RSS Feed for This Post

Başörtümle nereye kadar girebilirim?

kamusal-alan.JPG1 Eylül Cumartesi günü Akder’in düzenlediği Kamusal Alan programına katıldım. 13:30-18:00 arasındaki programda, kimler yoktu ki? Her konuk, kamusal alan ve başörtüsü konusunda birbirinden değerli konuşmalar yaptı. Konuşmalardan kendimce bazı alıntılar yaptım. Güzel bir programdı. Özellikle İkna Odası şeklindeki küçük stand iyi bir gönderme idi. Gerçi bana hiçi iyi şeyler çağrıştırmadığı için olsa gerek, o oda biçimli yerden uzaklaşabileceğim kadar uzaklaştım. Anı olur diye, yanımdaki arkadaşım orada fotoğraf çektirmeyi önerdi lakin ben bu öneriyi unutturmayı başardım.
Bir ara dinleyiciler arasında Abdurrahman Dilipak’ı görünce hemen yanına koştum. Halini hatırını sorup, onu dinleyici koltuğunda bulmanın şaşırtıcılığını dile getirdim.

İkinci oturuma dek, hep bilinen şeyler söylenmişti. Ben de Leyla İpekçi’yi çıtı-pıtı haliyle görüp yanına vardım. Birkaç kelam ettim. Sağ olsun konuşmasında beni referans göstererek bir takım gözden kaçmış konuları dile getirdi.

Kurulan standlarda bir dernek dikkatimi çekti. Güzel işler yaptıklarına o dakika ikna oldum. www.ilkder.org.tr adresinden sizler de bu derneğe göz atabilirsiniz.

İşte onca değerli konuşmadan yaptığım üç-beş alıntı. (Ben neler düşünüyorum, bunu yazmayacağım. Çünkü sadece yaşadıklarım ve düşüncelerim var. Adam gibi bir çözüm önerim yok. Bu nedenle susmak en efdali diyorum.)

Alev Erkilet

Bir zamanlar İslamın kadının özgürlüğünü kısıtladığını iddia edenler, şimdi başörtülü kadının eğitim ve istihdam hakkının elinden alınmasına tepkisiz kalarak, kendi ile ciddi olarak çelişmektedir.

Sibel Eraslan

İlk defa 1968’de baş gösteren başörtüsü probleminde aslolan ve sorulması gereken soru şudur;

Bu kadınların suçu ne? 28 Şubat sürecinde, İHL önlerine tanklar ve keskin nişancılar, evet keskin nişancılar, yerleştiren zihniyet, bu çocuk yaştaki kızlara hangi suçtan ötürü bu uygulamayı uygun görüyordu? Bu kızlar nasıl bir tehdit unsuru idi? İkna odalarında neye ikna edilmeye çalışılıyorlardı? Bunlar ciddi sorular…

Başörtüsü probleminin 1968’lerden evvel ortaya çıkmamasını nasıl açıklarız? Çünkü, bu tarihe dek başörtülü kadın, eğitim ve istihdam talebinde bulunmamıştı!

Çiğdem Mater

İdeolojik olarak başörtüsünü benimsemiyorum ama yasakların her zaman karşısında olmuş bir bireyim. Bugünde bunun için buradayım. Eğer bir gün zina yasağı diye bir yasak gelirse, işte o zamanda ben karşıda olacağım.

Dikkat edilirse, ülkemizde erkeklerden alınan bir hak yok. Hep kadınlardan alınan haklar var!

Cumhurbaşkanı seçilirken, en fazla mağdur olan Hayrunnisa Hanım’dı. İsterdim ki, cumhurbaşkanı o olsun. Bir kadın olsun.

Yıldız Önen

Müslüman bir kadın olan, Selma Yakup, “Yaşasın Chavez!” derken, Chavez’e değil, Irak’a destek veriyordu. Ben Yakup’la tanıştım ve mücadelesini gördüm. Mücadeleler ortaktır.

Modernizmin beşiği sayılabilecek Fransa’da bile başörtüsü yasak. Unutmayalım ki, hareketler birbirinden beslenir.

Yıldız Ramazanoğlu

Başörtüsü problemi diye adlandırılan sorunun, ilk çıkış noktası olarak, Cumhuriyet Üniversitesi, Hemşirelik Bölümünün mezuniyet töreninde, birinci olan öğrencinin, konuşmasını yaparken, ağzının kapatılarak, kürsüden indirilmesini sayabiliriz. Kürsüde birinciliği yakıştırılamayan ve susturulmak istenen bir kız!

Türkiye’de kadının modernleşme süreci ile ilgili bir sergideydim. Sergiyi gezenler arasında, fark ettim ki tek başörtülü benim. Ben resimlerde modernliği temsil eden resimlere bakıyorum, sergiyi gezenlerde bana bakıyor. O an şunu düşündüm; eğer o resimler gerçekse, ben bu gerçeğin neresindeyim? Oradaki herkes gibi ben de bu hakikatin neresinde olduğumu merak ettim. Çünkü, resimlerde bir tek başörtülü yoktu!

İlginç bir şey daha; yıllar evvel, Evita için Beyoğlu Müftüsü mevlit okutturmuş ve bu nedenle kendisine çok yüklenilmiş. Hıristiyan birine mevlit mi okunur diye? Müftü, o kadının yaptıkları takdire ve anılmaya şayandır diye cevap vermiştir.

Cihan Aktaş

Hükümet şu anda başörtülülerin lehine bir modelde gibi dursa da, kadınları ve başörtülüleri daha edilgen alanlara iteceğini sezinliyorum. Yasakların kalkmasını, üretimimizin artması için istiyorum.

Leyla İpekçi

Bir insan bir mekanı sahiplenir, sonra da o alana kendi gibi düşünenlerin dışındakileri almamazlık ederse, bunun adı her dilde faşizm olur.

Şu anda korkuları olan insanlar var. Bu insanlar bilmediklerinden korkuyorlar. İyi bir korku yönetimi gerekiyor. Bir de buna iyi bir algı yönetimi eklenmeli.

Bir düşünsenize, biz bize benzemeyenlerle nerede buluşacağız?

Müge İplikçi

Bize sunulmasını istediğimiz şey zaten bizim hakkımız olan şey!

Türkiye’de kadın olmak zor ama kabule etmeliyiz ki erkek olmakta zor!

Benim başörtüm yok ama her şeye rağmen hepinizi koşulsuz sevmeye hazırım ve sevmek istiyorum!

Aliye Öztürk

Malum hem Türk, hem Kürt, hem Alevi, biraz da Ermeni yani bizden biri, 11. Cumhurbaşkanı aday adayı Aliye Öztürk. Kendisi Sayın Abdullah Gül ile bir görüşmede olduğu için yerine Turgay Oğur Bey, bir takım açıklamalarda bulundu. Açıklamaların geniş özetine www.aliyeozturk.com sitesinde ulaşılabilir.

Program Aliye Öztürk Hanımefendinin önerisiyle çağdaş kadın olmakla ilgili bir sanat müziği eserinin dinletilmesi ve ufak bir kokteyl ile sona erdi.

***

Yazarın kişisel sitesi: http://www.pazar-lamaca.blogspot.com/

7 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 80 Yorum

  2. Yazan:Ç-Z Tarih: Eyl 8, 2007 | Reply

    Mücadeleler ortaktır.
    Modernizmin beşiği sayılabilecek Fransa’da bile başörtüsü yasak. Unutmayalım ki, hareketler birbirinden beslenir.(Yıldız Önen)

    Baş örtülü bir kadının hak mücadelesi ile,başı açık bir kadının hak mücadelesi çok farklı ve maalesef birbirini engeller nitelikte görünüyor.
    Ortak olan şey,mücadelenin varlığı,konusunun da kadın olması.
    Farklı zihniyetlerdeki kadınlar engel olarak gördükleri unsurlara karşı doğal olarak tanımları farklı”haklar”için mücadele veriyorlar.
    Kendini çağdaş,modern Cumhuriyet’in aydın kadını diye tanımlayan ve kadın haklarını gasp edenin İslamiyet olduğuna inanan bir kadın, bir başka kadının baş örtüsü nedeniyle eğitim hakkından mahrum kalmasına kendini kör eden ideolojisi adına kayıtsız kalabiliyor yada çözüm için başka bir şart öne sürebiliyor.Bu şartı öne sürdüğünde o baş örtülü kadına destek(!) olduğuna ve ondan bir adım önde olduğuna inanıyor.Bu şartlı desteklerinin muhteviyatının zorlamacı diye itham ettikleri İslam ile aynı olduğunun ya farkında değiller yada farkına varamayacak kadar ideolojik körler.

    Cinsdaşı ,baş örtüsü takan kadını kazanılmış haklarından feragat eden, cumhuriyet için potansiyel irticai tehlike olarak görüyorsa onun için hak peşinde olduğunu nasıl iddia edebilir ki!Baş örtüsü kullanan cinsdaşı ile kendini eşit kabul etmeyen,baş örtülü birine sıkmabaş diyecek kadar yıkanmış beyinli,düşünme özürlü gibi tanımlarda bulunabilecek kadar cinsdaşını aşağılayan biri nasıl olur da cinslerin hak eşitliği için gayret gösterdiğini iddia edebilir.(*)

    Hak,bir elden diğerine geçen iktidar değildir ki teslimiyeti için şart gereksin.Hak, sahip olunan donanımların istenilen istikamette arzu edildiği kadarının kullanılabilme özgürlüğüdür.

    Toplumda henüz bireyler sahip oldukları hakların bile farkında değilken ve bu açık bir çukur gibi hayatımızın tam ortasında duruyorken kadın için pozitif cinsiyet ayrımcılığına kalkışmak o çukurun üzerini kamufle etmekten öteye gidemez.Toplum hayatı zamanla o çukura düşer ve bir yerlerini kırar sonrada o sakatlıkları (aile içi şiddet,ensest,cehalet,sapıklık vs) düzeltmek adına özgürlükleri kısıtlayıcı sansür,yasak yada benzeri dış baskılar artmaya başlar ve otokontrol bireyin kendisine bırakılmaz.

    (*) “Kadın Siyaseti Programı’nın en acil programatik hedefleri 6 ana başlık altında sıralanıyor:
    1-Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı devlet politikaları ve bunlara yaşama geçirecek kurumsal yapılar oluşturulmalıdır.
    2-Kadınların seçim ve atamayla belirlenen karar organlarında eşit temsili ve katılımı sağlanmalıdır.
    3-Kadın ve kız çocuklarının eğitim ve öğrenimde fırsat eşitliğine kavuşmaları sağlanmalıdır.
    4-Kadın istihdamı artırılmalı, çalışma yaşamında fırsat eşitliği sağlanmalı ve kadın yoksulluğuyla mücadele edilmelidir.
    5-Sağlık hizmetlerinden yararlanmada kadınların yaşadıkları mağduriyete son verilmelidir.
    6-Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik yaygın şiddet önlenmelidir. (KA-DER)”
    “Kadın ve kız çocuklarının eğitim ve öğrenimde fırsat eşitliğine kavuşmaları sağlanmalıdır. “diye bir maddeye yer veren bir derneğin başörtülü kızlar da eğitimden yaralanabilmeliler dediğine hiç rastlamadım aksine kadınların eğitim alabilmeleri,bazı alanlarda kariyer yapabilmeleri için “kıyafet yönetmeliğine(!)uymak zorunda olduklarını belirterek kendi yayınladıkları 4.maddeye aykırı hareket ettiklerinin farkında bile değiller.
    Ak-der’in web sayfasında iletişim içinde oldukları uluslararası kuruluşların bilgisi verilmiş ,yurt içi benzer faaliyet alanlarında bulunan derneklerle ortak yürüttüğü projeleri var mı belirtilmemiş,sizin bu konuda bilginiz var mı?”Hak” için “mücadele”yürüten derneklerin birbirleri ile omuz teması olmadan faaliyet içinde olması amaçtan ziyade siyasi bir amaca hizmet ediyor izlenimi uyandırmaz mı?
    Ak-der yada Ka-der in amaçlarını okuduğunuzda bahsedilen “kadın hakkı” ama birbirlerinin faaliyetleri içinde bulunmamaları bu konunun daha ziyade(yani kadının)siyasi malzeme gibi kullanıldığı izlenimini uyandırıyor ve maalesef inandırıcılığını yitiriyor.

    Bu durumda “mücadeleler ortaktır ve birbirinden beslenir” cümlesi havada asılı kalıyor.

  3. Yazan:Rumi Tarih: Eyl 9, 2007 | Reply

    Başörtüsü sorun olmaktan çıkarılmalıdır bu fiyasko yeterince uzadı..
    ben senelerce okulumda açık olarak üstelik birinci olarak derslerime griebiliyorken tamamen kendi seçimimle ailemin karşı koymasına rağmen başımı örttüm ve bundan gurur duyuyorum ancak okuluma alınmıyorum!!
    bune biçim bi dayatma!!
    insanlık bumudur!!
    ben hala aynı insanım millet o istiklala caddesinde sarı saçlarıyla fink atan kız ene bendim!!

  4. Yazan:Ece Tarih: Eyl 11, 2007 | Reply

    Selam,
    Panelde bulunabilmeyi çok isterdim..
    Katılımcılardan, Sibel Eraslan ın ,

    Başörtüsü probleminin 1968’lerden evvel ortaya çıkmamasını nasıl açıklarız? Çünkü, bu tarihe dek başörtülü kadın, eğitim ve istihdam talebinde bulunmamıştı!

    cümleleri, meselenin kilit noktasıdır..
    Başörtülü kadın, pamuk tarlasında işçi iken, İş bankasında çaycı yada temizlikçi iken, konfeksiyon işçisi iken sorun değildi!
    Ne zaman ki, iş bankasına müdür olabilecek akrediteye sahip oldu, ne zamanki tekstil mühendisi oldu, ne zaman ki ziraat mühendisi oldu, işte o zaman “Dur orada!” denildi..

    Başörtüsü ile nereye kadar gidilebileceğine, dair sınırlar çizildi..
    Üniversite kampüsü dahilindeki mezuniyet törenine yada orduevinde yapılan düğüne , hatta GATA da tedavi olan hasta ziyaretine bile alınmaz oldular..

    Devlet kendini bu şekilde karantinaya(!!) alırken, diğer yanda muhafazakar patronlar bile, başörtülü eleman çalıştırmaktan kaçınır oldular..
    Kasiyer olmalarında sakınca yoktu ama, müdür, mühendis olarak çalışmaları zaten islama da aykırıydı(!!)
    Gitsinler ev hanımı olsunlardı..
    Çocuk yetiştirsinlerdi..falan filan…
    ***

    Başörtüsü ile nereye kadar gidilebilir kestirmek çok zor fakat, başörtüsünü kullanarak, hem medyanın, hem politikacıların nerelere kadar gidebileceği ortada..
    Bu problem kalksa, millet ne yazacak, ne konuşacak ki!!
    Kriz çıkartmak için en güzel malzemeyi kim kaybetmek ister!

    selamlar

  5. Yazan:Arzu Tarih: Eyl 12, 2007 | Reply

    Başörtümle gidebildiğim tek yer, gidemediğim için benim olamyan yerlerin kapısı. Ötesini ben bilmem. Hep başkaları bilir…

  6. Yazan:Zafer Tarih: Eyl 14, 2007 | Reply

    Kalabalıkta özellikle o dikkat çekiyor. Yakası açık bırakılmış, kolları kısa tutulmuş, eteğinin ucu hayli yukarıdan kesilmiş, beli iyice daraltılmış elbisesi değil dikkat çeken. Elbiseden taşan beden parçaları.. O elbiseyi özenerek seçmiş olmalı. “Üzerinde güzel duracak” demiş olmalılar. “Bana yakışacak” diye umutlanmış olmalı. Ama hoyrat bakışlar, elbiseyi değil, elbiseden arta kalan kısımları süzüyor. Öylesine yok gibi ki elbise hepten çıplak kalmak istediğini haykıran bedenin üzerinde “engel” gibi duruyor. Bedenin tamamlayıcı parçası değil, “fazlalık” gibi görünüyor.

    Bakılsın diye oradaydı bedeniyle. Bakıldıkça varolacağına inandırılmıştı. Bir tür bakılma açlığı ile donanmış olmalıydı. Farkında olmadan, diğer gözlerin “nesne”si haline getirilmişti. Öyle bir nesne ki, üzerine bakış düşmediğinde karanlıkta kalıyordu. Gözler üzerinde olmadığında kıymetini kaybettiğini sanıyordu.
    Gözlerin kayması için açıkta bırakılmış bir bedene, teşhir etme niyeti de eşlik ederse,-bu niyetle bakılanın gözleri de sizin bakan gözlerinize kilitlenmişse- kendi içinde tutarlı bir sahne seyredersiniz. Seyredilmek isteyen bir ruh ve seyredilen bir beden, birbiriyle yan yana, kardeşçe oturuveriyorlardır: Sorun yok gibidir. Ama çıplak bırakılmış bedene, içindeki ruh başka telaşlar peşinde koştururken gözünüz kaydığında, mağdur edilmiş bir beden buluyorsunuz karşınızda. Uçağa yetişme telaşının sardığı, tatilden dönme hüznünün hükmettiği bir ruhun ardı sıra yürüyen, hâlâ daha plaj kıyafetine takılmış bir beden, gözünüzün önünde, birden bire çıplaklaşıyor, topraklaşıyor, et ve kemik soğukluğuna düşüyor. “Açılmış” değil “açıkta bırakılmış” oluyor.

    Onu o çıplaklığa özendiren tüketim mekanizmalarıyla paketlenmiş, onu açıklık içinde utanmaktan alıkoyan ısrarlı teşviklere sarılmış bir cesedi sürüklüyor ardı sıra. Kadın bedeninin özellikle sivriltilmiş bir kaç detayına indirgenmiş bir kişilik sergisine icbar edilmiş, zorlanmış, itilmiş oluyor. Özel bir insan olarak yaratılmış, yüzü özel, duyguları biricik, kalbi bi’tane, varlığı müstesna bir kadını, “her kadın gibi” eyleyen, “herhangi bir kadın” gibi “den den”leştiren, sıradan bir serinin modüler parçası kılan sürecin ucuna yerleşiyor: Kalça hareketleri kadar var olan bir kadın. Göğüs dekoltesi kadar öne çıkan bir kadın. Yüzünden çok belden aşağısı muhatap alınan bir kadın. Kişiliği dişiliğine kilitlenmiş bir kadın.

    Mağlup, mağdur, mazlum o. Kendi rızasının şimdi ve burada olması bir şeyi değiştirmiyor. Kendi rızasını iptal eden, kendi iradesini unutturan, utanma duygusunu uykuya yatıran hayli uzunca, karşı konulmaz ve sistemli bir ikna sürecinin kurbanı.. Ara sıra, varlığını hatırlatan o kadınsı irade, o utanç duygusu hiç uzamayacak eteğini refleksif bir hareketle çekiştirtiyorsa da ona; nafile. Bedeni üzerine yapışmış gözleri kabullenen, yaban bakışları evcilleştiren bir çaresizlikle oturduğu yerde oturtuyor onu görünmez bir iktidar. Alnına boncuk boncuk dizilmeye hazırlanan utancını müşfik bir el hareketiyle siliveriyor. Bir anda çıplak olarak yakalandığını hissettiği o nadir şaşkınlık anlarında gözlerini kurnazca kapatıveriyor. Sakinleştiriyor onu, uysallaştırıyor, hırçınlığını gideriyor.
    Kendinden uzağa düşürüyor kadını çıplaklık. “Kendine özel”, “sahici” ve “sahih” bakışlar arıyor boşuna. Baştan ilan edilmiş bir sadakatsizlik vardır çıplak bedende.. “Bakan sadece sen değilsin ki bana!” “Ben bütün bakışlara açı(ğı)m.” “Bunca bakanım var benim.” “Sen de kim oluyorsun?” Galip gibi duruyor ama mağlup. Zulmediyor görünüyor ama mazlum. Kadir kıymet bilmiyor ama kadir kıymeti de bilinmiyor. Mağdur ediyorken mağdur ediliyor.

    “Açık”ta bırakılmış kadın, sırf şehvet üzerinden tanımlanıyor. “İnsan”da olan ama tümüyle “insan” olmayan bir şehvet üzerinde dikelmeye zorlanıyor. Böylece, “dişi” yanı “kişi” yanına galip getiriliyor. Olan “kişi”ye oluyor. Önce ve hep “insan” olan kadın, bedeninin kıvrımlarına sürgün ediliyor, teninin sığlıklarında hapis tutuluyor. Kadın ruhu, kadın bedeninin altında eziliyor.

    Örtünmek, kişiliğini dişiliğinin üstüne koymaktır. Kendini sonsuza saklamaktır. Kadınsı merhameti, kadınsı inceliği, kadınsı zerafeti ipekten tüller ardına saklayıp inci gibi büyütmektir örtünmek. “Tesettürsüzlük nedir?” diye sorsaydınız bana, “Kadının dişiliğini kişiliğinin önüne geçiren her haldir” derdim… Bir “kişilik tutulması”… Bir “kadınlık eklipsi”… Ay tutulur ya hani dünyanın gölgesi üzerine düştü diye. Dişiliğin kişiliği gölgede bırakıp kadın ruhunu gözden kaçırdığı bir tür eklips hali bu.. Saçları kapatmaktan fazlası: Kadın ruhunun bedenle kapatılması…

  7. Yazan:knz Tarih: Eyl 17, 2007 | Reply

    selamlar,

    BuRADA “yasak” kelimesi üzerindeki muğlaklığı ve flu görüntüyü kaldırmak lazım.

    Bizim kendi kendimize koyacağımız bazı sınırlılıklar var mıdır ?

    biraz geçmişi unutalım. Bu ülkede mağduriyetlerle, haksızlıklarla geçen 10 yıllar çok oldu,. Bir bakıyorsunuz ömür geçiyor.,

    onun için şu andan bahsediyorum . perspektifim de farklı.

    siz yukardaki yazılarda hep üniversite kapısından girmekten bahsediyorsunuz.
    ben hemen ilişik bir soru daha sormak isitiyorum.

    peki stajlar hakkındaki düşünceniz nedir ?
    Bu soruyu AİHM kararları ile bağlantılı olarak soruyorum. Ayrıca Din ve vicdan özgürlüğü bağlamında soruyorum.

    izlenimlerde bunu daha detaylı okuyabilirsiniz( umarım şu anki bağlantı sorunu çabuk halledeilir)

    Yoğurdu üfleyerek sayfanıza giriyorum.

    uzun uzun yazmaktan yoruluyorum çünkü.

    Fakat gerekirse “din ve vicdan özgülüğü” nedeniyle neden bazı sınırlamalar konulması gerektiğini uzun uzun yazabilirim.

    eğer varlığım yönetim tarafından “saldırgan ve düzeysiz” yorumcu ketogorisine girecekse baştan söylenmesini rica ediyorum., çünkü harcadığım zamandır , emektir., başka yerde bana bir oruç yazısı dahi yazdırmadılar. yazılarım kayboldu. ben emeğimi boşa harcamak istemiyorum. dediğim gibi artık yoğurdu üflemek gibi alışkanlığım oldu.

    zorla insanlara birşey anlatmak gibi dadılığımın olmadığının da bilinmesini isterim. Yaşam zaten öğretir.

  8. Yazan:knz Tarih: Eyl 17, 2007 | Reply

    Yoğurdu üflerken farklı persfektif dedim ya;
    hanginiz zafer beyin yazısının saldırgan olduğunu düşündü ?

  9. Yazan:knz Tarih: Eyl 18, 2007 | Reply

    pekala o halde devam edelim.

    önce zafer beyin yazısında saldırganlığı fark edelim. Sanırım kasıtlı birşey yapmıyor Zafer Bey., sorun fark etmekte. Merak etmeyin öbürleri de öyle., onlara da dokunacağız.

    1-Fakat ilk önce zafer beyin yazısına eleştiri
    getireceğim.

    2-cihan hanım değindiğ, yıllar önce hemişerelik okulundan başlayan tarihsel süreci
    değerlendireceğim.

    3-Sonra Ç-Z nin yakındığı neden yoklar sorusuna(diğer tarafa eleştiri yazısı olacak bu ) değineceğim.

    4- ve En sonra arzu hanıma çözüm önerisi sunacağım.

    hadi bakalım, hepimize kolay gelsin.

  10. Yazan:Selahattin Tarih: Eyl 18, 2007 | Reply

    Türban serbest iken, o tehlike yaşandı mı hiç?

    Mustafa Bumin’in sözlerini ciddiye alalım. 26 yıl boyunca, türbanla ilgili kararların çıktığı Danıştay’da, Anayasa Mahkemesi’nde görev yapmış birisi…
    Ciddiye alıp düşünelim, “Türbanlılar üniversiteye alınırlarsa, başı açık öğrencilere ‘siz müslüman değil misiniz?’ diyebilirler mi? Bu gerekçe ile başı açıkları üniversiteye almamazlık edebilirler mi?”

    Kel kafaya şimşir tarak!
    Bunun neresinde ciddiyet var ki, biz de ciddi ciddi düşünelim.. Hiç uzun uzun müzakereye gerek yok..
    Mustafa Bumin’e tek soru sorup, “Senin 26 yılın boşa geçmiş” hatırlatmasını yapalım: “Zaten bugün birileri (başı açıklar), birilerini (türbanlıları) üniversiteye almıyor. Eğer birilerinin birilerini üniversiteye almaması tehlike ise, işte şu an yaşadığımız olay, tehlikenin bizzat kendisi değil mi?”
    Yarın türbanlıları üniversiteye aldığımızda, türbanlılar başı açıkları üniversiteye almayacaksa ve bu bir tehlike ise, bugün zaten o tehlikenin, ters versiyonunu yaşıyor değil miyiz???? Ne dersiniz sayınBumin????

    “Benim eşimin ve kızlarımın başı açık. Bana ne türbanlıların üniversiteye girememelerinden” diyebilirsiniz.
    Ama, iftira etmemelisiniz sayın Bumin!
    Okurlarımız mutlaka hatırlayacaktır, Yaşar Sütbeyaz isimli bir rektör vardı, Atatürk Üniversitesi’nde.. Diyordu ki, “Öğrencilerin başlarını örtmesi için, erkek öğrenciler tarafından tehdit edildikleri ve yüzlerine kezzap atılması tehdidi altında tutulduklarını tesbit ettik.”
    Kendisini iddiasını isbata davet etmiş, yoksa müfteri ilan edeceğimizi söylemiştik. Ne iddiasını isbat edebildi, ne de bir daha ağzını açabildi.. Çünkü yalan söylüyordu. İftira ediyordu. Yaşına başına bakmadan!
    Şimdi de, 70’ine merdiven dayamış Mustafa Bumin tekrarlıyor, benzer hayali suçlamaları. Ama göremiyor beyefendi, bugünkü fiili durumda, “Başı açıkların, türbanlıları üniversiteye almadığı tablo”yu..
    Demek ki beyefendiye göre, başı açıkların, türbanlıları üniversiteye almadıkları tablo güzel..
    Ama türbanlıların başı açıkları üniversiteye almamaları ihtimali bile kabul edilemez!
    Başı açıkların bu üstünlükleri nereden geliyor acaba?
    Siz şunu mu demek istiyorsunuz, “Türbanlılar zencidir.İkinci sınıf vatandaştır. Başı açıklar ise birinci sınıf vatandaştır ve beyazdır”..
    Anayasa Mahkemesi başkanlığı yapmış bir insan, nasıl bu kadar önyargılı, dar görüşlü olabilir? Bir ihtimalin tersini düşünmeden, (hem de o ihtimalin tersi; fiilen yaşanan bir vakıa iken) nasıl konuşabilir?
    Bize, “Türbanlıların, başı açıkları üniversiteye almamaları gibi bir tehlikenin varlığından söz ediyoruz. Bu ihtimali ortadan kaldıracak tedbirler neler olabilir” diyebilirsiniz.
    Biz de böyle bir tehlikenin ciddi olmasa da, sizin tarafınızdan sorulması üzerine, nasıl etkisizleştirileceği konusunda tahminlerimizi yapar, destekte bulunuruz..
    Ama “Erkekleri üniversiteye alırsak, kızların girişini engelleyebilirler. O halde erkeklerin üniversiteye girişini yasaklayalım” tezi kadar saçma bir düşünceyi, en yüksek mahkemede başkanlık yapan bir insan nasıl savunabilir?
    Sanki türbanlılara okula girme hakkı vermiyoruz da, üniversitelerin girişinde kimin girip, kimin giremeyeceğini belirleyecek güvenlik elemanı yapıyoruz!
    Başı açık olan öğrenciye, “Sen giremezsin” diyen kim ise, belirlersin, cezayı verirsin olur biter. Böyle hayali endişeler sebebi ile, tüm başörtülülerin en temel haklarını, siz nasıl engellersiniz?
    Hem söyler misiniz sayın Bumin, Türkiye’de türbanlılar, 1997 yılına kadar ufak tefek sıkıntılar dışında yine üniversiteye gidebiliyorlarken, o sizin bahsini ettiğiniz tehlikeden ufacık bir işaret var mıydı?
    26 yıl boyunca incelediğin dosyaların bir tanesinde, tek bir başı açık öğrencinin, “Sen müslüman değilsin” denilerek okula alınmadığının delilini gösterebilir misin bize?
    Gösteremezsin..
    Çünkü fikri iflas edenlerin her zaman başvurduğu gibi, yalan ve iftiraya başvuruyorsunuz.. Türbanlılar başı açıklarla el ele sokaklarda dolaşır, okullarına giderlerken, siz içinizdeki nefreti kusuyorsunuz yine.. Ne diyelim, Allah ıslah etsin!

    Ali İhsan KARAHASANOĞLU 18.9.2007

  11. Yazan:BetuL Tarih: Eyl 18, 2007 | Reply

    @knz

    sana gore ben tesetturluyum demek de saldirganlik.

  12. Yazan:knz Tarih: Eyl 18, 2007 | Reply

    1- numaralı yaklaşımıda ben zafer beyin yazısını örnek verdim. Bunu anladınız değil mi betül hanım.

    zafer beyin yazısını okuduuktan sonra burada saldırganlık yok mu diyorsunuz ?

  13. Yazan:knz Tarih: Eyl 19, 2007 | Reply

    Selamlar,
    dikkat ettiyseniz, iki soruya cevap gelmedi. biri üniversiteye girdikten sonra “staj”lar hakkında ne düşünüyorsunuz ? diğeri de zafer beyin yazısı hakkında düşüncelerinizin ne olduğu ?

    zafer bey’in yazısından ben başlıyorum.

    Bakış açısında bir sibel can gibiler var, bir de “kapalılar” diye kendi kendilerine oluşturdukları bir grup var. Halbuki yaşam iki kutuplu skala değil.,

    sibel can kapanmanın büyük sorumluluk olduğunu söylüyor ve sözleriyle ve bakışlarıyla kapalılığı ululuyor.

    tabi burda “kapalı” kelimesinin, başı sıkı sıkya bağlamak olduğunu hepimiz biliyoruz.
    Diğerinden başını örtmeyenler ya sibel can’dır, ya da sibel can.

    yani onlar da sibel can gibi örtünmeyi çok istemelidirler ama bir türlü buna ceseret edemedikleri için Allah’tan hidayet beklemekten başka çareleri yoktur.

    ben yapamıyorum, Allah affeder, türban takmak büyük sorumluluk dediği müddetçe bir kadına kendi aralarında yer veriyorlar.
    hatta onların varlığı ululamayı daha da geçerli kılıyor.

    ama aranızdan biri kendini öyle değil de,şöyle ifade ederse ; yani nuray mert gibi beni ilgilendirmez demez de,

    bu ne saçma bir şeydir. Hiç Kuran’da kadınla erkek arasında böyle eşitsizlik olur mu ? Kuran’da nerde kulak, burun , boğaz yazıyor. kulak cinsel organ değildir.
    boynumuz 180 derece rahat birşekilde dönmek üzere tasarlanmadı mı ? ben bu şekilde 15 dolaşmaya tahamül edemem dediğİ anda aforoza maruz kalmıyor mu ? hayır diyebilir misiniz ?

    yani siz ısrarla örtülü olmak kelimesini belli bir kesime mal edeceksiniz, örtü üzerinde her türlü kutsanmış ifadeleri ve övgüleri üzerine alacaksınız ama sizin örtü anlayışınıza bir eleştiri geldiğ zaman “tabu” oluşturacaksınız.

    Fakat bu nasreddin hocanın kazan hikayesi gibi.

    şimdi zafer beyin yazısına bakalım mı ?
    sad-ece de yazdım zaten. dişilik, kişilik yazısı yazmıştım.

    zafer bey yazdıklarınız bu flu ifadeli sözleriniz cümleleri tek tek çıkarmayacğım yazıyı okuyan görüyor, kelimelere bakarsak utanç- şehvetli bakışlar, nesne,..son cümlede ise saçları kapalı olmaya olan övgü.
    ne dendiğini anlamayacak kadar saf değiliz valla.,

    Burada herkes bu yazının adresini biliyor.
    cihan hanımın yukardaki alıntı da söz ettiğ o hemşirelik okulunda başlayan süreç bu işte. o zamanlardan beri bu yazıları okuduk biz. Bir pankart hatırlıyorum, başörtüsü “müslüman kadının namusudur” diye yazıyor. erkek konuşmacı tv de kadının boynun şehvet aracı olduğunu söylüyor.
    Ben tv de kadının boynu, saçı şehvet yeridir diyen dergi yönetmeni gördüm.

    Erkek karekteridir bakar efendim diyen erkekler gördüm. Erkekler nereye bakar nereye bakmaz diye kadınlar lime lime ediliyor. internette nelerle karşılaşmadım. şu kadın sitelerini şu dakka dolaşsak, zafer beyin yazısının oralardan alıntı olduğunu görürüz.

    o halde en ufak nefs-i müdafaya neden tahamül edemiyorsunuz ?

    karşılarına onların tabiriile örtüsüz, ilaki bülnet ersoy gibi, sibel can gibi mi olunsun.,

    türkiyede kadınların özgür tercihinden söz edebilmek için, diyanetin sessiz kalmaması gerekiyor. Halka gerçekleri ulaştırmayı devlet eliyle tıkarsanız, insanlar neden bilecek ?

    olan şu, tek bir görüşü al, devlet eliyle bunu sahiplenin, sonra da bir kız için o evinde özgür tercihini kullandı deyin.,
    bu herkes için geçerli. Kadınlar dinin kabul edilmiş resmi bir tek görüşüne göre özgür tercih kullandılar., çünkü diğerleri olabileceği onlara sunulmadı.

    Diyanet yorumlardaki çeşitliğin güvencesi olmadıktan sonra özgür tercih diye bişey olmaz.Kimseyi kandırmaktan öte kendimizi kandırmayalım. netice biz torunlarımız için yaşıyoruz.

    görüntü kurtarmak şöyle oluyor, sorumluluk alanlarla( kutsanmak mertebesine kadar yolu var), sorumluluk alamaynalardan güzel bir görüntü oluyor.
    Sonra da sibel can kızımız sahneye çıkıyor ama biz onu bu haliyle aramıza alıyoruz derler.
    Alamyada bir tv programında şöyle birşey vardı.
    Program ailelerle çocuklar arasındaki çatışmaları veriyor. Anne ile kız bir etekliğin başında tartışıyorlar. anne diyor ki, bu eteği giyemezsin çok kısa, hem de üsten açılıyor., kız da annesine, ama satın aldım, diğer arkadaşlarım da böyle giyiniyor ne sakıncası var falan diyor. Biraz sonra deri ceket giymiş genç bir delikanlı ile ailesi diline falan yaptırdığı piercing konusunda bir tartışma yapıyorlar.

    bu doğal olandır. ama zafer bey gibilerin yazıları doğal olanı da bozuyor. dünyada saflığın yaygınlaşmasına değil, saflığın ayrışıp kaybolmasına hizmet ediyor.

    yani şunu demek istiyorum; saflık sırf benim olsun şeklindeki saflığı sahiplenme hırsı doğal olanı da bozar.

    şimdilik bu kadar.Ortaya çıkan pürüzler düzeltldikçe neden kamuda uzlaşma olmasın ki,.

    devam edeceğim.

  14. Yazan:Birdost Tarih: Eyl 19, 2007 | Reply

    arkadaslar Knz nece konusuyor bir fikri olan var mi?

    Ayrica cihan’a cevap vermekten falan bahsetmis, cihan kim? yorumcular arasına cihan yok, yazıda da Cihan Aktaş geçiyor, o da alinti falan yapmamis, hemsirelikten de bahsetmemis.

    Neler oluyor?

  15. Yazan:knz Tarih: Eyl 19, 2007 | Reply

    selam birdost, haklısın. bir daha bakınca, yıldız ramazanoğlununun hemşirelik örneğini verdiğini gördüm. konuşmasında hemişe bir kızın mezuniyet törenindeki olaydan bahsetmiş.

    o yıllar refah partisinin olduğu yıllar olmalıydı., tam yılını hatırlamıyorum.

    googledan o gün neler olduğunu aramak mümkün ama hepimiz o olayları az çok biliyoruz.,

    Şimdi sadece o olaya tek bir olay bakarsak mağduriyet var, ama öte yandan arka palnda “başörtüsü müslümam kadının namusudur” sloganı baskın bir şekilde ortada. kimse de ses etmiyor. BU Psikolojik boyut. Diğer bir boyutu ise stajlar,. Ben her iksinie de değiniyorum.

    Eğer yıldız ramazanoğlu hanımım örnek verdiği noktadan, biz nerde kalmıştık diye başlarsanız hep aynı taşın etrafında dolanırsınız.,

    Düzetme için teşekkürler. Fakat Ana fikirden uzaklaşmayın.

  16. Yazan:knz Tarih: Eyl 20, 2007 | Reply

    Yıldız hanımım bahsettiği olay bir mezuniyet töreni., okul birincisi bir kız öğrenci ama onu başörtüsü ile konuşma programına çağırmıyorlar. o da kürsüye fırlıyor. Kürsüde görevli diğer kızda
    ona engel olmaya çalışıyor. Fotoğrafla bu olay basına yansımıştı.

    ben de sizler gibi düşünmüştüm. Mezuniyet törenleri mutluluk anlarıdır, ne olur, herkesi kucaklasa ? Fakat yıllar sadece bana değil, hepinize aklı selimi öğretti( öğretmelidir)

    ben mağdurum diye kürsüye saldır, orya tekme, buraya avukat al.,

    Unutmayın, şu insanlığın altın kuralıdır ki, sen yaparsan başkası da yapar. Başkasını bir hayal edin.

    Diğer bir yönüde,

    Olay hemişerlik okuludur. orda staj vardır.
    staj kıyafet yönetmeliği sizin bir çırpıda nalayamayacağınız etik kurallara dayanmaktadır. BU değiştirilemez değildir ama
    bu hukuki bir süreçtir.

    Bu yanlıştı, yıldız hanım. insanları proveke etmeğe, duygusal tuzaklar için öğrencileri kullanmaya yönelik birşeydi.

    Ben dahi hemşirelik okulunda kıyafet yönetmeliğini etik arka planını göremiyorum şu anda.

    ama tahmini yazabiliyorum. Dinleyin.

    bir deprem oldu 30 bin vatandaşımızı kaybettik.
    insanların psikolojisi afete dönüştü. Ahlaklı kurtarıcılar kendi adlarını bile kurtardıkları insanlardan gizlediler. Çünkü afet altında insan, psikolojisi değişir ve minnet duygusu ile kurtarıca bağlanır. KURTARICI bunu kullanmak istemiyor. Ama kendilei bu felaketleri kullanan da oluyor. Misyonerler iki gün sonra oralara dağıldığı vakit, hükümet el koydu.

    Bir hemşienin kişiliği ile değil, dişiliği ile de değil sadece yaptığı işle orda olması gerekiyor., bir işte kurtarıcı damgasını kullanmaması gerekiyor.

    Dediğimi anlayabildiniz mi ?

    Siz bu mesleki etik kuralı değiştirmek isteyebilirsiniz. AMA unutma sen yaparsan başkası da yapar. Ve onların imkanları senden daha çok olablir. Senin giremediğin enkazlara girebilirler. Sen kişiliksiz, kimliksiz ve cinsiyetsizsin o işi yaparken. Kimliğin de, kişiliğine aidetinde, herşeyin yağtığın işin yüceliğidir. Ve yaptığın iş isnaların minnet duygusunu kullanmamanı gerektiriyor.

    başörtüsü islamın aolmazsa olmaz şartı değildir. islamın Şartı da olduğu ilmi olarak çok tartışmalı bir konudur. Yani

    ama konu bu değil şimdi. BU MESLEK BÖYLE İCRA EDİLEN BİR MESLEKTİR.

    Ama etik kuralları oluşturmak insanlara kalmıştır., fAKAT UNUTMAYIN SİZ YAPARSANIZ BAŞKASI DA YAPAR.

    Sen duygusal tuzak kurmazsın ama başlası bunu yapar. O zaman o başkasına nasıl engel olacaksın. Karşında psikolojisi kurtarıya karşı savunmasız hasta insanlar var.

    ben kimliksiz, kişiliksiz, cinsiyetsiz sırf kendimi bir işe adamak istemiyorum diyen tıbbi yardım mesleğini seçmesin. Kamuya ilgli bir iş seçmesin.

    cinsiyetsizliği anlamadınız mı ? nasıl oluyor diye ? sad-ece de yazdım ama bir daha diyim.
    hastaya göstereceğin yakınlığı dahi kitaptan okuyarak yapacaksın. sen o işi yaparken kadın veya erkek olduğun zırnık farketmez.

    hastanın manevi boşluğu mu var ?
    ona din adamını bulacaksın., o zaman haddimize düşer bizim. hastanın ruh dünyasına damdan düşer gibi giremezsiniz.

    dinin yeri başkadır. ama damdan düşer gibi , o insanın yoksun halinde insanın hayatına giremezsiniz.

    Bu durumdan yararlanmak olur.

    okul bu, fakülte. hasta psikolojisi okuyarak yapacaksın. keyfi yakınlık bile gösteremezsin.

    Niye enkaza herkesi sokmuyor devlet ?
    tusunami felaketinde de tayland hükümeti sokmamıştı.

    kızlhaç işreti misyonerlik zamanından kalmıştı,
    günümüzde anlam değişti, artık onlarda insan felaketlerinde pay kapmamayı öğrendiler.
    yeniden eski sömürge yardımı günlerine dönmeyelim. Dünya bu değişme gelene kadar ne acılar çekildi.

    Biraz düşünün.

  17. Yazan:MY Tarih: Eyl 20, 2007 | Reply

  18. Yazan:knz Tarih: Eyl 21, 2007 | Reply

    Bir kez başkalarını düşünmek zorunda kalmak bir kesime çok zor gelecek anlaşılan.

    yukardaki karikatürden belli. Neden MY ? Neden üstelik benim o kadar farklı bakış getien yazımın üzerine bu zavallı (poor) figür?

    Bakın burada biz kafa patlatlıyoruz ? şunu unutmayın ki, 11 yaşındaki çocuğu o konfrenası düzenleyeler koruyamadı ?
    sözlerine bakın ? 10 yılda söylenmemiş ne söylemişler ? ya ululanma veya zavallı kızacağız figürü?

    bir fikir yok ? insanlar size bu yaptığınızın şu sakıncası var dediğinde, hiçbir itirazı dinlemeyen kişiler o zavallı kızcağız figürüne hiç uyuyorlar mu ?

    zafer beyin yazısına cevap verdim.
    yıldız hanımın dediklerini size hatırlattım.,
    gerçek zavallı kızcağız figürü gibi değildi.
    eğer içinizde yıldız hanımı tanıyan varsa bu sayfayı iletebilirler mi ?

    “mesleki etik” sizlerin, bizlerin duygularından çok önemlidir.

    stajlar hakkında neden sessiz kalıyorsunuz ?
    umarım sessiz düşüncelerdir. içinizden düşünün ama ölü kalmayın.

    şimDi sıra Ç-Z nin yazdıklarına geldi.

    en son bu sayfa sahibine hitaben yazacağım.
    az kaldı.

  19. Yazan:S Tarih: Eyl 21, 2007 | Reply

    AKLI ETKİLEYEN ETKENLER: Akıl sağlığının korunması çok önemli olup bunu etkileyen bazı etkenleri saydıktan sonra bunlardan sadece sefihlik konusunu işleyeceğiz. Sarhoşluk, Nefsi Emmare, Heva, Heves, Şehvet Kuvveti, Gazap Kuvveti, Öfke, Korku, Zühul, Hırs, İnad, Cünün, Delilik, Cinnet, Bunaklık, Sefihlik .

    Aklın işlevsel halini etkisiz hale getiren durumu, ruh beden fıtrat islam bütünlüğünü bozan durumu ifade etmede kullanılan kavramlar arasında “sefihlik” de girer. Sözlükte, “sefih” , sefh veya sefeh fiilinin fail ismi olup; görüş ve gidişatta hafiflik ve gevşeklik demektir ki, akıl noksanlığında meydana gelir yani din noksanlığında meydana gelir. Her türlü işte aklın hafifliği, imtihanı anlamamak, düşüncesizlik, önem vermemek, akla ve dine aykırı hareket etmek demektir. Bir ucu budalalığa varan hafiflik, fikirsizlik,temkinsizlik ve aklı kullanmamaktır, dini anlamamaktır. Sefihlik, akıl ve dinin gereklerine aykırı hareket etmekdir ki, bunun karşıtı, ağır başlılık, tam akıllılık, yani reşidliktir.

    Sefh ve sefeh sahibi kimselere “sefih” denilmektedir. Kur’an a göre sefihliğin hem dünyevi ve hem de uhrevi boyutları vardır. Dünyevi konularda sefihliğe gelince , aklı olmasına rağmen dinin ve aklın gereklerine aykırı şekilde hareket etmek ve malını gereği gibi tasarruf etmekten uzak kalmaktır. Kur’an da bu anlam örgüsü dahilinde, malları ve mirası üzerinde gerektiği gibi tasarrufta bulunamayacak düzeydeki çocuklara ve aklı yeterince gelişmemiş ve noksan olan kimselere dünyevi anlamda sefih denmektedir ki, bu kimselerin görülüp gözetilmesi gerektiği tavsiye edilmektedir. Bu ayette geçen sefihlerden maksat, düşüncede inançsız olan değil, yaratılışta ilişkili olan , henüz mümeyyizlik çağına ulaşmadığından, dini tam anlayamadığından dolayı kendi malını (bedenini ruhunu aklını) tasarruf etmekten aciz olan kimselerdir.
    Kur’an a göre uhrevi anlamda sefih olan kimselerde vardır. İnanç bakımından kafir, münafık ve müşrik kimseler bu gruba girerler. Bu kimseler kendilerini çok akıllı sanırlar; halbuki akıllarını gereği gibi hidayet yolunda kullanmaktan çekinirler. Örneğin, münafıklara “müslümanların inandığı gibi sizde inanın” denilince kendilerini çok akıllı sanarak, müslümanları suçlama yoluna giderler ve kendilerini akıllılıkla nitelendirerek sahte dindarlık gösterisinde bulunurlar. Dinin gerektirdiği inançların ve hareketlerin aksini yapmalarından dolayı Kur’an onları “asıl beyinsizler” olarak suçlar (Bakara 13). Yine Kur’ana göre aklını kullanmayan, hafif karakterli ve ciddi tefekkürden yoksun olan kimseler Allah’ın yolundan yüz çevirirler (Bakara:130). Aşağıda daha detaylı değineceğiz.
    Tevhidin tarihinde inkara şartlanmış olan bazı kimseler, kendilerini insanların en zeki ve en akl-ı evvelleri saymışlar, sonuçta kendilerine gönderilen peygamberleri “sefih”likle suçlama yanlışlığına düşmüşlerdir. Halbuki, tevhid tarihi göstermektedir ki, peygamberler içinde çıktıkları toplumların en akıllısı olmalarından ötürü “fetanet” sahibi; gündelik yaşamlarında sağlam karakterli olmalarından dolayıda güvenilir kimseler olarak tanınmışlardır. Fıtnat; kapalı bulunan ifadelerdeki mananın yakalanmasıdır. İleri bir zeka düzeyine sahip olan peygamberler Allah tarafından toplumların içinden seçilmişlerdir (Araf 66-67).

    Kur an, sefih kimseyi şöyle tanımlar: “Doğrusu aranızdaki beyinsiz (İblis veya cinlerin kafirleri) Allah’a karşı yalanlar uyduruyordu” Cin 4. Görüldüğü gibi bu ayette “sefih” terimi İblis ve onun yolunu izleyen kimselere bir sıfat olarak verilmiştir.Aklını negatif yolda kullanan bu beyinsizlerin bütün arzu ve istekleri , Allah yolundan insanları alı koymak için engeller icat etmek olduğunu anlarız. Çünkü bunlar, insanların imanlarını yok edebilmek için sürekli “Allah yeniden kimseyi diriltmeyecek” (Cin 7) şeklinde telkinde bulunurlar. Böylece İblis ve avânesi, insanlara ve kendi türlerinden olan yaratıklara, ahireti yalanlamada yardımcı olurlar. Demek ki yerine göre sefih, önyargılı hareket ederek aklı iyi kullanmayı bilmemek manasına da gelmektedir. Bundan dolayı Kur’an sathi düşünce sahibi olan insanları “sefih” olarak adlandırır. Sefih kimse zarar ve menfaatını,imtihanı, doğru ve yanlışı, dost ve düşmanı, haklı ve haksızı bilmeyecek kadar bilgisi kıt, ileriyi göremeyecek kadar dar görüşlü, cahil kimselerdir. Mü’minler, onların düştüğü sefihliğe düşmemek için çaba gösterirler. Allah’ın verdiği aklı, iyi kullanarak; dünyevi ve uhrevi açıdan tehlike ve zarar doğuracak inanç, düşünce ve davranışlardan olabildiğince uzak kalırlar. Yaşadıkları çağda, beyinsizlerin yol açacağı akıl-dışı hareketlerden de Allah’a sığınırlar (Araf 155), çünkü bu senin imtihanından başka bir şey değildir derler Hz Musa gibi dua ederler.

    Buraya kadar anlatmaya çalıştığım hususlar, mükellefin ehliyetine arız olan olan bir takım durumlardır ki, bunlardan bir kısmı hitabın aslını ve ehliyetini tamamen kaldırmakta, bir kısmı da kaldırmamaktadır. Fakat, dini sorumlulukları yerine getirmede olumsuz tesirler yapmaktadır. Bunların bir kısmı semavi olan arızalar, bir kısmı semavi olmayan arızalardır. Kulun özgür bir şekilde zatıyla ilgili olan arızalarda akıl sağlığı bakımından mümkün olduğu sürece aklı etkileyen doğru ve nesnel karar vermesini engelleyen psikolojik ve patolojik durumlardan uzak durması gerekmektedir. Zira, insanda düşünme ve akıl yürütme faaliyetinin mükemmel bir tarzda gerçekleşe bilmesi için aklın her türlü hastalıklardan salim ve sıhhatli olması zorunlu bir durumdur.

    (BAKARA130) İbrahim’in dininden ancak kendini bilmeyen yüz çevirir. Andolsun biz Onu dünyada seçtik ve Ahirette de salihlerdendir.
    İbrahim’in dininden ancak sefih insanlar yüz çevirir. Yani geri zekâlılar. Sefih insan İslâm Hukukunda kârını zararından ayırd edemeyen, malını çar çur eden kimseye denir. Bu tür insanlar sefih muamelesi görürler İslâm Hukukuna göre. Devlet başkanı sefihin mallarını yönlendirmek üzere bir vasi tayin eder onun mallarını o yönetir veya devlet yönetir. Devletin de tayin ettiği zaten bir vasidir. O yönetir. Taki aklı başına gelinceye kadar. Ancak bu tür kârını zararından ayırd edemeyen kişiler ibrahim’in dininden yüz çevirirler diyor Allah (c.c.) Ama şu hatıra gelebilir. “Ben bazı insanlar tanıyorum. Adamlar cin gibi. Dünyanın parasını da toplamışlar, onlara geri zekâlı demek mümkün değil ama Allah’a da iman etmiyor.” gazetenin bir tanesinde Türkiye’nin büyük diye kabul edilen şirketlerinden,f.iki ortaktan birisi, ben Allah’a inanmıyorum, Kitaba inanmıyorum gibi laflar etti. Parasına bakıyorsun, bankalar onun parasıyla dopdolu. Müesseseler onun, her tarafta reklâmlarını görüp duruyoruz. Bu adam geri zekâlı mı acaba?
    Kur’ân-ı Kerîm’den bazı örneklerle bunu açıklayalım. Bir adama denilse ki, bak şurada bir bahçe var veya çiçekler var. Bu çiçekler şu anda sana verilecektir. Ama bu çiçeklerin ömrü altmış veya yetmiş günlüktür. Bu çiçekler yetmiş gün kokarlar, yetmiş gün sonra solarlar ve bir daha açmazlar. Ancak, bu çiçeğin sahibi diyor ki, o çiçeği kabul etmez de bana yönelirse, benim dediklerimi tutarsa, ona ben bir başka bahçe vereceğim. O bahçenin çiçekleri solmaz. Gölgeleri dondurmaz, güneşi yandırmaz. Oraya ihtiyarlık uğramaz. Dert, gam, kasavet denen bir şey de yoktur. Köşkler vardır. Altından, gümüştendir. Altından da ırmaklar akmaktadır. Burayı mı istersiniz, orayı mı istersiniz dese? Bu adam da tutsa altmış gün kokan çiçeklerin bulunduğu bahçeyi alsa, bu adama ne deriz biz. Vay geri zekâlı vay. Oğlum altmış gün sabrediver bakalım işte. Öbür dünyada veya ilerde ebedisi var denilir. Aynı şekilde bu adamlar da bazı şeyleri elde etmişler ama ebedi hayatı terketmişler. Onlar bu dünyada da bizimle beraber aynı zilletin içerisindeler. Madem ki, İslâm’dan dönmüştür. Hıristiyan, Yahudi de olamamıştır. Sen o geri kalmış ülkenin insanlarından değil misin? Avrupalı; benim dediğimi biraz fazla tutan uşaklardansın diye muamele ediyor. Yani onlar da rahatsız. Batı’ya gittiklerinde insanca muamele görmüyorlar. Hem dünyada zillet hem de öbür tarafta Cehennem! Bunlar geri zekâlıdır.
    Biz onları dünyada iken seçtik. Yani İbrahim (a.s.)’ı, İsmail (a.s.)’ı. O ahireîte sahillerdendir, salihlerle beraberdir. Ve Cennete salihlerle beraber gidecektir.

    Peki İbrahim (a.s.)’ın özelliği nedir?

    (BAKARA 131) Rabb’i ona “teslim ol” dediğinde O: “Âlemlerin Rabbi’ne teslim oldum” demişti. Rabb’i ona teslim ol, İslâm’a gir dediğinde, Ben âlemlerin Rabbi’ne teslim oldum ve İslâm’a girdim demişti. Allah (c.c.) Müslüman ol demekle, O da Müslüman olmuş ve Rabbim’e teslim olmuştu. Müslüman olmayan, Rabbim’e teslim olmayan kişi, mutlak surette bir başkasına teslim oluyor.
    İnsanların fıtratında teslim olmak var. Rabbim’e teslim olmayan, Rabbim’in yarattıklarına teslim oluyor. O’nun dediklerine uymayan, Rabbim’in yarattığı bir insanın dediğine uyuyor. Teslimiyet bu oluyor zaten.
    /
    Hz Ömer’e sefih diyen Ebu Cehil bugün ancak lanetle anılıyor.

    EDİTÖR NOTU: Yahudilerle ilgili ifadeleriniz sitemiz yorum kurallarında bulunan Madde 4 “Şiddete övgü, ırkçılık, dinler ve mezhepler arası kini teşvik, hakaret, ahlakdışı yorumlar vb. ifade özgürlügünün dışına çikar. Bunları içeren yorumlar ve saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir.” maddesi uyarınca yorumunuzdan çıkartılmıştır.

  20. Yazan:knz Tarih: Eyl 22, 2007 | Reply

    Bu sayfada yazımın üzerine yazı yazan s. nin yazısı sadece bir yerden alıntı. Alıntının kaynağı da yok, buna çalıntı da denebiliyor.
    Eğer s yazıyı ben yazdım diyorsa, bu doğru olsaydı burda konu ile ilgili birşey diyebilirdi,.s nin bizlere söyleyebileceği birşey de yok.

    1970 lerdek ağlayan çocuk posterinden başka söylenenecek yeni birşey yok mu ? unutmayın ki o günden beri O ağlayan çocuklar bugün tinerciye dönüştü. Akşamları sokağa çıkamaz olduk çocuk korkusundan. Ve O Posterler asanalrı tatmin etmekten başka bir işe yaramadı.( serdar turguta kinaye)

    onun için ben devam ediyorum. Yukardaki sözü edilen konferenasta 10 yıldır aynı şeylerin söylenmesinden başka bir yenilik , bir açılım olmadığını gördüm.

    umarım derin düşüncülerdeki dava sahipleri sayfalarına emek veren biri küçümseyi bırakıp,
    bakın başka kimse yok. Bir dahaki toplantıyı sorun çözmek yolunda kullanırlar. İNTERNET VAR, BU SAYFANIN ADRESİNİ O PROGRAMI YAPANLARA İLETİN. haklarındaki eleştiriyi dinlerler ve cevaplarını oluşturmak için kafa yorarlar.

    ülkeyi yöneten yönetim erkeklerden oluşuyor ve eşleri kapalı, ve onların kadınlara karşı boynu bükük. Onları rahatlatacak olan kadınlardır. 1970 lerde göremediğiniz bir perde arkası olduğunu gördünüz. Bu perde arkasının sadece faşist olmasını çok arzulardınız ama bir de baktık ki “din ve vicdan hürriyeti” çıktı.

    yine yazıyorum, günlük terminolojide milliyet ve vicdan özgülüğü diye bir kavram yok ama din ve vicdan özgürlüğü var.

    bu yüzden kamuda uzlaşmak zorunlu oluyor.
    defalarca yazdım. Yine de yazarım.

    evet, başörtüsü karşıtları arasında faşist kısmını ben inkar etmiyorum.
    ama burda ayrıştırmayı yapmak size düşüyor.

    yoksa flu gözyaşları ile o ağlayan çocuğa ettiğiniz edersiniz., Boşuna hüzün yaratmanın bir faydası yoktur., düşamnlığın ise kimseye hiç bir faydası yoktur.

    Yukardaki karikatürde kızın boynunu bir yandan mahalleli çekiyor., bir yandan tek taraflı despot din eğitimin savunucuları çekiyor, bir yandan da kadını güçsüz ceylan yapan yazılar çekiyor., bir yandan da “başörtüsü namustur” pankartını hazırlayanlar çekiyor.

    o kızcağız onlara karşı koyabildi mi ? faşistlere karşı koyabilsin.

    şimdi artık Yıldız hanımın hatırlattığı o hemişrelik okulundaki günlerdeki gibi değiliz.

    sıra 3 maddedeki yazıma geldi. Neden yoklar diye sormuştu yukardaki yazar arkadaşımız.

    Aslında büyük oranda bu cevap ortaya çıktı ya,
    ben yine de ip ucu vereyim; anlatmadınız. Şimdi politikacıların açıklamalara bir çark etme var, o dini simge değil denmeye başlandı ama bu şimdi de bu artık inandırıcı olmuyor.
    valla ben 10 sene önce keşke bunu dini simge diye savunmasalar diyordum, ama sakalım yoktu laf anlatayım. Gittiler AIHM dava açtılar,din ve vicdan özgürlüğünü ile karşılaştılar, ironi tabi. Ama hala görmezden geliniyor.

    birşey görmezden gelinince yok olmaz ki ?

    Bütün size çelişkiye giden yanlışları yazacağım.

  21. Yazan:S Tarih: Eyl 22, 2007 | Reply

    Niye, bu yazıların patenti mi var?

    Sefihlik konusunun içeriğini anladınız mı? Anlamadıysanız başka şekilde de anlatılabilir, yazılabilir.
    Eğer sefihliği anladıysanız örtülülüğü değil, örtüsüzlüğü tartışmanızı salık veririm.

    /

    İmdi,

    Hz Muhammed (SAV) hicap ayetlerinin emrini topluma uygulattığı sıralarda ayetler inmeye devam ediyordu,

    Yani Abese suresinde olduğu gibi Allah’u Teala (CC) Hz Muhammed’e (SAV) hicab ayetlerinden sonra yapılan uygulamalara (internetten bulabilirsin Medineli kadınların nasıl hemen kapandığını ve nerelerini kapattığını vs…) uyarı yapabilirdi ; “Ey Muhammed bu kadar da kapanın demedim diye”, niye başka bir ayetle uyarmadı.

    Yani Allah’u Teala unutmadıysa (tövbe-haşa) , Medine de ki toplumu görmezden gelmediyse (tövbe-haşa), demekki Hz Muhammed’in uygulamalarını sünnetini kabul etmiştir ve kendisini örnek göstermiştir, uyun diye de farz kılmıştır.

    Şimdi Anladınız mı Knz hanım; sizin bu konuyla ilgili yazdığınız sitelerde alimlerden daha akıllıymışsınız gibi, daha dindar mışsınız gibi, bu konularda din hakkında belagat sahibiymişsiniz gibi ahkam kesmenizin yanlışlığını. (Biraz tevazu ve ciddiyet)

    Allah’a emanet olun.

  22. Yazan:MY Tarih: Eyl 22, 2007 | Reply

    YÖK Başkanı Teziç’e ‘Şapka Kanunu’na muhalefetten suç duyurusu  

    Öğretmen-Sen yöneticileri, Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç ve Rektörler Komitesi üyeleri ile eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin hakkında, ”Şapka Giyilmesi Hakkındaki Kanuna muhalefetten” Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

     
     

    Suç duyurusu dilekçesinde, ”28.11.1925 tarihli 671 Sayılı Şapka Giyilmesi HAkkında Kanunu’na göre TBMM üyeleri, tüm kamu görevlileri, memur ve müstahdemlerin şapka giyme mecburiyeti bulunduğu” kaydedildi.

    Dilekçede, Teziç ve Rektörler Komitesi üyeleri ile Bumin’in, ”671 Sayılı Kanun hükümlerine muhalefet ederek, resmi görevleri sırasında şapka giymedikleri” iddiasına yer verilerek, 2 aydan 6 aya kadar hapisle cezalandırılmaları istendi.

    Öğretmen-Sen Genel Başkanı Yusuf Tanrıverdi, Genel Sekreter Behçet Canöz ve bazı sendika üyeleri, suç duyurusu dilekçesini sunmalarının ardından, Ankara Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yaptı.

    Şapka giyerek konuşma yapan Canöz, ”hiçbir inanç, ideoloji ve umdenin, insan hak ve hürriyetlerinden üstün olmadığını” belirterek, ”Yeni bir Anayasa bu kriterlere göre düzenlenmeli, bireyin inanç, düşünce ve duygu dünyasına saygı esas alınmalı, şiddete dönüşmediği, genel ahlaka aykırı olmadığı sürece her söylem, her eylem serbest olmalıdır” şeklinde konuştu.

    ”Başörtüsü yasağı keyfiliğe en açık örnektir” iddiasında bulunan Canöz, ”Kadınların kılık ve kıyafetleriyle ilgili hiçbir şekilde yasal bir düzenleme yapılmamıştır. Anayasa Mahkemesinin yorumuna dayanılarak yasak sürdürülmek isteniyor” dedi. Canöz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) bu konudaki kararını da eleştirerek, ”AİHM de hukukun üstünde olamaz, kararları tartışılmaz değildir” dedi.

    Sendika başkanı Yusuf Tanrıverdi ise ”özgürlükçü ve insan haklarını temel alan yeni bir Anayasa yapılmasını” istedi.

  23. Yazan:Ç-Z Tarih: Eyl 23, 2007 | Reply

    ‘’AİHM de hukukun üstünde olamaz, kararları tartışılmaz değildir’’
    bu kararların bir tarafından tutup görüş savunanlar,yolda kaybolmamak için annesinin eteğine yapışan çocuklara benziyorlar.Siz bu cümleyi büyük harflerle yazmış olsaydınız belki onlar artık rüştlerini ispat edebileceklerinin farkına varabililirlerdi!Bir ihtimal tabii.

  24. Yazan:Ç-Z Tarih: Eyl 23, 2007 | Reply

    Zafer hanım(bey olabileceğinize ihtimal veremiyorum) ve eğer siz bir er kişi iseniz her başını örtmemiş hanıma da bu şekilde et yığını gibi bakıyorsanız önce size,sizin cinsinizden birkaç er kişinin çıkıp “heyy efendi kendine gel,sen ne yazdığının farkında mısın?”diye sorması gerek diye düşünüyorum.

    Bakış şekliniz ile siz, baş örtüsüne siyasi simge diye bakan,irtica çığırtkanlığı yapanlardan hiç de farklı değilsiniz,toptancı bakış!

    “bakılsın diye oradaydı bedeniyle” Seyredilmek isteyen bir ruh ve seyredilen bir beden, birbiriyle yan yana, kardeşçe oturuveriyorlardır:”
    Kadının tenine,saçının teline namusunu,ahlakını hapsedenler;kadını seyreden kendi cinsi mi?
    Siz eğer seyreden güruhtaysanız kendinizin seyretmeyen olduğunu nasıl ispat edecekseniz,deliliniz ne?Ki yazdıklarınızla,seyirci ruhunuzun teşviki ile hiçbir detayı atlamayan bedeninizin izleyici organlarına sahip olduğunuz çok belli.,aksini iddia etseniz de pek inandırıcı olamayacaksınız bu kadar alenilikten sonra sizin seyirci olmadığınıza kim inanır ki!

    “Baştan ilan edilmiş bir sadakatsizlik vardır çıplak bedende.. “Bakan sadece sen değilsin ki bana!” “Ben bütün bakışlara açı(ğı)m.” “Bunca bakanım var benim.” “Sen de kim oluyorsun?” Galip gibi duruyor ama mağlup.”

    Siz mi mağlup ettiniz?Nasıl bu kadar eminsiniz o çıplak bedendeki ihanetten,ihanetin diğer suç ortağı olarak orada mıydınız?
    Bunca iftira altında sizin ruhunuzun taşıdığı ağırlık yok mu diye merak ettim.El insaf!

    “Örtünmek, kişiliğini dişiliğinin üstüne koymaktır. Kendini sonsuza saklamaktır.”
    Eğer bir kadınsanız,örtünüzü çıkardığınız anlarda kişiliksiz mi kalıyorsunuz?Örtünmek aksine dişiliğin altını çizmek kadın olduğunun farkına varmaktır.kadın,kadın olmanın bilinci ile örtünür,dişiliğini yok etmek için değil!
    Bu mantıkla en erkek giyinen kadın en kişilikli kadın demek mi oluyor?
    Ne büyük yanılgı,kadın er kişi gibi yaptıklarının suali ile karşılaşmayacak,dişi kişiliği ile sonsuzluk diye kastettiğiniz ahıret hayatına hazırlanacak.
    Kişilik,örtünmeye ihtiyaç duymaz,örtüyü araç kılabilir.
    “ Kadınsı merhameti, kadınsı inceliği, kadınsı zerafeti ipekten tüller ardına saklayıp inci gibi büyütmektir örtünmek.”
    Örtünmüşler için böyle düşünüyorsanız hayal dünyanız pek tekin değil derim.saklı olana iltifat,açık olana hakaret!Sizce bu yaklaşımınız kabul edilebilir mi?
    “Tesettürsüzlük nedir?” diye sorsaydınız bana, “Kadının dişiliğini kişiliğinin önüne geçiren her haldir” derdim…
    Siz dersiniz.Focuslandığınız göğüs,bel,ve etek seviyesine göre but ise eğer.
    “Bir “kişilik tutulması”… Bir “kadınlık eklipsi”… Ay tutulur ya hani dünyanın gölgesi üzerine düştü diye. Dişiliğin kişiliği gölgede bırakıp kadın ruhunu gözden kaçırdığı bir tür eklips hali bu.. Saçları kapatmaktan fazlası: Kadın ruhunun bedenle kapatılması…”
    Tüm yukarıdakileri yazacağınıza sadece bu paragrafı yazsaydınız yeterdi.Birini yüceltmek için diğerini batırmak niye?Kadın ruhundan pek anlamadığınız(kadın iseniz kendi cinsinize karşı çok acımasız ve saygısız olduğunuz)o kadar belli iken bir ruhu kaplayan bedeni bunca aşağıladıktan sonra o bedenin doğurganlığına nasıl saygı duyabileceksiniz?kendi saygınızı hak etmeyen bu bedene karşınızdaki insanların saygı duymasını sağlayacak kişiliği nasıl geliştirebileceksiniz?
    Keşke tesettür diye tarif ettiğiniz örtünme şeklini seçmeyenler için bu kadar toptancı bir yaklaşımla aşağılayıcı yazmamış olsaydınız.Bu şekilde acıyıp aşağıladığınız insanlara ne faydanız olacak,size yakınlaşıp sizden feyz almalarını,özenmelerini nasıl sağlayacaksınız?
    Dilerim bunları okurken bir yerlerde bir “ah” hissetmişsinizdir,olabildiğince sivri olanını kullandım zira.

  25. Yazan:Haydar Tarih: Eyl 23, 2007 | Reply

    Torontoda oturdugum mahallede taksicilik yapan Hindistandan gelme bir Sih aile vardi. Bir iki selamdan bildigim kadariyla adam cok kibar biriydi. Firsat olupta bir sohbet edemedim kendisiyle. Ama bazen kah taksi yikarken, kah cim bicerken uzun uzun seyrederdim o alileyi.

    35-40 yaslarindaki adam sakalli, siyah turbanli, ustu basi temiz ve hic jean giymezdi.
    Karisi guleryuzlu, alnin ortasinda bir kina noktasi vardi, belden asagisi kapali etek+salvar (?), yukarida bir sutyen seffaf bir sal ile sarmalanmis omuzundan sarkiyor, saci duzgun tarali ve atkuyrugu, koca ciplak gobek ise tamamen ortada idi.
    Belliki cok dindar bir aileydi.
    ***

    Yukardaki yorumlari okuyunca acaba onlarinda boyle blog siteleri mesela “Derin Brahmanputra” varmidir diye aklima geldi. Kimbilir onlardada “erkekler saclarini bir inci gibi kapamalidir” filan diyenler, tartisanlar vardir.
    Yada kimi erkekler isyan ediyordur “yav o sicakta turbanla gezmeye mecbur olmak adaletsizlik, bakin kadinlara pufur pufur ince elbiselerle vede yari ciplak geziyorlar…” falan diyorlarmidir diye dusundum.

    Oyle ya kimileride cok sofistike dini aciklamalarda bulunup “tabiiki! bak bundan vede bundan dolayi oyle olmali” filan da diyordur heralde.
    Pencap eyaletindeki devlet dairelerinde basi acik erkekler calismali-calismaMali tartismasi varmi acaba?

    Acaba onlardada bizdeki gibi jilet atan yada yasaklayanlar varmi kimbilir.
    ***

    Insan oglu bu iste… inaniyor.
    Birak inansin.
    Ne diyecen!

  26. Yazan:Ç-Z Tarih: Eyl 23, 2007 | Reply

    Haydar bey,
    “Ama bazen kah taksi yikarken, kah cim bicerken uzun uzun seyrederdim o alileyi.”

    Ne yani şimdi siz sözlü iletişime fırsat bulamadınız için Hintli aileyi mi seyrettiniz?
    Ama tabii sadece siz seyrettiğiniz için bu soruya muhatap olmamalısınız,o Hintli bey ve hanım da tüm bu eylemleri siz seyredip,hanımın göbeği,beyin baş örtüsü ile ilgili yorum yapın diye bir çeşit “bana,bize bakın”duygusu ile özellikle yapmışlardır.Tüh esef ettim şimdi diz onların kişiliklerinin kıyafetlerinin gölgesinde kaldığını da ima etmiş oldunuz bu tanımlarınızla.(bir iki selamlaşma yüzünden beyin kibar olacağını düşündünüz yoksa kıyafetleri size o beyin kibar bir kişiliğe sahip olduğunu söylemiş olamaz dimi?)

    Eee işte Haydar bey,birileri seyredilmek için eylemde bulunur birileri de yorumlamak için seyreder :-)Her şey bir diğerimiz içindir zaten .-)
    Örtülü yada açık varlığımız bile seyreden şahitler için,o seyredenler olmasa kimin kişilikli kimin değil olduğunun hükmüne kimler varacak ve bizler kimler için var olmuş olacağız.
    Çık çık çık.!!

  27. Yazan:knz Tarih: Eyl 23, 2007 | Reply

    önce ç-z ve haydar için cevap yzacağım.
    s size daha daha sonra ayrıntılı yazacağım.
    ç-z, siz benim AİHM kararları tartışılmzdır dediğimi nerde duydunuz ?

    bir tek satırım mı var ? akine ben o kararları tek tek önünüze serdim. Problem budur dedim, sizin bu probleme çözümünüz yo ki ? sizin tartışma açma potansiyeliniz oluşmadı.

    AİHM katolik italya okullardan haç indirmek kararında müslüman veliye hak verince iyi,
    ama aynı mahkeme almanyada alman veliye hak verince kötü mü oluyor ? Kusura bakmayın ama bu Nasrettin hoca kazan hikayesine döndü.

    Aıhm kararlarını tarışmalı yapacak sizsiniz, ama sıkıyı görünce davaYI geri çekme ile olmaz bu. O kararların haklı gerekçeleri vardır.

    Aynı şeyleri defalarca dönüp dönüp yazmaktan cennetlik olacağım .

    şimdi ben haydar beye cevap verirken sizler de takip edin.( sih örneği vermişti ya)

    haydar bey siz sokakta karşıdan karşıya geçen insanların örneğini vermişsiniz. Bu ülkede de insanlar sokaktan karşıdan karşıya geçerken hatta cüppe ve sarıkla dahi geçebilmektedir.
    Bence de geçmelerinde sakınca yoktur.
    sultan ahmette ağzı burnu kapalı peçeli kadınları da görüyoruz, sihleri de görüyoruz.
    ülke bu açıdan serbesttir.

    sorun kamuda ve özellikler otoriteyi temsili
    görevlerde dini simgelerin temsili ile ilgilidir. Örnek verdiğiniz sih ne ingliz mahkemesinde yargıç olablir, ne de ingliz çocuklarına öğretmenlik yapabilir.
    şu anda yapan örnekler olsa bile, bir şikayet durumda mahkemeler din ve vicdan hürriyeti nedeniyle şikayetçiye hak vermek zorundadır.

    İnançlar kutsal değildir. insanlar taşa, puta da taparlar., mahkemeler inançlar ararsında iyi inanç kötü innaç ayrımı yapamazlar.

    Gerçek sosyal problemleri çözmeye çalışan mahkemeler için DEVRİM YASALARI diye bir kavram da yok. Türkiyede bu da kafa karıştırıcı neden oldu. Siz başörtüsüne izin verdiğiniz anda cüppeye vermezseniz, çarşafa izin vermezseniz bu yaptığınız din ve vicdan hürriyetine aykırı olur.

    Avrupadakiler çok kültürlü toplum olarak bunu fiziki olarak çözemiyorlar. Hani biz de bir söz vardı, şeriatin kesitiğ parmak acımaz.

    Ama yok bunu görmez gelip, kenan evren uslü kanun yapacaklarsa buna adalet denmez, adalet gerçek yaşamın problerini görmezden gelerek inşa edilmez.

    yukarda nedenlerini saydım.
    hemşirelik ile ilgili yazı yazdım.
    onu görmeyin, bir dolu örneği görmeyin sonra
    AIHM kararları tartışılmaz değil deyin.

    bu insafsızlık., AIHM karararı sadece ünv kapısından giriş için yoruma açıktır.
    ben ünv kapısı açılmasın diye bir görüş de yazmadım zaten.,

    yukarda yazılarım aarsında “staj” kelimesini fark eden olmuştur herhalde ???

    yani otoriteyi temsil eden işlerde,
    zorladığınız kapının içinden kimlerin gireceğini bilemezsiniz., o adalet günün biirnde size de lazım olur.

    AHIM hemşirelerin türban takmasına izin verse bile, bu karar tartışılmadır. Çünkü yanlış olur. meslek etiğine uymaz. gördüğünüz gibi eğer ben AIHM eteğine sarılı olsaydım, bu kadar yazı yazma potansiyelim olmazdı.

    bizler doğrunun ne olduğunu konuşalım.

    ç-z, zafer beyin yazısı gibi yazıların internetteki yoğunluğuna bakılırsa işiniz çok .

    S ye de cevap vereceğim.,

  28. Yazan:BetuL Tarih: Eyl 23, 2007 | Reply

    @ knz ortmenim..!

    ben simdi sizi Haydar beye cevap verirken takip ediyodum… Sonra aklima bazi soru isaretleri takildi..

    1- Haydar bey Torontoda turbanli gezen sikhlerin karsidan karsiya gecebildigini soylememis kiiiii…..
    Ay cok guldum ortmenim bu ulkede de insanlar sariklariyla carsaflariyla ozgurce karsidan karsiya geciyorlar demenize.. kih kih kih..
    : )

    2- dakka iki gol iki ortmenim. Haydar beyin ornek verdigi turbanli amca taksiciymis ve fakat, kamuda ozellikle otoriteyi temsil eden gorevlerde ister turbanli amcalar ister basortulu teyzeler ve ister diger geleneksel veya inanctan kaynaklanan kiyafetler giyenler hem ingiliz cocuklarina ogretmen olurlar, hem de KANADA mahkemelerinde yargiclik yapabilirler.
    ortmene not; Toronto da ingiliz mahkemesi yok.

    3- Su anda yapanlar vardir, ve sikayet olmasi durumda, yaniiii; bir turbanli amca beni ise turbanimdan dolayi almadilar der ve kanitlarsa ise almayanin canina okunur. Hic de sandigin gibi degil ortmenim.

    4- Sanamadigin bir sey daha var, burda kamu hizmetinde zaten ayrim olmadigi gibi bir de “farkli” insanlari korumak icin yasa cikartmislar. Bir isyeri sadece ‘beyaz’ calistiramaz mesela. Devlet yasalri ile isyerlerine “gozle gorulur farklari olan” yani ortusu turbani yoresel kiyafeti ten rengi farli olan kisileri belli bir oranda calistirmak ZORUNDADIR!
    Boylece devlet eli ile ayrim yapilmadigi gibi kisilerin yapmasinin da onune gecilir.

    Yaa ortmenim, ogren de gel..!

  29. Yazan:Ç-Z Tarih: Eyl 23, 2007 | Reply

    “ç-z, zafer beyin yazısı gibi yazıların internetteki yoğunluğuna bakılırsa işiniz çok .(knz)”
    Benim işim avcılık değil,öyle kendime sizin gibi “geleceği kurtaracağım” diye bir görev de biçmedim.Denk geldiğimde,söyleyecek sözüm ve o sözleri dışarı aktarabilecek enerjim ve isteğim de varsa bir şeyler yazarım.Kim nerde ne yazıyor diye iz takibinde değilim.
    Bu arada Zafer isimli kişi beymiymiş!!Ben onun bayan olduğundan neredeyse emindim  Kelimeleri ile fikirlerini teşhir ettiğinde çıkardığım sonuç buydu.
    “ç-z, siz benim AİHM kararları tartışılmazdır dediğimi nerde duydunuz ?”(knz)
    Siz her AİHM lafı duyunca niye kulak kesiliyorsunuz ki?
    Benim yorumumun hangi açık yada üstü kapalı tarafında adınız geçti ki AİHMMMM diye feryat ederek ortaya atıldınız gene!
    “şimdi ben haydar beye cevap verirken sizler de takip edin.( sih örneği vermişti ya)”(knz)
    Elbette,başka arzunuz var mı?
    Siz bunları yazarken aynaya falan mı bakıyorsunuz?
    “ben ünv kapısı açılmasın diye bir görüş de yazmadım zaten.”(knz) Bu saçma olmaz mıydı zaten,baş örtüsünü yanlış dinin yanlış uygulaması diye ortadan kaldırmayı düşünen biri kapı ile neden uğraşsın ki??

    Bu arada hitaba gerek duymadan sizden bahsedildiğini anladığınız(!) için yorum başlangıcında hitap için isminizi kullanmadım .-)

  30. Yazan:naturin Tarih: Eyl 23, 2007 | Reply

    Knz hanımı gökte ararken yerde buldum.
    Knz hanım, görmeyeli nasılsınız? Bana bir cevap borcunuz vardı, Suat beyin mekanında sormuştum, hatırladınız mı kardeşim?

    Ayrıyeten, Knz hanım için, ikna odası kurulmasını talep ediyorum:) Gözyaşları içerisinde, başını kapatsın, o açsın, polisler kapattırsın.

  31. Yazan:knz Tarih: Eyl 23, 2007 | Reply

    ben yazı dizimin son halkasına gelmek üzereyim.
    Biliyorsunuz önceden 4 ayrı başlık saptamıştım.

    gelelim “3 numaralı” başlığa yazacağım yazıya:

    neden yoklar ?

    evet, ç-y “neden yoklar” diye soruyordu.
    Aslında bu sorunun cevabı burda olanlarda gizli.,

    NATURİN beni arıyormuş, neden cevap vermemişim ? o siteden kovulduğum( nazik kelimelere ihtiyacımız yok) ve iki başlıkta yazımın engellendiğini( silindiğini) size açıklamadılar mı ? hatta ben oruçla ilgili yazı yazacaktım, ramazan geçti yazamadım .

    Genelde aynı anda 2 sitede birden yazmam zaten., hatta aynı anda 2 başlık tüketmem. suat bey’e sitemim dahi yok. En azından nezaketle bunu bana bildirdiği için teşeşkür edecek durumdayım., Yani halimiz darma duman.

    Eveet , ç-Y sormuş, neden yoklar diye ?

    Bir iletişim bu kadar başarızsa, neden olsunlar ki ? Ben üzerime düşeni yaptım. Geldim dert anlatıyorum. siz bana şu cümlen hakaret deyin. Bakın farklı yerde aynı çapraza geçtiniz,.Bu bir defa olursa kazadır, olablir, iki defa olursa, 3 defa olursa aynı şey artık potre ortaya çıkmıştır.

    Ç-Y ben size zafer (hanım/ bey’nin) yazılarındaki yoğunluğu size haber verdim.

    Mahalle baskısı yok diye buralarda konuşmala bilimsel veri olmazsınız. Adam gelir sitelerde yazılanalra bakar, yazılanların sıklığına bakar ve yorumunu öyle yapar. BU durum sizn için önemliyse tabi ki çalışmanız lazım.,

    anlamıyorum kimsenin aldırmadığı bir duurm için neden bu kadar uğraşılıyor ki ? siz bile aldırmıyorsanız, ben mi uğraşacağım.,

    Üstelik beni yanlış aktarıyorsunuz.Ben geleceği kurtarmak için yazmıyorum. Ben henüz doğmamış torunlar için yazıyorum dedim.

    Ben burda, bu sayfada olmasaydım zaferin yazısına eleşri mi gelecekti ? benim sayemde bu sayfada zaferin yazısına bir eleştiri geldi. bu bir kazançtır. geleceğe bir kazançtır.

    benim sayemde çok kültürlü toplumların karşılaştığ sorunlardan örnekler tanıdınız. benden önce yazan mı vardı ?

    herşey flu hale gelince neyi çözekler *

    ÖZET ŞU;
    dini simgelere dünyanın heryerinde din ve vicdan özgürlüğü nedeniye kısıtlama var.
    çarşaf girmesin, ama başörtüsü girsin dediğin anda sen bunu tümden yok ediyorsun..
    kendi sınırını kendin koyarken din ve vicdan hürriyeti seni bağlıyor. Çünkü sınırı bir yere koyduğun anda din ve vicdan özgürlüğü olmuyor bu.

    Hukukçular dini simglere sınırsız özgürlük verme sorununu açacak bir hukuki cümle kuramadılar henüz.

    yine yazıyorum, bir ülke vatandaşı ben milli marşı beğenmiyorum o halde ayağa kalkmıyorum diyemez., (Milliyet ve vicdan özgürlüğü yok)
    ama din öyle değildir. kimseye hesap vermden din değiştirisin. onun için din ve vicdan özgürlüğü vardır.

    türkiye’de bir sih turist gelse sultan ahmette dolaşamıyor mu?
    neden bulanık bakıyoruz., örnek verirken çarpıtmasınlar diye dedim ben. Haydar beye verdiğim cevabın neresi komik ?

    AIHM kararları üniversiteye giriş için bağlayıcı birşey demiyor ama meslek uygulmasına diyor., realite bu.

    Ben başa dönersek, “neden yoklar” sorusuna cevap veririken ötekileri eleştirecektim Neden yoklar diye eleştirecektim.
    Yani neden anıtkabire gitmek yerine yukarda bahsedilen toplantıya gelmediler diye soruyordum ?

    Fakat ben bile olamıyorsam onlar nasıl olsunlar ? sanalda olamıyorsak, reel’dekiler nasıl olsunlar?

  32. Yazan:Ç-Z Tarih: Eyl 23, 2007 | Reply

    “Ç-Y ben size zafer (hanım/ bey’nin) yazılarındaki yoğunluğu size haber verdim.Ben burda, bu sayfada olmasaydım zaferin yazısına eleşri mi gelecekti ? benim sayemde bu sayfada zaferin yazısına bir eleştiri geldi. bu bir kazançtır. geleceğe bir kazançtır. “knz

    knz hanım,siz bunu düşündüğünüzde mutlu oluyorsanız ben de sizi benim gerçeğim ile bilgilendirerek üzmek istemem ama acı gerçek şu ki göz sinirlerim vasıtası ile beyin hücrelerime yaptığınız baskı sonucu oksijensiz kalan hücrelerim iflasın eşiğine geldiğinden artık size özel bir anlamama sendromu yaşamaya başladım ama endişe etmeyin ölümcül değil ağzımı açıp sık sık “AA aa!!!”dediğimde bu sendromun etkisi hafifliyor.
    hadi size iyi günlerrr :-)

  33. Yazan:knz Tarih: Eyl 24, 2007 | Reply

    Ben ortamın sağduyusuna bakıyorum.
    son yazıyı yazmam giderek güçleşiyor.
    yine de betül hanıma cevap verecğim.

    1- Haydar bey Torontoda turbanli gezen sikhlerin karsidan karsiya gecebildigini soylememis kiiiii…..

    evet aynen böyle yazmış, onları sokakta görmüş acaba pencepte nasıl diye kendi kendine sormuş.,

    Ay cok guldum ortmenim bu ulkede de insanlar sariklariyla carsaflariyla ozgurce karsidan karsiya geciyorlar demenize.. kih kih kih..
    : )

    ama bu gerçek . ben sultan ahmette tamemen yüzü kapalı kadın görmüştüm. isterse Haydar bey kompozisyon yazabilir :)

    2- dakka iki gol iki ortmenim. Haydar beyin ornek verdigi turbanli amca taksiciymis ve fakat, kamuda ozellikle otoriteyi temsil eden gorevlerde ister turbanli amcalar ister basortulu teyzeler ve ister diger geleneksel veya inanctan kaynaklanan kiyafetler giyenler hem ingiliz cocuklarina ogretmen olurlar, hem de KANADA mahkemelerinde yargiclik yapabilirler.
    ortmene not; Toronto da ingiliz mahkemesi yok.

    ilahi betül ,kanada da yaşadığını biliyorum ya,
    Ben buna cevap vermiştim. demiştim ki, bu almanyada böyleydi. 10 sene önce senin gibi arkadaşlar bakın türkiyede karışıyorlar ama almanya serbest diyordu.

    Sen bilmezsin belki ama bir ara türkiyede bir hayli serbestti.

    şimdi uygulamda bir sorun çıktığı zaman,
    bu sorun hukuki olarak benim verdiğim örneklerdeki gibi çözüldü.

    eğer sorun çıkmasaydı heryer kanada olurdu.

    şimdi senin düşünce sorun şu; neden avrupada veya türkiyede sorun çıktı?

    sen bunu bir düşün.

    ben üşenmeyip sebeplerini yazmıştım ( katılmıyorsanız yazın)

    aslında ç-znin zafer (bey/ hanıma) verdiği cevabı güzel ama ben yinede dedim ki ona, internette bu tip yazıların yoğunluğu çok fazla. O da ben hepsi ile uğraşamam dedi., sonra yazdığıan göre devresi yandı ve izin istedi.

    başörtüsünün kadın namusu ile ilşkilendirilemesi, namus ile kadın cinayetleri arasında ilişki kuruluyor olması,
    kamuda temsili bir sorun yaratır. Böyle bir ilişki kanada kuruluyor mu ? ben şimdi sana sorayım ? kanada da internette başörtü takmanın kadın namusu ile ilşkilendirildiği sitelerin diğer sitelere oranı ne ?

    türkiyede bu görüntüyü değiştirmek için çabalayın diyorum, hani kendi çabam için teşekkür de beklemiyorum hani,ama ortamın sağduyusu yerine aforozlama belirtileri nüksediyor.

    3- Su anda yapanlar vardir, ve sikayet olmasi durumda, yaniiii; bir turbanli amca beni ise turbanimdan dolayi almadilar der ve kanitlarsa ise almayanin canina okunur. Hic de sandigin gibi degil ortmenim.

    kanada özel sektörde şöyle birşey de varmış. işe alacağınız kişinin Yaşını sormak kanunen yasakmış. hani bize de, 40 yaşın altında genel müdür aranıyor türünde ilanlar orada çok yasakmış ? bir insana yaşını soramamzmışın ? Buna sosyal yasa diyorlsr sanırım.

    4- Sanamadigin bir sey daha var, burda kamu hizmetinde zaten ayrim olmadigi gibi bir de “farkli” insanlari korumak icin yasa cikartmislar. Bir isyeri sadece ‘beyaz’ calistiramaz mesela. Devlet yasalri ile isyerlerine “gozle gorulur farklari olan” yani ortusu turbani yoresel kiyafeti ten rengi farli olan kisileri belli bir oranda calistirmak ZORUNDADIR!
    Boylece devlet eli ile ayrim yapilmadigi gibi kisilerin yapmasinin da onune gecilir.
    Yaa ortmenim, ogren de gel..! .

    ilahi betül hanım. siz hatta şunu demiştiniz kanada yargıç var mı bilmiyorum.,
    şimdi biraz daha detaylı bir bilgi vermişsinzi.
    karşılaştırmayı da ben yapayım bari,

    avrupada bir işe 300 kişi başvurduğunda, eğer haka dansı yapmak işe alınma şansını artırsaydı, insalar haka dansı bile yaprdı.

    ne güzel de mi, trabzonda mutlu bir budist hayel etmek.
    100 sene sonra olur belki, belki 50.

    her yıl bodrum açıklarında denize düşen ilticacı sayısını biliyor muusnuz ? çoğu boğulanları basın bile yazmıyor artık.
    denizden ordan oaraya atılıyorlar. yunanistan avrupa birliği ülkesi nerdeyse boğulanlara ateş açacaklar

    ben kanadayı hernekadar bilmesem de,
    onlarında içeri girerken milimetrik cetvel kullandığından haberim var. bir tene denize düşen adam toplamazlar.

    Bence otur cennetinde rahat et, buralarda çıkan veya çıkabilecek problemler hakkında hafif doz bile olsa fikir jimnastiği yapsan onun bile bir faydası olurdu,.

  34. Yazan:BetuL Tarih: Eyl 24, 2007 | Reply

    @knz

    1- Keske “evet aynen oyle yazmis” demeden once acip bi okusaydin!
    Madem aynen oyle yazmis ben goremiyorum, rica etsem Haydar bey nerede sikhlerin turbanlariyla sokakta karsidan karsiya gectiklerini soyledigini alintilar misin?

    Unutma ihtimaline binaen senin Haydar beye cevabini buraya alayim:
    “haydar bey siz sokakta karşıdan karşıya geçen insanların örneğini vermişsiniz. Bu ülkede de insanlar sokaktan karşıdan karşıya geçerken hatta cüppe ve sarıkla dahi geçebilmektedir.
    Bence de geçmelerinde sakınca yoktur.
    sultan ahmette ağzı burnu kapalı peçeli kadınları da görüyoruz, sihleri de görüyoruz.
    ülke bu açıdan serbesttir.

    Ben zaten sokakta peceli ya da turbanli (sihk) birilerinin karsidan karsiya gecmesine gulmedim, gercektir de.. senin Haydar beyin soylediklerinden nasil olup bunu cikarttigina ve sonra bu ulke ozgur burda da insanlar sokakta ozgurce turbanlariyla pecekeriyle karsidan karsiya geciyor demene guldum.
    -ozgurlukler ulkesi Turkiye-

    2- Yok canim, sen ona cevap vermemissin Almanya falan yok lafinda. Aynen bunu diyorsun:
    “sorun kamuda ve özellikler otoriteyi temsili
    görevlerde dini simgelerin temsili ile ilgilidir. Örnek verdiğiniz sih ne ingliz mahkemesinde yargıç olablir, ne de ingliz çocuklarına öğretmenlik yapabilir.
    şu anda yapan örnekler olsa bile, bir şikayet durumda mahkemeler din ve vicdan hürriyeti nedeniyle şikayetçiye hak vermek zorundadır.”
    -kivirmayalim olmuyo!-
    Ben de sana soyluyorum o sikh isterse ogretmenlik de yapar yargic da olur kimse de sen turbanlisin demez diyemez, diyenin anlini karislar devlet.

    2-a)- bu cumlenin ne mana ifade ettigini anlayamadim;
    “ilahi betül ,kanada da yaşadığını biliyorum ya,”
    Ben nerde yasadigimdan bahsetmiyorum, Torontodan bahsederken Ingiliz mahkemelerinde demeni duzeltiyorum. Toronto Kanadada Ingilterede degil. Yani Torontoda yasayan turbanli sikh tabiki Ingiliz mahkemesinden yargic olamaz cunku Torontoda Ingiliz mahkemesi yok. Bunu anlatmaya calistim.

    eğer sorun çıkmasaydı heryer kanada olurdu.
    Kanadada sorun cikmadigi icin degil, Kanada devleti adam gibi bir devlet oldugu icin, vatandasalrini potansiyel suclu olarak gormedigi icin, tek varolus amaci vatandasinin rahati oldugu icin Kanada.
    Sorunun cevabi iste bu.

    knz, cinayeti engellemek, engelleyemedi ise sucluyu cezalandirmaktir devletin gorevi. Namusla basortusuyle ugrasmaz. Bunlari yasakciligina bahane etmez.

    Bunlarin degismesi icin cabalamak ayri birseydir, yasaklarin kalkmasi icin cabalamak ayri birseydir. Birini birak oburunu yap diyemezsin kimseye.

    3-Evet soramazsin, dinini soramazsin vs.. seni ilgilendirmeyen hic bir sey soramazsin. Turbanini ya da basortusunu bahane gosterip, dinini bahane gosterip ise almamazlik yapamazsin, isten cikaramazsin, dedigim gibi anlini karislarlar.

    4- Neyden bahsettigini anlamakta iyice zorlandim burda.

    Haka dansi ve benim sozlerim arasindaki baglantiyi aciklarsaniz sevirim. Burda is bollugu var, isverenler sokaktan kolunuzu tutarak sizi ceviyiryor ve onun yaninda calismaniz icin yalvariyor mu saniyorsunuz?

    Burda adam gibi birdevlet var, isverenin haddine dusmeyen seylere karismasini engelliyor. Vatandasini koruyor. Ise alinma krierleri o isle ilgili ne kadar egitiminiz ve ne kadar tecrubeniz olduguyla ilgili basinizdaki veya ayaginizdaki bezle ten renginizle dininizle irkinizla ilgili degil.

    Bodrum aciklarinda denize dusen ilticaci ile benim 4. madde deyip yazdiklarim arasinda nasil bir bag kurduuz bunu da anlamadim. Yazdiklarimdan Kanadanin cennet oldugunu cikarttiniz sonra da cennet olsaydi iceri girenlere milimetrik hesaplar yapmazdi mi dediniz?

    Ulkesine kimi alip almayacagi konusunda evet milimetrik hesaplar ypiyor Kanada. Ama;
    1- Bunun konustugumuz konuyla ilgisi yok.
    2- Ulkesine girmeye calisanlar Kanada vatandasi degil, onlara karsi bir sorumlulugu olmadigi gibi vatandasini girme ihtimali olan “kotu”lerden korumak zorunda.

    Oturup cennetimde rahat edip etmemek benim bilecegim is, sizi ilgilendirmiyor knz hanim! Vatanimin da cennete donmesini istemek de benim arzum bu da elbette sizi ilgilendirmiyor.

    buralarda çıkan veya çıkabilecek problemler hakkında hafif doz bile olsa fikir jimnastiği yapsan onun bile bir faydası olurdu.

    Oralarda cikabilecek ve hali hazirda var olan problemler konusunda fikir cimlastigi yapmasam burda sizinle yazisiyor olmazdam. Ve knz hanim, yapip yapmayacagim da sizi ilgilendirmiyor! Bana ne otur cennetinde rahat et ne de fikir cimlastigi yapsan daha iyi olurdu ukela tarzinda bir sey soylemeye hakkiniz var.

    Hatirliyorum bunu kendi sitenizde de yapmistiniz. Olamaz orda ogretmen olarak calismaz demistiniz, calisir dedigimde o zaman yargic olamaz demistiniz. Olur dedigimde de ayni bu ukela usluba benze bir uslub ordada kullanmistiniz.

    Nedir sizi rahatsiz eden ?
    Kanadada turbanlilar ve ortululerin ogretmen ve yargic olmasi mi?
    Olmaz, olmaz, olamaz diye soylenedurdugunuz seylerin olurlugunu gormus olmaniz mi?
    Benim cennet gibi bi ulkede yasiyor olmam mi?

  35. Yazan:Ç-Z Tarih: Eyl 24, 2007 | Reply

    N’apalım Knz hanım,anahtar noktada bulunabilecek uygun bir iletken değilsiniz,devrelere ziyansınız :-)

  36. Yazan:knz Tarih: Eyl 25, 2007 | Reply

    o zaman kanada aklında bir düşünce jimnastiği yapalım.

    Kanada
    Avrupa
    Türkiye

    3 farklı ülke var değil mi ? hatta buna ilerde malezyaı dahil edebiliriz.

    kanada hakkında iki farklı iddiada bulunduk değil mi ?

    sih kanada ‘da yargıç olur dediniz( bunu araştırmaya gerek görmüyorum şimdilik ?, bize emin olduğunuz bilgiyi verin.

    Ben de eğer kanada bu oluyorsa, orda sorun çıkmamıştır dedim.

    sorun çıktığı anda bu sorun dini simgilerden kaynaklandığı için adaleti sarsmamak için otoriteyi temsil edenlerin tarafsızlığını sağlamak meslek ilkesi olarak benimseniyor.

    bunu böyle dedim, çünkü avrupa ülkeleri ve kanda da dini simgelerin göstere göstere sergilenmesi meslek niteliklerini bozucu etki yaptı ve bu problemi AHIM kararlarına kadar götürdü.

    ve Allahın garip bir tesadüfü bu yönde ilk sorun çıkaranlar müslümanlar oldular.(italya örneği)

    bu yaşandı ve oldu.

    yani dini simgelerin alabildiğine gösterişine yönelik mesleki eylemler avrupa halkların kardeşliğine değil, aksine içine kapanmasına ve düşmanlığa neden oldu. Avrupada insanlar hızla sağa kaydılar.

    ingiltere gibi ülkelerde müslümanlar diğe SÖÜMÜRGE HALKLARI ile izole edilmiş, birinci sınıf ingilizlere bulaştırılmadan yaşadıkları için, onların okulları ayrı( biraz daha ikinci sınıf) öğretmenleri ayrı olabiliyordu.

    onun için kız çoğunun atla gezmesine izin vermeyen velilerde uğrşamak zorunda kalmıyorlardı.

    ALAMNYA MÜSLÜMANLAR SÖMÜRGE VATANDAŞI olmadıkları için türkler mesela, onları ayrı okullara bölgelere değil kendi içlerine aldılar. Nasılsa kendi eğitimleri de laik olduğu için, mesela duvarlarında haç olmadığı için rahibeler eğitim vermediği için müslümanların çıkarabileceği sorunlar önden tahmin edilemedi. Müslümanlar ne istese karşılama yoluna gidildi., Milli görüş din kitabı hazırlansın dendi yapıldı. cemmalletin kaplanın oğlu halife devleti kuracam dedi, bunun adı dini özgürlük oldu. Sonra müsülam tüccarlar halkı soydu, dini özgürlük diye aval aval bakıldı.,

    Bunun sonu gelmedi, taaa ki en son ana okula giden çocuğunun karşısına türbanlı öğretmen bulan bir alman veli isyan etti., AİHM başvurdu. bundan sonra da gelişmeleri ben yazdım zaten.

    Siz bu AHİM kararını beğenmiyorsunuz, trobzonda bir rahip öldürüldükten bir sene sonra aynı kişiler ermeni bir yazarı öldürdüler. Burada Alman veliye her türlü savgüyü yaparken bunu düşünün.

    senin ülken nasıl bir cennet ki, sih yargıç bu
    davayı yürütecek ve onun verdiği karar toplumca adaletli sayılacak ??

    o sömürge ingiltereede hint müslüman çatışması
    gerginliği her iki halkta ayrı bölgelerde yaşayarak gideriyorlar. okulları ayrı öğğretmenleri ayrı. Onun için bir tane başörtülü polis varsa onu hint mahallesinde göreve getiremezler. ingliz asilzadeleri de zaten onları folklorik gariplik olarak bakarlar, aralarında öyle görmek isterler. larwence nin peçe merakı da böyle bişeydir.

    ingiltere birlikte yaşamayı becermedi. EN SON AYŞA AZMİ DAVASI İLE O DA MAHKEMELİK OLDU.

    şimdi gelelim Kanada’ya. Kanada da müslümanlar
    veya budistler vaya scince tecnology dini sömürge halk değil, kızılderiler zaten hiçbir zaman sömürge olmadılar. çoğunluk da bağnaz dindar hristiyan değil.

    yani bu yönü ile Kanada almanya’ya benziyor.
    ALMANYA ‘ya benzediği için de, gidişat almanya yönünde olabilir veya bu orası sorun olmadan yaşabilir.

    biraz daha analiz edelim.Bunun için almanyada neden sorun çıktığını iyi düşünmeniz lazım.
    ve tabi Türkiye’de de neden sorun çıktığını da unutmayın.

    siz diyorsunuz ki kanada da iyi yönetim olduğu için sorun çıkmıyor.

    ben diyorum ki, kanada mühendislik bir ülke gerçek bir ülke değil. Göç alırken onlar viyolonel çalanı , ressamı, heykeltraşı nüfüs oranına dengelerek alıyorlar. Kanada da heykeltraş oranının türkiye’ dekine oranı ne ?

    Matematik hesaplarla vize formlarını hazırlıyorlar. o ülkeye cemmalettin kaplan giremiyor., Orada başörtüsü daima kritik seviyenin altında kalacak ., Toplum mühend
    sliğinin iyi bir örneği.herşey görüntüde., bunu kızlderileri korumuş bir kibiri yansıtmak için yapıyorlar. onlar o kadar iyi bir hallk ki, kızlderileri için canları feda., bir nevi vicdan boşaltması.

    buna neden ihtiyaçları var.
    çünkü zenginlik içinde yaşayan bir halk dünyaya duvar çekmiş ve nasıl bunu vicdani olarak sindirecek ?

    Görüntüyü kullanıyorlar. vaktim yok şimdi.
    size o yollarda boğunlan insanları da anlatacağım., ege denize dökülen ve ülke bulamayan göçmenleri.

    vicdanları başörtüsü ile örtmesinler o uzak diyarlarda..
    madem sorun yok, sen bunun keyfini çıkart sevgili betül.

    sorun çıkan yerler de cememlelletin kaplan var

  37. Yazan:BetuL Tarih: Eyl 25, 2007 | Reply

    knz

    1-Sorularima cevap vermemessin.

    2- Ikinci kez soyleyeyim, burasi gocmen ulkesi burda bi Islam bi Hristiyanlik yok, binbir cesit din ve inanc var. Sorun cikmadigi icin simdilik boyle kalmis sorun cikiginda Avrupa gibi olacaktir demen makul degil.

    Sorun cikti, gecen x-mas da bir yargic girise yerlerstirilmis xmas agacini arka tarafa aldirtti, sonra bu agaclar resmi yerlerden kalksin mi tartismasi cikti. Pek cok hristiyan olmayan kisi agaclardan rahatsiz olmadiklarini soylediler.

    Gecenlerde bir veli cocugunun ogretmeninin peceli olmasindan rahatsiz oldu, istemedigini soyledi, simdi boyle bir tartisma var. Insanlar basortusune ve peceye ayni gozle bakmiyor. Ortu farkli ama pece istemiyoruz diyenler var. Sonuclandi mi bilmiyorum.

    Almanyadan Ingiltereden ornekler vermissin.
    Bence bu sorun cikmasindan ziyade sorunun nasil cozuldugu ile ilgili.

    not: Yargic meselesini daha once de soyledigim gibi %100 bilmiyorum. Cunku ben burda uzun yillardir yasamiyorum. Birkacyildir burdayim ve bir yargicla tanismam gerekmedi. Ve yine daha onceden soyledigim gibi, ortusuyle ogretmenlik yapan Turk ve Kanadali tanidiklarim var. Otobus soforunden memura kadar hizmet veren turbanli ortulu vs pekcok kisi gordum. Bildigim, bir yasak yok. Kanadanin din ayrimi degil ama gocmen ve kanadali ayrimi yaptigi tek yer yuksek rutbeli askerler.

    3- Siz bu AHİM kararını beğenmiyorsunuz, trobzonda bir rahip öldürüldükten bir sene sonra aynı kişiler ermeni bir yazarı öldürdüler. Burada Alman veliye her türlü savgüyü yaparken bunu düşünün.

    AIHM kararirini begenip begenmedigime dair bi sey soylemedim, “siz” kim?
    “savgüyü” ne demek?

    4- ben diyorum ki, kanada mühendislik bir ülke gerçek bir ülke değil. Göç alırken onlar viyolonel çalanı , ressamı, heykeltraşı nüfüs oranına dengelerek alıyorlar. Kanada da heykeltraş oranının türkiye’ dekine oranı ne ?
    a)Kanada gercek bir ulke.
    b)Kanadaki heykeltras oraninin TR dekinin oraninin konumuzla ne alakasi var?

    5- Orada başörtüsü daima kritik seviyenin altında kalacak ., Toplum mühend
    sliğinin iyi bir örneği.herşey görüntüde

    Neye dayanarak bunu soyluyorsun? Yanlis.

    - çünkü zenginlik içinde yaşayan bir halk dünyaya duvar çekmiş ve nasıl bunu vicdani olarak sindirecek ?
    Bunu neye dayanarak soyluyorsun? Halk dunyaya duvar cekmis? Nasil bunu vicdani olarak sindirecek?
    Ikisi de yanlis!

    Sorun her yerde olabilir. Sorunun nasil cozuldugu onemli olan.

    Knz, bu yorumumda da onceki yorumda da sorudugum sorulara tek tek, numaralariyla cevap vermezsen artik ben de sana cevap vermeyecegim. Cunku konuyu saptiriyor, sorduklarimi gormezden geliyor, isine geldigi gibi konusuyorsun.

  38. Yazan:Haydar Tarih: Eyl 25, 2007 | Reply

    Kanadali Sikh Yargic

    http://www.google.com/search?sourceid=navclient&ie=UTF-8&rls=RNWE,RNWE:2004-24,RNWE:en&q=%22Raminder+Gill%2c+first+Sikh+appointed+citizenship+Judge+in+Canada%22
    ===============
    Kanadali Sikh Eyalet Valisi… sonra Saglik Bakani

    http://en.wikipedia.org/wiki/Ujjal_Dosanjh

    ===============
    Kanadali Sikh Asker ve Federal Polis

    http://www.sikhs.org/100th/
    ===============
    Kanadali Afrikali Devlet Baskani (Governor General)

    http://www.gg.ca/gg/index_e.asp
    ===============
    Kanadali Cinli Eski Devlet Baskani (Governor General)

    http://www.gg.ca/gg/fgg/bios/03/index_e.asp
    ===============

  39. Yazan:knz Tarih: Eyl 26, 2007 | Reply

    betül hanım önce şunda anlaşalım. cevap verip vermeniz sizi ilgilendiren bir şey, ben internette sevgi dilenciliği yapan takımdan değilim.

    şimdi isterseniz yazımı okuyun., yoksa gidin.

    isterse site yönetimi yazılarımı kimseye haber vermeden kesebilir. Ben burda yazılarım kesiliyor diye haber verince,( kendimi sansürledim ) mahhalle baskısından belki, içiniden birtek kişi geçmiş olsun demesin., ( bu kinaye de naturin’e, yani o birtek kişi naturin’ dir, üzerinize alınmayın), nezekate de gerek yok, işimize bakalım.

    immdi yazıma geçiyorum.

    BURADA Haydar beyle ilgili POLEĞİME GİRMEDİM. Çünkü ben kendime değil, konuya odaklı biriyim. konun bütüne bakarım., Ç-Z nin de tepkisi vardı orada, arabasına binen aileyi seyrediyor falan., kafa bile yormam., cevap vermediğimi sandığınız durum budur.,kasti değildir. ben bilgiyi kaptım ve yola devam ettim. benim zamanım kıymetli.,

    KANADA Sih yargıç olduğunu öğrenmeyi bile beklemdim, yukarda yazmıştım, bu bilgiyi araştırmadan doğru olduğunu ben zaten varsaydım. VE bunun kanada’nın hangi özelliğinde dolayı olab
    ileceğini zaten yazdım. Yani sizin verdiğiniz bilgiyi yorumumda kullandım.

    Ben kanada sih yargıç yoktur diye dirensem haklısınız., Ama ben bu bilgiyi alır yutarım.
    ben interneti bilgi edinmek için kullanıyorum,

    Kanada mühendislik ülke dedim. kanada sih yargıç olduğunu öğrendiğim(Varsayım yerine bilmek daha iyi oldu)., haydar beye linkller için teşekkür ediyorum. yinede linlklere kontrol için bakmadım. güven.

    imdii alıntıları bold şeklinde yazıyorum daha iyi görünüyor.

    Sorun cikti, gecen x-mas da bir yargic girise yerlerstirilmis xmas agacini arka tarafa aldirtti, sonra bu agaclar resmi yerlerden kalksin mi tartismasi cikti. Pek cok hristiyan olmayan kisi agaclardan rahatsiz olmadiklarini soylediler.

    Gecenlerde bir veli cocugunun ogretmeninin peceli olmasindan rahatsiz oldu, istemedigini soyledi, simdi boyle bir tartisma var. Insanlar basortusune ve peceye ayni gozle bakmiyor. Ortu farkli ama pece istemiyoruz diyenler var. Sonuclandi mi bilmiyorum

    iyi ya işte, o zaman iki Kanada senaryosundan ötekine doğru bir delil getirmiş oldunuz. KANADA almanyalaşmaya mı doğru gidiyor ?
    yoksa hep böyle mi kalacak?

    ben zaten, kendi sorduğum bu soruya hep böyle kalır demiştim ama verdiğiniz bilgi almanyalaşma sendromunu da olduğunu gösteriyor.

    peçeli bir kadına engel koyduğunuz anda “din ve vicdan” hürriyetinden bahsetmek mümkün değil.

    Bundan sonra o kelimeyi alıp çöpe atsınlar.

    “kendin için istediğini birşeyi eğer başkası için istemiyorsanız,” insanlığın altın kuralın da çöpe atın.

    usama bin ladin peygamber gibi giyiniyorsa, kanada bir erkek müslümana nasıl peygambber sünnetini yasaklarlar ?

    önce başörtüsünü halledelim sıra o güne de gelecek diye düşünenler varsa, 19 yy marksistlerinin sınıfsız toplum hayali gibi gerçek dışı.

    yani betül hanım din ve vicdan hürriyetini yok varsaymak zaten ordan başlayacak bu.,
    peçeden başlayacak.

    türkiye malezyalışıyıor derken, önce almanya sonra Kanada türkiyeleşecek., şimdi yazımın devamında biraz daha açacağım sabredin.

    Kanadanin din ayrimi degil ama gocmen ve kanadali ayrimi yaptigi tek yer yuksek rutbeli askerler.

    bilgi olarak not edelim.

    3- numaralı görüş.
    AIHM hakkında yazmadım demişsinzi, görüşleri merak ediyorum.,
    çünkü bu insanlar problem çözmeye çalışıyor.
    ama başaramıyor ve avrupa faşiştleşme gibi bir tehlike altına girdi.

    yani dini özgürlükler diye, insanların iç dünyasına tepeden inme girmek insanlara iyi gelmedi., stres yaptı. medeniyetler çatışmasına yem olduk. Alman veliye sövecek misiniz ? onun hukuki hakkı yok mu ?

    ben diyorum ki, ben “scietechology” diye bir dine önyargım var. evet var. Ama din ve vicdan hürriyeti varsa, benim buna hakkım olmalı., Onlarla bİR OTORİTE İLİŞKİSİ İÇİNE GİRMEK İSTEMİYORUM.

    Bana gelip ALEV ALATLI (muzmin anonim blogta alev alatlını yazısı üzerine bir tartışma var) falan sövecek mi ?
    dar kafalı mı diyecek ? neden sciencetecnology ile muahtap olmadığımın hesabını mı vereceğim ?

    şimdi ben bir dine karşı önyargılı olma hakkımı kullanıyorsam, o zaman başaksının benim dinim hakkında önyargılı olma hakkına
    nasıl ve hangi hakla engel olabilirim?

    böyle hak cümlesi varsa eğer, gidin AHIME siz deyin. bende bilmiyorum.

    siz onla beni zorla özgürlük diye otortite ilişkişsine sokarsanız o zamn herşey geri tepiyor., avrupa faşistleşmeye başlıyor.
    hani amacımız hoşgörüydü ? Tam tersine hoşgörü çimenlenirken ezildi.
    Çünkü açtığınız kapıdan herkers giriyor.

    4-5 almanya’da ve ingiltrede ki semptomlar bu yönde bir düşünceye neden oluyor. ingiltere sömürge ilişkisi olduğu için fazla ön plana almadım. Almanya göçmen ülke., akıl yürütürken
    benzerlikler ve farklılar bize ipuçları veririyor.

    Kanada azınlık göçmen dini seçme temzi folkorik bir oranda tutmaya niyetli gibi gözüküyor. Göçmen bürosunun bilgisayar programı olduğuna eminim. onlar insan seçmiyor, mesleki özellikleri seçiyorlar.

    Almanya göç aldığı gibi iş gücünün daha önemli olduğu bir zamanda değiller., teknolojik çağ olduğu için beyim göçünü dahi belli kriterlere göre yapıyorlar.

    yani yaşadıkları toplumda ne kadar marjinal olacak ve nasıl olacak ? ne kadar heykeltraş olacak ? ne kadar saksofoncu olacak ? birkaç büyücü ve aborjin koysak fena olmaz diyecekler.,kızılderili olmadan hiç olmaz.Biraz düğüm pastası gibi birşey.
    kremanın ne olduğu hep belli.

    5 numaralı görüş

    dünyaya duvar çektiklerini söylemişim. ege denizinde boğulan göçmen teknelerinde gizli. BELKİ bASIN HABER BİLE VERMİYORDUR ORADA. ben hızlı yazdığım için geçen yazımda atlladım. iki defadır örnek verdiğim olay şuydu,

    ucuz , tehlikeli ve hastalığın olduğu teknelere bir yığın kaçak insan tıkıştırılıyor. kadın ve çocuk ve ıraklı ve safetler içinde., bunlar bu tehlikeli yolculukla sanki bir bela gemisi gibi dolaşıyor. italyanlar , yunasinstan teyakkuz halinde.

    kimse bu sefillik sahillerine vursun istemiyor.
    gemi denizde batarsa herkes içten içe seviniyor sanki.. yok kimse bişey demiyor, konuşmuyorlar sadec, oraya bakmıyorlar.
    Artık haber bile yapmıyorlar. dünya ise din eksikliği değil, din fazlasından bayılmak üzere,. din örgütleri birkaç numune yoksul bulup onlar üzerinde vicdan söümürüsü yapıyor . yoksullar sirk maymunu gibi rekam aracı iken ege denizinde kaçak gemiler kayboluyor.

    acaba o insanlar kanada göçmen bürosuna başvursa şansları ne olurdu ? krema olamayacaklarına bahse girerim., avrupa da çoktan havlu attı.

    onun için kendi sorunumuzu kendimiz halletmek diyorum ya.., ve önce din bozuldu diyorum, “görünür olmak” önce dini bozuyor.

    5 numarı cevabım dramatik oldu, ama dünya böyle. bağlantıyı kurayım bari. yani böyle bir dünyada bilgisayar programı gibi çalışan bir göçmenlik bürosu ile demografik yapısı oluşturulan çok engin bir ülkenin sorunsuz olmasını yadırgamıyorum. Ama verdiğiniz örneğe bakılınca o bile sorunlu olmaya aday gibi gözüküyor.,

  40. Yazan:BetüL Tarih: Eyl 26, 2007 | Reply

    knz

    sorularima cevap vermemissin.

    once cennetinde otur dedin.
    demek orda sorun cikmamis ciksaydi olurdu dedin.
    cikan sorunlari ve nasil cozuldugunu anlattigimda ise bak iste almanyalasiyor dedin.

    bilgisayarlari olduguna ve gelen basortulu gocmenleri belli bi seviyede tuttuklarini soyledin. neye dayanarak bunu soyluyorsun dedigimde cevap yok. cunku bir cevabi yok.
    esitligi baz almis bir ulke, isverenine calisaninin dinini sordurtmayan bir ulke bilgisayarla gelecek basortulu gocmenleri belli bir oranda tutacak oyle mi?
    burasi tr degil, boyle seyler olsa kiyamet kopar burda.
    dunyaya duvar ormus bir halk bunu nasil vicdanen sindirecekmis.. ???
    masallah bol keseden atiyorsun.

    (pc programi olduguna) eminsin (kanadanin almayalastigini) cikartiyorsun, dusunuyosun.

    yanlis dusunuyosun!

    seninle konusma iki kulaklari duymayan yaslinin konusmasina benziyo

    -bizim oglan bayramda geliyormus haci
    -aa demek Bayram senin essegi calmis!

    sorularimi cevaplamayacaksan, sozlerimdan kendi kendine gercekle ilgisi olmayan manalar cikartacasan

    boyle iletisim olmaz.

  41. Yazan:knz Tarih: Eyl 27, 2007 | Reply

    Şimdi konuya dönersem, burda biz akıl yürütüyoruz,. kendimi ispat yarışım yok.Eğer “şu durum şöyle olsaydı, bu nasıl olurdu “şeklide çıkarımlar yapıyoruz.

    Ben şunu biliyorum ki, kanadaya göçmen müraacatlarında meslekler önemli yer tutuyor.didik didk dikleniyor. Ben sizin kontrolunuzde bir kukla değilim ki, gidip kendimi ispat için kanada göçmen araştırması yapayım.

    Ben müraacatlar da form doldurulduğu ve mülakaat yapıldığını biliyorum.
    Eğer Kanada her ihtiyacı olan kişiyi ülkeye kabul ediyorsa, bunu duyurusunu yapın.

    Ege denizinde denize dökülen insanlara( Kaçak deniyor bu pasaportsuzlara) kanada pasaportu dağıtalaım.

    1- Şu anda bilgisyara girmmeiş ve programlanmamış kim hangi ciddi kuruluş var ki,.Yürtüğüm çıkarım şu; Kanada elçilikleri neden istatistikleri kullanmasın ? Biri sizi form doldurmaya zorluyorsa orda istatistik vardır. Bu formda kişinin dini doğrudan sormaz ama , kişinin yaşını sormaz ama, onlar sordukları sorulrla, mülakatla içeriye kimi soktuklarını bilirler.

    Nüfüsün demografik oranlarını kontrol etmek için yine ellerinde güç ve kontrol mekanizması var., Sorun bir marjinal grubun, (onların literatüründe malesef türbanlı kadın da, sih gibi marnjinaldır; artık haydar bey sihleri nasıl seyrediyorsa, başkalArı da sizi seyrediyordur ) mutlaka bir de tüylü kızlderili olmalı ki, toplum ırak katlimanı unutsun eski nostalji ile oyalansın. ( BU DA KİNAYE)

    ben o cenneti sahte diyorum, çünkü dünyanın öte yarısı ölüyor.

    Onların marjinalliği denge de tutacak kontrolleri vardır, o kontrolü kaçırdıkları anda senden benden çok faşistleşirler. ( bu tahmindir ama Almanya örneğine dayanarak söylüyorum.)

    Yukarda dediğim gibi, kanada’da göçmene yaş sorulmadığını, iş müraccatlarında din ve evlilik durumu sorulmadığını biliyorum.

    ama siz bellisiniz zaten. mrjinaller belli olur,. ONLARIN kendini belli etmek ihtiyacı vardır. size din sorulmaması Kanda’nın size bir ayrıcalığı olmuyor yani. Bana sorul-ma-ması bir ayrıcalığı oluyor.

    gelecek 10 yılda kanada mahkemlerinin sihlerin denetime girme potansiyelini oluştur-ma-ycaklarını şiddetle tahmin ediyorum.

    Kanada yanlış bir imaj oluştuğunu sanıyorum. müslüman kadın sih gibi bağnaz değildi, en azından 10 yıl önce öyleydik. Öyle kalmayı beceremedik. Bir kadın 40 yaşına kadar başını kapar sonra açardı, veya tersi de olurdu.
    Git gide sihleşiyoruz ! başörtüsü savunucu olarak önce sihleşmeyi durdurun.

    sih ise bağnazdır, sanki kavukla doğmuş gibidir. Bireyin tercihi diye birşey yoktur. bir sihle tartışamamzsın ama başörtüsünü en azından 10 yıl önce bizde boğazlıkla ilgisi yoktu. korkarım kanada ‘da yanlış bir imaja sebep oluyor ? bütün dünya da biz de olduğu gibi sih lerle aynı duruma düşüyoruz.

    Birşey daha ;işe başvurularda yaş sorul-ma-sı ile ilgili burda bir tek işveren kabul ettirin, , müsiat’a falan gidin işverenlerin en liberalinin örgütünü bulun, ..
    Neden demokratikleşme ve kanadalallaşma önce işverenlerden başlamıyor ?

    bakın bundan 10 yıl önce bilgisayrlarda sizin gibi yazanlar almanya şöyle, böyle diye yazarlardı. Almanyanın geri adım atması bir düşünce sorusudur., daha geçen seneler de yine ziyaret ettiğiniz bu bloglarda bakın ABD bile nekadar özgür diye örnek verilen warren jeffson ARMİSH topluluğu bu sene dağıtıldı. FBI liderlerini pek de demoratik olmayan şekilde tutukladı. O kadınlar da mahkemelerde ağlıyor şimdi.

    şimdi size gelirsek,
    yüzü peçeli kadın öğretmenin hakkını savunmamıyorsan, o din ve vicdan özgürlüğü kavramını çöpe at demiştim. sanırım o kavramı çöpe attınız ki sessiniz çıkmıyor. hep bana , hep bana bir de sihller.

    ben ise sizden farklı o sözü çöpe atmıyorum. ben adaleti arıyorum. Eğer ben ona sen yapma diyorsam, o halde ben de yapmamlıyım diyorum. vasıf kendinden vazgeçiştir.

    insanlığın altın kuralıdır, duymak için kulağa ihtiyacınız yok.,

    Betül Hanım sizinle aynı tarzda basitleşmeyi sürdürecek olsaydım ,size erkelerin ikişer üçer yetim kızlar arasından neyi aldığını sorardım.
    bu size bu soruyu sorduğum zaman bana islamiyeten çıkın dediniz., gelin knz de
    yazın. dinden çıkmak dışında bir sözünüz var mı ? kanada elçiliğinden göçmen alırken seçilme kriterlerininiz nedir ? diye sormak gibi zahmetli birşey değil yani.

  42. Yazan:snowqueen Tarih: Eyl 27, 2007 | Reply

    bu postmodernizm kavrami hepimizi öyle silkeliyorki.
    postmodern özgürlük.
    negatif özgürlügün savunulmasi.
    Nedir en büyük problem?
    Üniversitelerde basörtüsü yasagi
    (gerçi yukaridaki ankette %42 devlet memurlarinin da basörtüsü yasaginin kaldirilmasini istemis, bu %42′ler, %47′ler baydi artik)

    Üniversitelere basörtülü girince kadinlar, basörtüsü mevzusuna dair
    sorunlar çözülecek mi?

    “Başörtümle gidebildiğim tek yer, gidemediğim için benim olamyan yerlerin kapısı. Ötesini ben bilmem. Hep başkaları bilir…”

    bunu demis birisi, peki bedenin gerçekten sana ait mi?
    zaten hep baskalari bilmedi mi?
    kimden neyi sakinip koruma telasi, kimin iktidari, kimin çikari için?
    bos laflar.

    örtünmek kisiligini disiligin üzerine koymakmis.
    ya o, ya o mu? Nasil birseyi içsellestirdiler bize.
    Kadina kandi bedeninden, disiliginden korkmasi ögretildi.
    Disiligiliyle barisik olan kadinlar cadi avlarinda yakildi, deli diye
    timarhanelere tikildi.
    Disilginizi erkeginize, tanriniza teslim edin karsiliginda ‘kutsallik’
    kazanin. Masum, zarif, kirilgan bir genç kadin ya da adeta ‘bakire/anne’ye dönüsün.
    Basörtüsünün kendisi cinsiyet ayrimcilginin flamasidir.
    Kimse postmodern çözümlemelerle muhafazarligi ‘özgürlük’ gibi göstermesin.
    Neden kendini sakinan kadin, neden erkek de bu sakinmaya dahil degil? Erkek ‘özne’ kadin ‘nesne’ çünkü’.
    Neden hersey ’sehvet’ kapsaminda ele aliniyor?
    ataterkil bakis açisinin hastaligi bu.
    Hem cinselligi yapay bir algiyla sisirirler(üretmeden tüketmenin o agizdaki madensi tadi gibi) hemde ondan öyle korkarlarki
    anca yasaklar koyarlar.

    Bir kadin neden basörtüsü takar?
    cevabinda içsellesmis bir ataerkillik saklidir.

    Bir kadin neden güzellik yarismalarina katilir, hürriyette arka sayfa
    güzeli olmakla statü elde eder?
    cevabinda içsellesmis bir ataerkillik saklidir.

  43. Yazan:BetüL Tarih: Eyl 27, 2007 | Reply

    Be