Anayasa Taslağı üzerine birkaç not
By T.Suat Demren on Eyl 21, 2007 in Kategorilenmemiş
AKP’nin hazırlattığı anayasa taslağı ülke gündemine olanca heybetiyle oturdu. Yine “Tam Türkiyelik” denebilecek manzaralar seyrediyoruz. Anayasa hakkında aslen siyaset dışı olan ne kadar kişi ve kurum varsa konuşmaya, akıl vermeye hatta tehdit etmeye başladı. Siz buna hakimiyeti kaybetme kaygısına düşen oligarşinin yeni gaz sancısı da diyebilirsiniz.
Mevcut anayasa, 1982 yılında kabulünden hemen sonra başlayarak pek çok kez elden geçirildi ve maddeleri değiştirildi. Adeta yamalı bohçaya dönüştü. Herkes yeni bir anayasa istiyordu ama çalışmalar başlayınca kavga da başladı. Tabi bu “yeni anayasa gerekli değil” gibi bir tartışma değil. Aklı başında herkes yeni bir anayasa gerektiğinde hemfikir. Ama galiba kavga anayasanın kim tarafından hazırlanacağından çıkıyor.
Taslak nihai şeklini almadı henüz ama şimdiden pek çok tartışmayı beraberinde getirdi. Ben bazı yazılarımın altına eklediğim yorumlarımda taslağın okuduğum halinin, eskisine göre iyi olduğunu ama pekçok bakımdan da içime sinmediğini belirtmiş, hem ülkenin malum şartlarından hem de taslağı hazırlatan AKP’nin de parçası olduğu toıplumsal dinamiklerimizin tahammül vbe perspektif sınırlarının darlığından dolayı, çok da fazla beklentiye girmememiz gerektiğini söylemiştim.
Burada bir paradoksla karşı karşıyayız. Şu bir haftadadır yaşanan toz duman bizi yine yetersiz de olsa değişimden yana yeralamaya mecbur ediyor, eleştirilerimizi erteletiyor.
Şimdi nasıl eleştiri yapacaksın? Bir tarafta değişime direnen, ayak süren statükocular var, tam siper almışlar, diğer tarafta da eksik, gedik, yetersiz de olsa birşeyler yapmaya çalışanlar. İş yine statuko ile değişimin savaşına döndü.
Elbette savaşımızı değişimcilerin yanında vereceğiz bunu yaparken de statukonun ekmeğine yağ sürmeden “yapıcı” eleştiride bulunmaya çalışacağız.
Bu gözle taslak hakkında kamuoyuna sunulan son hali üzerinden, başlangıç maddeleri üzerine yapılan tartışmalara hiç bulaşma gereği duymadan, en önemli bulduğum kısmına, yani “bireysel haklar” kısmına değineyim. Şunu belirteyim ki bu yazdıklarım her an kadük olabilir çünkü halen taslak üzerinde çalışmalar devam ediyor ve son şeklini almış değil.
Maalesef taslak hep istediğimiz, özlemini çektiğimiz, birey odaklı, yani devlete karşı bireyi koruyan, hak ve özgürlükleri garanti altına alan bir anayasa olmaktan çok uzak.
Bir türlü 1982 ruhundan kurtulamıyoruz. Zombi gibi bizi takip ediyor. Öncelikle yine kalabalık ve birçok detay içeren bir anayasa taslağı vardı önümüzde. Açık sade ve kısa bir anayasa arzuluyorduk, buna yine kavuşamayacağız gibi görülüyor. Taslağı hazırlayanlar sanki 82 anayasasını önlerine koymuşlar ve “bunu nasıl iyileştirebiliriz” diyerek düşünüp yenilemişler gibi.
Taslakta Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘insan haklarına dayanan’ bir devlet olduğu söyleniyor. Güzel. Peki bu, anayasanın ne kadarına yansımış?
Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması ile ilgili olarak madde 14 - 1 ‘de şöyle diyor:
Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, temel hak ve hürriyetlerin kullanılması, durumun gerektirdiği ölçüde sınırlandırılabilir veya durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Bu madde başlangıçta söylenen “insan haklarına dayanan devlet” ilkesiyle tamamen ters. Hepimiz biliyoruz ki bu tip özgürlük kısıtlamaları güç odaklarında gayri nizamî biçimlerde kullanılabiliyor. Bunu engellemenin yolu nedir? Maalesef buna dair elimizde birşey yok.
Sadece bu değil. Dün Zaman’dan N. Bengisu Karaca’nın “Biz A.Necdet Sezer’e niçin kızmıştık” dediği bir madde var ki tam evlere şenlik. Taslaktaki 24. (3) maddede şöyle diyor: “(3) İbadet ve dinî ayin ve törenler, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.”
Karaca’nın Sezer atfı “kamu düzenini bozmak” gibi muğlak ifadeden kaynaklanıyor. Tamam mevcut 24. madde bundan çok daha kötü ve köklü sınırlandırmalar getiriyor ama “kamu düzeni” gibi elastiki, içi meşrebe göre doldurulabilecek bir kavrama niçin yer veriliyor? Aynı biçimde “genel ahlak”da sayılabilir. Ahlak nedir, genelliğine kim karar verir?
Anayasada pekçok fıkrada bu gibi sınırlamalar “Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın korunası sebebiyle” gibi ifadeler geçiyor. Bir denge arayışı güdülmüş, bireyle devlet arasında bir denge. Berkan bir yazısında daha anayasa yazmaya oturduğunuzda ‘devlet’ diye bir heyulanın varlığını gözeterek oturursanız, ister istemez yazdığınız metin bir pazarlık metni olur, ‘Burada devlete verdim, şurada da bireye vermeliyim’ dengeciliği öne çıkar.” diyor ki son derece haklı. Anayasa toplumsal bir sözleşmedir, birada yaşayan insanların haklarını korumak için oluşturdukları bir sözleşme. Bunun “karşıt (devlet) tarafı, denge unsuru” yoktur, en azından birey odaklı devletlerde..
Hem başlangıçtaki 12. ve 24. maddede yer alan temel haklara yönelik sınırlandırmalar, hem de diğer fırkalardaki ucu açık kavramlar içeren bir anayasadan özgürlükçü ve birey odaklı diye sözetmek oldukça zor.
Bu haliyle ben bireysel haklar açısından “dağ fare doğurdu” diyorum. Taslakta daha çok şey var konuşulacak ama hepsine bir yazıda değinmek mümkün değil. Diğer konulara da zaman zaman değinmeye çalışırız.
Sanmıyorum ama inşallah nihai şekil alınırken bu gibi eleştiriler dikkate alınır. (Bu anlamda bugün Zafer Üskül, “daha ortada birşey yok, üzerinde çalışıyoruz” demiş. Yani taslaktan epey farklı bir metin de çıkabilir ortaya)
Başörtüsüne Özgürlük
Tüm bu yetersizliklere rağmen bunu bile kabullenemeyenler seslerini iyice yükselttiler. Ve tartışma başörtüsüne özgürlük içeren bir maddeye geldi dayandı. Malum, Ramazan yoğunluğu, bunu da bir sonraki yazıda işlemeye çalışayım. (Üskül’ün açıklamaları gözönüne alınırsa nihai metinde böyle bir maddenin de varlığı şüpheli görünüyor ama ben yine de taslakta yer aldığı şekliyle yazacağım.)
7 [?]





5 Yorum
Yazan:Kerem Tarih: Eyl 21, 2007 | Reply
[YORUM- Alev Alatlı] Allah kelâmı değil!..
Önce şu tespiti yapalım: Hiçbir anayasa Allah’ın kelâmı değildir. Hiçbir anayasa “mükemmel” değildir; “değişmez” değildir. Nitekim, “değiştirilmemiş” bir anayasa da yoktur. Toplumların mukadder gelişmelerini göğüsleyebilmeleri için, anayasaların zaman zaman revize edilmeleri kaçınılmazdır.
Gelmiş geçmiş anayasaların tümü, kimi maddelerinin revizyonu, kullanılan tanımların değiştirilmesi veya yeni eklentilerle değişikliğe uğramışlardır. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti anayasalarının da, son günlerde sıkça duyduğumuz alçaltıcı bir ifadeyle, “kırk yamalı bohça”ya benzemeleri eşyanın tabiatı gereğidir.
Halen yürürlükte olan en eski sistemleştirilmiş yazılı ulusal anayasa olarak bilinen Amerika Birleşik Devletleri Anayasası, 1787 yılında Pennsylvania eyaletinin başşehri Philedelphia’da kabul edilip, federasyonu oluşturan eyaletler tarafından (o zamanlar on üç taneydiler) değiştirilip onaylandıktan günümüze kadar, 10.000′i (on bin) aşkın değişiklik teklifi ile karşı karşıya kalmış olup, bunlardan on tanesi (1795, 1804, 1865, 1868, 1870, 1913, 1919, 1920, 1933, 1951, 1961, 1964, 1967, 1971, 1992) kabul görerek, 1787 Anayasası’na eklenmişlerdir. Çoğu anayasadan farklı olarak, Amerikan anayasasında değişiklikler, temel metinde revizyon yaparak değil, ana metne “amendment” dedikleri eklentilerle yapılır. Halen yürürlükte olan Amerikan anayasası bu yöntemle 27 kez değişikliğe uğramıştır.
Fransa’nın ilk anayasası ihtilâlle birlikte gelir; 1789′da benimsenen monarşik anayasa 1790′da kıral tarafından onaylanır; 1791, 1793, 1795, 1799, 1814, 1830, 1848, 1852, 1875, 1940, 1946, 1958 yıllarında 18 kez değişikliğe uğrar. Ekim 1958′de kabul edilen son anayasaları da, sonuncusu 2007 Şubat’ında olmak üzere, yine on sekiz, revizyon geçirmiştir. Alman Anayasası ya da “Temel Yasa”sı, 1949 işgalinde Müttefikler tarafından geçici bir belge olarak hazırlanmış, gerçek anayasanın Doğu ve Batı Almanya’ların birleşmesinden sonra düzenleneceği varsayılmıştı. 1990′dan itibaren uygulamaya konulan anayasa, Almanların üstün ırk oldukları şeklindeki ideolojilerinin kökten reddiyesi başta olmak üzere, savaşa mesned teşkil eden düşünce biçimlerini yasaklarken, 1994, 2002 ve 2006 eklentileri ile revize edilmiştir.
Dünyada ve bizde anayasa değişiklikleri…
Birleşik Krallık’ın sistematize edilmiş yazılı bir anayasası yoktur. Anayasa işlevini, tüzükler, içtihatlar, uluslararası antlaşmalar da dahil olmak üzere, ülkenin nasıl işleyeceğini belirleyen yasaların bütünü üstlenir. Bu bağlamda, “yazılı” bir belge yoktur. Ancak, parlamento adabı, hanedanın ayrıcalıkları gibi yazıya dökülmemiş kurallar da İngiliz anayasasını oluştururlar. Yasa ile anayasa arasında teorik olarak bir fark olmadığından, İngiliz Parlamentosu yeni bir yasa çıkarmak suretiyle her an “anayasal reform” yapabilir. “Anayasa”nın yazılı ya da yazısız unsurlarını değiştirebilir veya iptal edebilir; ancak, hiçbir parlamento, kendisinden sonra gelen parlamentoların değiştiremeyecekleri bir yasa çıkaramaz. Birleşik Krallık anayasası egemenliğin tümüyle parlamentoda olduğu esası üzerine kurulduğundan, haklar, ayrıcalıklar veya kurallar değişmeyecek şekilde sağlama alınamazlar.
Sistematize edilmiş yazılı bir anayasası olmayan bir diğer ülke de Yeni Zelanda’dır. 1986′da çıkarılan Anayasa Yasası, bazı kurumların yapılanmalarına ve yetkilerine ışık tutan bir rehber mahiyetindedir; birtakım yasaların, yargıç içtihatlarının ve âdet olmuş kuralların bütününden oluşur. İsrail’in de yazılı bir anayasası yoktur. Nedeni, 1948 bağımsızlık ilânında aynı yılın Ekim ayında yürürlüğe gireceği vaat edilen anayasanın dinciler ile laikler arasında mutabakat sağlanamaması ve zamanın Başbakanı Ben-Gurion tarafından “dünyadaki Yahudilerin büyük çoğunluğu İsrail’e yerleşinceye kadar” ertelenmiş olmasıdır. Halen, İsrail’in Temel Kanunları olarak bilinen yazılmamış anayasası, ülkenin siyasi yapılanmasını belirleyen dokuz kadar yasanın parçalarından ibarettir.
Bize gelince: İlk anayasamız, Kanun-u Esasi’nin hazırlık çalışmalarına II. Abdülhamid’in izniyle Ekim 1876′da Mithat Paşa başkanlığında 28 kişiden oluşan bir komisyon tarafından başlanmış, Aralık 1876′da ilan edilmiştir. Mebuslar Meclisi ve Ayan Meclisi olmak üzere iki kamarası olan Osmanlı parlamentosunun (Meclis-i Umumi) 69′u Müslüman olan 115 mebusu, ilk kez 19 Mart 1877′de toplanmış, bundan bir yıl kadar sonra Şubat 1878′de, Sultan Abdülhamid tarafından yine Kanun-u Esasi’ye dayanarak, tatil edilmiştir. Otuz yıl aradan sonra 10 Temmuz 1908′de tekrar toplanan Meclis-i Mebusan, 1876 Kanun-u Esasisi’nde yapılması gereken değişiklikleri belirlemek üzere bir komisyon oluşturur. Bu komisyonun hazırladığı metin, 8 Ağustos 1909′da onaylanır. Sonuncusu 1918′de olmak üzere 6 kez değişikliğe uğrar.
119 maddeden oluşan Kanun-u Esasi’nin ilk beş maddesi, padişahın ayrıcalıklarını tanımlayan maddelerdir. Bunları, Osmanlı vatandaşlarının genel hakları izler, ki, aralarında, Osmanlı Devleti’nin uyruğunda bulunan kişilerin tümüne “Osmanlı” denileceği, “Osmanlılar”ın tümünün, başkalarının özgürlüklerine müdahale etmemek koşuluyla, kişisel özgürlüğe sahip oldukları şeklinde maddeler vardır. Devletin resmî dini İslam olmakla beraber, kamu düzenine ya da genel ahlaka aykırı davranmadığı sürece, her Osmanlı vatandaşının din özgürlüğüne sahip olduğu ilân edilirken, 17. maddede yasa önünde tüm Osmanlıların eşit oldukları, kişilerin inançları hakkında önyargıya sahip olunmaksızın vatana karşı aynı hak ve ödevleri bulunduğu belirtilmekte, 18. maddede devletin resmî dilinin Osmanlı Türkçesi olduğu yer almaktadır.
Vergilerin mükellefin gücüyle oranlı olarak salınacağı (20. madde), özel mülkiyete kamu araçları dışında ve yeterli bir tazminat ödenmeden el konulamayacağı (21. madde) karara bağlanmış, mesken dokunulmazlığı getirilmiştir. Yasaların kararlaştırdığı durumlar dışında, yetkililer meskene zorla giremeyeceklerdir. (22. madde) 26. madde ise işkence ve eziyetin kesin olarak yasaklandığını belirtir. Hakimler azlolunamayacaklar, mahkemelerde yargılama aleni olacak, herkes mahkeme huzurunda hakkını savunmak için gerekli gördüğü yasal araçları kullanabilecek, mahkemelere müdahale edilemeyecektir. İçtüzüğü çiğnemedikleri sürece, meclisin tüm üyeleri düşüncelerini söylemekte ve oylamaya katılmakta özgürdürler; haklarında bu eylemlerinden dolayı kovuşturma açılamaz. Hıyanet, Kanun-u Esasi’ye karşı hareket ya da rüşvetle suçlanan, hapis ve sürgün cezası alan mebusların üyelikleri düşer. Kanun-u Esasi, Mebusan Meclisi’nin üye sayısını Osmanlı uyruğundaki her 50 bin erkeğe bir üye olmak üzere saptamıştır. Dört yılda bir yinelenecek seçimlerde gizli oy esas olup, mebus adaylarının 30 yaşlarını tamamlamış ve Türkçe biliyor olmaları şartı vardır. Kanun-u Esasi, 1909, 1914, 1916, 1918 tarihlerinde değişikliğe uğramış, 31 maddesi değiştirilmiştir.
İkinci anayasamız, Kurtuluş Savaşı yıllarında çıkarılan, savaş koşulları ve gereklerinin zorunlu kıldığı kuralları içeren 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu’dur. Cumhuriyet’in ilânından sonra yenilenen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, 1924 Anayasası ile sonuçlanır. 1928, 1931, 1934, 1937 yıllarında değişikliklere uğrayan 1924 Anayasası, 1945′te Türkçeleştirilmiş, 1952′de tekrar eski haline döndürülmüştür. 1960′ta, 1924 Anayasası’nın bazı hükümlerinin kaldırılması, bazılarının değiştirilmesine ilişkin geçici kanun ile Kurucu Meclis Teşkiline İlişkin Yasa onaylanmış, böylece hazırlanan anayasa taslağı Temmuz 1961′de halkoyuna sunulmuştur. 1961 Anayasası, yürürlüğe 10.282.561 geçerli oydan 6.348.191′ini alarak girmiştir. 1980 Anayasa Düzeni ve Milli Güvenlik Konseyi hakkındaki kanunları, 1981′deki Kurucu Meclis Hakkında Kanun izler. Kurucu Meclis’in hazırladığı yeni anayasa da halkoyuna sunulmuş, bu defa 18.600.313 geçerli oyun 16.945.546’sını alarak 1982′de yürürlüğe girmiştir. O tarihten sonra iki kez değişikliğe uğrayan 1982 Anayasası, AK Parti hükümetinin değiştirmeye talip olduğu anayasadır.
Yasa ile anayasa arasında bir fark yok…
“Anayasa” teriminin tanımları da farklıdır. Kimi yerde “Anayasa bir sistem olup, bir teşkilatın yönetim biçiminin temel kurallarını ve ilkelerini çoğu kez yazılı bir belgede sabitler. Ulus devletlerin söz konusu olduğu durumlarda, anayasa teriminden kasıt, belirli bir ulusal anayasadır ve söz konusu ulusun temel siyasi ilkelerini ve her hükümetin yetki ve sorumluluklarını tanımlar. Ulusal anayasaların çoğu aynı zamanda halkın bazı haklarını teminat altına alırlar.”(1) şeklindeyken, kimi yerde de “Anayasa, ne bir belge, ne de bir belgede yer alan kelimeler koleksiyonudur. Anayasa, birbirimizin ve hükümetin yapmasına izin verdiğimiz şeyleri belirleyen halka egemen olan ideolojidir.” şeklinde geçmektedir. (2) “Egemen ideoloji, halkın neyin münasip, neyin yersiz; neyin haklı, neyin haksız; neyin kabul edilebilir, neyin kabul edilemez; neyin uygulanabilir, neyin uygulanamaz; neyin saygın, neyin aşağılık olduğuna ilişkin değer yargılarının bütünüdür… Bir parşömenin üzerinde yer alan kelimeler, parşömenin ya da onları oraya yerleştiren insanların kaliteleri ne olursa olsun, devleti yapılandıran halkın geçerli inanç sistemine rağmen işlevsel olamazlar.” Basın özgürlüğünü alın. Anayasa’nın 29. maddesi, “Süreli yayınlar, devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin veya bunlara bağlı kurumların araç ve imkânlarından eşitlik esasına göre yararlanır.” demekle birlikte, halkın ideolojisi ile uyum içinde olmayan, dilerseniz sevimsiz, yayınların diğerleriyle eşit muamele görmüyor olmaları doğal karşılanacak, anayasanın bu maddesinin kadük kalması mesele edilmeyecektir. Bir başka örnek yabancı dilde eğitimdir. Anayasa’nın 42. maddesinin “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.” şeklindeki açık hükmü, vatandaşların “ne var bunda?” şeklindeki düşüncesine ters düştüğü sürece işlevsiz kalacaktır.
Neticeyi kelâm, meğer ki silâh zoruyla dayatılsınlar, anayasa değişiklikleri her an gelişen toplumsal yaşamın kaçınılmaz tatbikatlarındandır. Bu bağlamda, yeterli sandalye sahibi olan hükümetlerin topluma egemen olan ideolojiyi yansıtmakta kusurlu olduğunu düşündükleri anayasayı, dönemin dinamikleriyle çakışmasını sağlayacak şekilde yeniden düzenleme çabalarının yadırganacak bir yanı yoktur. Anayasaların müellifleri parlamentolardır. İster Prof. Velidedeoğlu, ister Prof. Aldıkaçtı, ister Prof. Özbudun başkanlığında bir heyet, ister TÜSİAD, ister TESEV, ister TOBB tarafından hazırlanmış olsun, önümüzdeki günlerde önümüze konması planlanan belge, Erdoğan Anayasası olarak anılacaktır; bereketli ve sürdürülebilir olması, mukadder gelişmeleri göğüsleyebilecek şekilde donatılmasıyla kaimdir. Bu donanımın yetersiz olması halinde, kusurları düzeltme görevi bir sonraki iktidara devredilecek demektir. Peki, ömrümüz “anayasa” tartışmakla mı geçecek? Evet, öyle. Yaşadığımız, dinamizmimizi kaybetmediğimiz sürece yeni düzenlemelere gereksinimlerimiz devam edecek. Netice itibarıyla, yasa ile anayasa arasında teorik olarak bir fark yoktur.
(1) wordnet.princeton.edu/perl/webwn (2) What is the American Constitution, Donald J.Boudreax
Yazan:Haydar Tarih: Eyl 22, 2007 | Reply
Demokrasi dahilinde inceledigimizde anayasalar karsimiza “devletle birey arasindaki kontrat” olarak cikar.
Demokrasi bireyi/insani merkeze koydugu icin ortada adil bir kontrat vardir.
Toplumun boyle bir anayasaya ulasmasi onun olgunlugunun gostergesidir.
***
Olgun olmayan anayasalarda dayatma vardir.
Bunlardan bazilari:
-Darbe anayasalari
-Devrim anayasalari
-Ideolojik anayasalar
-Dini temelli anayasalar
-Somurge/Yari somurge anayasalari
Darbe anayasasini kim yapar?
Darbeci askerler.
Askerlikte demokrasi varmi?
Yok… birileri emir verir, digerleri uyar.
Yani kontrat falan yok, merkezdede insan yerine militer/oligarsik devlet vardir.
Devrim anayasalari ve digerleride yine birilerinin dayatmasi en nihayet.
***
Olgun anayasasi olan ulkelerden birkacinin anayasasina baktim. Hic birinde devleti veya belirli bir sahsi koruyan maddeler yok. Aksine daima birey hak ve ozgurluklerini olabildigince anlatmis.
Daha dune kadar Sovyet Blokundaki Cekoslavakyanin parcasi olan Slovak anayasasina baktim… ve insana verilen deger beni hayrete dusurdu dogrusu. Daha dogrusu kiskandim.
***
Illa darbe anayasasi yapacak kurucu meclis isterim diyenlerde bu kiskanma duygusu yok heralde.
Yazan:memet faruk Tarih: Eyl 23, 2007 | Reply
Türkiye Objektivist Hareketi Basın Bülteni - 5 -
NASIL BİR ANAYASA?
23 Eylül 2007
Anayasa tartışmaları, tüm taraflarca, bilinçli/bilinçsiz arapsaçına
dönüştürülerek; Türkiye, yine cami ile kışla arasına sıkıştırılmak
istenmektedir. Böylesi bir ortamda Türkiye Objektivist Hareketi anayasa
konusundaki temel taleplerini, kamuoyu ile paylaşmayı bir görev kabul
etmektedir:
1- Anayasa objektif olmalıdır. İdeolojik veya dini, hiçbir etiket
taşımamalıdır.
2- Demokrasimizi hançerleyen, cuntacılar, derhal ve
kayıtsız şartsız yargılanmalıdır.
3- Diğer kişi/kurumlara fiziksel saldırıyı başlatma içermeyen her
türden fikre, özgürlük tanımalıdır.
4- Lider sultasına son veren ve parti içi demokrasiyi tesis edebilen,
bir yasa çıkarılmalıdır.
5- Seçim sistemi, parti listelerine değil, milletvekili adaylarına, oy
verilecek şekilde değiştirilmeli ve dar bölgeli, çift turlu olmalıdır.
6- Başta eğitim olmak üzere, devletin elinde olan tüm ekonomik
işletmeler, serbest piyasa koşullarına devredilmelidir.
7- Bireyin en başta yaşama ve mutluluğunu arama hakkı, devletçe
garanti altına alınmalıdır.
8- Devlet, asli görevleri olan “iç güvenlik”, “dış güvenlik” ve
“adalet” dışında hiç bir kurum veya alanda olmamalıdır.
9- Genelkurmay başkanlığı, milli savunma bakanlığına bağlanmalıdır.
10- Devlet din işlerinden arındırılmalı, Diyanet İşleri Başkanlığı
lağvedilerek, bütçesi Milli Eğitim Bakanlığına devredilmelidir.
11- “ASKER-SİVİL tüm BÜROKRAT “lara ait:”LOJMAN-VASITA-TATİL-SPOR-EĞLENCE” yerleri, derhal özelleştirilmelidir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur
Türkiye Objektivist Hareket Sekreteri:
M. Faruk KURTULUŞ
Yük. Müh. Mimar
** ** ** ** ** ** ** ** ** **
Editör görüşleri, basın bültenleri, editöre mektuplar Türkiye Objektivist
Hareketi tarafından yayınlanmakta, yüzlerce basın-yayın kuruluşu, internet
sitesi ve ilgilenenlere gönderilmektedir.
Bültenin yayın hakkı Türkiye Objektivist Hareketinde bulunmaktadır. Ticari
olmamak kaydı ile yayınlanması serbesttir.
Diğer haber ve bilgileri www.bencil.org adresinden takip edebilir, görüş ve
önerilerinizi objektivist@ttnet.net.tr adresine gönderebilirsiniz
Yazan:cem Tarih: Eki 2, 2007 | Reply
ii olmamış çünkü kaçıncı madde oldugu yazmıyo
Yazan:ÇıLgIn AşIk Tarih: Kas 11, 2007 | Reply
Hiç birşey anlamadım yapanlara tesüf ederim.Bence şuna baştan bakıp bir kez daha deneyin.