Kuzey Irak’a girelim mi?
By Mehmet Yılmaz on Eki 15, 2007 in Dış Politika, TSK, Terör
Düşmanlarımızın eline büyük bir koz verdik geçtiğimiz hafta. Türkiye’de yükselen ve Derin Düşünce anketlerine de yansıyan hassasiyet ile bizi KULLANMAK isteyenlere nereden tutmaları gerektiğini bir kez daha gösterdik.
12 sivil ve 13 asker olmak üzere 25 insan öldürüldükten sonra okurlarımızın %60’ı PKK terörüne tepki olarak bir askeri harekât istiyorlar.
Anket sonuçlarına bakarsak (bu makalenin yayına hazırlandığı 15 ekim sabahı) EVET diyenlerin yarıdan fazlası harekâtı bir çözüm olarak değil güç gösterme ve intikam alma fırsatı olarak değerlendiriyor.
Daha önce yaptığımız Kürtçe ile ilgili anketimize gelen cevaplar da şehit haberlerinden sonra birden sertleşmiş, “Terör bitmeden Kürtlere hiç bir hak verilemez” seçeneği tek başına sürekli puan kazanmıştı.
Terörist = Kürt ve çözüm = intikam seklinde özetleyebileceğimiz bakış açısı birden ülkemize hâkim oldu.
Tartışma bir sorun-çözüm eksenine oturmadığı için “sınır ötesi” harekâtın ne anlama geldiği belirsiz. İnsanlarımız neyi kapsadığı bilinmeyen bir harekâtı destekliyor.
Mantıksal sebeple, bir çözüm olacağından mı yoksa duygusal sebeple, intikam almak için mi? Çözümün askerî bir harekât ile gelmesi için sorunun tabiatının da tamamen askerî olması icab etmez mi?
Öncelikle sınırın ne kadar ötesine girmek ve ne kadar kalmak söz konusu?
1) Türkiye’de başlamış bir takibin sonuçlandırılması için bir kaç haftalığına 5-10 km kadar,
2) PKK üslerini yok etmek ve bir güvenlik şeridi oluşturmak için 6 ay-1 yıllığına, 30 km,
3) Musul ve Kerkük gibi büyük şehirleri kontrol altına almak ve bu şehirlerle kuzeyin bağını keserek PKK’nın maddi yardım almasını engellemek için bir kaç yıllığına.
KAZANÇ VE KAYIP İHTİMALLERİ
Takip amaçlı, 5-10 km
Bugüne kadar yapılmış 24 sınır ötesi operasyon bu kategoriye giriyor. Her seferinde bir kaç hafta süren bu harekâtlardan en büyükleri şöyle oldu:
• 5 ekim – 15 kasım 1992
• 20 mart – 2 mayıs 1994
• 12 mayıs – 7 Temmuz 1997
• 25 eylül – 15 Ekim 1997
Aşağıda askerî bir bilançosunu da sunacağımız bu harekâtların yanında 25 yıldır süren bir mücadele var sınırların bu tarafında. TSK’nın basına verdiği demeçlere göre askerlerimizin PKK ile Türkiye’deki çatışmalarında en büyük sorunlar :
a) Askerlerin bölgeyi tanıMAması,
b) PKKlıların sıradan köylülerden ayırd edileMEmesi,
c) Sınırlarımızdan içeri giren militan ve malzeme.
Yani sorun bir grup PKK’lının eylemden sonra Irak’a kaçması değil. PKKlılar bizim topraklarımızda bizim askerlerimize pusu kuruyor ve yeni eğitimden çıkmış erlerimizin bölgeyi ve halkı iyi tanımamasından istifade ederek onları öldürüyor. Bu tabloya bir de :
1) Koruyamadığımız sınırlardan içeri silah ve terörist girdiğini,
2) Ve PKKlılar ile erlerimiz arasındaki askerî tecrübe farkını,
eklersek meselenin askerî boyutunu ihata etmiş oluruz.
Şu halde Şırnak veya Hakkâri’yi tanımayan, Bingöl’de faaliyet gösteren bir terörist ile sıradan bir Bingöllüyü ayırd edemeyen bir Türk subayı veya eri sınırın öbür tarafındaki dağları, vadileri nasıl daha iyi tanıyabilir? Iraklı bir köylüyü bir PKK’lıdan nasıl ayırd edebilir? Özetle nasıl Türkiye’de olduğundan daha “başarılı” olabilir?
Türkiye’deki bir takibe bakarak sınır ötesi bir takipte öldürülecek terörist başına daha fazla kayıp verebiliriz. Bunun yanında Iraklı sivillere de Türkiye’de olduğundan daha fazla zarar verilmesi ihtimal dahilinde.
PKK üslerini yok etmek ve bir güvenlik şeridi oluşturmak için 6 ay-1 yıllığına
300 kmlik Irak sınırı’nın diğer tarafı da 3000-4000 m yüksekliğindeki dağlarla ve sarp kayalıklarla kaplı. Kendi sınırlarımız içinde, polisin, sivil yöneticilerin işbirliği yaptığı bir ortamda bir güvenlik şeridi oluşturamadık. Hal böyleyken yabancı bir ülkenin topraklarında bu şeridi nasıl oluşturabiliriz?
Diğer yandan PKK üsleri meşru bir devletin askeri üsleri gibi değil. Ordumuzun karşısında etrafı dikenli tellerle çevrili, PKK bayraklarıyla süslenmiş bir askerî üs yok.
Eskiden dağların arasına saklanan teröristler bugün şehir içini tercih ediyorlar. 500 tane teröristi öldürürken bunun on misli kürdü PKK sempatizanı yapmak an meselesi. Kaldı ki birliklerimiz sivillere hiç bir zarar vermeseler bile 12 gariban köylüyü gözünü kırpmadan öldüren PKK pekâlâ bir okulu veya camiyi içinde masum insanlarla birlikte yakıp “bunu Türkler yaptı, işte Türk vahşeti” diye propaganda yapabilir.
Yıllardır ne Kıbrıs, ne PKK ne de 1915 olayları konusunda derdini dünyaya anlatamayan Türkiye Irak’a girdiği andan itibaren PKK, Ermeni ve Rum lobilerinin hücumuna uğrayacaktır. CNN veya BBC gibi güçlü bir küresel medyaya sahip olmayan ülkemizin böyle bir iletişim savaşına karşı hazırlıklı olduğu söylenemez.
Musul ve Kerkük gibi büyük şehirler ile kuzeyin bağını keserek PKK’nın maddi yardım almasını engellemek için bir kaç yıllığına girmek
Yukarıda da açıkladığımız gibi kısa süreli harekâtlar yarardan çok zarar getirebilir. Zira Irak’ın içlerine girerek PKK’ya kendi kaynaklarına daha yakın savaşma imkânı sağlamış oluyoruz. Oysa bizim askerlerimiz üslerinden uzaklaşarak gıda, yakıt ve cephane temin hatlarını uzatmış olacaklar.
Bunun önüne geçmenin tek yolu Kuzey Irak’ın büyük şehirlerini yani Musul ve Kerkük’ü almak veya en azından bu şehirleri kuzeyden kuşatarak Kuzey Irak ile bağlantıları kesmek.
Kuzey Irak’ın zaten kırılgan olan ekonomisinin tamamen durduracak, milyonlarca insanı açlığa mahkum edecek böyle bir uygulama ile petrol fiyatlarının da bugünkünün çok üzerine çıkacağını da tahmin etmek zor değil. PKK terörü büyük bir sorun. Ama Kuzey Irak’ta uzun süre kalan 50 bin Türk askeri bundan çok daha büyük yeni sorunlar üretebilir.
Güneydoğu Anadolu bölgesi kadar geniş bir alanı kontrol etmek için askeri üsler ve karakollar kurulması gerekecek. Türkiye’dekilerin güvenliği sağlanamazken çatışma bölgesini iki misli genişletmenin faydası ve zararları da tartılmalı elbette.
Uzun sürecek bir savaşın ekonomik yükünü hafifletmek için Musul-Kerkük petrollerinden istifade etmek durumunda da kalabiliriz. Birçok bakımdan petrol çalmak için Irak’a giren başka ordulara benzeme ihtimali var ordumuzun.

DEĞERLENDİRME
Birinci yöntem 24 kez denendi ama PKK’nın daha geçen hafta 25 insanımızın şehid etmesi önlenemedi.
İkinci ve üçüncü yöntem ise PKK teröründen çok daha büyük sorunlar üretebilir bizim için :
1) Kuzey Irak’ta geniş bir bölgeyi uzun süre işgal etmek zaten koruyamadığımız Suriye ve Iran sınırlarımızın uzaması anlamına gelir,
2) Talabani, Barzani ve PKK “ortak tehlike” karşısında daha kolay birleşebilirler,
3) Bugün dahi PKK’ya M16 piyade tüfeği vermekten çekinmeyen ABD ordusu yarın stinger füzeleri taarruz helikopterleri, zırhlı araçlar verebilir. 6 gün savaşlarında İsrail “tek başına” Mısır, Suriye, Ürdün, Irak, Suudi Arabistan’a karşı savaşabilmişti. Gerçekte Amerikan Hawkeye uçakları Arap birliklerinin yerlerini, yakıt ve cephanelerini İsrail birliklerine bildiriyorlardı.
4) Bölgede güçlü bir Türkiye’den ziyade kukla bir Kürdistan görmeyi tercih edecek bazı AB ülkeleri ve İsrail PKK’ya istihbarat ve elektronik harp desteği verebilir,
5) “Türkiye Irak’ı işgal etti” haberi zaten 85 dolar sularında olan petrol fiyatını daha da yukarı fırlatır ki bu hem sınır ötesi harekâtın maliyetini arttırır hem de ülke ekonomisine ağır bir darbe indirir. Zira petrol ithalatta en büyük kalemlerden biridir.
6) “Savaşa girmiş bir Türkiye” imajı turizm açısından gerçek bir yıkıma yol açar. Zira turizm sektörü en büyük döviz girdilerini sağlayan sektörlerden birisidir.
7) Uluslararası propaganda ve diplomasi konusunda henüz emekleme çağını yaşayan Türkiye, Türk düşmanı lobilerin propagandalarına karşı koyacak vaziyette değildir. Fransa ve ABD meclislerinde oylanan “Ermeni davasına destek” mahiyetindeki yasalar bunun en yakın ve somut örneğidir. Son yıllarda sağlanan ilerlemeler bir ölü bebek fotoğrafıyla tuz buz olabilir. Son zamanlarda İsrail ile olan ilişkilerimizde belli bir soğukluk yaşadığımız için Yahudi lobisinin de bir kısmı Türk karşıtı cepheye katılacaktır.
8) ABD dünyada en fazla silah ve petrol üreten ülkeler arasındadır. Bu sebeple Irak savaşı gibi “kontrollü” savaşlar bu ülkenin ekonomisini canlandırır. Oysa Türkiye dünyanın en çok silah ithal eden ülkelerinden biridir. Petrol ve doğal gaz ithalatının dış ticarette tuttuğu yere bakarak Kuzey Irak’ta uzayan bir savaşın ülkemiz için yıkım olacağı açıktır. Zaten yetersiz olan eğitim, sağlık ve altyapı bütçelerimizin kısılarak silah ithaline aktarılması bizi 50 yıl geriye götürür.
9) ABD 11 Eylül’e cevaben Afganistan ve Irak’a saldırdı. Doğrudan ve dolaylı olarak 1 milyondan fazla insanın ölümüne sebep oldu. Birçok uzmanın da dile getirdiği gibi Irak’ın işgalinin öncesine bakarak ABD bugün çok daha büyük bir terör tehdidi ile karşı karşıya. Bu durumdan Türkiye ders çıkarmalıdır. Türkiye’nin gerçekleştirdiği sınır ötesi harekâtlardan en büyük dördünde 5701 PKKlı öldürülmüş olmasına rağmen terör sorunu devam etmektedir. Geniş bir alana yayılan ve uzun süren bir harekâtın öldüreceği teröristten daha fazlasını üreteceği de aşikârdır.
10) Terörist ile mücadeleyi terör ile mücadele etmek sanan insanlar artık uyanmalıdır.
11) Lobisi çok kuvvetli olan İsrail dahi Lübnan’a girişinde uluslararası yanlızlığın bedelini ödedi. ABD’nin Irak’ı işgali sırasında çektiği “yanlızlık” da kendini hissettirdi. ABD dış politikasında yeni arayışlar gözleniyor. Türkiye ise asla uluslararası bir izolasyona katlanacak durumda değildir.
12) Savaşın uzamasını ve Türkiye’nin daha çok silah ithal etmesini isteyebilecek Raytheon Missile Systems gibi firmalar Afganistan’ı işgali sırasında Rusya’ya kan kusturan ısı güdümlü Stinger füzelerini PKK’ya verebilir. Bu ihtimal göz önüne alınmalı, “temiz” bir harekât” için önerilen hava saldırıları sırasında uçaklarımızın düşürülebilme riski ile PKK’nın eline esir düşebilecek bir kaç pilotun sebep olacağı moral ve propaganda etkisi unutulmamalıdır. Stinger tipi ucuz silahlar asimetrik savaşların vazgeçilmez ögeleridir. Zira katalog fiatı 40 bin doların altında olan böyle bir roket atar ile General Dynamics - Lockheed Martin yapımı 18 milyon dolarlık bir F16 Savaşan şahin düşürülebilir.

SAVAŞ TANRILARI KURBAN İSTİYOR
Saygı Öztürk’ün Genel Kurmay verilerine dayanarak yazdığı “Sınır Ötesi Savaşın Kurmay Günlüğü” adlı kitap şöyle diyor :
4 büyük operasyonun sonuçlarına baktığımızda 5.701 ölü, 1.697 yaralı olmak üzere 7.398 PKK’lı ele geçirildi. Aynı harekatlarda 22 subay, 12 astsubay, 176 erbaş ve er 27 geçici köy korucusu olmak üzere 237 asker şehit düştü. Aynı harekatta 54 subay, 48 astsubay, 582 erbaş ve er, 55 Geçici Köy Korucusu olmak üzere 739 güvenlik mensubu yaralandı.
Yazar bu harekâtları bir başarı gibi göstermek istemiş ama bu bilanço oldukça eksik, “pasif” hanesine şunları eklemek icab ediyor :
1) 1980’lerde “bir avuç eşkıya” olan bir grup bugün dünyanın her yerinde temsilcilikleri olan, uyuşturucu, silah kaçakçılığı ve insan ticaretinden beslenen bir örgüt oldu,
2) 40 bine yakın insan öldü,
3) 300 veya 400 milyar dolar harcandı, (Irak’ın işgaline ABD’nin harcadığı kadar)
4) Türkiye yurt dışında saygınlık kaybetti,
5) Türk ekonomisi birçok projesini erteledi.
PKK terörüyle değil tek tek teröristlerle mücadele ettiğimiz için sorun çözülemiyor. Buna rağmen savaştan rant bekleyen kimi kurumlar taptıkları savaş tanrıları yani Silah ve Petrol için kurban istiyorlar bizden.
Ne acıdır ki hür tartışma ortamının baş aktörleri olması gereken siyasi partiler bile kan kokusunun sarhoşluğundan kurtaramıyorlar bazen kendilerini. Böyle önemli bir kararın tartışılmasını engellemek için herkesi terörist ilân etmekten çekinmiyorlar.
KUZEY IRAK’TA PETROL ŞEHİDİ OLMAYA HAZIR MIYIZ?
Savaş bir oyun değildir. “ölü ele geçirilen” diye sunulan istatistikler basit sayıları değil O’nun verdiği birer canı temsil eder. Düşmanlar da dâhil olmak üzere ölecek olan herkes insandır. Asıl olan daha çok düşman öldürmek değil daha az düşman edinmektir.
5000 terörist öldürmek demek bunun 4 veya 5 misli insana baba, oğul, kardeş veya eş acısı tattırmak, bir o kadar potansiyel terörist ve terör yandaşı üretmek demektir.
PKK sorunu 25 yılda 40 bin can aldı. Oysa Irak petrolünü çalmak için gelenler sadece son 5 yılda yaptıklarıyla 1 milyon Iraklının dolaylı veya doğrudan ölümüne yol açmaktan çekinmediler. Birinci körfez savaşından sonra uygulanan ambargo ile petrol çarklarına milyonlarca çocuğun rızkını alet etmeye utanmadılar.
Bu kanlı masaya oturmaya hazır mıyız? Petrol ve silah tacirlerinin pazarlık masalarına meze olmaya hazır mıyız? PKK’nın 25 yılda kıydığı canı 5 yılda vermeye hazır mıyız? Petrol şehidi olmaya hazır mıyız?
Videolar
Kuzey Irak’a girmek için en iyi 10 sebep
Yazılar
PKK ile mücadelede yapılan yanlışlar hakkında PKK… Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?
Kürt kimliği ve yakın tarihimiz hakkında Ax! Welate min – Ah! vatanım
Sözde düşünce kuruluşları ve Türkiye’ye kurulan tuzaklar hakkında Düşünce teröristleri
6 [?]







26 Yorum
Yazan:arif Tarih: Eki 15, 2007 | Reply
Mehmet bey, Türkiyenin hiçbirşeye karışmadan bu badireden sıyrılabilmesi en iyi tercih olurdu. fakat bölge kanıyor ve bu kan kaybında Türkiyenin en azından şu ana dek bir suçu yok. Fakat bu ne kadar sürebilir. Artık Türkiyenin buraya müdahil olması kaçınılmaz sınıra doğru yaklaşıyor. Zira sınırötesine karışma ve başka karışanlar bu bölgeyi istediği gibi şekillendirsin, sen seyirci ol. Yada en makul dengeyi tutturarak gidişata müdahil ol ikilemi paçamızdan çekmeye başladı. Eğer Irak’a ordu girerse şüpheniz olmasınki başarılı olur. Ordunun başarısı demek elbette savaşın yıkım ve acısını göz ardı etmek değildir, ancak seni her fırsatta pusularda öldüreceğizin bir cevabı olmalıdır.
Harekat bilançoları operasyonun başarısı hakkında esaslı fikir veriyor. 5701 terörist kaybına karşılık,237 kayıp! Ordunun siyasete müdahil olması, hele komutanların felsefe parçalamasından hoşlanmam ancak, gerçek işlerini ne denli iyi yaptıklarından kimsenin kuşkusu olmamalı. Eğer Irakta yaşananların böyle sürüp gitmesi gönül rahatlığıyla kabul ediliyorsa denecek birşey yok. Ancak bu yangın yürek dağlamanın ötesinde artık bizede sirayet ediyor. Ciddi bir devlet buna seyirci kalamaz. Kuzey Iraklı Kürtlerin ABD çekilince ne olacak halimiz paniğinin cevabıda bu operasyonda şekillenecektir. Yani Türk askeri gerçek bir kurtarıcı gibi karşılanırsa kimse şaşırmasın. ABD nin güvenli bir çekiliş programıda garanti altına alınmış olur. Kürt devleti ne olacak diye bir soru gelebilir akla. Talabani bunun en azından bugün için gerçekçi bir talep olmayacağını kabul ediyor zaten. Daha fazla kan kaybına kimsenin tahammülü yok. Hele ölenlerin kahir ekseriyeti müslüman kardeşlerimiz ise.. İstanbulda toplanacak Iraka komşu ülkeler konferansı bu operasyonun altyapısı için diplomsimize iyi bir fırsat sağlıyabilir.
Görelim mevla neyler…
Yazan:TT Tarih: Eki 16, 2007 | Reply
Sanki sınır içinde üzerimize düşeni yaptık ta problemin çözümü için sınır ötesi gösteriliyor.
Org.İlker Başbuğ’un dağa çıkmayı engellemede başarısız olduk itirafı aslında olan bitenin özetiydi..
Son olaylarda terörü kullananlar ne istiyor? Sorusu üzerinde düşünmek gerekiyor..
Yazan:Kutsal Tarih: Eki 16, 2007 | Reply
13 askere pusu kurulunca, Kanal D ekibi Şırnak diyarbakır istanbul’dan yayın yaptı,
Şimdi soruyorum sizce M A Birand gerçek manada şehidlik kavramı ile yan yana gelirmi? Bu habercilik gayretinin gerçek sebebi ne?
Demek ki Allah için yapılan bir şey olsa m a birand onunla yan yana gelmez. Ayrıca şehidliği bırakın bu topraklar yararına başka sevgiler için mabirand bu sevgileri yüceltmek için yan yana gelirmi? Seküler manada yan yana düşünebilirim ama amentü noktasında uyanık olun müslümanlar.
Başka bir durum daha var, kadir gecesinden önce olan bu olay Kadir gecesinde camilerde toplanan, ellerini semaya açmış milyonların duygularının arasına karıştı, bir nebze hain planı yapanların amaçladıkları gerçekleşti malesef. Kadir gecesi duaları bulanıklaştı, hocalar yoldan şaştı, alet oldular, en kötüsüde bu oldu.
Toplumun düzeltmesi gereken kutsal değerlerinin tamda düzeltilmeye çalışılırken üstüne bu olayın/pusunun boca edilmesi malesef beni dahada işkirlendirdi, tamda hakkımı helal etmiyorum, yargıtay çocukları general çocukları niye şehit olmuyor, denirken, Allah için mi çatışıyoruz gibi sorular sorulurken.
Bu askeri hareket yani Irak’a girmek bizim yine kutsal değerlerimizi kullanmalarını engellemeyecek, hatta arada bir asker ABD ile çatışıyor gibi araya haberlerde sıkacaklar ki (kutsallık maksimum olacakki) arkamızdan yürüyenimiz çok olsun, daha inandırıcı olacakya. Meleketimizdeki godomanlar rahat kazansın, onlar yataklarında bizimkiler toprakta rahat yatsın hesabı hep kaşımıza çıkacak.
Bu terörü kullananların en önemli aracı kutsal değerler amacı bizim memleket değil, müslümanlar hiç değil.
Bizi bunlardan kurtaracak tevhid dini islamdır.
/
KORAY DÜZGÖREN,YENİŞAFAK ta yazıyor.
Gerçeğe ulaşmak için önce onu istemek lazım
Son günlerde iyice kabaran milliyetçi söylemler, sınırötesi operasyon beklentileri, hatta -ABD, Irak Kürtleri, kim olursa olsun farketmez- savaş çağrıları için iki önemli olaya kuvvetle atıf yapıldığını biliyorsunuz.
Hangi yetkili bu konuda konuşsa, hangi köşe yazarı bu meseleyle ilgili yazsa –tabii birkaçını hariç tutmak şartıyla- ’sabırları taşıran’ iki olaydan mutlaka söz ettiğini görüyoruz.
Bunların biri, 29 Eylül tarihinde Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Beşağaç köyü civarında bir minübüs içinde 12 Kürt köylüsünün öldürüldüğü katliam.
İkincisi ise, bundan bir hafta sonra Gabar Dağı civarında operasyondan dönen seçme bir komando birliğine yapılan saldırı sonucu 12 askerin yaşamını yitirdiği olay.
İkincisi PKK tarafından açıkça üstlenildiği için şimdilik bu konuda bir şeyler söylemek için zaman erken. Bu olayla ilgili soru işaretlerini şimdilik bir tarafa, tarihe bırakalım.
Ama birincisi için, o zaman da kuşkularını belirtmiş biri olarak şimdi yeni bazı bilgilerin de ortaya çıkmasından sonra birkaç şey söylemek boynumuz borcudur.
O bölgeden gelen her habere şimdiye kadar hep kuşkuyla baktım.
“Çok açık, tartışmasız” diye sunulan olaylarda, hele de resmi ağızlardan yapılan açıklamalar ya da örgüt kaynaklarından gelen bilgiler karşısında hep sorular sordum. Önce kendimi ikna etmek zorunda olduğumu bilerek meselelere yaklaştım. Bu sayede her olayda da haklı çıktım.
Bu yaptıklarımın matah bir şey olmadığını söylemeliyim. Zaten her gazetecinin yapmak zorunda olduğu şeyler bunlar.
Lafı uzatmayalım. Konuya dönelim.
Yanlış hatırlayabilirim diye bu yazıyı yazmadan önce olayla ilgili bir arşiv taraması yaptım.
“Bölücü örgüt yandaşı” diye suçlananlar dışında kalan hemen bütün gazeteler olayı kayıtsız şartsız PKK’nın eylemi olarak duyurmuştu.
Hatta resmi açıklamalardan, bazı güvenlik yetkililerinden alınan bilgileri dahi kendi muhabirlerinin ağzından vermişlerdi..
Gazeteciliğin klasik, “iddia edildi, ileri sürüldü” gibi jargonlarına dahi başvurulmamıştı.
Olay yeri Genelkurmay’ın ilan ettiği yasak bölgelerden birinin içindeydi.
Üstelik olaydan sonra yapılan resmi açıklamalarda cevaplanmayan birçok soru işareti vardı. Ertesi gün bölgeye giden gazeteciler olayın gerçek görgü tanıklarıyla değil, geçmişte de bir takım karanlık, kanlı olaylara karışmış korucu ailelerin adı bilinen reisleri tarafından karşılandı.
Onlar köylüler adına basın mensuplarına açıklamalarda bulunarak katliamı PKK’nın yaptığını söylediler. Daha sonra olay yerine gelen bakanlar ve milletvekillerine de aynı kişler tarafından aynı şeyler anlatıldı.
Benim aldığım bilgilere göre köye gelen aşiret reisleri şunlardı:
Jirki Aşireti lideri Tahir Adıyaman, Tatar ailesi lideri Beşir Tatar, Babat ailesi lideri Hazım Babat ve Tayan aşireti lideri Kamil Atak.
Bunların hepsinin uzun yıllar devletin hizmetinde, devletin birtakım operasyonlarında görev almış, PKK’ya karşı savaşmış aşiret liderleri ve korucubaşları olduğunu hatırlatalım.
Peki işin aslı neydi? İçlerinde 7’si korucu olan 12 köylü neden ve kimler tarafından öldürülmüştü?
Son gelen haberlere bakılırsa mesele, korucubaşlarının çıkar ilişkileriyle ilgiliydi.
İddialara şöyle:
Olayın cereyan ettiği Beşağaç Köyü 1993 yılında güvenlik güçleri tarafından boşaltıldı.
Köylüler çaresiz Hakkari, Van ve Beytüşşebap’a göçtüler. Yıllar sonra, 2004′de devletin koyduğu şarta uyup koruculuğu kabul ettikleri için geri dönebildiler.
Fakat döndüklerinde yaylalarının başka bir korucu aşiret tarafından işgal edildiğini gördüler. Buna rağmen yaşamlarını sürdürmeye koyuldular, köylerini yeniden inşa etmeya çalıştılar.
Köyün su meselesini çözmek için de KÖYDES projesine başvurup üç ay önce ihale yapılmasını sağladılar.
200 milyarlık ihaleyi Beytüşşebap’lı Kamil Durmuş ve Yusuf Ataman’ın alması işgalci korucuların tepkisine yol açtı.
İddiaya göre ihaleden pay alamayan ve su projesiyle Beşağaç köylülerinin bölgeye iyice yerleşmelerini istemeyen işgalciler müteahhidi sürekli tehdit etmeye başladılar. Köylüler ve şirket direnince de işi silahla engellemeye karar verdiler. Nitekim işçileri taşıyan minübüs olay günü inşaattan köye dönüyordu.
Gelen son haberlere bakılırsa bu durumu ve olayın asıl faillerini, güvenlik güçlerinin bölge yetkilileri ile idari makamlar da çok iyi biliyor.
Hatta iddialar, katiamın güvenlik güçlerinin gözetim ve koruması altında gerçekleştirildiğine kadar uzanıyor.
Biz de buradan, “Hadi bakalım” diyoruz. PKK ‘günah keçisi’ne sığınmayı bırakıp bir de bu iddiaları kovuşturum.
Gerçeklere, eğer ulaşmak isteniyorsa ulaşılabilir. Yoksa ne kadar yakınızda olursa olsun niyetiniz yoksa ona ulaşamazsınız.
Yazan:Haydar Tarih: Eki 16, 2007 | Reply
Sayin Genel Mudurlerin Genel Muduru, milletvekili ile devletvekilini birbirine karistirdiniz herhal.
Yazan:Ece Tarih: Eki 16, 2007 | Reply
Arkadaşlar,
ekteki videoları lütfen izleyin, hepsi süper!
Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Eki 16, 2007 | Reply
Kutsal kardesim,
Yeni Safak’taki yazida söylenen belki dogru belki yanlis ama üzerine gitmek devletin görevi. Zaten o bölgede devlet-korucu-mafya-müteahit firmalar-asiretler-PKK arasinda garip iliskiler oldugunu 20 yildir söyleyenler var. Daha geçen gün bir emekli general anilarini yazmis, halkin iyiligi için Sirnak’in üzerine havan topu attik diye. PKKli kiligina soktuk askerleri filan demis. Zaten Semdinli gibi bir sürü olay kaldi çözülmeyen.
Terörün asil kaynagi ne IRAK ne de ABD. Sadece hukuksuzluk. Devlet orada hukuku tesis etmeli, Türkiye’nin diger bölgelerinden daha kolay olmali hakkini aramak. Kanimca tek çikis yolu bu.
Yani asker degil, gazeteci, insan haklari dernekleri, avukat, savci, hakim, sosyolog ve psikologlardan olusan bir hukuk-bilim ordusu bu isi çözebilir.
Arif Bey,
Ortadoguda haritalarin degismesi bizim için bir firsat olamaz. Zira biz ABD ile dans edecek vaziyette degiliz.
ABD 10 trilyon (1o bin milyar) dolar civarinda GSMH yapan bir ülke. Türkiye ise 400 milyar. Nasil bizim bakkal Sabanci holdingle pazarlik edemezse bu da o hesap.
Ayrica General Dynamics, General Motors gibi cirolarinin önemli kisimlarini savas aleti yaparak kazanan firmalar var ki iki üç tanesinin toplam cirosu Türkiye’nin GSMH’si kadar.
Bu “savas sever” firmalara bir de petrol devlerini eklediniz mi alin size Amerikan Derin Devleti.
Iste biz bunlarla dans ediyoruz. Bunlara karsi barisçi amerikalilarin elini güçlendirmeliyiz.
BOP oyununda piyon olarak yutulabiliriz yoksa.
Muhabbetle
Yazan:uldız Tarih: Eki 16, 2007 | Reply
yenişafaktan alıntıda 13 erin şehadetini pkk kabul ettiği için oda şüpheli yaklaşarak kabul etmiş.Demek oluyorki pkk bu olayı kabul etmese bizim bay aydın! kabul etmeyecek.Şimdi soruyorum pkk kaynağına kendi askerinden (halkından) daha fazla güvenen değer veren çakallardan biz ne kadar faydalanabileceğizde onun yazısı bizlere kaynak olarak gösterilmiş.
Sorunlar tanımlanırken hep medya destekli (AB-ABD ajitasyonlu) popüler bağlamda yaklaşılmakta.
Sorun yanlış tanımlandığı için çözümlerde sürekli açık verilmekte ve olduğumuz yerde saymaktayız.
insanlar için kolay olanı hataları söylemektir, biz bunu yapmayıp hata ile beraber çözüm önerileride sunarak faydalı olmaya çalışacağız inşallah.Bu değerlendirme yapılırken tarafsız bir yaklaşım getireceğimi iddia etmiyorum, tıpkı diğer forum yazarları gibi bende sahip olduğum inanç değerlerine göre bildiklerimi ve inandıklarımı yazacağım inşallah.
Kürt sorunu veya pkk sorunu
ikisi birbirinden farklıda olsa birbirlerini olumlu veya olumsuz anlamda destekledikleri için iki sorunu beraber tanımlayalım.Malum sorunun asıl kaynağı ve asıl çözüm yeri t.c sisteminin kendisidir.Sistem ne zaman adalet üzerine kurgulanır o zaman sorun kendiliğinden veya ufacık ameliyatlarla giderilir.Tabiki her ideoloji (buna pkk nınki marksizmde dahildir)kendisini adaleti koruyan kollayan-arayan olarak atanımlamasına rağmen tarih bize göstermiştirki yeryüzünde tek ve mutlak adalet yalnızca İSLAM ile mümkün olmaktadır.Bunun dışında ki bütün yönetimler yalnızca birilerine mutluluk getirirken birilerinide mutsuzluğa sevk etmektedir.Bizim şanssız yönümüz bize rastlayan sistem olan kemalist oligarşide mutlu azunlık çok çok çok küçük bir gruba rastlamaktadır ve bunların çoğuda kökü itibariyle bu millete ait değildir.Bunu söylede benzetebiliriz, türk halkını bir bedene benzetirsek sistem olan elbise ve anayasalartı bazen büyük gelmekteve bedenin hareketlerini zorlaştırmakta bazende küçük gelmekte ve bedeni sürekli rahatsız etmektedir. Asıl konumuz kürt sorununun doğrudan sebep-sonuçları olmadığı için dolaylı sonucu sınırötesine değinelim.
Yazan:uldız Tarih: Eki 16, 2007 | Reply
sorun bulmak çözümün yarısı olduğuna göre popüler sorun tanımlamaları nasıldır onlar bir bakalım o zaman
1. ve en makbul olanı.
kürt veya pkk sorununun temeli demokratik açılımlardır ve sorun demokratik yollarla çözülmelidir denilmektedir.
Şimdi bu iddiayı dile getirenler nedense somut teklifler sunmamışlardır sebebi zannımca bu demokratik açılım kod adlı operasyonun sonunun olmadığı içindir.Bundan on yıl önce sorulduğunda kürtçe tv- kurs gibi talepler dile getirilmekteydi.Şimdi bu sorunlar görece kaldırıldığına göre dağdaki haçlı öncüleri neden askerimi(halkımı) öldürmeye devam ediyorlar?
İşte sorunun bu olmadığının en açık delilidir.Denilebilirki bu haklar verildi ama kürtçe eğitim hakkı verilmedi. Tamam kürtçe eğitim hakkı verilmedi haklısınız diyorum ve elinizi vicdanınıza koyup cevap verin bakayım.Kürtçe eğitim hakkı verilmedi denilerek insan öldürmeye meşruluk addedilebilirmisiniz.
Veya suriyeyi göz önüne alalım; bu devlette bırakın kültürel hakları kürt etnisitesi hala vatandaş sıfatı taşımamamktadır aynı mantıkla bakıldığında pkk nın iki misli saldırıyı suriyeye yapması gerekmekteydi. Demekki demokratik açılımlar t.c açısından bir avantaj değil zaaf olarak okunmalı.(yukardaki bakış açısına göre)
2. Bu iddia da yıllardır islami kesim tarafından ümmet bilinciyle söylenir.Burada samimiyet sorgulaması yapmak yerine müslüman basiretine gönderme yapıyorum.
Efendim t.c. ümmet kavramı yerine ulus kavramını ortaya atmıştır ve katı laik uygulamalarıylada müslüman! kürt halkı cephe almıştır.
Bu iddia diğerinden daha saçmadır.Eğerki ayrılıkçı kürt isyanı islami temelde şekillenseydi evet doğrudur denilebilir.Ancak hareket marksist leninst bir temelde vuku bulmuştur.Ve taban bulurken dahi yer yer yerel cami imamları bu harekete katılınması gerktiğini sözümona islami referanslarla teşvik etmişlerdir.
t.c nin islam ile mesafeli ve yer yer kavgalı olduğu doğrudur, ancak buna reddiye olarak marksisit ve ebedinden ezeline kadar islam ile düşman olan kişileri desteklemek ne mü’min ferasetine nede müslüman samimiyetine yakışır.Kısacası buda islamdan vazgeçmek istemeyen ama kürt devletininde kurulmasını isteyen kişilere şeytanın oynadığı ironik bir oyundur.Diğer yandan pkk militanları ateist-darvinist bir eğitim ve düşünceye sahipken yani islami terminoloji ile kafir iken öldürdükleri kimseler en azından müslüman inanç üzere iken bunların katledilmeleri yine hangi iman ile cevaz bulmaktadır.Veya t.c ulusal söylemle yola çıkmışken pkk ümmet kavramınımı ortaya atmaktadır?
Güncel örnek verilirse t.c.nin bu zaafları iranda yoktur mesela.İran hem islam cumhuriyetidir hemde kürdistan tanımlamasını yaparak kendi kürt bölgesine yerel yetkilerde vererek müslüman kürt! için ne gerekirse vermiştir.
Sıkı durun aynı eli silahlı kafirler buradada asker öldürmekte ve köy basmaktadır. O zaman bu iddianında gerçeklerden uzak olduğu anlaşılmalıdır.
Yazan:uldız Tarih: Eki 17, 2007 | Reply
o zaman sorun nedir gerçekten?
yukarda saydıklarımın sorunun aslı olmadığını beyan etmiştim, elbetteki içlerinde doğru olanlar vardır ancak bilinmelidirki bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir.
Asıl sorun emperyaldir ve çözümüde buna göre yapılmalıdır.Elimizde beğensekte beğenmesekte t.c. devleti vardır ve bu devlet çözülürse ırakta ölen 600 bin yerine burada ölecek olanın 6 milyon olacağı açıktır.O halde devletin bu haliyle çözüm yolları bulmamız gerekiyor.
Sınırötesi bir çözümmüdür?
Sınırötesi yalnızca sınırötesi harekat yapmak anlamında ise hiçbir çözüm getirmez.Ancak düşmanın canını yakacağı için en azından o haliylede olsa yapılmalıdır.Şimdi sınırötesi hiçbir işe yaramaz yapılmasın diyenlere bakıyorum
barzani
talabani
osman öcalan
pkk
satılmış aydın! takımı
ve halkımın katillerinin dostu dtp liler
Bu insanlar sınırötesine hararetle karşı olduklarına göre bu operasyonla rahatlarından olacağı bellidir ve bu yapılmalıdır.Bir açmazımız var buda bu operasyon sonucu askerlerin şehit olma ihtimalleridir.Evet asker şehit olacaktır
Ama bu operasyon olmadanda şehit oluyor ve sonuç değişmiyorsa en azından kendi insiyatifimiz sonucu şehit olsunlar.
peki doğru sınırötesi-sinirötesi nasıl yapılır, genelkurmayın bu metinleri okumadığı açıktır ama biz yinede yazmış olalım.
olarak binlerce askerin ıraka açık oarak gitmeleri yanlıştır.Özel gerilla ve sabotaj eğitimi almış 1000 civarında asker oradaki yerel direnişçilerle anlaşılarak ve bölge paylaşımı yapılarak sokulmalıdır.
pkk sivrisinektir, bataklık barzani bölgesidir ve onun sahibi abd dir.
Yerel direniş ile işgal sonrası oluşacak yapı konusundada mutabakata varılarak (işgal sonrası kurulacak rejim islami rejim olsada) ortak eylem planı üretilmelidir.Maalesef t.c. ideolojik gözlüğü (yer yer at gözlüğüde olmaktadır) sebebiyle maalesef insiyatifi şimdiye kadar alamamıştır.Mesela türkmen grupların 3. büyüğü olan I.T.C. desteklenirken diğer gruplar t.c. ve yaklaşımlarına mesafelidir ve suç aymaz diplomatlardadır.
Bölgede ensar el islam -ensar el sünne (türk halkına daha sıcak oldukları için)şiddetle desteklenmeli, habur ve incirlik acilen kapatılmalı insani veislami yardım dışında çöp dahi geçirilmemelidir.
Özel birlikler ve yerel direnişçilerin ABD karşısında operasyonları yapılabilecek her yerde yapılmalı ve ABD nin acilen bölgeyi terk etmesi sağlanmalıdır.Yine özel birlikler suikastlarla gerek barzanide gerekse pkk da etkin olan isimleri imha etmelidirler.Sonrası bizim desteğimiz ile yeni kurulacak meclis devlet eli ile gelecektir ve ırak halkı işgal karşısında gösterilen bu yardıma vefasızlık göstermeyecektir.
Yeterki biz ıraktaki kardeşlerimize biraz samimi ve islam izzetine göre davranalım.Söylediklerim bİraz ütopik olarak görülebilir ama iranın bölgede yaptığı bundan farklı değil.
Yazan:simaci Tarih: Eki 17, 2007 | Reply
ya allah aşkına çanakkalede olanlar ve bu gün
şöyle bakıyorumda .tezkere demek hemen girlimmi demek.eğer vurulacak bir it sürüsü varsa vurulur.yani bölge halkı son 20 yılda anadolunun diğer bölgelerinden daha fazla pay aldı.neden bu adamlar(pkk) hala güneydoğuda asker şehit eder,bölge halkını vurur.ee operasyon yapmayalım da gelsinler iki güne bir vursunlarmı. tezkere gelir ne zaman uygun görünürse gerekli hedefler ve hainler vurulur.kimse kusura bakmasın.bu sayede bölge halkıda rahat eder.ha çocukları onlar,ama bir dakika başkalrının çocuklarını öldüren canilerin savunulması olmaz.gerken cevap verlir. ha çanakkale meselesi. bu gün ogünlerden çok daha iyiyiz.
Yazan:uldız Tarih: Eki 17, 2007 | Reply
Mehmet beyin aktarmış olduğu yazıda birkaç maddi hata ve katılmadığım noktalar tesbit ettim son olarak onlarada değineyim.
Yukardaki değerlendirmede ırak sınırının diğer tarafının yüksek dağlarla çevrili olduğu ve korunmasının güç olduğu belirtilmiş.
Asıl sorunda bu zaten sınır dağlık ve geçiş doğa şartlarından dolayı engellenemiyor sırf bu yüzden bile sınırötesi yapılmalıdırki dağlardan sonra gelen düzovaya kadar askerimizin geçici olarak gidip sınır güvenliğini ordan sağlaması gerekmektedir.Yine suriye sınırının korunamadığı iddia edilmiştirki yanlış bir tesbit.Kaçakçılığın yapılması sınırın korunamadığı anlamına gelmiyor ve devler kaçağa belki sosyal gerekçelerle müsamaha gösteriyor.
Birde ırakı hep yabancı bir ülke olarak tanımlamışsınız, emin olun ırak bize çok ırak değil.Yani ABD gidince nasıl onları kucaklayanlar olduysa biz gidince bizide kucaklayacak olanlar vardır.
Pkk lı öldürünce kürtlerin örgüte sempatisinin artacağı iddia edilmişki bunuda garipsedim doğrusu…
Diğer bir nokta dünyaya derdimizin nasıl anlatılacağı olmuş.Mehmet bey ve diğer okuyucular emin olsunki dünya (emperyal devletler) bizi hiçbir zaman anlamayacak.Daha dün ermeniler dedelerimizi keserken şimdi mehmet beyin çekindiği dünya bize soykırım yaptınız diyorsa dünyaya derdimizide başka lisanla anlatmamızın zamanı gelmiştir ki yüzyıllarca biz o dille konuştuk avrupa ile ve gayette güzel dertlerimizi anlatıyorduk.
Musul ve kerkükün kuşatılması-alınması durumunda ortaya çıkan güçlüklerden bahsedilmiş ve pkk nın orada kendi kaynaklarıyla durabileceği ancak ordunun bunu yapamayacağı iddia edilmiş.Aslında kerkük ve musul kuşatılsa veya alınsa oraların kontroli barzaninin kerkükü kontrolünden çok daha kolaydır.Hemen milis güçler organize edilerek koruculuk tarzı bir yapılanmaya gidilir bunlar heryönden eğitilir, teknik olarak desteklenirse gayet sorunsuz şekilde şehir yönetilir.pkk nın orada kendi kaynağı sıfırdır, yalnızca zorbalık usulünü ve para kullanarak kendisine gereken ihtiyaçları temin etmektedir. Ordumuz bu yönden çok çok daha avantajlıdırki eğer kendini anlatabilirse ve işgale karşı ırak halkının namusunu ve izzetini koruyacağına inandırırsa ve bunuda yaparsa halk satılmışlar dışında askerimizi kucaklayacaktır.
Mesela turizm gelirlerinin azalacağından bahsedilmişki halkımın kanı akarken turizm gelirlerini düşünmek en azından şehidlere saygısızlıktır.Yani benim askerim turizm baltalanmasın diye ölecekmi hala?
ABD nin pkk ya silah verebileceğinden bahsedilmişki kesinlikle doğrudur türkiyede ırak direnişçilerine silah verir ve dengeyi sağlamış oluruz.
Savaş tanrılarının kurban istediği yazılmış.
Emin olun benim tanrım olan Allah (c.c.) da adalet istiyor ve gerek haçlı öncüsü pkk nın gerekse haçlının bizatihi kendisi ABDnin artık müslüman kanı akıtmasını istemiyor. Sizin verdiğiniz istatistiklerdede gözüküyorki bu terör değil savaşın ta kendisidir va savaşta yok turizm düşer yok imajımız gider gibi saçmalıklara bakılmaz.
Kurtuluş savaşı yaşanırken bunlar hesap edilmedi halkımın bekası tehdit altındaysa yine hesap edilemez.Birileri rahat koltuğundan turizm geliri elde etsin diye mehmetçik öleeemeeez.
Yazan:Haydar Tarih: Eki 17, 2007 | Reply
Degerli Uldiz;
Bir baska kimsenin acligini sen de bedeninde ruhunda hissedesin diye Allah oruc tutulmasini emretmistir.
Bir baska kimse!
Ve onun hissettiklerini hissetme!
Buna genis toplum kitleleri “empati” diyor.
***
Oylesine empati ve mukayese yoksunusunuzki sizin buradan birseyler ogrenebileceginizede dogrusu pek kanaat getiremiyorum… ama sadece bir kereligine caba gosteriyim istiyorum.
Askerlerin her soyledigi dogruysa; Hic bir askeri kaynakta veya soylemde Kürt kelimesinin gectigini duymadim. Demekki bu ulkede Kürt yok.
Hudson Enstitusundeki fiyasko ortaya cikmasaydi ve Beyoglunda bir bomba atilip 50 kusur kisi oldurulseydi ve PKK nin uzerine atilsaydi siz kimin sozune inanacaktiniz? Ankara Anafartalardaki olaydan hic suphelendinizmi? Semdiniliden? Kendi askerlerimiz Semdinlide biz birsey yapmadik diyor… siz ne diyorsunuz? Kimin sozune inaniyorsunuz?
Bunun gibi yuzlerce ornek var.
Bu mukayeseyi yapma kaabiliyetine sahipmisiniz?
***
Nasil bunlar birbirinden farkli oluyor onu anlamadim.
Turkler ve Kurtler 1919-1924 surecinde birlikte mucadele edip yeni bir ulke kuruyor. Sonra Turkler Kurtlerin herseyini hatta varligini inkar edip yasakliyor.
Sonraki 80 sene boyunca cesitli kereler bu duruma isyan ediyorlar ve bunlardan en sonuncusunun adi PKK.
PKK nin yontemlerinin Kurtlerin her kesiminde itibar gormedigini biliyoruz ama amaci Kurtlerinde Turkler gibi temel hak ve ozgurlukleri kullanirken Turklere esit olmasidir.
Sormasi ayip ama; siz Turkce egitim almak icin hangi halktan izin aldiniz?
***
Bunu birde azinliklara, Alevilere sorun.
Ayrica “mutlak” kelimesinin bir baska anlami “tartisilmaz bicimde” demektir. Tartisilmayan adalet nasil bir adalettir.
***
Kusura bakmayin ama size -hangi gezegende yasadiginizi- sormak durumundayim. Birakin gezegeni sadece bu blog sitesinin birkac yazisini okusaydiniz demokrasi profesoru olurdunuz vede nasil cozumler, teklifler getirildigini idrak ederdiniz.
***
Yarindan tezi yok bu sorunuzu Cecenlere, Kosovalilara ve Yunanistan-Bulgaristandaki Turklere soracagim. Bakalim ne diyorlar.
***
Islamiyet oyle cok kisi ve kesimler tarafindan alet olarak kullanilmistirki akil fikir ermez. Marksistler cikarlari icin “kullandigi” zaman kafir der cikarsin ama Islamiyeti kendi amaclarina, kendi ailesinin, kendi milletinin cikarlarina kullanana ne dersin?
Islamiyet bir sahsa, aileye, zumreye veya millete mahsus degildir.
Tekrar yorumunuzun basina “kendi askerinden (halkından) daha fazla güvenen değer veren…” sozunuze donersek. Askerlerimize dini atifta bulunarak “sehit” unvani veren fakat cenazesinde namaz kilmayanlara nasil guven tesis edersiniz bunu lutfedip aciklarsaniz hepimizi sevindirmis olursunuz.
Yazan:kutsal Tarih: Eki 17, 2007 | Reply
Uldız ın yorumlarında
diyor doğru söylüyor ama uygulamada TC adaleti dağıtırken; türk islamı doğrultusunda dağıtıyor, kutsal değerleri kullanırken türk islamı çıkarları için kullanıyor, kültür ve gelenekleri türk islamı çerçevesinde görüyor, bu noktada birleştiriyor, Allah’ın alameti olan ayetleri hakları verirken sanki türk vahyiymiş gibi haklarıymış gibi kendince dağıtıyor .
Türkiyede çoğu türke sorsan müslümanlık bu der, daha ne yapacağız der, türkiyedeki türklerin çoğunluğu gibi tevhid zanneder, dolayısla islam zanneder… Karşısındakide aynısını kendisine yapınca çatışma çıkar diye düşünmüyor, karşısındakini kötülüyor.
Herkes ama herkes kürd sorunu pkk ile ilgili bir şey söyler yazar çizer ama islamın müslümanların GERÇEK sıkıntılarını yazmaya söylemeye gelince susar, yani dilsiz şeytanlaşma durumu, türk islamı her türlü kavmiyet islamı durumu. Demezki Allahın ayetleriyiz, Allah’ın ayetlerinin ne sorunu olurki İslamı yaşamaktan yaymaktan imtihanı vermekten başka. Çünkü türkler daha türkiyede müslümanların gerçek sıkıntılarını bilmiyor. Sanki müslümanların şehidlikten başka kutsalları yok, tabi bu durum türklere has türk islamına has bir durum değil sadece tevhidi islamı bilmeyenlere hasbir durum . Kendi çıkarlarına has kutsalları abartırlar Kavimlerinin yaşaması için, Allah’ın her topluluğa bir süre verdiğini bile bile.
Ümeyyecilik nasıl ki Araplığı ve Arapçayı kutsallaştırıyorduysa, Şu’ubiyye’de Arap olmamayı kutsallaştırma çabasındaydı. (Buradaki kutsallaştırma yanlışlığını anladıysak Tevhide yaklaştık demektir inş.) Burada ise cahiliye mantığı içersinde ilimsizce haktan saptırmak isteyenler Türkü ululamak için Kürdün kötülüğüne Kurandan delil getirerek, kutsallıkları kullanarak (şehitlik gibi)dinsel ırkçılığın yeni formuna şahitlik etmekteler.
Türklerin islamında (t. çoğunluğu, din adamları dahil) suçlara şahsi değil kabilevi bakıyor yani bu zamanda olduğu gibi, asabiyet taassubu kavmiyetçilik vardır.
İslamdan söz ediyoruz ama uygulamada TC islamı var, sıkıntılar burdan kaynaklanıyor.
NOT:Adaleti tevhid dini islamdan başka bir din sağlayamaz.
Yazan:tvhd Tarih: Eki 19, 2007 | Reply
http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2007/10/pkkya_karsi_ofkeyle_kalkarken.php#comments
Hülagü TTT diye birisi sağ partilerin suçu diyor her şeye, sağ partileri savunduğumdan değil ama..
Sağ partiler demişsiniz ama,
O sağ partilerin tüzükleride sol parti (chp) tüzüğü bilmiyormusunuz, CHP nin TC nin anayasasına koyduğu tüzükden farklı bir tüzük hazırlayamazlar ortaya koyamazlar; hükümet olurlar ancak tüzükleri değiştirmek için iktidar olmazlar, izin verilmez, aksi halde demokrasi tarafınızca durdurulur. Şimdi hükümetlerdeki sağ partilerdeki hatalar yanlışlar yine döndü dolaştı sol partiye (CHP) dayandı. Temel fikir, inanç hatalarını çözmeden düzeltmeden yapacağınız ameller boşa gider. Sağ partilerde olduğu gibi. Ancak bu sefer bir anayasa hazırlanıyor bakalım yine hangi maddeleriniz kalacak hangi kutsallarınız kalacak bunlar yüzünden yine çözümsüzlükler daha ne kadar uzayacak.
En basidinden ; İstiklal Savaşı sırasında Kürtlerin Anadolu hareketine destek verdiğini ve Anadolu hareketince de Kürt halkının “Anasır-ı İslamiyye”den görüldüğü ve bu toprakların sahiplerinden, asli unsurlarından olduklarının kabul edildiğini ve birtakım güvenceler verildiğini, ancak Lozan Barışı’ndan sonra işin renginin değiştiğini ve 1924 anayasasına “Bu vatanda yaşayan herkese Türk denilir” ibaresinin konduğunu, böylece inkarcı ve asimilasyona dayalı politikaların başladığını, Türk ulusalcılarının bu ülkede yaşamanın ve hak talep edebilmenin şartını 31 Ağustos 1930 tarihinde İsmet İnönü’nün sözlerinde somutlaştığı üzere “Türk olmak” olarak koyduklarını, aksi davrananların ise Şeyh Said ve Seyyid Rıza örneğinde olduğu gibi idam, katliam ya da tehcir olduğunu ve İsmet İnönü’nun hukuk fakültesi öğrencilerine hitaben yaptığı konuşmada “Türk olmayı yürekten kabul eden kişi Türk’ün her hakkına sahiptir” sözlerine ne diyorsunuz?
Türkiye cumhuriyetine gelinceye kadar Kürt ve Kürdistan özgür kavramlardır. Kürtler özgür halklardır. Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Osmanlı başkentinde, sonradan TC’yi kuracak ittihatçıların ve batıcı aydınların yanı başında yayınlanan onlarca Kürtçe gazete ve dergi ile kurulmuş birçok Kürt partisi ve örgütü vardır.
TC’nin kuruluşuyla beraber inkar ve asimilasyon başlamış, Kürt halkı ve Kürdistan inkar edilmiş, asimilasyonu kabul etmeyenler tenkil ve tedip ile katledilmişlerdir. Kürtlere her gün okullarda “Türküm”, “varlığım Türk varlığına armağan olsun” ve “ne mutlu Türküm diyene” gibi sözler söylettirilirken, Kürtçe yasaklanmış, konuşanlara para cezaları verilmiştir. Şark Islahat Planı ile başlatılan yasak, 2932 sayılı yasayla seksenli yıllarda tekrar hortlatılmıştır. Bumu kıymet bilme?
TC’nin ilk yıllarıyla birlikte iskan yasalarıyla başlayan Kürtlere yönelik tehcir uygulaması, doksanlı yıllarda dört bin köyün boşaltılmasıyla devam ediyor. Bu süreçte milyonlarca insan yerinden yurdundan sürülüp fakir ve yoksulluğa itilmiş, Kürt çocukları ve gençleri suç şebekelerinin eline bırakılmıştır. Öyle ki o topraklarda beş buçuk milyon insan yerinden edilmiş, göçe zorlanmıştır. Bu yaşananlardan sıkı sansür dolayısıyla insanlar haberdar olmamıştır. Zulümler konuyla ilgilenen bazı yayın organlarında küçük birer haber veya az sayıda ilgilinin ulaşabildiği raporlarla sınırlı kalmıştır. Bu haberlerde ve raporlarda ifade edilen rakamlar ise yaşanan zulmün boyut ve vahametini anlatmakta kifayetsiz kalmaktadır.
Kürt sorununu iç güvenlik konsepti içinde değerlendiren Cumhuriyet rejimi, Kürtleri yıldırmak ve baskı altına almak için koruculuk, JİTEM ve çeteler ihdas etmiştir. Bu gruplar binlerce insanın kanına girmiş, birçok insanı öldürmüş, mallarına el koymuş ve iftira atarak hapse girmelerine neden olmuşlardır. 1990 yılından itibaren bölgede işlenen faili meçhul veya gizli cinayet sayısı 3000′nin üzerindedir. Bu süreçte binlerce insan gözaltında kaybedilmiştir
Bu arada ben kürd değilim-öyle bir zan oluşabilir diye ekleyeyim- müslümanım.
///
Yokmu başka sıkıntılar dediğin için arkadaşın yazısını hatırlatayım dedim ve böylece ibrahimi millet yani müslümanlar anadolu insanı vs sadece baş örtüsüyle uğraşmaz ve şehidlik durumunu iyi araştırır. .
80 YILLIK GERÇEK GÜNDEM İÇİN, UFAK BİR HATIRLATMA
YASAKLAR & BASKILAR
1 Hristiyan ve yahudi cemaati serbestken, Müslümanlara getirilen İslami cemaat kurma yasağı
2 İdeolojik ve laik-seküler eğitim dayatması altında islami eğitim yasağı
3 Kur’an öğretimi ve Kur’an kursu yasağı
4 Camilerin amacı dışında kullanıma tahsisi ve Arapça ezan yasağı
5 Okullarda ve tüm kamu alanında başörtüsü yasağı
6 Laik diyanetten bağımsız cami ve mescid açma yasağı
7 Laik diyanetten izinsiz Cuma namazı kılma yasağı
8 İslamı tebliğ etme islami düşünceleri açıklama ve ifade etme yasağı
9 Eğitim kurumlarında ve Diyanet alanında temel islami kavramları kullanma yasağı,
10 Azınlık dini cemaatlerinin kutsal günleri resmi tatil yapılmışken çalışan müslümanlara Cuma Namazı izni bile verilmemesi
11 İmam hatiplilere üniversiteye girişte katsayı engeli konulması
12 Çok boyutlu müdahalelerle islamı, bireysel ve toplumsal hayata yansıtma yasağı, islami hayat tarzının yok edilmesi
13 Etnik ayrımcılık ve asimilasyon yasaları ve uygulamaları
/
1 Haksız ve keyfi ideolojik ağır cezalar
2 Jandarma ve polislerin Kuran kursu ve ev baskınları
3 “İrtica” yaftası altında tehdit ve düşman olarak ilan edilme
4 Sivil ve askeri devlet görevlerinden atılma ve kamu alanına sokulmama
5 Okullardan kovulma memuriyete alınmama (anaokulu müdürlüğüne bile)
6 İstiklal mahkemelerinden DGM lere siyasal ve ideolojik yargı baskısı
7 TCK 163, 312, 216 ve 301 maddeleriyle gerçekleştirilen on binlerce insan hakları hakları ihlali ve ideolojik kararlarla verilen hukuka aykırı mahkumiyetler
8 Okullarda ve kamuda resmi ideoloji dayatılması
9 Şapka takmadığı yada takke ve sarık takdığı için cezalandırmalar
10 Fitre zekat ve kurban derilerine laik devletin el koyması
11 İslami eğitim ve Kur’an öğretimi için tahsis edilmiş vakıf mallarının devlet bütçesine devredilmiş olması,
12 Cami ve mescidlerin laik devletin yönetimi ve denetimi altında olması
13 Hutbe vaazların içeriğinin laik devletçe belirlenmesi ve resmi din dayatılması
14 Zorunlu askerlik uygulaması ve vicdani ret hakkının tanınmaması
15 Etnik ayrımcılık ve asimilasyon yapılması
16 Halka rağmen bir çok dayatma uygulanması (altı ok gibi vs)
17 İnsanların derdinin sadece işsizlik, ekonomik göstergeler olduğunun betimlenmesi
18 Yapay kimlik ve ideolojiler oluşturma, mankurtlaştırma
vs..
///
Mesela Kürt sorunu ile ilgili çözüm önerisi, fikir jimnastiği
TEVHİDİ BAKIŞ AÇISIYLA ÇÖZÜM ÖNERİSİ,
1 – Her kavmin kimliğine, hududullah içinde kalan örf, adet ve geleneklerine saygı gösterilmelidir. Her kavmin, Allah’ın ayeti olan kendi ana dilini özgürce konuşabileceği, medya ve eğitimde yasaksız ve kısıtlamasız kullanabileceği bir toplumsal model üretilmelidir. Böylece, düşünce ve inançları ifade etmenin, eğitim özgürlüğünün, farklılıkları özgürce ibraz etme ve yaşatmanın, geliştirmenin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Bu bağlamda, ulusalcı, tektipçi, militarist, resmi ideoloji dayatan materyalist eğitime son verilmeli, eğitim özgürleşmelidir.
2 – Yerel ve yerinden yönetimlere fırsat ve geniş inisiyatif veren bir sistem oluşturulmalı, bu çerçevede Kürdistan halkının da, yöneticilerini özgürce belirlemesine ve yönetime katılımına imkân veren şartlar oluşturulmalıdır. Bu bağlamda, her bölgenin kendi doğal ve tarihi sınırları içinde bir nevi özerk yönetim biçimine geçmesi de düşünülebilmelidir. Bu amaçla, ümmet bilincini, bütünlüğünü ve İslam kardeşliğini yok etmeyecek tarzda bir nevi eyalet modeli ya da Kürt halkının diğer kardeşleriyle eşit ve adil şartlarda kendini yönetmede söz sahibi olacağı ve mutlu olacağı bir başka yönetim biçimi geliştirilmelidir.
3 – Böylece, gönüllü ortaklık çerçevesinde, eşit ve adil katılımla, şuraya, emaneti ehline vermeye ve adalete dayalı ortak bir İslam toplumunun ve sonuçta küresel çapta ümmetin inşasının hayata geçmesine uygun zemin hazırlanmalıdır.
4 – Kimlik ve kültür dayatmalarının sona erdirilmesi, İslami kimlik dışında üst kimlik tanımlamasına gidilmemesi, mahalli renk ve inisiyatiflerin önü açılarak, ulus devlet yapılanmasının sona erdirilmesi ve merkezi yönetimin her tarafa yayılan, her alanı kuşatan ve farlılıkları yok edip tek tipleştiren otoritesinin sınırlandırılması mutlaka sağlanmalıdır.
5 – Uzun yıllardır süregelen büyük ihmalin sonucunda yoksulluk ve işsizlikte diğer bölgelere nazaran mukayese edilmez bir geriliğe ve tam bir ekonomik sefalete mahkum edilmiş bulunan Kürdistan halkının, ekonomik durumunu diğer bölgelere eşitleyecek, en zaruri ihtiyaçlardan olan sağlık ve eğitim alanında, diğer bölgelere nazaran oluşmuş bulunan büyük uçurumları kapatacak, özellikle de büyük göç olgusunun yol açtığı derin yaraları saracak, yaygın ıstırapları dindirecek tedbirlerin bir an önce alınması mutlaka ve acilen sağlanmalıdır
6 – Bugüne kadar yapılan zulümlerden dolayı Kürt halkından özür dilenmeli, zulmedenler Tarih önünde mahkum edilmeli ve gasp edilmiş bütün hakların iadesi sağlanırken, baskıyla değiştirilmiş bütün yerel coğrafi isimlendirmeler de iade edilmelidir.
Bu siteden de Allah Razı Olsun,
Allah (CC) hatalarımıgünahlarımıaffetsin.
Yazan:Haydar Tarih: Eki 21, 2007 | Reply
BOSTON GLOBE (Başyazı, 19 Ekim 2007)
Türk hükümetine Kuzey Irak’taki PKK gerillalarına karşı askeri operasyon düzenleme yetkisi veren tezkerenin kabul edildiği çarşamba günü tehlikeli bir dinamik de harekete geçti. Türk liderler NATO, Bush, Iraklı Kürtler ve Irak Başbakanı Maliki’den gelen itidal çağrılarına kulak vermeyip Kuzey Irak’a asker gönderirlerse, Türkiye’yi ateşe atan ve ülkenin AB üyeliği sürecini zora sokan bir çatışmayı tetikleyebilir. 1980′lerin başından beri PKK şiddeti etkisini kaybetmiş ve yok olmuştu. Nispeten sakin geçen birkaç yılın ardından Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürt bölgesinde saldırılar tekrar yoğunlaştı. Bu ay asker ve siviller dahil 31 kişi öldürüldü.
Gerçekten Irak Kürdistanı’ndan gelen PKK güçleri tarafından düzenlenip düzenlenmediği bir yana, saldırılar kamuoyunu infiale sevk etti ve ordunun harekete geçmesi taleplerini yükseltti. AKP hükümeti karşısında güç ve imtiyazlarını daha da fazla kaybetmekten korkan ordu ve istihbarat şefleri PKK terörizmine yönelik öfkeyi güç dengesini tekrar kendi lehlerine çevirmek için kullanıyor.
Ancak Türkiye’nin Irak’ı işgali vahim bir örnek teşkil edecektir. Irak’ın diğer komşuları Irak’ın egemenliğinin böylesine açıkça ihlal edilmesini, muhtemelen ulusal çıkarlarına uygun düştüğünde bu örneği takip etmenin bahanesi sayacaktır.
İran zaten kendi topraklarına sızıp saldırılar düzenledikten sonra Kuzey Irak’a dönen İranlı Kürtleri cezalandırmak için bombardıman yapıyor. Meclisin tezkereyi oylarken Türkiye’de bulunan Suriye lideri Esad da Türkiye’nin Irak’ı işgal hakkını desteklemeye dünden razı. Gerek İran gerekse Suriye’nin isyankâr Kürt azınlıkları var ve iki ülke de Türkiye’nin Kürt bağımsızlığına yönelik paranoyasını paylaşıyor.
Türkiye PKK sorununu askeri araçlarla çözemez. 1995 ve 1997′de, sırasıyla 35 ve 50 bin askerle giriştiği harekâtlar PKK’yı dağlardan söküp atamadı. Küçük çaplı bir operasyonsa sembolik bir mesaj vermekten ve gerillaların yerel nüfusa karışmasına yol açmaktan öte işe yaramaz. Bir başka geniş harekâtsa güçlü peşmergelerle karşı karşıya gelme ve Irak’ın nispeten sakin olan tek bölgesini istikrarsızlaştırma riskini taşıyor.
Türkiye’nin PKK savaşçıları için af çıkarması, onlara evlerine dönme ve Kürt haklarını barışçı siyaset yoluyla savunma fırsatı tanıması daha iyi olur. Ulusal çıkarları gerçekten savunmak, bunları yapmaktan geçiyor.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=236304&tarih=21/10/2007
Yazan:Ç-Z Tarih: Eki 21, 2007 | Reply
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=552837
Senaryo değişti gidişat aynı…
Seçimlerden önce % 50 darbeden bahsedildi,
Cumhuriyet tehlikede mitingleri düzenlendi,
Hudson Konferansında K.Irak’ a nasıl gireriz senaryoları konuşuldu,
K.Irak’a girme konusunda askerler için verilen iftar yemeğinde bir üst düzey asker tam bir mensubu gibi”bizi izlemeye devam edin,ama yakından!Nasıl davrandığımızı ve sonuç alacağımızı göreceksiniz”diyor,
Anayasa konuşulurken Malezya gulyabanisinden(!) bahsediliyor,
Referandum dile geldiğinde 15 şehit veriyoruz,
Referandumun yapıldığı gün 12 şehit veriyoruz,
Bir askeri yetkili bir tv kanalında”evet,teskere alındı ama kullanılması konusunda çekinceli davranışımız teröristleri yüreklendirdi”diyebiliyor,
Ben tüm bunları düşündüm ve aklıma takılan;bir referandumun sonuçlarını önlemek için bir savaş mı gerekli diye düşündüm.Sonra daha da kötü düşünmeye başladım ve bir terör örgütünün lideri hapiste ise onun gölgesinden de örgüt faaliyetlerinin menfaat için kullanılabileceği aklıma geldi.Bu ülkenin istihbaratı,pek çok ülke ile yarışabilen yetki ile donatılmış askeri var ise gelinen bu nokta pek akla sığacak gibi değil.Amaç,aracı mubah kılacak derecede kutsallaştırmışsa,yapılanlar mubah,kayıplar şehit sayılabilir mantığına sahip olan idealistler,kraldan çok kralcılar da varsa…acaba bir terör örgütü ile değil de başka bir şeyle mi mücadele ediliyor diye ne yazık ki kötü kötü düşünmekten kendimi alamıyorum…
Yazan:Ç-Z Tarih: Eki 21, 2007 | Reply
Yukarıdaki linkte verilen yazıdan özet;
Hudson’daki konuşulanların bu kadar yankı bulmasının sebebi, geçmişte dile getirilen bazı senaryoların Türkiye’de gerçekleşmiş olması.
Zeyno Baran, geçen yıl Amerikan Newsweek dergisindeki makalesinde; “O darbeyi (28 Şubat) yaratan koşullar bugün yeniden ortaya çıkıyor. Bir kez daha iktidarda bir İslamcı var. Bir kez daha generaller, hükümetin laik devleti nasıl zedelediğini öfke ile fısıldıyorlar.
Bana göre, Türkiye’de 2007 yılında bir askerî darbe olması şansı yüzde 50-50.” demişti. Baran, ayrıca, askerlerin kendisine, ‘yakında laikliği korumak için harekete geçmek zorunda kalabileceklerini’ söylediklerini yazıyordu.
Washington’da İsrail’e yakınlığı ile bilinen düşünce kuruluşlarından Washington Yakındoğu Politikaları Enstitüsü’nün (WINEP) Türkiye uzmanı Soner Çağaptay ile University of Washington’dan Yüksel Sezgin’in ortaklaşa kaleme aldığı bir raporda ise AK Parti’yi ‘alt edebilmek için uygulanacak strateji ve politikalara’ ilişkin tavsiyelere yer verilmişti. AK Parti’nin 22 Temmuz seçimlerinden ‘güçlü’ çıkacağını öngören rapor, Anayasa Mahkemesi’nin AK Parti tarafından ‘potansiyel bir araç’ olarak kullanılacak yeter sayısına ilişkin maddeyi mercek altına alabileceğine işaret ediyor.
Rapor,’zeki İslamcı’ olarak nitelendirdiği AK Parti’nin son ’siyasî kutuplaşma taktiği’ne ilişkin kamuoyu desteğine ‘başka değişkenler’in de tesir edebileceğine dikkat çekiyor. ‘PKK tarafından yapılacak terör saldırıları AKP’ye zarar verebilir’ deniliyor.
Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Eki 21, 2007 | Reply
Simdi Fransiz TV’sinde isledigim haber söyle :
“Erzurum’daki bir Kürt mahallesine girmek isteyen öfkeli Türkleri polis zorlukla durdurdu”
Bizler kan aglarken düsmanlarimiz zil takmis oynuyor.
Acaba bu müzik ile dans etmek zorunda miyiz? Kürt-Türk el ele bu isin içinden çikamaz miyiz? göz göre göre kendimizi atese atmamiz sart mi?
Yazan:Haydar Tarih: Eki 23, 2007 | Reply
Mehmet Bey,
Bakin su gelinen noktaya; Fasistler artik “Turkler” olarak aniliyor…
…Kurtlerin hepside “teroristler” oldu.
Ben Genel Kurmayimizi cok seviyorum.
Yazan:Haydar Tarih: Eki 23, 2007 | Reply
Be hey de hey veyyy!
Perihan Mağden
Türkiye Toprakları’nda Gülben Ergen Erdoğan’la birlikte ennn beğendiğim İkinci Düşünce İnsanı Ertuğrul Özkök, şöyle mayınlamış pazartesi günü.
“Öfkemi nötralize etmeye çalıştım. Aklımı hiç elden bırakmadım. Türkiye artık Barzani’ye şu mesajı açık dille vermelidir: ‘Tercihini yap: Ya komşumuz olacaksın, ya hedefimiz. Yoksa kafandaki Kürt megalo ideasını, Türk kâbusuna çeviririz.’”
Akıl Dümenini Ve Fakat Bırakmayan Kaptan, orda durunamıyor haklı olarak: İsyanı sonsuz! Koyveriyor nötralize/alize/lize/ize.
“Üç beş F-16, otuz kırk sorti; neticesi yirmi yıl geriye gitmiş bir Kuzey Irak’tır. Karşımıza Amerikan F-16′ları mı çıkacaktır? Çıkarsa, onlar bilir. Bir İran, artı bir Suriye… Üzerine bir Rusya ekleyin. Ta Afganistan’a kadar uzanan bir coğrafya çıkar karşınıza.”
Ağbi, bu ne AKILDIR, AKİLDİR- harbiden (s)akildir yani!
Bush Amerika’sı olsam Bu İkinci Akıllar karşısında “Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz artı bir çift de mavi lens,” derdim.
İkinci Akıl Özkök (civa gibi akılları fikirleri: bi o yana kayıyo, bi bu yana) İşgalci Amerika’nın yanında savaşa girmemiz için yapmadığını/demediğini komamıştı oysa.
Gün olur devran devşirilir: Ennn Anti-Amerikancı kimsliğiyle işte, böyle de Amerika’ya (bütün bir coğrafyayla bükümslenerek) kafasını tutar Zevklerin ve Dengelerin Adamı.
Hatta geriye döner, şöyle de der (ikide bir de geri dönüşleriyle meşhurdur): “Benim yazdığım zamanlarda Amerika’nın müttefiki olarak Irak’a girseydik, bunlar başımıza gelmeyecekti.”
Türkiye’de böyle 1 ekol var: Su İçse Yarayanlar Ekolü.
Bunlar NE dese tarih bunları haklı çıkarıyor. Su içseler testi
testi; aynen yarıyor sinsi sinsi. Geriye dönüp ileri basarak Mütemadiyen Haklı Çıkma Ekolü.
“Dün dediğin İşgalci Yağdancılığı’yla bugün şahlandırır gibi yaptığın Anti-Emperyalist Numeroları birbirini tutmuyor arrrkadaş,” desen. “Yanar-döner
a-a-aciipsin” desen- what fayda?? Ne yazar, hakikaten?
Diyelim Gülben Ergen/Ertuğrul Özkök düşünce ikizlerinin haklı üçüzü Nuray Mert de başımıza ne geldiyse/gelmiş ise/gelecek ise Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmiş olmasına bağlıyor ve gep gep gepliyor köşesinde, ‘Ben demedim mi?’ Bir de o, Kandil geceleri barlarda şerbet filan içen çok inançlı 1 Müslüman olduğundan “Allah yüzümüzü kara
çıkartmadı” muhabbeti var farikaladığı kardan beyaz.
Bi başka köşeci de ‘Derin devletimiz uyuyor mu?’ minvalinde sorular soruyor. Neymiş yani terör örgütünün essah amacı? Bizi tongaya bastırmak mı? ‘Psikolojik harp daireleri falan ne yapmakta?’ diye devam ediyor burgulu matkap/sayılı soru stiliyle.
‘Psikolojik’ harp dairelerinin NE yaptığını ben köşe yazarlarından takip etmekteyim. Şahsen. Raporlarını başka köşecilere iletiyorlardır. Siyah’a, Minik Kuş’un Kovulan Efendisi’ne filan.
Zira, maaşallah, köşe yazarlarımızın hatırı sayılır bir bölümü Özel Harp Dairesi mantığıyla çalışıyor, yazılarını kaleme alıyor.
Bir kısmı, Genelkurmay Basın Sözcüsü gibi yazıyor: onları yeğlerim de; onlar Washington değil de (Latin alfabesiyle yazıldığı halde İngilizce: Türkçe kurallarını dahi anti-emperyalist ruhları nedeniyle kabul edemeyerek) Vaşington filan diye yazarlar-
İşte bir bu Genelkurmay’larına gönülden/kafadan/ruhdan bağlı Genelkurmay Sözcüleri var Türkiye’de köşe yazarı olarak-
Bir de Özel Harp’çiler- Köşe yazarının ‘psikolojik’ harp ‘dairesi’yle kast ettiği- Özel Harp’çiler işte iklimi/halet-i ruhiyeyi belirliyorlar. ‘Bir Millet Uyanıyor’ yapıyorlar. ‘Ateşten Gömlek’ yapıyorlar. Heyheylenme ustaları her biri. Gazzz verip/yaraya tuzzz basıyorlar.
Sonra da ‘Yürü bre Mehmedim’ yapıyorlar. Ki, fakirin fukaranın/köylünün rençberin evladı, oğlu, analarının kınalı kuzuları, 86′lılar, 87′liler sapır sapır dökülsünler dağlarda, ovalarda.
Davul zurna/düğün bayram yollandıkları askerliklerinden ay yıldızlı bayrağa sarılı tabutlarıyla dönsünler köylerine. Hem zaten ‘Şehitler ölmez/Vatan bölünmez.’
Benim evladım ölseydi oralarda- Ki artık bayağı arızalı bir acıya da bağladım: 86-87′liler rahatlıkla benim evladım olabilirlerdi.
Ama olamazlardı: Ben üst-orta sınıf olduğum için bir ‘yolunu’ bulurdum. Amerika’da master yaptırıyor olurdum!
İçimden geçen hissiyat, bütün bu oğlanların benim evladım olmasıdır. Onları BEN yetiştirmiş olsaydım: Vicdani redci olsalardı, SAVAŞIN HER TÜRLÜSÜNE HAYIR! deselerdi. Diyebilselerdi.
Özel Harp Köşecileri fakir-fukaranın gencecik fidanların üstünden kahramanlık heyheylenmeleri attıra dursun-
ÖZEL TİM diye bi şey vardır NORMAL ordularda değil mi? Gerilla taktikleriyle savaşmak üzere eğitilmiş ÖZEL BİRLİKLER vardır. Mahir mi mahir!
Mimarimizin hali ortada: Berbat binalar inşa ediyoruz. Sifonu çekiyoruz: Sifonların yüzde yetmişi çalışmaz, çalıştırılamaz bu topraklarda. Tesisatçılarımızın hali ortada!
Ha bire okul değil cami inşa ettiğimiz, günahlarımızdan arınabilmek/Öbür Dünya’da da kâşânelerde ’sefa’ sürebilmek için gariban semtlerde cami inşaatlarına doyamadığımız da. Ortada. Ortalıkta.
Yani bu memlekette sinemadan, fizyoterapiye bir sürü şeyi iyi yapamadığımız ihtimali mevcut da-
25 yıldır bu savaşı hakkıyla savaşamadığımız ihtimalini sorgulamaya HAKKIMIZ VAR MI?
İşte budur bütün mesele. Genelkurmay Kalemlerinin ve
Özel Harp Köşecilerinin perdelemek için tarumar olduğu mesele, tam da budur. Yukardan aşağı ve aşağıdan yukarı.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=236483&tarih=23/10/2007
Yazan:Haydar Tarih: Eki 26, 2007 | Reply
Fransiz Le Monde Gazetesi yazari Daniel Vernet net bir analiz yaparak sunlari yazmis…
Butun bunlar barizken PKK nin hesaplari ne?
PJAK/PKK ABD nin Iran planlarinin bir parcasi. Ve PJAK/PKK bu durumu -ABD nin Kurtlerle olan aski- zannediyor oysa aslinda onlar ABD icin oltanin ucundaki yemden baska birsey degil.
Kara sevda kör edermis ya… iki adim önunu dahi goremiyor ve akli sira devletin icindeki catlagida bilerek Turkiyeyi Irak batagina cekerek ABD ile karsi karsiya getirecek.
Son iki buyuk saldiri karsisinda uluslararasi tepkiyide yanina alan askerler sahnenin ortasina yerlesiyor ve hukumeti vokalist pozisyonuna itiyor.
Askerlerin sahneyi aldigini ve uluslararasi tepkiyi bu vukuat boyutunda degilde -dava boyutunda- oldugunu zanneden derin devlet ise aynen PKK nin “aşk” hatasina duserek Osmanli defterlerini acmayi ve K Iraki isgal etmeyi gundeme getiriyor.
Birde bakmissiniz “oralari zaten bizimdi” romantizmi basliyor.
Mahir Kaynak da “istihbaratci etiketi”ni kullanarak gazetedeki maasimi nasil hakederim diyerekten bir piyes yaziyor. Bu makamdan calmaya dunden razi CHP ve MHP ye gorede hedef PKK olmaktan cikip Barzani olmaya basliyor.
***
Baykal ve saz arkadaslarina gore hava hos.
En kotu ihtimalde dahi bunun faturasi “basortulu” annelere ve “gobegini kasiyan” babalara cikacak.
Kah Kurt kah Turk olmus farketmez.
Yazan:DILAVER Tarih: Eki 28, 2007 | Reply
Bu neya ne demek istiyorsun Mehmet sende kimsin PKK lisin galiba sen Dagda degilde Bilgisayarin basinda yapiyorsun görevini. Aferin sana senin gibi Mesut Yilmaz gibi Özal gibi lerin yüzünden bu hale geldik. Ruhsuz bölücüler sizi. Adamin sütü temiz olacak sütü
Yazan:Haydar Tarih: Eki 29, 2007 | Reply
Dilaver beyin yazisini cok onemli buldum fakat anlayamadigim birkac konu var ve bunlara aciklik getirirse AYDINLANIRIZ.
1-”PKK lisin galiba sen” derken nasil PKK li olundugunu bize anlatmasi gerek.
2- “Dagda degilde Bilgisayarin basinda yapiyorsun görevini” derken kendisi ile Mehmet yaptigi arasindaki farki anlatacak.
3- Nasil “Mesut Yilmaz gibi Özal gibi lerin yüzünden bu hale geldik” meselesini bize anlatacak.
4- “Ruhsuz bölücüler sizi. Adamin sütü temiz olacak sütü” derken bunun arkasinda akillica bir fikir oldugunu kastettigini dusunmek istiyorum.
Yoksa…
Diger angut, iki kelimeyi biraraya getirmekten aciz oldugu icin sadece sloganlara akli erecek kadar zeka yoksunu milliyetcilerden biri oldugunu dusunecegim.
Bakalim Dilaver bey bizi yaniltacakmi?
Yazan:metin sahin Tarih: Nis 6, 2008 | Reply
Kuzey ıraka girme macerasını boşverelim de önce misak ı milli sınırlarımızı dogru dürüst korumaya bakalım….
Yazan:ŞERİFE Tarih: May 13, 2008 | Reply
bence ilk önce misakı mili sınırlarımızı korumalıyız pkk ya nalet olsun
Yazan:şerife Tarih: May 13, 2008 | Reply
recep tayip erdoğan çok güzel bir ‘BAŞBAKAN’ bence yani ondan iyisini bulamayız şükretmeliyiz ki başörtü sorununu kaldırdı yani bide yani partiyi kapatıyolar yani başbakan özgürlük getirdi diye partiyi kapatıyolar böyle saçmalık olur mu yaaa…
ellerinizden öpüyorum…