RSS Feed for This Post

Lokumcu Cemilzade ve Türk Silahlı Kuvvetleri

afis1.jpgTürk Silahlı Kuvvetleri’nin 2216 yaşında olduğunu okuduğumda ağzımdan kocaman bir “NE?” sorusu çıktı. Tabi Mine gibi bir insan olsaydı “OHA” veya “ÇÜŞ” de diyebilirdi. Geçelim. Nasıl oluyordu da 80 yaşındaki bir devletin ordusunun doğum tarihi dinozorlara kadar uzanabiliyordu? Acaba yerkabuğunun henüz soğumadığı günlerde ordumuz sadece hava kuvvetleri olarak mı vardı?

Aslında bizim memlekette var böyle bir moda. Yani geçmişini olabildiğince eskiye uzatmak. Muhallebicisinden pantolon imalatçısına herkes yazıyor: Since 1883. Samimî olanı var, blöf yapanı var. İstanbul Bağdat caddesindeki liselerden biri bir pankart asmıştı: “Birinci geleneksel pilav günü” diye. Fakat Cemilzade lokumcusu öyle değil. Hakikaten dedeleri Şehzadebaşı’nda ilk şekerci dükkânını açmış. Selamiçeşme’deki mağazalarında gelinleriyle tanışmıştım. Hanımefendi büyük bir gururla ailesinin ve işletmenin tarihini anlatmıştı.

Acaba bir Türk subayı da aynı biçimde TSK’nın logosunda neden M.Ö. 209 yazdığını (yani TSK’nın 2216 yaşında olduğunu) anlatabilir mi? O kadar emin değilim. 


tsk_2215_resim3.jpgÇünkü geçen sene böyle bir kutlama yoktu, sadece Kara Kuvvetleri 2215 yaşına basmıştı! Ama bu normal bir durum değil tabi. TSK 80 yaşında, KK 2215. Bir oğulun babasından yaşlı olması gibi. Bu durum bu sene normalleştirildi işte : TSK 2216 yaşında. Ama bizim cumhuriyet hâlâ 80. Yani 2216 ile tavuk-yumurta meselesi bitmiş değil. Belki Türkiye Cumhuriyeti’nin adını Türkiye Hun İmparatorluğu olarak değiştirsek mesele hallolabilir.

Akla takılan bir başka soru ise neden 1963’te TSK’nın 600üncü yaşını kutladığımız. Aradan sadece 44 Dünya yılı (1963-2007) geçmesine rağmen TSK nasıl 1615 yıl yaşlandı? Güneş etrafında daha hızlı dönen bir TSK gezegeni mi var?

Açıklayalım efendim. Öncelikle TSK kuruluş yılı olarak 1363’teki yeniçerilerin kuruluş tarihini göstermiş. Ama meşhur Nihal Atsız Orkun dergisinde bu 600 yaş meselesini fena halde eleştirmiş:

“Kara ordumuz 1363′te kurulduysa, ondan önceki büyük savaşlar, büyük stratejik hareketler ve taktik vuruşmalar kimin tarafından yapıldı?… 1363′te kurulan Türk Kara Ordusu değil, devşirmelerden meydana gelen bir iki muhafız bölüğüdür. Osmanlı Hanedanı zamanındaki büyük askerî hareketlerde bunların rolü cirimleri kadar olmuş, asıl savaşı tımarlılar, yani eskiden beri mevcut olan ordu yapmıştır…. ilk teşkilâtlı Türk ordusu milattan önce 209′da Mete tarafından kurulmuştur”

Diye çıkışmış. Öyle ya, “Malazgirt savaşını derin çeteler mi kazandı?” gibi sorular sorulabilir yoksa. Bu arada yeniçeriler de fena halde aşağılanmışlar Türk kanı taşımadıkları için. (Atsız’ın yazısının tam metni şu haberin sonunda)

Bizim TSK 1960larda bu sözlere kulak asmamış ama 1974’te Kıbrıs barış harekâtı yapılırken bu fikir yeniden su yüzüne çıkmış ve TSK’da yankı bulmuş. Ötüken adlı bir dergide yayınlanan “Milli Şuur Harekete Geçiyor” başlıklı yazısında Atsız da memnuniyetini açıklamış.

Bu arada daha temel bir soruya cevap vermek gerekiyor: Ordu nedir? Yani Türklerin kurduğu her silahlı gruba ordu diyemeyeceğimize göre bunun bir tarifi olmalı. Yoksa meselâ M.Ö 5000 yılında 4 mağara Türkü ellerine sopa alıp 40 mağara Çinlisini dövdü diye biri çıkıp buna da ilk düzenli ordu diyebilir. (Çinliler o çağlarda da kalabalıktı ama bugün olduğu gibi bir Türk 10 Çinliye bedeldi!)

 Yoksa kendine vatansever diyen bir grup insan her zaman çıkabilir, “hayır efendim, esas Türk ordusu biziz” diyebilirler. Benim okuyuculara önereceğim tarif şu:
Bir silahlı gruba çete değil de  “ordu” denebilmesi için:

1) TBMM gibi sivil bir otoriteden emir alması,
2) Anayasa ve/veya içtüzük gibi bir belgede görev ve sorumluluklarının tanımlanması,
3) Koruduğu milletin vergileriyle beslenen bir bütçesi olması,
4) Savaşlar sırasında harcanan hayatların ve paraların hesabını gene TBMM benzeri bir kurum vasıtasıyla millete vermesi,

gerekir ki çok şükür bizim ordumuz da zaten böyle bir ordudur.

Böyle olmayan silahlı grupların Irak’taki petrol şirketlerini koruyan ve doğru dürüst kimseye hesap vermeyen paralı askerlere benzeme ve haliyle çeteleşme riski her zaman bâkîdir.

TSK’nın Nihal Atsız’a verdiği öneme bakınca akla takılan bir başka soru şu oluyor : Atatürkçü TSK’nın Atsız’ı neden bu kadar ciddiye aldığı. Zira kendisi Kemalizm hakkında da ileri geri konuşmuş zamanında :

“Hatta Kemalizm denilen muazzam safsata kısmen Fransa, kısmen de İtalya ve Rusya’dan alınmak suretiyle dış âlemin bir değil, birkaç merkezine birden bağlı olan.. bir ucubedir.”

Aynı Nihal Atsız Atatürk için de şunları demiş :

“…’Yurtta barış, cihanda barış’ yahut ‘Kimsenin bir karış toprağında gözümüz yok’ gibi sefilane bir umde ile bu milletin manevi enerjisini bilerek veya bilmeyerek söndürenler”

Aslında Atsız TSK’nın yaşını belirleme gibi tarihi bir görevi biraz hafife almış. Ben olsaydım Adem ile Havva’nın Türk olduğunu iddia eder, “TSK Dünyanın en eski ordusudur” deyip çıkardım işin içinden.

Atatürk karşıtlığına rağmen Atsız’ı ve Atatürk’ü ayni sitelerde, kitaplarda övenler de çok. Alperenler, Ülkü ocakları, Milliyetçi-Sol gruplar, vb. Milliyetçilik tutkalı insanları değil ama tutarsız fikirleri yapıştırabilmesi açısından incelenmeye değer. Türk milletinin en kolay feda edebildiği şey tutarlılık olsa gerek…

2215-yasinda-nihal_atsiz1.jpg

Nihal ATSIZ (Saç ve bıyık modelini hangi liderden esinlendi acaba?)

17 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 82 Yorum

  2. Yazan:emito Tarih: Ağu 27, 2007 | Reply

    Cumhuriyet 80 yaşında değil,çok iyi hesaplar yapmışsınız ama;Türkiye Cumhuriyeti’nin (2007-1923 = 84)84 yaşında olduğuna dikkat etmemişsiniz.İnanılmaz milliyetçi düşmanlığı var.Bu düşmanlığınızı bu şekilde göstermenizi size yakıştıramıyorum.Türk Silahlı Kuvvetleri(adından da çok bariz anlaşılmakta;genel olarak Türkleri kapsıyor,tabi size uygunsa Hunlar da Türk,Malesef Mete Han da Türk;ancak üzgünüm müslüman değiller,nedenini biliyorsunuz)sizi çok ürkütüyor herhalde…

  3. Yazan:Haydar Tarih: Ağu 27, 2007 | Reply

    TSK madem M.Ö. 209 tarihinde Buyuk Hun Imparatorlugu zamaninda kuruldu, ismi baska birsey olmaliydi. Cunku M.Ö. 209 tarihinde kurulan ayni ordunun bir bolumu sonradan Hazar Denizinin Kuzeyinden Roma Imparatorlugunu epey hirpalamis sonrasinda gerileyerek bugunku Hungary (Macaristana) yerlesmistir. Bu durumda Turkiyedeki bolumu TSK-1 ve Macaristandaki bolumu TSK-2 olmasi gerekiyor gibi geliyor bana.

    Hatta, biraz kurcalanirsa Finlandiyadaki, Turkmenistandaki, Azerbaycandaki Silahli Kuvvetlerde TSK-3, 4, 5, 6 falan diye gidebilir.
    Birisinin Macar, Fin, Azeri vs milletlere bunu anlatmasi lazim.

    Adem-Havva ya baglama teklifide fena degil hani.

  4. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Ağu 27, 2007 | Reply

    Mehmet bey;
    guzel bir yazı olmus,elinize saglık.
    ben “OHA,ÇÜŞŞ” diyecegim.
    Haydar bey’e de katılıyorum.saga sola serpistirilmis bir suru TSK’larımız olmalı.
    o zaman bir de soyle yapalım.adriyatikten-cin’e buyuk turk imparatorlugunu da ilan edelim.
    600 yıllık osmanlı ne olacak?

    her neyse;uzun lafın kısası,2216 tam anlamıyla saçmalık.
    yada oyle degilse,bizim gibi baska birilerinin de “OHA,ÇÜŞŞ” dememesi için açıklayıcı bir şeyler yazsınlar.

  5. Yazan:Dogu Tarih: Ağu 28, 2007 | Reply

    Selamun Aleyküm;

    Bence Mehmet Bey olaya Nihal Atsız’dan dolayı yanlış yaklaşmış.

    Türk ordusu 2216 yaşında demek Türklerin bu kadar yıldır düzenli ordusu var demektir. Polis teşkilatı da aynı şeyi yapıyor mesela.

    Benim merak ettiğim ise geçmişi bu kadar kötüleyenlerin iş bir kuruma gelince geçmişi bu kadar önemsemeleri. bunu yapmalarının tek nedeni de uzun geçmişe sahip kurum imajından moral olarak faydalanmak olsa gerek. O kadar moral değerini acımasızca harcarsan olacağıda böyle rakamlara sarılmak, muhtaç kalmak zaten.

    Dünya da birçok ülkede bu var sanırım. Yani kurumlarının yaşını belirlerken günümüzdeki ülkemi değilmi bakmıyorlar. Medeniyet yarışı işte. Medeni bir kuruma şu kadar zamandır sahibiz diyorlar.

    Nihal Atsız gibi kişiler sadece devletleerden daha acayip katı biçimde bunu yapıyorlar. Arada da devletin başına giçiyorlar. Onların amacıda her şeyi kullanma iç güdüsü olsa gerek. Ne görseler iyi yönde ya da kötü yönde yazp çiziyorlar. Allah ıslah etsin.

    Allah’a emanet olun…

  6. Yazan:hg Tarih: Ağu 28, 2007 | Reply

    Sn. Mehmet Yılmaz;

    Bugüne ait kavramlarla geçmişi yargılama gafletinde bulunmuşsunuz. Bir silahlı gruba “Ordu” denebilmesi ile ilgili yazdığınız argümanlarla geçmişten bugüne var olan silahlı grupları! ordu mu değil mi şeklinde bir sınıflamaya tabi tutmak saçmalıktan/bilgisizlikten başka birşey değil.

    Derindusunce okurları daha altyapılı yazılar hakediyor. Böyle saçmalıklar değil.

  7. Yazan:blue Tarih: Ağu 28, 2007 | Reply

    Tarih boyunca savaşmakla övünç duyan bizden başka millet var mı?? Atilla’nın kopardığı kellelerden neden övünç duyarız ki?
    Ve neden abartarak değer kazandıracağını uman bir milletiz? 2216 yaşındaki bir ordu hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü dünyanın bütün orduları aynı şeyi iddia edebilir. Mesela birisi Anibal’ın Roma savaşlarından başlatır tarihini, diğeri Kabil’in Habil’i öldürmesinden…
    TSK, NATO üyeliği, Amerika müttefikliği, ve Aselsan gibi kendi bünyesinde teknoloji geliştiren kurumlarla gururlanmalı. Çünkü ordumuz güçlüyse, bu üçüne borçludur. Artık savaşlar oklarla, kama düzeni, hilal taktiğiyle filan yapılmıyor zira.

  8. Yazan:MY Tarih: Ağu 28, 2007 | Reply

    Geçmisimizi çok eskilere dayandirmak aslinda oldukça riskli zira atalarimiz (veya ata sandigimiz kimseler) çok yanlis ve çirkin isler de yapmis olabilirler. Geçmisini eskiye uzatan sayet bir kurumsa tarihteki utanç sayfalarini da sirtinda tasimak zorunda.

    The Shipping News adli sahane film silik ve ezik bir hayat süren Quoyle(Kevin Spacey) adli bir NewYorklunun geçmisini arayisini anlatiyordu. Kesfettigi gerçekler çok da gurur duyulacak cinsten olmadi. Ancak geçmisle yüzlesmek Quoyle’a yepyeni bir hayat kuracak kadar büyük bir güç kazandiracakti.

    Biz gene de Hunlara kadar gitmeyelim derim, okul kitaplarini unutarak su sorulara yeniden cevap arayalim:
    1) Birinci dünya savasina neden ve nasil, kimler yüzünden girdik?
    2) Sarikamis, Filistin, Yemen cephelerindeki kayiplarin sorumlusu kim?
    3) Balkanlarda cinayet çeteleri kurarak Sirp ve Bulgar milliyetçiligini kiskirtanlar kimdi?
    4) Arap subaylari fisleyerek Türk subaylardan farkli muamele yapanlar kimdi?
    5) Osmanli padisahini zor durumda birakmak için Tasnak ve Hinçak adli siddet yanlisi Ermeni milliyetçisi örgütlerle Istanbul’da kolkola yürüyüs yapanlar kimdi?

    Sunu da sormak gerek : 1915 olaylarindan sonra Ermenilerden kalan ev ve arazilere, hayvanlara kimler kondu?

    Son olarak Ikinci Dünya savasi sirasinda ikinci kez askerlik yapmak zorunda birakilan ve bazisi da ölen gayrimüslimlerin geride biraktiklari dul ve yetimlerin kul hakkini da sirtinda tasiyabilecek köklü kurum var mi bizde?

    Yetim mülkünün tozuna bulanmis bir kuştan düzen bir toz zerresinin agirligi saraylari yerle yeksân ederken bu kadar kul hakkina hangi kurum dayanabilir?

    Varlik vergisinin mucidi Ismet Inönü ve arkadaslari hangi ordunun/devletin askerî okullarinda egitim görmüslerdi?

    Görüldügü gibi sadece Osmanli’nin devami oldugumuzu söylemek bile (ki yanlis degil) bizi Ittihat ve Terakki ile akraba yapiyor.

    Istanbul’da yasarken 1915 olaylarini tartismak için kapisini çaldigim bir Ermeni papazi (Surp Takavor Kilisesi, Kadiköy) bana söyle demisti :

    “Su anda hayatta olan ve erdemli bir genç düsün. Birgün annesinin fahise oldugunu ögreniyor. Bu elbette büyük bir üzüntü. Ama o çocugun erdeminden bir sey eksiltir mi?”

  9. Yazan:Enes Reyhan Tarih: Ağu 28, 2007 | Reply

    Bu tarz yazılar sadece sitenin ciddiyetini düşürür. Yazı doğru veya yanlış olsun bu üslüp ziyaretçiye hiç birşey kazandırmaz.

  10. Yazan:arif Tarih: Ağu 28, 2007 | Reply

    Hafızaların tazelenmesi, yenilenmesi Tefekkür
    ile mümkün. Ordunun 27 mayıs-12 Mart-12 Eylül-
    28 Şubat müdaheleleriyle siyasete karışması ve
    pekçok idam ve işkence olaylarıyla anılması bu
    kurumu çok kötü bir imaja sürükledi. Siyasi liderliğe tabi olma yerine, siyasi liderliğe el
    koyma isteği hem bu kurumu, hemde Türkiyemizi zayıflatmıştır.
    Türklerin sosyolojik olarak en önemli kurumudur ordu. Selçuklunun tamamı ile Osmanlı
    nın tamamına yakını ve Kurtuluş savaşı Siyasi
    ve askeri liderliğin birlikteliğine dayanır.
    Elbette bu devir artık kapanmıştır. Daha sivil, daha ekonomi öncelikli modern toplum hayatında, askeri liderlik, siyasi liderliğe tam bir bağlılık içinde olmalıdır. 27 Nisan bildirisi ve siyasi
    otoritenin tatlı sert cevabı ile doğal mecrasına tüm kışkırtmalara rağmen yerleşiyor
    ordumuz. Sözde değil, özde siyasi otoriteye bağ
    lılık tam olarak gerçekleşince herşey daha güzel olacak. Ne darbe nede mandacı vesayet
    sisteminin sürmesi adına yumuşak güç kullanımı
    mazur gösterilebilir.
    Bunlar millete karşı süreçler ve artık terk edilmeli. Orduyu darbeye davet kışkırtması tutmayınca, tahrik unsuru daha çok denenecek doğal olarak. Tuzağa düşmemeli.

  11. Yazan:emito Tarih: Ağu 28, 2007 | Reply

    1) Birinci dünya savasina neden ve nasil, kimler yüzünden girdik?
    2) Sarikamis, Filistin, Yemen cephelerindeki kayiplarin sorumlusu kim?
    3) Balkanlarda cinayet çeteleri kurarak Sirp ve Bulgar milliyetçiligini kiskirtanlar kimdi?
    4) Arap subaylari fisleyerek Türk subaylardan farkli muamele yapanlar kimdi?
    5) Osmanli padisahini zor durumda birakmak için Tasnak ve Hinçak adli siddet yanlisi Ermeni milliyetçisi örgütlerle Istanbul’da kolkola yürüyüs yapanlar kimdi?

    Sunu da sormak gerek : 1915 olaylarindan sonra Ermenilerden kalan ev ve arazilere, hayvanlara kimler kondu?

    Ne yani bunları TSK mi yaptı ?
    Çok komiksiniz ya da çok komik duruma düşüyorsunuz.
    Olmadı 433 MADDELİK SEVR ANLAŞMASINI DA TSK İMZALADINI SÖYLEYİN DE CEM YILMAZI İŞSİZ BIRAKIN…
    Arkadaşlar başka taraflardaki matlarınızı bura da şah demek için bu kadar komik duruma düşmeyin…
    Ya da tarihi biraz araştırın…

  12. Yazan:Haydar Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    Ataturk ve Ataturkculuk nasil kafa karisikligina maruz birakiliyor ve somuru araci olarak kullaniliyorsa, Ordumuz ile darbeci, muhtiraci, bildiriciler arasindaki farkda ayni baglamda anlasilmali.

    Yoksa burada yorum yapan kimsenin mehmetcikle, gorevi vatani korumak olan subay-assubaylarla bir alip veremedigi oldugunu zannetmiyorum.
    ***

    Tekrar Sn. M Yilmazin makalesine donersek; konu TSK nin 2216 senelik olup olmadigi ve bunun icerden ve disardan ne derece ciddi algilandigidir.
    Vede 1923 tarinde kurulmus olan bu devletin ve ona ait her kurumun bir takim milliyetci irkci abartmaci mihraklarin oyununa gelmemesi gerektigi fikridir.

  13. Yazan:ljl Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    Kusura bakmayın ama bomboş bir yazı olmuş. Silahlı kuvvetlerimizin milattan önce 209 yılına dayandırılmasını eleştirme maksadıyla bu çağa dinozor çağı demek de cehalete tuz biber ekmiş.
    Ama sonuçta yazı kendi içinde tutarlı!!!

  14. Yazan:MY Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    @Emito,

    “Ne yani bunları TSK mi yaptı ?” diye sormussunuz.

    Ben de size bir soruyla cevap vereyim :
    Enver Pasa TSK mensubu mudur?

    @ hg, ljl, emito,

    ülkemizde ne yazik ki üniforma giyen, silah tasiyan herkese hayranlik duyma gibi sorun var. Bu Türkiye’ye özgü bir durum degil, ve adi da militarizm.

    karsi argüman üretemediginiz fikirlere karsi “Cahillik, saçmalik” gibi kelimeleri bu kadar kolay kullanmaniz da sizin düsünmek/tartismak yerine dogmalara itaat etmeyi tercih ettiginizi gösteriyor ki bu da militarizmdir.

    “Hitlerin KAVGAM adli kitabinda Yahudileri okudukça aklima Kürtler geldi” diyebilen Nihal Atsiz Türkiye’nin Adolf Hitler’idir kanimca. ALLAH’a hamd olsun ki onun kadar “basarili” olamadi.

    Atsiz’i referans alan kisi veya kurumlarin elestirilmesi demokrasilerde dogaldir.

    Fikirlerin “yararli fikir” ve “sakincali fikir” diye siniflandirilmasi ise fasist düzenlerde olur.

    Saygilarimla

  15. Yazan:hg Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    Okuma yetisi olan her kişi neden saçma bulduğuma ilişkin yazdığım argümanı görebilir yazdığım kısımda. Tekrar bakınız. Zahmetten kurtarayım. Alıntı yaptım buyrun okuyunuz:

    “Bugüne ait kavramlarla geçmişi yargılama gafletinde bulunmuşsunuz. Bir silahlı gruba “Ordu” denebilmesi ile ilgili yazdığınız argümanlarla geçmişten bugüne var olan silahlı grupları! ordu mu değil mi şeklinde bir sınıflamaya tabi tutmak saçmalıktan/bilgisizlikten başka birşey değil.”(hg)

  16. Yazan:hg Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    Böyle bir yazıya değil karşı argüman üretmek, yazıyı değerlemdirmeye tabi kılmak bile gereksizdir. Zira yazarın yazıyı bina ettiği “ordu” konusundaki kriterlerine ilişkin esasları temelden yanlış.

  17. Yazan:ljl Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    Yazdıklarınızın içinde bana hitap eden bir kelime dahi göremedim.
    Neyse…
    TSK’nın tarihini M.Ö. 209′a götürmek için ne Nihal Atsız’ı referans almaya gerek var ne de militarist olmaya. Devlet Demir Yollarının tarihini Osmanlı’ya dayandırmak için makinist olmaya gerek olmadığı gibi… Nihal Atsız faşist diye kurduğu mantıklı cümleleri çöpe atmamız gerekmez.
    Fikirlerinizi sakıncalı değil boş buldum. Boş fikir rağbet görmez ki sakıncalı olsun! Zaten benim için de öyle bir kategori yok.

  18. Yazan:blue Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    Evet, bence de bilgisizlik ve saçmalık diyen arkadaşların yorumları bilgisizlik ve saçmalık… Nasıl bir tartışma bu? Entellektüel düzeyimiz bu mudur?

  19. Yazan:selcuk Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    2216 ‘ye, sembolik değeri olan bir sayı olarak bakılmalı ve üzerinde fazlada durulmamalı.

    Hun İmparotroluğunun bir Türk devleti olduğunu kabul ediyoruz o halde ordusuda bir Türk Ordusu olacaktır.

    Bu yazının güdümlü olarak yazıldığı izlenimini pekiştiren bir diğer nokta olan, gereksiz ve lakayıt şekilde kullanılan ünlemler ve sesler, pekde hoş durmuyor.

  20. Yazan:snowqueen Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    2216 sayisina sembolik degeri olan bir sayi olarak bakmak hadi diyelim tamam bir kültür bagi olmali. Ama o bagin örnegin Anadolu’daki Hİtit ordusuyla oldugunu da kabul edersek.

    Bugün Türkiye Cumhuriyeti ordusuna sadece ‘irksal’ bir acidan bakamayiz. TSK’nin Orta Asya ile böyle ‘resmi’ bir bagi yoktur.
    Türkiye Cumhuriyetinin ordusu cumhuriyet ile yasittir.
    Aksi irkciliga girer, ‘türklük’ kavramindan ‘Türkiye Cumhuriyeti vatandasi’ degil ‘irk’ anladigimiz anlamina gelir.

    M.Ö.209 yilinda Mete tarafindan kurulan ordu ancak bir TSK subayinin özel ilgi alani veya bilgisi olabilir kurumun ortak çikarimi olamaz.

  21. Yazan:ljl Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    Blue Bey/Hanım,
    Militarizm ile kurumların geçmişini alabildiğine geriye dayandırma ve köklü olduğunu vurgulama hevesini makul ve anlaşılır bir şekilde bağdaştırırsanız entelektüel dünyamıza katkı yapmış olacaksınız. Lütfen şu mübarek aylarda ilminizin zekatını bu fakire çok görmeyin.
    .
    .
    Bir de bunu yapanlar militarist oluyorsa Cemilzade Lokumcusuna da lokumist demeniz iktiza eder mi acep? Eğer o lokumist olmuyorsa, ben niye militarist oluyorum? İş orduya dayanınca bünyede alerji mi var? Ya da Nihal Atsız birşey dedi diye illa ki tersini mi savunmak lazım? Bunların cevabını bilahare isterim. İlki daha önemli şimdilik…

  22. Yazan:blue Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    ljl,

    Militarizm ile 4 defa rejime müdahale etmiş ve hala siyasete karışmakta ısrar eden silahlı kuvvetler arasında bir ilgi kurmamı mı bekliyorsunuz? Huh ! Ne diyeyim, terlettiniz beni…
    Lokumcuzade geçmişinin Osmanlı’ya kadar gittiğini göstererek müşterisi gözünde “güvenilirlik” sağlamaya çalışıyor olabilir. Fakat silahlı kuvvetlerin “en güvenilir kurum” olduğu anketlerde söylenirken bu tip posterler yaptırmasının anlamını çözmek biraz daha çetrefilli bir iş. Hatta bildirilerde kitlesel karşı koyma refleksinden bahsedilmesinin anlamını çözmek daha bir çetrefilli. Hatta Şemdinli’deki “tanırım iyi çocuk”u çözmek en müşkülü. Bu yüzden size bir faydam olmayacak. Belki siz noktaları birleştirip bir sonuç çıkartırsınız?

  23. Yazan:blue Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    Sayın snowqueen,

    Akıllı insanlarla yazışmak benim için büyük zevk, teşekkür ediyorum. TSK’nın tarihini Mete’ye kadar uzatmak belki masum bir duygusallık da olabilir, bilmiyorum. Ama cumhuriyetten başlatmak da ne kadar doğru olur bilmiyorum. Bu kurumların temelleri cumhuriyet öncesine dayanıyor çünkü…
    Bkz: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kara_Harp_Okulu
    http://tr.wikipedia.org/wiki/Deniz_Harp_Okulu
    http://tr.wikipedia.org/wiki/Hava_Harp_Okulu

  24. Yazan:MY Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    Bu 2200 küsür yillik algida süphesiz bir romantizm payi var. Ancak DARBE yanlisi bir kisiyle konusurken bana söyle demisti :
    “Türk devletleri kurulup yikiliyor ama Türk ordusu binlerce yildir ayakta…askerler siyasilerden daha kalici, güvenilir..”

    Iste bu fikir militarizme zemin hazirliyor kanimca. O zaman TC’nin ordusu TSK degil de TSK’nin devleti TC oluyor sanki.

    Büyük teorileri bir kenara koyun, NOKTA dergisinin kapatilmasini hatirlayin : Askeri bir savci sivil savciya emir vermis, o da polise. Oysa kanunlara aykiriydi bu, yeni çikmis bir yasayla askerlerin sivilleri yargilamasi yasaklanmisti.

    Ordusunu çok seven insanlar olarak bizlerin buradaki anormalligi görmesi biraz zor : Söyle düsünün : Istanbul ticaret odasi veya Ankara tabibler birligi Hürriyet gazetesinin toplatilmasi için emir veriyor, Hadi Uluengin bir hastahane odasina kapatiliyor, vs vs.

    Özetle ordu da diger mesleki kurumlar gibi bir kurum. Askerler de (ki biz vatandaslar canimizi ve vergilerimizi onlara veriyoruz) bir meslek icra ediyorlar devlet adina.

    Blue’nun dedigi gibi 1800′lere filan uzanabilir elbette meselâ istanbul itfayecileri belki de istanbul tulumbacilarinin devamidir.

    Ama bugünkü Kazakistan’in bilmem neresinde 2000 sene önce söndürülmüs bir yangin var diye bunu milad alamazsiniz. Alirsaniz SNOWQUEEN’in dedigi gibi irkçilik olur.

    Kaldi ki bu binlerce yillik “Türk soyu/kani” algisi tamamen yanlis. Osmanlilarda en güçlü birlik olan yeniçeriler hiristiyan devsirmelerdi belki 15.yy’a kadar. Pasalarin arasinda da bir sürü sirp, bulgar, yunan, arap vardi. Selçuklara gidin, savasta esir düsen düsman askerlerine Selçuklu ordusu içinde kariyer sansi taniniyordu. Nizamülmülk’ün hayati bu bakimdan çok dikkate deger.

    Türkiye’de nedense çok az bilinen ve Taj Mahal’i yaptirmis olan Sah Cihan’in hanedani da gene bu açidan incelenmeye deger.

    Eger Türklerin katiksiz bir kütle olarak Orta Asya’dan kalkip geldigini ve kimseyle karismadan bütün kurumlarini sürdürdügünü iddia edersek yolumuza çikan herkesi de öldürmüs/sürmüs olmamiz gerekmez miydi?

    Ayrica Türkiye’deki herkesin çekik gözlü filan olmsi da gerekir ya o da baska bir konu, onu Halaçoglu’na sorun :)

    Saygilarimla

  25. Yazan:ljl Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    Blue Bey/Hanım
    Sorumu ne de güzel saptırmışsınız ve aslında ucundan kıyısından değinmediğim muhayyel bir soruya cevap yazmışsınız.
    Sorduğum soruyu anladığınız vakit gerçekten terleyeceğinize inanıyorum.

    Tekrar ediyorum:
    Lütfen militarizm ile -bir lokumcuda dahi görülebilen- kurumların geçmişini alabildiğine geriye dayandırma ve köklü olduğunu vurgulama gibi tamamen normal bir arzuyu (ya da pr çalışması diyelim) makul ve anlaşılır bir şekilde bağdaştırın.
    Asker kışlasından çıkmayan türden bir asker olsaydı buna sesiniz çıkacak mıydı?
    Karşı çıktığınız şey askere millet nezdinde itibar kazandırılması mı yoksa muhtıralar mı?
    Ya da sadece şuna cevap verin:
    Muhtıraya, militarizme karşı çıkmak illa askerin itibarlı olmasına da karşı çıkmayı mı gerektirir?
    Lokumcu “Benim mazim çok uzun” deyince lokum gibi, asker deyince suç!
    .
    Yani öyle boş bir eleştiri ki, benim gibi bir adamı askeri savunma durumuna getiriyor!
    .
    Son söz: Asker muhtıra vermek istediği zaman 2216 yıllık maziye ihtiyaç duymaz… Muhtıra verdiğinde de o mazinin anlamı kalmaz.

  26. Yazan:ljl Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    Anlaşılmıyorsa ek:
    Askerin sağladığı itibarı kötüye kullanması, itibarsız olması gerektiği ya da kendisine itibar sağlayan araçların ortadan kaldırılması gerektiği anlamına gelmez. Askerin itibarına destek sağlayan araçları savunmak da militaristlik değildir. İtibarlı ordu her eve lazımdır.

  27. Yazan:snowqueen Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    kurumlarin cumhuriyet öncesi osmanli devletinden etkilenmesi ve onun
    geleneklerini sürdürmesi çok normal, osmanli da bizanstan, bizansta
    roma imparatorlugundan diye gider de gider……

    Ama TSK’nin örnegin kara harp okulu’nun kurulus tarihini ‘resmi’ olarak cumhuriyet öncesine götürmek, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadasalarinin Osmanli ordusu geleneginden gelmeleridir. Yoksa bolsevikler ordularinin gelenegini Carlik ordusuyla tarihlemislermidir? Hiç sanmiyorum.

    Bilemiyorum ama İtfaiye olsun Güzel Sanatlar Fakülteleri olsun tarihleri Osmanli dönemine ‘resmi’ olarak dayandirilmasi büyük ihtimalle ‘köklülük’ vurgusu için olmali.

    Türklerin Orta Asya’dan gelip Malazgirtle 1071 yilinda ilk defa Anadolu’ya girdigi mitine çok inanmiyorum açikcasi. Türklerin ilk ne zaman Anadolu’ya girdigi hala çok iyi aydinlatilmamistir. Malazgirt savasinda Bizansa karsi savasan Türkler karsilarinda onlara karsi savasan baska bir türk kavmi Peçenekleri bulmustu mesela.
    Türkler Anadolu’ya ilk defa milattan önce bile gelmis olabilir.

    Genetik bilimine göre türkiye türkleri ‘akdeniz’li olmustur. Bir Yunanlidan örnegin genleri çok farkli degildir. KAldiki Türkiye Türkleri olarak kabul ettigimiz insanlarin neredeyse %40′i Balkan ve diger bölgeler kökenlidir. Türkiye’de ‘Türk’ü ‘1071′de Ortaasyadan Anadolu girmis bir irk’ olarak görenler genelde iki kesime tekabül eder:
    Türk ve diger milliyetciler(Kürt milliyetciligi vb.)

    iki tarafta türklügü gerçek olmayan bir biçimde kavrar.

  28. Yazan:blue Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    Sayın ljl,

    Ordular neden millet desteği ararlar?
    1. Çünkü insan kaynağıdır.
    2. Darbelere giden yol, milletin desteğinden/ en azından güce boyun eğişinden geçer
    3. Çok itibar kaybetmiştir, saygınlığını geri kazanmak ister

    Sebep 1.ve 2.si ise bu hiç etik değildir. Sebep 3.sü ise bu itibar poster asarak değil, hatalardan ders alarak geri kazanılır. Asker elbette kışlada oturacaktır. Bütün gelişmiş devletlerde bu budur. Ekonomiden anlamayan, dünya dengelerini bilmeyen, uluslararası konjonktürün ve diplomasinin ne olduğunu bilmeyen- ki bu doğaldır, herkes kendi mesleğini bilir- insanların siyasete karışması ve sizin gibi insanların da buna alkış tutması anlaşılır bir şey değildir.
    Hepimiz aynı gemideyiz. Bu, askeri müdahaleler dünyada itibarımızı peş paralık ediyor, dışa bağımlı ekonomimizi çökertiyor.
    Lokumcular siyasete karışmıyor, lokumculuk yapıyor. Asker de askerlik yapsın. Başımızda Demokles’in kılıncı gibi sallanıp durmasın artık !

  29. Yazan:blue Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    Sayın snowqueen,

    Haklısınız. Atatürk, Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir gibi dehalara bakınca Osmanlı harbiyesinin eğitiminin daha iyi olduğu düşüncesine kapılıyorum. Keşke rejimi korumak ve kollamak dışında da bir şeyler öğretseler bu öğrencilere…
    Türklerin Anadolu’ya girişi ile ilgili düşünceniz ilginç. Haklı olabilirsiniz. Sonuçta göçebe ve kendi başına buyruk kabileler, çok daha önce de gelip yerleşmiş olmaları gayet mantıklı.
    Yunanlılar, İspanyollar, İtalyanlar ve Macarlara Türkmenistan, Özbekistan vb. milletlerden daha çok benzediğimize göre bu işte bir yanlışlık olmalı. Irkçılık dünya savaşları sırasında iyi motivasyon sağlayan bir araçmış, ama 20 milyon ölüden sonra dünya akıllandı, bıraktı bu işleri. Bize de PKK’yı armağan etti, bakalım DTP bir şeylerin değişmesine vesile olacak mı?

  30. Yazan:snowqueen Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    TSK ile ilgili konularda aklima Emre Kongar’in Tarihimizle Yüzlesmek
    kitabindan bir paragraf geliyor:
    (Emre Kongar kafakaristiroglar dedigi bir kesimin yanlis sorularla
    zihin bulandirdigini aslinda bu sorularin ve cevaplarin bir degeri olmadigini yazar)

    Yanlis soru/// Ordudan yana misin orduya karsi misin?

    ‘yanayim’ diyenler fasist, ‘karsiyim’ diiyenler vatan haini olur

    dogru yanit// Ben bagimsizliktan ve demokrasiden yanayim; ordunun
    ne yaptigina bakarim; bagimsizligimizi ve demokrasimizi koruyan,
    gelistiren eylemlerden yanayim, bagimsizligimiza ve demokrasimize zarar veren eylemlere karsiyim.

    TSK’ya da bakis acim budur. genel tabloda herkes baris içinde cimlere uzanip el ele tutussun ‘imagine all the people…’ sarkisini söylesin özlemi ceksekte Türkiye Cumhuriyeti’nin ordusuna bir ask/nefret iliskisi beslemiyorum. Osmanli harbiyesinin egitimi çok iyi de olabilir ama Osmanli zaten fetheden, savasan bir devletti askeri dehasi parlak olmak zorunda gerçi o da elinde bir tepsi baklavayla almiyordu
    topraklari. TSK bile masum kalabilir.

    ikinci nokta ise demokratlik cercevesinde ‘orduya karsi olmak’ babinda PKK’yi allamak pullamak varki onu hiç almayayim.
    DTP tabani içinde güçlü bir kürt milliyetçiligi de var.

  31. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    @snowqueen,

    Siz Emre Kongar deyince de benim aklıma Ahmet Kekeç’in şu yazısı geldi:

    Olmamış hoca!

    Nereye gitsem karşıma çıkıyor. En son Ankara-İstanbul uçağında gördüm. Taksim otobüsünde de görmüştüm. Nereye gitsem o… Otobüste, parkta, kafeteryada, kitapçıda… Hatta, bu gibi durumlar için pek de elverişli bir ortam sayılmayan takside de görmüştüm. Daha doğrusu, taksiden inen beyefendi kılıklı adamın elinde görmüştüm.

    İkide birde karşıma çıkan “şey”, bir kitap.

    Bu kitap, değerli sosyolog-amatör tarihçi Emre Kongar’ın imzasını taşıyor.

    Kendimi, çıkan her kitabı satın almakla yükümlü saydığım için (bu kötü bir alışkanlık, siz öyle yapmayın, en azından okumayacağınız kitabı satın almayın), uygun bir aralıkta edinmiş, ama derinlemesine tetkik etme fırsatı bulamamıştım. Şöyle bir karıştırmıştım. “Şöyle bir karıştırmak” da yetiyor aslında mevzuyu anlamaya ama, her zaman olduğu gibi merakıma yenik düştüm ve başladım bu “tarihimizle yüzleşen” kompleks kitabı şurasından burasından okumaya…

    Kitap hakkında konuşmadan önce, “Emre Kongar nedir?” sorusuna cevap aramak lazım.

    Bu konuda en güzel tanımlamayı Yusuf Kaplan yaptı, “Emre Kongar entelektüel, münevver filan değil, bir literatidir” dedi. Literati? Yani okumuş yazmış, bilgi küpü, malumatfuruş. O kadar.

    Emre Kongar bir tarihçi de değil…

    Belki de, sosyolog olması hasebiyle tarih ve edebiyat gibi “kardeş disiplinlerle” ilgileniyor ama, bana göre sosyolojiye bakışında da problemler var. (Bkz. Kongar’a göre “Rönesans, aydınlanma, tarım ve endüstri devrimi.”) Neredeyse lise kitaplarının diliyle konuşuyor; sosyoloji durağan bir alanmış ve son yıllarda hayat (toplumlar) hiç değişmemiş, ortaya hiç yeni kuram atılmamış gibi ezber laflar ediyor, dahası bunu “bilimsel bilgi” sanıyor…

    Bir de tabii, fena halde “aydınlanmacı…”

    Sanki laik Cumhuriyetimiz bu alanda rüştünü yeterince ispat etmemiş gibi hâlâ laiklik ve aydınlanma propagandası yapıyor; insanlara dönüştürülebilir, ikna edilebilir, “aydınlatılabilir” varlıklar gözüyle bakıyor.

    Sadece Pozitivist-aydınlanmacı dünya görüşüyle sosyal olayları kavramak ve oradan çıkarsama yapmak mümkün mü oysa? Olabilir mi böyle bir şey?

    Kongar, ikide birde karşıma çıkan kitabında, tarihimizle yüzleşiyor. Kitabının ismi de zaten, “Tarihimizle Yüzleşmek.”

    Hemen belirteyim:

    İşlek bir kalemi var Kongar’ın. O kadar kötü metinler, öyle berbat eserler okuyoruz ki, Kongar’ın yazdıkları, onların yanında “Türkçe’nin şahikası” kalıyor. Hocası olsaydım, sosyoloji ve tarihten sınıfta bırakırdım, ama Türkçe’de en yüksek notu verirdim. Hem kalemi işlek, hem dili sade. Ne yazsa, kendini okutur. En azından ben, Kongar’ın yazdığı her şeyi okurum. Belki de bu “dil başarısı” yüzünden çok satıyor, çok okunuyor. Tabii, işin içinde, hafiften bir çılgın Türk ittirmesi de yok değil…

    Fakat, bu demek değil ki, Kongar, yaptığı işin hakkını veriyor…

    Kitabının ismi, “Tarihimizle Yüzleşmek” ama, ne doğru dürüst tarihle yüzleşiyor, ne de tarihin kompleks meseleleriyle ilgili zihin açıcı şeyler söylüyor. Ondan bir Kemal Tahir rikkati (yahut celadeti) beklemek nafile… Yazdıkları, benzetmek gibi olmasın da, tarihin (resmî tarihimizin) adeta teyidi niteliğinde…

    Bazı konulara da, nedense (neden acaba?) hiç girmiyor.

    Türklerin nasıl Müslüman “yapıldığına” ilişkin kendince mikro ayrıntılar sunuyor, Cumhuriyet’in kuruluşu ve “Türk devrimleri” bahsinde en ince detaya kadar iniyor ama, onsuz Cumhuriyeti ve Türk devrimlerini anlayamayacağımız mevzulara, mesela Mustafa Suphi olayına, “Birinci Meclis-İkinci Meclis” zıtlaşmasına ve dolayısıyla Ali Şükrü Bey cinayetine hiç değinmiyor. Halit Paşa olayı da yok. İstiklal Mahkemeleri bahsi de yok. “61 Devrimi”nin hazırlık çalışmaları hiç yok. Ne anladım şimdi ben!

    Kongar, 1930′larda yaşasaydı, yazdıkları (kısmen) yeni ve orijinal sayılabilirdi. Artık yirmi birinci yüzyılı idrak ediyoruz ve resmî söylemin teyidine dayalı şeyler (ideolojik olarak) para etse bile, değer ifade etmiyor.

    Hulasa, Kongar tarihimizle yüzleşmiyor; hasbelkader tarihle yüzleşmiş eşhasla (örtük olarak Kemal Tahir’le, İdris Küçükömer’le, Mete Tuncay’la, Murat Belge’yle filan) yüzleşiyor…

    Fakat, olmuyor! Olmamış!

  32. Yazan:snowqueen Tarih: Ağu 29, 2007 | Reply

    “ordudan yana misin yoksa karsi misin?”

    Netice itibariyle sorunun sekli ve cevap konusunda Emre Kongar’a katiliyorum. Çekilmek istenen nokta bakimindan dogru bir yere parmak basiyor ve nokta.
    Türklerin nasil Müslüman oldugu konusu sanirim yukaridaki yazida
    epey ‘bakis açisi’ni biçimlendirmis.

    Entellektüelligin, münevverligin ’seni münevver ilan ediyorum’ gibi bir
    töreni olmadigina göre biri için ‘o böyledir ya da böyledir’ demek
    ‘kisisel fikirler’ olarak ‘kime göre neye göre’ sorusuyla beraber kalir.

    Bende George Soros’un açik toplum enstitüsünde görevli bir Murat Belge için ‘olmamis’ demek istiyorum misal. Dedim hatta, olmamis.

  33. Yazan:karagemi Tarih: Ağu 30, 2007 | Reply

    başarılı bir düzeltme

  34. Yazan:bremen Tarih: Ağu 30, 2007 | Reply

    “Türklerin nasil Müslüman oldugu konusu sanirim yukaridaki yazida epey ‘bakis açisi’ni biçimlendirmis.”

    Katilmamak mumkun degil. Benzer bir elestiriyi bir zamanlar yakin bir arkadasima Tarik Zafer Tunaya’nin “Islamcilik Akimi” isimli kitabini onerdigimde isitmistim. Bana daha kitabin adini duyar duymaz ‘islamcilik’ diye bir seyin olmadigini, bunun ‘din dusmanlari’nin bir uydurmasi oldugunu hatirlatmisti. Sayin Emre Akoz’un iskembeden sallamaciliginin Emre Kongar’inkinden bir farki yok. Emre Kongar begenseniz de begenmesiniz de degerli bir sosyologtur. Bakis acisi farkli diye Elestireceksek hepsini birden elestirelim yoksa komik oluyoruz.

    Bu ayki National Geographic’in kapak hikayesi okumaya deger (Islam’s fault line: Pakistan). Bir kadin olarak maalesef bana tekrardan tesetturun erkek baski araci olarak gercek anlamini, laikligin bir kere gitti mi bir daha asla geri gelmeyecegini hatirlatti.
    http://www7.nationalgeographic.com/ngm/0709/pakistan/pakistan.html

  35. Yazan:MY Tarih: Ağu 30, 2007 | Reply

    @ljl,

    “itibarli ordu her eve lazim” demissiniz, isterseniz söyle diyelim :

    Görevini iyi yapan ve bunun disinda hiç bir sey yapmayan ordu her eve lâzim.

    Itibar sonra dogal olarak gelir. Hani derler ya akil yasta degil bastadir diye :)

    Saygilarimla

  36. Yazan:Alper Akalin Tarih: Ağu 30, 2007 | Reply

    Güneş Dil Teorisinin de bu cumhuriyet tarafından doğru sürüldüğünü varsayarsak, ordumuz değil 2216, en az milyon yaşında olur; ee ne de olsa ilk insan da türk:)

  37. Yazan:snowqueen Tarih: Ağu 30, 2007 | Reply

    valla eklemeden edemeyecegim

    ilk insanin türk olabilme ihtimali absürd ve komik geliyorda ilk insanin
    müslüman olmasi oldukça olagan geliyor. enterasan…

  38. Yazan:blue Tarih: Ağu 31, 2007 | Reply

    snowqueen,

    ilk insanin türk olabilme ihtimali absürd ve komik geliyorda ilk insanin
    müslüman olmasi oldukça olagan geliyor. enterasan…

    Yani sizce ilk insanın tek tanrı inancına sahip olması ihtimal dışı mıdır? Hayy bin Yakzan’ı okumuş muydunuz? Muhteşem bir klasiktir…

  39. Yazan:snowqueen Tarih: Ağu 31, 2007 | Reply

    Bahsettiginiz kisiye internetten söyle bir baktim. Konu sanirim issiz bir adada tek basina tanriya ulasan bir insanin hikayesi. Bir çesit içsel yolculuk olmali. Okumaya calisacagim.

    Simdi Catalhöyükte m.ö 6000 yilinda ‘tanrica’ tapimina inanan insanlara ‘onlar aslinda müslüman’di mi diyecegiz?
    bu islamofasizm sanki.
    Belki de aslinda çok tanrilar arasinda ‘birlik’ fikri oldugu ve o da evren oldugu için ‘hindu’ lardi?
    Belki de göktengri inancinda ’shaman’lardi?

    siyah bütün renkleri kapatir o halde bütün renkler siyahtir gibi.

    kizilderililerin türk oldugunu iddia eden bir adam bir kizilderiliye
    ’siz bering bogazini asip amerikaya gelen türklersiniz.’
    kizilderili söyle cevap vermis ‘olabilir, sizin de bering bogazindan gelen kizilderililer olma ihtimaliniz gibi’.

    kimbilir belki müslümanlar pagandir.

  40. Yazan:ljl Tarih: Ağu 31, 2007 | Reply

    Ekonomiden anlamayan, dünya dengelerini bilmeyen, uluslararası konjonktürün ve diplomasinin ne olduğunu bilmeyen- ki bu doğaldır, herkes kendi mesleğini bilir- insanların siyasete karışması ve sizin gibi insanların da buna alkış tutması anlaşılır bir şey değildir.

    @blue
    Yukarıdakini bana yazmışsınız. Askerin siyasete karışmasına hangi cümlem ile alkış tutmuşum? Lütfen gösterin. Gösteremiyorsanız şunu kabul edin ki yazdıklarımı çarpıtmada üzerinize yok!

    Sizin mantığınız galiba şöyle işliyor:
    Asker itibarlı. İtibarlı olmasını fırsat bilip siyasete müdahale ediyor. Hmm, ne yapmak lazım? Askerin itibarlı olmaması lazım!

    Eğer böyleyse, bu mantığın karşısında sadece acziyetimi ifade edebilirim. Keşke bu görüşlerinizi önceden paylaşsaydınız da hepimiz askeriyenin itibarını sıfırlamaya gayret edip ülkede darbelerin olmasını önleseydik. Ordu da paçavradan oluversin canım ne zararı var!
    -
    Asker siyasete karışmasın demek başkadır, askerlerin itibarlı olmasına karşı çıkmak başkadır. Siz resmen ikincisini yapıyorsunuz. Buna karşı çıkan da “militarist” oluyor. Demek Türk tiyatrosunun tarihinin gerilere dayandığını söylesek “artist”, TCDD’nin Osmanlıya dayandığını söylesek “makinist”, eski gazelhanları yad etsek “vokalist” olacağız. Bu listeyi uzatabilirim aslında…
    -
    TSK’nın tarihi siz öyle olmasını arzu etmeseniz de 2216 sene öncesine dayanmaktadır. Milletçe birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olan şu günlerde, (bakın ben de klişe kullanabiliyorum) dövünecekseniz Mete’nin mezarını bulun orada dövünün.
    -
    Ha bu mevzuyu niye bu kadar uzatıyorum? Şunun için: İnsanların hoşlarına gitmeyen bir konuyu eleştirirken (burada askeri müdahaleler oluyor) duygusallığın getirdiği; sebep sonuç ilişkisinden hali ve alakasız argümanlara girip kendilerini haksız konuma getirdiklerini daha önce de müşahade etmiştim. Sizin başınıza da aynı şey gelmesin diye uğraşıyorum.
    istop.

  41. Yazan:blue Tarih: Ağu 31, 2007 | Reply

    sayın ljl,

    Asker siyasete karışmasın demek başkadır, askerlerin itibarlı olmasına karşı çıkmak başkadır. Siz resmen ikincisini yapıyorsunuz.

    Benim askerin itibarıyla bir işim yok. Ama bu tip afişlerle itibar sağlanmayacağını söylüyorum. Gece yarısı bildirileri yayınlayıp, halkı hükümete karşı kışkırtır, dergiler kapattırıp, yazarları, gazeteleri fişlerseniz, bombacılara sahip çıkarsanız, sonra kaybettiğiniz itibarı posterlerle kazanamazsınız. Siz, eğer bundan silahlı kuvvetlerin itibarlı olmasına karşı çıktığımı anlıyorsanız size sadece pes diyorum.

    Demek Türk tiyatrosunun tarihinin gerilere dayandığını söylesek “artist”, TCDD’nin Osmanlıya dayandığını söylesek “makinist”, eski gazelhanları yad etsek “vokalist” olacağız. Bu listeyi uzatabilirim aslında…

    Komik benzetmeler. Uzatsaydınız, eğleniyorduk… Vokalistliğiniz beni ilgilendirmiyor doğrusu ama militaristliğiniz hepimizi ilgilendiriyor. Özellikle darbe heveslisi paşaların olduğu bir ülkede.

    TSK’nın tarihi siz öyle olmasını arzu etmeseniz de 2216 sene öncesine dayanmaktadır.

    Vallahi benim açımdan 5000 sene olmasının da bir mahzuru yok. Ama siz 2216 sene diyorsanız öyledir. Asıl soru sizin 2216 senelik ordunun tüm yaptıklarının altına imza atıyor musunuz?  

    Milletçe birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olan şu günlerde…

    Milletçe birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olan şu günlerde askerin de hükümetin emrinde olduğunu sürekli kendine hatırlatmasında ve halkın tercihlerine saygı göstermesinde fayda var. Birlik-beraberlik böyle kurulur.

    (bakın ben de klişe kullanabiliyorum)

    Evet farkettim, halbuki artist, makinist ve vokalist kısmı çok yaratıcıydı…

    dövünecekseniz Mete’nin mezarını bulun orada dövünün.

    Mete benim atam değil. Ben ırk olarak Türk değilim, ve brakisefal kafatası şeklim de yok, boşnak ve arap kökenliyim. Sizce Mete’yle duygusal nasıl bir bağ kurabilirim? Mete’yi sahiplenen bir ordu ile nasıl bir duygusal bağ kurabilirim? 

    Ha bu mevzuyu niye bu kadar uzatıyorum?

    En azından kendinize itiraf edebildiğiniz bir konu olması olumlu bir gelişme.

    İnsanların hoşlarına gitmeyen bir konuyu eleştirirken (burada askeri müdahaleler oluyor) duygusallığın getirdiği; sebep sonuç ilişkisinden hali ve alakasız argümanlara girip kendilerini haksız konuma getirdiklerini daha önce de müşahade etmiştim. Sizin başınıza da aynı şey gelmesin diye uğraşıyorum.

    Konulara “çok saçma !” diye argüman üreterek sebep-sonuç ilişkileri konusundaki rüştünüzü ispat etmiş biri olarak mı? Sizin sebep-sonuç argümanınız “kurumun itibar sağlamasına gayret etmesini savunmak militaristlik değildir” midir? Ben de tek bir cümlede ifade edilebilecek argümanları sündürerek haksız duruma düşen insanları çok gördüğüm için söylüyorum: Kasmayın o kadar, benim sizin hakkınızda ne düşündüğümün bir önemi yok. Ne olmadığımızı değil, ne olduğumuzu konuşursak daha kolay yol katederiz…

  42. Yazan:MY Tarih: Ağu 31, 2007 | Reply

    TSK’nin iTiBARI

    Bu konuda Radikal’deki röportaji mutlaka okuyun derim : “Askerler CHP’ye çok kizgin”

    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=230472

    NEDEN? Metehan Demir
    Darbeler, muhtıralar, sert açıklamalar, siyasete müdahaleler… Ordu hep hayatımızın içinde. Neredeyse her konuyla ilgilenen Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında ise bizim bir bilgimiz yok. Ne düşünüyorlar, ne konuşuyorlar, ne hissediyorlar, toplumla ve siyasetle ilişkilerini nasıl değerlendiriyorlar, özellikle son seçim sonuçlarını ve gelişmeleri nasıl görüyorlar bilmiyoruz. Hava Harp Okulu’nu bitirdikten sonra Londra’da Kraliyet Akademisi’nde savaş etütleri mastırı yapan Sabah Gazetesi yazarı Metehan Demir’le askerlerin düşüncelerini, Çankaya stratejilerini konuştuk. Orduyu yakından tanıyan, üst düzey komutanlarla gazetecilik ilişkisi kuran, 27 Nisan muhtırasını, internette yayımlanmadan bir saat önce üst düzey bir komutanın kendisine telefon etmesiyle haber alan ve muhtırayı televizyondan Türkiye’ye duyuran Metehan Demir, askerin AKP’yle ve Abdullah Gül’le ilişkilerini, CHP’yi nasıl değerlendirdiklerini anlattı.

    Sürekli Türk Silahlı Kuvvetleri’nden söz ediyoruz ama en çok konuştuğumuz kurumu aslında en az tanıyoruz. Ne kendi aralarındaki ilişkilerini, ne duygularını, ne de düşüncelerini biliyoruz. Sert açıklamalar ve muhtıralar dışında pek bir bilgimiz yok. Kaç subayımız var bizim?
    50 binden fazla subay, 75 bin kadar da astsubay var. Hep generallerden söz ederiz ya. Onların sayısı da 300-350 arasında. Genelkurmay başkanı dahil, bu generallerin sadece 15 tanesi orgeneral ve oramiral.
    Peki generaller kendilerini ülkenin gerçek sahibi olarak mı görüyorlar?
    Asker büyük değişim içinde. 10 yıl önce kendilerini ülkenin sahibi olarak görüyorlardı. Şimdi kendilerini sıfır hataya programlanmış ve ülkeye asla yanlış şeyler yapmayacak tek grup olarak görüyorlar. ‘Bu ülkede herkes bir şekilde hata yapsa da, biz aldığımız eğitim ve edindiğimiz zihniyet çerçevesinde hata yapmayız. Dolayısıyla doğru yolu gösterme anlamında biz burada hep olmalıyız’ diye düşünüyorlar.
    Yasalara göre genelkurmay başkanı başbakana bağlı. Ama bunu biyografisine yazdıran Org. Hilmi Özkök’ün biyografisini değiştirdiler ve bu tanımdan hoşlanmadıklarını hissettirdiler. Genelkurmay başkanının başbakana bağlı olmasını kendileri için bir aşağılanma olarak mı değerlendiriyorlar?
    Değil. Onlar, ‘bağlı’ ifadesinden hoşlanmıyorlar. Bunun, başbakanın emri altında hareket etmeyi, sürekli ondan emir almayı çağrıştırdığını düşünüyorlar. Bu yüzden de kendilerini başbakana ‘bağlı’ değil de, ’sorumlu’ kabul ediyorlar. Çünkü buradaki ’sorumluyuz’ kelimesi, ‘yakın diyaloğumuz var’ anlamına geliyor.
    Eski Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ün ‘demokratlıkla’ suçlandığını okudum geçenlerde. Generaller arasında ‘demokratlık’ çok kötü ve utandırıcı bir nitelik mi?
    Değil. Sözcük anlamında bakarlarsa hepsi demokrat ama demokrat olma adına hükümete körü körüne bağlılık, sivillere teslim olmak onlar için demokratlık değil. Ama çok net söyleyeyim. Belki Özkök’ün daha yumuşak bir üslubu vardı ama, ben onun hükümete taviz veren bir tutumunu hiç görmedim. Özkök yumuşak davranıyor yorumlarına da hep güldüm. Bakın… TSK’da bir prensipler manzumesi vardır. Bu yerleşik prensipler kişilerle değişmiyor. Özkök Paşa’yla Büyükanıt Paşa arasında TSK’nın prensipleri açısından hiçbir fark yok. Sadece üslup farkı var o kadar. Sonuçta Özkök de bir yerde ‘dur’ der. Nitekim, Gül’ün cumhurbaşkanlığıyla ilgili yorumunda, Çankaya’da türbana ‘dur’ dedi.
    Peki Gül cumhurbaşkanı olduğunda Çankaya’da türban olmayacak mı? TSK’nın prensipleri, sistemi bu konuda nasıl çalışacak?
    Tahminime göre, Abdullah Gül’le askerler bu işi oturup konuştular. Çünkü sorun karşılıklı konuşmamaktan çıkıyor. Hep Başbakan Erdoğan’la Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın İstanbul’da Dolmabahçe’de buluşup ne konuştukları merak ediliyor ya… Bence Ankara’da da yakın zamanda Gül’le askerler arasında gizli zirveler gerçekleşti. Askerlerle siviller arasında diyaloğun açılması ve daha sağduyulu hareket edilmesi adına Gül’le askerler arasında önemli konuşmalar yapıldı. Yani bu ülkenin yakın zamanda başka Dolmabahçe’leri de oldu. Oturup konuştular ve bazı krizler olsa da, beraber yaşayabilme üzerinde anlaştılar. Yani, ‘Sen benim bazı tavırlarıma müsaade et, ben de senin bazı tavırlarına müsaade edeyim’ şeklinde anlaştılar. Ama asker türbanda geri adım atmayacak. Yaşar Paşa devletin işlerinin yürümesi için Gül’le rutin trafiğini sürdürecek ama bazı davetlere de gitmeyecek, türbanla ilgili duruşunu sergileyecek. Bu arada Gül’ün atayacağı Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri’ne de dikkat etmek lazım. Gül, cumhurbaşkanı olarak çok şaşırtacak bizi.
    Nasıl şaşırtacak?
    Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği önemlidir. Bu kişi AKP’li olmayacak. Gül’ün kafasında askeri çevreden birini atamak bile var. Yakınlarından biliyorum, çok iyi bir ismi ataması söz konusu. Ankara’nın, askerin kabullendiği, ayakta alkışlayacağı bir markayı getirecek oraya. Böylece Gül askere, ‘Sizinle işbirliği içinde çalışmak istiyorum’ mesajını verecek. Aslında Gül beş senedir başbakanlık ve dışişleri bakanlığı yaptı. Orduyla inanılmaz ilişkileri vardı. Askerin AKP’de en iyi ilişkisi Gül’leydi. Gül, bir ay içinde defalarca Genelkurmay’a giderdi. Bir konuyu özel konuşmak için giderdi oraya. Irak’la, güvenlikle ilgili meseleler olduğunda, bizzat kendi gider Yaşar Paşa’yla görüşürdü. Gül’ün devlet adamlığıyla ilgili bir sorun yok askerlerde. Türbanla ilgili rahatsızlık var.
    Gül’le ilgili bir sorun yoksa, Genelkurmay neden cumhurbaşkanlığı seçimlerine böylesine açık ve keskin bir taraf olarak karıştı?
    Ben de bu soruyu sordum onlara. ‘27 Nisan bildirisinde cumhurbaşkanlığıyla ilgili ifadeler yoktu. O bildirinin Abdullah Gül’le alakası yok. O bildiri rejimle ilgili. Biz rejimle ilgili olarak harekete geçtik. Bizim isimle değil, rejimle ilgili problemimiz var’ dediler. Abdullah Gül’le meseleleri yok. Olsa, beş senedir zaten problem çıkarırlardı.
    Gül’ün cumhurbaşkanlığını rejime tehdit olarak görmediler mi? 27 Nisan muhtırası Gül’ün adaylığına karşı verilmedi mi?
    Ama o muhtıra 22 Temmuz seçimlerinden önce verildi. Şimdi seçim sonucuna bakarak da durum değerlendiriliyor. Gül’ün cumhurbaşkanlığına gelmesine çok bayılmıyorlar ama onunla beraber yaşayabilmenin senaryolarını da değerlendiriyorlar. ‘Kendi doğrularımızdan geri adım atmadan onunla nasıl beraber yaşayabiliriz, pozisyonumuzu nasıl dik tutarız’ın hesabını içindeler. Cumhurbaşkanı’nın 29 Ekim resepsiyonuna ilişkileri çok germemek adına ya usulen gelecekler ve kısa süre kalıp gidecekler. Ya da o anki dengelere bağlı olarak, türban meselesinden dolayı Köşk’e hiç gelmeyecekler. 30 Ağustos resepsiyonuna gelince… Askerler zaten eşi türbanlı olanlara davetiye göndermiyor.
    Cumhurbaşkanına eşli davetiye göndermeyecek mi asker?
    Göndermez. Yaşar Paşa daha yeni ‘bizim prensiplerimiz var’ dedi. Gül yerine Vecdi Gönül, Murat Başesgioğlu gibi biri uzlaşmayla cumhurbaşkanı olsun deniyordu ya… Durum hiç öyle değil. Asker şunun farkında. AKP’den biri cumhurbaşkanı olduğu sürece, Köşk hep kriz noktası olacak. Çünkü eşinin başı açık olsa da, AKP’li bir cumhurbaşkanı, eşi türbanlı olan siyasetçilere 29 Ekim’de paşa paşa davetiye gönderecekti. Eeee? Esas sorun kamusal alan sayılan Köşk’te cumhurbaşkanının davetine türbanlıların gelip gelmemesi değil miydi?
    Ordu 27 Nisan’da muhtıra verdi. Halk 22 Temmuz’da tarihte eşine az rastlanır bir biçimde AKP’ye oy verdi. Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt bu iki olay arasında bağ görmediklerini söyledi. Gerçekten bu iki olay arasında bağ görmüyorlar mı? Buna inanıyorlar mı?
    Yaşar Paşa’nın kamuoyu önünde ‘evet bunun bir etkisi olmuştur’ demesini beklemiyordum. Ama sağduyulu bir değerlendirme yapıldığında mutlaka etkisi vardır. Bu ülkede en güvenilen kurum TSK ama, siyasete bir dahli olduğunda halk buna tepki veriyor.
    Ordunun karşı çıktığı partiye halkın yarısı oy verdi. Halkın yarsıyla ters düşmek onlarda nasıl bir duygu yaratıyor? Kızıyorlar mı, şaşırıyorlar mı, endişeleniyorlar mı?
    Bunu konuştum. Askerin AKP’yle, AKP’nin yapısıyla ilgili bir problemi yok. AKP’nin içinde Bülent Arınç, Hüseyin Çelik gibi gerginlik yaratan bazı radikal isimlerle ve bazı milletvekilleriyle ilgili problemleri var. Yoksa asker, AKP’yi, Refah Partisi gibi görmüyor. AKP’yi Refah’ın devamı gibi görmüyor. 22 Temmuz seçim sonuçları asker için sürpriz olmadı. Onların yaptığı ankette de AKP’nin oyu yüzde 40 ve üzerinde çıkıyordu. Ama en çok neye ve kime kızdılar biliyor musunuz?
    Kime?
    Toplumu okuyamayan CHP’ye kızdılar. Çok kızgınlar CHP’ye. Bazılarıyla görüşme fırsatım oldu. Toplumdan bu kadar kopuk ve uzak bir partinin sonucunun bu olacağını söylediler. AKP’nin seçim galibiyeti hakkında ne düşünüyorsunuz sorusuna, ‘Düşünmesi gereken biri varsa o da CHP. Şu hallerine bak’ dediler . Bu aralar CHP’yle adlarının fazla anılmasından da çok rahatsızlar. CHP’yle bire bir eşleştirilmek istemiyorlar. Son dönemde Deniz Baykal askerin sözcüsüymüş gibi bir hava var. Genelkurmay bundan çok rahatsız. Çok iyi biliyorum. Onlar MHP’nin de, CHP’nin de ortak paydasıyla, AKP’nin içindeki aklı başındakilerin ortak paydasıyla buluşmak istiyorlar. Ayrıca bir de emekli paşalarla anılmaktan da aşırı rahatsızlar.
    Niye?
    Türkiye’nin bir genç subaylar sorunu değil, ciddi bir emekli paşalar sorunu var. Onların söylediklerinin, ‘Genelkurmay mesaj verdi’ diye algılanmasından rahatsızlar. Mesela Edip Başer’in seçim sonrası darbe imasında bulunmasından rahatsız oldular. ‘Bir mesaj vermek gerekirse çıkar biz söyleriz. Kimden çekineceğiz ki’ diyorlar.
    Bir de 27 Nisan muhtırasının hâlâ çözülemeyen esrarı var.
    Bu muhtıra neden 23.17′de Genelkurmay sitesine kondu.
    Bu konuda bir bilginiz var mı?
    27 Nisan seçilebilecek en yanlış tarihti. Zaten konu, Anayasa Mahkemesi’ne gitmişti ve mahkeme büyük ihtimalle sürecin önünü kesecekti. Cuma akşamı saat 23:20′de niye bu bildiri yayımlandı defalarca sordum, yanıt alamadım. Ben o bildiriyi ilk haber alan gazeteciyim. O gece Ankara’da Başbakan’ın danışmanlarıyla birlikteydim. Saat 22 sıralarında telefonum çaldı. Üst düzey komutanlardan biri arıyordu. Bana, ‘Genelkurmay’ın gündemdeki süreçle ve olaylarla ilgili olarak bir, bir buçuk saate kadar bir açıklama yapacağını’ söyledi.
    Peki niye Genelkurmay bildiriyi size haber verdi?
    Bir cuma akşamı saat 23:20′de bir Neşe Düzel’in, bir Metehan Demir’in aklına dur ben bir internette TSK sitesine bakayım, demek gelir mi? Gelmez. Gazetelerin şehir baskılarına, televizyonların gece gündemine hâkim olabilmek için haber verdiler. Aslında bu bildiri, iki, üç günlük bir çalışmanın uzantısıymış. Ve kesinlikle Yaşar Paşa’nın emriyle düğmeye basılmış. ‘Ok yaydan çıktı, bunu artık bir şekilde yapmamız gerekiyordu ve yapıyoruz’ dediler. Muazzam gizli çalışıldı, hiç kimseye bilgi sızmadı. 27 Nisan akşamüstü Genelkurmay’da bir değerlendirme toplantısı yapılmış ve herkes normal şekilde mesaiden evlerine gitmiş. Sadece düğmeye basacak olan görevliler karargâhta kalmış. Yani o gece saat 23.20′de Genelkurmay’da herkes acil toplantıda falan değilmiş.
    Genelkurmay bir muhtıra vermek için neden geceleyin 23.17′yi seçsin?
    Savaş taktiği olarak görüyorlar. Siz düşmanı en iyi o saatte vurmaz mısınız? Vurdu. Prusyalı generalin, bir saldırıyı en etkin hale getirmek için hiç umulmayan yerde umulmayan zamanda düğmeye basacaksın diye bir taktiği vardır. Biz de bu bildiriyi doğrusu ummuyorduk. Hatta bildirinin haberini bana daha düşük rütbeli bir subay verecekmiş. Ama komutan ben veririm demiş. Bayağı kuvvetli bir general haber verdi bana.
    Size o general ne dedi?
    ‘Biraz sonra bayağı net, açık uyarılarla dolu bir açıklama yapılacak. Birbuçuk saate kadar geliyor açıklama’ dedi. Çok şaşırdım. İlk bilen sivil bendim. Neredeyse fenalık geçiriyordum. Dışarıya çıktım, bir sigara içtim, biraz sakinleştim. Düşünsenize birbuçuk saat sonra ülkede çok büyük zelzele yaşanacak. O sırada Habertürk’ten Saynur Tezel aradı. Ben onun programına değerlendirmeler yapıyorum. Ona bunu yayında söyleyeyim de, topu üzerimden atayım dedim ve söyledikten sonra da ortalık dalgalandı. Sonra geldim masaya oturdum. Başbakan’ın en yakın iki ismi vardı yanımda. Birinin cebine mesaj geldi. ‘Metehan Demir Habertürk’te bir şey söyledi’ diye.
    Ömer Çelik ciddi misin dedi ve başbakanın çok yakınıyla birlikte onu aramaya gitti. Başbakan ‘Bana hemen Genelkurmay’ı bağlayın’ demiş ama biliyorsunuz o gece görüşemediler. Genelkurmay Başkanı’nın istirahatta olduğu söylendi. Bunu kulaklarımla duydum.
    Muhtıranın kimin kaleminden çıktığına dair bir bilginiz var mı?
    O bildiri tüm üst rütbeli generaller tarafından karargâhta hazırlandı. Yaşar Paşa son halini gördü. Kuvvet komutanlarından ikinci başkana kadar hepsi bildiriyi biliyordu. O metni Yaşar Paşa oluşturmuştur. Onun onayı olmadan hiçbir cümle oraya girmez.
    O muhtırayı internet sitesine konması için kim emir verdi?
    Kesinlikle Yaşar Paşa. O gece yaptığım konuşmadan ötürü biliyorum bunu. Bana bildiriyi haber veren kişi Yaşar Paşa’nın her şeyidir.
    Genelkurmay Başkanı zaten 12 Nisan’da konuşmuştu. Niye bir de 27 Nisan muhtırası yazıldı?
    12 Nisan’daki konuşmasında Yaşar Paşa ’sözde değil, özde anayasaya bağlı olan bir cumhurbaşkanı’ tanımı yapmıştı. Ama bu konuşmayla ilgili ‘Genelkurmay Başkanı teslim oldu’ gibisinden öyle yorumlar yapıldı ki, ‘Biz de öyle bir açıklama yapalım ki, kimse başka türlü yorumlayamasın’ dediler. Zaten bildirinin çok sinirli bir ruh haliyle yazıldığı anlaşılıyor. Yaşar Paşa’nın ruh halini yansıttığı ortada.
    12 Nisan toplantısından sonra Yaşar Paşa’nın yakınındakiler anlattılar. Basın toplantısının ‘Yaşar Paşa’nın yok gardı düştü. Yok bizi tarif etti’ diye yorumlanmasına çıldırmış. ‘Ben bir şey söyledim. Ne hale getirdiler’ demiş.
    22 Temmuz’dan önce ordu Çankaya seçimleriyle ilgili çok ciddi bir gerginlik yarattı. 22 Temmuz seçimlerinden sonra bu gerginliği sürdürecekler mi?
    Bazı konularda gerginliğin olmaması imkânsız görünüyor. Rahatsızlıklarını açıkça ortaya koyarlar. Ülke bütünlüğünün ve laik sistemin tehlikeye girdiğini hissederlerse, ülkede ciddi bölünmeler, federasyon konuları konuşulmaya başlarsa harekete geçerler.
    Asker, halkın büyük çoğunluğuyla ters düşmeyi göze alır mı?
    Asker, bu seçimi kendisine yönelik bir darbe olarak görmüyor. Çünkü AKP’yi sistemin bir partisi olarak değerlendiriyor. Dolayısıyla AKP’nin oylarının tamamını tehdit olarak görmüyor. Bundan sonraki süreçte bekle ve gör yapacaklar. En akıllıca olanın AKP’nin sistem içinde yıpranmasını beklemek olduğunu ve bu yıpranmayla diğer partilerin önünün açılabileceğini görüyorlar. Her kovmada oylarına yüzde 20 eklendiğinin farkındalar.
    Eğer farkındalarsa niye muhtıra verip AKP’nin oylarını artırdılar?
    27 Nisan sonrasında farkındalar. Bunun taktik hata olduğu karargâhta tartışılıyordur. 27 Nisan AKP’nin oyunu artırdı ama faydaları da yadsınamaz. AKP’nin hizaya gelmesi anlamında uyarıcı etkisi oldu. Ayrıca CHP’ye de faydası oldu. Bu bildiriler, mitingler olmasaydı CHP yüzde 20 oy alamazdı.

  43. Yazan:TSD Tarih: Ağu 31, 2007 | Reply

    Hayy bin Yakzan denince aklıma geldi.

    Çok kısa bir özetini vermiştim, ilgili bilgilerle ve felsefeni özetleyerek:

    http://www.dusunceler.org/kitap-dergi/2006/08/24/hayy-bin-yakzan/

    Bu arada ilk insanın müslüman olduğu “inancı” ile KK gibi pozitivizmden dem vuran kurumların geçmişlerine dair kronolojik/bilimsel değerlendirmelerini kıyas yapmak da hoş olmuş. İyi bir dogatizm benzeşmesi.

    İslam’ın ne anlama geldiğinin bilinmemesini geçelim. Tevhid öğretisinin sürekliliğine dair nesnel verileri “dinlerin evrimi” bahsinde açıklamıştım, halen bu yazıma aklı başında argümanlı itiraz bekliyorum, yok.

    Geçelim.

    KK olayına gelelim.

    Tabi fark şu, İslam bir dindir, inançtır, dogmatik olabilir ki pek çok argümanı da zaten inanç bağlamında olduğu için ispat edilemezdir. Müntesiplerinden “İman” ister, elle tutulur delilleri görüp “tamam, inandım” demelerini değil. Yani dinler “dogmatik” tanımlamasından kaçmazlar, zaten tabiatı itibari ile öylelerdir.

    Ama Comte’den örnekler veren komutanların bulunduğu bir ülke bilmemkaç bin yıllık ordu “dogmatizm”i ile kıyaslanınca boşluğa düşüyor aklı evveller.

    Farkına varacaklarını sanmam, zira bunun ayırdında olsalar zaten fikriyat farklı olurdu.

    “Kemalizm bir dindir” deyince de niye kızarlar, bunu anlamıyorum.

    Irkçlık uğruna Mimar Sinan’ın kafatasını mezarından çıkartıp kaybeden adamların ülkesi burası, bu oksimoronluğa şaşırmamak gerek.

  44. Yazan:selcuk Tarih: Ağu 31, 2007 | Reply

    Bazen insanlar kendileri ile ilgili öz eleştiri yaparken, birazda komplekslerinin etkisi ile, gereğinden fazla derecede acımasız olabilir ve ruh dünyalarini ezen agirliklardan kurtulmak isterken anoreksi’ye yakalanıp ruharınının yapıtaşlarınıda kaybederek ölümcül sonuçlarla karşılaşabilirler.
    Kendimizi ve Türk olamakla ilgili kavramları sorguluyor ve kendimizi eleştiriyoruz. Bir çok konuda bu gerekli ve doğruyada ulaşıyoruz ama bir doz aşımı olduğu düşüncesindeyim.

    ‘İlk insan Türkmüydü’ yada ‘Paris Hilton da Türkmüydü’ gibi espirili olabilme ve dikkat çekme amaçlı lakayıt cümleler bir noktadan sonra küçük düşürücü bir hal alabiliyor.

    (Bu noktada snowqueen’e bir not düşmek isterim , Kelime’i sahadete inanmak müslüman olmak demektir ve Hz Adem As İlk Yaratildiğinda Cennettin kapisinda La İlahe İllallah Muhameden Resullullah Yazisini görmüş ve inanmıştır.)

    Elbette Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan herkes Ural Altay Dağlarının eteklerinden gelmiyor. Ancak, düşünce sistemiz devlet yönetimiz, gelenek gorenek ve inançlarımızın alt yapımısı oluşturan mirasçı olduğumuza inandığımız oğuz Türklerinin Bozok kolunun Kayı boyundan gelen Osmanlı ve onunda miras olarak aldığı Aral Gölü çevresinde kurulan Selçuklular acaba kendilerine Hittileri veya Romalıları ne derece örnek almış olabilirler. Biyolojik anlamdaki DNA larımız belki Türk Kökenli olmayabilir ama Ruhumuzu oluşturan hücrelerin içersindeki kodlada Türklük yazılmış. Babam bana küçükken Kral Athur değil Dede Korkut hikaylerini anlatmıştı. Belki Altay dağlarında yaşayan hiç akram olmamışdır bilmiyorum ama bana Sina Çölü’nden çok çok daha yakın gelir.

    TSK, 2216 sene önce kurulan ilk Türk ordusunun eşdeğeri olamaz ama o gelenekten geldiğini düşünmek hem Ordu için çok grerekli bir ihtiyaç olan ‘moral’ hemde düşmanları için gözdağı oluşturacaktır. Darbe yapacak olan ordunun bu argumanıda kullanarak darbe yapacagina düşünmek bir paranoyadır ancak.

    sayın snwqueen Bazı soruların sadece kafaları karıştırmak için olduğu üzerinde vurgu yapıyorken bir yandanda bu konuda bu kadar ısrarcı oluyorsunuz belkide şuan cevabını aradığımız soru gerçektende gereksiz bir sorudur. Cumhurbaşkanlığı forsundaki yıldızları da sorgulayacak mısınız ? yoksa bunun sorgulamanın gereksizliği üzerinde hem fikir mi olucagız ?

  45. Yazan:ljl Tarih: Ağu 31, 2007 | Reply

    @blue
    Herşeye ne güzel cevap yazmışsınız da en baştaki şu cümlelere cevap yazmamışsınız:
    Askerin siyasete karışmasına hangi cümlem ile alkış tutmuşum? Lütfen gösterin. Gösteremiyorsanız şunu kabul edin ki yazdıklarımı çarpıtmada üzerinize yok!
    ve hala çarpıtmaya devam ederek, hiçbir yazdığım cümleye dayanmadan benim için militarist sözcüğünü kullanıyorsanız yazdıklarınıza cevap vermesem de olur.
    Ama zahmet edip hiç değilse şu cümlelerinizde nasıl bir çelişki olduğunu anlamaya çalışın:
    Cümle 1: Konulara “çok saçma !” diye argüman üreterek sebep-sonuç ilişkileri konusundaki rüştünüzü ispat etmiş biri olarak mı?
    Cümle 2: Evet, bence de bilgisizlik ve saçmalık diyen arkadaşların yorumları bilgisizlik ve saçmalık…
    Keşke çelişkileriniz bununla sınırlı kalsaydı.
    .
    @MY
    Asker tarafından iki gün sonra sert bir yalanlama ile içindeki “Asker CHP’ye çok kızgın” tarzı cümlelere karşı çıkılan röportajı sanki bu bildiriye muhatap olmamış gibi burada olduğu gibi yayınlamanızı, dezenformasyona yatkın olmanızla tevil edebiliyorum ancak.

  46. Yazan:ljl Tarih: Ağu 31, 2007 | Reply

    blue bey/hanım’dan iki cümle daha:
    1. Fakat silahlı kuvvetlerin “en güvenilir kurum” olduğu anketlerde söylenirken bu tip posterler yaptırmasının anlamını çözmek biraz daha çetrefilli bir iş.
    yani? blue bey/hanım diyor ki: yahu madem itibarlı bir kurumsun afişin ne gereği var?
    2. Gece yarısı bildirileri yayınlayıp, halkı hükümete karşı kışkırtır, dergiler kapattırıp, yazarları, gazeteleri fişlerseniz, bombacılara sahip çıkarsanız, sonra kaybettiğiniz itibarı posterlerle kazanamazsınız.
    yani? bu defa da diyor ki: itibarsız bir kurumsun ve bu afişlerle itibarını kurtaramazsın.
    .
    Bir karar verseniz TSK’nın itibarlı olup olmadığı konusunda?
    Ben de beni yanlış anlıyorsunuz diye üzülüyordum. Kendi düşüncelerinizin bile ne olduğunu tam olarak bildiğinizi sanmıyorum.
    (iki cümlenin geçtiği mesajlar arasındaki sürede görüşleriniz değiştiyse bilemem tabii…)

  47. Yazan:blue Tarih: Ağu 31, 2007 | Reply

    sayın ljl,

    Fakat silahlı kuvvetlerin “en güvenilir kurum” olduğu anketlerde söylenirken bu tip posterler yaptırmasının anlamını çözmek biraz daha çetrefilli bir iş.= “silahlı kuvvetlerin en güvenilir kurum olduğunu söyleyen anketler doğru değildir. Doğru olsaydı TSK bu tip poster atraksiyonlarına girmezdi”
    Capish?

    Askerin siyasete karışmasına hangi cümlem ile alkış tutmuşum? Lütfen gösterin. Gösteremiyorsanız şunu kabul edin ki yazdıklarımı çarpıtmada üzerinize yok!

    Buna cümlesel değil bütünsel bir alkış diyelim. Bana ne olmadığınızı değil, ne olduğunuzu söyleyin. Askerin siyasete karışmasına karşı mısınız? Yani sizin sadece usül yönünden bir muhalefetiniz mi söz konusudur? Yani TSK’nın 2216 yıllık geçmişinden bahsettiği bir posterin masum olduğunu düşünüyor, yazıya bu yüzden mi muhalefet ediyorsunuz? Eğer sizin yazıdan çıkardığınız anafikir buysa boşuna zahmet ediyorsunuz. Bu, sadece bir detay.

    Cümle 1: Konulara “çok saçma !” diye argüman üreterek sebep-sonuç ilişkileri konusundaki rüştünüzü ispat etmiş biri olarak mı?= “konulara “saçma” diye karşı argüman üretmek yerine sırtını küçümseme yastığına dayayan bir insanın başkalarının kurduğu sebep sonuç ilişkisi konusunda söz etmeye hakkı yoktur.”
    Cümle 2: Evet, bence de bilgisizlik ve saçmalık diyen arkadaşların yorumları bilgisizlik ve saçmalık…= Söylenecek sözü olmayanın sığınağı “saçma !” dır. Saçmaların en saçması da işte bu sözcüktür. Paradox gibi görünse de aslında hiç de değildir.
    Kendi sözlerimin müfessirliğini hiç yapmamıştım. Nasıl dediğimden çok ne demek istediğimi çözmeye çalışırsanız daha rahat bir iletişim gerçekleştirebiliriz sanırım.

  48. Yazan:MY Tarih: Ağu 31, 2007 | Reply

    Sayin Selçuk Bey,

    Samimiyetle söyleyeyim bizim elestirilerimize elestirel bakan yorumunuz çok güzel, sagolun. “Düsüncelerin zitligi rahmettir” (SAV) sözü dogrultusunda ALLAH sizden razi olsun diyorum benim gibi düsünmediginiz için.

    “Kendimizi ve Türk olamakla ilgili kavramları sorguluyor ve kendimizi eleştiriyoruz. Bir çok konuda bu gerekli ve doğruyada ulaşıyoruz ama bir doz aşımı olduğu düşüncesindeyim….‘İlk insan Türkmüydü’ yada ‘Paris Hilton da Türkmüydü’ gibi espirili olabilme ve dikkat çekme amaçlı lakayıt cümleler bir noktadan sonra küçük düşürücü bir hal alabiliyor.” (Selçuk)

    Özelestiri yapacak cesareti bulmak bile kolay degil. Biz Türkler “kol kirilir, yen içinde kalir” diyen bir kültürden geliyoruz. Biz bütün çekmeceleri yoklayalim, bazisi bosuna olabilir ama sonunda kötü kokularin geldigi çekmeceyi buluruz. Burnunda mandalla gezmekten iyidir :))

    “… Selçuklular acaba kendilerine Hittileri veya Romalıları ne derece örnek almış olabilirler.” (Selçuk)
    Burada ayriliyoruz biraz, Bizans’in Selçuk ve Osmanlilara, Iran’in Selçuklara etkisi büyüktür. Roma imparatorlugunun %100 italyan oldugunu sanan italyanlar çok komik bir durumu düsmüyorlar mi sizce? Taj Mahal’i yaptiran Türk sultani Sah Cihan bu isi gene bir Türk olan Ustad Isa’ya vermis ama o venedikli ve Iranli mimarlar getirtmis kendine yardim etsinler diye. Gerek Istanbul’un camileri gerekse Taj Mahal gibi saheserlerin insa edildigi yerlere dikkat edin : Bütün milletlerin karistigi, etkilestigi yerlerdir. Orta Asya sehirleri ile Istanbul’u veya Endülüs sehirlerini karsilastirin. Veya Kahire, Sam, Bagdat neden diger Islam sehirlerinin önüne geçmistir?

    Türk milleti baska uygarliklarla etkileserek, onlardan ögrenerek yükselmistir kanaatimce. Baska milletler de böyle. Içlerine kapandikça gerilemisler, açildikça ilerlemisler.

    “Biyolojik anlamdaki DNA larımız belki Türk Kökenli olmayabilir ama Ruhumuzu oluşturan hücrelerin içersindeki kodlada Türklük yazılmış. Babam bana küçükken Kral Athur değil Dede Korkut hikaylerini anlatmıştı. Belki Altay dağlarında yaşayan hiç akram olmamışdır bilmiyorum ama bana Sina Çölü’nden çok çok daha yakın gelir.” (Selçuk)

    Burada mesele yok, Türküz elbette, bu bizim kimligimiz. Ama temel sorular sunlar : Türkçülük nedir? Ve buna gerek var midir?
    Milliyetçilik nedir? Ve buna gerek var midir?

    “TSK, 2216 sene önce kurulan ilk Türk ordusunun eşdeğeri olamaz ama o gelenekten geldiğini düşünmek hem Ordu için çok grerekli bir ihtiyaç olan ‘moral’ hemde düşmanları için gözdağı oluşturacaktır.” (Selçuk)

    Bir kere bu moral konusu tartisilir. ABD ordusu tas çatlasa 300 yasinda ama kimse karsi koyamiyor. Kimse “amaaan gencecik ordu, girelim Newyork’u alalim” demiyor : ))

    Bir de sunu belirteyim, Osmanli’da ordu düzeni çok farkliydi biliyorsunuz. Ekonomi ile Ordu içiçeydi. Savasta basari gösterenlere verilen topraklar, onlarin baris zamani beslemesi gereken asgari asker miktari vs. Fetih de ülke ekonomisinin bir parçasiydi. Savunma degil fetih amaçli bir orduydu Osmanli ordusu.

    TSK ise “yurtta baris dünyada baris” (Atatürk) diyerek bunun tam tersine gidiyor. TSK’nin silahlarina mesela F16 uçaklarina bakin. Dünyanin en büyük helikopter filolarindan biri bizimki. Bunlar hep savunma silahlari. Mesela B52 tipi binlerce km uçup bir yeri bombalayacak bir hava ordumuz yok. Okyanus ötesi harekat yapacak uçak gemilerimiz veya ABD, Fransa gibi askeri üslerimiz yok. Zaten milli strateji de bu yönde degil.

    Selçuklular ise savasta esir düsen askerleri kendi ordularina katiyorlardi. Bugün mesela Kibris’ta esir alinan rumlarin silah altina alindigini düsünebilir misiniz?

    Selçuklar ve Osmanlilarda bu derecede bir kopukluk (Bin yil kadar) var iken Mete ile nasil baglanti kuracagiz?

    Demek ki “TSK yeniçerilerin veya Selçuk ordusunun devamidir” gibi bir laf çok çok iddiali.

    “Darbe yapacak olan ordunun bu argumanıda kullanarak darbe yapacagina düşünmek bir paranoyadır ancak.” (Selçuk)

    Bir ordunun itaat etmesi gereken devletten neredeyse 2000 yil daha eski olmasi bir anormallik degil mi sizce?

    “Cumhurbaşkanlığı forsundaki yıldızları da sorgulayacak mısınız ? yoksa bunun sorgulamanın gereksizliği üzerinde hem fikir mi olucagız ?” (Selçuk)

    CB forsu üzerindeki yildizlarin bazisi tamamen Türk olmayan devletleri temsil ederken %100 Türk olan baska devletler bunun disinda birakilmistir. Ayrica KKTC sonradan 16 yildiza dahil edilmis ve yerine baska birisi (sanirim Gaznelilerdi) çikartilmistir simetri bozulmasin diye.

    Ama sizi kizdirmamak için bu konuyu bir baska yaziya birakalim simdilik :))

    ALLAH’a emanet olunuz

  49. Yazan:ljl Tarih: Eyl 1, 2007 | Reply

    Askerin siyasete müdahalesinin her çeşidine her zaman karşı oldum.
    Yazdığım yorumların ne bütününde ne de herhangi bir parçasında buna aykırı birşey gösteremezsiniz.
    Sadece militaristsin diyorsunuz. Hiçbir destek/ referans olmadan. Cümle bulamayınca bütünden bahsedip kelime oyunu yapıyorsunuz. Yine tahlil yok, yazdıklarıma referans yok. Sadece vehim ve önyargı var. Zira yazdıklarımdan bunu çıkarmak mümkün değil.
    Kafanızda insanlar grup grup. TSK’nın bir faaliyetini benimseyen hepsini benimser gibi güdük bir mantık var. “Bu adam niye orduyu savunuyor ki şimdi?” irkilmesi.

    Tarihimizle ilgili bir konuda TSK’nın savunduğu bir fikri savunmak için militarist olmadığımı beyan etmek zorunda kalmak ülkenin nasıl kutuplaştırıldığına güzel bir örnektir. Bu konunun esasen militarizmle hiçbir alakası yoktu fakat demokratlığı ordu düşmanlığı zanneden bir güruh var ve paranoyalarla dönüp dolaşıp her konunun ucu buna bağlanmaya çalışılıyor. Tarihle ilgili tamamen ilmi olması ve kalması gereken bir tartışmada bile… Karşı görüşü yaftalamayı tercih ederek işe başlamak acziyetin delaletidir. “Eğer şu fikri savunuyorsan militarist olmalısın” gibi bir argümanla işe başlandı. Kendi doğrularını empoze etmek için ne acı bir alet. Böyle bir havanın yaratıldığı bir müzakere ilmi bir müzakere olmaktan çıkar. Objektif düşünce lüks haline gelir.
    .
    Bir taraf “şeriat” kelimesini kullanarak paranoya üretirken korkarım ki bir diğer taraf aynı yöntemi ufak ufak “militarizm” kelimesiyle yapmaya başlıyor. Demek ki özde demokrat değilmiş bazılarımız.
    Bu sadece bu başlık altındaki tartışmalardan çıkardığım bir sonuç değil. Bu tür takıntılar demokrasiyi zedeleyen tutumlardır. Etkileri uzun vadede farkedilir.

    Anketlerin doğru olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Ordunun “o kadar itibarlı olmadığı” gerçek değil, sizin temenninizdir. Belki de sadece sizin mahallenin gerçeğidir, ne bileyim…

  50. Yazan:emito Tarih: Eyl 2, 2007 | Reply

    Sayın MY
    Bir Nihal Atsız yüzünden askerlere bu kadar yüklenemezsiniz.
    Sarıkamışta Enver Paşaya emir veren kimdi?Padişah.Sizin çok sevdiğiniz o padişah.433 maddelik Sevr imzalayan kim?
    Şimdi sıkıntınızın ne olduğu anlaşıldı?Günümüzün askeri Enver Paşa gibi değil.Başbakana ve Cumhurbaşkanına gerektiğinde karşı çıkan askerler sizi rahatsız ediyor.Sizler piyon istiyorsunuz.O kadar piyon isteğiniz varsa size bir satranç takımı hediye edebilirim onda 16 piyon var.
    Türkiye de TSK hiçbir zaman kendini dindar gösterip,halkın duyguları ile oynayan bir partinin veya onların mensuplarının piyonu olmayacaktır.

  51. Yazan:Haydar Tarih: Eyl 3, 2007 | Reply

    Ismail Enver (Pasa)

    Dogum Tarihi: 1881

    Harp Akademisinden mezun olusu: 1902, yani 21 yasinda.

    Almanya Gorevi: 1906, Askeri Atese olarak Almanyaya gider ve hayranligi baslar

    DARBE (Babi-Ali) yapip iktidari ele gecirdigi tarih: 1913, yani 32 yasinda, 11 yillik asker.

    General oldugu tarih: 1914, yani 33 yasinda, 12 yillik asker, (yetkisiz) Padisahin yegeni Naciye ile evleniyor, Ayni sene Savas Bakani (Harbiye Naziri)olarak KENDINI goreve atar. Ekim 1914 te Osmanliyi Almanyanin yaninda Dunya Savasina sokuyor.

    II Dunya Savasi: Almanya Otto Liman von Sanders, Erich von Falkenhayn, Colmar Freiherr von der Goltz, ve Friedrich Freiherr Kress von Kressenstein ismindeki birkac generalini Osmanli ordusunu sevk ve idare etmek uzere Enver Pasanin emrine (!) veriyor fakat aslinda tum savas organizasyonu bu generaller yapiyor. Sirf Dogu Avrupa Cephesinde Almanyanin savastigi Rusyaya ikinci cephe acmak icin Aralik 1914 te Sarikamis uzerinden Osmanli askerlerini hazirliksiz ac-susuz-ciplak daglara suruyor. Enver Pasa, Almanlarin lojistik yapilmasi gerektigi tavsiyesini gozardi eder ve 90 bin gencin helak olmasina sebep olur.

    Gecilmez Canakkale 1915: Sarikamis bozgunundan sonra morali kaybolan Enver Pasa Canakkale planlamasini ve kumandasini Otto Liman von Sanders’e birakiyor (bu nedenle kimin baskomutan oldugu bize ogretilirken es gecilir). Yarbay Mustafa Kemal da Sanders’in (direkt/indirekt)emir komutasi altindadir.

    Savasin ve Osmanlinin sonu: 1918 de Almanya II Dunya savasini kaybeder… Osmanlida buna bagli olarak biter. Hic bir yetkisi, gucu olmayan Vahdettin Sevr sartlarini kabul etmek zorunda kalir. Enver Pasa kacar.

    Tacikistanda oldurulur: 1922. yani 41 yasinda.

  52. Yazan:blue Tarih: Eyl 3, 2007 | Reply

    Başbakana ve Cumhurbaşkanına gerektiğinde karşı çıkan askerler sizi rahatsız ediyor.

    Kesinlikle !
    ljl emito’ya katılıyor mu?

  53. Yazan:ljl Tarih: Eyl 3, 2007 | Reply

    Blue Bey/Hanım,
    “Askerin siyasete müdahalesinin her çeşidine her zaman karşı oldum.”
    yazmışım siz hala neyi soruyorsunuz… Bir cümleyi anlamanız için elli kez yazmak zorunda mıyım?
    .
    Benim ne kadar demokrat olduğumu bilen bilir. Nazmımda da nesrimde de demokrasi soluklarım, özgürlük yudumlarım. Arasıra meritokrasi istifrağ etsem de militarizm def-i hacetini görmüşlüğüm yoktur.
    Bilmeyip, yazdıklarımı anlama zahmetine girmeden önyargılarıyla yargılayana ve yaftalayana da, laf anlatacağıma; develere hendek üzerinde parende attırmayı tercih ederim.
    .
    Hadi bakalım bu sefer ne gelecek…

  54. Yazan:blue Tarih: Eyl 3, 2007 | Reply

    ljl,

    Problem yok o zaman. Anafikre değil, yönteme karşısınız demek ki. Sizce militarizme/ askerin siyasete müdahalesine nasıl karşı çıkılmalı? Bir method lutfeder misiniz?

  55. Yazan:ljl Tarih: Eyl 3, 2007 | Reply

    Nasıl karşı çıkılmamalı onu ifade edeyim:

    Askerin siyasete karışmadığı hallerde, işinde gücünde, rutin ya da siyaset dışı görüşlerini eleştirirken militarizm çığlıkları atmadan, bilimsel olması gereken tartışmaları bu çerçevede tutarak, kendi görüşlerini bilimsel yollardan ispat edemediğinde işi diğer görüşü yaftalamaya vardırmadan… Yanlış eleştiri savunduğu fikre zarar verir.

    .

    Yani yarın birgün sizinle hemfikir olan askerler gelirse komuta kademesine ve onlar da orduya itibar kazandırma gayreti içinde sizin aklınıza yatan bazı sembolik faaliyetlere girişseler, bu kez bizim de size mi militarist dememiz icap edecek? Eğer itiraz ettiğiniz şey bu itibarın yanlış kullanımı ise eleştiri için adresiniz 2216 yıllık mazi değil; itibarı istismar anlayışı olsa gerek.

    .

    Herhangi bir kurumun tarihinin devletin kuruluşundan daha öncesine dayanması yadırganacak bir durum değildir. Birkaç insanın bunu kullanıyor olması ya da değişik anlayışlarına alet etmesi de buna düşman olmayı gerektirmez. Konuyu sündürüp Kemalizm’e filan taşımak da abes.
    .

    Varsa elinizde tutarlı, kayda değer bir argüman (ki hala okuyamadık) buyrun karşı görüşü yaftalamadan gösterin; neden 2216 sene önceki Mete’nin ordusuna dayandıramayacakmışız TSK’nın tarihini… Nihal Atsız da öyle düşünmüş diye mi?

    .
    Geçmişteki ordularımızın farklı milletlerden insanlar barındırması da o orduların TSK sayılamayacağı anlamına gelmez. Bu mantığa göre bugün de TSK diye bir kurum yoktur. Çünkü bugünkü ordu da bünyesindeki askerlerin milliyeti bakımından bir o kadar karışıktır. Hatta belki de geçmişte hiç olmadığı kadar az safkan Türk barındırmaktadır… Bu durum orduyu TSK olmaktan çıkarıyorsa, kökenlerini tartıştığımız kurum aslında şu anda bile ortada yoktur. Boşuna tartışıyoruz. Binlerce yıllık bir kurumun zamanla çeşitli evrimlerden geçmesi gayet doğaldır. (Evrim dedim; şimdi de evrimci olmadım inşAllah? Bak bu defa da inşAllah yazdım, hem de A’yı büyük yazdım oradan kurtarırım herhalde)

    .

    Bir de işin gayet komik bir yanı bunu hem “dogma” diye nitelenip hem de yanlışlama gayreti içine girilmesi. (Gerçi bunu yapanlar farklı kişiler ama birbirlerini destekler mahiyette yazıyorlar sonuçta) Yanlışlanabilir bir “dogma”yla ilk kez müşerref oldum açıkçası! O da değil; sayın Mehmet Yılmaz şu ordu olmanın ön şartlarını neye dayanarak yazdı onu anlamadım. TBMM gibi bir sivil otoriteden emir alması gerekirmiş, harcanan hayatın hesabını vermesi gerekirmiş. Demek ki biz o kadar fütühatı çetelerle yapmışız, öyle mi!? Hangi sivil otoriteden emir alıyordu Osmanlı ordusu? Bir de 4. maddesinin hemen ardından “Bizim ordumuz böyle bir ordudur” diyor ki tam evlere şenlik. Askeriye’nin mali denetimi Sayıştay’a geçeli bir iki sene oluyor. Ondan önce çete miydi bizim ordumuz acaba? PKK terörüne kurban verilen askerin annesi cenazede “Oğluma talim bile yaptırılmadan cepheye sürüldü” dediği vakit hemen susturuluyor; kaybedilen canın hesabı böyle mi veriliyor? Askeriye hala bazı konularda yargı denetiminin dışında değil mi?
    Gördüğünüz gibi aslında oturup şu yazıyı eleştireyim desem yazacak çok şey var. Boş yazı deyince kızmayın yani.

  56. Yazan:MY Tarih: Eyl 3, 2007 | Reply

    Sayin Ljl,

    asagidaki sözleriniz bence çok önemli :
    “Yani yarın birgün sizinle hemfikir olan askerler gelirse komuta kademesine ve onlar da orduya itibar kazandırma gayreti içinde sizin aklınıza yatan bazı sembolik faaliyetlere girişseler, bu kez bizim de size mi militarist dememiz icap edecek? Eğer itiraz ettiğiniz şey bu itibarın yanlış kullanımı ise eleştiri için adresiniz 2216 yıllık mazi değil; itibarı istismar anlayışı olsa gerek. “

    Kanimca bir ordunun (sadece TSK degil) kendini besleyen devletin yönetimine silahla el koymasi, basbakani asmasi yanlis bir sey. Bunu ister Atatürk adina, ister çagdaslasma adina, ister irtica ile mücadele adina isterse ALLAH adina yapsin, bu yanlis birsey.

    Askerlik bir meslek, ordu da bir kurumdur. Eger bazi subaylar siyasete karismak istiyorlarsa bir parti kurabilirler. Veya dernek, gazete, dergi vb yoluyla fikirlerini yayabilirler. en azindan oy kullanabilirler.

    Ama nasil CHPli itfayecilerin begenmedikleri siyasetçilere su sikma, CHPli hemsirelerin kizdiklari seçmenlere igne yapma hakki yoksa CHPli subaylarin da mesleki aletleri olan silahlari halka, halkin seçtigi siyasetçilere çevirme hakki yok. Basin kuruluslarinin ve radyo binalarinin önüne tank dayama, sehirlerin caddelerinde zirhli araçlarla gezme gibi davranislar kabadaliktir benim gözümde. bunlari yapmak veya yapacagini ima eden mesajlar yayinlayarak tehditler savurmak da yanlis.
    Eger birgün TSK, AKP yanlisi olarak siyasete müdahele ederse bu da yanlis olur. Bunu söylemek herkesin boynunun borcudur. Eger bazi AKPliler o gün “Oh ne güzel subaylar bizden yana, ordunun siyasete karismasinda sakinca yok” derlerse EVET, MiLiTARiST olurlar. Bu onlari demokratlik çizgisinden çikarir.

    Sizin özellikle son yazdiginiz argümanlarla tartismanin kalitesinin yükseldigini düsünüyorum, samimi olarak tesekkür ederim.

    Saygilarimla

  57. Yazan:blue Tarih: Eyl 3, 2007 | Reply

    sayın ljl,

    Bakın konuştukça kendimizi daha iyi ifade edebiliyoruz. Yazıya “saçma” şeklinde bir eleştiri getirip başladığınız için, sizin görüşlerinizi önyargılı olarak sığ ve militarist olarak algıladığım için kusura bakmayacaksınız umarım. Yine de bir iki küçük noktada itirazım olacak:
    Yarın öbür gün “benimle hemfikir” askerler işbaşına gelirse seçilmişlere herhangi bir müdahalede bulunması düşünülemez. Çünkü “benimle hemfikir” ise siyasete müdahale etmesi mümkün değildir. Ben bir taraf değilim. AKP’nin karşısında daha liberal ve vizyonu daha geniş bir parti olsaydı oyumu vermekte hiç tereddüt etmezdim. Çünkü “laiklik elden gidiyor” zımbırtıları gibi “din elden gidiyor” salaklıklarına da itibar etmiyorum. Türkiye’nin ihtiyacı sağlam demokratik, çoğulcu, katılımcı, sivil toplum örgütleri güçlü sağlam bir yapıya ve istikrara kavuşmak. Bunu sağlayacak partinin başına Ebu Cehil’i de getirseler tereddütsüz desteklerim. Sizin de nazmıdda da nesrinde de demokrasi soluklayan, özgürlük yudumlayan biri olarak aynı duyguları paylaştığınızı umuyorum.

    Herhangi bir kurumun tarihinin devletin kuruluşundan daha öncesine dayanması yadırganacak bir durum değildir. Birkaç insanın bunu kullanıyor olması ya da değişik anlayışlarına alet etmesi de buna düşman olmayı gerektirmez. Konuyu sündürüp Kemalizm’e filan taşımak da abes.

    Kuyruk acımız var. Başbakan asıp, iktidarlar deviren, binlerce insanı fişleyip gencecik insanların hayatını karartan bir sabıkalıyla başbaşayız. Geçenlerde bir otoyolda yanıma otostopçu oturdu. Hapishaneden yeni çıktığını ve 3 adam öldürdüğünü öğrenince huylandım ister istemez. Belki ıslah-ı nefs etmiştir tabi ama insan ister istemez önyargılı oluyor. Sözkonusu memleket olunca işin boyutu da büyüyor tabi.

    Varsa elinizde tutarlı, kayda değer bir argüman (ki hala okuyamadık) buyrun karşı görüşü yaftalamadan gösterin; neden 2216 sene önceki Mete’nin ordusuna dayandıramayacakmışız TSK’nın tarihini… Nihal Atsız da öyle düşünmüş diye mi?

    Dediğim gibi, bence 6000 sene öncesine de dayandırabilir, hiçbir mahzuru yok. Sadece komik… Yoksa ilk hamburgeri de eski Mısırlılar bulmuş. Ama köklü bir geçmişi var diye her hamburgeri yemiyoruz. İyi pişmiş ve iyi servis ediliyorsa iki köfteli olmasının da bir mahzuru yok.

    Bir de işin gayet komik bir yanı bunu hem “dogma” diye nitelenip hem de yanlışlama gayreti içine girilmesi.

    Excuse me? Dogma, inanan için yanlışlanamaz olabilir; yoksa bizatihi neden yanlışlanamaz olsun? Her inancın yanlış olduğu ispatlanabileceği gibi doğru olduğu da ispatlanabilir. NG’de “Myth Busters” var izliyor musunuz? Her hafta bir sürü inancı yanlışlıyorlar. Tavsiye ederim.

  58. Yazan:selcuk Tarih: Eyl 3, 2007 | Reply

    Sanirim bir ‘dogma’ konusundada ve izlediginiz TV programinda bir kavram karmaşası yaşıyorsunuz
    dogma :
    1 . Belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi.
    2 . Felsefe, Doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temeli yapılan sav, nas, inak:
    “Dogmaların en geçerli olduğu alan din alanıdır, burada yalnızca inanılır.”- M. C. Anday.

    kaynak: tdk

    Dogmalar her türlü inceleme ve eleştirmenin üstünde tutulan,
    doğruluğu denemesiz ve tartışmasız kabul edilen ve değişmez sayılan düşüncelerdir.
    Dogmalar ispatlanmak gibi bir gereğe ihtiyaç duymazlar.

    Örnek verdiğiniz TV programida dogmalari açıklamakgibi bir isteği yada endişesi yoktur

    myth :
    (TR)Hayali kimse/şey, söylence, efsane , uydurma şey, masal
    (EN)Traditional story about supernatural beings or imaginary people that narrates a common belief or explains some natural phenomenon; fable, folk tale; legendary character; commonly held but unsubstantiated belief.

    Sözü edilen programin taniminda format şu şekilde aktariliyor:

    (EN)Each forty minute MythBusters episode focuses on two or three urban legends, popular beliefs, Internet rumors or other myths

    (TR) 40 dakikalik her mythbusters bölümünde 2 ve 3 şehir efsanesi, batıl inançlar, internet dedikoduları ve diğer efsanelere odaklanılıyor.

    Dikkat ederseniz arada buyuk bir ayırım var

  59. Yazan:blue Tarih: Eyl 3, 2007 | Reply

    selcuk bey,

    dogma, inanan kişi açısından sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul ediliyor olabilir. Bu, dogmayı salt gerçek kılmaz ve salt yanlışlanamaz da kılmaz. Mesela dünya düzdür düşüncesi (kutsal kitapta yer aldığı ve bir dogma olduğu halde) yanlışlanmıştır. Güneş dünya çevresinde dönüyor inancı da yanlışlanmıştır. Madde ezelidir inancı da… Bir tek Atatürk’ün deniz mavisi gözleriyle bizleri bulutların ardından izlediği inancı yanlışlanabilir mi emin değilim. Yoksa Sezer’in görev süresi dolar dolmaz yağmurun yağmasını bir işaret olarak mı yorumlamalıyız…

  60. Yazan:emito Tarih: Eyl 3, 2007 | Reply

    Ne büyük adamsın be Nihal Atsız,sen böbürlenme sen de büyükleri de var. bu ülke Hasan Mezarcıları da gördü hem de çok değerli Hocam Erbakan’ın partisinden.Yani bizim bu çömezlerin hocam ders anlatırken arka kapıdan kaçtıkları partiden…
    O değerli zatın dedikleri Nihal Atsızı aratmasa gerek…
    Şimdi ne demek gerekiyor.Hasan Mezarcıların fikirlerini de tartışalım.
    Bugün parti programı açıklanıyor.Geçen sene Temmuz da yaklaşık olarak 400 milyon YTL fazla veren bütçe.Bu yıl Temmuz da 11 milyar YTL açık veriyor.Ne hikmetse müslüman dindar kardeşlerimizin bu Temmuz da biraz para harcamaları gerekmiş.
    Şu üniformalılar da olmasa demek dindarlığımız daha da artacak…
    Mehmet Bey önemli olan Üniforma değil.Ama bu dini bu kadar kullananların yerine askerlere karşı daha çok saygımız var.
    Nasıl milliyetçilik bir partinin argümanı olmaması gerekse,din de kullanılamaz…

  61. Yazan:MY Tarih: Eyl 4, 2007 | Reply

    @emito,

    Siz böyle yorumlar yazacak biri degildiniz, hayrola? bu keder? bu ne slogan? Eski güzel yorumlarinizi özlüyorum dogrusu.

    Hasan Mezarci’nin yaptiklarini ve söylediklerini de paylasin bizimle, içinize atmayin :)

    Kalin saglicakla

  62. Yazan:ljl Tarih: Eyl 4, 2007 | Reply

    wikipedia’dan:
    dogma:
    Dogma (the plural is either dogmata or dogmas, Greek δόγμα, plural δόγματα) is the established belief or doctrine held by a religion, ideology or any kind of organization, thought to be authoritative and not to be disputed or doubted. While in the context of religion the term is largely descriptive, outside of religion its current usage tends to carry a pejorative connotation — referring to concepts as being “established” only according to a particular point of view, and thus one of doubtful foundation. This pejorative connotation is even stronger with the term dogmatic, used to describe a person of rigid beliefs, not open to rational argument.

  63. Yazan:ljl Tarih: Eyl 4, 2007 | Reply

    Kendisini referans göstermeye pek istekli olmasam da Harun Yahya’nın sitesinde şunlar yazıyor:
    Helvacıoğlu’nun bir diğer hatası, kullandığı “dünyanın düz olduğu, evrenin merkezinde olduğu türünden dinsel dogmalar ve Batlamyus modeli” ifadesinde yatmaktadır. Helvacıoğlu, hangi bilginin dini kaynaklardan, hangi bilginin ise din-dışı kaynaklardan geldiğinin bilincinde değildir. “Dünyanın düz olduğu ve evrenin merkezinde olduğu” düşüncesi, bir “dini dogma” değildir. İlk kez Yunanlı astronom Batlamyus tarafından, o dönemin bilimsel bulgularına dayanılarak ortaya atılmış olan kozmoloji modeline dayanmaktadır. Batlamyus’un ortaya attığı model, o dönemlerde yapılan astronomik hesaplar tarafından doğrulandığı için asırlar boyu bilimsel bir gerçek olarak kabul edilmiş, bunun üzerine de Katolik Kilisesi tarafından benimsenmiştir. Kilise’nin bu modeli kabul etmesi, herhangi bir vahiy bilgisine değil, sadece dönemin “bilimsel” görüşüne dayanmaktadır. Zamanla bu model kilisenin öğretileri ile birleşmiş ve bu nedenle bazıları tarafından “dinsel dogma” sayılmaya başlanmıştır.
    .
    Bu gibi yanlışlanabilir fikirlerin Hıristiyanlığa sonradan girdiğini ve dini bilgi olarak değil; din otoritelerinin kabul ettiği bilimsel bilgi olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

  64. Yazan:MY Tarih: Eyl 5, 2007 | Reply

     Bu konuya güzel bir açilim getiren Sayin Denmren’in su makalesini tavsiye ederim :

    “Askerî cenahın halkın inanç ve kültüründen bu denli uzak olmasının/durmasının sebepleri neler? Bunun iki sebebi olabilir. Birincisi apayrı bir kültürden geliyor olmaları. Yani “ayrı bir sınıfa mensup olduklarından halkın çoğunluğu ile bir çekişme içinde olmaları olağan” denebilir.”

    Tamami için : http://www.dusunceler.org/guncel/2007/09/04/doktrin-egitimi-ve-degisim/

  65. Yazan:MY Tarih: Eyl 5, 2007 | Reply

    ‘En Güvenilir Kurum’a Güvenememe Sorunu

    Ezber bozan ve hiç eskimeyecek bir yazi Mustafa Akyol’dan [25 Kasım 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]:


    “Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Eski Genel Sekreteri Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, Aktüel dergisinin kendisiyle yaptığı söyleşide “Türkiye için demokrasi lüks” demiş ve sonra da şu yorumu getirmiş:
    Siyasi partileri idare edenler, başbakanlar, hükümet olanlar hep birazcık ulusal çıkarları da kollarlar ama kendi geleceklerini, kendi partilerinin menfaatini zaman zaman biraz daha ön planda tuttukları görülmüştür. Onun için Silahlı Kuvvetler’in zaman zaman ulusal çıkarlar aleyhine tecelli eden bazı tutumlar dolayısıyla, gericiliğe veya çağdaşlaşma konusunda sıkıntıları olan yönetimlere karşı tutumu, her zaman bir yerde siyasete karışma sonucunu doğurur.”
    Bunu okuyunca ister istemez akla iki soru geliyor.

    İlk soru şu: “Siyasi partileri idare edenler, başbakanlar, hükümet olanlar… kendi geleceklerini, kendi partilerinin menfaatini” düşünüyor ise, bunu böyle kabul etmemiz gerekiyorsa, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensuplarının da yine kendi menfaatlerini düşünmediğini nereden bileceğiz? Askerler uzaydan gelmiş insan-üstü varlıklar olmadıklarına göre, onların da kendi “partilerinin” (yani kurumlarının) çıkarını düşünmelerini beklemek son derece mantıklı gözüküyor.”

    Yazinin tamami için : http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/11/en_guvenilir_kuruma_guveneme.php

  66. Yazan:MY Tarih: Eyl 5, 2007 | Reply

    Gene konuya açiklik getiren “derin” bir yazi, sayin Ikbal Tuna’dan :

    Kurumsal Dayanışmadan Sosyal Çatışmaya (Vesayetçiliğin Doğuşu)

    Ülkemizde kamu personelinin özellikle de güvenlik mensuplarının (asker ve polis) kendi içersinde yoğun mesleki sosyalleşme ve mesleki dayanışma sonucunda ciddi şekilde sosyal çatışma ve giderek sivil toplumdan uzaklaşma meydana gelmektedir. Bu sadece kolluk kuvvetleri için geçerli olan birşey değildir. Her mesleğin kendi içine kapanıklığı sonucu, meslek dışındaki toplumla olan bağ da yavaş yavaş kopmaya başlamaktadır. Fakat meslek öncesi ve meslek hayatı döneminde bu en çok polis ve askerde göze çarpmaktadır. Güvenlik mensuplarının büyük bir çoğunluğu 13-14 yaşlarında bu mesleğe adım atmakta olup, bu yaştan itibaren aileden ve sivil toplumdan soyutlanmakta ve yaşamının geri kalan kısmını üniformalı, hiyerarşik ilişkilerin baskın olduğu ortamlarda geçirmektedirler.

    Tamami için : http://www.derindusunce.org/2007/04/12/kurumsal-dayanismadan-sosyal-catismaya-vesayetciligin-dogusu/

  67. Yazan:Aysun Yaman Tarih: Eyl 7, 2007 | Reply

    Bakin Sedat Laçiner “Askeri Neden Eleştirdim?”adli yazisinda neler yazmis. Mehmet Bey’e kizanlarin önce bu yaziyi ve Radikalde yayinlanan röportaji okumasi lazim :

    “Eleştirilmeyen kurum çürür gider. Değişimlere ayak uyduramaz. Bu nedenle Batı’da ordu da dâhil tüm kurumlar kendilerini kontrollü bir şekilde eleştirtebilmek için tonla para harcarlar. Uzmanlar çağırır, think tanklar kurdurur, üniversite ve STK’ların görüşlerini toplarlar. Çünkü eleştirilmek, övülmekten daha kıymetli katkılar yapar. Eleştiriler yıkıcı olmadığı sürece öğreticidir. Hatası hatırlatılan bir ordu can ve maddi kayıplarını azaltır. Oysa bizde henüz böyle bir kültür yerleşmiş değil. Tüm kurumlarımız eleştirilere son derece kapalı.”
    Yazinin orjinali : http://www.usakgundem.com/yazarlar.php?id=726&type=3

  68. Yazan:blue Tarih: Eyl 7, 2007 | Reply

    Aysun hanım,

    Bizlerde (ve diğer orta doğu uluslarında) devletin kutsallığı ön plandadır. Adına milli eğitim denilen endoktrinasyon sürecinde “iyi vatandaş” tarifi yapılır. İyi vatandaş, devlete karşı görevlerini eksiksiz yerine getirendir; devlet ondan para ister verir, askere gideceksin der ‘vatan görevi’ deyip gidersin; devletine karşı sorumlusundur, ödevlerin vardır, görevlerin vardır. Ne zaman vatandaş haklarından bahsetmeye başlar; devlet kurumlarını eleştirmeye başlar, artık o vatan hainliğine ilk adımı atmıştır. Zira yüz yıldır devlet kurumları hassas dengeler üzerinde durmaktadır; 2200 senelik köklü mazilerle temellerin hassas dengeler üzerinde olması çelişki gibi görünse de sorgulanmaz. Temellerin üzerinde durduğu iskambil kağıtlarına doğru bir yelin esmesi kurumları hak-yeksan edecek hepimizi de altına alacaktır. Bu yüzden biz 3.dünya ülkesi vatandaşları için amaç kurumları eleştiri ile sağlam kılmak değil, eleştirenleri taşlamaktır. Eleştirileri dikkate almak, cevap vermeye çalışmak yerine youtube’ü erişime kapatırız, siteleri hackleriz, adam öldürürüz, döveriz, mimleriz. Çünkü bizler iyi vatandaşlarız ve devlet kutsaldır yalanı iliklerimize kadar işlemiştir. Bu yüzden bizde her şeyin sorumlusu hükümettir, ve hiçbir şeyin sorumlusu olmayan devlettir. Devlet, hükmetmek için değildir. Bana inanmıyorsan git 2400 yıl öncesine Platon’a sor. Hayır Platon ayakkabı markası değildir…

  69. Yazan:Haydar Tarih: Eyl 17, 2007 | Reply

    Gerek baska bloglarda, gereksede bu blogdaki makale ve yorumlarda dikkatimi ceken, zaman zaman fazla ifade edilmeyen bir konu var:
    TSK ni elestirirken elestiri hedefindekiler kim?

    Elbette bu ekranlarda yazilanlarin hemen hemen hicbiri gorevini herkes gibi, ornegin Egitim Teskilati, Saglik Teskilati, Itfaiye Teskilatindakiler gibi profesyonelce yapan askerlerimize karsi degil.
    Aksine o meslegi siyasi duzleme cekenlere, darbecilere, darbeci zihniyetinde olanlara, bu kafa yapisi ile bu teskilatimizi pek cok elestirilere hedef haline getirenleredir.

    Bunu belirtmekte yarar var.

  70. Yazan:amir Tarih: Eki 9, 2007 | Reply

    Merhaba…

    Turkiyede yasayan bir yabanci olarak konusacagim … Turk milleti kendisini cok oven ( ama o ovguyu baska devletlerden almayan ) tarihini abartan ( ama baska kaynaklarda okudugumuzda hic de oyle olmayan ) herkesi Turk yapan ( Mesela Dagistan nin %98 gibi kesin bir degerle … ) bir toplum. Pek cok sey abartiyor Turk milleti. TSK gibi … Neden bilmiyorum. Kendi kendilerine abartiyorlar. Hadi baska uluslara anlatsalar ne kadar yuce bir toplum oldugunu anlayacagm. Ve bunlari baskalarina (Turk olmayan insanlara ) anlatinca onlar bile guluyor, pek gercekci bulmuyorlar, Turkleri pek ciddiye almiyorlar.

    Uzun zamandir boyle dusunuyordum ( abarti konusu ). Bu TSK haberi de bu dusuncemi daha da arttirdi…

    saygilarimla …

  71. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Eki 9, 2007 | Reply

    Sayin Amir,

    Sitemize hosgeldiniz, “Turkiyede yasayan bir yabanci olarak” görüsleriniz bizim için kiymetli zira “baliklar denizi bilmezler”.

    Hangi ülkeden geldiginizi ve kaç yildir Türkiye’de oldugunuzu da söyler misiniz?

    Abartma konusuna gelince, vatan ve millet sevgisinin bir zarari yok ama orta yol bulunmali, baskalarini küçük görecek veya onlardan nefret edecek duruma gelmemek lâzim.

    Aksi takdirde sizin de dediginiz gibi rezil olma ihtimali var.

    dostlukla

  72. Yazan:Cengiz Levent Bekiroglu Tarih: Nis 1, 2008 | Reply

    1.fotografta biyik yok cünkü Atsiz askerlik disinda hic bir zaman biyik birakmamistir !
    2.bu fotograf ne zaman cekilmis ona bakin
    hitler denen delinin adi sani yokken bú biyik vardi..

    Türkiye Cumhuriyetinin 1923-1938 yillari arasindaki askeri yetkilileri söööööööyle bi hatirlayin anlarsiniz demek istedigimi
    gafanizdan uydurmayin zorla nazi yapacaksiniz lan adami manyak herifler

  73. Yazan:ali Tarih: Haz 15, 2008 | Reply

    Türkiye cumhuriyeti demiyor ki 84(ki siz 80 demisiniz) yasinda olsun Türk kara kuvetleri diyor. Ordu bir Irkin ordusu ise ki adi Türk ordusu geçmisini neden yasina eklemesin? kimi neden rahatsiz etti acaba.

  74. Yazan:emekli albay saim anıl Tarih: Ağu 17, 2008 | Reply

    her yerde bi tartışma çıkarıyorsunuz.bu doğrudur.bunu bir albay emeklisi olarak söylüyorum.2215 yıldır düzenli bir türk ordusu vardır.cengiz hana ve diğer müslüman olmayan dediğiniz liderlere gelince!hepsi türktür.sanırım bilmiyorsunuz türklerin müslümanlığı ne zaman kabul ettiğini.bu orduyu hafife almaları bizim açımızdan iyidir.çünkü bir saldırı olsa(mutlaka olacak)o zaman anlayacaklar.çünkü bu ordu kimsede yok.orta doğu ve doğu avrupa ile orta avrupa ordularını bizim subaylarımız eğitiyor.rus ordusu,gürcü ordusu,azeri ordusu,sırbistan ordusu ve çin ordusunda bile görevli eğitmen türk subaylar vardır.bu cevabım o yabancı efendiyedir.biz bütün orduları biliyoruz ve tanıyoruz.bu yüzden dünyanın en güçlü ordusu türk ordusudur.buna itirazınız varsa hemen buraya yazın.bunun kanıtı tarihtede vardır.kitaplara gömülü kalmış daha nice savaşı saymıyorum bile…

  75. Yazan:Asker Sevmez Tarih: Ağu 17, 2008 | Reply

    ooo emekli albaylar artik saga sola bomba atmayi birakmis, konusmaya, tartismaya baslamislar, aferin, aferin :))

  76. Yazan:çuvaldız Tarih: Ağu 17, 2008 | Reply

    sn.emekli albay saim anıl

    çünkü bu ordu kimsede yok.orta doğu ve doğu avrupa ile orta avrupa ordularını bizim subaylarımız eğitiyor.

    Bildiğiniz gibi dünyanın bazı üniversitelerinde pek çok öğretim görevlisi de Türk hatta bir süre önce Fransa’da bir üniversiteye rektör olan kişi bir zamanlar çobanlık yaptığı köyünü ziyaret edince tv kanallara haber olmuştu.(sanırım köyü Urfa yada Diyarbakır’daydı,emin değilim)

    Bu durumda “ordu” dışı sizil eğitimimiz için de aynı şeyi tereddütsüz söyleyebilir misiniz?

    bu yüzden dünyanın en güçlü ordusu türk ordusudur.

    Amma velakin başka bir durum daha söz konusu;yurt dışına gönderdiğimiz bu eğitimli “beyin”lerimizin sayısını fersah fersah geçen bir de eğitimsiz “kas” gücümüz var.Bu kadar çok göçen insanı olan bir ülke olduğumuz bilgisi sizin baktığınız “güç falında” neye delalet ediyor acaba merak ettim?

    Güçlü ordusu olan ülkenin,fakir olan vatandaşı gelecekte ordusunun karşısına potansiyel düşmanı olarak çıkabilecek ülkelerin topraklarına kendilerine gelecek aramaya gidiyorlar!

    Siz ise bir “emekli asker” olarak gelecekte “mutlaka çıkacak” dediğiniz bir savaş görüyorsunuz.Hafife alınmanın(neden böyle düşünüyorsunuz o da ayrı bir konu) rövanşı gibi bunu içten içe diliyor da olabilirsiniz;tarihte kalan anlı şanlı savaşları tv’lerin naklen yayını ile tüm dünyaya canlı-kanlı “Türk’ün gücü” olarak ispat etme fırsatı!Öyle mi,bu mudur “güçlü” olmak?

    “bu ülkenin ordusu diğerlerinde yok” derken aklınızdan geçen sayısal çokluğu mudur yoksa sahip olduğu teknoloji midir?
    O teknoloji,ihraç edilen beyinlerin/kasların üretilmesine katkıda bulunduğu ve de bizim ithal ettiğimiz bir şey ise bu sahip olunan “güç” ne menem bir şey olur ki?

    Sadece tarihindeki savaşlar ve ordusu ile gurur duyabilen bir zihniyete sahip olanlar bu inandıklarını ispat etmek için bir düşmanla savaşmaktan başka çare düşünüp,üretebilirler mi? olabilir mi?Mesela siz,orduyu kenara koyduğumuzda “hafife alınamayacak” güç olarak sahip olduğumuz neyi görebiliyorsunuz?

  77. Yazan:Emre Tarih: Oca 16, 2009 | Reply

    İlk önce herkese selamlar.

    Şu konu ile başlamak istiyorum. Ordu nedir? Bana bunun cevabını eminim çoğu kişi verir. Ama ne kadar doğru olur.

    Ordu, bir milletin silahlı ve donanımlı bütün kuvvetlerinin genel adıdır. bu tanımla “Türk Ordusu”nun “Kara Kuvvetleri”nin 2218. yılına girmiş bulunuyoruz. Neden?

    2218 yıl önce kurulmayı reddedenler, soruyorum sizlere? Millet kime denir? Türk Milleti kime denir? Aynı dili konuşan, aynı ortak geçmişe sahip olan, aynı destana inanan, aynı değerleri taşıyan topluluk değil midir? 4000 yıldır dünya üzerinde var olan bir millet olan Türk milletinin de ortak değerleri belli. Ve 2218 yıl önce kurulması da bir ortak değerin hesabıdır.

    Ayrıca gelelim yabancıların Türklerin güyada “Kendilerini abartları ile dalga geçmesi” meselesi. Belçikalı bir arkadaşım, Türk tarihini okuduğunda çok büyük saygı duyduğunu, örnek alınması gereken değerli bir millet olduğumuzu ve bir Türk arkadaşı olduğu için onurlandığını, gururlandığını söyledi. Ayrıca Pakistan’dan bir bayan arkadaşım da Pakistan için Türklerin, dünya üzerinde en çok güvendikleri millet olmasını dile getirdi. Ve ben bunları çok farklı zamanlar da, ne “kendimizi överken” ne de tarihsel, siyasal şeyler konuşurken duydum. Günlük hayatım içinde, gündelik konulardan konuşurken duydum. Fakat diyelim ki bu hikayeler sizin için önemli değil. O zaman gerçek bir anket için size e-posta adresimi vereyim ve benimle kontak kurun.

    Ordu ile alakalı olarak bir örnek daha vermek istiyorum bazı söylenenlere. Türkiye Cumhuriyeti ilan edilmeden önce, Kurtuluş Savaşında, TBMM Kuvayi Milliye Kuvvetlerini “Düzenli Ordu” ismi altında topladı. Peki o zaman Cumhuriyet ilan edilip, Lozan imzalanıp, mecliste Lozan onaylanıp, bu devlet hukuken varlığını başlattığı anı mı ordunun kuruluşu almamız lazımdır? O zaman Kurtuluş Savaşında savaşan “Düzenli Ordu” nerde demezler mi? Lozan’daki siyasal başarıyı sağlayan askeri başarıyı kim aldı demezler mi?

    Yüce Allah ne demiş Hz. Peygamberimiz zamanında “Ey iman edenler! Aranızdan kim dininden dönerse (şunu) bilsin: Allah onun yerine öyle bir millet getirecek ki Allah onları sever Onlar da Allah’ı severler. Mü’minlere karşı mütevazikafirlere karşı ise (fevkalade) onurlu ve güçlü Allah yolunda cihad eden ve hiçbir kınayanın kınamasından kormayan bir millet getirecektir. Bu Allah’ın bir lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah’ın lütfü ve nimeti geniştir O bilendir.” (Maide Suresi 54. ayet) Bu millet Türk milletidir. Ayrıca “Kostantiniyye mutlak feth olunacaktır. Onu feth eden konutan ne güzel komutan o asker ne güzel asker.” demiştir Hz. Peygamberimiz. Ayrıca bir örnek daha; ashaptan insanlar Peygamber Efendimize sormuşlar; “Ya Resullallah İslam dinini direk birinci elden sen bize anlattın. Nasıl ibadet edeceğimizi sen bize öğrettin. İslam yolunda mallarınızı harcayın dedin verdik İslam için cihad edin ve mertebelerin en yükseği olan şehitliğe yükselmemizi söyledin. Birçoklarımız da İslam için şehit olduk. Senin her dediğini harfi harfine yaptık. Takva olarak bizden daha üstün birileri var mıdır?” dediler. Peygamber Efendimiz de “Evet vardır.” dedi. “Öyle bir millet gelecek ki Onlar beni görmedikleri halde beni görmüş gibi iman edecekler. İslamı yüceltip İslam adaletini ve medeniyetini dünyaya yaymaya çalışacaklar ve onlar İslamın koruyucuları olacaklar. İşte ONLAR BENİM CENNETTEKİ KARDEŞLERİMDİR. Takva bakımından da sizden üstündürler.” Evet bu Hadisteki millette Türk millettidir. Hem dinde, hem kültürdü halen aynı vazifeyi üstünde taşıyan, aynı dili konuşan, bin yıllardır aynı kaderi paylaşan Türk milletinin ilk kara kuvvetlerini kurması M.Ö. 209 yılına denk geliyorsa, halen bu kuvvetler devam ediyordur. Zaten “Her Türk asker doğar!”. Devamlılığın esası budur…

  78. Yazan:hidayet Tarih: May 2, 2009 | Reply

    uzun lafın kısası ;

    kemalizm = herşeyi BEN bilirim ulann !! demek ise , TSK 2000 yaşında ,Türkiyenin en eski,en kurumsal,en biherşey kuruluşu olduğunu ima ederek, “oturun oturduğunuz yerde, herbişeyi BİZ bilirizzz ulann !! ” demek istiyorr..bize de selama geçmek kalıyor,yersen..

  79. Yazan:fatih y. abbas Tarih: May 10, 2009 | Reply

    Krizi Firsata Degil, Santaja Cevirme
    Turkiye’de olusturulan tuhaf kriz yaygarasina, carsi ve pazara uflenen demagojilere, “dahiyane onerilere” bakilirsa, en basta bazi buyuk holdinglerin, krizden ders alip, gecmis onyillara dayanan temelli sorunlarina esasli, saglam cozumler aramak yerine, dunyadaki konumlarina bakip, ic sorgulama yapmak; uzulmek yerine, hatalarindan ders cikarmak ve krizi mesru firsatlara cevirmek icin cabalamak yerine , surekli kriz edebiyati yaparak, odemelerini durdurarak, “krizi santaja cevirme” tasasinda girdikleri anlasiliyor.
    http://kiltabletler-ii.blogspot.com/2009/05/krizi-firsata-degil-santaja-cevirmek.html

  80. Yazan:eşref ural rışvanoğlu Tarih: Tem 29, 2009 | Reply

    HÜSEYİN NİHAL ATSIZ’A YAPTIĞINIZ BİR HAKARETTİR LÜTFEN DİKKATLİ OLALIM.

  81. Yazan:aykutbulut Tarih: Ara 7, 2009 | Reply

    milliyetçilik düşmanlığı moda oldu çıktı zaten.inan ki 2000 yasında olup olmaması cokta onemli değil seni kırmayalımda 80 yasında oldunu farzedelm.bizler nasıl olsa bılıyoruz bence devamsızlık yapmış tsk ni köşe başlarındaki ankara simitçilerin e benzetmiş. ülkenin ordusunun kuruluş tarihini dinazorlarla bagdastırmıs. dikkat edersen since yazmıyor orda eminim globalleşen dünyada senin hüviyetine de since yazamışlardır.bu milliyetçilik düşmanlığı nıyeyse sadece bizim ülkemızde moda olduğu bi sümüklü franszılar kadar olamıyoruz adamlar tenezül edipte ingilizce konuşmazlar bizler 5 çayımızı starbuckslarda ingiliz usulü içeriz.benim üzülerek üstüne baSmak istediğim sonumuzun çok iyiye gitmediği.

  82. Yazan:Muhammed Doruk Tarih: Oca 8, 2010 | Reply

    Arkadaşlar mantıklı düşünün.Ağzı olan konuşuyor. Ne kadar bilginiz var TSK hakkında? Ya da tarihimiz hakkında. Bilakis siz,evet siz yazar,yani bu yazıyı yazan arkadaş.Tam bir kurgulama yapmışsınız. Tebrik ederim. Size biraz araştırmanızı,kulaktan doldurma bilgilerle yetinmemeniz öneririm. Bu bir makale değil bu bir düşünce yazısını. Haliyle makalenin gerekçeklerini bilmiyorsunuz sanırım.

    Konu ya gelince.

    Dünya’nın 10′lu sistemine göre kurulan ilk devlet Asya Hun Devleti’dir. TSK bunu baz almıştır. Halen siz boş tellerde dolu dolu mısralar söylüyorsunuz.Atsız meselesi ise,sanırım Starlin’e benzetmeye çalışmışsız. Bu kadar gaflet içinde olmayın. O adamın daha bir zararını görmedik. Aksine faydası,akisleri sönmüş lamlarımızı titretti.Erbabı olduğunuz fikirlerin doğrultusunda ATsız düşmanlığınız (Türk düşmanlığınız) apaçık ortada.

    Böyle bir siteye hiç yakıştıramadım bu tür bir bocalama yazısını.

  83. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Oca 8, 2010 | Reply

    Muhammed bey,

    Cehaletimi maruz görün. 10′lu sistemin ordumuza getirdiği güç nedir acaba açıklayabilir misiniz? Hayır ben de askerliğimde onbaşıydım, çavuş olarak mezun oldum da ondan soruyorum. Şimdi mesela Amerika’yla savaşıyoruz ve nükleer başlıklı bir füze gönderdiler. Onlu sistemle bu saldırıyı nasıl bertaraf edebiliriz? Durun ben buldum. Onar onar kaçma noktasında bir avantaj sağlıyor olabilir mi?
    Atsız nerenizi titretti onu da anlamadım. Atsız Üstad oğlu Yağmur’a vasiyetinde cümle alemi düşman bellemesini söylemişti. Kaderin cilvesi oğlu komunist oldu. Ama belli ki sevenleri mirasını sürdürüyor.
    Böyle bir isme yakıştıramadım doğrusu bu bocalama yorumunu.

  1. 1 Trackback(s)

  2. Oca 12, 2010: En çok okunan ve tartışılan 50 yazı : Derin Düşünce

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin