştur.
‘Asıl cephe’, önce Şüveyş Kanalı ve Kanal Harbi’nde Türk-Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra Filistin’de kurulmuştur. Filistin’de tek bir Arap ayaklanmamıştır. Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da Türk kuvvetlerini ‘arkadan vuran’ herhangi bir olay olmamıştır. Arapların ezici çoğunluğu, İstanbul’a yani Türkiye’ye sadık kalmıştır… Arabistan Yarımadası’nın Hicaz bölümünden Akabe’ye kadar olan ‘cephe gerisi’ dışında, Arapların Türkleri arkadan vurduğuna dair tarihte herhangi bir kayıt yoktur.”(1)
Aynı gerçek, American-Israeli Cooperative Enterprise (Amerikan-Israil İşbirliği Girişimi) adlı düşünce kuruluşunun başkanı, Ortadoğu analisti Mitchell G. Bard tarafından da, sözkonusu kuruluşun sitesinde şöyle vurgulanıyor:
“O dönemin romantik kurgusunun aksine, Arapların çoğu I. Dünya Savaşı’nda Türklere karşı müttefiklerin yanında savaşmadılar. İngiliz Başbakanı David Lloyd George’un belirttiği gibi, Arapların çoğu, Türk yöneticileri için savaştı. [Osmanlı İmparatorluğu'na isyan eden] Faysal’ın Arabistan’daki taraftarları, bir istisnaydı.”
Araplar’ın topluca ihanet etmesi bir yana, bazıları Osmanlı ordularını fiilen desteklemiştir de. Konu hakkındaki uzmanlardan biri olan Dr. Zekeriya Kurşun’un ifadesiyle, “I. Dünya Savaşı’nda Türk ordusu ile beraber çeşitli cephelerde Türklerle omuz omuza çarpışan Arapların büyük yararlıklar gösterdikleri bir hakikattir.” (2)
Arap Milliyetçiliğinin Öncüsü Hıristiyan Araplardı
Üstteki hakikati teslim etmekle birlikte, Arap milliyetçiliğinin Osmanlı’da Türk milliyetçiliğinden daha önce geliştiğini belirtmek gerekir. Arap milliyetçiliği, 1860′larda, Suriyeli Arap entellektüeller arasında doğmuştu. Osmanlı İmparatorluğu’na ve yönetimindeki “Türklere” karşı ciddi bir antipati besleyen bu entellektüellerin dikkat çekici bir yönü ise, çoğunun Hıristiyan oluşuydu. Butros El-Bustani, Faris Şadyak, Nakkaş, Corci Zeydan gibi Hıristiyan Arapların öncülüğünde başlayan bu harekete katılan Müslüman Araplar ise, çoğunlukla Batılı fikirleri benimsemiş seküler aydınlardı. Arap milliyetçiliğini geliştirirken “Arapların İslam öncesi tarihlerine” ilgi duymaları, bundan kaynaklanıyordu.
Buna karşılık muhafazakar Müslüman Arapların çoğu, Osmanlı’ya sadakat duyguları içindeydiler. Hatta sadece Sünni Araplar değil, Irak ve Suriye’deki Şii Araplar arasında bile Osmanlı’ya ve Hilafet’e bağlılık duygusu vardı. (3) Bu konuda büyük bir otorite olan Prof. Kemal Karpat, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Arap milliyetçiliğinin, Hıristiyan Araplarınki hariç, aslında en son noktaya kadar “ayrılıkçı” olmadığına dikkat çekerek şöyle demektedir:
“Görülüyor ki Arapların ‘milli’ hareketi esasında ayrılıkçı bir hareket değildi. Arapların birçoğu Osmanlı hükümdarlarını yabancı bir sömürgeci güç olarak değil, sadece Arap kökeninden olmayan, iktidarda bir hanedan olarak görüyorlardı ve Osmanlı Devleti ve hanedanı Müslüman kaldıkça ve Arapların hayat tarzına saygılı oldukça, özlemlerini yerine getirmeye söz verdikçe ve onları Avrupa işgaline karşı korudukça, itaat etmekten geri kalmıyorlardı. Geçmişte şan ve şereflerini ilk hatırlayan veya hayal edenler ve tarihlerinin modern bir versiyonunu yaratmaya çalışanlar Müslüman değil Hıristiyan Araplardı.(4)
Abdülhamid’in Bilgeliği
İngiliz tarihçi Peter Mansfield’e göre, Osmanlı’daki Arap milliyetçiliğinin sınırlı kalmasının iki nedeni vardı: “Birincisi, bu Avrupa kökenli milliyetçilik fikirlerinin bu yerlere (henüz) işlememiş olması; ikincisi de, Sultan II. Abdülhamid’in İmparatorluğun elinde kalanını bir arada tutmak için uyguladığı başarılı ve kurnazca yöntemlerdi.”(5)
Tarihçi Zekeriya Kurşun da “Abdülhamid’in saltanatı boyunca Arap milliyetçiliğinin… önceki hızını kaybettiğine” dikkat çeker ve “Abdülhamid, Arap milliyetçiliğinin harekete geçmesini geciktirmiştir” yorumunu yapar.(6)
Sultan Abdülhamid’in politikasının temeli, 19. yüzyılda hâlâ devam eden dini bağlılık ve geleneksel siyasi sadakat faktörünü canlandırarak Osmanlı devletini ve ülke bütünlüğünü kurtarmaktı. Kürtler arasında kurulan Hamidiye Alayları bu büyük siyasetin uygulamalarından biriydi. Sultan, alaylar yoluyla “Kürtlerin babası” olarak anıldığı gibi, Arapların da hamisi oldu. Abdülhamid, uyruğundaki Arapların kalbini kazanmak için Arap ülkelerindeki dinsel kuruluşlara, tarihi camilerin onarım ve süsleme işlerine önemli bir fon ayırmış… çevresindeki danışmanları arasında Arap düşünürlerine her zaman iyi davranmış, değer vermişti. Bedevi Şeyhlerinin çocuklarını eğitmek için özel okullar açmış, bu yolla onlara Osmanlılık bilinci aşılamıştı. Bu politikanın siyasi meyvelerini de almıştı. Örneğin Peter Mansfield’a göre:
“1904′te Osmanlı Padişahı Sina üzerinde hak iddia ettiğinde, Mısırlı milliyetçi lider Mustafa Kamil, İslamcılık ruhu içinde, onun yanında ve Mısır’ın çıkarlarını savunan Lord Cromer’in karşısında yer almıştır.” (7)
Kurtuluş Savaşı’nda da ne kitlesel bir “Arap ihaneti” ne de “Kürt ihaneti” yaşandı. Aksine Kürtler, Kurtuluş Savaşı’nı canla başla desteklediler. Mustafa Kemal Paşa, “Müslüman kardeşliği” temasına dayalı propagandasıyla onları kazandı.
Murat Bardakçı’nın sözünü ettiği Şeyh Said isyanı ise, ancak Kurtuluş Savaşı’nın bitmesi ve “Müslüman kardeşliği” temasının hızla yok olup, yerine “herkes Türk’tür” anlayışının belirmeye başlamasından sonra patlak verdi…
Kısacası yakın tarihimiz, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” anlayışını doğrulayacak şekilde gelişmedi.
1) Cengiz Çandar, “Sharon’cu Vicdansızlar-Filistin Yalanları”, Yeni Şafak, 5 Nisan 2002
2) Zekeriya Kurşun, Yol Ayrımında Türk-Arap İlişkileri, İrfan Yayınevi, İstanbul. 1992, s. 153
3) Kemal Karpat, İslam’ın Siyasallaşması, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2004, s. 379
4) Kemal Karpat, İslam’ın Siyasallaşması, s. 594
5) Peter Mansfield, Osmanlı Sonrası Türkiye ve Arap Dünyası, s. 30
6) Zekeriya Kurşun, Yol Ayrımında Türk-Arap İlişkileri, s. 30
7) Peter Mansfield, Osmanlı Sonrası Türkiye ve Arap Dünyası, s. 29; Peter Mansfield, The British in Egypt, Londra, 1971, s. 164-165
8 [?]




5 Yorum
Yazan:Talha CAN Tarih: Kas 24, 2007 | Reply
Elinize sağlık Mustafa Bey,
maalesef yakın tarihimizde maruz kaldığımız budama tarihi gerçeklere de el atmış durumda. Eskinin yerine daha iyi yeni anlayışını yerleştirmek için bilinçli bir şekilde yanılgıya düşürme olduğunu düşünüyorum. Araplar’dan ve Arapça’dan uzaklaştırmak için üzerimizde oynanan bir ayar(!)
muhabbetle…
Yazan:nefise Tarih: Oca 31, 2009 | Reply
ben musluman kardesliginden bahsederken,ya araplarin ihaneti dedi arkadasim. Bende oyle biliyordum kulaktan dolma ona katildim kendimce yorum yaptim yalniz kaldigimda bilmediyim arastirmadigim icin vijdanim rahat birakmadi ve acip okudum burayi Rabbim rai olsun sizden. slm ve dua
Yazan:Serkan Çekiç Tarih: Şub 1, 2009 | Reply
Araplara duyulan antipati yanlızca birinci dünya savaşıyla sınırlı değil kaldıki 1. dünya savaşındaki arapların sadakatsizliği yanlızca kanal cephesiylede sınırlı değil.Konuya önce birinci dünya savaşından girmek isterim ingilizlere yapılan yardım istisnai bir durum olarak gösterilsede hayatiydi arapların o bölgede ingilizlerle işbirliği yapmaması ingiliz ilerleyişini yavaşlatmakla kalmaz durdururdu. Fakat böyle olmadı arapların fiilen cephede savaşan kitlesi istisnai olsa bile cephe gersinde gerek ikmalde gerek lojistikte ingilizlerle olan işbirliği atlanmamalı. Bunun dışında bazı otorite boşluklarında basra ve bağdatta çıkan isyanlarıda atlamamak gerek. Kanal cephesi haricinde çanakkale ve kafkas cephelerindeki generallerin arap tümenlerini alma konusundaki isteksizlikleri ve çanakkalede savaştan kaçan arap sayısının kabarıklığı birinci dünya savaşından kalma antipatiyi körükleyen diğer nedenlerden. Diğer yandan bu antipati birinci dünya savaşından çok daha öncelere uzanıyor emeviler döneminde cihat anlayışıyla türkler üzerine yapılan seferler ve bu seferlerin oluşturduğu nefretin nesilden nesile aktarılmasıyla başlayıp yakın zamanda suriyenin abdullah öcalanı teslim etmek konusundaki tutumuna değin uzanıyor. Yavuz dönemindede araplara karşı antipatinin sonuçlarını görmekte mümkün. Bunun yanında Napolyonun mısıra çıktığında kahirede neredeyse hiç bir direnişle karşılaşmaması ki bunu direk napolyon kendi söyler bu antipatiye neden olan diğer yan sebepler. Kaldıki aynı antipati araplar tarafındada mevcut arap tarih kitaplarında türklerin arapları sömürdüğüne dair yazıların yanında bir çok entellektüel arapta şu anki durumdan büyük ölçüde türklerinde sorumlu olduğunu düşünüyor. Geçmiştede arapların türkleri moğollarla birlikte yecüc ve mecüc olarak kabul ettikleri bilinen bi gerçek. Bu durum aynı zamanda İslamın birleştirici bir etken olamk için yeterli olmadığınıda kanıtlıyor. Ben bu tür şeylerin saçma olduğunu düşünsemde türk halkındaki antipatiyi haksız bulmakta pek doğru değil bana göre.
Yazan:mahmut Tarih: Şub 20, 2009 | Reply
arapların osmanlıya ihanet etmedi diyenleri aslında götürüp araplarla yaşatacaksınki ondan sonra buarapların nasıl hain bir millet oldugunu görsünlerde anlasınlr.Dedem anlatıyordu bağdat cephesinde araplar bizi arkadan vurdular yoksa ingilizler bizle baş edemezlerdi.Cephe bozulunca daha bağdatdan çıkmadan bizim osmanlı askerlerini araplar karnınızda altın var diye katletmeye başladılar.Bağdatdan 200 kişi çıkdık kimisi açlıkdan çoguda arapların çöllerde bizi durdurup karnını deşip altın aradılar en son suriye sınırında iki kişi kalmıştık aydından memet isminde bir arkadaşımdı bir arap atlı bizi durdurdu zaten 3 ay yayan gelmiştik yürüyecek halimiz yoktu arap geldi ente osmanlı ceyş / sen osmanlı askeri/ dedi sanki asker oldugumuz alnımızda yazılı ben arapça biliyordum beni bıraktı memet tutdu çok yalvardım arkadaşımı öldürmesin diye dedimki/ biz muslumanız ALLAHIN MUHAMMEDİN hatırına bırak bizi LE LE /YOK YOK OLMAZ sizin karnınızda altın varmış ne kadar yok dedisekde hançeri arkadaşım memetin karnına soktu göksüne kadar yardı ve bagırsaklarında altın aradı….Dedem bunu anlatırken çok ağlardı Arapların kendi bir sözleri vardır derlerki EL HAİN ME YİFLEH /HAİNLER İFLAH OLMAZ.Bütün araplar suriyesi ürdün mekke medine bölgesi yemeni filistini hepsi ihanet etmişlerdir bakın eski suriye kağıt parasının bir tanesinde Suriyedeki RİBA BOĞAZININ demir yolu üzerinde resmi kağıt paralara basılmıştır nedeni ise riba boğazında demir yolunun önü kesilmiş ve tren boğaza girince pusuya düşürülüp 4000 askerimiz şehit edilmiştir bilmiyorum hangi birini anlatalım.
Yazan:ismail Tarih: Ara 12, 2009 | Reply
ben bu hıyanet konusundaki görüşlere katılmıyorum. çünkü hainlik ettiklerini düşünmüyorum eden kesim sadece hıristiyan araplardı dolayısıyla da hainlik etmeleri de gayet doğaldı din duygusu dolayısıyla. biz ise bütün arap milletini bi kefeye koyduk ve hepsine birden hayin dedik hemde adam akıllı bi araştırma yapmadan ve yapılmadan. ama ben bu yönde halkı da suçlayamıyorum. bana göre bunun tek suçlusu bu yönde doyurucu bi araştırma yapıp halkı aydınlatmayan akademisyen ve araştırmacılardır. zira bu görev herkesten önce onlara düşmektedir. ama bir iki akademisyen dışında bunu yapana pek rastlayamamaktayız sanırım bu da bizim ayıbımızdır. tabi bu bizim onların araştırmalarıyla sınırlı kalacağız anlamına da gelmemeli ve bu konuyu biz de araştırmalıyız ve ondan sonra kessin bir kanıya varmalıyız. yani sadece bize analatılan kulaktan dolma bilgilerle yetinmemeliyiz. böyle bi hataya düştüğümüz zaman resmen yargısız infaz yapmış oluruz. herşeyden önce çanakkale de canını veren onca arabı da unutmamalıyız ve herzaman bilmeliyiz ki osmanlı devletinde türkü, kürdü ,lazı ,çerkezi ,arabı hep birlikte kardeşçe yaşamışlar ve türkiye cumhuriyeti de osmanlıdan bunu miras almıştır ve dolayısıyla bu tür iddialar ayırıcılıkan başka bi amaç taşımamaktadır ve kessinlikle de asılsızdır. eminim ki araştırıldığında da bu yöndeki gerçekler gün yüzüne çıkacaktır. araştırmadan biz bu iddiaya inanmamalı ve sağduyulu olup bu hataya düşmemeliyiz. esenlikle kalın